ı Strauch, Baum || çalı, ağaç; Feldfrucht,
Getreide, Gewächs, Pflanze, Schlingpflanze ||
ekin, tarla ürünü, hububat, tahıl, bitki,
sarmaşık bitki, sarılgan bitki; Holz || ağaç, odun, tahta; Zweig || dal (→ yı)
ıčan- sich hüten, sich in Acht nehmen || çekinmek, kaçınmak, sakınmak, korunmak, temkinli davranmak, dikkat etmek (s./bk. Mo. iče-) eylemeylem
ıčan- äymän- sich hüten und sich fürchten || dikkat etmek ve korkmak eylemeylem
ıčı Bauer || çiftçi
ıčı tarıgčı Bauer2 || çiftçi
1
ıčgın- ~ ıčg(ı)n- verlieren, (Scham) ablegen || eylemeylem
kaybetmek, (utancı) bırakmak, (utançtan) vazgeçmek; (ins Wasser) fallen lassen || (suya) düşürmek
2
ıčgın- fliehen || kaçmak eylemeylem
ıčgınıp t(ä)z- eilig fliehen || acele ile kaçmak
ıčgıngu Verlust || kaybetme
ıčgınmak Verlieren, Verlust, Verlustiggehen || kaybetme, kayıp
1
ıd- schicken, senden, aussenden || göndermek, yollamak, çıkarmak; entlassen, fortlassen, loslassen (auch Äquivalent von Skt. muc-) || serbest bırakmak, salıvermek, salmak, bırakmak (Skt. muc-’un da eş değeri); aufgeben, verwerfen || vazgeçmek, reddetmek; von sich strecken || gerilmek; (Gelübde) brechen || (yemini) bozmak; ausstrahlen, emanieren || ışın yaymak, yayılmak, sudur etmek; von etw. lassen || caymak, bırakmak; (dem Wunsch) entsprechen || (arzularını) yerine getirmek; (dem Herz) einen Stoß geben || (kalbe, isteğe) gem vurmak; ausgeben || harcamak; gestatten || müsaade etmek, izin vermek; davonkommen lassen || bırakmak; (Brand) legen || (yangın) çıkarmak; als Hilfsverb: zulassen || (yardımcı fiil olarak) izin vermek; vollständig (tun) || tamamen (yapmak)
ıdala- aufgeben, verzichten, hergeben, überlassen, sich lossagen || vazgeçmek, feda etmek, feragat etmek, bırakmak; abschneiden || kesip koparmak; vermeiden || çekinmek, sakınmak; im Stich lassen || yarı yolda bırakmak; verlassen || terketmek; opfern || kurban etmek eylemeylem
ıdıl Streifzug || keşif gezisi
ıdıl- geschickt werden || gönderilmek; (Feuer)
angezündet werden || (ateş) yakılmak; sich
beruhigen || sakin olmak, sakinleşmek
ıdıl- amrıl- sich beruhigen2 || sakin olmak2, sakinleşmek2 eylemeylem
ıdıš ungültig || geçersiz, hükümsüz; Tilgung || ödeme, silme, tesviye
ıdıš bitig ungültige Grundbesitzurkunde || geçersiz emlak belgesi
ıdıš- einander senden || birbirine göndermek eylemeylem
ıdıt- schicken lassen (?) || göndertmek (?)
ıdok heilig, charismatisch || kutsal, mukaddes, karizmatik; kaiserlich, hochwohlgeboren || imparatora ait, pek muhterem; Charismatische(r), Heilige(r) (auch als Epitheton des Buddha) || karizmatik kişi, kutsal kişi (Buda’nın lakabı olarak da kullanılır); Verstorbene(r), verstorbene Person || merhum kişi; Heiligkeit || kutsallık (s./bk. iduγan)
ıdtur- loslassen, freigeben || salıvermek, serbest bırakmak eylemeylem
ıgač ~ ıg(a)č Baum || ağaç; Holz (auch als eines der fünf Elemente), Holz- || ağaç (beş unsurdan biri olarak da kullanılır), ağaç …; Stamm, Baumstamm || ağaç gövdesi; Holzbrett || tahta; Mast, Balken, Stange || direk, kalas, mertek, sırık
ıgla- weinen, seufzen, schluchzen, wehklagen eylemeylem
|| ağlamak, inlemek, hıçkırarak ağlamak (→ yıgla-)
ıgla- ıkıla- schluchzen und weinen || inlemek ve ağlamak eylemeylem
ıgla- sıgta- weinen2, seufzen2 || ağlamak2, inlemek2 eylemeylem
ıkıla- schluchzen || hıçkıra hıçkıra ağlamak eylemeylem
ıkılamak das Klagen || inleme, sızlama
ıkurmak Schluckauf (Äquivalent von Skt. hikkā) || hıçkırık (Skt. hikkā’nın eş değeri)
ıkurmak yötül suvsalık Schluckauf, Husten und Trunksucht || hıçkırık, öksürük ve içki tutkusu
ılıkdur- verschmutzen, beflecken, verunreinigen || kirletmek, pisletmek eylemeylem
ılıl- erwärmt werden || ısıtılmak eylemeylem
ılıt- verschmutzen, beflecken, verunreinigen || kirletmek, pisletmek eylemeylem
ımga ~ (ı)mga ~ (ı)mg(a) Bergziege || dağ keçisi
ın Höhle, Grabhöhle || mağara, mezar mağarası
ınag ~ ın(a)g gläubig || inançlı, dindar;
Zuflucht, Zuhilfenahme || sığınak, dayanak, yardım (s./bk. Mo. inaγ)
ınag al- Zuflucht nehmen || (bir şeyden) çare aramak eylemeylem
ınal ein Titel || bir unvan
ınal čor Würdenträger2 || rütbe sahibi2
ınan- Zuflucht nehmen || (bir şeyden) çare eylemeylem
aramak; glauben, vertrauen (auf) || inanmak, güvenmek
1
ınanč ~ ın(a)nč Vertrauter, Angehöriger des
Hofstaats || güvenilir kişi, sarayın ileri geleni;
zuverlässig, verlässlich || güvenilir, itimat edilebilir (→ inänč)
ınanč amač Vertrauter und Minister || güvenilir kişi ve bakan
ınaru weiter, (mit Lok.) von … an, seit … || … ileri, (bulunma hâli ekiyle) … -dan itibaren, adv
boyunca; (als Präverb) fort-, weg- || (birleşik fiillerde ön fiil) ayrılma …, uzaklaşma … (s./bk. Mo. inaru)
ınaru bärü || oraya buraya, şuraya buraya, her yerde, her tarafta
ınaru bärü agna- sich hin und her wälzen || oraya buraya yuvarlanmak eylemeylem
ınaru bärü it- tart- hin und her stoßen und ziehen || oraya buraya itmek ve çekmek eylemeylem
ınaru bärü kör- hin und her blicken || oraya buraya bakmak
ınaru kämiš- fortwerfen, wegwerfen || atmak, çöpe atmak
ınaru yüzlän- sich abwenden (von) || (bir şeyden) yüz çevirmek eylemeylem
ınčak so, derartig, auf solche Weise || öyle, böyle, şöyle, bu şekilde adv
ınčık Stöhnen, Seufzen || inleme, yakınma
ınčık tančık učık yelpik Dämonen des Stöhnens, der Fäulnis und des Fiebers || inlemenin, çürümenin ve ateşin şeytanları
ınčıkla- seufzen || inlemek (s./bk. Mo. inčaγla-, ingčaγla-) eylemeylem
ınčıklamak Seufzen, Stöhnen || yakınma, inleme
ındınıntakı auf der anderen Seite befindlich || öteki taraftaki, başka taraftaki
ındın → ıntın
ınga wertlos, obdachlos || değersiz, evsiz
ıngala- als wertlos betrachten || değersiz olarak görmek eylemeylem
ıngalatıl- (br) als wertlos betrachtet werden|| değersiz olarak görülmek
ındın üz (br) Rückseite || arka yüz
ıntın ažun Jenseits, andere Welt || öbür dünya
ıntın kıdıgka yoguč käč- zum jenseitigen Ufer übersetzen || öteki kıyıya geçmek
*ıŋırdım rötlich, rot || kırmızımsı, kızıl, kırmızı
*ıŋırdım kızıl čintan suvı mit rotem2 Sandelholz parfümiertes Wasser || kırmızı2 sandal ağacı kokulu su ekekekekek
ıŋra- stöhnen, seufzen || inlemek, yakınmak eylemeylem
ıplamak Bed. unklar || manası belirsiz 1
1
ır Ton, Geräusch, Lied, Gesang || gürültü,
şarkı, türkü; Musikinstrument || çalgı
ır büdig küh Lied, Tanz und Gesang || şarkı, dans ve melodi
ırta takšurup ırla- in Versen singen || dizeler hâlinde şarkı söylemek adv ekekekek???? ırda ır halinde eylemeylem
2 ır Feuerbohrer || yay matkabı, ateş matkabı
ıra- sich entfernen, entfernt sein, sich fern eylemeylem
halten || uzaklaşmak, uzağa gitmek, uzak olmak, kendini uzak tutmak; vergessen werden, verloren gehen || unutulmak, kaybolmak
1
ırak fern, weit (auch Äquivalent von Skt. dūra)
|| uzak (Skt. dūra’nın da eş değeri); allgemein || genel; Ferne || uzaklık
ırat- || uzaklaştırmak, çıkarmak, unutmak, bırakmak, kaçınmak (yıratşeklinde Skt. tyaj-’ın eş değeri), (bir şeyden) uzak durmak eylemeylem
ıratı von fern, entfernt, in der Ferne || uzaktan, uzak, uzakta adv
ırga- schütteln, rütteln, erschüttern, zum eylemeylem
Zittern bringen || sallamak, silkelemek, sarsmak, titretmek (→ yırga-)
ırgakla- ergründen, untersuchen || bir şeyi iyice araştırmak, araştırmak, incelemek eylemeylem
ırgaklıg mit Haken || çengelli
ırgal- zittern, erzittern, ins Schwanken geraten, schwanken, sich schütteln, erbeben || titremek, sallanmak, silkinmek, sarsılmak eylemeylem
ırgal- täprä- sich schütteln2, zittern2 || silkinmek2, titremek2 eylemeylem
ırk Orakel, Omen, Los, Würfel, Losbuch || fal,
kehanet, kader, zar, kehanet kitabı (s./bk. Sogd. ʾrk)
ırk bitig Losbuch (Werktitel) || kehanet kitabı (bir metnin başlığı)
ırk sač- das Los werfen || kader saçmak, kehanette bulunmak eylemeylem
ırkla- das Los werfen, das Orakel befragen || eylemeylem
fal bakmak, kehanette bulunmak
ırksız Glücklose(r) || şanssız kişi
ırla- singen || şarkı söylemek (→ 1 yırla-) eylemeylem
ırŋak Haken (auch des Mahut) || çengel (fil yetiştiricisinin kullandığı kanca da); auch Haken von chin. Schriftzeichen || Çince yazı işaretlerinde de kuyruk
ıs Rauch, Räucherwerk || duman, is, tütsü ürünü
ısır- nagen, knabbern, benagen, beißen || kemirmek, ısırmak (→ ısur-, isir-) eylemeylem
ısırın- sich ärgern, sich vor Ärger auf die eylemeylem
Lippen beißen || öfkelenmek, sinirlenmek, sinirden dudağını ısırmak
ısırka ısırka Ohrring, Ohrschmuck || küpe; Palast,
Turm, Söller || saray, kule (s./bk. Mo. asar)
ısla- räuchern|| tütsülemek eylemeylem
ıslagu Räucherwerk || tütsü ürünü
ıslagu yıd yıpar Räucherwerk3 || tütsü ürünü3
ıslat- räuchern lassen, Rauch hochsteigen lassen || tütsületmek, yükselttirmek eylemeylem
ıšı- hell werden || aydınlanmak, ışımak 1 eylemeylem
ıšıg Schnur, Seil, Tau || ip, sicim, urgan (→ yıšıg) ıšıg bašı Seilende || ip başı 2
ıšın Haarflechte || saç örgüsü
ıšın sač Haarflechte2 || saç örgüsü2
ıšok Licht || ışık
ıšu roter Lehm (?) || kırmızı kil (?)
ıšuk Helm || miğfer, kask
ošık yarık kılıč bilik Helm, Panzer, Schwert und Waffe || miğfer, zırh, kılıç ve silah
1
ıt Hund || köpek, it;
ıt burunnıŋ kasıkı Schale der Hagebutte || kuşburnunun kabuğu
ıtarlamak wiederholtes Stoßen || tekrar tekrar itme, tekrar tekrar çarpma eylemeylem
ıtgın ič- mit dem Nasenloch trinken || burun deliğiyle içmek eylemeylem
ıyat ~ ı(y)at Scham, Demut (Skt. apatrapā) || utanç, utanma (Skt. apatrapā); Sittsamkeit || çekingenlik
ıyatlıg schamhaft || utangaç, çekingen
ıyatsız schamlos || utanmaz
iälä- behüten, sich aneignen, in Besitz nehmen || korumak, esirgemek, sahiplenmek eylemeylem
1
ič innen, zwischen || iç, … -nın arasında; eigen, zum inneren Kreis gehörig || şahsi, iç bölgeye ait; Inneres || iç; Eingeweide, inneres Organ || iç, ara, iç organlar (→ ičintä, ičintäki, ičtin)
ičandik << Skt. icchantika Bez. || dinî yetkide yanlışlıkla hak
iddia eden veya hicrete yapışan mürit sınıfının adı (s./bk. Sogd. ʾytcšʾntk)
ičägü Eingeweide, Innereien || iç, iç organlar
1
ičgäk Dämon, Yakṣa || şeytan, Yakṣa
ičgäk rakšaz Yakṣa und Rākṣasa || Yakṣa ve Rākṣasa
ičgär- hineinbringen || içeri getirmek, sokmak; sich annehmen || bir işi üzerine almak; an sich eylemeylem ziehen, gütig stimmen || kendine çekmek, yardımsever onaylamak; in sich schließen, einschließen || içermek, ihata etmek; bekehren || çevirmek, döndürmek
ičgäriš- gegenseitig (ins Haus) führen || karşılıklı (eve) getirmek eylemeylem
ičgärü hinein || içine; innere(r, -s), Palast- || içeri, saray …
ičgärü agılık inneres Schatzhaus || içeri hazine
ičgärü kigür- hineinführen || içeri sokmak
ičgärü kir- hineingehen || içeri girmek
ičgärü tapıgčı Palastbeamter || saray memuru
ičgü Trank, Getränk (auch Äquivalent von Skt. ambhas) || içki, içecek (Skt. ambhas’ın da eş değeri)
ičigli Trinkender || içen
ičik- hineingehen, sich einstellen, (einer Religion) beitreten, sich unterwerfen || içeri girmek, ortaya çıkmak, (bir dini) kabul etmek, boyunduruk altına girmek
ičil- getrunken werden || içilmek eylemeylem
ičim Getränk || içecek
ičimlig mit Getränk || içecekli
ičimlik Trinkbares || içimlik
1 ičin untereinander || aralarında; innerlich, im Inneren || içten, içinde adv
ičirdi innerlich || içten, kalpten adv
*ičlä- (Kleid) füttern || (elbise) astarlamak eylemeylem
ičlägü (Kleid) Futter, Ausfütterung || (elbise) astar
ičlig schwanger, trächtig || hamile, gebe; im Inneren befindlich || iç tarafta bulunan
ičlig luu ordosı || (denizin) içinde olan ejderha sarayı
ičrä innerhalb von, in || içeri, içeride, içinde; intern || iç, dâhili adv
1
ičräki ~ ičr(ä)ki innen befindlich || içerdeki,
içteki;Angehöriger des Hofstaats || sarayın ileri gelen müritleri; Diener || hizmetçi
ičräki az (m) die innere Gier || içerdeki hırs
ičräki oron (br) Harem || harem
ičräki saŋun (m) ein Titel || bir unvan
ičtin innen || içerde, içten, içinde; das Innere || iç
ičtirti innen, nach innen || içinde, içine adv
idäŋ stets, ständig || daima, her zaman, sürekli, adv
devamlı; völlig || tamamen; nur, allein || yalnız, sadece
1
idi äußerst, sehr || çok; (verneint) keineswegs, keinesfalls (Verstärkung der Neg.) || asla, hiçbir şekilde, hiçbir surette, hiçbir zaman (olumsuzluğun kuvvetlendirilmesi)
idiš Gefäß, Behältnis, Behälter, Schale, Geschirr || kap, kap kaçak, kâse, kap kacak, kutu, tabak çanak; Gefäß- || kap …; Reuse || balık sepeti; Kapazität (auch metaphorisch) || (mecazi olarak da) kapasite
idivridaka < Skt. itivṛttaka ) || geçmiş olaylar
hakkında bir hikâye = Budist edebiyatın on iki türünden biri)
1
ig Krankheit || hastalık
ig agrıg Krankheit2 || hastalık2
ig ämgäk Krankheit und Leid || hastalık ve acı
ig kägän → ig kegän
ig käm Krankheit2 || hastalık2
ig kegän Krankheit2 || hastalık2
ig tapsız Krankheit2 || hastalık2
ig toga Krankheit2 || hastalık2
igä Ehemann || eş; Herr || sahip, efendi; Besitzer, Eigentümer || sahip
igädmäk Herrscher-sein || hükümdar olma
igädmäk bägädmäk Herrscher-sein2 || hükümdar olma2
igälä- behüten || korumak; herrschen, beherrschen, kontrollieren, meistern || hüküm sürmek, idare etmek, kontrol etmek, zaptetmek;
verwalten || yönetmek; besitzen || sahip olmak eylemeylem
igälät- behüten, sich kümmern um || korumak, ilgilenmek eylemeylem
igdil- sich ernähren || beslenmek eylemeylem
igdiš Unterstützung || destek, yardım
igdülä- nähren, ernähren || beslemek eylemeylem
igid trügerisch, falsch, irrig, lügnerisch || yanıltıcı, yanlış, sahte, hatalı, aldatıcı; Lügner || yalancı; Lüge || yalan; Trügerisches, Falsches, Falschheit || yanlışlık, sahtelik; Irrtum, Täuschung || yanılgı, yanılsama; Bandit, Räuber, Dieb || eşkıya, haydut, soyguncu, hırsız
igid- ernähren, füttern, aufziehen, pflegen, sorgen (für), sich kümmern (um), (j-n) erziehen || beslemek, yem vermek, bakmak, (birisiyle) ilgilenmek, büyütmek, eğitmek, yetiştirmek; fördern || desteklemek; in Obhut nehmen, sorgen für || himayesi altına almak, bakımını üstlenmek; züchten || yetiştirmek; unterhalten || geçimini temin etmek; beschützen || korumak; aufbewahren || muhafaza etmek
igidä- falsch handeln, eine Verfehlung begehen || yanlış davranmak, günah işlemek; unehrlich sein || dürüst olmamak, yalan söylemek
igidäyü ant(ı)k- falsch schwören || yalan yere yemin etmek adv
igidigmä Aufpasser || gözetmen, gözetleyici
igidil- ~ ig(i)dil- gepflegt werden, aufgezogen eylemeylem
werden, sich ernähren, ernährt werden || bakılmak, büyütülmek, beslenmek, beslenilmek
igidinčä auf illusorische Weise || yanılsamalı bir şekilde adv ekekekekek
igidtür- (ein Kind) ernähren lassen, aufziehen eylemeylem
lassen || (bir çocuğu) beslettirmek, büyüttürmek, (çocuğa) baktırmak
igilä- verwalten, unter Aufsicht haben || yönetmek, denetim altına almak eylemeylem
1
iglä- krank sein, erkranken, erkrankt sein || hasta olmak, hastalanmak eylemeylem
iglä- agrıt- krank sein und Schmerzen haben || hasta olmak ve ağrısı olmak
iglä- basıtıl- erkrankt und befallen sein || hasta ve hastalığa yakalanmış olmak
iglig ~ ig(lig) krank || hasta; Kranker || hasta, hasta kişi
ik Spindel || çıkrık, cehre, iğ (s./bk. Mo. ig) 2
iki birlä beide gemeinsam || ikisi birlikte adv
iki kata zwei Mal || iki kez
ikidin auf beiden (Seiten) || her iki (taraftan); beide Seiten || iki taraf; in zweierlei Hinsicht || iki açıdan
ikidin sıŋar ülüšin kutrulmak Erlösung in zweierlei Anteilen (Skt. ubhayatobhāgavimuktalakṣaṇa) || iki türlü paydan kurtuluş
ikigü beide, alle beide, die beiden || her iki,
ikisi, her ikisi, ikisi birlikte (→ äkün, ikägü)
ikägü barča alle beide || her ikisi adv
ikigü birlä beide zusammen || ikisi beraber, ikisi birlikte adv
ikigü tüz beide gleichermaßen || her ikisi aynı şekilde adv
ikigüdä barča in allen beiden Fällen || her iki durumda adv
ikilä noch einmal || ikinci kez, bir daha adv
ikiläyü erneut, wieder, noch einmal, zwei Mal
|| yeniden, tekrar, ikinci kez, iki kez; (verneint)
nie wieder || (olumsuz) bir daha asla (→ ekiläyü adv
ikin zwischen || arasında adv
ikin ara zwischen || arasında; inzwischen || bu arada; Zwischenstufe || ara evre, aşama
ikin ara bolmaklıg andirabav Zwischenzustand2 || ara evre2, aşama2
ikin ara üz- unterbrechen || ara vermek eylemeylem
ikinčsiz ~ iginčsiz kraftlos, ohne Energie || güçsüz, enerjisiz adv
ikindiläyü andererseits || diğer taraftan, öte yandan adv
ikinti zweitens, zweite(r, -s) || ikinci olarak, adv
ikinci; nächste(r, -s), an zweiter Stelle ||
gelecek, bundan sonraki, ikinci olarak (→ ekinti)
ikinti ugrın in zweierlei Hinsicht || iki açıdan
ikinti ärsär zweitens || ikinci olarak adv
ikinti katın (adv.) zum zweiten Mal || ikinci defa
ikirčgü Zweifel (auch Äquivalent von Skt. vicikitsā) || şüphe, kuşku, ikircik (Skt. vicikitsā’nın da eş değeri); zweifelnd, im Zweifel || şüphelenen, şüphe içinde, kuşkulu
ikirčgülän- bezweifelt werden || şüphelenilmek eylemeylem
ikirčgülänmäk Bezweifeltwerden || şüphelenilme
ikirčgü(lüg) zweifelnd, Zweifel habend || şüphelenen, şüphesi olan, kuşkulu
ikisigsiz zweifelsfrei || şüphesiz, hiç tereddütsüz, kuşkusuz
ikitinki auf beiden befindlich || iki taraftaki
ikšu < TochB ikṣṣu < Skt. ikṣu Zuckerrohr || şeker kamışı
il- haften || yapışmak; ergreifen || tutmak, yakalamak; wegnehmen || almak; anheften || iliştirmek, iğnelemek; auftragen || bir kat sürmek; festhalten || iliştirmek; beanspruchen || iddia etmek; (Inschrift) anbringen || (kitabe) takmak, yerleştirmek; zitieren || (mısra) alıntı yapmak
iläk Tadel || azarlama
ilgärü Osten || Doğu
ilgärü kerü Osten und Westen || Doğu ve Batı
ilgäy verständig || akıllı; leicht || hafif;
Wegbereiter (?) || öncü (?)
ilgäysök klug, gewitzt, gewandt, erfahren,
scharfsinnig || akıllı, kurnaz, becerikli, tecrübeli, keskin zekâlı
ilgäysök ärmägürmäksiz klug und nicht faul || akıllı ve tembel değil
ilgäysöklän- gewandt sein (in), erfahren sein || (bir şeyde) cin gibi olmak, tecrübeli olmak eylemeylem
ilgü Anhaften || yapışma
ilgün- am Leben bleiben, (das Leben) aufrechterhalten || hayatta kalmak, (hayatı) korumak; aufgeregt sein (?), voller Energie sein (?), einer Einwirkung unterliegen || heyecanlı olmak (?), heyecanlanmak (?), etkinmek eylemeylem
1
ilig Anhaftung, Bindung, Haften, Objekt des Haftens || yapışma, bağ, yapışık kalma, yapışma objesi (→ 1 yilig) ekekekekek
ilildür- enthalten sein lassen || içinde bulundurmak; miteinander verbinden || birbirine bağlamak; miteinander in Zusammenhang bringen || ilindirmek
ilin- haften (an), sich verfangen, hängen (an) (auch Äquivalent von Skt. saj- und prasaj-), hängen bleiben || yapışmak, bağlı olmak (Skt. saj- ve prasaj-’ın da eş değeri), takılmak
ilin- adkan- haften und greifen || yapışmak ve tutmak
ilin- amra- an … hängen und lieben || … -ya bağlı olmak ve sevmek
ilin- yapšın- haften2 || yapışmak2
ilinčlig Ruhe- || huzur …
ilinčlig oron Ruheort || huzur yeri
ilinčsiz ohne Anhaften, ungebunden, losgelöst
|| yapışık olmayan, yapışmaz, bağlı olmayan, bağımsız
ilinčü Freude, Spiel, Vergnügen, Erholung,
Sichergehen || sevinç, neşe, oyun, zevk, eğlence, keyif, dinlenme
ilinišdür- aneinander hängen lassen || (birbirine) bağlattırmak, yapıştırmak eylemeylem
ilinišdür- tayanıšdur- aneinander hängen und aufeinander stützen lassen || (birbirine) bağlattırmak ve dayandırmak
iliš Band, Fessel, Bindung, Beziehung, Haften || bant, cilt, zincir, kelepçe, bağ, bağlantı, ilişki, yapışma
iliš tartıš Bindung2, Beziehung2, Fessel2 ||bağ2, bağlantı2, ilişki2, zincir2, kelepçe2
iliš tutuš Haften2 || yapışma2
iliš tutuš köŋül geistiges Haften2 || manevi yapışma2
ilišlig tıltag Bindungsursache || bağlantı sebebi illiyet alal causal
ilišür- verknüpfen || bağlamak, birleştirmek eylemeylem
imärigmä umgebend, wimmelnd, versammelt || çevrilen, saran, çepeçevre, (karınca gibi) kaynaşan, toplanmış, bir araya gelmiş
imirt ~ ımırt dunkel, finster, düster || karanlık,
kasvetli; Finsternis, Dämmerung, Morgengrauen || karanlık, alaca karanlık, şafak, tan, gün ağarması
imirt- wimmeln lassen || kaynaştırmak eylemeylem
imirtä bar- in Massen gehen || kitleler hâlinde gitmek
imlä- Zeichen geben, gestikulieren, weisen || eylemeylem
jest yapmak, işaret etmek, göstermek (s./bk. Mo. imle-, imne-)
1
in jüngerer Bruder || küçük erkek kardeş (→ 1 ini)
in eči || küçük ve büyük erkek kardeş, erkek kardeş ve ağabey
2
in < Chin. ঠ yin (Spätmittelchin. ʔjinˋ) Siegel
|| damga, mühür in kep Siegel2 || damga2, mühür2
1
inčä nämlich || yani, demek ki; wie z. B. || gibi, adv
örneğin, misal olarak; so, solchermaßen,
folgendermaßen || böyle, bu şekilde, şöyle, öyle, öylece
inčäk ~ (i)nč(ä)k (Krasis aus → 1
inčä und → 1 ök) eben so, genau so, so || (→ 1
inčä ve → 1 ök’ün kaynaşması) aynı şekilde, aynen, böyle, bu şekilde (→ inčök)
inčgälä- genau untersuchen, forschen || eylemeylem
ayrıntılı araştırmak, incelemek, araştırmak; (etw.) mit Sorgfalt tun || (bir şey) titizlikle yapmak
inčil- degenerieren || dejenere olmak1 eylemeylem
inčip : dennoch, denn, dann, nämlich (auch adv Äquivalent von Skt. hi), so, andererseits, aber, jedoch (auch Äquivalent von Skt. khalu), sondern (mit vorangehendem negierten Verb) || buna rağmen, böylece, sonra, yani (Skt. hi’nin de eş değeri), böyle, demek ki, diğer taraftan, fakat, ama, fakat, lakin, bununla birlikte (Skt. khalu’nun da eş değeri), bilakis (önde kullanılan olumsuz fiile); eben, freilich (Äquivalent von Skt. bata), genau || elbette, tabii (Skt. bata’nın eş değeri); also, demnach || o hâlde, bu nedenle; und || hem; Topikalisierungsmarker || odaklama belirticisi
inčkit (?) ein Körperteil || bir uzuv
indranil < TochB indranīl < Skt. indranīla Saphir, Smaragd || safir, yakut, zümrüt (s./bk. Mo. indiranil, indr-a-nila; vgl. auch die Adjektivableitung indranilṣi in TochA / krş. Toharca A dilinde sıfat indranilṣi)
indrilıg mit Sinnen, mit Sinnesfähigkeiten, Sinnesfähigkeits-, Lebewesen mit … Sinnesfähigkeiten || duyu organlı, duyu becerili, duyu becerisi …, … duyu becerili canlı
ing(ä)n (r) Kamelstute || dişi deve (s. Mo.
ingge(n) ,weibliches Kamel‘/bk. Mo. ingge(n) ,dişi deve‘)
1
ini jüngerer Bruder || küçük erkek kardeş (→ 1 in)
inili ečili jüngerer und älterer Bruder || küçük erkek kardeş ve ağabey
inkog < Chin. 㹼ᇞ xing gong (Spätmittelchin.
xɦjaːjŋˋ kiwŋ) ein Pavillon für die Reise ||seyahat için bir köşk
in-pan < Chin. ঠᶯ yin ban (Yuan: jinˋ pan˘) Druckstock || klişe
intiz (r)eine Farbbezeichnung || bir renk adı
intiz yürüŋ taš (r) der …-weiße Stein || … beyaz taş
intki Passendes, Nutzen, Fähigkeit, adv
Beschaffenheit || münasip bir şey, uygun bir şey, fayda, yetenek, kabiliyet, nitelik, özellik
intki yarag Passendes2, Nutzen2 || münasip bir şey2, uygun bir şey2, fayda2
intračal << Skt. indrajāla Regenbogen, Name
einer Zaubermacht || gökkuşağı, bir büyü gücünün adı
intri < TochA/B indri (~ TochB intri) < Skt. indriya Sinnesorgan || duyu organı
iñana < Skt. jñāna Wissen, Weisheit || bilgi, bilgelik (s./bk. Mo. inyana)
iñana(lıg) Wissens-, Weisheits- || bilgi …, bilgelik …
iŋir Abenddämmerung || alaca karanlık
iŋir ugur Zeit der Abenddämmerung || alaca karanlık zamanı
irbis Schneeleopard, Leopard || leopar, pars (s./bk. Mo. irbis)
irdäš Untersuchung || araştırma, soruşturma eylemeylem
irdin südlich, Süden- || güney, güney … adv
irkil- gesammelt sein || toplanmak, toplanmış olmak eylemeylem
irklä- dahinschreiten, treten, betreten, erklettern || adım atmak, ayak basmak, binmek, tırmanmak; auftreten || ortaya çıkmak
irkläyü en- herabsteigen, herabklettern || inmek, aşağıya tırmanmak
irklät- betreten lassen, erklettern lassen || ayak bastırmak, bindirmek, tırmandırmak eylemeylem
irklik Kessel, Kochtopf || kazan, tencere
irklik ešič Kessel2, Kochtopf2 || kazan2, tencere2
1
irkün eine Art Gefäß (?) || bir kap çeşidi (?), bir tür kap (?)
irök ~ irük lückenhaft, schadhaft, morsch,
mangelhaft || eksik, noksan, kusurlu, çürük;
Lücke, Riss, Auslassung || boşluk, noksan, yırtık, ihmal
iröksüz kämröksüz ohne Lücken2, lückenlos2 || eksiksiz2, kusursuz2
irt(ä)- ersuchen || rica bulunmak eylemeylem
irü Merkmal, Zeichen, Anzeichen, Omen, Orakel, Lakṣaṇa, Schönheitszeichen || işaret,
belirti, alamet, kehanet, Lakṣaṇa, güzellik işareti (s./bk. Mo. iro, iru-a, MMo. irü) (→ ıru)
iryapat ~ iryap(a)t < TochA/B iryāpath / < Sogd. ʾyryʾʾpt < Skt. īryāpatha Art des Verhaltens, Verhaltensweise, angemessenes Verhalten, Körperhaltung, Benehmen || davranış çeşidi, davranış tarzı, uygun davranış, vücut duruşu, tutum, hareket
isdäm dauernd, ständig, stets, ohne Unterlass, adv
immer, ununterbrochen, beharrlich || daima, sürekli, devamlı, durmadan, ısrarlı (→ istimi)
isdim uzatı stets2, dauernd2 || daima2, sürekli2, devamlı2
istim tutčı immer2 || sürekli2
yisdäm tutčı stets2, dauernd2 || daima2, sürekli2, devamlı2
isdonpa < Tib. ston pa Lehrer || öğretmen, muallim
isdonpa bahšı Lehrer2 || öğretmen2, muallim2
isi- heiß machen, erhitzen || ısıtmak; sich aufheizen || ısınmak eylemeylem
isi- kızart- heiß machen2 || ısıtmak2
1
isig heiß, warm, lieb, liebevoll || sıcak, candan,
sevgili, şefkatli; Hitze, Fieber (Krankheit) || (şiddetli) sıcak, hararet, (hastalık) ateş
isigläš- miteinander befreundet sein, einander eylemeylem
freundschaftlich zugetan sein || birbiriyle dost olmak, dostça birbirine bağlı olmak
isindilig erhitzt, heiß || çok sıcak, kızgın, hararetli ekekekekek
isirkämäk Hitzeempfindung || sıcağa duyarlı olma eylemeylem ekekekekek
isirkän- Hitze verspüren, sich heiß fühlen || eylemeylem
sıcaklığı hissetmek, kendini ısınmış hissetmek ekekekekek
iskä- pflücken, abreißen, zerreißen, zerstückeln || kopararak toplamak, toplamak, koparmak, söküp almak, yırtmak, parçalamak
iskä- ävdi- pflücken und sammeln || toplamak ve biriktirmek, kopararak toplamak ve biriktirmek eylemeylem
ismer < Sogd. smyr (manS) < Parth. sumēr < Skt.
sumeru (m) n. loc (der Weltenberg); hier: n. pr.
(ein Dämon) || dünya dağının adı; burada: bir şeytan adı (→ sumer, sumeru)
istavire < TochB sthavire < Skt. sthavira ein ranghoher Mönch || kademe olarak yüksek
rahip (s./bk. Khotansak. sthavira-) istavire toyınlar Sthavira-Mönche || Sthavira rahipleri
istä- ~ ist(ä)- suchen, streben (nach), fragen, forschen, verfolgen, folgen || aramak, (bir şeyi) eylemeylem elde etmeye çaba harcamak, sormak, araştırmak, takip etmek, izlemek; fordern, verlangen, wünschen || istek duymak, talep etmek, istemek, arzulamak; zur Rede stellen || hesap sormak; nachsehen || yoklamak
istät- suchen lassen, nachforschen lassen, eruieren lassen || aratmak, soruşturtmak araştırtmak; (Verfehlungen) aufdecken lassen, publik machen lassen || (günahları) ortaya çıkartmak
istig Untersuchung || araştırma
1
iš Tat (auch Äquivalent von Skt. karman), Arbeit, Werk, Karma || iş (Skt. karman’ın da eş değeri), Karma; Dienst, Tätigkeit, Geschäft || hizmet, görev, çalışma; Fronarbeit || angarya iş; Aktivität, Handlung, Akt || faaliyet, fiil; Vereinbarung || anlaşma; Ding, Sache, Angelegenheit (auch Äquivalent von Skt. kārya) || şey, nesne, iş, sorun (Skt. kārya’nın da eş değeri); Bau || inşaat, yapı; Aufgabe, Funktion || ödev, görev; übernatürliche Fähigkeit || doğaüstü yetenek; als Stützwort || destek sözcüğü olarak
iš bütürdäči Vollender der Tat (Äquivalent von Skt. siddha) || iş bitirici
iš aygučı Verwalter || idareci, yönetici
iš ba- Gebrauch machen || kullanmak, yararlanmak eylemeylem
iš küdüg üzä yügärü ukmak Verständnis adv
mittels der Tat2 (Skt. kāryābhisamaya) || iş2 aracılığıyla anlayış (Skt. kāryābhisamaya)
išän- überantwortet werden, zugewiesen werden || teslim edilmek, devredilmek, tahsis edilmek; vertrauen (auf), sich verlassen || güvenmek, itimat etmek; verlässlich sein || güvenilir olmak; anvertrauen || güvenle teslim etmek ekekekekek
iši Urin || idrar, sidik
išläš- sich gemeinsam betätigen, zusammenwirken || birlikte çalışmak, birlikte faaliyet eylemeylem
göstermek; sich arbeitend abmühen, sich bemühen, sich plagen, sich abplagen || çalışıp çabalamak, zahmet çekmek, kendini üzmek,
eziyet çekmek; Vorsorge treffen, vorhersagen || önlem almak, kehanette bulunmak; befolgen || yerine getirmek
išlät- benutzen, Gebrauch machen, anwenden, verwenden || kullanmak, istifade etmek, uygulamak, istimal etmek, faydalanmak; arbeiten eylemeylem
lassen, einsetzen, dienstbar machen || çalıştırmak, işletmek; (Funktion) ausüben || (görev) yapmak
1
itil- gestoßen werden || itilmek, itilmiş olmak; (Feuer) ausbrechen || (ateş) başlamak, püskürtmek, (lav) çıkarmak eylemeylem
itim Tod || ölüm
1
itin- verlustig gehen || bir şeyden mahrum eylemeylem
kalmak, bir şeyi kaybetmek; untergehen, zugrunde gehen || batmak, yok olmak
itiš- einander stoßen (auch im Scherz) || itişmek (şakadan da) eylemeylem
ittürün- verlieren || kaybetmek eylemeylem
iy- ~ ıy- unterdrücken, unterwerfen, niederwerfen || bastırmak, sıkmak, boyunduruğa almak, yere indirmek, alt etmek; behüten, kontrollieren || korumak, kontrol etmek eylemeylem
iyä Herr, Herrscher || sahip, hükümdar; Herrin,
Königin || kraliçe; Vorsitzender || başkan (→ iä)
iyä edi Herr2 || sahip2
iyä Herr, Herrscher || sahip, hükümdar; Herrin,
Königin || kraliçe; Vorsitzender || başkan (→ iä)
iyin- unterdrücken, unterwerfen || bastırmak, tabi kılmak eylemeylem
iyin- basın- unterdrücken2, unterwerfen2 || bastırmak2, tabi kılmak2
iyinč Druck, Bedrückung || baskı
iyinč basınč Bedrückung2 || baskı
iz Spur, Fußabdruck, Abdruck || iz, ayak izi,
işaret; Bahn || yol (→ 2 yiz)
izäŋülük vorderer Teil der Fußsohle (hinter
dem Ballen), Fußfläche || ayak tabanının ön tarafı, ayak yüzeyi
Bir Cevap Yazın