Eski Uygurcanın Kelimeleri, a harfi

Handwörterbuch des Altuigurischen adlı Türkçe-Almanca sözlükten günümüzün Türkçesine uyacağını düşündüğüm kelimeler:

abıncı: (a)bınču (r) Sklavenmädchen || köle kız

abyazlanmak: auf einer früheren Gewohnheit eylemeylem beruhen || geçmişteki bir alışkanlığa dayanmak
abiyaz << Skt. abhyāsa Neigung, Anlage, schlechte Angewohnheit || meyil, eğilim, kötü alışkanlık (s./bk. Mo. abiyas)

aça: aç+zarf eki ausführlich, detailliert || ayrıntılı, geniş kapsamlı, detaylı

aça ayıra:
ača yaya:

açkaram: ačak(a)ram < TochB acakarm < Skt. ajagara || yılan, kaplan pitonu (Python molurus)

açanay < TochA/B ājānay ~ ājānai < Skt. ājāneya edles Pferd, von edler Rasse || soylu at, soylu; Edler || soylu kişi (s./bk. Mo. aǰinai)

açarı < Sogd. ʾʾcʾry < Skt. ācārya Meister, Lehrer || önder, üstat, usta, öğretmen, hoca (vgl./krş. Khotansak. āśäria-, āśiria-)

açı ačı < Mo. ači < Atü. atı Enkel, Neffe || torun, yeğen

açılgı: aç + l + gu isim eki, ačılgu Aufklärung, Bekanntwerden || çözüm, duyulma

açınmak: ačın- versorgen, pflegen, unterhalten || bakmak, tedarik etmek, bakımını sağlamak, geçimini sağlamak; sich kümmern (um), sorgen (für) || geçimini sağlamak; huldigen || saygı göstermek, hürmet etmek

açınmak2: ačın- (Gewand) öffnen || (elbiseyi) açmak; (Vergehen) bekennen, offen darlegen || (günahları) itiraf etmek; (Kleidung) raffen, (Schulter) entblößen || (elbiseyi) kıvırmak, (omuzu) açmak

acıtma: ačıt- umsorgt werden || ilgi gösterilmek, ilgilenilmek

açtacı: aç + deci dacı
ačtačı Interpret|| yorumcu
ačtačı yaddačı Interpret2 || yorumcu2,

açırmak: ačur- hungern lassen, Hunger verursachen || aç kalmasına sebep olmak, aç bırakmak

aymak: ad- (br) verwirrt sein || aklı karışık olmak 2 eylemeylem

ada: Schaden, Not, Gefahr, Bedrohung, Bedrängnis, Beschwernis, Hindernis, Widrigkeit, Widriges || zarar, sıkıntı, güçlük, tehlike, zor durum, üzüntü, engel, zorluk, terslik, aksilik, ters bir şey (s./bk. Mo. ada)

ayak asra kılmak: Unterwerfen || yenme, mağlup etme

ayak gönül: adak köŋül Unterwürfigkeit, demütige Gesinnung || huşu, alçak gönül

adakmak: adak- in Not kommen, in Not sein || sıkıntıya düşmek, başı belaya girmek, çaresiz olmak; bedrängen, in Gefahr bringen || sıkıntı vermek, tehlikeye atmak
adakturmak:
adaktırışmak:

adalamak: adala- in Not geraten (?) || sıkıntıya düşmek (?) (s./bk. Mo. adala-)

adakızmak: adakkuz- in Gefahr bringen || tehlikeye atmak eylemeylem 3

ayartmak: adart- ~ ad(a)rt- behindern || engel olmak, eylemeylem gefährden || tehlikeye sokmak; Schaden anrichten, schädlich sein || birine zarar vermek, zararlı olmak

adasızın: adasızın ~ adasız(ın) (adv.) in Gefahrlosigkeit2 || tehlikesizlik içinde, güven içinde (zarf)

adaš Kamerad, Gefährte, Freund || arkadaş, eş, dost

aygırak: adgırak, Antilope, Steinbock, Bergziege || antilop, oğlak, dağ keçisi

ayıl: adıl, besonders, selten, seltsam || özel, özellikle, değişik, az bulunur, nadir; verschieden || ayrı, farklı; auserlesen, vorzüglich, exzellent || seçkin, olağanüstü, mükemmel

adıl adrok verschieden2, vorzüglich2 || başka2, ayrı2, farklı2, olağanüstü2

adıl adrok adınčıg körklä vižir vorzüglicher3 und schöner Vajra || olağanüstü3 ve güzel Vajra

ayın: adın, başka || yabancı; jenseitig || öbür taraftaki, öbür dünyadaki adın amranmak einen anderen Lieben (Begehen des dritten Karmapatha = Skt. kāmamithyācāra) || başka birini sevme adın ažunka bar- in eine andere Existenzform eingehen (scil. sterben) || başka bir varlık şekline girmek (yani, ölmek)


ayınca: alal, ayrıca, ek olarak, bundan başka
ayının:


ayınmak:
adın- wieder zu sich kommen, wieder zur Vernunft kommen, verschwinden, (Rausch, Trunkenheit) verfliegen, nüchtern werden || ayılmak, ayık olmak, bilinci yerinde olmak, aklı başına gelmek, sarhoşluktan ayılmak, (sarhoşluk) kaybolmak

ayınmak2:
adın- beeindruckt sein, sich wundern || etkilenmiş olmak, şaşırmak, hayret etmek; erschüttert sein || sarsılmış olmak

ayıngı: ayınagu, adınagu ~ ad(ı)nagu ~ adın(a)gu die anderen || diğerleri, başkaları
adınagu t(a)varın ogurla- Eigentum anderer stehlen || başkalarının malını çalmak
adnagu köŋlin uk[mak]: başkalarının düşüncesini anlamak

ayıncı: adınčıg wunderbar, erstaunlich, außerordentlich, vorzüglich || harikulade, hayret verici, fevkalade, mükemmel; auserwählt, heilig || seçilmiş, kutsal, aziz; Vorzüglichkeit,

ayınçsız: adınčsız unvergleichlich || karşılaştırılamaz
adınčsız adroksuz unvergleichlich2 || karşılaştırılamaz2

ayınsı: adınsıg verschieden, unterschieden || farklı, ayrı, değişik, ayrılmış;

ayında: adınta sonst || bundan başka; anderswo || başka yerde

ayındırmak: adıntur- beeindrucken, in Erstaunen versetzen || tesir etmek, etkilemek, hayrette bırakmak, şaşırtmak

ayıra: adıra (adv.) detailliert || ayrıntılı, detaylı adıra bilmäk detailliertes Erkennen || ayrıntılı tanıma, detaylı bilme
adıra sakınmak

ayırgılıksız: adırguluksuz nicht unterscheidbar || ayırt edilemez

ayırgısız: adırgusuz ohne Unterschied || farksız

ayırt: adırt unterschiedlich, verschieden, getrennt || fark, farklı, değişik, ayrı

ayırtlamak: adırtla- unterscheiden, einteilen || ayırmak, farkı tespit etmek, bölmek; erkennen, (geistig) analysieren || tanımak, (düşünsel olarak) analiz etmek; untersuchen, prüfen || araştırmak, kontrol etmek; auswählen || seçmek

ayırtlayı: adırtlayu detailliert, genau, ausführlich || detaylı, tam, ayrıntılı
adartlayu ber- detailliert auslegen || ayrıntılı yorumlamak

adıcıt: adičit << BHS *ādicitta erster Entschluss || ilk karar (s./bk. Mo. adičid)

adıgam: adigam << Skt. adhigama Studium, Lehre || öğrenim, öğreti

adışmak, atşımak, atşıtmak, alal || büyü gücü, büyü ile kontrol etme, büyü ile yetki, büyü ile yetkili kılma

adištit < TochB adhiṣṭhit < Skt. adhiṣṭhita magische Kraft, magische Kontrolle, magische Ermächtigung, (im religiösen Sinne) Anleitung, Direktive || büyü gücü, büyü ile kontrol etme, büyü ile yetki, büyü ile yetkili kılma (dinî anlamda) talimat (vgl./krş. Mo. adišdid, adištid, adiš)

aditya ~ ad(i)tya < Skt. āditya Sonne (Planet) || Güneş (gezegen)

aykamak: adka- adkanmak ergreifen, packen || tutmak, yakalamak, kapmak eylemeylem
aykak: Bewusstseinsobjekt, Objekt || bilinç objesi, tasavvur edilen nesne; Vorstellung, Idee, Auffassung, Konzeption, Begriff, Konzept || tasavvur, görüş, düşünce, kavram, tasarı (s./bk. Mo. adqaγ)

aykaksız: adkaksız ohne Objekt || nesnesi olmayan, nesnesiz

aykanmak: adkan- Objekte wahrnehmen, (in illusorischer Weise) ergreifen, anhaften || objeyi eylemeylem algılamak, (hayalî bir biçimde) tutmak, yapışmak; sich vorstellen, (fälschlich) perzipieren || tasavvur etmek, (yanlış) algılamak

aykanı, aykangı: adkangu || (bir duyu organının) alanı, duyu objesi (Skt.viṣaya), bilinç objesi

aykangılıksız: adkanguluksuz nicht (in illusorischer Weise) ,ergreifbar‘ || (hayalî bir biçimde) ,kavranması‘ imkânsız

aykandacı: adkantačı ,Greifer‘ = Subjekt (Skt. grāhaka) || ,kavrayan‘ = özne (Skt. grāhaka)

aykaşmak: adkaš- verbunden sein, vereinigt sein (?) || bağlanmış olmak, birleştirilmiş olmak (?)

ayıklamak: adokla- merkwürdig finden, sich wundern eylemeylem über || tuhaf bulmak, bir şey hakkında hayrete düşmek, şaşırmak

ayrım? ayırım: adorum ausgezeichnet, exzellent || olağanüstü, mükemmel; Auszeichnung, Exzellenz || olağanüstülük, mükemmellik

ayrınçsız: adrančsız keinen Unterschied machend || ayrım yapmadan

ayrımak: adro- vorankommen, erfolgreich sein || ilerlemek, başarılı olmak; sich auszeichnen, übertreffen, hervorragend sein, ausgezeichnet
sein || kendini göstermek, sivrilmek, mükemmel olmak

ayrıkçı: adrokčıg ausgezeichnet || olağanüstü, mükemmel

ayrıtmak, ayırtmak: adrot- hinausgehen lassen, übertreffen lassen, Fortschritte machen lassen, fortschreiten lassen, weiterbringen, fördern, voranbringen || aştırmak, geçirtmek, üstüne çıkartmak, ilerleme kaydettirmek, ilerletmek; aussondern, einen Unterschied machen || seçip almak, beğenip ayırmak, ayırt etmek

ayut: adut eine Handvoll || bir avuç (s./bk. Mo. adqu)
adut kar eine Handvoll Schnee || bir avuç kar
adutča suv eine Handvoll Wasser || bir avuç su

ayutlamak, ayıtlamak: adutla- schaufeln, schöpfen (mit der Hand) || avuçlamak

aduy weise || bilge
aduy bilgä weise2 || bilge2 ay- + (u) + y (transforms a verb into a noun that represents the state or the actor of that verb.)??? umay, kınay

adya, atya: adyay << Skt. adhyāya Kapitel, Abschnitt || bölüm, kesim

aftadan, aptadan: aftadan ~ aftad(a)n < Sogd. ʾftʾδʾn (manS) ~ ʾβtʾδʾn (sogdS) (m) Bischof || piskopos

ağmak: ag- emporsteigen, hinaufgehen, nach oben gehen || yukarı çıkmak, yükselmek, yukarıya gitmek; diken diken olmak, ürpermek; erlöst werden || varlık şeklini) değiştirmek, göç etmek; suçu tekrarlamak, tövbesini bozmak; üz çevirmek, (bir şeyden) uzaklaşmak,

ağat, agat: agat < TochA/B āgat < Skt. agada Gegengift, Arznei || panzehir, ilaç; Lebenselixier || yaşam iksiri (s./bk. Khotansak. agada-, agadä, agadāṃ, agade, aggadä)

ağazlanmak: agazlan- überliefert werden (oder: begonnen eylemeylem
werden) || nakledilmek, aktarılmak (veya: başlanmak)

ağdık: agduk ungeschickt, laienhaft, stümperhaft, unprofessionell, nachlässig, wertlos, hilflos, unfähig, inkompetent, einfältig || acemi, becereksiz, gayretsiz, hakir, değersiz, âciz, alık; Nachlässigkeit || beceresizlik

agduk kıl- (eine Handlung) inkompetent ausführen || (bir iş) yetkisiz gerçekleştirmek

agduk tut- Nachlässigkeit annehmen, nachlässig werden || ihmalkâr olmak, özensiz

ağdıklamak: agdukla- als fehlerhaft betrachten || yanlış saymak, yanlış olarak kabul etmek

ağı: agı Waren, Besitz, Habe, Güter, Schätze || mal mülk, mal, servet, hazine; Stoff, Tuch, kostbarer Stoff, Seide || kumaş, değerli kumaş, ipek

agı barım äd tavar Schätze2 und Güter2 || hazineler2 ve mallar2

agıčı Schatzmeister, Steuereinnehmer || hazine yöneticisi, hazinedar, vergi toplayan görevli

ağın: agın ~ (a)g(ı)n stumm || dilsiz

agınčsız unumkehrbar, nicht umkehrend, ohne Umkehr, unabänderlich, unerschütterlich || geri dönülemez, dönmeyen, dönüşsüz, değiştiril(e)mez, sarsılmaz

agınčsız ävrilinčsiz nicht umkehrend2, ohne Umkehr2 || dönmeyen2, dönüşsüz2

agınčsızın (adv.) unerschütterlich || sarsılmaz (zarf)

agır tutmak: für wichtig halten || mühimsemek

ağışmak: agıš- abweichen || ayrılmak, değişik olmak

ağıtmak: agıt- (seinen Sinn) abwenden, aufgeben || (gönlü) ayırmak, çevirmek, terk etmek; ändern || değiştirmek eylemeylem

akra, akır: agir << Skt. agra Bergspitze || dağ başı, zirve, doruk tag agirı Bergspitze (Skt. parvatāgra) || dağ başı, zirve (Skt. parvatāgra) akra akır alal

ayrı: adrı Spitze || sivri uç; Zweig || kol; Gabelung || çatallık; mit Spitzen || sivri uçlu adrısın ketär- einen Zweig davon (d. h. von der Krone einer verheirateten Frau) entfernen || (evli bir kadının tacından) ayrılan kollardan birini yok etmek

ağlak: aglak einsam, abgelegen, ruhig || yalnız, uzak, sapa, sakin, sessiz; verlassen, öde || terkedilmiş, tenha; einzigartig || eşsiz; Einzigartigkeit || benzersizlik, eşi benzeri olmama; Einsamkeit, einsamer Ort || yalnızlık, ıssız yer (s./bk. Mo. aγlaγ)

ağlatmak: aglat- einsam lassen, vereinsamen lassen || yalnız bırakmak

ağlatı: aglatı sehr, in großem Maße || pek çok, çok, büyük ölçüde; besonders, am meisten || özellikle, en çok; außerdem || bundan başka; mit verneintem Verb: absolut (nicht) || olumsuz fiille birlikte: kesinlikle (değil)

ağnamak: agna- sich am Boden wälzen || yerde yatıp yuvarlanmak

ağrıkanmak: agrıkan- vor Schmerz jammern || ağrıdan inlemek

ağrınmak: agrın- sich Sorgen machen, sich sorgen || eylemeylem ağrınmak endişelenmek, kaygılanmak, üzüntü duymak, üzülmek; Schmerz verspüren || ağrı hissetmek; jammern (?) || figan etmek, feryat etmek (?); versorgen || tedarik etmek, bakmak

ağrık: agruk Last, Belästigung, Beschwerlichkeit || yük, rahatsızlık, zorluk

ağrıklamak: agrukla- als Last empfinden, etw. als beschwerlich empfinden || yüksünmek

ağtalmak: agtal- herunterfallen || aşağıya düşmek; herumgewirbelt werden || çevresi etrafında döndürülmek; wimmeln || (karınca gibi) kaynaşmak

aktarmak: agtar- übersetzen || tercüme etmek; || çevresinde etrafında döndürülmek; herumwirbeln || kendi etrafında dönmek; kentern || alabora olmak
agtar- ävir- übersetzen2 || tercüme etmek2

agtarguluk iš küdüg Arbeit2 des Übersetzens || çevirme işi2, çeviri işi2

ağtınmak: agtın- hinaufsteigen, besteigen, erklimmen, hinaufkriechen, nach oben gehen || yukarı çıkmak, yükselmek, yukarıya gitmek

ağı, ağu: agu Gift (Skt. viṣa) || zehir (Skt. viṣa)

ağıkmak: aguk- vergiftet sein, vergiftet werden || zehirlenmek

ağzanmak: agzan- sprechen, rezitieren || söylemek, ezbere okumak

ayniye: aineye < TochA aineyä < Skt. aiṇeya Schwarzantilope || siyah renkli antilop (s./bk. Pāli eṇeyya) (→ ayaneye) ayine käyik der Aiṇeya-Hirsch || Aiṇeya geyiği

ayneke: ainike << Skt. aiṇeyaka Schwarzantilope- || siyah renkli antilop … (→ aineyake, ayineke)

ayşan, ayşanı: aišani << Skt. aiśānī die nordöstliche Himmelsgegend || kuzeydoğu yönü

ak1: ak < Chin. ᜑ e (Spätmittelchin. ʔak) verhasst, hasserfüllt || nefret edilen, nefret dolu; böse || kötü; verabscheuungswürdig || müstekreh; Verhasstes || nefret edilen şey

ak karšı tınl(ı)g böser und streitbarer Mensch || kötü ve kavgacı kişi
ak sakınčlıg mit hasserfüllten Gedanken || düşüncesi nefret dolu olan, nefret dolu düşünceli
ak yagı verhasster Feind || nefret edilen düşman
ak yazok (m) verabscheuungswürdige Sünde || müstekreh günah

akanaklı: akanaglıg mit Residuen (Skt. sopadhiśeṣa) || kalıntılı (Skt. sopadhiśeṣa)

aka, ağa: aka ini älterer und jüngerer Bruder || büyük ve küçük erkek kardeş, ağabey ve erkek kardeş

akalamak, ağalamak: akala- < Mo. aqala- den Vortritt haben, ranghöher sein || önceliğe sahip olmak, kıdemli olmak
akalatmak, ağalatmak: akalat- den Vortritt lassen || öncelik vermek

akar: akar << Skt. ākāra Aspekt || yön, bakış açısı

akaş: akaš < TochA ākāś < Skt. ākāśa Äther, Himmel, || hava, gökyüzü, sema (vgl./krş. Khotansak. āgāśa-, ātāśa-, āvaśaʾ-, Sogd. ʾʾkʾc, TochB ākāśe, Mo. akaš)

akı: akı freigebig || cömert, eli açık
akı köŋül Freigebigkeit || cömertlik

akı: akıg ,Einfluss‘ (Skt. āsrava) || ,akıntı‘ (Skt. etki akıntı, sümük, dışkı, balgam, vücut sıvısı

akılmak: akıl- ~ ak(ı)l- ausfließen, hervorquellen || dışarı akmak, yukarı fışkırmak; sich verbreiten || yayılmak; (Luftspiegelung) zum Vorschein kommen || (serap) görünmek; leben, (im Saṃsāra) wandern, transmigrieren || yaşamak, (Saṃsāra’da) dolaşmak, göç etmek

aklamak: akla- hassen, verabscheuen || nefret etmek, iğrenmek eylemeylem
akla- er- hassen2, verabscheuen2 || nefret etmek2, iğrenmek2

aklancı: aklančıg ~ akl(a)nčıg verhasst, abscheulich, ekelhaft || iğrenç, tiksindirici

aklaşmak günüleşmek: aklaš- küniläš- einander hassen und beneiden || birbirinden nefret etmek ve kıskanmak

akrı: akru langsam || yavaş; leise (Stimme) || yavaş, alçak (ses) (s./bk. Mo. alγur, alaγur)
akrı akrı: akru akru ganz langsam, gemessen || çok yavaş, yavaş yavaş

akrış: akruš Haltung bewahrend, zurückhaltend || çekingen, alçak gönüllü; ruhig, abgeklärt || sakin; konzentriert || (bir noktada) yoğunlaşmış; (meditative) Ruhe, Konzentration, Meditation || (meditasyondaki) huzur, meditasyon

akrışlanmak: akrušlan- sich konzentrieren, meditieren || konsantre olmak, kendini toplamak, meditasyon yapmak; || tavrını korumak, tavrını göstermek

akşar: akšar < TochA akṣar / < TochB akṣār < Skt. akşar akṣara Laut, Silbe || ses, hece (s./bk. Khotansak. akṣara-)

akşal, akçal: akužal < TochA/B akuśal < Skt. akuśala schlecht, böse || kötü; böse Tat, schlechte Tat || günah, kötü iş (s./bk. Khotansak. akūśala) akužal ayıg schlecht2 || kötü2

al Mittel, Hilfsmittel, Methode, geschicktes Mittel (Skt. upāya), Kunstgriff || araç, alet, yöntem, becerikli araç (Skt. upāya), hüner; listig || hilekâr; Täuschung, List || aldatma, kandırma, hile; Kriegsmittel || harp araç ve gereçleri

alacı: alaču Hütte || kulübe
alacık: alačuk kleine Hütte || küçük kulübe (s./bk. Mo. alačuk)

alakırmak: alakır- rufen, brüllen, schreien || bağırmak, böğürmek eylemeylem

alamban: alamban < TochA/B ālambaṃ < Skt. ālambana Bewusstseinsobjekt || bilinç objesi

alan: alaŋ ~ al(a)ŋ Hochland, Hügelland (?) || yüksek arazi, engebeli arazi(?); Höhe || yükseklik

alanık: alaŋuk geschwächt, schwach, kraftlos, erschöpft || zayıf, güçsüz, kuvvetsiz

alanırmak: alaŋur- schwach sein, schwach werden || güçsüz olmak, güçsüzleşmek alaŋurmıš ač entkräftet und hungrig || argın bitkin ve aç, halsiz ve aç

alanırtmak: alaŋurt- schwächen || güçten düşürmek,zayıflatmak

alarmak: alar- geblendet sein || kamaşmak

alasız: alasız restlos, ohne Ausnahme || eksiksiz, tam, istisnasız
alasız bir täg restlos und gleichmäßig || tam ve eşit ölçüde

alasızın (adv.) restlos || eksiksiz (zarf)

alban: alban < Mo. alban eine Art Steuer || bir vergi çeşidi
alban yasak Steuer2 || vergi2

alçak: alčak freundlich, mild, sanft, weich || arkadaşça, içten, iyi, lütufkâr, yumuşak; Freundlichkeit || muhabbet gösterme, arkadaşlık

aşay, açay: ašay < TochA āśai < Skt. āśaya Naturanlage, Veranlagung, Disposition, Neigung, Befindlichkeit, (guter) Lebenswandel || eğilim, tabiat, ruhsal durum, (iyi) yaşam tarzı (vgl./krş. Khotansak. āśaya-, āśśaya-) (→ ažay)

aldırtı: aldırtı von unten, unten || aşağıdan, aşağıda; nach unten || aşağıya; unter || altında

aldırtın vorn, nach vorn || ön taraf, öne doğru; unten || aşağıda

algı: algu Forderung || alacak, talep algu bergü Forderung und Schuld || alacak verecek

alık: alıg schlecht, übel || kötü; Schlechtigkeit, Nachteil || kötülük, zarar, dezavantaj

alıkmak: alık- wild sein (?) || vahşi olmak (?); ganz erschöpft sein (?) || canı boğazına gelmek (?)

alılmak: alıl- genommen werden, erlangt werden || alınmak, elde edilmek, kazanılmak

alım: alım Schulden, Kredit || borç, kredi; Steuern, Abgaben || vergi, tarım ürünleri ile ödenen vergi

alınç: alınč Erwerb, Gewinn, Profit || kazanç, gelir

alın: alıŋ (m) schwache Person || güçsüz kişi 2

alıncı: alınču Ehefrau, angeheiratet || eş, karı, evlenme yoluyla elde edilmiş

alıştırmak: alıštur- gekreuzt (in der Hand) halten || (elde) çapraz tutmak

alıšturu tut- gekreuzt (in der Hand) halten || (elde) çapraz tutmak (zarf eki -u)

alkımak, alkmak: alk- vernichten, auslöschen || yok etmek, söndürmek; entfernen, zum Schwinden bringen, verschwinden lassen || gidermek, yok etmek, ortadan kaldırmak; töten, morden, ermorden || öldürmek, katletmek; beenden || bitirmek; Hilfsverb (mit einem vorangehendem Konverb auf -galı): vollständig tun, perfektivierende Funktion || yardımcı fiil (önde kullanılan –galı zarf-fiil ile birlikte): eksiksiz yapmak, bitirme veya intiha fonksiyonu

alkamak: alka- ~ alk(a)- loben, preisen, rühmen, lobpreisen || övmek, methetmek; sprechen, sagen || söylemek

alkanmak: alkan- loben, lobpreisen, preisen || övmek methetmek; verwünschen, verfluchen || lanet etmek, küfretmek

alkatmak: alkat- gepriesen sein || methedilmiş olmak

alkı: alkıg groß, weit, ausgedehnt, weitläufig, geräumig, breit || büyük, yayılmış, geniş, alanı büyük olan, enli; ausführlich, detailliert || ayrıntılı, detaylı; reichlich || bol, oldukça; frei || serbest; Weite, Breite || genişlik, en; Dauer || süre alkıg ordo der weite Hof || geniş saray

alkınmak: alkın- schwinden, verschwinden (auch Äquivalent von Skt. kṣi-), aufhören, untergehen, versinken, ruiniert werden, zugrunde gehen, zunichte werden || kaybolmak, sona ermek (Skt. kṣi-’nin de eş değeri), yok olmak, batmak, mahvolmak, yıkılmak, boşa gitmek; dahingehen, zuende gehen, sterben || geçip gitmek, bitmek, ölmek; weniger werden, sich erschöpfen || azalmak, tükenmek

alkınçsız: alkınčsız ohne Ende, unendlich, unerschöpflich, nicht schwindend || sonu olmayan, sonsuz, bitmez, tükenmez, kaybolmayan

alkıncı: alkınču Ende, Lebensende, Tod, Todes- || son, hayatın sonu, ölüm, ölüm …; Verlöschen, Schwund || sönme, azalma, kayıp

alkınmak tözlü: alkınmak tözlüg vergänglich || geçici, fâni adv

alkış: alkıš Glückwunsch, Gratulation, Segen, Segenswunsch, Benediktion || iyi dilek, kutlama, hayır dua; Prophezeiung (über die zukünftige Buddhaschaft einer Person) || kehanet (bir kişinin gelecekte Buda olacağının önceden söylenmesi); Weihe (Skt. abhiṣeka) || kutsama, takdis etme (Skt. abhiṣeka); (m, c) Lobpreis, Lobpreisung, Lobgebet || methiye, methetme, övgü duası; Wohlstand und Glück || refah ve mutluluk; Fluch, Verwünschung || beddua, efsunlama

alkı: alku alle (auch Äquivalent von Skt. sarva), sämtliche, alles, insgesamt, ganz, völlig || bütün (Skt. sarva’nın da eş değeri), hepsi, topluca, tam, tamamen; Gesamtheit || bütünlük; der gesamte Besitz, sämtliche Habe || bütün mal mülk
alkı alkı: alku alku alle2, sämtliche2 || bütün2, hepsi2

alku ugrın in jeder Hinsicht || her bakımdan;
alku üdtä immer || daima, her zaman
alku üdün immer || daima, her zaman

alkığı: alkugu alle || herkes; alle gemeinsam || hep birlikte adv

almır: almır Gier, Begehren, Durst (Skt. tṛṣṇā) || hırs, heves, susama (Skt. tṛṣṇā)

alnatmak: alŋad- besiegt werden, unterliegen || yenilmek

alnattırmak: alŋadtur- (j-n) schwächen, besiegen, den Sieg davontragen, überwinden, die Oberhand gewinnen || (bir kişiyi) zayıflatmak, güçten düşürmek, yenmek, galip gelmek, üstünlük kazanmak

alnımak: alŋu- schwach werden, ermatten || gücü azalmak, zayıflamış olmak

alp schwierig, schwer || güç, zor; tapfer, mutig, mannhaft, heroisch, heldenhaft || cesur, yiğitçe, kahramanca; gefährlich || tehlikeli; sehr || çok; Krieger, Heerführer, Heros, Held (auch Äquivalent von Skt. śūra), Vīra || savaşçı, kahraman, serdar, kahraman, yiğit (Skt. śūra’nın da eş değeri), Vīra; (m) Gigant || dev; Tapferkeit, Heroismus, Standhaftigkeit || cesaret, yüreklilik, sarsılmazlık; Schwierigkeit, Kompliziertheit, Komplexität, Mühe, Not || güçlük, karmaşıklık, zahmet, sıkıntı; Gefahr || tehlike

alpın: alpın katıgın sicherlich2, in der Tat2 || şüphesiz2, gerçekten2 adv

alpatmak: alpadmak Tapferkeit || cesaret1

alpagıt: alpagut heroisch, Kriegs- || kahramanca, savaş …; Anführer, Krieger, Heerführer || önder, savaşçı, serdar (s./bk. Mo. albaγud) alpagut är Held || kahraman

alpırganmak: alpırkan- sich anstrengen, sich mühen, sich bemühen || çabalamak, gayret etmek, kendini yormak; schwierig finden, Schwierigkeiten empfinden, etw. als beschwerlich empfinden || zor bulmak, zorlukları hissetmek, yüksünmek; ablehnen, zurückweisen || reddetmek

alplanmak: alplan- tapfer sein || cesur olmak eylemeylem

alsıkmak:alsık- bestohlen werden || soyulmak eylemeylem
-sık / -sik edilgenlik maruz kalma eki

aldamak: alta- betrügen || aldatmak, kandırmak

alda, alta: altag Methode, geschicktes Mittel (Skt. upāya), Kunstgriff, List || metot, araç, becerikli araç (Skt. upāya), yöntem, hile

altın: altın unten, unten befindlich|| alt, aşağıda, altında, aşağıdaki; (mit Abl.) jünger (als) || (… -dan) daha genç; Nadir || ayakucu üstün ekekekek

altığı: altıgu alle sechs || altısı, altının hepsi 1

aldızmak: altız- sich rauben lassen, sich durch … entwenden lassen || çaldırmak

altınlayı: altunlayu wie Gold, goldgleich || altın gibi

aldırmak: altur- beschaffen lassen || temin ettirmek; (Schriften) heranziehen lassen || (eserleri) zikrettirmek, kullandırtmak; geleiten, führen ||refakat etmek, yönetmek

altur- elt- geleiten2, führen2 || refakat etmek2, yönetmek2

alvırmak: alvır- verwirrt werden, verstört sein, verwirrt sein || delirmek, delirmiş olmak, kafası karışık olmak

amanç: amanč < TochA āmāc / < TochB amāc < Khotansak. āmāca- < Mittelind. amacca || bakan, soylu, asil, Śreṣṭhī (vgl./krş. Khotansak. āmākya-, āmāca, Skt. amātya, TochA/B

amarı: amarı << MP abārīg einige, manche || bazıları; andere, übrige, die übrigen || diğer, öteki, ötekiler, diğerleri

amıl ~ am(ı)l friedlich, friedvoll, mild, besonnen, behutsam, ruhig || barışçı, sakin, yumuşak, ihtiyatlı, tedbirli, sessiz;

amırtmak: amırt- befrieden || barış sağlamak, sükûnete kavuşturmak eylemeylem

amırtırmak: amırtgur- zur Ruhe bringen, beruhigen || rahatlatmak, sakinleştirmek, yatıştırmak; befrieden, besänftigen, zähmen, bezähmen, disziplinieren || barış sağlamak, yatıştırmak, yumuşatmak, zaptetmek, uysallaştırmak

ampar: ampar < TochA *āmpar / < TochB āmpär < BHS *āmbara Mango, Mangobaum (Mangifera indica) || mango, mango ağacı (Mangifera indica) ampar yemiš Mango-Frucht || mango meyvesi

amra: amra << Skt. āmra Mango (Mangifera indica) || mango (Mangifera indica) (s./bk. Mo. amr-a, amar-a

amramak: amra- lieben, begehren || sevmek, istemek

amrağılık: amraguluk liebenswert || sevimli, sevilmeye değer

amraguluksuz nicht liebenswert || sevimli olmayan, sevilmeye değer olmayan

amrak: amrak verehrt, geliebt, lieb || sayılan, sevilen, sevgili; begehrt || arzu edilen; verliebt, sinnlich, begehrlich, lüstern || âşık, cinsî, şehvetli; liebevoll || sevgi dolu; Liebling, Geliebte(r), liebe Person, Freund || sevgili, sevilen kişi, arkadaş; geliebte Sache || sevilen şey (s./bk. Mo. amaraγ)

amraklamak: amrakla- liebenswert sein || cana yakın olmak

amraklağı: amraklagu liebenswert || sevilmeye değer, candan

amraksızın: amraksızın (adv.) lieblos || sevgisiz

amramak: amramak (sinnliche) Liebe || (erotik) aşk; Begierde (Skt. kāma) || hırs, tamah (Skt. kāma); Liebe, Freundschaft, Zuneigung || sevgi, dostluk, sempati; Geschlechtsverkehr (Äquivalent von Skt. maithuna) || cinsel birleşme (Skt. maithuna’nın eş değeri); liebevoll, freundschaftlich || sevgi dolu, dostça

amranmak: amran- lieben, begehren, liebevoll sein || sevmek, istemek, sevgi dolu olmak

amrancı: amrančıg anmutig, schön || sevimli, güzel; Anmut, Schönheit (auch Äquivalent von Skt. kānti) || sevimlilik, güzellik

amrancığın: amrančıgın (adv.) lieblich, anmutig || sevimli, hoş (zarf)

amranmak: amranmak sinnliche Liebe, Sexualität, Begierde, Begehrlichkeit || erotik aşk, cinsiyet, cinslik, hırs, tamah, şehvet; Liebe || sevgi; sinnlich, begehrlich || aşkla ilgili olan, şehvetli; liebevoll || sevgi dolu (s./bk. Mo. amaramaγ) amranmak az Begierde2 || tamah

amrastı: amrasti || mango meyvesinin çekirdeği

amraşmak: amraš- sich lieben, einander lieben, Zuneigung zueinander empfinden, sich gut vertragen, gut miteinander auskommen || birbirini sevmek, karşılıklı sevgi duymak, bir kişiyle iyi geçinmek

amratmak: amrat- geliebt werden || sevilmek

amrılmak: amrıl- abgeklärt sein, beruhigt sein, sich beruhigen, zur Ruhe kommen, friedvoll werden, sanft werden || durgun olmak, rahatlamış olmak, huzur bulmak, huzurlu olmak, yumuşak olmak

atız: atız Parzelle, Feldstück (zwischen Bewässerungsgräben) || (su yolları, su arkları arasındaki) parsel, arazi, toprak parçası (s./bk. Mo. atar)

artık: arık Strom, Bach, Kanal || akıntı, küçük akarsu, kanal

amırta: amṛta (br) < Skt. amṛta Nektar, Ambrosia (Name eines Pulvers) || nektar, nefis yemek (bir pudranın adı) (s./bk. Khotansak. amrra-)

amrı: amru ständig, immer, stets || daima, her zaman
amru istim ständig2, immer2 || daima2, her zaman2

amuru tutčı ständig2 || daima2

amşı, amcı: amžu Opfer, Darbringung, (rituelle) Abhilfe || kurban, sunu, (ritüelde kullanılan) çare

an <Chin. Ṹ an (Spätmittelchin. ʔanˋ) Sündenregister, Gerichtsregister || günah defteri, mahkeme defteri
an bitig Gerichtsregister, Sündenregister || mahkeme defteri, günah defteri

anağam, anagam: anagam < TochA anāgām < Skt. anāgāmin einer, der nicht wiederkehrt (buddh. Heiliger) || geri dönmeyen kimse (Budist aziz)

ankat, anagat: anagat << Skt. anāgata Zukunft || gelecek, gelecek zaman anagat kälmädök üd Zukunft2 || gelecek zaman2

anaz: anaz < TochA ānās / < TochB anās < Skt. anātha hilflos, schutzlos, zufluchtslos, ohne Zuflucht, hoffnungslos, elend || çaresiz, zavallı, savunmasız, sığınağı olmayan, umutsuz, sefil anaz umuglugsuz hilflos2, hoffnungslos2 || çaresiz2, umutsuz2

ancan: ančan allmählich, nach und nach, langsam || yavaş yavaş, gittikçe

ancan: ančan < Sogd. ʾnčʾn Rast, Ruhe || dinlenme, huzur ančan ärmäz yaŋlok išlär die irrigen Taten ohne Ruhe || huzursuz yanlış işler

ancaşı: ančaši < Chin. ᤹ሏ֯ an cha shi (Yuan: anˋtʂha˘ ʂṛˋ) Bez. eines Beamten zur Mongolenzeit (bis zum Jahre 1291 n. Chr.), Inspektor || Moğollar devrinde (MS 1291 yılına kadar) bir memurun mesleğinin adı, müfettiş

ancıman: ančm(a)n <Parth. anǰaman / < Sogd. ʾnjmn (manS und sogdS) ~ ʾncmn (sogdS) (m) Konvent der Electi || seçkin rahipler topluluğu; (c) Gemeinde || topluluk

ançı, ançu: ančo <Chin. ᳇ݏ an chang (Spätmittelchin. ʔamˋ ʂɦiaŋ) Tribut || haraç; Belohnung || ödül; dankbar || minnettar
ančo köŋül Dankbarkeit || minnettarlık

ançılamak: ančola- schenken, spenden, opfern || armağan etmek, sunmak, bağışlamamak, vermek, kurban etmek; darbringen, darreichen, überreichen, (j-m etw.) verehren || teklif etmek, || hazırlayıp sunmak, hazırlayıp vermek, takdim etmek; einsenden, einreichen || (armağan olarak) yollamak, sunmak, vermek

artıt, artut: artut Präsent, Geschenk, Tribut || hediye, armağan, haraç artutl[a]- schenken, darbringen || armağan etmek, teklif etmek

anhar: anh(a)r < Sogd. ʾnxr (m) Stern || yıldız

anıtmak: anıt- sich erinnern || hatırlamak

anıtyalık, anıtyatlık: anityatlıg Anityatā-, Vergänglichkeits- || Anityatā …, geçicilik …, fânilik

anşağan, anışağan, anuşağan: anošagan < MP anōšagān ~ Pl. zu MP/Parth. anōšag (m) Paradies || cennet

andarvas: antarvas (br) << Skt. antarvāsa Untergewand der Mönche || rahiplerin elbiseleri

andıkmak: antık- schwören, einen Eid leisten, einen Schwur ablegen, geloben || ant içmek, yemin etmek, tövbe etmek (s./bk. Mo. andaγaila-)

andıray: antiray < TochB antarāy < Skt. antarāya Hindernis, Behinderung, Barriere || engel, engel olma

anıdara: anudara <Skt. anuttara höchste(r, -s), unübertrefflich || en yüksek, mükemmel (s./bk. Sogd. ʾnwtrʾyʾn, ʾnʾwγtʾrʾ, Mo. anudari)
anudara üzäliksiz höchste(r, -s)2, unübertrefflich2 || en yüksek2, mükemmel2, aşılamaz2

anık: anuk, bereit, vorbereitet || hazır, önceden hazırlanmış; vorgesehen, vorbestimmt || önceden belirlenmiş; bereitwillig || istekli; Vorbereitung || hazırlama; Arbeitsbereitschaft || iş yapmaya hazır olma

anıklamak: anukla- vorbereiten, herrichten || hazırlamak

anınmak: anun- bereit sein || hazır olmak;

anıtmak: anut- bereiten, zubereiten, herrichten, vorbereiten, herstellen, schaffen || hazırlamak, yemek pişirmek, düzenlemek, hazırlık yapmak, yapmak, yaratmak; (Tat) ausführen || (iş) yerine getirmek, uygulamak

anıtı, anıtkı: anutgu Vorbereitung || hazırlık, hazırlama

anvazan: anuv(a)zan < TochB anuwasāṃ < Prākrit *anuvāzana < Skt. anuvāsana öliges Klistier || yağlı lavman

anarak: aŋarak << Skt. aṅgāraka der Planet Mars || Mars gezegeni (s./bk. Mo. angγaraγ)

aŋız Stoppeln, Stroh || hasattan sonra tarlada kalan köklü sap, ekin anızı, saman; Stoppelfeld || ekin biçildikten sonra sürülmemiş tarla; brach || nadasa bırakılmış

aŋla- untersuchen || araştırmak, incelemek; verstehen || anlamak aŋla- bil- verstehen und erkennen, verstehen2 || anlamak ve farkına varmak, anlamak2

anlak: aŋlag ~ aŋl(a)g (m) mit Verständnis, Verständnis … || kavramalı, anlayış …

ap: ap und auch || hem de
ap … ap sowohl … als auch || hem … hem …

apa: apa männlicher Vorfahre, Ahn, Großvater,
Urvater || ata, dede, büyük baba, cet (s./bk. TochA āp, TochB āppo) apa ata Vorfahre2 || ata2

apat: apad < Skt. āpad Unglück, Elend, Übel, Schaden || talihsizlik, sıkıntı, fenalık, zarar 1 tehlike engel

abağa: apaga < Mo. abaγa Bruder des Vaters, Onkel || babanın erkek kardeşi, amca

abakşal: apakšal << Skt. apakṣāla Fehler, Schaden || hata, kusur, zarar

apam: apam wenn || eğer adv
apam birök wenn, falls || … -dığında, eğer, şayet
apam birökin wenn, falls || … -dığında, eğer, şayet

apamı, abamı: apamu ewig, unendlich || sonsuz, ebediyet;

apasmak, abasmar: apasmar ~ ap(a)smar << Skt. apasmara Epilepsie || sara hastalığı (s./bk. Sogd. ʾpsmʾry, Mo. abasmari)

abay, apay: apay < TochA āpāy < Skt. apāya schlechte Existenzform, Ende || kötü varlık şekli, son

apımak: apı- behüten, beschützen || korumak, savunmak

apık: apıg versperrt, geschützt, eingezäunt || kapalı, koruma altında olan, saklanan, çitle çevrili; Hindernis || engel

apınmak: apın- sich verstecken, ausweichen || saklanmak, çekinmek

apıtmak: || (dönüşlük zamiri ile birlikte) saklanmak, gizlenmek; verdecken, verbergen, verstecken, verdunkeln || örtmek, gizlemek, saklamak, karartmak; behüten, beschützen, beschirmen || korumak, himayesi altına almak apıt- yupat- (sich) verbergen2 || saklanmak2, gizlenmek2

apraman: apramani << Skt. apramāṇa Unermesslichkeit || sonsuzluk, hudutsuzluk

apsarı: apsari << Skt. apsaras himmlische Nymphe || dişi peri (vgl./krş. TochA aptsar)

ar: ar rotbraun || kızıl kahverengi

armak: ar- betrügen (auch Äquivalent von Skt. pralubh- ,zu verführen suchen‘), überlisten, täuschen || aldatmak

armak2: ar- ~ (a)r- müde werden, ermüden, müde sein || yorgun olmak, yorulmak; (Blutung usw.) stocken, nachlassen, weniger werden, aufhören || (kanama vs.) durmak, yavaşlamak, azalmak, sönmek (s./bk. TochA/B āra-)

ara: ara zwischen …, unter …, innerhalb …, inmitten … || … arasında, … ortasında, … içinde; füreinander, untereinander, gegenseitig || birinin yerine, aralarında, karşılıklı; durch … (hindurch) || … içinden; während … || … sırasında

aralamak: arala- eine Pause machen, eine Ruhepause einlegen, unterbrechen || ara vermek, mola vermek; tadeln || azarlamak

aralaştırmak: aralaštur- variieren, abwandeln || çeşitlendirmek, farklılaştırmak 1

aran: aran Zaun || çit, parmaklık2

aranyadan: aranyadan ~ ar(a)nyadan < TochB āraṇyātan ~
araṇyatan < Skt. āraṇyāyatana Kloster, Einsiedelei || manastır, inzivaya çekilme yeri;

arasız ohne zeitlichen Zwischenraum (Skt. immediately anantara), unmittelbar || zaman bakımında arasız (Skt. anantara), doğrudan; ohne Unterbrechung || kesintisiz

araza: ar(a)za < Syr. rāzā Eucharistie, Eucharistiefeier || efkaristiya, efkaristiya töreni Efkaristiya, Evharistiya, Komünyon ya da Rab’bin Sofrası

arça: arča Wacholder (?) || ardıç (?) (s./bk. Mo. arča)

arkam, argam: argam (zu Skt. arghya)Gabe von Trinkwasser (eine Opfergabe) || içme suyu sunusu (bir kurban)

arhant: arhant < Sogd. ʾrxʾnt < Skt. arhat Ehrwürdiger peygamber seçkin rahip || saygıdeğer (kişi); j-d, der sich auf der vierten Stufe des Heilsweges befindet || kurtuluş yolunun dördüncü aşamasında olan rahip; Heiliger || evliya, kutsal; (c, m) Mönch, Apostel || rahip ,seçkin‘, peygamber (vgl./krş. Sogd.

arıcı: arıčı Fürsprecher, Helfer, Beschützer || lehte olan kişi, yardım edecek kimse, koruyucu

arşı: arži < Sogd. rzʾy < Skt. ṛṣi Seher, Einsiedler, Unsterblicher (in der chin. Tradition) || kâhin, keşiş, (Çin geleneğinde) ölmeyen kişi

arı2: arıg ~ ar(ı)g Wald, Wildnis, Dickicht || orman, balta girmemiş alan, çalılık; Obstgarten, Garten || meyve bahçesi, bahçe

arılamak: arıgla- disziplinieren || eğitim vermek; (Text) || (metnin) pürüzlerini gidermek, gözden geçirmek, düzeltmek

arık: arık Strom, Bach, Kanal || akıntı, küçük akarsu, kanal

arılmak: arıl- betrogen werden, getäuscht werden || aldatılmak, kandırılmak

arılamak: arıla- eintreten, sich für j-n verwenden, Fürsprache einlegen, als Fürsprecher auftreten || birinin tarafını tutmak, birinin iyiliği için aracılık etmek, bir kimsenin lehine konuşmak

arımak: arımak, Reinwerden, Reinsein || temizlenme, temiz olma; (m) Sündenvergebung || günahların affı

arımağılık: arımaguluk nicht verschwindend || yok olmayan

arış: arıš (nahezu ausschließlich in Bezug auf Texte wie Sūtras, Lobpreisungen usw. verwendet) rein || temiz arıš arıg rein2 || temiz2

arıtmak: arıt- reinigen, säubern, putzen, bereinigen, waschen, abwaschen || temizlemek, kirden arındırmak, arındırmak, yıkamak

arıtı, arıtkı: arıtgu Reinigung (Äquivalent von Skt. śuddhi) || temizleme

arıtı: arıtı gänzlich, zur Gänze, völlig, gründlich || tamamen, tamamıyla, iyice; (olumsuz fiilleri pekiştirmek için) asla, kesinlikle, hiç, katiyen; adv
arıtı ančak(ı)ya ymä (mit verneintem Verb) absolut nicht2, || (olumsuz fiille birlikte) katiyen2
arıtı ünsüzin in absoluter Verschwiegenheit, völlig lautlos || tamamen ketumiyetle, tamamen sessiz

-tı / -ı-tı zarf eki

arıtınmak: arıtın- sich waschen, sich reinigen, sich säubern || yıkanmak, temizlenmek

arıştı: arišti << Skt. ariṣṭa Unglück || mutsuzluk, talihsizlik

arka vermek: arka ber- den Rücken zuwenden, ablehnen, zurückweisen || arkasını çevirmek, reddetmek, kabul etmemek

arka: arka Rücken, Rückseite, Hinterseite, hinten, Hinter- || arka, sırt, arka yüz, arka taraf, arkada, arka …; Oberfläche || yüz, yüzey; Ablehnung, Widerspruch, Gegensatz || reddetme, itiraz; Hilfe, Unterstützung || yardım, destek

arka2: arka Gruppe, (religiöse) Gemeinschaft, Gemeinde, Schar, Gruppe einer Gemeinde, Gruppierung || topluluk, grup, (dinî) topluluk, cemaat, bir topluluğun grubu; Stand || sosyal durum; alle, ganz, gesamt || bütün, hepsi, tüm

arka alku kamag alle3 || bütün3 adv

arkalaşmak: arkalaš- sich (in Fraktionen) aufspalten || (özel fraksiyonlara) ayrılmak

arkalık: arkalık Übernehmender, Garant || üstlenen, üstüne alan, garantör

arkan: arkan viel, in großer Zahl || çok, çok sayıda adv

arkası: arkası alle, ganz, insgesamt || bütün, hepsi birden, topluca arkası bodun das ganze Volk || bütün halk

arkaşmak: arkaš- verbunden sein || bağlanmış olmak eylemeylem
arkašmak Überkreuzen, Verschränken (der Hände) || (elleri) çaprazlama, kavuşturma

arkış: arkıš Gesandter, Bote, Herold || elçi, haberci, ulak; Gesandtschaft, Karawane || elçilik, kervan (s./bk. Sogd. ʾʾrxyš

arkı: arku Tal, Schlucht || boğaz, dağ geçidi; Fluss, Strom, Flussbett || nehir, ırmak, nehir yatağı; Provinz, Region, Präfektur, Umgebung (einer Stadt) || il, bölge, ilçe, vilayet, (bir şehrin) çevresi; Stadtmauer || şehir duvarı

arkık: arkuk Querbalken, Querstrebe || çapraz kiriş

arkılamak: arkula- befehlen, entscheiden || emretmek, karar vermek eylemeylem

arkın: arkun (möglicherweise zu TochB arkañ) in Zukunft, später, dereinst || gelecekte, ileride, sonra, bir zamanlar

arkın2: arkun Zuchtpferd, Rennpferd || damızlık at, yetiştirilen at, yarış atı
arkun käväl Zuchtpferd2, Rennpferd2 || yetiştirilen at2, damızlık at2, yarış atı2
arkun käväl atlar Zuchtpferde2, Rennpferde2 || yetiştirilen atlar2, damızlık atlar2, yarış atları2

arkırı: arkuru kreuz und quer, quer, in Querrichtung verlaufend || bir yandan öbür yana, çapraz, yanlamasına, yana yatmış biçimde, bir sağa bir sola, boylamasına
arkuru tur- (Embryo) quer liegen || (embriyo) çapraz yatmak eylemeylem

arlı: (a)rlı (r) (Hirsch) …-Ender, mit … Geweihenden || … boynuzlu (geyik)

arnak: arnag Begründung (möglicherweise Var. von → ornag) || kanıt, gerekçe (→ ornag’ın mümkün varyantı)

arıklamak: arokla- sich ausruhen, rasten, eine Pause einlegen || dinlenmek, istirahat etmek, mola vermek eylemeylem

arsıkmak: arsık- getäuscht werden || aldanmak, yanılmak; in die Irre geführt werden, sich verführen lassen || yanıltılmak, baştan çıkarılmak eylemeylem

arşa: arša (br) < Skt. arśa Hämorrhoiden || hemoroit (s./bk. Sogd. ʾrsx)

arşı: aršı uneinig, entzweit, uneins || dargın, kavgalı, farklı düşüncelerde olan, fikir birliği olmayan

arşı: aršu Zwitter, Hermaphrodit || çift cinsiyetli, er dişi, hermafrodit, erselik

artmak2: art- aufladen || yüklemek

arta: arta im Überfluss || bol bol, gani gani arta täšä im Überfluss2 || bol bol2, gani gani

artamak, ardamak: arta- verfallen, zerfallen, untergehen, degenerieren || çökmek, yıkılmak, bozuk çıkmak, yozlaşmak; verderben || bozulmak; vergehen, verschwinden, sterben || yok olmak, kaybolmak, ölmek; başarı ile sonuçlanmamak,

artak, ardak: artak verkommen, verdorben, faul (Speise) || bozulmuş, kokmuş (yemek); schlimm || kötü; hinfällig || hastalıklı
artak yavız bolmak Hinfällig2-Werden || hastalıklı2 olma, güçsüz2 olma eylemeylem
artamaklıg vergänglich, Dahinschwinden- || geçici, fâni …

ardançsız: artančsız unvergänglich, unzerstörbar || fâni olmayan, bozulamaz;

ardatmak, artatmak: artat- yok etmek, yıkmak, yerle bir etmek, ortadan kaldırmak, çöküşe bırakmak;

ardatıcı: artatgučı Vernichter || yok eden artatmaklıg in der Vernichtung bestehend, mit Verderben verbunden || yok etmede oluşan, bozulmalı

artızmak: artız- ~ art(ı)z- sich (von j-m) betrügen lassen || (birisi tarafından) aldatılmak

artışt: artuhušt < Sogd. ʾrtxwšt (m) Licht || ışık; das dritte Licht-Element || üçüncü ışık elementi

artılmak, ardılmak: artul- beladen werden || yüklenmek eylemeylem

artun, artın, ardın: artun Kümmel || kimyon; Koriander (Coriandrum sativum, Linn.) || kişniş

artırı: arturu überaus, sehr || gayet, çok 2

artıt, ardıt, artut: artut Präsent, Geschenk, Tribut || hediye, armağan, haraç

arun, arın: arun << Skt. aruṇa Morgenröte || şafak sökmesi, seher

arvamak: arva- behexen, zaubern, bezaubern || büyülemek, büyü yapmak, sihirlemek; ein Zauberritual || büyü ritüeli gerçekleştirmek (s./bk. Mo. arba-)

arvanak: arvanak Dromedar (?) || hecin devesi (?)

arvı: arvı unentschlossen, zweifelnd, verwirrt || kararsız, kafası karışık; Zweifel || şüphe
arvı kıl- Zweifel verursachen || şüpheye neden olmak

arvılamak: arvıla- zweifeln || şüphelenmek

arvış: arvıš Zauber, Magie, Zauberformel, Zauberkunst, Zauberspruch, Zauber- || sihir, büyü, büyücülük, büyü formülü, büyü sözü, sihir sözü, büyü … (s./bk. Mo. arviš, arbiš) arvıš bitig Zauber-Text || büyü metni

arvan: arwan < Sogd. ʾrwʾn (= rwʾn) / < Parth. arwān Seele || ruh, can

arya: arya < Skt. ārya Edler, edle Person || asil kişi, soylu kişi

aryasan: aryasaŋ << Skt. āryasaṅgha edle Gemeinde || asil cemaat (→ arya-saŋga) aryasaŋ bursaŋ kuvrag Āryasaṅgha-Gemeinde2 || Āryasaṅgha cemaati2

asmak: as- vermehren, erhöhen, fördern, gedeihen lassen || çoğaltmak, artırmak, yükseltmek, kayırmak, desteklemek; übertreiben || abartmak, geliştirmek eylemeylem

asmak2: as- aufhängen, anhängen, anbringen, festmachen || asmak, takmak, bağlamak
as- salıntur- aufhängen2 || asmak2 eylemeylem

asan: asan < TochA/B āsāṃ ~ asāṃ < Skt. āsana Thron, Sitz, Postament || taht, oturacak yer, heykel altlığı (s./bk. Khotansak. āysana-)

asankı, asanke: asanke eon çağ Asaṃkhyeya çağı, uzun bir devir; unzählig, unzählbar || sayısız

asanvar, asambar: asanvar asambar alal << Skt. asaṃvara Bez. für zwölf Vergehen || on iki günahın adı; Nicht-Zurückhaltung || çekingen olmama

asarmak, asgarmak: asgar- Zinsen bringen, Nutzen bringen || faiz getirmek, faydası olmak; helfen || yardım etmek eylemeylem

ası: asıg Gewinn, Nutzen || istifade, fayda; Zinsen || faiz, getiri; Heil || kurtuluş (s./bk. Mo. asiγ)

asılmak: asıl- anwachsen, zunehmen (auch Äquivalent von Skt. vṛdh-), sich vermehren || artmak (Skt. vṛdh-’ın da eş değeri), çoğalmak, büyümek, zengin olmak, yararlı olmak; gedeihen, sich entwickeln || gelişmek; erstarken || güçlenmek; Nutzen ziehen (aus) || yararlanmak

asınmak: asın- ~ as(ı)n- (Kleidung) anlegen, anziehen, (Kette) sich umhängen || takmak, giyinmek, (kolye) boynuna takmak

asramak: asıra- verpflegen, nähren, versorgen, unterhalten, aufziehen || (bir kişiye) bakmak, geçimini sağlamak, büyütmek; füttern || beslemek; verwalten, rationell wirtschaften || yönetmek, idare etmek; behüten || korumak (s./bk. Mo. asara-)

asrağı: asıragu Unterhalt, Verpflegung || geçim, yiyecek

askancı: askanču Spott || alay
askanču tagon sav alay2
askanču tagon sav sözlämäk alaylı2 sözcük söyleme

askancılamak: askančula- eylemeylem | alay etmek, eğlenmek, (bir kişiyi) gülünç duruma düşürmek;

asra: asra ~ (a)sra (adv.) unten, nach unten, unter || aşağıda, aşağıya doğru, altına, altında; (adj.) schlecht || kötü; niedrig, einfach, untere(r, -s), demütig, bescheiden || alçak, basit, alçak gönüllü, mütevazı, kibirsiz; unten befindlich || aşağıda olan

asra köŋül Demut || alçak gönüllülük
asra sakınč Demut || alçak gönüllülük

asırakı savlar gemeine Worte || sıradan sözler

asur: asur < TochA asur / < Sogd. ʾʾsʾwr < Skt. asura Dämon, Titan || şeytan, dev, Titan (s./bk. Khotansak. aysura-) (→ asure)

asıtmak: asut- aufhängen lassen || astırmak

aşamak: aša- essen, speisen, verzehren || yemek yemek, yiyip içmek; tadını çıkarmak, tadına varmak; zevkini çıkarmak, mutlu olmak; zevk almak; kabul etmek; (acı) çekmek

aşağı: ašagu Speise, Nahrung, Essen || aş, yiyecek, yemek

aşanmak: ašan- essen, verzehren, etw. zu sich nehmen || yemek yemek, yiyip içmek, bir şeyi yemek; adını çıkarmak; verbrauchen || tüketmek

aşatmak: ašat- essen lassen, speisen || yemek yedirtmek, yemek yedirmek eylemeylem

aşay: ašay < TochA āśai < Skt. āśaya Naturanlage, Veranlagung, Disposition, Neigung, Befindlichkeit, (guter) Lebenswandel || eğilim, tabiat, ruhsal durum, (iyi) yaşam tarzı

aşaylı: ašaylıg eğilimli, iyi eğilimli (→ ažaylıg) ašaylıg čaritlıg (iyi) eğilimli ve (iyi) yaşam tarzlı

aşray, aşıray: aširay << Skt. āśraya Grundlage, Basis || temel, esas

aşırvat: aširvat < TochB āśirvāt < Skt. āśirvāda Lobpreis, Segensspruch, Segen || övgü, hayır dua, iyi dilek, kutsama

aşlaşmak: ašlaš- miteinander verbunden sein || birbirine bağlı olmak

aşleş, aşlış: ašleš < TochB aśleṣ < Skt bir burç adı (Yengeç)

aşlış alal kanser

aşnı: ašnu adv zuerst, voran, vorher, früher || ilk olarak, önce, evvela, önceden, eskiden
ašnu öŋräsintä ök viel früher2 || çok önceden2, çok eskiden2, çok daha erken2

ašnu üdki ehemalig, vormalig || eski, evvelki, önceki

ašnuča vorher, früher, zuerst || önce, evvela, ilk olarak, önceden, eskiden; zu Beginn || başta, başlangıçta; vor … || … -dan önce

aşrılmak: ašr(ı)l- hinübergetragen werden || karşı tarafa taşınmak

aşıkmak: ašuk- ungeduldig sein, in Eile sein, eilen, sich beeilen || sabırsız olmak, acele etmek; aufgeregt sein || heyecanlanmak, heyecanlı olmak eylemeylem

aşıkmaklığın: ašukmaklıgın (adv.) aufgeregt || heyecanlı 1

aşıp, aşup: ašup < TochA aśup / < TochB aśubh ~ aśup < Skt. aśubhā Ekelmeditation || iğrenme meditasyonu

aşbakar, aşvakar: ašvagarb << Skt. aśmagarbha Koralle || mercan aşvakar

aşvamat, ašvamet: < TochB aśvamet < Skt. aśvamedha Pferdeopfer || at kurbanı

aşvant: ašvant << Skt. aśvattha Pappel-Feige (Ficus religiosa) || kutsal incir (Ficus religiosa)

aşvın, aşvını: ašvini <TochBaśvini <Skt bir burç (Koç burcu

atamak: ata- anrufen, preisen || çağırmak, seslenmek, övmek; rezitieren, hersagen || ezbere okumak, ezberden söylemek; (be)nennen, bezeichnen, (Namen) geben, erwähnen || ad vermek, ad koymak, adlandırmak, atamak, zikretmek

atadırmak: atadur- anrufen lassen || çağırtmak, seslendirmek

adalmak: atal- bezeichnet werden || adlandırılmak

atan: atan kastriertes Kamel || iğdiş edilmiş deve, hadım edilmiş deve (s./bk. Mo. ata(n))

adanmak: atan- ~ at(a)n- bezeichnet werden, heißen, genannt werden || adlandırılmak, adlandırılmış olmak, ismi olmak; ernannt werden || atanmak, tayin edilmek

atardaki: atartakı bei (Tages)anbruch || (gün) doğmasıyla, şafaktaki

atasızın: (adv.) ohne einen Vater || babasız olarak

atay: atay (Kosewort für Kinder) Kleines, kleines Kind || (çocuklar için okşama sözü) yavru; Tierjunges, Vogeljunges, Nestling || hayvan yavrusu, enik, kuş yavrusu

atıkmak: atık- gerühmt werden, angerufen werden || övülmek, seslenilmek, bağırılmak; berühmt sein || ünlü olmak

atıkımsınmak: atıkımsın- sich den Anschein von Berühmtheit geben || kendini ünlü olarak göstermek

atım: atım treffsicher, kriegstüchtig || iyi nişan alan, savaşçı; tapfer || cesur; Treffsicherheit, Kriegstüchtigkeit || isabet sıhhati, isabetlilik, savaşçılık

atız: atız Parzelle, Feldstück (zwischen Bewässerungsgräben) || (su yolları, su arkları arasındaki) parsel, arazi, toprak parçası (s./bk. Mo. atar
atız yer parzelliertes Landstück || parsellenmiş yer

adlamak, atlamak: atla- rühmen, preisen || övmek, methetmek

avmak: av- sich scharen um, sich drängen um, sich herandrängen || (bir kişinin etrafında) toplanmak, birikmek, (bir kişinin etrafına) yığılmak; wimmeln || (karınca gibi) kaynaşmak; umgeben || kuşatmak, etrafını çevirmek

avşamak: avša- umgeben || kuşatmak, etrafını çevirmek eylemeylem kavuşmak herhalde

avadan, avdan: avadana < Skt. avadāna Großtat, Legende, eine der zwölf Abteilungen des Kanons || kahramanlık, efsane, külliyatın on iki bölümünden birinin adı (→ avdan)

avant: < Sogd. ʾnβʾnt (sogdS) ~ ʾnβnd (manS) Ursache, Grund, Tatenursache, Kausalität || sebep, (sonraki olaylara) neden olacak iş
avant tıltag sebep2, esas ve yan neden (Skt. hetupratyaya)

avaz: avaz << Skt. āvāsa Höhle, Nische || mağara, duvar oyuğu

avıçka: avıčga Greis || çok yaşlı adam; Greisen- || ihtiyar

avınmak: avın- fröhlich sein || neşeli olmak

avını, avıngı: avıngu erquickend, vergnüglich, herzerfrischend || canlandıran, serinleten, eğlenceli, cana can katan avınguta avıngu äußerst erquickend, sehr vergnüglich, überaus herzerfrischend || son derece canlandıran, çok eğlenceli, son derece cana can katan

avırta: avırta Hebamme, Amme || sütanne, sütnine, ebe

avlamak: avla- jagen || avlamak; umgeben, zusammentreiben, umdrängen || etrafını çevirmek, bir araya toplamak, etrafını sarmak (s./bk. Mo. abala-)

avsak: avsak < Sogd. ʾβsʾk Disziplin || disiplin

avya: avya < Syr. ʿbyʾ (c) Pallium, Stola || pallium, papazların omuz atkısı

avyakırt: avyakirt < TochB avyākṛt < Skt. avyākṛta neutral (Klassifizierung von Taten) || bitaraf, tarafsız (işlerin sınıflaması)

aymak: ay- befehlen, anordnen, beauftragen || emretmek, buyurmak, yönlendirmek, (bir kişiyi bir işle) görevlendirmek söylemek, konuşmak, hitap etmek; bildirmek, açıklamak; fala bakmak, kehanette bulunmak (bir olayı) önceden görüp söylemek, ilan etmek;

aya: Hand, Handfläche || el, elin iç tarafı, avuç içi, avuç (s./bk. Mo. aya)

aya3: aya Klapper || çıngırak

ayamak: aya- ehren, verehren, huldigen, Verehrung erweisen, Ehre erweisen, würdigen || hürmetlerini sunmak, saygılarını sunmak, saygı göstermek, hürmet etmek, onurlandırmak, takdir etmek

ayayu yükün- andächtig verehren || eylemeylem saygıyla hürmet etmek

ayak, ayağı??: ayag Verehrung, Huldigung || saygı, hürmet

ayak2 Befehl || emir, buyruk

ayaklığın: ayaglıgın (adv.) mit Devotion, mit Ehrfurcht || saygı ile, saygıyla, saygılı olarak

ayaglıgın al- mit Ehrfurcht empfangen || saygı ile kabul etmek

ayak ~ (a)y(a)k Schale, Trinkschale, Bettelschale || fincan, kâse, içki kâsesi, çanak, kadeh, (rahiplerin) dilenci kâsesi

ayalmak: ayal- verehrt werden, geehrt werden || sayılmak, saygı gösterilmek

ayanmak: ayan- verehrt werden || sayılmak

ayancan: ayančaŋ ~ ayanč(a)ŋ pietätvoll, ehrfürchtig || derin saygı ile, huşu ile, hürmetkâr, inançlı; Verehrung, Pietät, Ehrfurcht || saygı, hürmet, derin saygı, huşu

ayancanlanmak: ayančaŋlan- ehrfürchtig sein, verehren, Ehrfurcht zeigen || derin saygı içinde olmak, saygı göstermek

ayaşmak: ayaš- sich gegenseitig achten || birbirine değer vermek

ayatmak: ayat- verehren lassen, huldigen lassen || saydırmak, saygı göstertmek; verehrt werden || saygı gösterilmek

ayaz: ayaz Himmel, Firmament || gökyüzü, sema; klar || açık

aygučı Minister, Präfekt, Bevollmächtigter, Superintendent, Inspektor, Verwalter || bakan, vekil, vali, müfettiş, yönetici (s./bk. Mo. aiγuči) aygučı bäg Gouverneur || ilçebay, vali

ayı sehr, in großem Maße, äußerst, außerordentlich || çok, büyük ölçüde, son derece, fevkalade; sehr gut || çok iyi; wirklich || gerçekten

ayığ: ayıg schlecht, böse, übel || kötü, fena; günahkâr çok, pek çok; sehr || kötü bir şey, kötülük; || talihsizlik, sıkıntı, fenalık, zarar; Sünde || günah;

ayığlamak: ayıgla- incitmek, aşağılamak, (bir kişiyi) kötülemek, hakaret etmek, horlamak, onurunu incitmek, eleştirmek; verleumden, anschwärzen, diffamieren || iftira etmek, karalamak eylemeylem

ayınmak: ayın- ~ (a)yın- sich fürchten, sich ängstigen, Angst haben, Furcht empfinden, erschrecken || korkmak, korkmuş olmak, korku hissetmek, ürkmek; sich schämen, sich genieren, in Verlegenheit kommen || utanmak, mahcup olmak

ayınç: ayınč Angst, Furcht || korku, endişe, dehşet; Gefahr || tehlike

ayına: ayıŋa (adv.) jeden Monat || her ay

ayıtmak: ayıt- ~ ay(ı)t- fragen, befragen, sich erkundigen, nachfragen || sormak, bilgi almak danışmak; izin istemek; sagen || söylemek; erklären || anlatmak; erbitten || rica etmek; beaufsichtigen, untersuchen || denetlemek, araştırmak; sich nach dem Befinden erkundigen || sağlığını sormak; das Orakel befragen, das Los werfen || kehanette bulunmak, fal bakmak; schicken (nach) || (… – ya) göndermek; (als Geschenk) verehren || (hediye olarak) vermek

aykırmak: aykır- jubeln, zujubeln || sevinçten çığlık atmak, sevinçle bağırmak, alkışlamak

aylanmak: aylan- sich drehen || dönmek 1

aytık: aytıg Frage, Befragung || soru,soruşturma

aytışmak: aytıš- sich gegenseitig fragen || birbirine sormak; debattieren || tartışmak; sich miteinander abstimmen, übereinkommen, sich absprechen, sich beraten || birbirine danışarak davranmak, anlaşmak, uzlaşmak, danışmak; sich begrüßen || selamlaşmak

aypa: ayupa << Skt. *āyupā das Leben schützend || hayat koruyan

az2: az < MP/Parth. āz / < Sogd. ʾʾz- Gier, Begierde (Skt. rāga, tṛṣṇā), Habgier (achter Karmapatha = Skt. abhidhyā) || hırs, tamah, || sevgi; (m) || hırs şeytanı, madde, karanlığın prensibi;
az üzä kavzatılmıš hırs ile kuşatılmış adv

azag häretisch, ketzerisch, falsch || mülhit, doğru inançtan sapmış, yanlış; Häretiker, Ketzer || sapkın, doğru yoldan sapmış

azant: azant ~ az(a)nt < Sogd. ʾʾzʾnt ~ ʾʾznd Erzählung, Geschichte, Parabel || anlatı, hikâye, temsil, mesel

azgan: azgan Dornen || diken; Dornenstrauch || dikenli çalı; wilde Rose || yaban gülü

azgırmak: azgur- verführen, verleiten, fehlleiten, in die Irre führen || baştan çıkarmak, kandırmak, dikkatini dağıtmak, ayartmak, yanlış yol göstermek, yanlış bir yöne göndermek, kötülüğe yöneltmek

azıtık: azıtıg verirrt, heterodox || yanılmış, heterodoks, kabul edilmiş din kurallarına aykırı

azlanmak: azlan- begehren, auf etwas versessen sein, özlemle istemek, açgözlü olmak, göz dikmek, yapışmak; geizig sein, knausern || cimri olmak, cimrilik etmek

azı: azu oder, oder aber, ansonsten || veya, yoksa, ya da; andererseits || öte yandan; jedoch, vielleicht || fakat, belki
azu ..… azu : ya ..… ya da ….. ya da
azu var übrigens || ayrıca

azıca: azuča oder, oder aber, ansonsten || veya, ya da, yoksa, yahut; andererseits || öte yandan

azı2: azu neben …, bei … || … yanında, … yakında

azımak: azu- weniger werden, sich verringern || daha az olmak, azalmak, eksilmek

acun: ažun < Sogd. ʾʾzwn ~ ʾzwʾn(h) ~ ʾʾẓʾwn (sogdS) ~ ʾʾjwn ~ ʾjwn (manS) Existenz, Existenzform, Daseinsform (Skt. gati) || varlık, varlık şekli, varlık biçimi (Skt. gati); Geburt, Wiedergeburt || dogma, yeniden doğma; Leben, Lebenszeit, langes Leben || yaşam, hayat, yaşam süresi, uzun ömür; Welt || dünya

Bir Cevap Yazın

Altinok Translation sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin