ba- binden, fesseln, in Ketten legen || bağlamak, zincirlemek, zincire vurmak; (Grenze) ziehen || (sınırı) geçirmek, (sınır) koymak; eylemeylem
zaubern, im Zauber verwenden, als Zauber verwenden, verzaubern || büyü yapmak,
büyülemek, sihirlemek, teshir etmek; festlegen, festsetzen || belirlemek, saptamak
1
bäklä- ~ b(ä)klä- versperren, verschließen, eylemeylem
stauen || kilitlemek, kapamak, (bir şeye) hayret etmek; zusammenbinden, befestigen, in
Ketten legen || bağlamak, sağlamlaştırmak,
kollamak; verwahren || saklamak, muhafaza
etmek; beerdigen, bestatten, einschreinen ||
gömmek, defnetmek; behüten || korumak;
(Feld) brachliegen || (tarla) işlenmemek, nadasa bırakmak; (Atem) anhalten || (nefesi)
tutmak; bändigen || terbiye etmek, evcilleştirmek (s./bk. Mo. bekile-)
1 baça
b(a)ča (m) Fehler, Schuld, Sünde || ayıp,
yanlışlık, kusur, suç, günah
bača- fasten || oruç tutmak 1 eylemeylem
bačag ~ bačak Gebot, Fasten (Skt. upavāsa) || emir, oruç, perhiz (Skt. upavāsa) (s./bk. Mo. bačaγ)
bačag sı- das Fasten brechen || oruç bozmak eylemeylem
bačat-
bačʾik (zu Sogd. pcʾyt ,es ist recht, passend‘) eylemeylem
(m) Heilsames, Heilmittel || şifalı (şey), ilaç
badrapir << Skt. bhadrapīṭha (vgl. zu Altuig. °pir auch TochB pir || krş. Eski Uygurca °pir
için Toharca B pir) Thron, Stuhl || taht, makam, kürsü
badrok Hellebarde || teber
badsu < Chin. ᣲᦳ fu sao (Spätmittelchin. fut
sawˊ) Fliegenwedel (entstellte Form) || sineklik (bozulmuş bir şekil)
baga < Tib. bha ga < Skt. bhaga weibliche
Scham, Vulva || vulva, kadın dış cinsiyet organı (s./bk. Mo. bhaga)
bagdam paralysiert, unbeweglich || hareketsiz; unzufrieden || hoşnutsuz, memnun olmayan ekekekekek
bağ-da-m????
bagdašın-
bagıš ~ b(a)g(ı)š Gelenk || eklem, mafsal; (r) Zeltstange || çadır direği
bagna Sprosse (einer Leiter), Leiter || (merdiven) basamağı, merdiven
bagragu aggressiv, leidenschaftlich, den Leidenschaften verhaftet || saldırgan, ihtiraslı, ihtiraslarına düşkün; Bindung, Leidenschaft
(Skt. kleśa), Aggressivität || bağlantı, bağ, ihtiras (Skt. kleśa), saldırganlık ekekekekekek
bagragur- aggressiv sein || agresif olmak; arrogant sein, stolz sein || kibirli olmak, eylemeylem
gururlu olmak, mağrur olmak; Liederlichkeit hervorrufen || ihmalkârlığa sebep olmak
bagšal stolz || gururlu; Geißel, Rute, Fessel || kırbaç, kelepçe, zincir bagšal kaŋ stolzer Vater || gururlu baba 2
bagšal- stolz sein, würdevoll sein || mağrur olmak, vakur olmak eylemeylem
bagu (Grenz-)Ziehung || (sınır) çekme eylemeylem
bagurčı < Mo. baγurči Koch || aşçı 2
1 bakşı
bahšı ~ pahši ~ pahšı < Chin. ঊ༛ bo shi
(Spätmittelchin. pak ʂhṛ) Lehrer, Meister ||
öğretmen, muallim, üstat, usta; Guru, Siddha ||
Guru, Siddha (s./bk. Mo. baγši, MMo. baqši)
bakan Kette || zincir
bakčan ~ pakčan < TochA pākäccāṃ / < TochB
pakaccāṃ / < Sogd. pkcʾn || yağmur mevsimi inzivası; || rahiplerin manastırda kalması; || yağmur mevsimi inzivasına riayet eden biri
bakčan olur- die Sommerresidenz verbringen || yağmur mevsimi inzivası geçirmek eylemeylem
bakdilıg mit Trennwand, mit Dekoration || ayırma duvarlı, dekorasyonlu
bakgučı Spion || casus, ajan; Zuschauer, Betrachter, Augenzeuge || seyirci, görgü, görgü şahidi
bakti < TochB bhakti < Skt. bhakti Trennwand,
Abteilung, Vorhang || bölme duvarı, ayırma, bölme, perde; Leinwand, Malgrund || tuval
baktokla- intensiv blicken, suchen || yoğun bakmak, aramak eylemeylem
bal- umwickelt werden, gebunden werden, eylemeylem
gebunden sein, gefesselt sein || dolanmak,
bağlanmak, bağlı olmak, zincirli olmak; fest werden || sağlamlaşmak
balamud < Mo. balamad ~ balamud wahnwitzig, verrückt || delirmiş, çılgın, deli
balar < Mo. balar Sanddüne || kumul
1
balıg verwundet || yaralı
balıg bašlıg verwundet2 || yaralı2
balıg bašlıg kıl- verwunden2 || yaralamak2 eylemeylem
balıg bolmıš yaŋa verwundeter Elefant || yaralanmış fil
1
balık Stadt (auch Äquivalent von Skt. nagarī)
|| şehir (Skt. nagarī’nin de eş değeri) (s./bk. Mo. balaγasun, balγasun)
4
balık dilettantisch, ungeschickt || acemi,
becereksiz; Dilettantismus || acemilik
bali < Skt. bali Opfer, Opfergabe, Tribut, Streuopfer
|| kurban, kurban edilen şey, haraç, serpilen bağış (s./bk. Mo. baling)
baltız jüngere Schwester, Schwägerin || genç kız kardeş, baldız
baltur- groß werden, wachsen || yetişmek, büyümek eylemeylem
baltur- körpälän- || büyümek ve meyve vermek
bamtsan < Chin. ụ䇊 fan zan (Spätmittelchin.
fɦaːmˋ tsanˋ) Lobgesang, Lobpreis, Hymne, Rezitation || övgü, ilâhi, inşat (→ famtsan)
1
bar ~ b(a)r vorhanden, es gibt, anwesend || mevcut, var, hazır; alles, ganz || her şey,
tamamıyla; etwas || bir şey, biraz; am Leben || hayatta; physisch || bedensel; das Sein,
Vorhandensein, Existenz || var olma, olma; der gesamte Besitz || bütün mal varlığı
bar är- vorhanden sein, am Leben sein || mevcut olmak, hayatta olmak
1
barča varca? alle, insgesamt, gänzlich, alles, vollständig (auch Äquivalent von Skt. sarvam adv
ekārtham) || hepsi, hepsi birden, tamamı, tamamen (Skt. sarvam ekārtham’ın eş değeri)
barčagun alle insgesamt || hepsi, hepsi birlikte adv
1
barčın Seidenbrokat, Brokatstoff, aus Seidenbrokat || altın veya gümüş sırma işlemeli ipek
kumaş, altın veya gümüş sırma işlemeli ipek kumaşlı
1
barıg Verhalten, Betragen, Benehmen, Gang, Gehen, Wandel, Lebenswandel || davranış, tutum, gidiş, yürüyüş, gidişat, yaşama tarzı, hayat tarzı; Effekt, Zweck, Wichtigkeit, Absicht || tesir, hedef, önem, niyet; Bestimmung || yönerge
barım ~ bar(ı)m Besitz, Habe, Güter || mal, varlık, mal mülk
bar(ı)m buyan Besitz und Verdienst || mal ve sevap
barın- ausfließen || dışarı akmak, akıp gitmek eylemeylem
barınča zur Gänze || tamamen, tamamıyla adv
2
baru alles || her şey, hepsi; (verneint) überhaupt nicht || (olumsuz) katiyen, asla adv
1
bas- || sık(ıştır)mak (Skt. adhyupās-’ın da eş değeri), eylemeylem
hükümdarlık yapmak, hüküm sürmek, baskı
altında tutmak, boyunduruğu altına almak; || basmak; || ısrar etmek, üstelemek; ||
(bitkiler) yayılıp kaplamak, her yanı sarmak, sık yetişmek; siegen || yenmek
bas- täp- treten2 || basmak2
1
basa < Sogd. psʾ ~ psʾh || yeniden, yeni, sonra, adv
bundan sonra, bundan başka, her zaman; || bunun üzerine,
ayrıca; || ondan sonra gelen (s./bk. Mo. basa)
basasınta (Postp.)folgend, nach || (sontakı) izleyen, müteakip, sonra adv
basgak Gouverneur, Aufsichtsbeamter || vali, denetim görevlisi
basık- unterdrückt werden, überwältigt werden, übermannt werden || basılmak, ezilmek,
yenilmek, bastırılmak eylemeylem
basın- ~ b(a)sın- bedrücken, rauben, (Güter) unterwerfen || sık(ıştır)mak, basmak, çalmak,
(mallara) el koymak, haczetmek, ezmek; versinken || batmak, tabi kılmak eylemeylem
basıš- um die Oberherrschaft kämpfen, konkurrieren || üstünlük sağlamak için savaşmak, rekabet etmek eylemeylem
basıt- unterdrückt werden, überwältigt werden, übermannt werden, (von Krankheit) betroffen sein, (von einer Krankheit) befallen eylemeylem
sein || basılmak, ezilmek, yenilmek, bastırılmak, (bir hastalığa) müptela olmak, (bir hastalığa) yakalanmak, (bir hastalığa) tutulmak
basrok Panzer, Schutz, Stütze || zırh, koruma, destek
basut ~ b(a)sut Hilfe, Unterstützung || yardım, destek
basutčı Helfer, Unterstützer || yardımcı,
basutčılıgın (adv.) mittels, mit Hilfe || yardımcılığı ile, yardımıyla, sayesinde
bašagut Anführer, Vornehmer, Haupt- || önder, başta gelen, baş …
bašgok Gipfel || dağın zirvesi, doruk, zirve; Brocken || parça, kırıntı
bašgok bol- ağırlık olarak görev yapmak, (kıtaları) dengede tutmak eylemeylem
1
bašik < Sogd. pʾšyk ~ bʾšyk (manS) (m) Hymnus (im Man.) || (Maniheizm’de) ilahi
bašik << Skt. bhāṣikā Sprache (?) || dil (?) 3
bašit << Skt. bhāṣita gesprochen, verkündet ||
konuşmuş, konuşulan, söylenmiş; Spruch || özlü söz
bašla- anführen, regieren, beherrschen, verwalten || idare etmek, yönetmek, hüküm sürmek, hükmetmek; beginnen, anfangen, einsetzen || başında bulunmak, hükümdarlık yapmak, hâkim olmak, yönetmek, başlamak; (einem Haushalt) vorstehen, (einen Haushalt) eylemeylem
führen || (bir evi) yönetmek, idare etmek; verantwortlich sein || (bir bütçeyi) yönetmek, sorumlu olmak
1
bat verschieden (?) || farklı, başka (?)
bat baška verschieden2 (?) || farklı2, başka2 (?)
batıl zahlreich || pek çok adv
batıl üküš zahlreich2 || pek çok2
batur- versenken, untergehen lassen, (in den eylemeylem
Boden) einbringen || batırmak, (toprağa) batırmak; verbergen, verstecken, verheimlichen || gizlemek, saklamak
baturu (adv.) heimlich || gizlice
batut geheim, verborgen || gizli, saklı; Verborgenes || gizli bir şey
batut sav geheime Mitteilung || gizli haber
batutlugın (adv.) insgeheim, heimlich || gizlice, gizliden
bau < Chin. ሦ bao (Spätmittelchin. puawˊ; Yuan: pɔwˊ) kostbar || değerli, kıymetli
baučau < Chin. ሦ䡄 bao chao (Spätmittelchin. puawˊ tʂhaːw; Yuan: pɔwˊ [tʂhaw]) Papiergeld || kâğıt para
bavan < TochA/B bhavaṃ < Skt. bhavana Wohnung, Klause, Behausung, Palast || konut,
hücre, mesken, saray
bavan ordo Behausung2 || mesken2
1
bay ~ b(a)y reich, wohlhabend (auch
Äquivalent von Skt. sphīta), vermögend || zengin, varlıklı (Skt. sphīta’nın eş değeri); Reichtum || zenginlik (s./bk. Mo. bayan)
baya kaum, gerade, zuerst || henüz, biraz evvel, evvelki adv
1
bayagut Handelsherr, Vornehmer, Reicher,
reicher Händler (Skt. śreṣṭhin), Gildemeister, Vaiśya || ticaret adamı, zengin, zengin tüccar
(Skt. śreṣṭhin), esnaf ve sanatkârlar birliği ustası, Vaiśya (s./bk. Mo. bayačud, bayačul
bayan bayan < Mo. bain bain ununterbrochen || kesintisiz, sürekli adv
bayu- reich sein, reich werden || zenginleşmek, zengin olmak eylemeylem
1
baz einmütig, einträchtig, harmonisch, einer Meinung, friedlich, versöhnt || hep bir ağızla,
mutabık, harmonik, bir düşünceli, sükûnetli, barışçıl, huzurlu, sakin; Harmonie, Eintracht || uyum, ahenk
1
bazgan ~ b(a)zgan Hammer, Schmiedehammer || çekiç, demirci çekici
bazlıgın (adv.) in Frieden|| barış içinde
bäčäl hüftlahm, verkrüppelt || kalçadan beçel
(itibaren) sakat, kötürüm; Krüppel || sakat, topal
bädäy unfruchtbar || verimsiz
1
bädiz Bild, Malerei, Bemalung, Bildnis, Ornament, Schmuck, Zierrat || resim, tablo,
boyama, tasvir, bezek, takı, süs; Diagramm || diyagram; Musik || müzik
bädizä- malen, ausmalen, zeichnen || resim yapmak, renklerle süslemek, resim çizmek (→ bäzä-) eylemeylem
bädizlä- ~ b(ä)dizl(ä)- bunt schimmern || renkli ışık saçmak; (r) eine Zierde sein || bir süs olmak eylemeylem
bilme ~ belme < Chin. (°me < Chin. ⬽ meng;
Spätmittelchin. maːjŋ) Firstbalken, Firststange || mahya aşığı, çatı direği
bägädmäk Herrschen als Beg, Machtbesitz, Souveränität, Herrscher-sein || bey olarak eylemeylem
hüküm sürme, iktidar sahibi olma, güç sahibi olma, hükmetme, hükümdar olma
bägdini Herr || bey, beyefendi
bägimsin- sich für einen Fürsten halten, als Beg auftreten || kendini bir bey olarak görmek, bey olarak ortaya çıkmak eylemeylem ekekekekekek
bägni Bier (auch Äquivalent von Skt. surā) ||
bira (Skt. surā’nın eş değeri) (vgl./krş. Ossetisch bägäni, bägäny, Chwarezmisch bknỹ)
1
bäk ~ b(ä)k fest, beständig, fortwährend, ewig, dauerhaft, verbindlich || sağlam, sıkı, sert,
devamlı, daimi, ebedi, kalıcı, bağlayıcı, zorunlu; Festigkeit, Beständigkeit, Standhaftigkeit ||
sağlamlık, devamlılık, ebedilik, sarsılmazlık; Fessel, Kette || kelepçe, zincir (s./bk. Mo. beki)
bäkiz ~ b(ä)kiz < TochA pākär manifest, sichtbar, klar, deutlich, offenbar, evident, zum adv
Vorschein gebracht || açık, görünen, belli, apaçık, vazıh, net, bariz, meydana çıkarılmış;
charakterisiert || tanımlanmış; bekannt, kenntlich || bilinen, tanınabilen (vgl./krş. TochB pākri)
b(ä)kläl-
b(ä)klän-
bäklät-
bäkrü fest, sicher || sıkı, sağlam, sıkıca ekekekekekekek
bäksäm ruhig || sakin ekekekekekek
bäksäm ašaylıg mit ruhiger Veranlagung || sakin yaradılışlı
b(ä)kü- befestigen || sağlamlaştırmak, bağlamak; fest werden || sağlam olmak eylemeylem
b(ä)kü- keŋü- fest und breit werden || sağlam olmak ve genişlemek
bäl Berghügel || dağ tepesi
bäläk ~ b(ä)läk Geschenk, Präsent, Gabe ||
hediye, armağan; Paket || paket (s./bk. Mo. beleg)
bälgülä- klar machen, sich vergegenwärtigen, bestimmen, festsetzen, signalisieren || açıklamak, izah etmek, bir şeyi hatırını getirmek,
göz önüne getirmek, belgilemek, işaret etmek; zum Wegzeichen machen, als Wegzeichen
nehmen (Knochen von verstorbenen Reisenden in der Wüste) || (ölmüş yolcuların çölde kalan kemiklerini) yol işareti yapmak, yol
işareti olarak almak; erscheinen, auftauchen|| görünmek, ortaya çıkmak eylemeylem
b(ä)lgür- ~ bälgür- sich zeigen, sich manifestieren, erscheinen, sich transformieren, auftreten || kendini göstermek, görünmek, belirmek, belli olmak, dönüşmek, ortaya çıkmak eylemeylem
b(ä)lgürgü Erscheinen || görünme
b(ä)lgürmä Erscheinung, Geburtsform || görüntü, görünüş
bäliŋ furchtsam, ängstlich || korkulu, yüreksiz; Furcht, Angst || korku, endişe
bäliŋ täg ~ bäliŋtäg furchtbar, furchterregend
|| korkunç, tüyler ürpertici; gewaltig, ungeheuer || şiddetli, dehşetli; plötzlich, unerwartet || beklenmedik, birdenbire, aniden ekekekekek
bäliŋlä- entsetzt sein, erschrecken, sich fürchten, besorgt sein || (bir şeyden dolayı) dehşet eylemeylem
içinde kalmak, ürkmek, korkmak, endişeli olmak (s./bk. Mo. bilingde-)
busan- trauern, sich bekümmern, bekümmert eylemeylem
sein, besorgt sein, sich sorgen, sich Sorgen machen, in Sorge sein, sich beunruhigen ||
üzülmek, tasalanmak, endişelenmek, kederlenmek, rahatsız olmak
bältir Kreuzung, Kreuzweg || kavşak, dört yol ağzı; (astron.) Konjunktion || (astronomik) bağlaç (s./bk. Mo. belčir)
bärä ~ b(ä)rä Meile || mil (mesafe ölçüsü)
(eventuell zu TochB prere ,Pfeil‘; Bedeutungsentwicklung ,Weite eines Pfeilschusses‘ zu ,Meile‘; vgl. TochA pärra-krase ,Weite
eines Pfeilschusses‘) || (muhtemelen Toharca B prere ,ok‘’tan; bir ,ok atımı uzaklık‘’tan ,mil‘e
anlam gelişimi için krş. Toharca A pärra-krase) (s./bk. Mo. ber-e)
bärgä Stock (auch im Ritual: Skt. khaṭvāṅga),
Rute, Peitsche, Bastonade, Bestrafung, Prügelstrafe, Peitschenheib, Rutenstrafe, Knute ||
değnek (ritüelde de: Skt. khaṭvāṅga), ince ve
uzun değnek, kamçı, falaka, ceza, dayak cezası,
kamçı darbesi, kırbaç, kızılcık sopası (s./bk.
Tib. ber ka; Mo. berige, beriye(n), MMo. beri’e)
bärgäk- geprügelt werden, geschlagen werden || dövülmek, sopa atılmak
1
bärk ~ b(ä)rk (eventuell zu TochA prākär bzw.
TochB prākre) fest, (Wald) dicht, beständig ||
sağlam, sıkı (orman), sağlam, dayanıklı; Wald || orman (s./bk. Mo. berke)
1
bärkin (adv.) schwierig, unter Schwierigkeiten || zor, zorluklar içinde
bärt- ~ b(ä)rt- verletzen, verwunden || yaralamak, incitmek; brechen || kırmak eylemeylem
bärtin- verletzt werden || yaralanmak (s. Mo. berte- ,verletzt werden‘/bk. Mo. berte- ,yaralanmak‘) eylemeylem
bäz Geschwür, Geschwulst, Schwellung || ülser, apse, şişkinlik, kabarcık
bäz- erbeben, beben, zittern || titremek, eylemeylem
sallanmak; erschrecken || korkmak, ürkmek bäz- titrä- beben2, zittern2 || sallanmak2, titremek
bäzä- schmücken, dekorieren, ausstaffieren, eylemeylem
strahlen lassen, malen, bemalen || süslemek, bezemek, parlatmak, resim yapmak (→ bädizä-)
bäzgäk Malaria || sıtma (s./bk. MMo. bizgek, bezgek
bečin Affe || maymun;
beldürük Gürtel, Lendenschurz || kemer, bel kuşağı
berdin südlich, Süd- || güney, güney taraf, güney …
berin- sich (an die Brust) schlagen || (göğse) dövünmek eylemeylem
bert Schuld, Abgabe, eine Art Steuer (vom
Landbesitzer zu zahlen), (finanzielle) Belastung || suç, bir vergi çeşidi (arazi sahibi tarafından ödenmeli), (parasal) yükümlülük
bertinčü Weitergabe, Gabe || aktarma, başkalarına verilme, sunu, hediye ekekekekekek
bet Gesicht || yüz
bıbru ~ bibru Hose || pantolon
bıč- schneiden, durchschneiden, abschneiden, zuschneiden || kesmek, (ikiye) biçmek, kesip eylemeylem
koparmak; abmähen || hasat etmek, ekini orakla veya tırmıkla biçmek; töten || öldürmek
bıčgu Messer || bıçak
bıčıg Schnitt || biçim, kesim bıčıg tikig Schnitt und Naht (eines Gewandes) || (bir elbisenin) kesimi ve dikimi
bıčım Schnitt || kesme, kesim
bıkın Hüfte, Flanke || kalça, (hayvanlarda) böğür
bıltur voriges Jahr || geçen yıl
bıltur barma yıl im vorigen Jahr2, im vergangenen Jahr2 || önceki yıl2, geçen yıl2
bımsıramak (bım° vielleicht < Chin. ૱ pin; eylemeylem
Spätmittelchin. ph imˊ) Nichtklassifizieren || sınıflamama
bırtınmak (Var. von → bımsıramak) || (→ bımsıramak’ın bir varyantı alal
bınık- wohlauf sein, sich wohl befinden, bei normalem Befinden sein || sıhhati yerinde olmak, sağlıklı olmak, normal durumda olmak; gesund werden, genesen || iyileşmek bınık- eylemeylem
bıntadu Seide, Seidenstoff || ipek, ipek kumaş;
Seidenbaumwolle || ipek pamuğu (s./bk. Mo.mindasu, mindasun)
bıntse < Chin. ᵜᆀ ben zi (Spätmittelchin.
punˊ tsẓˊ) Notizbuch || not defteri bensi alal
bıntsun < Chin. ᵜሺ ben zun (Spätmittelchin.
punˊ tsun) Gottheit (Skt. devatā) || tanrı, Tanrılık (Skt. devatā)
bırgarudın südlich gelegen || güneyde olan
bırgarudın sıŋar yel Südwind || güney rüzgârı
bırıg schmutzig, unrein || kirli, temiz olmayan; Exkrement || dışkı, pislik
bıš- reifen (auch geistig), kochen, zur Reife eylemeylem
kommen || (manevi ve zihinsel olarak da)
olgunlaşmak, pişmek, olgunluğa erişmek
bıš- akar- (Getreide) reifen und hell werden || (tahıl, ekin) olgunlaşmak ve aydınlanmak
bıšgur- kochen (tr.) || pişirmek; (mit Dat.) j-m eylemeylem
etwas beibringen || (yönelme hâliyle) birine bir şey öğretmek
bıšıg gekocht, reif || pişmiş, olgun; getrocknet || kuru; || işlenmiş; || olgun kişi; olgunluk
bıšgut reif || olgun
bıšıl- ~ bišil- < Mo. bisil- bedenken, reflektieren, erwägen || düşünmek, düşünceye dalmak, ilgi duymak, mülahaza etmek eylemeylem
bıšrun- bütür- (meditativ) kultivieren und eylemeylem
vollenden, (meditativ) vervollkommnen2 || (meditasyonlu olarak) yetiştirmek ve bitirmek, (meditasyonlu olarak) yetkinleştirmek2
bıtadı nutzlos, grundlos, leer || faydasız, boş yere, boş
1
bi Messer, Stichwaffe || bıçak, bıçaklama silahı
bi bıčgu Messer2, Stichwaffe2 || bıçak2, bıçaklama silahı2
bi bıčgu bilik salık Messer2 und Waffe2 ||bıçak2 ve silah2
bi ~ be (r) Stute || kısrak, dişi at 3
bidi- Bed. unklar || manası belirsiz eylemeylem
bigin Breitbeil || oduncu baltası, geniş ağızlı savaş baltası
bikčanlıg Sommerresidenz- || yağmur mevsimi inzivası …
bikšu < Skt. bhikṣu Mönch || rahip (s./bk. Gāndhārī bhikhu)
1
bil << Mittelind. bella ~ billa < Skt. bilva
bengalische Quitte (Aegle marmelos) || bel
(Aegle marmelos) (s./bk. Khotansak. bela-, bila-, Mo. bilba)
bil Zeichen (?) || işaret (?) 1
bögdä Dolch || kama, hançer (→ bögdän) bögdä balto Dolch und Axt || hançer ve balta
1
bilig Wissen, Weisheit || bilgi,bilgelik,hikmet;
Verstand || bilgi, akıl; Gelehrsamkeit || âlimlik, bilginlik; Bewusstsein (Skt. vijñāna) || bilinç
(Skt. vijñāna); (Wortbildung) Abstraktbildner || (kelime türetme) soyut biçim veren (s./bk. Mo. bilig)
2
bi(lig) mit Messern || bıçaklı
bi bıčgulug mit Messern2 || bıçaklı2
bintävir Vorhang, Türvorhang || perde, kapı perdesi (s./bk. Mo. bindavur) bintävir kärig Vorhang2 || perde2
bilin- (Sünden, Vergehen)bekennen, beichten, eylemeylem
eingestehen || (günahı, suçu) kabul etmek, günah çıkartmak, itiraf etmek; einsichtig sein,
bekannt sein, nachsinnen || anlaşılır olmak, tanınmış olmak, düşünüp taşınmak, bilinmek;
bei Sinnen sein, sich bewusst werden || aklı başında olmak, bilinçlenmek
bilkin bekannt, berühmt || bilinen, meşhur, ünlü
bilme ~ belme < Chin. (°me < Chin. ⬽ meng;
Spätmittelchin. maːjŋ) Firstbalken, Firststange || mahya aşığı, çatı direği
bilsik- gewusst werden, bekannt sein || bilinmiş olmak, tanınmış olmak, bilinmek, tanınmak eylemeylem
bilsik- bilil- gewusst werden2, bekannt sein2 || bilinmiş olmak2, tanınmış olmak2, bilinmek2, tanınmak2
bilsikmiš bekannt || tanınmış ekekekekek
biltiz- bemerkt werden, sich zu erkennen geben || farkına varılmak, kendini tanıtmak ekekekekek eylemeylem
bimba < Skt. bimba rote Frucht, die reife
Frucht der Scharlachranke (Momordia monadelpha Roxb.) || kırmızı meyve, kırmızı yemiş
(Momordia monadelpha Roxb.); Bild, Abbild, Statue || resim, suret, heykel (s./bk. Mo. bimba)
bir täg gleich, gleichermaßen, in gleicher
Weise, ebenso || aynı, benzer, aynı şekilde, aynı biçimde adv
bir tušta gleichzeitig, zugleich || aynı zamanda adv
birgärt- vereinigen, zusammenfügen, sammeln, zusammenstellen || birleştirmek, bir eylemeylem
araya getirmek, toplamak, derlemek; (in den Kampf) eintreten || (savaşa) girmek
birgärü zusammen, insgesamt, gemeinsam (auch Äquivalent des Skt.-Präfixes saṃ-) ||
beraberce, birlikte, hepsi birden, ile beraber (Skt. ön ek saṃ-’ın da eş değeri) adv
birik- (mit birlä) sich verbinden (mit), sich vereinigen (mit) || (bir şeyle) birleşmek, bir eylemeylem
olmak; (Himmelskörper) in Konjunktion stehen || (gök cismi) bir araya gelmek, kavuşmak;
sich vertragen (mit) || arası iyi olmak; eins sein || bir olmak, mutabık olmak
1
birlä mit, zusammen (Postp.), unter Einschluss || ile, birlikte, beraber (sontakı); (mit – dokta) sobald || (–dokta ile) olur olmaz; (mit
Konverb auf Vokal) sogleich || (-x zarf-fiili ile birlikte) derhâl, hemen; jedoch, aber || adv
bununla birlikte, fakat; vollkommen, gänzlich || tamamen, bütün
1
birök wenn, falls, sogar (auch Äquivalent von adv
Skt. cid) || eğer, şayet, …-dığında, bile (Skt.cid’in eş değeri)
birtäm vollkommen, gänzlich, zusammen, auf einmal || bütün, büsbütün, tamamen adv
birtämlig gänzlich, vollständig || tam, bütün adv
birtämligin (adv.) gänzlich, vollkommen, restlos || büsbütün, tastamam, tamamıyla
1
biti- schreiben, beschreiben, kopieren, tätowieren || yazmak, yazı ile doldurmak, kopya eylemeylem
etmek, dövme yapmak (s./bk. Khotansak. pīr-,Mo. biči-)
bitit- okıt- abschreiben oder rezitieren lassen || kopya ettirmek veya okutmak
bititdür- veranlassen schreiben zu lassen || kopya ettirtmek, yazdırtmak eylemeylem
bitmul ~ bıtmul << Skt. pippalī Pfeffer (Piper longum) || biber (Piper longum) (→ pitpadi)
bivlik Instrument || alet
2
biz Ahle, Pfriem, Messer || tığ, kunduracı bizi (bıçağı), bıçak
bodtak Stammesangehöriger (?), Junggeselle
(?) || kabile üyesi (?), bekâr erkek (?)
1
bodu- färben || boyamak (s./bk. Mo. budu-) 2 eylemeylem
bodugın bezä- mit Farben bemalen || boyayla boyamak eylemeylem
2
bodu- annageln, nageln, stechen, aufspießen || çivilemek, mıhlamak, saplamak, sokmak eylemeylem
boduk- engagiert sein, hingegeben sein || angeje olmak, kendini vermiş olmak eylemeylem
bodul- haften || yapışmak; verstrickt sein, geil sein, anhängen, befleckt werden || bağlı olmak, eylemeylem
şehvetli olmak, lekelenmek; haften bleiben || yapışıp kalmak (s./bk. Mo. buduli-)
1
bodun Volk, Clan, Leute, Bevölkerung, Gemeinde, Menge || halk, klan, insanlar, nüfus,
topluluk, kalabalık (s./bk. Mo. boda)
bogan Aussehen eines Geschwürs || bir yaranın görünüşü
bognı niedrig || kısa, alçak, düşük; Niedrigkeit,
Kleinheit || kısalık, küçüklük (s./bk. Mo. boγoni, MMo. boqoni)
bogur viel || çok bogur köp yigi viel2 und dicht || çok2 ve sık adv
bok- (beim Sitzen) die Beine unterschlagen ||
(otururken) bacaklarını çapraz bir şekilde kavuşturmak, bağdaş kurmak; sich beruhigen || sakin olmak, sakinleşmek eylemeylem
bok- amrıl- sich beruhigen2 || sakin olmak2, rahatlamak2, sakinleşmek
1
bokmak Knospe (Äquivalent von Skt. maṃjarī) || gonca (Skt. maṃjarī’nin de eş değeri)
2
bokmak das Beugen (der Beine) || (bacakları) eğme, bükme
1
bokok Kropf, Struma (Krankheit) (auch Äquivalent von Skt. galagaṇḍa) || guatr, boyundaki
kalkan bezinin aşırı büyümesiyle beliren hastalık (Skt. galagaṇḍa’nın da eş değeri);
knorriger Auswuchs am Baum || ağaçta dallı budaklı büyüme; Knospe (auch Äquivalent
von Skt. maṃjarī) || gonca (Skt. maṃjarī’nin de eş değeri) (s./bk. Mo. baquu, baqaγu)
bokoklan- knospen || tomurcuklanmak eylemeylem
1
bokun Volk || halk; dicht || kalın, yoğun
bokun bulıt dichte Wolke || kalın bulut, yoğun bulut
bokur- zügeln, bezähmen || dizginlemek, eylemeylem
yenmek, eğitmek, terbiye etmek; mindern, vermindern || azaltmak, eksiltmek
bok(u)rsı ~ buk(u)rsı (r)Joch || boyunduruk (s./bk. TochA pyākäṣ)
bolgu Werden || olma, meydana gelme eylemeylem
1
bor Wein, Alkohol (auch Äquivalent von Skt.
madya) || şarap, alkol (Skt. madya’nın da eş değeri) (s./bk. Mo. bor)
bor bägni ičmäk || şarap ve bira içme, alkol2 tüketme eylemeylem
2
bor Staub, Erdkrume || toz
bor yäki Staub-Dämon, Dämon der Erdkrume || toz şeytanı
borgan Regen- || yağmur … (s./bk. Mo. boroγan)
borgan bulıt Regenwolke || yağmur bulutu
borsu Erbse || bezelye
borta golden, aus dünnen Goldplättchen || altın renginde, ince altın levhadan
bošgun- lernen, erlernen || öğrenmek eylemeylem
bošgungu Lernen || öğrenme
bošgur- lehren || öğretmek eylemeylem
bošgut Belehrung, Unterweisung, Lektion, Lehre || öğretme, talimat, ders, öğreti
bošlun- gebären || doğurmak eylemeylem
bošu- erlauben || müsaade etmek, izin vermek; eylemeylem
freigeben, entlassen, freilassen || serbest
bırakmak, salıvermek; (j-n)befreien,frei
machen (von Sünde), (Verfehlung) vergeben ||
(birisini) azat etmek, (günahlardan) kurtarmak, affetmek; aufgeben || vazgeçmek, terk
etmek; (m) erlösen|| kurtarmak
1
bošug Erlaubnis, Freigabe, Freistellung, Vergebung || izin, müsaade, serbest bırakma,
affetme, bağışlama (s./bk. Mo. bošuγ)
1
bošul- niederkommen || doğurmak eylemeylem
bošun- sich befreien, befreit werden || kurtulmak, affedilmek, kurtarılmak, bağışlanmak eylemeylem
bošunčsuz unverzeihlich || bağışlanmaz,
botočak Kamelfohlen (Kosewort für Kinder) ||
deve yavrusu (çocuklar için okşama sözü) (s./bk. Mo. botuγun)
boymul (r) Tier, das eine weiße Färbung am
Hals hat || boynunda beyaz renk olan hayvan
1
boz Hass || nefret, kin; hasserfüllt || nefret dolu
boz grau || boz, gri, kır; graue Wolle || gri yün (s./bk. Mo. boru)
bozak grauweiß (?) || gri, kül rengi (?)
bozar- grau werden || grileşmek eylemeylem
bozırgu braun || kahverengi
bozla- (Kamel) brüllen || (deve) böğürmek 1 eylemeylem
bög- anhäufen || yığmak, biriktirmek eylemeylem
böggün (Wasser) gestaut, angestaut || (su) birikmiş, tıkanmış
böggün bol- sich stauen || tıkanmak eylemeylem
bögän Blinddarm || kör bağırsak, apandis
bögdä Dolch || kama, hançer (→ bögdän)
bögdä balto Dolch und Axt || hançer ve balta
bögdän Dolch || kama, hançer (→ bögdä)
bögtäg ~ bögt(ä)g < Sogd. βwγtk Verdienst, gute Tat || sevap, iyi iş, iyi amel
1
bök- umrechnen, rechnen, zählen || dönüştürmek, hesaplamak, saymak, sayı saymak 2 eylemeylem
bök- sättigen, satt machen || doyurmak, yedirip içirmek eylemeylem
1
bökä Held || kahraman (s./bk. Mo. böke)
bökä adakl(a)g mit Heldenfüßen || kahraman ayaklı
bökün- Gedanken fassen, nachdenken, sich konzentrieren, erkennen || derin düşünmek, eylemeylem
düşünceye dalmak, düşünüp taşınmak, konsantre olmak, algılamak, farkına varmak, tanımak
bökür- sättigen || doyurmak eylemeylem
böküš Konzentration, Überlegung, Reflexion,
Denken || konsantrasyon, düşünme, düşünüp
taşınma, düşünce; Wille, Entschlusskraft ||
istek, karar verme gücü; weise || bilge
bölä detailliert, ausführlich || detaylı, ayrıntılı adv
bölä adırtlayu detailliert2, ausführlich2 || detaylı2, ayrıntılı2 adv
bölgüsüz kontinuierlich || devamlı, sürekli adv
börisiz ohne Feinde (wörtl.: ohne Wölfe) || düşmansız
börk Kappe, Mütze, Kopfbedeckung,
Tarnkappe || başlık, takke, kamuflaj başlığı; Bergspitze || zirve (s./bk. Mo. börk)
bös- Bed. unklar || manası belirsiz eylemeylem
1
böšük Freund, Gefährte, Kamerad, (angeheirateter) Verwandter || dost, arkadaş, yoldaş,
(aileye sonradan katılmış) akraba; verwandt, verschwägert || akrabalık, evlenmeyle akraba olmuş
böti Kamel || deve
böy Giftspinne || zehirli örümcek, böy
1
böz << Gr. βύσσος Baumwolle, Baumwollstoff,
Kattun, Leinwand, Stoff (auch Äquivalent von
Skt. caila und paṭṭa) || bez, keten bezi, kumaş
(Skt. caila ve paṭṭa’nın da eş değeri); Baumwollgewand || pamuklu giysi; baumwollen ||
pamuklu (s./bk. Arab. bazz, Mo. bös, Mandschu boso, Syr. būṣā)
bučiši ~ buč(i)ši << Skt. bhujiṣya n. pr. (ein
Schüler des Buddha Kanakamuni) || Kanakamuni adlı Buda’nın bir öğrencisinin adı;
Diener || hizmetçi
bučuŋ < Chin. нѝ bu zhong (Spätmittelchin.
put triwŋˋ; Yuan: pu˘ tʂuŋˋ) ungültig || geçersiz,
hükümsüz; Ungültigkeitserklärung || iptal kararı
bud- erfrieren || donmak, soğuktan donmak 1 eylemeylem
bugra- herstellen || yapmak, üretmek eylemeylem
bugurlug Hirsch- (?) || geyik … (?)
buhar < Mo. buqar << Skt. vihāra Kloster, Stūpa || manastır, Stūpa (→ v(i)rha
bukagu Gefängnis, Kette || hapishane, zincir(s./bk. Mo. buqa’u)
bukagučı Gefängniswärter || gardiyan
bukagula- in Ketten legen, fesseln, einkerkern || zincire vurmak, zincirlemek, hapsetmek eylemeylem
1
bulak Quelle || kaynak, pınar; auch Name
eines Loses || bir kuranın adı da (s./bk. Mo. bulaγ
bulanmak
bulgak Aufruhr, Unruhe, Chaos, Anarchie, Verwirrung || ayaklanma, huzursuzluk, kaos,
isyan, çatışma, kargaşa, karmakarışıklık, anarşi, başsızlık, şaşkınlık (s./bk. Mo. bulγa)
bulganyuk verwirrt, getrübt, trübe, aufgewühlt, erregt || şaşkın, bulanık, heyecanlı
bulganyuk köŋüllüg erregt, verwirrt ||heyecanlı, şaşkın ekekekekek
bulıt kašlıg wolkenartig || bulut şeklinde adv
bulmayuk Nichterlangthaben || bulmama ekekekekek
bultuk- vorhanden sein (bultukmaz auch Äquivalent von Skt. na vidyate), sich befinden, zu
finden sein, gefunden werden, sich finden(mit einem vorangehenden lexikalischen
Verb auf -galı) möglich sein || mevcut olmak (bultukmaz Skt. na vidyate’nin de eş değeri),
bulunmak, (önde kullanılan –galı zarf-fiil ile birlikte) mümkün olmak eylemeylem
bulug (r) Suche || arayış
bululgu Gefundenwerden, Erlangtwerden || bulunma, ulaşılma
bululmaguluk nicht erlangbar || ulaşılmaz, erişilmez
bululmıšı das Erlangen || bulma, alma ekekekek
-şı isim eki
bulun Gefangener || tutsak, mahpus
bulun al- gefangen nehmen || esir almak, tutmak eylemeylem
buluna- gefangen nehmen || esir almak, tutmak eylemeylem
buluŋ Ecke, Winkel, Gegend, Richtung, Seite, Zwischengegend, Spitze || köşe, bucak, bölge,
taraf, yön, uç; Gewandsaum || elbise ucu, elbise kenarı; Ausweg, Mittel || çare, araç;
Abhang || iniş, bayır; Reichweite || menzil, erim; steil abfallend || dik eğimli, dik yokuşlu (s./bk. Mo. bulung adv
bumi << Skt. bhūmi Ort, Stätte || yer (s./bk. Khotansak. bhūmi-)
bumpa < Tib. bum pa Gefäß, Krug, Vase || kap, sürahi, vazo (s./bk. Mo. bumba)
1
bun ~ pun < MP/Parth. bun / < Chin. ᵜ ben
(Spätmittelchin. punˊ) Wurzel, Grundlage,
Basis || kök, asıl, temel; Buch || kitap; Grundlagentext, Mūla-Text || temel metni, kaynak
metin, Mūla metni; Titel (?) || başlık (?);Festland (?) || kara (?) (→ bın)
bunga schwachsinnig || zayıf akıllı, bunamış
bungal schwachsinnig || zayıf akıllı, bunamış
bunındakı im Ursprungstext von … || … -nın kaynak metnindeki
bunkı frühere(r, -s) || önceki; gewöhnlich, üblich || gündelik, alışagelmiş adv
bunkı burhanlar die früheren Buddhas || önceki Budalar
bur- dampfen || buharlaştırmak, buhar çıkarmak, buhar yaymak; duften, emporduften || eylemeylem
güzel kokular yaymak, güzel kokmak, koku yayılmak, koku yükselmek
bürkir- dampfen || buhar çıkarmak (s./bk. Mo. burgi-, burgira-) eylemeylem
buran Sturm, Sandsturm, Schneesturm,
Schneegestöber || bora, fırtına, kum fırtınası,tipi, kar fırtınası, boran, tipi
burčak Bohne, Erbse (auch Äquivalent von Skt.
mudga) || fasulye, bezelye (Skt. mudga’nın da eş değeri) (s./bk. Mo. burčaγ, buγurčaγ)
burčınmak Verstörtsein, Verwirrung || şaşkın eylemeylem
olma, şok olma, karışıklık, dolaştırma, karışma burčınmak bulganmak Verstörtsein2 || şokolma2, şaşkın olma2
burčıntur- quälen, provozieren, verstören || eylemeylem
acı çektirmek, acıtmak, eziyet çektirmek, kışkırtmak, tahrik etmek, şaşkına çevirmek
burk Aufmerksamkeit (?), Auswahl (?) || dikkat (?), seçme (?)
burk sark kıl- auswählen2 || seçmek eylemeylem
burkı mürrisch, (Brauen) gerunzelt, (Kranz)
gewunden || huysuz, asık suratlı, çatık (kaş), örülmüş (çelenk); runzlig, eingefallen (auch
Äquivalent von Skt. kṣamatā) || buruşuk, zayıflamış (Skt. kṣamatā’nın da eş değeri)
burkı kašlıg mit gerunzelten Brauen || çatık kaşlı
burkıra (Wolke) geballt, dicht || yoğun, toplu, sıkı (bulut)
burnač Krug, Kanne, Wasserkrug, Tongefäß || küp, testi, güğüm, su testisi, toprak kap
burnač taš toyagu Tonscherben2 || çömlek kırığı
burnayu zuerst || evvela, ilk önce adv
burnayuča zuerst || evvela, ilk önce adv
bursaŋ ~ burs(a)ŋ < Sogd. pwrsnk- < Chin. ܗ fo seng (Spätmittelchin. fɦjyt səə̆ŋ) < Skt.
buddhasaṅgha Gemeinde (Skt. saṃnipāta), Gemeinschaft, Gemeindemitglieder, Konvent (Skt. saṃnipāta), Mönchsgemeinde (im Pl.)
Mönche || cemaat (Skt. saṃnipāta), topluluk, cemaat üyeleri, meclis (Skt. saṃnipāta), rahip topluluğu, (çoğulda) rahipler (s./bk. Mo.
bursang) (→ bursoŋ)
burtar- murren, mürrisch sein || mırıldanmak, eylemeylem
homurdanmak, homurdanan olmak; j-n betrüben, j-n verdrießen || birini üzmek, birini incitmek, birini kızdırmak
buruk- zusammengedrängt sein || bir araya sıkıştırılmak eylemeylem
burun Nase || burun; (Elefant) Rüssel || (fil) hortum; Geruchsorgan || koklama organı;
Spitze || uç, tepe, zirve; der/die/das Beste || en iyi; früher, ehedem, zuerst || evvelce, eskiden, önce
burunča im Voraus || önceden, evvelden, şimdiden adv
burunda früher || evvelce, eskiden adv
burunkı frühere(r, -s) || evvelki, önceki adv
buruŋ Pfeilschuss || ok atımı
buruŋčı Bogenschütze|| okçu
burur geballt (?) || yoğun, toplu (?)
busan- trauern, sich bekümmern, bekümmert sein, besorgt sein, sich sorgen, sich Sorgen eylemeylem
machen, in Sorge sein, sich beunruhigen || üzülmek, tasalanmak, endişelenmek, kederlenmek, rahatsız olmak
busan- bulgan-
busan- busurkan-
busan- bušrul- || üzgün ve bitkin olmak eylemeylem
busan- yerin- bekümmert sein2 || tasalanmak2
busanč (r) Niedergeschlagenheit || üzgünlük
busanmak Sorge, Bekümmertsein || endişe, tasalanma
busantur-
busar-
busurkan- sich sorgen, in Sorge sein, Kummer haben || endişelenmek, tasalanmak, endişeli olmak, üzüntü çekmek eylemeylem
busuš Kummer, Besorgnis, Sorge, Betrübnis || keder, dert, üzüntü, endişe, kaygı, üzüntü
busušlugın (adv.)
buš- (Atem) flach gehen, knapp werden || eylemeylem
(nefes) tıkanmak, nefes darlığı olmak; verwirrt sein, verstört sein || kafası karışık olmak; erregt sein|| telaşa düşmek
bušgak jemand, (dessen Atem) knapp ist,
Kurzatmiger, Asthmatiker || (nefesi) dar olan, astımlı kimse
1bušı < Chin. ᐳᯭ bu shi (Spätmittelchin. puə̆ˋ
ʂi) Almosen, Spende, Gabe, Geben, Almosenspende, Freigebigkeit, Spenden || sadaka, bağış,
hediye, verme, sadaka verme, cömertlik, verme || sadaka isteme
2
bušı erregt, gereizt, reizbar || heyecanlı, hiddetli, sinirli, çabuk kızan
bušmak Bedrücktsein, Verstörtsein || sıkıntı basma, şaşkın olma; Unruhe || huzursuzluk
bušmaklıg Atemnot …, Asthma …, mit Atemnot || nefes darlığı …, tıkanıklık …, astım …, nefes darlıklı
bušrı runzlig, faltig || kırışık, buruşuk, kırmalı,kırışıklarla dolu
bušrul- niedergeschlagen sein, bedrückt sein, gepeinigt werden, verwirrt sein || yıkık olmak, eylemeylem
umutsuz olmak, sıkıntı basmış olmak, üzüntü verilmek, eziyet edilmek, aklı karışık olmak
bušrul- busan- niedergeschlagen und bedrückt sein || yıkık ve sıkıntı basmış olmak
bušrul- bulgat-
bušug Betrübnis, Trübung (vielleicht alter
Fehler für → busuš) || keder, üzüntü, bulandırma (belki → busuš için eski bir hata)
butarla- aufreißen, zerreißen, zerstückeln, eylemeylem
(Heer) aufreiben || yırtıp koparmak, yırtıp ayırmak, parçalamak, parça parça etmek,
(orduyu) yok etmek, mahvetmek (s./bk. Mo. butaraγa-)
butarlaš- einander zerreißen, einander zerstückeln || birbirini koparmak, birbirini parçalamak eylemeylem
butla- (mit den Beinen einen Fluss) berühren, eylemeylem
(zu einem Fluss) gelangen || (bacaklar ile bir nehre) dokunmak, (bir nehre) ulaşmak
1
buu < Chin. 䜘 bu (Spätmittelchin. pɦuə̆ˋ) Teil,
Kapitel, Faszikel || bölüm, kısım, fasikül;
Exemplar (eines Drucks o. ä.) || (baskı vb.) nüsha, tane, adet
1
buyan ~ buy(a)n < Sogd. pwnyʾn < Skt. puṇya
Verdienst, gute Tat, gutes Werk || sevap, iyiamel; Glück, Segen, Heil, Charisma || şans,
bereket, kurtuluş, karizma; Glanz, Pracht || parlaklık, ihtişam, görkem; Glückszeichen (Skt.
lakṣaṇa) || şans işareti (Skt. lakṣaṇa); Glücksgut (Skt. kāmaguṇa) || zenginlik (Skt. kāmaguṇa);
(m) Verdienstübertragung || sevap devretme; Wohlaufsein || sıhhati yerinde olma
buyan alkıš
1
buyanla- Verdienst übertragen, Puṇya spenden, Wohltaten erweisen || sevap devretmek, eylemeylem
sevap tevcih etmek, Puṇya bağışlamak, hayır işinde bulunmak
1
buyruk Minister, Beamter, (c) Prokurator ||
bakan, memur, (H) vekil; Befehlshaber || komutan, amir;
bütrük Befehlshaber || komutan 1
buyur- (br; arch.) befehlen || emretmek, buyurmak eylemeylem
buz- aufreißen, zerreißen || yırtıp koparmak, eylemeylem
yırtıp ayırmak; zerstören, vernichten, vertilgen || yok etmek, yıkmak, imha etmek, bozmak; verderben || bozmak; (Heer) aufreiben ||
(orduyu) yok etmek, mahvetmek; (Vorschriften) verletzen || (kural, talimat, yönerge) çiğnemek; widerlegen || çürütmek
buzgučı Zerstörer || tahrip eden, yıkıcı
büdi- tanzen || dans etmek; gestikulieren || jest eylemeylem
yapmak, el kol hareketi yapmak (s./bk. Mo. büǰi-)
büdig Tanz || dans, oyun (s./bk. Mo. büǰig)
büdigči Tänzerin, Tänzer (auch Äquivalent
von Skt. naṭa) || dansçı kadın, dansçı (Skt.
naṭa’nın da eş değeri) (s./bk. Mo. büǰigči(n))
1
bügü weise || bilge; zaubermächtig || büyü güçlü, büyülü; übernatürlich, übersinnlich || doğaüstü; Weiser, Zauberkundiger || bilge,
büyü uzmanı; Zaubermacht, zauberische Verwandlung, zauberische Entstehung || büyü gücü, büyü dönüşümü, büyü oluşumu
bügüdäm heilig || kutsal adv ekekekekekek
bügülä- weise sein, weise sprechen || bilge olmak, bilgece konuşmak (s./bk. Mo. bögele-)
1
bügün (adv.) auf zauberische Weise, auf magische Weise, durch Zaubermacht || büyülü şekilde, büyüyle
bügüz Fluss (Hallwort nach ügüz) || nehir
(ügüz’den sonra yansımalı kelime
bük Ecke || köşe, kenar; Dichte || sıklık;
zerklüftet || yarıklarla dolu; dicht || sık, kalın
bükri gebeugt, niedergedrückt || eğilmiş, bükülmüş
büksül- zerreißen, (Herz) brechen || yırtılmak, eylemeylem
(kalp) kırılmak; degenerieren || dejenere olmak
büksüz höchst || en yüksek, son derece
bükür- (mit Wasser) besprengen, bespritzen || eylemeylem
(suyla) ıslatmak, üzerine su serpmek, sulamak
bür Knospe, Büschel, Rispe (Äquivalent von
Skt. tūla) || tomurcuk, demet, çiçek salkımı(Skt. tūla’nın da eş değeri) (→ büri)
bür- ausführen (?) || uygulamak (? eylemeylem
bürčük Stamm || gövde
bürčük sap Stamm2 || gövde2
bürt- berühren, anrühren, anfassen, ertasten || dokunmak, değmek, ele almak eylemeylem
bürtüg Berührung (auch Äquivalent von Skt.
sparśa) || dokunma, temas (Skt. sparśa’nın da eş değeri)
bürtüglüg mit Berührung, beim Berühren || dokunmal
büritig aš Berührungs-Speise (Skt. sparśāhāra) || dokunma yemeği
bürtül- berührt werden || dokunulmak eylemeylem
bürünčük Schleier, Verhüllung, Umhüllung
(auch Äquivalent von Skt. avaguṇṭhikā) || kılıf,
peçe, örtü, örtünme, sarma, örtme (Skt. avaguṇṭhikā’nın da eş değeri)
bürür- schnüren (?) || iple bağlamak (?) eylemeylem
bürütüšmäz Kontaktlosigkeit || birbiriyle temas kurmama incompatible bürtüşmez alal incongruous
büt Grenze || sınır
1
büt- vollendet sein, befriedigt werden, sich erfüllen, ans Ziel gelangen, zur Vollendung eylemeylem
gelangen, vollkommen sein || bitmek, tatmin olmak, tatmin edilmek, tamamlanmak; sich verwirklichen || gerçekleşmek; heranwachsen,
zur vollen Entwicklung kommen, reifen, heranreifen || gelişip büyümek, olgunlaşmak, kemale ermek, erginleşmek; erfolgreich sein,
befriedigt werden || başarılı olmak; sich erschöpfen || tükenmek; (Wunde, Geschwür) heilen (intr.) || (yara, ülser) iyileşmek (s./bk. Mo. bütü-)
bütgü Erfüllung, Vollendung || gerçekleşme,
tamamlama; Stuhlgang (?) || büyük abdest, dışarı çıkma (?)
bütürü bil- vollkommen erkennen || tamamen bilmek adv eylemeylem
bütüt Ergebnis, Vollendung || sonuç, netice, sonuçlanma ekekek?????
işitit
Bir Cevap Yazın