A Harfi ile Başlayan Fiiller
Aç- / Ac-
- Ača yada kıl- (açmak): Fikrini açmak, ayrıntılı ortaya koymak.
- Ačı- (acımak / ekşimek): Ekşi olmak, mayalanmak.
- Ačın- (acınmak): 1. Bakmak, tedarik etmek, geçimini sağlamak. 2. Elbiseyi kıvırmak, omuzu açmak. 3. Günahı itiraf etmek.
- Ačıt- (acıtmak): Acıtmak, üzmek, kederlendirmek.
- Ačur- (açırmak): Aç bırakmak.
Ad- / Ağ-
- Ad-: 1. Aklı karışık olmak; 2. Değişmek.
- Adak-: Sıkıntıya düşmek.
- Adakla- (adaklamak): (Küçük çocuk) Yürümeye başlamak.
- Adala-: Sıkıntıya düşmek.
- Adaktur- / Adakkuz-: Sıkıntıya sokmak, tehlikeye atmak.
- Adart-: Engel olmak, tehlikeye sokmak, zarar vermek.
- Adır- (ayırmak): Ayırmak.
- Adırtla-: Ayırt etmek, bölmek, analiz etmek.
- Adın- (ayınmak): Ayılmak, aklı başına gelmek; şaşırmak, etkilenmek.
- Adıntur-: Tesir etmek, hayrette bırakmak.
- Adka- / Adkan-: Tutmak, yakalamak, algılamak.
- Adkantur-: Yapıştırmak.
- Adkaš-: Bağlanmış olmak.
- Adokla-: Tuhaf bulmak.
- Adrıš-: Birbirini öldürmek.
- Adro- / Adrot- / Aduron-: İlerlemek / aştırmak / aşılmak.
- Adutla-: Avuçlamak, elle kazımak.
- Ag- (ağmak): Yukarı çıkmak, yükselmek.
- Agazlan-: Nakledilmek.
- Agdıl-: Yükseltilmek.
- Agduk kıl- / Agdukla-: Yetkisiz gerçekleştirmek / yanlış saymak.
- Agırla- (ağırlamak): Hürmetlerini sunmak, saygı göstermek.
- Agıš-: Ayrılmak, değişik olmak.
- Agıt-: (Gönlü) Ayırmak, değiştirmek.
- Aglat-: Yalnız bırakmak.
- Agna- (ağnamak): Yerde yatıp yuvarlanmak.
- Agrıkan- (ağrıkanmak) / Agrın- (ağrınmak): Ağrıdan inlemek / endişelenmek, ağrı hissetmek.
- Agtal- (ağtalmak): Aşağı düşmek, kendi etrafında fırıl fırıl dönmek.
- Agtar- (aktarmak): Tercüme etmek, dönmek, alabora olmak.
- Agtın- / Agtur-: Yukarı çıkmak / yükseltmek.
- Aguk-: Zehirlenmek.
- Agzan-: Ezbere okumak, söylemek.
- Ağıtmak: Savurmak.
Ak- / Al-
- Ak- (akmak): Akmak, dökülmek.
- Akala- / Akalat-: Önceliğe sahip olmak / öncelik vermek.
- Akıl- / Akıltur-: Dışarı akmak, yayılmak, yaşamak / boşaltmak.
- Akıt-: Akıtmak, meydana çıkarmak.
- Akla-: Nefret etmek, iğrenmek.
- Akrušlan-: Konsantre olmak, meditasyon yapmak.
- Al- (almak): Almak, çalmak.
- Ala-: Koparmak, parçalamak.
- Alalamak: Gizlemek.
- Alakır-: Bağırmak, böğürmek.
- Alaŋur- / Alaŋurt-: Güçsüz olmak / güçten düşürmek.
- Alar-: Kamaşmak (göz).
- Algasamak: Korkutmak, tedhiş etmek.
- Alık-: Vahşi olmak.
- Alıl-: Alınmak, elde edilmek.
- Alıštur-: Çapraz tutmak.
- Alk- / Alka-: Yok etmek, bitirmek / övmek, methetmek.
- Alkan- / Alkat-: Övmek, lanet etmek / methedilmiş olmak.
- Alkın-: Kaybolmak, bitmek, tükenmek.
- Alŋad- / Alŋadtur-: Yenilmek / zayıflatmak.
- Alŋu-: Gücü azalmak.
- Alpırkan-: Çabalamak, zor bulmak, reddetmek.
- Alplan-: Cesur olmak.
- Alsık-: Soyulmak.
- Alta- (aldatmak): Aldatmak, kandırmak.
- Altız- / Altur-: Çaldırmak / temin ettirmek.
- Alvır-: Delirmek, kafası karışık olmak.
Am- / An- / Ap- / Ar-
- Amırt- / Amırtgur-: Barış sağlamak / rahatlatmak, sakinleştirmek.
- Amra- / Amrakla-: Sevmek, istemek / cana yakın olmak.
- Amran- / Amraš-: Sevmek / birbirini sevmek.
- Amrat- / Amratıl-: Sevilmek.
- Amrıl- / Amrıltur-: Durgun olmak, rahatlamak / huzura kavuşturmak.
- Ančola- / Ančulat-: Armağan etmek, takdim etmek / kurban ettirmek.
- Anıt-: Hatırlamak.
- Antık- (ant içmek): Yemin etmek, tövbe etmek.
- Anun- / Anut-: Hazır olmak / hazırlamak, yaratmak.
- Anutul-: Hazırlanmak.
- Apı- / Apın- / Apıt-: Korumak, savunmak / saklanmak / gizlemek.
- Apılamak (apulamak): Okşamak.
- Apışmak: (Hayvan için) Yorgunluktan bacaklarını ayırarak çöküvermek.
- Abramak: Başarmak, bir işi becermek, zorluklarda yönetmek.
- Ar-: 1. Aldatmak, kandırmak. 2. Yorulmak.
- Arala- / Aralaš-: Ara vermek, azarlamak / birbirine mesafeli olmak.
- Arı- / Arıl- / Arıla-: Temizlenmek, arınmak / aldatılmak / birinin lehine taraf tutmak.
- Arıgla- / Arıglat-: Eğitim vermek, metni düzeltmek / yazdırtmak.
- Arıt- (arıtmak) / Arıtın-: Temizlemek / yıkanmak.
- Arkalaš- / Arkat-: (Özel fraksiyonlara) ayrılmak / araştırtmak.
- Arkula-: Emretmek, karar vermek.
- Arokla-: Dinlenmek, mola vermek.
- Arsık-: Aldanmak, yanılmak.
- Art- (artmak): Büyümek, çoğalmak; yüklemek.
- Arta- / Artat-: Çökmek, yozlaşmak / yok etmek, yıkmak.
- Artız-: Aldatılmak.
- Artul- / Artutl[a]-: Yüklenmek / armağan etmek.
- Arva-: Büyülemek, sihirlemek.
As- / Aş- / At-
- As- (asmak): 1. Çoğaltmak, desteklemek. 2. Asmak, takmak.
- Asgar-: Faiz getirmek.
- Asılanmak: Faydalanmak (İntifa).
- Asıl- / Asın-: Artmak, çoğalmak / giyinmek, takmak.
- Asıra- (asramak): Bakmak, geçimini sağlamak, korumak.
- Astur- / Asut-: Çoğalttırmak / astırmak.
- Aš- (aşmak): Aşmak, karşı tarafa geçmek, üstün olmak.
- Aša- / Ašan- / Ašat-: Yemek, tadını çıkarmak / tüketmek / yedirmek.
- Ašaklaš-: Birbirini hor görmek.
- Ašgın-: Yıpratılmak, tahrip olmak.
- Ašlaš-: Birbirine bağlı olmak.
- Ašrıl-: Karşı tarafa taşınmak.
- Ašuk-: Sabırsız olmak, acele etmek.
- Ašun- / Ašur-: Üstün olmak / ulaştırmak.
- At- (atmak): Atmak, fırlatmak; pamuk ditmek.
- Ata- (atamak): Çağırmak, adlandırmak.
- Atadur- / Atal- / Atan-: Çağırtmak / adlandırılmak / atanmak.
- Atık- / Atıkımsın-: Ünlü olmak / kendini ünlü gibi göstermek.
- Atla- / Atlan- / Atlantur-: Ata binmek, rühmetmek / binmek / bindirmek.
Av- / Ay- / Az-
- Av- / Avı- (avmak): Birinin etrafında toplanmak, kuşatmak.
- Avın- / Avıt- / Avıtıl-: Neşeli olmak / avutmak, teselli etmek / şımartılmak.
- Avla- (avlamak): Avlamak, etrafını çevirmek.
- Ay- (aymak): Emretmek, konuşmak, bildirmek.
- Aya- / Ayal- / Ayan-: Hürmetlerini sunmak / saygı gösterilmek / sayılmak.
- Ayančaŋlan-: Derin saygı içinde olmak.
- Ayaš- / Ayat-: Birbirine değer vermek / saygı göstertmek.
- Ayıglaš-: Birbirine hakaret etmek.
- Ayın- (ayınmak): Korkmak, utanmak, ürkmek.
- Ayıt- (ayıtmak): Sormak, danışmak.
- Aykır- (aykırmak): Sevinçle bağırmak, alkışlamak.
- Aytıš- (atışmak / aytışmak): Birbirine sormak, karşılıklı tartışmak.
- Az- (azmak): Yolunu kaybetmek, yanılmak.
- Azgur- (azgırmak): Baştan çıkarmak, kandırmak.
- Azıt- / Azıttur-: Şaşırtmak, aklını karıştırmak.
- Azlan- (azlanmak): Özlemle istemek, açgözlü olmak, cimri olmak.
- Azlantur-: İstemeye teşvik etmek.
- Azu-: Daha az olmak, azalmak.
B Harfi ile Başlayan Fiiller
Ba / Bä / Be:
- Ba-: Bağlamak, zincirlemek, zincire vurmak, sınır çekmek, büyü yapmak, saptamak.
- Bača- (Baça-): Oruç tutmak, perhiz etmek.
- Bačat-: Oruç tutturmak.
- Bagdašın-: Bağdaş kurarak oturmak (nilüfer oturuşu).
- Bagla-: Bağlamak, destelemek, demetlemek.
- Baglal-: Bağlanmak, bağlı olmak.
- Baglat-: Bağlatmak.
- Bagragur-: Agresif olmak, kibirli, gururlu veya mağrur olmak.
- Bagšal-: Mağrur olmak, vakur olmak.
- Bak-: Bakmak, görmek, huzursuz bakmak.
- Bakın-: Seyretmek, bakmak, bakınmak.
- Bakıt-: Baktırmak.
- Baktokla-: Yoğun bakmak, aramak.
- Bal-: Dolanmak, bağlanmak, bağlı veya zincirli olmak, sağlamlaşmak.
- Balık- / Bal(ı)k-: Yaralanmak.
- Baltur-: Yetişmek, büyümek.
- Balturt-: Büyütmek, beslemek, bakmak.
- Ban-: Toplanmak, özetlenmek.
- Bar- / B(a)r-: Gitmek, yerinden oynamak, ilerlemek, (bir varlık şekline) ulaşmak, yola çıkmak, dönmek, ölmek, varmak.
- Barıl-: Ayak basılmak.
- Barıgsa-: Gitmek istemek.
- Barın-: Dışarı akmak, akıp gitmek.
- Barıš-: Birlikte gitmek.
- Bas-: Sık(ıştır)mak, basmak, hüküm sürmek, baskı altında tutmak, boyunduruğu altına almak, yenmek.
- Basık-: Basılmak, ezilmek, yenilmek, bastırılmak.
- Basıl-: Dökülmek, basılmak.
- Basın- / B(a)sın-: Sık(ıştır)mak, basmak, çalmak, (mallara) el koymak, haczetmek, ezmek, batmak.
- Basındur-: Basılmak, sıkıştırılmak, ezilmek, baskı altında tutulmak, zulmedilmek, kendini alçaltmak.
- Basınıš-: Karşılıklı bastırmak.
- Basıš-: Üstünlük sağlamak için savaşmak, rekabet etmek.
- Basıt-: Basılmak, ezilmek, yenilmek, bastırılmak, (hastalığa) müptela olmak, tutulmak.
- Basıtıl-: (Bir hastalığa) yakalanmak, (acıya) maruz kalmak, bastırılmak, saldırılmak, ezilmek.
- Bastık-: Bastırılmak, zapt edilmek.
- Basutla-: Yardım etmek, desteklemek.
- Bašgar-: Tamamlamak, yapıp bitirmek, işlemek, çalışmak.
- Bašla-: İdare etmek, yönetmek, hükmetmek, başlamak, (bir eve/bütçeye) sorumlu olmak.
- Bašlan-: Hükmetmek, yönetmek, başlamak.
- Bat-: Batmak, dejenere olmak, son derece üzüntülü olmak, cesaretini kaybetmek, (güneş) batmak, gözden kaybolmak.
- Batıglan-: Sıçmak, dışkılamak.
- Batık-: Batmak.
- Batıl-: Batmış olmak, batırılmak.
- Batılın-: Dalmak, batmak.
- Batur-: Batırmak, (toprağa) batırmak, gizlemek, saklamak.
- Bayu-: Zenginleşmek, zengin olmak.
- Bädizä-: Resim yapmak, renklerle süslemek, resim çizmek.
- Bädizäl-: Resimlerle süslenilmek.
- Bädizän-: Süslenmek.
- Bädizät-: Resim yaptırmak, resim çizdirmek.
- Bädizlä-: Bunt schimmern (renkli ışık saçmak), bir süs olmak.
- Bädü-: Artmak, çoğalmak.
- Bädüklän-: Kuvvetli olmak, kudretli olmak, kendini güçlü sanmak.
- Bägädmäk (Bägäd-): Bey olarak hüküm sürmek, iktidar/güç sahibi olmak.
- Bägimsin-: Kendini bir bey olarak görmek, bey olarak ortaya çıkmak.
- Bäglä-: Bey olarak hüküm sürmek.
- Bäglän-: Evlenmek.
- Bäklä- / B(ä)klä-: Kilitlemek, kapamak, bağlamak, saklamak, korumak, gömmek, (tarla) nadasa bırakmak, bütmek.
- B(ä)kläl-: Kapalı olmak, tutuklu olmak, bağlanmak.
- B(ä)klän- / Bäklän-: Kapanmak, kilitlenmek, sınırlandırılmak, gömülmek.
- Bäklät-: (Bir yere) kapattırmak, hapishaneye atmak, kapamak, kilitletmek.
- B(ä)kü-: Sağlamlaştırmak, bağlamak, sağlam olmak.
- B(ä)küt-: Sağlamlaştırmak.
- Bälgülä- / B(ä)lgülä-: Açıklamak, göz önüne getirmek, işaret etmek, yol işareti yapmak, görünmek.
- B(ä)lgür- / Bälgür-: Kendini göstermek, görünmek, belirmek, dönüşmek, ortaya çıkmak.
- B(ä)lgürt-: Yaratmak, vücuda getirmek, belirtmek, meydana çıkarmak, göstermek.
- Bäliŋlä-: Dehşet içinde kalmak, ürkmek, korkmak, endişeli olmak.
- Bärgäk-: Dövülmek, sopa atılmak.
- Bärt- / B(ä)rt-: Yaralamak, incitmek, kırmak.
- Bärtin-: Yaralanmak.
- Bäz-: Titremek, sallanmak, korkmak, ürkmek.
- Bäzä-: Süslemek, bezemek, parlatmak, resim yapmak.
- Ber-: Vermek, feda etmek, bağışlamak, ödemek, kurban etmek.
- Berin-: (Göğse) dövünmek.
Bı / Bi:
- Bıč-: Kesmek, biçmek, koparmak, hasat etmek, öldürmek.
- Bıčıl-: Kesip koparılmak, kesilmek, biçilmek.
- Bıčıš-: Birbirini kesmek, kesişmek.
- Bıčtur-: Kesip ayırttırmak, kestirmek.
- Bımsıra- / Bırtın-: Sınıflamama eylemi gerçekleştirmek.
- Bınık-: Sıhhati yerinde olmak, iyileşmek.
- Bıš-: (Manevi/zihinsel olarak) olgunlaşmak, pişmek.
- Bıšgur-: Pişirmek, birine bir şey öğretmek.
- Bıšıl- (Bišil-): Düşünmek, düşünceye dalmak, ilgi duymak, mülahaza etmek.
- Bıšrun-: Uygarlaştırmak, meditasyonla ustalaşmak, uygulamak.
- Bıšruntur-: Alıştırma yaptırarak ustalaştırmak, olgunlaştırmak.
- Bıšrunul-: Alıştırılmak, uygulanmak.
- Bıšur-: Olgunluğa getirmek, pişirmek, (zehri) zararsız hâle getirmek, mükemmelleştirmek, hazmetmek.
- Bidi-: (Anlamı belirsiz bir eylem).
- Bil-: Bilmek, anlamak, kavramak, iyi bilmek, kabul etmek, tecrübe etmek.
- Bilä-: Bilemek.
- Bilil-: Tanınmış olmak, açık olmak, anlaşılır olmak, bilinmek.
- Bilin-: (Suçu) kabul etmek, günah çıkartmak, itiraf etmek, bilinçlenmek.
- Biliš-: Tanışmak, birbirini tanımak/bilmek.
- Bilsik-: Bilinmiş olmak, tanınmış olmak.
- Biltiz-: Farkına varılmak, kendini tanıtmak.
- Biltür-: Öğretmek, haber vermek, bildirmek, göstermek, anlatmak.
- Birgärt-: Birleştirmek, bir araya getirmek, toplamak, derlemek, (savaşa) girmek.
- Birik-: (Bir şeyle) birleşmek, bir olmak, mutabık olmak, (biriyle) arası iyi olmak.
- Birküt-: Bir araya getirmek.
- Biti-: Yazmak, yazı ile doldurmak, kopya etmek, dövme yapmak.
- Bitimsin-: Yazıyormuş gibi yapmak.
- Bitit-: Kopya ettirmek.
- Bititdür-: Kopya ettirtmek, yazdırtmak.
Bo / Bö:
- Bodla-: Enine boyuna bakmak, incelemek.
- Bodu-: Boyamak, çivilemek, mıhlamak, saplamak, sokmak.
- Boduk-: Angaje olmak, kendini vermiş olmak.
- Bodul-: Yapışmak, bağlı olmak, şehvetli olmak, lekelenmek.
- Bodultur-: Yapıştırmak.
- Bog-: Boğazını sıkarak öldürmek, boğmak, kaybolmak, görünmez olmak.
- Bogul-: Engellenmek, aganta edilmek.
- Bogun-: Boğulmak, boğarak öldürülmek.
- Bok-: (Otururken) bacaklarını bağdaş kurmak, sakin olmak/sakinleşmek.
- Bokoklan-: Tomurcuklanmak.
- Bokur-: Dizginlemek, yenmek, eğitmek, terbiye etmek, azaltmak, eksiltmek.
- Bol-: Olmak, var olmak, görünmek, ortaya çıkmak, (yönelme hâliyle) ait olmak.
- Boltur-: Meydana çıkarmak, üretmek.
- Boluš-: Bir araya gelmek, buluşmak.
- Bošgun-: Öğrenmek.
- Bošgur-: Öğretmek.
- Bošlun-: Doğurmak.
- Bošu-: Müsaade etmek, izin vermek, serbest bırakmak, affetmek, kurtarmak.
- Bošul-: Doğurmak.
- Bošun-: Kurtulmak, affedilmek, bağışlanmak.
- Bošur-: (Birini) kurtarmak, özgür yapmak, serbest bırakmak.
- Bošut-: Bırakmak, vazgeçmek.
- Botola-: Deve yavrusu doğurmak.
- Bozar-: Grileşmek.
- Bozla-: (Deve) böğürmek.
- Bög-: Yığmak, biriktirmek.
- Bök-: Dönüştürmek, hesaplamak, saymak, doyurmak, yedirip içirmek.
- Bökün-: Derin düşünmek, düşünceye dalmak, konsantre olmak, algılamak.
- Bökür-: Doyurmak.
- Böl-: Bölmek, parçalamak, ayırmak, dağıtmak.
- Bölül-: Bölünmek.
- Bölün-: Bölünmek, parçalanmak, bölümlere ayrılmak.
- Bös-: (Manası belirsiz eylem).
Bu / Bü:
- Bud-: Donmak, soğuktan donmak.
- Bugra-: Yapmak, üretmek.
- Bukagula-: Zincire vurmak, zincirlemek, hapsetmek.
- Bul-: Bulmak, almak, kazanmak, elde etmek, ulaşmak, erişmek.
- Bulga-: Altüst etmek, şaşırtmak, rahatsız etmek, karıştırmak, çalkalamak.
- Bulgal-: Kafası karışmak, şaşkına dönmek.
- Bulgalıš-: Birbirine karışmak.
- Bulgan-: Şaşkın olmak, kederlenmek, heyecanlanmak, telaşa düşmek, sarsılmak, bulanmak.
- Bulgantur-: Şaşırtmak, karıştırmak.
- Bulgaš-: (Bir şeyle) lekelenmiş olmak, karışıklık içinde olmak, karmakarışık olmak.
- Bulgat-: Karıştırmak, kafası karışık olmak.
- Bulgatıl-: Şaşırtılmak, kafası karıştırılmak.
- Bultuk-: Mevcut olmak, bulunmak.
- Bultur-: Buldurmak, kazandırmak, ulaştırmak.
- Bulul-: Bulunmak, ulaşılmak, kazanılmak.
- Buluna-: Esir almak, tutmak.
- Bur-: Buharlaştırmak, buhar çıkarmak, güzel kokmak.
- Burčın-: Şaşkın olma, şok olma, karışma.
- Burčıntur-: Acı çektirmek, eziyet çektirmek, kışkırtmak, şaşkına çevirmek.
- Burtar-: Mırıldanmak, homurdanmak, birini üzmek/kızdırmak.
- Buruk-: Bir araya sıkıştırılmak.
- Busan-: Üzülmek, tasalanmak, endişelenmek, kederlenmek.
- Busantur-: Üzmek, endişelendirmek, canını sıkmak.
- Busar-: Bulutlanmak.
- Busurkan-: Endişelenmek, tasalanmak, üzüntü çekmek.
- Buš-: (Nefes) tıkanmak, kafası karışık olmak, telaşa düşmek.
- Bušrul-: Yıkık olmak, umutsuz olmak, sıkıntı basmış olmak, eziyet edilmek.
- Bušur-: Üzmek.
- Butarla-: Yırtıp koparmak, parçalamak, (orduyu) yok etmek.
- Butarlaš-: Birbirini koparmak, birbirini parçalamak.
- Butıklan-: Dallanmak.
- Butla-: (Bacaklar ile nehre) dokunmak, ulaşmak.
- Buyanla-: Sevap devretmek, hayır işinde bulunmak.
- Buyanlan-: Sevaplı olmak.
- Buyur-: Emretmek, buyurmak.
- Buz-: Yırtıp koparmak, yok etmek, yıkmak, bozmak, çürütmek.
- Buzdur-: Tahrip ettirmek, yok ettirmek.
- Buzul-: Geçmek, yok olmak, bozulmak, mahvolmak, yıkılmak.
- Büdi-: Dans etmek, jest yapmak.
- Büdit-: Dans ettirmek.
- Bügülä-: Bilge olmak, bilgece konuşmak.
- Bügülän-: Büyüyle uğraşmak, büyülemek, tabiatüstü güç göstermek.
- Bük-: Eğmek, bükmek, antipati duymak, korkmak.
- Büklün-: Bükülmek, eğilmek, iki büklüm olmak.
- Bükrül-: Eğilmiş olmak, bükülmek.
- Bükrüldür-: Eğmek, bükmek.
- Büksül-: Yırtılmak, (kalp) kırılmak, dejenere olmak.
- Bükür-: (Suyla) ıslatmak, üzerine su serpmek.
- Bür-: Uygulamak (?).
- Bürit- (Bürt-): Dokunmama/Dokunmak.
- Bürkir-: Buhar çıkarmak.
- Bürt-: Dokunmak, değmek, ele almak.
- Bürtül-: Dokunulmak.
- Bürtüš-: Birbirine dokunmak, temas kurmak.
- Bürün-: Örtünmek, bürünmek.
- Bürür-: İple bağlamak (?).
- Büt-: Bitmek, tatmin olmak, tamamlanmak, gerçekleşmek, gelişip büyümek, olgunlaşmak.
- Bütkär-: Bitirmek.
- Bütür-: Tamamlamak, bitirmek, yerine getirmek, gerçekleştirmek, üretmek, tedavi etmek.
- Bütürt-: Bitirtmek, tamamlatmak.
- Bütürül-: Uygulanmak, yürütülmek, bitirilmek.
- Büzäl-: Toplanmak, bir araya gelmek, büzülmek.
Ç Harfi ile Başlayan Fiiller
- Çagıla- (Čagıla-): (Nehir, dere, çay vb. için) Çağlamak, şırıldamak, şarıldamak.
- Çahşa- (Čahša-): (Zincir, kolye vb. için) Şakırdamak.
- Çahşaş- (Čahšaš-): (Zincir, kolye vb. için) Şakırdamak.
- Çak- (Čak-): Vurmak, çarpmak.
- Çal- (Čal-): Vurmak, atmak, vücuduyla yere düşmek, eğilmek.
- Çalran- (Čalran-): Takırdamak, şakırdamak.
- Çalsık- (Čalsık-): Vurulmak.
- Çamla- (Čamla-): İtiraz etmek, tartışmak, davalı olmak, kavga etmek, dava etmek.
- Çap- / Ç(a)p- (Čap-): Vurmak, dövmek, (giyim, minder vb.) vurarak tozunu çıkarmak, (kuş) dalmak, baskınla girmek.
- Çaptur- (Čaptur-): Aşındırmak.
- Çarla- (Čarla-): Hıçkırarak ağlamak.
- Çarlat- (Čarlat-): Hıçkırarak ağlatmak, bağırtmak.
- Çaşkhar- (Čašgar-): (Elleri) Çaprazlamak, kavuşturmak (?).
- Çaştur- (Čašur-): İftira atmak, kara sürmek, iftira etmek.
- Çavık- (Čavık-): Şöhretli olmak, ünlü olmak.
- Çavla- (Čavla-): Övmek, methetmek.
- Çavlaş- (Čavlaš-): Birbirleriyle tanıştırmak, (bir şeyi) birbirine bildirmek.
- Çavlat- (Čavlat-): Övdürmek, methettirmek, hürmet ettirmek, saydırmak.
- Çeçeklen- (Čäčäklän-): Çiçeklenmek, çiçek açmak, çiçek vermek.
- Çelk- (Čälk-): Yolu tarif etmek, yol göstermek, kılavuzluk etmek (?).
- Çengeş- (Čärgäš-): Savaşmak, kavga etmek, savaş kargaşasında bulunmak, tartışmak.
- Çengla- (Čeŋla-): Çağırmak, davet etmek.
- Çerlet- (Čärlät-): Yaralamak.
- Çıç- (Čıč-): Batmak, dinlenmek.
- Çığ- (Čıg-): Aganta etmek, sıkı bağlamak.
- Çığru- (Čıgru-): Aşağı basılmak, çiğnenmek.
- Çıkanlaş- (Čıkanlaš-): Birbirine kuzen gibi davranmak.
- Çıkra- (Čıkra-): Gıcırdamak, çatırdamak, bağırmak, seslenmek.
- Çıkrat- (Čıkrat-): (Dişleriyle) Gıcırdatmak, bağırmak.
- Çılga- (Čılga-): Uyandırmak, tahrik etmek (?).
- Çımat- (Čımat-): Sinirlenmek, öfkelenmek.
- Çımgılaş- (Čımgılaš-): (Vücutta) Karınca gibi uyuşmak, gıdıklamak.
- Çımkı- (Čımkı-): Püre yapmak, ezerek parçalamak.
- Çınu- (Čınu-): Araştırmak, iyice araştırıp meydana çıkarmak, bir işin aslını aramak.
- Çıngı- (Čıŋı-): Şaşırmak.
- Çırına- (Čırına-): Ötmek, cıvıldamak, gürültü yapmak (kuşlar).
- Çıvşa- (Čıvša-): Asitli olmak, fermante etmek, mayalamak, fıkırdamak.
- Çız- (Čız-): Çizmek (çizgi çekmek), taslak çizmek, taslağını yapmak, yazmak, kaleme almak.
- Çızdur- (Čızdur-): Çizdirmek.
- Çızın- (Čızın-): Yazmak, not etmek.
- Çigil- (Čigil-): Engellenmek, aganta edilmek.
- Çigine- (Čiginä- / Čig[i]nä-): Altın iplikle işlemek.
- Çile- (Čilä-): Nemli olmak, nemlendirmek, ıslatmak.
- Çilet- (Čilät-): Yayılmak.
- Çilte- (Čiltä-): Hürmet göstermek, saygı göstermek.
- Çilteş- (Čiltäš-): Birbirini saymak, birbirine hürmet etmek, birbirine değer vermek.
- Çing bol- (Čiŋ bol-): Buğulanmak.
- Çingla- (Čiŋla-): Demlemek, hafif ateşte pişirmek.
- Ço- (Čo-): Isınmak, ızdırap çekmek, acı çektirmek.
- Çoğıla- (Čogıla-): Bağırmak, seslenmek.
- Çoğılaş- (Čogılaš-): Tınlamak, gürültü yapmak, şamata yapmak.
- Çoğla- (Čogla-): Işıldamak.
- Çoğlan- (Čoglan-): Parıldamak, parlamak, ışıldamak, ışın yaymak.
- Çoğlandur- (Čoglandur-): Parıldattırmak, ışıldattırmak, parlatmak.
- Çok- (Čok-): Vurmak, öldürmek.
- Çokra- (Čokra-): Fokur fokur kaynamak, yavaş yavaş yakmak, fışkırmak.
- Çokrat- (Čokrat-): Pişirmek, kaynatmak, haşlamak.
- Çol- (Čol-): Kurumak, suyu çekilmek, ısıdan alazlanmak, ısıtılmak.
- Çom- (Čom-): Batmak, dalmak, suya gömülmek.
- Çomrul- (Čomrul-): Batmak, suya gömülmek.
- Çomuk- (Čomuk-): Batmak, içine düşmek.
- Çomur- (Čomur-): Daldırmak, batırmak.
- Çon- (Čon-): Eziyet çekmek, tövbe etmek, ızdırap çekmek, sıkıntısını çekmek, eziyet edilmiş olmak.
- Çoşul- (Čošul-): Aşağı düşmek, batmak, dalmak, yere inmek.
- Çök- (Čök-): Yere düşmüş olmak, çökmek, yılmak, ümitsizliğe düşmek, (cesaretini) kaybetmek.
- Çökit- (Čökit- / Čöküt-): Diz çökmek, (dizleri) bükmek.
- Çökle- (Čöklä-): Kurban etmek.
- Çökür- (Čökür-): (Cesaretini) kaybettirmek.
- Çöpdiked- (Čöpdikäd-): Bulanmak.
- Çözül- (Čözül-): Ayrılmak, dağılmak.
- Çu- (Ču-): Bağlamak.
- Çuğla- (Čugla-): Bağlamak, destelemek, paketlemek.
- Çuğlat- (Čuglat-): Toplatmak, bir araya getirtmek.
- Çuk- (Čuk-): Yaralanmak.
- Çul- (Čul-): Acı çektirilmek, eziyet edilmek.
Ä Harfi ile Başlayan Fiiller
- Äčil-: İçilmek (?).
- Ädäd-: Gelişmek, verimli olmak.
- Ädädtür-: Geliştirmek.
- Ädärtä-: (Bir eyer) takmak, eyerlemek.
- Ädgülä-: Uygun/haklı bulmak, çok saymak.
- Ädgüläš-: Arkadaş olmak, dostluk kurmak.
- Ädgür-: Sağlığı yerinde olmak (genellikle ädgür- bınık- ikilemesinde geçer).
- Ädgürt-: Sağlıklı yapmak.
- Ädik-: Değer verilmek, saygı gösterilmek.
- Ädirkä-: Önemli saymak (?).
- Ädkär-: Dikkat etmek, sakınmak.
- Ädlä-: Sahip çıkmak, işe almak, çabalamak, ekip biçmek.
- Ägir-: Eğirmek, (ip) örmek, bağlamak, sıkıştırmak, kuşatmak.
- Ägirt-: (Bir şeye) karıştırılmış olmak, etrafı sarılmış olmak, (acıya vs.) uğramak.
- Ägrigläš-: Birbirinin etrafında dönmek.
- Ägrik-: Sıkıştırılmış olmak, (bir şeye) karıştırılmak, bağlanmak, agresif olmak.
- Ägril-: Eğilmiş olmak, bükülmüş olmak.
- Ägsü-: Daha az olmak, azalmak, eksilmek, zarar görmek.
- Ägsüt-: Eksiltmek, azaltmak.
- Älä-: Sakin olmak.
- Älgä-: Elekten geçirmek, elemek.
- Ämgäklän-: Ayaklanmak, karşı koymak, direnmek.
- Ämgäksin-: Eziyet saymak, eziyetli olarak görmek.
- Ämgän-: Acı çekmek, acı duymak, kendini üzmek, yorulmak, çabalamak, zahmet çekmek, yüksünmek.
- Ämgät-: Acı çektirmek, eziyet etmek, zarar vermek, rahatsız/taciz etmek.
- Ämgätiš-: Birbirine eziyet etmek, birbirine acı vermek.
- Ämgätür-: Teşvik etmek, çabalattırmak, gayret ettirmek.
- Ämirkäš-: Kaşınmak, gidişmek; (zevkten ve mutluluktan) içi titremek.
- Ämiš-: Emerek boşaltmak.
- Ämit-: Dengeyi kaybetmek, yere düşmek.
- Ämiz-: Emzirmek.
- Ämlä-: Tedavi etmek, şifa vermek, sağaltmak, (ilaç) içirmek.
- Ämlät-: Tedavi ettirmek, iyi ettirmek.
- Ämri-: Sarsılmak, titremek.
- Ämsi-: Zehirli olmak (?).
- Ämtär-: Yöneltmek.
- Äŋ- (1): Bükmek; döndürmek.
- Äŋ- (2): Korkmak, dehşete düşmek, ürkmek, endişelenmek, rahatsız olmak, şaşırmak.
- Äŋän-: Sahip çıkmak, sahiplenmek.
- Äŋil-: Eğilmek, bükülmek, öne doğru eğilerek selam vermek.
- Äŋiš-: Eğilmek, öne doğru eğilerek selam vermek.
- Äŋit-: Öne doğru eğilerek selam vermek, birinin huzurunda eğilmek.
- Äŋittür-: Önünde eğilerek selam verdirmek, eğilmeye teşvik etmek.
- Äŋlä-: (Ganimetin, avın vb.) yolunu gözlemek, peşinden gitmek, araştırmak.
- Är-: Olmak, var olmak, bulunmak, mevcut olmak, yaşamak, meydana gelmek; (yardımcı fiil olarak) her zaman/sürekli yapmak.
- Ärin-: Tembel olmak, gayretsiz olmak, yorulmak, tembelleşmek.
- Ärkä-: (Sihirli güç ile) ortaya çıkarmak, vücuda getirmek, meydana çıkarmak.
- Ärkäčlän-: Dalgalanmak, dalga dalga yayılmak, çalkantılı olmak, coşmak, (suda) sürüklenmek, (mecazi) heyecanlı olmak.
- Ärkäčläntür-: Kabartmak.
- Ärksin-: Hüküm sürmek, egemen olmak, hâkim olmak, yönetmek, sahip olmak, kontrol etmek, etkilemek.
- Ärksinimsin-: Egemen olmayı ileri sürmek.
- Ärksintür- / Ärksit-: Etki yapmasına izin vermek.
- Ärlä-: Mert olmak, mertçe davranmak.
- Ärmägür-: Gayretsiz olmak, tembel olmak, üşengeç olmak, gücünü kaybetmek.
- Ärt-: İçinden gitmek, aşmak, üzerinden geçmek; uzaklaşmak, kaybolmak; (kanunu) ihlal etmek, (günah) işlemek; ölmek, vefat etmek.
- Ärtür-: Öldürmek (genellikle ärtür- alk- yokadtur- yapısıyla geçer).
- Ärü-: Erimek, çözülmek, sıvılaşmak; (hastalıktan) eriyip gitmek, acı çekmek.
- Äs-: Esmek.
- Äsirkä-: Yerinmek, yas tutmak, kederlenmek, ardından üzülmek; cimrilik etmek, esirgemek; endişelenmek, korkmak.
- Äsirkiš-: Birlikte endişe etmek.
- Äskir-: Eskimek, çürümek, yıpranmak; yok olmak.
- Äsnä-: Esmek; esnemek.
- Äsnät-: Estirmek.
- Äsriŋür-: Renklenmek, bunte Farbe annehmen.
- Äsür-: Sarhoş olmak, mest olmak, esrimek, hayran kalmak.
- Äsürt-: Sarhoş etmek, esritmek.
- Äš-: Ağır ağır gitmek, yorgun yürümek.
- Äšid-: İşitmek, dinlemek.
- Äšidigsä-: Duymak/işitmek istemek.
- Äšidil- / Äštil-: İşitilmek, duyulmak.
- Äšidtür-: İşittirmek, çalmak, icra etmek.
- Äšü-: Örtmek.
- Äšün-: Örtünmek, bir şeye bürünmek.
- Ät-: Çalmak, çınlamak, tınlamak, işitilmek; (kuş vb.) ötmek, şakımak, cıvıldamak; bağırmak; gürlemek.
- Ätik-: Güçlenmek.
- Ätinä-: (Aslan) kükremek; (kuş) ötmek.
- Ätiz-: Çalmak, müzik aleti çalmak, müzik yapmak, tınlatmak.
- Ätizil-: (Müzik) çalınmak, işitilmek, tınlamak.
- Ätiztür-: (Müzik) çaldırmak.
- Ättür-: Çınlatmak, ses çıkartmak; (dansta ayağıyla) yere vurmak.
- Ävdi-: Toplamak, biriktirmek, tesadüfen bulmak; (başka metinlerden toplayarak) derlemek, kitap yazmak.
- Ävdil-: Kendine gelmek.
- Ävdit-: Bir araya getirtmek, (derme çatma eser) yazdırmak, kompile ettirmek.
- Ävir-: Döndürmek, çevirmek; tercüme etmek; (sevap) devretmek, yöneltmek; doğru yola yöneltmek; müracaat etmek, (bir şeyden) vazgeçmek.
- Äviriš-: Birbirini izlemek, arka arkaya gelmek.
- Ävirt-: Döndürtmek, (sevap) devrettirmek, aktartmak, tercüme ettirmek.
- Ävit-: Harekete getirmek, harekete geçirmek.
- Ävril-: Dönmek, daire çizerek dönmek, sağa sola dönmek; yönelmek, kendini (bir şeye) vakfetmek; gelişmek, yaşamak; çevrilmek, kurtulmak.
- Ävriltür-: Çalıştırmak, etkinleştirmek.
- Ävrülän-: Dönmek.
- Äymän-: Korkmak, korku hissetmek, ürkmek; utanmak, mahcup/utangaç olmak.
- Äymäntür-: Korkutmak, dehşete düşürmek.
- Äzüglä-: Yalan söylemek.
E Harfi ile Başlayan Fiiller
- Ed-: Süt vermek, sütle dolmak, dopdolu olmak.
- Edär-: Takip etmek, peşinden gitmek, izlemek, çabalamak, elde etmeye gayret etmek, el koymak, tutunmak, yapışmak.
- Edäriš-: Birbirini takip etmek, birbirini izlemek.
- Edärt-: Takip ettirmek.
- Edilä-: Egemen olmak, hâkim olmak, hüküm sürmek, hükmetmek, tanzim etmek, sahip olmak, esirgemek, sahiplenmek, kontrol etmek.
- Edilät-: Sahip oldurmak, kullanma hakkını devretmek.
- Egiš-: Birbirine itirazda bulunmak, reddetmek.
- Ekä-: Eğelemek, aşındırmak.
- Elän-: Hüküm sürmek, egemen olmak, idare etmek, yönetmek, saltanat sürmek, iktidar sürmek, etkilemek, nüfuzunu kullanmak.
- Elgür-: Korumak, muhafaza etmek.
- Elt-: Götürmek, refakat etmek, yönetmek, kılavuzluk etmek, (rahip) atamak, taşımak, iletmek, zorla almak, gasp etmek, uzaklaştırmak, iterek götürmek, davet etmek, (kurban) etmek, kullanmak.
- Eltin-: Korumak, ayakta tutmak, beraberinde getirmek, yanında taşımak, (takı) takmak, kendini beslemek, sahip olmak, aklında/hatırda tutmak, yaşamak.
- Eltiš- / Elt(i)š-: Arası iyi olmak, anlaşmak, işbirliği yapmak, ortak çalışmak.
- Eltür-: Yönlendirmek, göndermek.
- Elüglä-: Alay etmek, eğlenmek.
- Emlal-: (Su ile) ıslanmak.
- En-: İnmek, aşağı inmek, yerleşmek, konaklamak, istifa etmek, dejenere olmak, yozlaşmak, dipte toplanmak, (buyruk) çıkmak.
- Enčgä-: Huzura kavuşturmak, sakinleştirmek.
- Enčik-: Huzurlu olmak, sakin olmak.
- Enčiktür-: Huzura kavuşturmak.
- Enčil-: Zarar görmek, hasar görmek, dağınık olmak.
- Enčlän-: Rahata kavuşmak, sakinleşmek, dinlenmek.
- Enčländür-: Rahat bırakmak, rahat vermek.
- Enčsirä-: Endişe etmek, huzursuz olmak, endişeli olmak.
- Enčsirät-: Huzursuz etmek, endişelendirmek.
- Enil-: Kendini aşağılamak.
- Entür-: Koymak, yerleştirmek, tenezzül etmek, indirmek, aşağıya götürmek/basmak, (baskı kalıbına) oydurmak, kaleme almak, yazmak, manzum hâle getirmek.
- Er- (1): İğrenmek, aşağılamak, nefret etmek, tiksinmek, bıkmak, usanmak, (birisinin) canını sıkmak, usandırıcı olmak, incitmek, hakaret etmek, kara sürmek, eleştirmek, kınamak, azarlamak.
- Er- (2): Ermek, ulaşmak, vasıl olmak.
- Ergür-: (Bir şeye) ermek, ulaşmak, (bir şeyi) kaçırmak.
- Erik-: Tembellik etmek, tembel olmak, sıkılmak.
- Erin-: Kızmak, üzülmek, tasalanmak, yakınmak.
- Erinčkä-: Acımak, merhamet göstermek, merhamet etmek, acınacak olmak.
- Erinčkät-: Pişman olmak, üzüntü duymak.
- Erintür-: Kızdırmak, provoke etmek, üzmek, tiksinti hissettirmek.
- Eriŋü-: Şikâyet etmek, yakınmak, üzgün olmak, üzülmek, kederlenmek, dertlenmek, duygulanmak.
- Erit-: Hor görülmek.
- Eritil-: Kınanmak, azarlanmak, eleştirilmek, hor görülmek, küçümsenmek, aşağılanmak.
- Erpä-: Testere ile kesmek, biçmek.
- Erpäklä-: Testere ile kesmek, biçmek.
- Erpäl-: Testere ile kesilmek, biçilmek.
- Erpäš-: Karşılıklı testere ile kesişmek, birbirini biçmek.
- Ertür-: Tiksindirmek, nefret ettirmek.
- Es- (1): (Un) elemek.
- Es- (2): Azaltmak, eksiltmek, küçültmek, el koymak, zorla almak, zaptetmek.
- Esil-: Eksilmek, inmek, azalmak.
- Esildür-: Eksiltmek, azaltmak.
- Esirkän-: (Bir şeyin) arkasından üzülmek, üzülmek.
- Eš-: Dağıtmak.
- Ešläš-: Birleşmek, bir araya gelmek, sözleşmek.
- Eštil-: Duyulmak, işitilmek.
- Eštrüš-: Birbirini bilgilendirmek, birbirine duyurmak.
- Eštür-: Bilgilendirmek, dinletmek.
- Et-: Yaratmak, meydana çıkarmak, tertip ve tanzim etmek, hazırlamak, donatmak, inşa etmek, yapmak, yerleştirmek, süslemek, bezemek, tamir etmek.
- Etdür-: İnşa ettirmek.
- Etil-: Süslü olmak, tedarikli olmak, donanmış olmak, üretilmek, yapılmak, yaratılmak, olgunlaşmak, verimli olmak, tertip edilmek, yetişmek, büyümek.
- Etin-: Süslenmek, (bir şeyle) donanmak, (ordu) kurmak, hazırlık yapmak, hazırlanmak, davranmak.
- Etiš-: Uymak, adapte olmak.
- Ettür-: (Tarla, yer) ekip biçtirmek.
- Ev-: Çabuk olmak, acele etmek, koşmak, hızlıca hazır bulunmak.
- Evin-: Acele etmek.
- Eviniš-: Birlikte acele etmek.
- Eviš-: Hep birlikte acele etmek.
- Evtit-: Teşvik etmek, harekete geçirmek.
- Ez-: Silmek, yok etmek.
F Harfi ile Başlayan Fiiller
- Fam kıl-: Ezberden okumak, inşat etmek
- Fuŋla- (Fuŋla- tamgala-): (Mektup vb.) Damgalamak, mühürlemek
G Harfi ile Başlayan Fiiller
- Gam küč kıl-: Güç kullanmak
- Genla-: (Mürekkebin çıkarılması veya ilacın hazırlanması için) Öğütmek, toz hâline getirmek
- Genlan-: Öğütülmek
- Görgüttür-: Görünür oldurmak
H Harfi ile Başlayan Fiiller
- Hanla-: (Pamuğu) Temizlemek
- Hirz kıl- (Hirz kılmak): Günah çıkarmak
- Hotola-: Askerî konaklama yeri kurmak, kampta durmak
- Hwala- (Hwalamak): (Çiçek) Açmak
- Hwalan-: (Çiçek) Açılmak, çiçek açmak
- Hwan ökün-: Günahı itiraf etmek (Soğdca hwan/gwan “günah” ismi ve Türkçe ökün- “pişman olmak/itiraf etmek” fiiliyle kurulmuştur)
I Harfi ile Başlayan Fiiller
- Ičgın- / Ičg(ı)n-: Kaybetmek, (utancı vb.) bırakmak, vazgeçmek, (suya) düşürmek, kaçmak.
- Ičan-: Çekinmek, kaçınmak, sakınmak, korunmak, temkinli davranmak, dikkat etmek.
- Id-: Göndermek, yollamak, çıkarmak, salıvermek, serbest bırakmak, vazgeçmek, reddetmek, (geleneği/yemini) bozmak, harcamak.
- Idala-: Vazgeçmek, feda etmek, feragat etmek, bırakmak, yarı yolda bırakmak, terk etmek, kurban etmek.
- Idıl-: Gönderilmek; (ateş) yakılmak; sakinleşmek, berraklaşmak.
- Idıš-: Birbirine göndermek.
- Idtur-: Salıvermek, serbest bırakmak.
- Igla-: Ağlamak, inlemek, hıçkırarak ağlamak, feryat etmek.
- Ikıla-: Hıçkıra hıçkıra ağlamak.
- Ilıkdur- / Ilıt-: Kirletmek, pisletmek.
- Ilıl-: Isıtılmak.
- Inan-: (Bir şeyden) çare aramak, inanmak, güvenmek.
- Inandur-: (Bir şeyden) çare arattırmak.
- Inčıkla-: İnlemek.
- Ingala-: Değersiz olarak görmek.
- Iŋra-: İnlemek, yakınmak.
- Ipla- (Iplamak): Manası tam olarak bilinmeyen eylem.
- Ira-: Uzaklaşmak, uzağa gitmek, uzak olmak, kendini uzak tutmak; unutulmak, kaybolmak.
- Irat-: Uzaklaştırmak, çıkarmak, unutmak, bırakmak, kaçınmak.
- Irga-: Sallamak, silkelemek, sarsmak, titretmek.
- Irgakla-: Bir şeyi iyice araştırmak, incelemek.
- Irgal-: Titremek, sallanmak, silkinmek, sarsılmak.
- Irkla-: Fal bakmak, kehanette bulunmak.
- Irla-: Şarkı söylemek.
- Irlaštur-: Birlikte / karşılıklı şarkı söylemek.
- Isır- / Isur-: Kemirmek, (kenarlarını) kemirmek, ısırmak.
- Isırın-: Öfkelenmek, sinirlenmek, sinirden dudağını ısırmak.
- Isla-: Tütsülemek.
- Islat-: Tütsületmek, (dumanı) yükselttirmek.
- Išı-: Aydınlanmak, ışımak.
- Itarla- (Itarlamak): Tekrar tekrar itmek, tekrar tekrar çarpmak.
- Itgın ič-: Burun deliğiyle içmek.
- Iy- (İy- ile eşdeğer): Bastırmak, boyunduruğa almak, yere indirmek, alt etmek; korumak, kontrol etmek.
İ Harfi ile Başlayan Fiiller
- İälä- / İgälä-: Korumak, esirgemek, sahiplenmek, idare etmek, kontrol etmek, yönetmek, hüküm sürmek.
- İč-: İçmek, (ilaç) almak.
- İčgär-: İçeri getirmek, sokmak, üzerine almak, kendine çekmek, içermek, (bir dini inanca vs.) döndürmek.
- İčgäriš-: Karşılıklı (eve vb.) getirmek.
- İčik-: İçeri girmek, ortaya çıkmak, (bir dini) kabul etmek, boyunduruk altına girmek.
- İčil-: İçilmek.
- İčiš-: Beraber/karşılıklı içmek, (birbirinden) kan içmek.
- İčlä-: (Elbise vb.) astarlamak.
- İčür-: İçirmek.
- İgäd- (İgädmäk): Hükümdar olmak.
- İgälät-: Korumak, ilgilenmek.
- İgdil-: Beslenmek.
- İgdülä-: Beslemek.
- İgid-: Beslemek, yem vermek, bakmak, ilgilenmek, büyütmek, eğitmek, yetiştirmek, korumak, desteklemek.
- İgidä-: Yanlış davranmak, günah işlemek, dürüst olmamak, yalan söylemek.
- İgidil- / İg(i)dil-: Bakılmak, büyütülmek, beslenmek.
- İgidtür-: (Çocuk) beslettirmek, büyüttürmek, baktırmak.
- İgilä-: Yönetmek, denetim altına almak.
- İglä-: Hasta olmak, hastalanmak.
- İkirčgülän-: Şüphelenilmek.
- İl-: Yapışmak, tutmak, yakalamak, almak, iliştirmek, iğnelemek, (bir kat) sürmek, iddia etmek, (mısra) alıntı yapmak.
- İlgäysöklän-: (Bir şeyde) cin gibi olmak, tecrübeli olmak.
- İlgün-: Hayatta kalmak, heyecanlı olmak, heyecanlanmak.
- İlgündür-: Beslemek, hayatta tutmak.
- İlildür-: İçinde bulundurmak; birbirine bağlamak, ilindirmek.
- İlin-: Yapışmak, bağlı olmak, takılmak.
- İlinišdür-: (Birbirine) bağlattırmak, yapıştırmak.
- İlinčülä-: Eğlenmek, oynamak, gezinmek.
- İlintür-: Yapıştırmak.
- İliš-: Birbirine bağlı olmak, asılmak, yapışmak, itaat etmek.
- İlištür-: İliştirmek, tutturmak.
- İlišür-: Bağlamak, birleştirmek.
- İlmä- (İlmäk): İlişmek, iliştirmek, tutturma.
- İlšür- (İlšürmäk): Bağlama, birleştirme.
- İmirt-: Kaynaştırmak.
- İmlä-: Jest yapmak, el ile işaret etmek, göstermek.
- İnčgälä-: Ayrıntılı araştırmak, incelemek, (bir şeyi) titizlikle yapmak.
- İnčil-: Dejenere olmak.
- İrdäš-: Araştırma veya soruşturma yapmak.
- İrkäklän-: Bir adam gibi davranmak, erkeklenmek.
- İrkil-: Toplanmak, toplanmış olmak.
- İrklä-: Adım atmak, ayak basmak, binmek, tırmanmak, ortaya çıkmak.
- İrklät-: Ayak bastırmak, bindirmek, tırmandırmak.
- İrt(ä)-: Ricada bulunmak.
- İsi-: Isıtmak, sıcak duruma getirmek, ısınmak.
- İsil-: Isıtılmak, alazlanmak.
- İsin-: Isınmak, ilgi duymak, heyecanlı olmak, empatili olmak, hevesli olmak.
- İsirkän-: Sıcaklığı hissetmek, kendini ısınmış hissetmek.
- İsit-: Isıtmak, sıcak duruma getirmek.
- İskä-: Kopararak toplamak, toplamak, koparmak, söküp almak, yırtmak, parçalamak.
- İskäš-: Karşılıklı (bir şeyi) koparmak.
- İstä- / İst(ä)-: Aramak, hedef almak, istemek, dilemek, araştırmak, çaba göstermek, takip etmek.
- İstät-: Aratmak, soruşturtmak, araştırtmak, (günahları vb.) ortaya çıkartmak.
- İšän-: Teslim edilmek, devredilmek, tahsis edilmek; güvenmek, itimat etmek.
- İšlä-: Çalışmak, yapmak, yerine getirmek, işlemek, faaliyet göstermek.
- İšläš-: Birlikte çalışmak/faaliyet göstermek, çalışıp çabalamak, zahmet çekmek, önlem almak, kehanette bulunmak.
- İšlät-: Kullanmak, istifade etmek, uygulamak, faydalanmak, çalıştırıp işletmek, (görev) yapmak.
- İt-: İtmek, (saçları) geri atmak.
- İtdür- (İtdürmäk): (Meditasyon/odaklanma vb.) durumunu kaybettirmek.
- İtil-: İtilmiş olmak; (ateş) başlamak, (lav) püskürtmek.
- İtin-: Bir şeyden mahrum kalmak, kaybetmek; batmak, yok olmak.
- İtiš-: Birbirini itmek, (şakadan da olsa) itişmek.
- İttürün-: Kaybetmek.
- İy- / Iy-: Bastırmak, boyunduruğa almak, yere indirmek, alt etmek, korumak, kontrol etmek.
- İyin-: Bastırmak, tabi kılmak.
Ka – Ke:
- Kač- (Kaçmak): Kaçmak, koşmak.
- Kačur-: İzlemek, takip etmek, sürmek, uzaklaştırmak.
- Kadal-: Manası belirsiz.
- Kadgur-: Üzülmek, üzüntü çekmek, endişe etmek, kaygılanmak, kederlenmek.
- Kadıt-: Gururlu olmak.
- Kadrıl-: Geri çekilmek, arkaya dönmek.
- Kadu-: (Yağmur) yağmak, düşmek.
- Kagrul-: Endişe etmek, tasalanmak, dertlenmek, kin beslemek.
- Kagšaš-: Şıngırdamak, zangırdamak, tıngırdamak.
- Kagur-: Kavurmak.
- Kagurul-: (Kaygıdan, kederden) tükenmek, sıkıntı basmak.
- Kakı-: Öfkelenmek, sinirlenmek, kızmak.
- Kakıla-: Bağırmak, çağırmak, seslenmek.
- Kakın-: İtiraf etmek, tövbe etmek, pişman olmak, açıklamak, günah çıkarmak.
- Kakıtıš-: (Şaka olarak) itişmek.
- Kakrıt-: (Çan, rahiplerin işaret aleti) çalmak.
- Kakšaš-: Kötü/pis kokmak (?).
- Kal- / K(a)l-: Kalmak, durmak, var olmayı bitirmek.
- Kala-: Donmak, buz tutmak.
- Kalaŋulad-: (Havada) süzdürmek, döndürmek.
- Kalaŋur-: Süzülmek, (sevinçten) göklere çıkarılmak, havaya sıçramak.
- Kalı- / K(a)lı-: Uçmak, süzülmek.
- Kalık-: Ayağa kalkmak (?), yükselmek (?).
- Kalıt-: Havada süzdürmek, hava yolu ile taşımak, (bayrak, sancak) yukarı kaldırtmak, yükseltmek.
- Kalŋula-: Süzülmek, (suda) sürüklenmek, üşüşmek, ileri hareket etmek.
- Kalŋur-: Sevinmek, mutlu olmak.
- Kam-: Yere sermek, düşürmek.
- Kamıl- / K(a)m(ı)l-: Yere yığılmak, aşağı yıkılmak, yere düşmek.
- Kamıt-: Yere düşmek, bozulmak.
- Kamla-: Şamanlık yapmak.
- Kamša- / K(a)mša-: Sarsılmak, titremek, hareket etmek.
- Kamšat-: Titretmek, sallatmak, sarsmak, rahatsız etmek.
- Kan-: Memnun olmak, (isteği) yerine getirilmek, gerçekleşmek, kanmak, doymak, tatmin olmak.
- Kana-: Kan almak.
- Kan(ı)t-: (Gönlü) memnun etmek, memnun olmak.
- Kantur-: (İstek) yerine getirmek, memnun etmek, söndürmek.
- Kanur-: Manası belirsiz (kanurmak formunda).
- Kap- / K(a)p-: Tutmak, yakalamak, kapmak (yılan), fırlatmak, sallamak.
- Kapa-: Kapamak, toplamak.
- Kapar-: Kabarmak, şişmek, kabarcık oluşmak.
- Kapıla-: Manası belirsiz.
- Kapız-: Tutturmak.
- Kara-: Bakmak, görmek.
- Karar-: Kararmak, karanlıkta olmak.
- Karart-: Karartmak, siyaha boyamak, değersiz yapmak, değersizleştirmek.
- Karga-: Küfretmek, beddua etmek, lanet etmek.
- Kargan-: Küfretmek, beddua etmek, lanet etmek, ilenmek.
- Kargat-: Beddua etmek.
- Karı- / K(a)rı-: Yaşlanmak, ihtiyarlamak, kocamak.
- Karıl-: Karışmak, harman olmak.
- Karıla- / K(a)rıl(a)-: (Kumaş vb.) Arşınlamak.
- K(a)rıl(ı)n-: Uzlaşmak, birleşmek.
- Karıntur-: Bir şeyi karıştırtmak.
- Karıš-: Aykırı hareket etmek, karşı durmak, karşı koymak, suç işlemek, yasaları çiğnemek, (bir şeye) uymamak, atışmak, birleşmek, toplanmak, karışmak, bir araya gelmek, kavuşmak.
- Karıštur-: Çelişki ortaya çıkmak, çelişmek, kabul etmemek, reddetmek.
- Karmala-: Yağmalamak, gasp etmek, zorla almak, yıkmak.
- Karšur-: Karşılaşmak, çatışmak, kesişmek, yanardöner olmak (renkler).
- Kašan-: İşemek, idrar yapmak.
- Kašı-: Kaşımak.
- Kat- (1): Sertleşmek, donmak, katılaşmak, (dil) tutulmak.
- Kat- (2): Eklemek, ilave etmek, uygulamak, karıştırmak, toplamak, özetlemek.
- Katar-: Döndürmek.
- Katarıl-: Geri dönmek.
- Katgur-: Sesli gülmek, (kaşları) kaldırmak.
- Katgurt-: Sesli güldürmek, güldürmek.
- Katguruš-: Birlikte sesli kahkahayı patlatmak, birlikte gülmek, gülüşmek.
- Katıglan-: Gayret etmek, çabalamak, çaba sarf etmek.
- Katıglantur-: Teşvik etmek, çabalattırmak, gayret ettirmek.
- Katıl-: Karışmak, (cinsel) birleşmek, (bir şeye) karışmak, katılmak, (öğretiyi) almak, (biriyle) görüşmek, iletişime geçmek.
- Katıldur-: (Biriyle) görüştürmek, iletişim kurdurmak.
- Katılıš-: Birbirine katılmak, (cinsel) birleşmek, birbirine karışmak, karmakarışık olmak.
- Katıštur-: Karıştırmak, karışmak.
- Katıt-: Sertleştirmek, katılaştırmak.
- Katna-: Tekrar etmek, tekrarlamak.
- Katrun-: (Cesarete kapılmak, gayret göstermek) Didinmek.
- Katur- (1): (Cesarete) kapılmak, katılaştırmak, sertleştirmek.
- Katur- (2): Eklemek.
- Kav-: (Bir şeye) bakmak, (bir şeyle) meşgul olmak.
- Kavır-: Toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, özetlemek, cezalandırmak.
- Kavıš-: Buluşmak, birleşmek, karışmak, katılmak, (dişler) birbiri üstüne bastırılmış olmak, (cinsel) birleşmek, kavuşmak.
- Kavıšdur-: Bir araya getirmek, kavuşturmak, birleştirmek, karıştırmak.
- Kavıšıgsa-: Kavuşmak istemek.
- Kavıšıš-: Buluşmak, toplanmak.
- Kavla-: Tıkıştırmak, tıkmak, içeri doğru bastırmak.
- Kavlal-: Bağlanmak.
- Kavlanıšdur-: Mutabakata getirmek, uzlaştırmak, uyumlu hâle getirmek.
- Kavrıl-: Kavrulmak, yanmak, kurumak, sararmak, solmak, zayıflamış olmak.
- Kavša-: Kuşatmak, etrafını çevirmek.
- Kavšat-: Kuşatmak, ortaya almak, çevirmek.
- Kavšur-: (Elleri) kavuşturmak, birleştirmek, kaplamak, görüştürmek, iletişim kurdurmak.
- Kay-: Bakmak, geriye dönüp bakmak, maziye bakmak, dönmek, geriye dönmek, saygıyla eğilerek selam vermek, hürmet etmek.
- Kayın-: Kaynamak, haşlamak, pişmek.
- Kayıntur-: Yemek pişirmek, yemek hazırlamak.
- Kayvılan-: Evcil, uysal olmak, evcilleştirilmek.
- Kayvılanıštur-: Karşılıklı mutabakata vardırmak.
- Kayvılantur-: Evcilleştirmek.
- Kaz-: Kazmak, (çukur, kanal) kazmak.
- Kazgan-: Kazanmak, biriktirmek, toplamak, (bir şeye) sahip olmak, elinde tutmak, çabalamak, gayret etmek.
- Kazganıl-: Kazanılmak.
- Kazgantur-: Kazandırmak.
- Kazıl-: Kazılmak.
- Kazın-: (Toprağı) karıştırmak, ortaya atmak, yığmak.
- Kazıš-: Derine dalmak, derinlemesine araştırmak.
Kä (Ke):
- Käč-: Karşıya geçmek, uğramak, karşı kıyıya geçirmek, öteye geçmek, bütün kademeleri geçmek.
- Käčik-: Gecikmek.
- Käčtür-: Geçirmek.
- Käčür-: Geçirmek, (vakti) geçirmek.
- Käd-: (Kıyafet) giymek, takmak, (zırh) donanmak.
- Kädgir-: Sendelemek, tökezlemek, ayağı takılmak, gücenmek, kekelemek, ileri hücum etmek.
- Kädgirt-: Tökezlettirmek.
- Kädi-: Gelişmek, büyümek, güçlü olmak.
- Kädil-: Giyinmek, giydirilmek, yeniden doğmak, ruh göçü yaşamak, (başka vücuda) girmek.
- Kädiltür-: Manası belirsiz.
- Kädlän-: Yetenekli olmak, kuvvetli olmak, gözü pek olmak.
- Kädür-: (Birini) giydirmek, (kasket, takke) takmak.
- Kädürül-: Giydirilmek.
- Käklä-: Öfke veya nefret hissetmek.
- Käl- / K(ä)l-: Gelmek, ileri gelmek, (vadesi) gelmek, baş göstermek, ulaşmak.
- Kälinlä-: Evlendirmek, (birine) bir gelin temin etmek, evlenmek.
- Kältür-: Ulaştırmak.
- Kälür- / K(ä)lür-: Getirmek, getirtmek, göstermek, yanında getirmek, doğurmak.
- Kälürt-: Getirtmek.
- Kämiš- / K(ä)miš-: Atmak, fırlatmak, (yardımcı fiil olarak) bitirme/intiha fonksiyonu.
- Kämištür-: (Bina vb.) kurmak, yapmak.
- Kämlän-: Hasta olmak, hastalanmak.
- Käŋrän- / K(ä)ŋrän-: Söylenmek, yakınmak, şikâyet etmek, homurdanmak, pişman olmak, günah çıkarmak, itiraf etmek, inlemek.
- Käŋräš-: Kavga etmek.
- Käŋšäš-: Danışmak, müzakere etmek, tartışmak.
- Kär-: Germek.
- Käräkülän-: Akordiyon şeklinde çit gibi olmak.
- K(ä)rgä-: İstemek, dilemek, ihtiyacı olmak, gereksinim duymak, gerekmek.
- K(ä)rgäklä-: Lazım olmak, gerekli olmak, ihtiyacı olmak, gerekmek, istemek, talep etmek.
- K(ä)rgäklät-: Birisine ihtiyaç hissettirmek, gerekli olarak görmek, gerekli hâle getirmek.
- K(ä)rgät-: Eksik kalmak, yoksun kılmak.
- Käril-: Gerilmek, secde etmek.
- Käriš-: Kavga etmek, tartışmak, kavgacı olmak.
- Käs- / K(ä)s-: Kesmek, keserek ikiye ayırmak, kesip koparmak, bölmek, yarmak, orakla biçmek.
- Käsgöklä-: Koşum takmak, eğerlemek.
- Käsil-: Kesilmek, kırılmak.
- Käsiš-: Karşılıklı birbirini kesmek, belirlemek, saptamak.
- Kästür-: Kestirmek.
- Käv-: Zayıflatmak.
- Kävil-: (Güç) azalmak, zayıflamak, zayıf düşmek.
- Kävšän-: Kendini zayıf göstermek, zayıf olarak görülmek.
- Käyiklä-: Yabani hayvan avlamak.
- Käz-: Dolaşmak, gezip dolaşmak, gezmek.
- Käzä-: (Oku) yayın esnek bağına yaymak.
Kı – Ki:
- Kıl-: Etmek, yapmak, kılmak, yaratmak, gerçekleştirmek, oluşturmak, göstermek, (mektup vs.) kaleme almak.
- Kılıl-: Doğmak, dünyaya gelmek, yapılmak.
- Kılımsın-: Gibi yapmak, … -mış gibi yapmak.
- Kılın-: Davranmak, tavır takınmak, denemek, (bir işe) başlamak, (biçim) almak, yaratılmak.
- Kılıš-: Birlikte yapmak, ortaklaşa bir davranış gerçekleştirmek.
- Kıltur-: Kıldırmak, yaptırmak, ettirmek.
- Kımra-: Yavaş yavaş hareket etmek.
- Kın-: İstemek, arzu etmek, çalışıp çabalamak.
- Kına-: Cezalandırmak, eleştirmek, kınamak.
- Kınan-: Cezalandırılmak, üzülmek.
- Kıntur-: (İlgi, ihtiyaç) uyandırmak, özleme sebep olmak, özendirmek, teşvik etmek, canlandırmak, yönetmek.
- Kır-: Kırmak, sökmek, küçük küçük parçalamak.
- Kırgılad-: Kır düşmek, kırlaşmak.
- Kırıl-: Yıkılmak, kırılmak (yani ölmek).
- Kırk-: Kırkmak, kırpmak.
- Kırmalaš-: Beraber yağmalamak, beraber soymak.
- Kırmalaštur-: Beraber yağmalamayı yapmasını sağlamak, beraber yağmalattırmak.
- Kıršal-: Kaşınmak ve yırtılmak, değip sıyırmak.
- Kırtkırt-: Biçilmek, kesilmek (?).
- Kıs-: Sıkarak içine sokmak, basmak, sıkmak.
- Kısdur-: Sıkarak içine sokmak.
- Kısgar-: Kısaltmak, haddini bildirmek.
- Kısıl-: Sıkılmak, darlaşmak, (organ vb.) kısalmak, büzülmek, küçülmek, ses kısılmak.
- Kısur-: Azaltmak, kısaltmak.
- Kıy-: Sivriltmek.
- Kıyıl-: Tükenmek, geçmek, kaybolmak, ölmek, çökmek, yıkılmak, kıyılmak.
- Kıyıt-: Kestirmek (ağaç vs.).
- Kızarıš-: Hep birlikte kızarmak, kırmızılaşmak.
- Kızart-: Isıtmak, kızdırmak.
- Kızgan-: Cimrilik etmek, esirgemek.
- Kızgur- (1): Kızartmak, utandırmak, hoşnutsuzluk oluşturmak.
- Kızgur- (2): Cezalandırmak.
- Kızgutla-: Cezalandırmak, işkence yapmak.
- Kızkan-: Cimrilik etmek.
- Kigür-: İçeriye sokmak, sokmak, girdirmek, aktarmak, getirmek, yerleştirmek, (yanına) çağırtmak, atamak, servis yapmak, sunmak.
- Kigürt-: (Dilekçe) sundurmak, sunmak, içeriye sokturmak.
- Kigürüšdür-: (Müzik) yapmak.
- Kikrištür-: Karşılıklı çağırttırmak.
- Kikšür-: Kışkırtmak, tahrik etmek.
- Kir-: Girmek, ayak basmak, (doğum sancısı) çekmek, baş göstermek, tarafını tutmak.
- Kirgür-: Girdirmek.
- Kirigsä-: Girmek istemek.
- Kirik-: Kirlenmek.
- Kirikdür-: Kirletmek, pisletmek, lekelemek.
- Kiriš-: Birlikte girmek, (birbirine) girmek, (içinde) olmak, bulunmak.
- Kirištür-: Öne çıkartmak, sığdırmak, eklemek, uyum sağlamak.
- Kišä-: Kösteklemek, (atın) ön bacağını bağlamak, bağlamak.
- Kišänläl-: Bağlanmak, bağlanmış olmak.
- Kišänlän-: Bağlanmak.
- Kišilän-: Evlenmek, eş olarak almak, nikâhı altına almak.
- Kišinä-: Kişnemek.
- Kivin- (kivinmäk): Manası belirsiz.
- Kizlä-: Gizlemek, saklamak, gömmek.
- Kizläl-: Gizlenmek, saklanmak.
- Kizlän-: Gizlenmek, saklanmak.
- Kizlätil-: Gizletilmek, gizlenmek.
Ko – Kö:
- Kod-: Koymak, reddetmek, bırakmak, kabul etmemek, rehin bırakmak, terk etmek, ayrılmak, belirlemek, saptamak, ihmal etmek, (yardımcı fiil olarak) tamamen yapmak.
- Koddur-: Bıraktırmak, reddettirmek.
- Kodın-: (Geride) bırakmak.
- Kodtur-: Birisini bir işten alıkoymak.
- Kodul-: Bırakılmak.
- Kodur- (1): Yazmak, kaleme almak.
- Kodur- (2) / Kutur-: Kendi sınırlarını aşmak, kendinden geçmiş olmak, aklı başından gitmiş olmak.
- Kodurt-: (Metni) kopyalatmak, yazdırmak.
- Kogla-: Bildirmek.
- Kogša-: Zayıflamak, (inanışta) zayıf olmak, hastalıklı olmak.
- Kogšal-: Yaralanmak.
- Kogšat-: Zayıflatmak, zayıf düşürmek.
- Kok-: Kokmak.
- Kol-: İstemek, yalvarmak, dilemek, talep etmek, dilenerek elde etmek, dilenmek.
- Koldamla-: Kollarla kürek çekmek, kolu hareket ettirmek, (harman) savurmak.
- Kollaš-: Birbirinin kolunu tutmak.
- Koltgula-: Dilenmek.
- Koltur-: Dilendirmek.
- Kolula-: Düşünmek, düşünceye dalmak, ilgi duymak, mülahaza etmek.
- Kolun-: Kendisi için istemek, yalvarmak, dilenmek, ant içmek.
- Komı-: Coşmak, heyecanlanmak, aşka gelmek.
- Komıt-: Coşturulmak.
- Kon-: Konmak, yerleşmek.
- Kontı- / Kondı-: Parlatmak.
- Kontur-: (Metni) kurmak, yerleştirmek, yerleşik hayata geçirmek.
- Koŋrat- (koŋratmak): Çalmak (çıngırak vs.).
- Koŋruk-: (Mide) guruldamak.
- Koŋrul-: Koparılmak, sökülmek, kökünden sökülmek, (dişler) dökülmek.
- Koŋur-: Koparmak, sökmek.
- Kop-: Yükselmek, havalanıp uçmak, kalkmak.
- Kopdar-: Yukarıya çekmek.
- Kopıkla-: Yükselmek.
- Kopur-: Yükseltmek, kaldırmak.
- Kopurt-: Diktirmek.
- Kora-: Zarar görmek, buharlaşmak, azalmak, yok olmak, kaybolmak.
- Koran-: (Hastalıkta) kilo kaybetmek.
- Korı-: (Bir yerin etrafını) çevirmek, korumak.
- Korıt-: Eşlik etmek, korumak.
- Kork-: Korkmak, ürkmek.
- Korkıt-: Korkutmak.
- Korkız-: Korkutmak.
- Korkun-: Korkmak.
- Korul-: Çökmek, zarar görmek, yok olmak.
- Koš- (1): Koşmak.
- Koš- (2): Bağlamak, katmak, eklemek, birleştirmek, (atları arabaya) koşmak, şiir yazmak.
- Košdur-: (Arabaya) koşturmak.
- Košlun-: (Araba) koşulmak, (atlar arabaya) bağlanmak.
- Košul-: Koşulmak, bağlanmak.
- Kotur-: Kopya etmek, basmak.
- Koturt-: Kopya ettirmek, bastırmak.
- Kov-: Kovalamak, avlamak, sürmek, itmek, birisini sıkmak.
- Kovır-: Kurumuş olmak, kurumak.
- Kovıt-: İzlenmek, takip edilmek.
- Kovla-: Dedikodu yapmak, iftira etmek.
- Kovša-: Düzeltmek, cilalamak, pürüzünü gidermek, hasat etmek, ekini orakla veya tırmıkla biçmek.
- Kovšaš-: Kaynaşmak.
- Kovuša-: Düzlenmiş olmak, düzlemek.
- Köč-: Göçmek, göçebe yaşamak.
- Köčür-: (Bir şehrin) yerini değiştirmek, taşımak, göçürmek.
- Kökäd(i)l-: Göğe ulaşmak.
- Kökädtür-: Övmek, methetmek, göğe çıkarmak.
- Kökär-: Göğermek, maviye kaçmak, morarmak.
- Köklä-: Bağlamak, bağlayarak kapamak.
- Kökläš-: Birbirine bağlı olmak.
- Köl-: Bağlamak, (öküze) koşum vurmak.
- Kölär-: Düşmek, (gözyaşıyla) dolmak.
- Köli-: Gölgelemek, savunmak.
- Kölit-: Korumak, gölge etmek, gölgelemek, gölgelendirmek.
- Kölitil-: Gölgeye getirilmek.
- Kölöklä-: (Bir yük hayvanına, bir araca) binmek.
- Kölün-: Hayvana koşum vurulmak, durmak, bir araca binmek.
- Kölündür-: (Atı arabaya) koşumlamak.
- Kölür-: (Araca) binmek, koşumlamak.
- Köm-: Gömmek, kazmak, üzerinde çalışmak.
- Kömtür-: Gömdürmek.
- Kömül-: Gömülmek, örtülmüş olmak.
- Kön-: Düz olmak, tanımak.
- Köntül-: Doğrutulmak, doğrulmak, uzatılmak, (hastalık) tedavi edilmek, iyileşmek.
- Köntür-: Doğrultmak, doğru yola getirmek, düzeltmek, doğru düzeltmek, (yeri) düzeltmek, düzleştirmek, (şüpheleri) ortadan kaldırmak.
- Köñül-: Isıdan alazlanmak.
- Köŋlä-: (Bir şeyi) düşünmek.
- Köŋülgär-: Düşünmek, hesaba katmak.
- Köŋüllän- / Köŋül(l)än-: Düşünmek, dikkat etmek, dikkatli olmak.
- Köŋülländür-: Düşündürmek.
- Köpäd-: Çoğalmak, artmak, sayıca çoğalmak, bolca mevcut olmak.
- Köpiklän-: Köpürmek, köpüklenmek.
- Köpir-: Köpürmek, kabartmak.
- Köpirt-: (Bir sıvıyı) köpürtmek.
- Kör-: Görmek, bakmak, seyretmek, dikkate almak, gözden geçirmek, gözlemlemek, ziyaret etmek, algılamak, kavramak, (dert vb.) çekmek, dayanmak, itaat etmek.
- Kördür-: Göstermek, gördürmek.
- Körgit- / Körkit- / Körgüt-: Göstermek, sunmak, beyan etmek, kanıtlamak, (acı vs.) çektirmek, bildirmek, öğretmek, kehanette bulunmak.
- Körgittür- / Körkittür-: Takdim ettirmek.
- Körgür-: Göstermek, gördürmek.
- Körklä-: Güzelleştirmek.
- Körklän- / Körkl(ä)n-: Güzel olmak, güzelleşmek, parlamak, parıldamak.
- Körkläntür-: Güzelleştirmek, parlatmak.
- Körügsä-: Görmek istemek, özlemek, arzulamak.
- Körül-: Mevcut olmak, görülmek, belli olmak.
- Körümlä-: Bakmak, niyet beslemek.
- Körümlän-: Bakmak, niyet beslemek.
- Körün-: Görünmek, gözükmek, ortaya çıkmak, hazır bulunmak, toplanmak, belli olmak, (birine) başvurmak.
- Körünčlä-: Seyretmek, bakmak, beklemek.
- Körünčlät-: Seyrettirmek.
- Körüš-: Görüşmek, birbirini görmek, buluşmak, tekrar görüşmek, kavuşmak, karşı karşıya durmak.
- Körüšdür-: Görüştürmek, birleştirmek, buluşturmak, karşılaştırmak.
- Kösül-: Uzanmak, bacaklarını uzatmak.
- Köši-: Korumak, himayesi altına almak.
- Köšit-: Örtmek, kapamak, şaşkına çevirmek, şaşırtmak.
- Köšitil-: Örtülmek, engellenmek.
- Köti- / Ködi-: Yükselmek, çıkmak, kalkmak, kokmak.
- Kötit-: Yüce olmak, ulu olmak, yüksek olmak, (koku) yükselttirmek, kubbelenmek.
- Kötitdür-: Meydana çıkarmak, (zihniyet) oluşturmak.
- Kötkir-: Yükselmek, yükselti olarak görünmek.
- Kötrül-: Yüceltilmek, yükselmek, övülmek.
- Kötür-: Taşımak, dayanmak, kaldırmak, yukarı kaldırmak, (düşünce) beslemek, yerine getirmek, gerçekleştirmek, desteklemek.
- Kötürt-: Yukarı kaldırmak.
- Köy-: Yanmak.
- Köydür-: Yakmak.
- Köyür- / Köy(ü)r-: Yakmak, alazlamak, yakmış olmak, tütsülemek.
- Köyürül-: Yakılmak.
- Közkiš-: (Metni) kontrol etmek, gözden geçirmek, tashih etmek.
- Közl(ä)-: Gözlemek, etrafına bakınmak.
- Közül-: Koymak.
- Közün-: Görünmek, gözükmek, ortaya çıkmak, hazır bulunmak, toplanmak.
- Közüntür-: Göründürmek, görünmeye yönlendirmek.
Ku – Kü:
- Kuč-: Kucaklamak, sarılmak, sımsıkı sarılmak.
- Kučakla-: Kucaklamak, içine almak.
- Kučugsa-: Kucaklamak istemek.
- Kučumsın-: Sözde sarılmak, sarılıyormuş gibi yapmak.
- Kučuš-: Kucaklaşmak.
- Kud-: Dökmek, boşaltmak, içirmek, uyandırmak, düşürmek, depolamak, stoklamak, sudur etmek, yaymak.
- Kuddur-: Döktürmek, erittirmek.
- Kudıgar-: Alçaltmak, küçültmek.
- Kudıgartdur-: Alçalttırmak, küçük düşürttürmek.
- Kudrılan-: Manası belirsiz (kudrılanmak eylemi bağlamında).
- Kudtur-: Döktürmek.
- Kudul-: Dökülmek, akmak, boşaltılmak, aşağıya yağmak.
- Kudultur-: Aşağı akıttırmak, aşağı yağdırmak.
- Kuduluš-: Dökülmek, yayılmak, sudur etmek, bir noktada birleşerek akmak.
- Kugur-: Kurutmak.
- Kulŋala-: Bitmek, topraktan çıkmak, sürmek, dallanmak, filizlenmek.
- Kulunla-: Tay doğurmak.
- Kun-: Çalmak, gasp etmek.
- Kunsuk-: Çaldırılmak, soyulmak.
- Kuntur-: Çaldırılmak (?).
- Kunuš-: Yağmalamak.
- Kur-: (Yay) kurmak, (yayı) germek.
- Kurı- / Kur(ı)-: Kurumak, körelmek, zayıflamak.
- Kurıt-: Kurutmak.
- Kurša-: Sarmak, kuşatmak, çevirmek, sarılmış olmak.
- Kuršan-: Kuşak takmak, kuşak sarmak.
- Kuršatıl-: Sarılmış olmak.
- Kus-: Kusmak.
- Kusıt-: Kusturmak.
- Kušla- / Kušl(a)-: Av kuşuyla avcılık yapmak, kuş avlamak.
- Kutad-: Kraliyet payesi iletmek, şansla kutlu olmak, kutlu kılmak, şans getirmek, büyümek, ilerlemek.
- Kutadtur-: (Birisini) mutlu etmek, kutsamak, takdis etmek.
- Kutgar-: Kurtarmak, çıkarmak.
- Kutrul-: Kurtulmak, kendini kurtarmak.
- Kutrun-: Agresif olmak, dışa dönük davranmak.
- Kutsıra-: Mutsuz olmak, mutluluğu elinden alınmış olmak.
- Kutsıratıl-: Mutsuzluğa atılmak, mutluluğu çalınmış olmak.
- Kuvra-: Toplanmak.
- Kuvran-: Toplanmak.
- Kuvrat-: Yığmak, toplamak, biriktirmek.
- Kuysuk-: (Fil) korkmak, ürkmek.
- Kuz-: Ara vermek.
- Kü-: Korumak, muhafaza etmek, dikkat etmek.
- Küčä-: Güç sarf etmek, güç kullanmak, zor kullanmak, güçlü olmak, kuvvetli olmak, güçlenmek.
- Küčäd-: Güçlü olmak, kuvvetli olmak, güçlenmek.
- Küčän-: Çabalamak, gayret etmek, iktidar sürmek, hüküm sürmek.
- Küčlän-: Kuvvetli olmak, güçlü olmak, gayret etmek, iktidar sürmek.
- Küčläntür-: Güçlendirmek, kuvvetlendirmek, yetki vermek.
- Küčsirät-: Zayıflatmak, kuvvetten düşürmek.
- Küd-: Beklemek, umut etmek, kollamak, (hayvan) gütmek.
- Küdtür-: Bekletmek.
- Küglä-: Cinsel isteği uyanmış olmak, şehvetli olmak.
- Kügsirät-: Pas gidermek.
- Kügürüštür-: (Kıymetli taşlar) kakma yapmak.
- Kük-: Ünlü olmak, meşhur olmak.
- Kükrä-: Gök gürlemek, kükremek, bağırmak.
- Kükrän-: Gök gürlemek.
- Kükrät-: Kükremek, bağırmak.
- Kükül-: Meşhur olmak, ünlü olmak, övülmek.
- Kül-: Gülmek, gülümsemek, tebessüm etmek.
- Külä-: Övmek, methetmek.
- Küläl-: Övülmüş olmak, methedilmek.
- Külän-: Övülmek, methedilmek.
- Külčir-: Gülümsemek.
- Küldür-: Güldürmek.
- Kültirä-: Çağlamak, uğuldamak.
- Külüš-: Gülüşmek.
- Künilä-: İmrenmek, gıpta etmek, kıskanç olmak.
- Küniläš-: Birbirini kıskanmak.
- Kürä- (1): Gömmek, defnetmek.
- Kürä- (2): Askerden kaçmak, firar etmek, kaçmak.
- Kürägür-: Gururlu olmak, kibirli olmak, gösteriş yapmak.
- Küräš-: Güreşmek, birbiriyle savaşmak.
- Kürät-: Zinaya sevk etmek.
- Kürlä-: Aldatıcı davranmak.
- Kürülü-: Yığmak, toplamak.
- Küsä-: İstemek, arzu etmek, çabalamak.
- Küsätil-: Candan arzulanmak.
- Küvä-: Manası belirsiz.
- Küvädtür-: Övmek, methetmek.
- Küvän-: Gururlu olmak.
- Küväzlän-: Gururlu olmak, kibirli olmak, kibirle dolu olmak.
- Küzäd- / Küzät-: Korumak, muhafaza etmek, saklamak, (söz) tutmak, yerine getirmek, pusu kurmak, umut etmek.
- Küzädil-: Korunmak, muhafaza edilmek.
- Küzädin-: Sakınmak, kendini korumak.
- Küzätdür-: Riayet etmeye özendirmek.
- Küzätindür-: Kaçındırmak, sakındırmak.
L Harfi ile Başlayan Fiiller:
- Lakla-: Yalamak.
- Lala-: Kesmek, kesip parçalamak; ezerek parçalamak, havanda ezmek.
M Harfi ile Başlayan Fiiller:
- Man-: (Bir şeyi) Batırmak.
- Maŋ-: Adım atmak, ilerlemek.
- Maŋla-: Gitmek, adım atmak.
- Maŋra-: Bağırmak, böğürmek, çığlık atmak, (kuşlar için) ötmek.
- Maŋran-: Bağırmak, inlemek.
- Maŋrat-: Kükremek, haykırmak, bağırmak; bağırtmak, duyurtmak.
- Mayırt-: Çekip koparmak, yolmak.
- Mayıš-: Bir yere takılıp kalmak.
- Mäŋilä- / M(ä)ŋil(ä)-: Sevinmek, mutlu olmak, eğlenmek, hoşlanmak, neşelenmek.
- Mäŋilät-: Sevindirmek, eğlendirmek, mutluluk hissettirmek.
- Mäŋizät-: Karşılaştırmak.
- M(ä)ŋl(ä)-: Av için pusuya yatmak, ganimetin yolunu gözlemek.
- Min-: (Binek hayvanı, araba) Binmek, tırmanmak, seyahate çıkmak.
- Moymal-: Şaşkın olmak, karmakarışık olmak.
- Mun-: Kafası karışık olmak, karışık olmak, şaşkın şaşkın dolaşmak.
- Muntur-: Şaşırtmak, karıştırmak, aldatmak, ayartmak.
- Muŋad-: Hayret etmek, şaşmak.
- Muŋuk-: Son derece üzgün olmak, düşmüş olmak, cesareti kırılmış olmak.
- Muymal-: Zorluk çekmek.
- Mün-: Binmek, tırmanmak, bir araca veya binek hayvanına binmek, seyahate çıkmak.
- Münä-: Azarlamak, kınamak, hor görmek, küçümsemek, kötülemek, eleştirmek, tenkit etmek; günaha girmek, günah işlemek.
- Müntür-: (Taşıta) Binmek.
- Münük-: Günah işlemek.
- Müŋrä-: Melemek, böğürmek, kükremek.
- Müŋräš-: (Filler) Böğürüşmek.
N Harfi ile Başlayan Fiiller:
- Namla-: Okla vurmak.
- Nomla-: Vaaz vermek, öğretmek.
- Nomlal-: Vaaz edilmek, duyurulmak, vaaz verilmek.
- Nomlat-: Vaaz verdirmek.
- Nomlatıl-: Vaaz verdirilmek, vaaz verilmek.
O Harfi ile Başlayan Fiiller:
- Ocu- / Ocumak: (Bir şeyden) soğumak, korkmak, ürkmek, çekinmek.
- Odgur-: Uyandırmak.
- Odgurakla-: Belirlemek, tespit etmek, kesinleştirmek.
- Odguraklan-: İnançta pekiştirmiş olmak, kendinden emin olmak.
- Odguraklandır-: Kesin bildirmek, inançta pekiştirmek.
- Odun-: Uyanmak, aydınlanmaya niyetlenmek.
- Oduntur-: Ayıltmak, dalgınlıktan kurtarmak, uyandırmak.
- Ogša- (Ogşa- / Okşa-): Okşamak, okşayarak sevmek, sevecen/şefkatli olmak; benzemek.
- Ogšan-: Okşamak, okşayarak sevmek.
- Ogšaš-: Benzeşmek.
- Ogšaštur-: Benzeştirmek, karşılaştırmak.
- Ogšat-: Karşılaştırmak, benzetmek.
- Ogullan-: Çocuk sahibi olmak, oğul olarak kabul etmek, evlat edinmek.
- Ogurla- (Oğurla-): Çalmak.
- Okad-: Gecikmek, geri kalmak, geride kalmak, kaçırmak.
- Okat-: Sakinleştirmek.
- Okı- / Okumak: Davet etmek, çağırmak, okumak, ezberden okumak.
- Okıš-: Birbirine çağırmak, bağrışmak.
- Okıt-: Çağırtmak, birine seslenmek, okutmak, ezberden söyletmek, çağırılmak.
- Okıtdur-: Birisini kendisine çağırttırmak.
- Okra- (Okramak): Acıkmış, susamış olan at yiyecek veya su gördüğü zaman kişnemek.
- Ol-: Çok olgun olmak, ayrışmak, bozulmak, çürümek, pişmiş olmak; yardımcı fiil (olmak).
- Olgurt-: Oturtmak.
- Olı-: Hızla çevirmek.
- Olın-: Kıvrılmak, daire çizerek dönmek, (ağrıdan) kıvranmak.
- Oltur-: Oturmak.
- Olur-: Oturmak, çökmek, yerleşmek, ikamet etmek; yönetmek, yaşamak, girmek; (oruç vb.) yerine getirmek.
- Olurugsa-: Oturmak istemek.
- On-: Gizlenmek, saklanmak.
- Oŋ-: Sararmak, solmak, fonksiyonda sınırlı olmak, gevşemek, yorgun düşmek.
- Oŋar-: İyileşmek; nüfuz etmek, anlamak, kavramak; açıklığa kavuşturmak, düzeltmek; açıklamak.
- Oŋarıl-: İyileşmek, tedavi edilmek.
- Oŋuk-: Solmak, bitkinleşmek, sararmak.
- Oŋul-: Doğruya çevrilmek, iyileşmek, sıhhatine kavuşmak.
- Onuš- (Onuşmak): Barışmak, uyuşmak.
- Op- (Opmak / Obmak): Yutmak, içine çekmek, nefes almak; somurup yutmak.
- Opra-: Bozulmak, yıkılmak, çökmek, çürümek, patlamak, yarılmak.
- Or-: Orakla biçmek, biçmek, hasat etmek, toplamak.
- Orla-: Seslenmek, bağırmak.
- Orlamsın-: Riyakâr bir çığlık atmak.
- Orlat-: Bağırtmak.
- Orna- (Ornamak): Yerleşmek, konmak, yer tutmak.
- Ornan-: Yerleşmek, oturmak, oyalanmak, durmak, (inanışta) katı olmak.
- Ornat-: Bir şeyin yerine başka bir şeyi koymak, ikame etmek, düzenlemek.
- Os-: Kesmek, kırpmak, kazımak.
- Osugsa-: Benzerlik kurmak istemek, örneksemek.
- Osul-: Biçilmek, kesilmek.
- Osuš-: Birbirini biçmek, kesişmek.
- Ota-: (1) Tedavi etmek, iyileştirmek. (2) Zararlı otları ayıklamak. (3) Kısa bir süre kalmak.
- Otla-: Otlamak.
- Otlamsın-: Otlar gibi yapmak.
- Otlat-: Otlatmak.
- Otun-: Ateş yakmak.
- Oy-: Oymak, (gözleri) oyarak çıkarmak, ara vermek, (kitabe taşlarını) oymak, kazımak.
- Oyırkan-: Hayret etmek, şaşırmak.
- Oyna-: Oynamak, eğlenmek, dans etmek, şaka yapmak.
- Oynašla-: Oynaşmak, cinsel ilişkide bulunmak.
- Oynat-: Oynatmak, (yılan vb.) oynatmak.
- Oytar-: Delmek, delip geçmek.
- Oytur-: Çukurlaştırmak, oymak, göz oydurmak, baskı kütüğünü oymak.
- Oyul-: Oyulmak, kazımak.
- Oyulgala- (Oyulgalamak): Gelişigüzel dikmek, saplamak, sokmak; belli bir noktada seyrek biçimde bir araya gelmek.
- Oyuš-: Biçimi değişmek, deforme olmak.
- Oz- (Ozmak): Serbest bırakılmak, kaçıp kurtulmak, kurtulmak, kaçmak, doğum yapmak (hamile için).
- Ozgur-: Kurtarmak, salmak, serbest bırakmak, çıkarmak.
- Ozugsa-: Kurtarılmak istemek; kendini haklı çıkarmayı denemek.
Ö Harfi ile Başlayan Fiiller
- Ö-: Düşünmek, zannetmek, hatırlamak, sahip çıkmak.
- Öč- (Öç-): Sönmek, dinmek, (meditasyonla) sakinleşmek, yok olmak.
- Öčä- (Öçe-): İntikamcı olmak, kinci olmak, nefret hissetmek, öfkeli olmak.
- Öčäš- (Öçeş- / Öceşmek): Birbirinden nefret etmek, birbiriyle tartışmak, ateşli tartışmak, savaşmak, bahis tutuşmak.
- Öcük- (Öcükmek): Utanmak.
- Öčür- (Öçür-): Silmek, söndürmek.
- Öd-: Heyecanlı olmak, heyecanlanmak.
- Ödiklä-: Hatırlamak, hesap vermek, düzenlemek, not etmek, çizmek, saymak.
- Ödük- (Ödükmek): Korkmak.
- Ög-: Övmek, methetmek; övünmek; yakınmak.
- Ögir-: Sevinmek, memnuniyet duymak, zevk almak.
- Ögirt-: Sevindirmek.
- Ögirtdür-: Sevindirmek, kendinden geçirmek, memnun etmek.
- Ögirtür-: Sevindirmek.
- Ögirüntür-: Sevindirmek.
- Ögitil-: Övülmüş olmak, methedilmek.
- Öglän- (Öğlemek): (Baygınlıktan sonra) ayılmak, kendine gelmek, derin derin düşünmek, bilinçlenmek, tanımak, hatırlamak.
- Ögläntür-: Bilincini yerine getirmek, yeniden canlandırmak, tekrar hayat vermek, idrak ettirmek.
- Ögrän-: Öğrenmek, okumak.
- Ögrät-: Öğretmek.
- Ögrätin-: (Bir şeye) alışmış olmak, alışmak, alıştırma yaparak ustalaşmak.
- Ögrünčülä-: Zevk almak, eğlenmek.
- Ögrünčüläš-: Birlikte zevk almak, birlikte sevinmek.
- Ögsirä-: Bayılmak, bilincini kaybetmek.
- Ögsirät-: Bilincini kaybettirme.
- Öğür- (Öğürmek): Boğazdan ses çıkarmak (makalede ‘öksürmek’ ile anılmış).
- Ögürt-: Sevindirmek, mutlu etmek.
- Ögürtür-: Sevindirmek.
- Ögürüš-: Birlikte sevinmek, karşılıklı sevinmek.
- Ögüš-: Aşındırılmak, sıyırarak soyulmak, deri yüzülmek.
- Ögüt-: Övülmüş olmak, methedilmek.
- Ökün-: Pişman olmak, günah çıkarmak, itiraf etmek.
- Öküntür-: İtiraf ettirmek, günah çıkarttırmak.
- Öl-: Ölmek.
- Öläntür-: Döndürmek.
- Ölçer- (Ölçermek): Sönmekte olan ateşi, lambayı canlandırmak.
- Öli-: Islanmak.
- Ölit-: Islatmak, sulamak, nemlendirmek.
- Ölitil-: Islatılmak, nemlendirilmek.
- Ölök-: Çevirmek, döndürmek, inançlı yapmak (?).
- Ölür-: Öldürmek.
- Ölürt-: Öldürtmek.
- Ölürüš-: Karşılıklı birbirlerini öldürmek, birbirini öldürmek.
- Ölütlä-: Cinayet işlemek.
- Ömäl(ä)-: Birini ziyarete gitmek.
- Ömgäklä-: (Yerde) sürünmek.
- Öneş- (Öneşmek): İnat etmek.
- Öŋäd-: İyileşmek, (hastalıktan) kurtulmak.
- Öŋädtür-: İyileştirmek, tedavi etmek.
- Öŋlä-: Boyamak.
- Öŋsirä-: Rengi atmak, solmak, sararmak.
- Öŋür-: Yaklaşmak, yakınlaşmak.
- Öp- (Öpmek): Öpmek.
- Öpäl-: Manası belirsiz.
- Öpiš-: Öpüşmek.
- Öpügsä-: Öpmek istemek.
- Öpün-: (Bir şeyi) yutmak, içine atmak.
- Öpüš-: Karşılıklı birbirini öpmek, öpüşmek.
- Ör-: (1) Oluşmak, ortaya çıkmak, kalkmak; yükselmek; büyümek, gelişmek, filizlenmek, (topraktan) çıkmak. (2) Dokumak, örmek; birleştirmek, sarmak, bağlamak.
- Örgän-: Bulanmak, her yanı bir şeyle kaplanmak.
- Örit-: Uyandırmak, oluşturmak, (zihniyet) meydana getirmek; yükseltmek; geliştirmek.
- Öritdür-: Uyandırtmak.
- Öritgür-: Uyandırtmak.
- Öritür-: Uyandırtmak.
- Örk- (Örklemek): Hayvanları otlamaları için uzun bir iple çayıra bağlamak.
- Örlä-: (Güneş, ay) doğmak, yükselmek.
- Örlän-: Yükselmek.
- Örlät-: Izdırap etmek, eziyet etmek, kızdırmak, taciz etmek, rahatsız etmek.
- Örlätil-: Eziyet edilmek, ızdırap edilmek.
- Örlätür-: Izdırap etmek, eziyet etmek.
- Örtä-: Yakmak, ateşe vermek, kundaklamak.
- Örtän-: Yanmak, yangın çıkmak, alevlenmek; endişe etmek, tasalanmak.
- Örtür-: Yetişmek, geliştirmek, (topraktan) çıkarmak.
- Öşet- (Öşetmek): Büyüklendirmek, kabartmak, böbürlendirmek.
- Öt-: Girmek, geçmek, nüfuz etmek, sızmak, akmak, vâkıf olmak, hakkında iyi bilgisi olmak.
- Ötä-: (Suç, borç vb.) ödemek, geri ödemek.
- Ötäglä-: Borcu kapatmak, borcu ödemek.
- Ötgün- (Öykünmek): Taklit etmek.
- Ötgür-: Nüfuz etmek, tamamıyla anlamak, mal mülk devretmek, geçip gitmek.
- Ötkün-: Anlatmak, bildirmek.
- Ötül-: Öksürmek.
- Ötün-: Konuşmak, söylemek (aşağı dereceli biri tarafından); sunmak, dilemek, istemek, yalvarmak; şefaat istemek, niyaz etmek.
- Ötündürül-: İstenilmek.
- Ötüntür-: Konuşturmak, rica ettirmek.
- Ötüntürül-: İstenilmek.
- Ötür-: (1) Nüfuz etmek, tamamıyla anlamak. (2) Hatırlatmak. (3) İshal olmak (ötürük).
- Ötürlä-: Manası belirsiz.
- Övkälä- (Öpkelä-): Nefret duygularıyla dolu olmak, nefret hissetmek, öfkelenmek.
- Övkälämsin-: Kendine öfke görünüşünü vermek.
- Övkälän-: Öfkelenmek, öfkeli olmak.
- Övkälät-: Öfkelendirmek.
- Öyün-: Bir derdi olmak, üzülmek.
- Özä- (Özemek): Yoğurt, pekmez vb. koyu şeyleri suyla inceltmek, sulandırmak.
- Özirkä-: (Birine) iltifat etmek (?).
- Özirkän-: Kendinin olarak saymak, kabul etmek, asimile etmek.
- Özümsin-: Haksız iddia ve talepte bulunmak, cüret etmek.
P Harfi İle Başlayan Fiiller:
- Parla-: (Çince par/po ismine -la ekinin getirilmesiyle) (Suyla) ıslatmak, damla damla üzerine akıtmak.
- Parvešlan-: (Sanskritçe pariveṣa [hale, nur halkası] ismine -lan ekinin getirilmesiyle) Halesi olmak, haleli görünmek.
- Peula-: (Çince peu/biao ismine -la ekinin getirilmesiyle) Bir istekte bulunmak, dilekçe yazmak.
- Püšär-: Pişirmek.
R Harfi İle Başlayan Fiiller:
- Rabnaz kıltur-: Kutsamak.
- Ridi tašgar-: Büyü gücü oluşturmak.
S Harfi ile Başlayan Fiiller
- sa-: Saymak, düşünmek, dikkat etmek.
- saç- / s(a)ç-: Saçmak, dağıtmak, serpmek; tohum ekmek; su serpmek, fışkırtmak; yaymak; (zihnini) dağıtmak; fırlatmak; (harman) savurmak.
- saçıl-: Saçılmak, yayılmak, sızmak, serpilmek, atılmak; dikkati dağılmış olmak, zihni dağınık olmak.
- saçra-: Sıçramak, yerinden sıçramak, dışarı sıçramak.
- saçrat-: Dışarı sıçratmak, gözleri oymak.
- sag-: Sağmak.
- sagur(u)l-: Aşağıya doğru çekilmek.
- sak-: Düşünmek, hesap etmek.
- sakı-: (Göz) yanıltmak.
- sakın- / s(a)kın- / sak(ı)n-: Düşünmek, düşünceye dalmak; düşünce beslemek; üzerinde durmak; (gibi) görmek, kavramak; arzu etmek, dilemek, amaçlamak, ümit etmek; tasavvur etmek; endişe etmek, tasalanmak.
- sakıt-: Birini şaşkına çevirmek, şaşırtmak.
- saklan-: Korumak; sakınmak.
- saklantur- / s(a)klantur-: Dikkat ettirmek; uyandırmak.
- sal-: Vurmak, hareket ettirmek, kol sallamak; koymak; kök salmak; hakaret etmek; fırlatmak, atmak, salmak.
- saldur-: Kurban etmek, koymak.
- salın-: Sarkmak; aşağı inmek; (gözler) dışarı çıkmak.
- salıntur-: Sarktırmak.
- san-: Sayılmak, ait olmak.
- sana- / s(a)na- / s(a)n(a)-: Saymak, hesap etmek.
- sanç- / s(a)nç-: Delmek, sokmak, delik açmak, saplamak, şişlemek; paramparça etmek; düşmanı yenmek; sancımak.
- sançıl-: Sokulmak; inmek.
- sançış-: Birbirini şişlemek, birbirini delmek.
- sançıt-: Yenilmek, şişlenmek, delinmek, bıçaklanmak, kendilerini yendirmek.
- sangar-: Hesap etmek, hesaplamak, saymak, atfetmek, bir şeye değer vermek.
- sanış-: Bir şeye ait olmak, birbirine ait olmak, bağlı olmak.
- sap- / s(a)p-: Onarmak, tamir etmek, restore etmek; iletmek; sıralamak, dizmek; birleştirmek, kurmak, inşa etmek.
- sapal-: Ortasından sokmak.
- sapanla-: Pulluk ile işlemek.
- sapıl-: Rivayet anlatılmak; birisinin tarafını tutmak, ait olmak, sıralanmak, girmek; bağlı olmak, izlemek, takip etmek; katılmak, uymak; (his) yayılmak; saplanmak; birleştirilmek; nasip olmak.
- sapla-: Oku yay kirişine yerleştirmek.
- saranlan-: Cimri olmak.
- sargar-: Sararmak.
- sargart-: Sarartmak.
- sarıl-: Heyecanlanmak, kızgın olmak, üzgün olmak; asılı olmak; sarmalanmış olmak.
- sarın-: Etrafında vızıldayarak uçmak.
- sarış-: Birbirine sövmek, karşılıklı birbirini azarlamak, kınamak.
- sarkın-: Çekilmek (?).
- sarma-: Sarmak.
- sars-: Kaba olmak, sövmek, lanet okumak, beddua etmek.
- sası-: Kötü kokmak.
- sasıt-: Kokutmak.
- saş-: Kafası karışık olmak, yanılmak, karıştırmak, karşıt yapıda olmak; değiştirmek; aklını karıştırmak, şaşırtmak.
- saşıltur-: Aklını karıştırmak, şaşırtmak, ayartmak, yoldan çıkarmak.
- saşıt-: Şaşırmak, şaşkına dönmek, yanılmak; ahlakını bozmak.
- saşur-: Kesişmek, birleşmek; aklını karıştırmak, şaşırtmak; boşluk bırakmak.
- sat- / s(a)t-: Satmak, elden çıkarmak.
- sataş-: Karşılıklı bastırmak, sıkıştırmak.
- satga-: Ayaklar altına alarak ezmek, bir yerden geçip gitmek, sıkmak, sıkıştırmak; hor bakmak.
- satgat-: Hor baktırmak.
- satıglaş-: Ticaret yapmak, takas ticareti yapmak.
- sav-: Uzanmak, yayılmak.
- savıl-: İzlemek, takip etmek; eğilmek, bükülmek; etki altına alınmak, büyülenmek.
- savır-: Dağıtmak, saçmak.
- savla-: Konuşmak, söylemek.
- savlaş-: Birbiriyle konuşmak, sohbet etmek, söyleşmek.
- savrıl-: Akmak, çağlamak, çağlayarak akmak, şarıl şarıl akmak, gözyaşı akmak.
- savur-: Savurmak; dalgalandırmak.
- sayga-: İçki koymak, içki dağıtmak.
- säç-: Seçmek.
- säçil-: Kendini göstermek, beğenip seçilmek.
- sämirt-: Semirtmek.
- sämri- / s(ä)mri-: Semirmek, şişmanlamak, kilo almak.
- sämrit- / s(ä)mrit-: Semirtmek; devleti genişletmek, büyütmek.
- sär-: Çekmek, dayanmak, katlanmak; sebat etmek, oyalanmak, kalmak.
- särgür-: Tahammül etmek, dayanmak, katlanmak; durdurmak; sınırlamak, set çekmek; engellemek; korumak, iletmek.
- säril-: Dinlenmek; üzerinde durmak, kalmak; sakinleşmek, yatışmak, son bulmak, gözden kaybolmak; nefsine hâkim olmak.
- särin-: Sabırlı olmak, sabretmek, çekmek, dayanmak, katlanmak.
- särit-: Eritmek.
- särmä-: Süzmek, filtreden geçirmek.
- säv- / s(ä)v-: Sevmek, tahmin etmek, çok saymak, hoşlanmak, uygun görmek.
- sävil- / s(ä)vil-: Sevilmek.
- sävin-: Sevinmek.
- sävinçlän-: Minnettar olmak; sevinçli olmak.
- säviniş-: Birlikte sevinmek.
- säviş-: Sevişmek, karşılıklı sevgi duymak; birlikte sevinmek.
- sävit-: Sevdirmek; sevilmek, sevilmiş olmak.
- sävitil-: Sevilmek; övülmek.
- sekri-: Sıçramak, atlamak, fırlamak; kazan fıkırdamak; iç organlar kıvranmak; hızlı geçip gitmek.
- sekrit-: Harekete geçirmek.
- semäklä-: Hazırlık yapmak, hazırlamak, aktif olmak, zanaat ile uğraşmak.
- semäklättür-: Elbise ürettirmek.
- semla-: Toz hâline getirmek.
- sezik kılımsın-: İnançsızlığı temsil ediyormuş gibi yapmak.
- sezin-: Endişelenmek, sakınmak, korumak, temkinli davranmak; şüphelenmek; soru sormak.
- sı-: Kırmak, parçalamak, yarmak; pulluk ile işlemek; emirleri çiğnemek, ihlal etmek, kabahat işlemek; ordu mahvetmek, eritmek, yıkmak; reddetmek; çürütmek; yenmek; davul çalmak; toplanmak.
- sıdır-: Sıyırmak.
- sıg-: Uymak, sığmak, girmek, intibak etmek; bir dine girmek; kalp dokunmak.
- sıgın-: Çare aramak, kaçmak, sığınmak.
- sıgınış-: Bitişmek.
- sıgıntur-: Sığındırmak.
- sıgış-: Sığışmak, yeterli yeri olmak.
- sıgta-: İnlemek, sızlamak, ağlamak.
- sıgtaş-: Birlikte inlemek, karşılıklı ağlamak, sızlanmak, yakınmak.
- sıgtat-: Ağlatmak, feryat ettirmek.
- sıgtatur-: Ağlatmak, feryat ettirmek.
- sıgur-: Sığdırmak, eklemek; ihata etmek, içine almak; sarılmak, kendine çekmek, kucaklamak, sarmalamak; doldurmak, dökmek; hoşlanmak, beğenmek; yakalamak, tutmak; kabul etmek.
- sıguruş-: İç içe sığmak, birbirine eklemek, birbirine bağlamak.
- sıguş-: Anlaşmak, konuşmak.
- sık-: Sıkmak, basmak, bastırmak, sarf etmek, çabalamak; üzmek, acıtmak.
- sıka-: Ovmak, masaj yapmak, okşamak, dokunmak.
- sıkan-: Elbise kolu sıvamak, cemrelemek, tüyleri okşamak.
- sıkıl-: Sıkıntı basmak, sıkılmak, eziyet edilmek, acı çektirilmek, yıkık olmak, üzülmek vb..
- sıktur-: Şarap sıkıp suyunu çıkartmak.
- sıl-: Teori çürütülmek.
- sıla-: Övmek, methetmek, saygı göstermek, davet etmek.
- sımala- / sımanla-: Manası belirsiz.
- sımta-: İhmal etmek, ihmalkâr olmak, savsaklamak; kabul etmek, onaylamak, hoş görmek, riayet etmemek, göz yummak, katlanmak, kabullenmek.
- sımtal-: İhmal edilmek, ihmalkâr olmak.
- sın-: Kırılmak, parçalanmak; bedensel olarak sonda olmak, canı boğazına gelmek; çok çaba sarf etmek, gayret etmek.
- sına-: Test etmek, denemek, kuvvetleri ölçmek, keşif yapmak, öğrenmek, haber almak, malumat toplamak, iğva etmek, sınamak, imtihan etmek.
- sınan-: Araştırmak, sınamak.
- sınaş-: Ölçüşmek, boy ölçüşmek, güçleri ölçmek.
- sıŋarla-: Yardım etmek, destek olmak; ölçmek, tartmak, hesap etmek.
- sırla-: Boyamak, sırlamak, cilalamak; zararsız hâle getirmek.
- sırna-: Israrlı olmak.
- sış-: Şişmek.
- sışılış-: Birlikte şişmek.
- sıtur-: Kırdırmak, parçalattırmak.
- sıvga-: Ok isabet etmemek.
- sız-: Sızmak, erimek; güçsüz olmak; acı çekmek.
- sızgur-: Eritmek.
- sızıl-: Erimek.
- sızlat-: Izdırap vermek, acı çektirmek, yaralamak, sızlatmak.
- sid-: İşemek, idrarını yapmak.
- sikä-: İşemek, idrarını yapmak.
- sil-: Sürmek.
- sili-: Temiz olmak.
- silin-: Temizlenmek, arınmak.
- silit-: Temizlemek.
- silk-: Silkelemek, sallamak, silkeleyerek temizlemek, çan çalmak.
- silkin-: Silkinmek, sallanmak.
- silktür-: Çan çalmak.
- simir-: Höpürdeterek içmek.
- siŋ-: Batmak, çökmek, içine çökmek, girmek, dalmak.
- siŋär-: İçine sokmak.
- siŋilä-: Yakınmak, sızlanmak.
- siŋir-: Yalayıp yutmak, tıkınmak, yutmak; sindirmek; soğurmak, absorbe etmek, emmek; zehri zararsız hâle getirmek; batırmak; kaplamak; sindirmek.
- siŋirt-: Yutulmak.
- siŋiş-: Kaynaşmak, birleşmek.
- sipir-: Süpürmek.
- sogı-: Soğumak, ateş düşmek.
- sogın-: Soğumak.
- sogış-: Tamamen soğumak.
- sogul-: Su sızmak, suyu çekilmek, buharlaşmak, soğulmak; yok olmak.
- sogur-: Suyunu boşaltmak, içine atmak, şapırdatarak yemek; kurutmak; buharlaştırmak; günahlardan kurtarmak.
- sok-: Sokmak; gagalamak; mahvetmek, yıkmak; parçalamak, yarık açmak, havanda dövmek, ezmek; içine doldurmak; akla almak, eklemek; sıkıştırmak; çarpmak, itmek, tokat atmak; dövmek; ateş çakmak.
- sokçı-: Gagalamak.
- sokdur-: Biletmek.
- soktur-: Tahrip ettirmek.
- sokul-: Kırılmak, koparılmak.
- sokun-: Göğse dövünmek.
- sokuş-: Birbirine vurmak, vuruşmak; karşılaşmak, rastlamak.
- sokuştur-: Karşılaştırmak.
- sola-: Bağlamak, kapamak, tıkamak; zincirlemek, demirlemek.
- solal-: Zincirli olmak.
- solan- / sol(a)n-: Zincirlenmek, kuşatılmak; kapanmış olmak, kilitlenmiş olmak.
- solaş-: Birbirine bağlanmış olmak, birbirine bağlı olmak.
- solaştur-: Zincirle bağlamak.
- sor-: Emmek; sormak, soru sormak, soruşturmak.
- soruk-: Tecrübeli olmak, ünlü olmak.
- sorul-: Danışmak, bilgi edinmek.
- soy-: Soymak, derisini yüzmek; elbise çıkarmak; koparmak; açmak.
- soyul-: Soyulmak, et soyulmak.
- soyurka-: Merhametli olmak, acımak, merhamet etmek.
- soyurkat-: Pişman olmak.
- södrü-: Sürüklemek, tartmak, çalmak.
- södür-: Çalmak ve yağmalamak.
- söglün-: Kavrulmak, kızartılmak.
- söglüntür-: Kızartmak.
- sögül-: Kızartmak, kavurmak.
- sök-: Yırtmak, sökmek, söküp çıkarmak, birdenbire çıkmak, yerle bir etmek, yıkmak; sövmek, beddua etmek, küfretmek, eleştirmek, kınamak; diz çökmek; ishal olmak, müshil etkisi yapmak.
- sökit-: Parçalamak, kıymak; ishale sebep olmak.
- sökül-: Kırılmak.
- söküt-: Diz çökmek, dizleri bükmek.
- sön-: Azalmak, sönmek, geçmek, dinmek, bitmek.
- sötrör-: Manası belirsiz (kıyafetle ilişkili).
- söyän-: Bir şeye dayanmak.
- söyäş-: Birbirini desteklemek, birbirine dayanmak.
- sözlä-: Söylemek, konuşmak, tartışmak; anlatmak, haberdar etmek; ilan etmek; tarif etmek, bahsetmek, söz etmek, incelemek, dile getirmek, açıklamak; propaganda yapmak.
- sözläş-: Birbiriyle konuşmak, haberleşmek, müzakere etmek, söyleşmek, tartışma yapmak, tartışmak, fikir danışmak; anlaşmak, uzlaşmak.
- sözlät-: Söyletmek, sözlerle ifade ettirmek.
- sözlätil-: Bildirilmek, söylenmek, konuşulmak.
- sözsirä-: Susmak, söylememek, sessiz olmak.
- suçı-: Kıvrım kıvrım kıvranmak; yüksek atlamak; kazan kaynamak, fokurdamak.
- suçın-: Damarlar atmak; ürkmek.
- suçlun-: Çekip koparılmak, koparılmak.
- suçul-: Dudak bükmek, elinden zorla almak, elbise çıkarmak, soyunmak, kıyafet/zırh çıkarmak.
- sud-: Tükürmek, tükürüp atmak.
- sudlan-: Arka arkaya gelmek.
- sugun-: Yıkanmak, saçları yıkamak, banyo yapmak.
- sugundur-: Yıkatmak, banyo yaptırmak.
- suk-: Fiske vurmak.
- sukı-: Fiske vurmak.
- sukın-: Memnun edilmek, tatmin edilmek.
- suklan-: Hırslı olmak, hırslı davranmak, istemek, arzulamak, çabalamak.
- suklun-: İçine düşmek, çökmek, batmak, takılıp kalmak, içine dalmak.
- suksın-: Israrla istemek.
- suksıntur-: Arzu ettirmek, arzu uyandırmak.
- sun-: Sunmak, kol ve ayak germek, uzatmak, vermek, takdim etmek, tutmak, yakalamak; hizmete hazır olmak; yere kapanmak, secde etmek.
- sus-: Su çekmek, kaşıklamak.
- susa-: Susamak.
- suva-: Sulamak, su vermek; boyamak, sürmek, sıvamak; kartonpiyer yapmak; sarmak, örtmek.
- suvat-: Sıvatmak, kartonpiyer yaptırmak.
- suvı-: Birisini yıkamak.
- suvış-: Sulanmak.
- suvsa-: Susamış olmak, susamak.
- sü-: Yükseltmek, arttırmak, geride kalmak (?).
- süŋ-: Defetmek, kovmak, silmek.
- süŋüş-: Birbiriyle savaşmak, birbiriyle kavga etmek.
- sür-: Sürmek, sürüklemek, hızlandırmak; sürdürmek, devam ettirmek, yapmak, davranmak; yerine getirmek; cezalandırmak.
- sürç-: Kaymak, ayağı kayıp düşmek, tökezlemek.
- sürçit-: Kaydırmak.
- sürdür-: Götürtmek, sürdürmek; atmak; göndermek.
- sürt-: Ovuşturmak, sürtmek, ovmak, ovarak yaymak; kurulamak; silmek.
- sürtün-: Sürtünmek.
- sürüş-: İşletmek, yapmak, uygulamak; kin beslemek.
- süs-: İtmek, sürüklenmek, çarpmak.
- süülä-: Savaşmak, sefere başlamak, sefer yapmak.
- süz-: Temizlemek, berraklaştırmak, arındırmak; seçip almak, beğenip ayırmak, ayırt etmek; inanmak.
- süztür-: Suyu süzdürmek.
- süzlün-: Dindar olmak.
- süzül-: Temizlenmek; gök açılmak; inançlı olmak, inanmak.
- süzüştür-: Uyumlu hâle getirmek (?).
Ş Harfi ile Başlayan Fiiller
- şanla-: Övmek.
- şavşaş-: Birbiriyle tartışmak.
- şäş-: Karmakarışık olmak; çözmek, çözümlemek.
- şäşil-: Çözülmek, ayrılmak; geçmek.
- şıla-: Su ıslatmak; zenginleştirmek, çoğalmak, süslemek; teşvik etmek.
- şılal-: Islatılmak.
- şılan-: Nemlenmek.
- şılatıl-: Islatılmak.
- şılda-: Bahane uydurmak, sebep aramak.
- şırpa-: Karışmak, birbirine dolanmak.
T Harfi ile Başlayan Fiiller
- tagık-: Dağa kaçmak.
- tagıl-: Dağılmak.
- tagonla-: Alay etmek.
- tak-: Bağlamak, takmak.
- takıl-: Takılmak.
- takšur-: Şiir yazmak, yakınmak, yalvarmak, acımak, üzülmek vb..
- tal-: Bayılmak, bayılarak yere düşmek.
- talaš-: Kavga etmek, dalaşmak.
- talgokla-: Çivi çakmak.
- talık-: İtilmek, itilmiş olmak.
- talpı-: Uçuşmak, titremek, sarsılmak vb..
- talpır-: Uçuşmak.
- talpıt-: Uçuşturmak.
- talula- / t(a)lula-: Seçmek.
- talulat-: Seçtirmek.
- talvırt-: Uçuşturmak, silkmek, sallamak.
- tam-: Damlamak, yavaş yavaş akmak.
- tamgala- / t(a)mgala-: Mühürlemek, damgalamak, kazımak vb..
- tamgalal-: Damgalı olmak, mühürlü olmak.
- tamıt-: Yanmak, alevlenmek, yakılmak.
- tamız-: Damlatmak.
- tamtul-: Alevlenmek, alev almak.
- tamtur-: Yakmak, tutuşturmak, aydınlatmak, propaganda yapmak.
- tan-: İnkâr etmek, şaşkın olmak, kafası karışmak vb..
- tančga-: Parçalamak, parça parça etmek.
- tančgala-: Isırıp parçalamak.
- tančgat-: Parçalanmak.
- tančula-: Isırıp parçalamak, küçük küçük parçalara ayırmak.
- tangar- / t(a)ngar-: Tanıklık etmek, adamak, ant içmek.
- tangarıš-: Birbirini adamak, birbirine söz vermek.
- tanu-: Farkına varmak, ayırmak, tanımak.
- tanukla-: Tanık göstermek, tanıklık etmek, gerçekleştirmek vb..
- tanuklal-: Tanıklanmak.
- tanuklaš-: Birbirine tanıklık etmek, birbirini onaylamak.
- tanuklat-: Tanıklık ettirmek.
- taŋ-: Sık(ıştır)mak, basmak, bağlamak, içeri götürmek vb..
- taŋıl-: Sıkıştırılmak, sıkışmış hissetmek.
- taŋırka-: Hayret etmek, şaşmak, hayran olmak.
- taŋırkan-: Hayret etmek, şaşmak.
- taŋız-: Şişmek, süt vermek.
- taŋla-: Şaşırmak, hayret etmek; gün ağarmak, şafak sökmek.
- taŋlan-: Gün ağarmak, şafak sökmek.
- t(a)ŋl(a)r- / taŋlar-: (Gün) ağarmak, (şafak) sökmek
- taŋlat-: Şaşırtmak.
- tap-: Bulmak, elde etmek, kazanmak.
- tapın- / t(a)pın-: Hizmet etmek, ağırlamak, saygı göstermek vb..
- tapıntur-: Hizmet ettirmek, hürmet ettirmek.
- tapırkan-: Onaylamak, kabul etmek, hoşuna gitmek.
- tapırkanıl-: Kabul edilmek, onaylanılmak.
- tapıš-: Buluşmak, karşılaşmak, rast gelmek, keşfetmek vb..
- tapla- / t(a)pla-: Haklı bulmak, onaylamak, istemek, tercih etmek vb..
- taplan-: Özlemek, çabalamak; kabul etmek, onaylamak.
- taplaš-: Anlaşmak, uzlaşmak, karşılıklı onaylamak.
- taplat-: Kabul edilmek, onaylanmak; kabul ettirmek.
- taplatıl-: Sevilmek, değer verilmek, kabul edilmek.
- tapšur-: Teslim etmek, aktarmak, bırakmak, tahsis etmek vb..
- tar-: Dağıtmak, saçmak, zorla birbirinden ayırmak.
- tara-: Dağıtmak, serpmek, yaymak.
- taral-: Dağılmak, kafası karışık olmak.
- taraldur-: Saçtırmak.
- tarı- / tar(ı)-: Ekmek, yetiştirmek, işlemek.
- tarık-: Kaybolmak, geçmek, uzaklaşmak, sönmek vb..
- tarın-: Kendisi için yetiştirmek.
- tarıt-: İşlemek, ekmek, yetiştirmek.
- tarma-: Yırtıp ayırmak, parçalamak, tırmalamak.
- tarman-: Uzanmak, yayılmak, serilmek.
- tarmaš-: Karşılıklı birbirini parçalamak, yırtmak.
- tart-: Çekmek, sürüklemek, silmek, tartmak, (çit vb.) kurmak, (trompet) çalmak.
- tartdur-: Çektirmek, çekip çıkartmak, gerdirmek vb..
- tartıl-: Çekilmek; yayılmak.
- tartın-: Yardımsever olmak, sevilen olmak.
- tartınlaš-: Karşılıklı etkilemek.
- tartıš-: Karşılıklı etkilemek.
- tartıt-: Çekilmek; çektirmek.
- tartız-: Çektirmek.
- tartla-: Taslak çizmek.
- tarttur-: Çektirmek, (çit) yaptırtmak.
- taru-: Daralmak, küçülmek, dar olmak.
- tarut-: (Kol uçlarını vb.) birleştirmek (?).
- taš-: Akıp gitmek, üzerinden akmak, taşmak.
- tašgar-: Çıkarmak, çekip çıkarmak, (büyü gücü) göstermek.
- tašık-: Çıkmak, dışarı çıkmak, belli olmak, ortaya çıkmak.
- tašu-: Taşımak, nakletmek, yollamak.
- tašur-: Yaydırmak, yaymak; taşmak.
- tat-: Tadına bakmak, denemek, tatmak.
- tatar-: (Ceset) morarmak, rengi atmak.
- tatga-: Tatmak, tadına bakmak.
- tatgan-: Lezzetli bulmak, güzel bulmak, zevk almak.
- tatıgsıra- / tat(ı)gs(ı)ra-: Tadını kaybetmek, tatsız olmak.
- tatın-: Tatmak, tadına bakmak.
- tatur-: Tattırmak, yemlemek.
- tavran-: Çabalamak, gayret etmek, acele etmek.
- tavranıš-: Acele etmek.
- tavrantur-: Teşvik etmek, gayrete getirmek, cesaret vermek.
- tavraš-: Birlikte çabalamak, gayret etmek.
- tavrat- / t(a)vrat-: Gayrete getirmek, teşvik etmek, özendirmek.
- tay-: Kayıp gitmek, düşmek, sapmak, kaybetmek, geri adım atmak.
- tayan-: Dayanmak, itimat etmek, güvenmek.
- tayanıš-: Dayanışmak.
- tayanıšdur-: Dayanıştırmak, birbirine dayandırmak.
- tayantur-: Dayandırmak.
- tayıt-: Kaydırmak, caydırmak.
- taytur-: Kaydırmak, kaybettirmek.
- täg- / t(ä)g-: Varmak, ulaşmak, erişmek, elde etmek, değmek, saldırmak vb..
- tägil-: İnmek; körleşmek, körlenmek, kafası karışık olmak.
- tägin-: Saygıyla yapmak, başarıyla sonuçlanmak, hissetmek, kendini adamak vb..
- tägintür-: Elde ettirmek, ulaştırmak, ceza ölçmek, vermek vb..
- tägiš-: Birlikte almak, ulaşmak, rastlaşmak, buluşmak.
- tägläl-: Kör edilmek.
- täglär-: Kör etmek.
- tägläš-: Birbirini kör etmek.
- tägriklä-: Sarmak, çemberlemek, etrafını çevirmek, kuşatmak.
- tägriklän-: Çevrili olmak, kuşatılmış olmak.
- tägriklät-: Çevrili olmak.
- tägrül-: Getirilmek.
- tägšil- / t(ä)gšil-: Değişmek, dönüşmek, tekrarlamak, yeni canlı doğmak vb..
- tägšildür-: Değiştirtmek.
- tägšür-: Değiştirmek, başkalaştırmak, mübadele etmek, dönüştürmek, çevirmek.
- tägšürt-: Değiştirtmek.
- tägšürüš-: Değiştirmek, değiş tokuş yapmak.
- tägür-: Değdirmek, ulaştırmak, eriştirmek, (tehlikeye) atmak vb..
- tägürt-: Göndermek, yollamak, getirmek, getirilmek.
- tägürtür-: Getirtmek, göndertmek, çektirmek.
- tägzin-: Dönmek, dolaşmak, topaç gibi dönmek, arkasını dönmek.
- tägzinčlän-: Çevrilmiş olmak, dönmüş olmak, dönmek.
- tägzintür-: Döndürmek, gezdirmek.
- täl-: Delmek, içine geçmek, nüfuz etmek, delik deşik etmek, oymak.
- tälgän-: Heyecanlanmak, tarumar olmak, heyecanlanmış olmak.
- tälin-: Delinmek, çatlamak, açılmak.
- tälmir-: Göz kırpıştırmak, titremek, huzursuz bakmak vb..
- täŋäš-: Denk olmak, karşılaştırmak.
- täŋgär-: Tartmak, ölçüsüne uymak.
- täŋik-: Eşit olmak, yaklaşmak.
- täŋirt-: Bir araya getirmek, toplamak (?).
- täŋlä- / t(ä)ŋlä-: Denemek, sınamak, tahmin etmek, ölçmek, eleştirmek, karşılaştırmak vb..
- täp- / t(ä)p-: Tepmek, vurmak, tekme atmak, ezmek, dans etmek, gitmek.
- täpär-: Titremek, sarsılmak.
- täpin-: Tepinmek, şiddetli hareket etmek, suda ayak çırpmak (yüzmek).
- täpiš-: Karşılıklı tepinmek, tepişmek.
- täpit-: Ayaklar altında ezdirtmek, çiğnettirmek.
- täpländür-: Ezdirtmek.
- täprä-: Hareket etmek, titremek, sarsılmak, başlamak, aktif olmak vb..
- täprän-: Başlamak, baş göstermek (hastalık).
- täpräš-: Titreşmek, birlikte titremek, hareket etmek.
- täprät-: Titretmek, hareket ettirmek, sarsmak, çalmak (müzik vb.).
- täprätil-: Titretilmek, sarsılmak.
- täptür-: Ezdirmek, ayak bastırmak.
- tärit- / t(ä)rit-: Terlemek.
- tärkišlän-: Kızgın olmak, öfkeli olmak, saldırgan olmak.
- tärklä-: Acele etmek, acele ile gitmek.
- tärklät-: Hızlandırmak, kovalamak.
- tärlä-: Terlemek.
- tärsik-: (Hastalık) kötüleşmek.
- tärsiktür-: Ayartmak, yoldan çıkarmak, akıl karıştırmak.
- tärtär- / t(ä)rtär-: Terletmek, terlettirmek.
- täš-: Deşmek.
- täšil-: Patlamak, yarılmak.
- tätrül-: Yanıltılmak, yolu şaşırtılmak, akıl karıştırmak.
- tätrültür-: Yolu şaşırtmak, aldatmak, yanıltmak, ayartmak.
- tätür- (tetür-): Söyletmek, konuşturmak; bir işin aslını aramak, analiz etmek.
- täv-: Şişe dizmek.
- tävin-: Hareket ettirmek, sallamak.
- tävir-: Çevirmek, döndürmek, (sevap) tevcih etmek, yöneltmek.
- tävlä- / t(ä)vlä-: Aldatıcı davranmak, aldatmak, kandırmak.
- tävril-: Dönmek.
- tävšil-: Ufalanmak.
- tävšin-: Aktif olmak, çok çalışkan olmak, ilgilenmek, önem vermek.
- tävšintür-: Aktif olmasını sağlamak, aktifleştirmek, ilgilendirmek.
- täz- / t(ä)z-: Kaçmak, koşup gitmek, kaçınmak.
- täzgür-: Bozguna uğratmak, kovmak, ortadan kaldırmak.
- te-: Demek, söylemek, adlandırmak.
- tenlä-: Tarlalarda sıralamak.
- ter-: Toplamak, derlemek, kendini toplamak.
- teril- / t(e)ril-: Birleşmek, toplanmak, birikmek.
- teriliš-: Birleşmek, toplaşmak.
- terin-: Toplanmak.
- teš-: Sözleşmek, tartışmak, müzakere etmek, konuşmak.
- tet-: Denilmek, ismi olmak; olmak.
- tetigär-: Akıllı olmak, akıllı olarak görülmek.
- tetiglä-: Zeki olmak, tanımak, farkına varmak.
- tetin-: Cesaret etmek, cüret etmek, kalkışmak.
Tı – Ti
- tıd-: Engel olmak, tıkamak, engellemek, sakınmak, dizginlemek vb..
- tıdıl-: İhtiyatlı davranmak, kendine hâkim olmak, engellenmek vb..
- tıdılıš-: Karşılıklı engellenmek.
- tıdın-: Çekinmek, içtinap etmek, engellenmek.
- tıdıntur-: İçtinap ettirmek, sakındırmak.
- tıgra-: Sağlam olmak, sert olmak.
- tıgran-: Güçlü olmak.
- tıgrat-: Sertleştirmek, katılaştırmak, pekiştirmek, cesaretlendirmek.
- tık-: Tıkmak, tıkamak, fırlatmak, sıkmak, doldurmak vb..
- tıkıl-: Tıkılmak, tıkıştırılmak, sıkılmak, bunaltılmak, yığılmak.
- tılaŋur-: Hitabet yeteneği olmak.
- tılta-: Bahane aramak.
- tıltan-: (İşle) meşgul olmak.
- tın-: Nefes almak, soluk almak, dinlenmek, mola vermek; bildirmek, duyurmak.
- tınla-: Dinlenmek.
- tınlan-: Kendine gelmek, ayılmak.
- tınsıra-: Bayılmak.
- tınsırat-: Bayıltmak.
- tıntur-: Dinlendirmek, dindirmek, nadasa bıraktırmak.
- tıŋla- / tıŋl(a)-: Dinlemek, duymak, işitmek.
- tıŋšan-: Dinlemek, işitmek.
- tırman-: Tırmalamak, yırtmak.
- tıšla-: Dişlemek, ısırmak.
- tıt-: Yırtıp ayırmak, parçalamak, yırtmak; çırpmak.
- tıtın-: Yırtılmak, parçalanmak.
- tigilä-: Gürültü yapmak, patırtı yapmak, uğuldamak.
- tigilän-: Sesi çıkmak, duyulmak, tınlamak.
- tigiläš-: Çınlamak, tınlamak, gürültü yapmak.
- tigrät- / tigr(ä)t-: Sebep olmak; yankılandırmak, takırdatmak; sarsmak.
- tik-: Sokmak, ısırmak, dikmek; kurmak, koymak, ekmek.
- tikilin-: Dikilmek, doğrulmak.
- tikiš-: Karşılıklı sokmak, birbirini ısırmak.
- tikit-: Isırılmak, sokulmak.
- tiktür-: Dikiş diktirmek; tohum ektirmek; (bayrak vb.) diktirmek.
- til-: Parça parça kesmek, dilmek, dilimlemek.
- tilä- / til(ä)-: Aramak, hedef almak, istemek, dilemek vb..
- tilät-: Araştırtmak, aratmak.
- tiliklä-: Dilemek.
- tilin-: Dönmek, dolaşmak, deveran etmek.
- timä-: Süslemek, bezemek, tertip etmek, hazırlamak.
- tirä-: Yığılmak, desteklemek, yukarı basmak.
- tiräš-: Savaşmak, kavga etmek, tartışmak.
- tirgür-: Diriltmek, canlandırmak, hayat vermek.
- tiril-: Canlanmak, dirilmek, hayatta olmak.
- titrä-: Sarsılmak, titremek.
- titrät-: Titretmek.
- tiz-: Dizmek, sıralamak.
- tizil-: Dizilmek, dizili olmak, düzenlenmek.
- tiziltür-: Sıraya dizdirmek, sıraya sokturmak.
To – Tö
- to-: (Arzular vb.) gerçekleşmek.
- tod-: Tok olmak, memnun olmak, usanmış olmak.
- todgur-: Beslemek, yem vermek, doyurmak, memnun etmek.
- toduntur-: Memnun etmek.
- todur-: Memnun etmek, doyurmak; bıkmak.
- todurt-: Yem vermek, doyurmak, memnun etmek.
- togra-: Doğramak, kesip parçalamak, dilimlemek.
- togrul-: Patlamak, yırtılmak, kesilmiş olmak, parçalanmak.
- togur-: Aşmak, karşı tarafa geçmek.
- togurčuklan-: Tomurcuklanmak.
- tokı-: Dövmek, vurmak, dokumak, kurmak, karıştırmak vb..
- tokıl-: Dövülmek.
- tokılan-: Süslenmiş olmak, güzel olmak, parlamak.
- tokılandur-: Dekore ettirmek, süslendirmek, güzelleştirmek.
- tokın-: Karşı karşıya gelmek, dövülmek, uğramak, zahmet çekmek.
- tokıš-: Birbirine vurmak, vuruşmak, karşılaşmak.
- tokıt-: Dövülmek, çaldırmak, kazıtmak vb..
- tokıtıl-: Dövülmek, vurulmak, sürüklenilmek vb..
- tokla-: Saçları kökünden tıraş etmek.
- tol-: Toplanmak, dolmak, gerçekleşmek, süresi dolmak.
- tolga-: Sarmak, döndürmek, çevirmek.
- tolgan-: Kıvrılmak, daire çizerek dönmek, zahmet çekmek.
- tolgat- / tolg(a)t-: İşkence etmek, eziyet etmek, incitmek.
- tolgur-: Doldurmak, yerine getirmek, tüketmek, başarmak.
- tolgurul-: Doldurulmuş olmak, doldurulmak.
- tolın-: Dolanmak, kıvranmak, dönmek.
- toltur-: Doldurmak.
- tolulat-: Tamamlamak, bitirmek.
- tolunad-: Ağzına kadar dolmak.
- toŋ-: Donmak, donarak ölmek, üşümek.
- toŋıt-: Eğilmek, reverans yapmak.
- toŋla-: Dövmek, vurmak, kamçılamak.
- toŋtal-: Çevresi/ekseni etrafında döndürülmek.
- toŋtar-: Çevirmek, döndürmek, aşağı basmak, arka çevirmek.
- toŋtarıl-: Etrafında dönülmek.
- toŋur-: Üşütmek, soğuğa maruz bırakmak.
- topol-: Derinleştirmek, tamamıyla anlamak, tahlil etmek, saldırmak vb..
- torla-: Ağ ile asmak.
- toru-: Zayıflamış olmak, bir deri bir kemik kalmak.
- toš-: Dolmak, doluşmak, doldurulmak.
- tošgur-: Doldurmak, yerine getirmek, bitirmek, tamamlamak.
- tošgurt-: Yerine getirtmek, bitirtmek.
- toyla-: Toplanmak, bir araya gelmek.
- toylaš-: Toplanmak, toplaşmak, şenlik yapmak.
- toylaštur-: Bayram düzenlemek.
- toz-: Tozlu olmak, tozutmak, yükselmek.
- tozgur-: Çiğnemek, ayağıyla ezmek.
- tögnä-: Koterize etmek, dağlamak.
- tök-: Püskürtmek, saçmak, dökmek, dökerek boşaltmak.
- töklün-: Kesip çıkarılmak.
- tökül-: Saçılmak, dökülmek, akmak, fışkırmak.
- töküntür-: Döktürmek.
- tölä-: Ödemek, tazmin etmek; yavrulamak.
- tölät-: Ödeme talimatı vermek.
- töl(ä)t-: Avutmak, teselli etmek.
- töltä-: Yaymak, sermek, döşemek.
- töltäl-: Örtülü olmak, kıtıklı olmak.
- tön-: Dönmek, arkasını dönmek.
- töŋitdür-: Eğdirmek.
- törü-: Doğmak, türemek, oluşmak, meydana çıkmak vb..
- törüt-: Kurmak, inşa etmek, meydana getirmek, yaratmak.
- töšä-: Yaymak, sermek, döşemek.
- töšän-: Örtülmek, açılmak, yayılmak, döşenmek.
- töšnäklä-: Cinsel eğlenmek.
- töt-: Titremek.
- tötüš-: Tartışmak, kavga etmek, kavgalı olmak.
- tötüštür-: Kavga ettirmek, dalaştırmak, dövüştürmek.
Tu – Tü
- tu-: Kilitlemek, kapatmak, engellemek.
- tug-: Doğmak, dünyaya gelmek, filizlenmek, görünmek vb..
- tugur-: Doğurmak, vücuda getirmek, ortaya koymak.
- tugurt-: Doğurtmak, meydana getirtmek.
- tugurul-: Doğurulmak, meydana getirilmek.
- tul-: (Alevler) dışarı vurmak.
- tumıl-: Soğumak, sönmek.
- tumlı-: Soğumak, sönmek, soğuk olmak, soğutmak.
- tumlıt-: Soğutmak.
- tun-: Kapanmış olmak, kilitlenmek, tıkanmak, engellenmiş olmak.
- tur-: Durmak, bulunmak, kalmak, oturmak, kefil olmak vb..
- turala-: Takmak, bağlamak.
- turalan-: Takmak, bağlamak.
- turgur-: Neden olmak, oluşturmak, dikmek, inşa etmek, yetiştirmek vb..
- turıt-: Çekinmek.
- turkıglan-: Çekinmek.
- turuk-: Durmak, ara vermek, mola vermek.
- turul-: Sakin olmak, durgun olmak, berraklaşmak.
- turultur-: Sakinleştirmek, zaptetmek, durdurmak, bastırmak.
- turuš-: Direnmek, karşı karşıya gelmiş olmak; yaşamak.
- tusalaš-: Birbirinden yararlanmak.
- tusul-: Yaramak, yararlı olmak.
- tusula-: Yaramak, yararlı olmak.
- tuš-: Rastlamak, buluşmak, karşılaşmak, uğramak.
- tušgar-: Buluşturmak, karşılaştırmak.
- tušgur-: Buluşturmak, isabet ettirmek, nişan almak.
- tušık-: İlgili olmak, bulaşmış olmak, kibirli olmak.
- tušul-: Buluşmak.
- tušuš-: Buluşmak, karşılaşmak, rastlaşmak, düşünmek.
- tut-: Tutmak, kapmak, yakalamak, algılamak vb..
- tuta-: Horlamak, hakaret etmek, sövmek, eleştirmek vb..
- tutat-: Hor görülmek, küçümsenmek, aşağılanmak.
- tutsuk-: Tutulmak, yakalanmak, hapsedilmek.
- tutul-: Tutulmak, kavranmak, yakalanmak, saymak vb..
- tutuldur-: İçinde bulundurmak, kaçındırmak, tutturmak.
- tutur-: İdrak ettirmek, tutturmak, bekçilik ettirmek.
- tuturkan-: Değersiz bulmak.
- tutuš-: Birbirini tutmak, tutuşmak, arkadaş kazanmak vb..
- tutuštur-: Bağlatmak, tutuşturmak.
- tutuz-: Teslim etmek, tahsis etmek, emretmek vb..
- tutuzuš-: Birbirine emanet etmek, güvenmek.
- tutyaklan-: Yapışmak, yapışık kalmak.
- tuvır-: Katılaşmak, sertleşmek (buz).
- tuy-: Farkına varmak, anlamak, tanımak, idrak etmek, algılamak.
- tuytur-: Farkına vardırmak, idrak ettirmek.
- tuyul-: Aydınlatılmak, aydınlanmak.
- tuyun-: Uyanmak, aydınlanmak, aklı başında olmak, itiraf etmek.
- tuyuntur-: Aydınlatmak.
- tuyur-: Farkına vardırmak, idrak ettirmek.
- tuyurka-: Farkına varmak, fark etmek.
- tuyuz-: Algılatmak, bildirmek, dinletmek, duyurmak.
- tuz-: Şakacı olmak.
- tuzgula-: (Hediye olarak) sunmak.
- tüg-: Düğümlemek, çatmak, sıkmak, birleştirmek vb..
- tükä-: Bitmek, tamamlamak, gerçekleşmek.
- tükän-: Kaybolmak.
- tükät-: Tamamlamak, bitirmek, mükemmelleştirmek.
- tültrün-: Dövülmek, vurulmak, eziyet çekmek.
- tültür-: Vurmak, çalmak.
- tülüklän-: Manevi güç kazanmak, güçlü olmak.
- tümä-: Süslemek, dekore etmek, hazırlamak.
- tümän-: Süslenmek, (ordu) mevzilemek, hazırlanmak.
- tümgär-: Aptallaşmak.
- tünä-: Gecelemek, konaklamak, mola vermek.
- tünät-: Konaklatmak, geceletmek.
- tüpgär-: Nüfuz etmek, tamamıyla anlamak.
- tüpir-: Fırtına çıkmak, uçurmak, savurmak.
- tüplä-: Şehir kurmak.
- tüpsirät-: Temel çıkarmak.
- tüpük-: Bitmiş olmak, son bulmak.
- tüpükdür-: Bitirmek, tamamlamak.
- tür-: Bükmek, yığmak, dürmek, ürpermek.
- türt-: Sürtmek, merhem sürmek, çalkalama aletiyle karıştırmak; dokunmak, değmek.
- türtün-: Sürünmek (merhem vb.).
- tüš-: Düşmek, inmek, dökülmek, çökmek, yansıtmak vb..
- tüšä-: Rüya görmek.
- tüši-: Nakletmek, teslim etmek, tevdi etmek.
- tüšinä-: Yerleşmek, oturmak.
- tüšit-: Nakletmek, teslim etmek.
- tüšsirä-: Verimsiz olmak, meyvesiz olmak.
- tüštür-: Düşürmek.
- tüšül-: Çökmek, yıkılmak.
- tüšür-: Düşürmek, (ağaç) kesmek, indirmek vb..
- tüšürül-: Düşürülmek, terk edilmek, atılmak.
- tüšütlän-: Meditasyon yapmak, uygulamak, düşünmek.
- tüšütlänil-: İyice düşünülmek.
- tütit-: Parfüm sürmek.
- tütitil-: Parfüm sürülmek.
- tütnä-: Tütmek.
- tütüz-: Tütsülemek.
- tüvri-: Katılaşmak, donmak, sertleşmek.
- tüz-: Düzlemek, düzeltmek, uyum sağlatmak, ayarlatmak.
- tüzgär-: İncelemek, araştırmak, bağdaştırmak, düzeltmek.
- tüzük-: Ahenkli olmak, sadık olmak.
- tüzüksirä-: Uyumsuz olmak.
- tüzül-: Ahenkli olmak, barış yapmak, tertip edilmek.
U Harfi ile Başlayan Fiiller
- u-: Yapabilmek, -abilmek, muktedir olmak; dayanmak, tahammül etmek.
- uč-: Uçmak, uçup gitmek; görülmek, görünmek.
- učın-: Cinlenmiş olmak, büyülenmiş olmak, şeytana tutulmuş olmak, büyülenmek.
- učlan-: Büyük abdest yapmak.
- učuk-: Bitmek, hitam bulmak, son bulmak.
- učuktur-: Sona erdirmek.
- učur-: Uçurmak; yollamak, nakletmek; (duyuları) kandırmak, uyarmak; döndürerek yükseltmek.
- učuzla-: Kötülemek, aşağılayıcı davranmak, tahkir etmek, alay etmek; hor görmek, değersiz görmek.
- učuzl(a)n-: Kendini küçümsemek.
- ud-: Takip etmek.
- udı-: Uyumak; koyulaşmak, pıhtılaşmak.
- udıkla-: Uyumak, hafif uyumak, uyuklamak.
- udlan-: (Bir şeyin) hasretini çekmek.
- udul-: Manası belirsiz (fiil).
- udun-: Hizmet etmek, saygı göstermek, hürmet etmek, ağırlamak.
- udunturul-: Saygı gösterilmek, hürmet ettirilmek.
- uduz-: İletmek, sevk etmek, götürmek, yol göstermek, yönetmek; (sevap) tevcih etmek.
- uduztur-: Eşlik ettirmek, refakat ettirmek.
- uduzul-: Çıkmak; yönetilmek; anlatılmak, izah edilmek.
- ugra-: Planlamak, tasarlamak, niyet etmek, niyetlenmek, çabalamak; bir şeyi yapmaya koyulmak.
- ugrat-: Çabalatmak.
- ugutlan-: Filizlenmek.
- ugutlantur-: Filizlendirmek.
- uk-: Anlamak, idrak etmek, kavramak, bilmek; duymak; hükmetmek, hâkim olmak; tasavvur etmek.
- ukıt-: Haber vermek, bildirmek, öğretmek, açıklamak, anlatmak, göstermek, işaret etmek, izah etmek, tanımlamak.
- ukıtıl-: Anlatılmak, izah edilmek.
- uktur-: İdrak ettirmek, bildirmek, haber vermek, öğretmek.
- ukul-: Anlaşılmak, tanınmak, bilinmek.
- ukun-: Anlaşılır olmak, (günahı) kabul etmek.
- ula-: İletmek, aktarmak, devam etmek, sürdürmek; (hayatı) uzatmak; izlemek, katılmak; bağlamak; düzenlemek, düzeltmek.
- ulal-: İletilmek, aktarılmak, devam edilmek; izlemek, arkasından gelmek, ayakta kalmak; ulanmak, sıralanmak, bağlanmak.
- ulalıš-: Birbirine bağlı olmak.
- ulalıštur-: Birbirine bağlı oldurmak.
- ulaltur-: Nakletmek, aktarmak, geçirmek.
- ulat-: Yaymak, başkasına vermek, elden ele dolaştırmak.
- ulgad-: Büyümek, serpilmek, yetişmek.
- ulı-: (Sesli) yakınmak, inlemek, feryat etmek, (köpek) ulumak.
- ulıš-: Birlikte yakınmak, birlikte ağlaşmak, birlikte sızlanmak.
- ulıt-: Sızlanmak, yakınmak.
- ulunlantur-: Filizlendirmek.
- um-: Ümit etmek, ummak.
- umıl-: Yüzmek, suda sürüklenmek.
- umsın-: Sahte davranmak, aldatmak.
- umugsırat-: Umutsuzlaştırmak.
- umun-: Umut etmek, ümit etmek, ummak, güvenmek, inanmak.
- un-: Köle gibi çalışmak, eşek gibi çalışmak, çabalamak, gayretli olmak.
- una-: Razı olmak, rıza göstermek, tasvip etmek, uygun görmek, onamak, muvafakat etmek, memnun olmak.
- unat-: Tasvip ettirmek, kabul ettirmek.
- unıt-: Unutmak.
- ur-: Koymak; (taç, alın çemberi) takmak; içine batırmak; vermek; bir işi kuvvetle gerçekleştirmek.
- urgur-: Koydurmak, saklatmak.
- urıl(a)n-: Dünyaya bir erkek çocuk getirmek.
- ursuk-: İsabet ettirilmek, yaralanılmak, vurulmak.
- ursukuš-: Karşılıklı vurulmak, dövülmek.
- urtur-: Yükletmek, vurdurmak; yaptırmak.
- urul-: Koyulmak, vurulmak, kullanılmak, ilaç içirilmek.
- urun-: Koymak, yerleştirmek, göstermek; (takı) takmak; dövüşmek.
- uruš-: Birbiriyle savaşmak, dövüşmek; birlikte koymak.
- us-: Susamak.
- usuk-: Susamış olmak.
- uša-: Ufalanmak.
- ušal-: Kıyılmak, öğütülmek.
- ut-: Yenmek, daha üstün olmak, galip gelmek, daha iyi olmak, kazanmak.
- utrun-: Karşı durmak, direnmek; muhalefet etmek.
- utruš-: Birbiriyle savaşmak, mücadele etmek.
- utsuk-: Yenilmek, kaybetmek, mağlup olmak.
- utuz-: Terk etmek, vazgeçmek, kaybetmek, yenilmek.
- uv-: Ezmek.
- uvšan-: Kırılmak, ufalanmak.
- uvšat- / ušat-: (Değirmende) öğütmek, küçük küçük parçalara ayırmak, ezmek, kırmak.
- uvtan-: Utanmak.
- uya-: Utandırılmak.
- uyad-: Utanmak.
- uyak-: (Gök cismi, yıldız) batmak, sönmek, kaymak.
- uyala-: Yuva yapmak.
- uza-: Uzun sürmek; uzamak; uzanmak.
- uzan-: Mahir olmak, becerikli olmak.
- uzat-: Uzatmak, temdit etmek; vermek, onaylamak, yerine getirmek.
- uzlan-: Esnaflık yapmak, zanaat yapmak.
Ü Harfi ile Başlayan Fiiller
- üdirä-: Artmak, büyümek.
- üdrül-: Ayrılmak, bağımsız olmak; boşanmak; seçilmek, seçilmiş olmak.
- üdrültür-: Ayırmak, ayırt etmek, çıkartmak.
- üdür-: Ayırmak, seçmek.
- üdürün-: Seçilmek, seçilmiş olmak.
- üg-: Yığmak, biriktirmek.
- ügšür-: (Bacak bacak) üstüne atmak.
- ügül-: Yığılmak.
- ükdür-: Bükmek, eğmek.
- ükli-: Çoğalmak, büyümek, artmak, yükselmek.
- üklit-: Çoğaltmak, yükseltmek, artırmak, semirtmek, ilerletmek, kayırmak, büyütmek.
- üklitdür-: Büyüttürmek, geliştirtmek.
- üküšläš-: Toplanmak, buluşmak.
- ülä-: Dağıtmak, bölmek, bölüştürmek.
- üläš-: Paylaşmak, bölmek.
- ülät-: Paylaştırmak.
- ülgülä-: Tartmak; ölçmek, hesap etmek; eleştirmek; karşılaştırmak.
- ülüglä-: Dağıtmak, bölmek.
- ün-: Yükselmek, yukarı çıkmak, öne çıkmak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak; serbest bırakılmak; hareket etmek, gitmek; uzaklaşmak; çiçek açmak, filiz sürmek.
- ünäš-: Yankılanmak.
- ündürüš-: Birlikte bir şeyleri açığa kavuşturmak.
- üniš-: Birlikte yükselmek, birlikte ortaya çıkmak.
- üntä-: Bağırmak, haykırmak, feryadı basmak, çağırmak, seslenmek; (inek) böğürmek.
- üntür-: Kaldırmak, yükseltmek; öne çıkarmak, belirtmek; yukarı çıkarmak; çıkartmak; kaçırmak, rehin almak, serbest bırakmak vb..
- üntürt-: Yukarı getirtmek.
- ür- (1): Çalmak, üflemek, şişirmek, hava vermek, (rüzgâr) esmek.
- ür- (2): Havlamak, ulumak.
- ürgür-: Katılmak, ilave edilmek; vaktinde yetişmek, vaktinde gelmek; (olumsuz) geç gelmek.
- ürgürmäkläš-: Yarışta koşmak.
- üriš-: Kabarmak, şişmek.
- ürk-: Korkmak, ürkmek.
- ürkün-: Korkmak, ürkmek.
- ürpär-: (Tüyler) diken diken olmak, ürpermek.
- ürt-: Zarflamak, örtmek, gizlemek, saklamak; aşağı basmak.
- ürtül-: Örtülü olmak, gizlenmiş olmak, sarmalanmış olmak; (bulutlar) bulutlanmak.
- ürtün-: Örtünmek, bürünmek.
- ürül-: Kabarmak, şişmek, şişirilmek, kabartılmak.
- ürüš-: Kabarmak, şişmek.
- üstä-: Eklemek, çoğaltmak, büyütmek.
- üstäl-: Artmak, çoğalmak, güçlenmek, kuvvetlenmek.
- üš- (1): (Yaylı matkap) ateş yakmak.
- üš- (2): Toplanmak, bir araya gelmek, üşmek, yerleşmek.
- üši-: Üşümek, donmak.
- üšün-: Toplanmak, konsantre olmak.
- üšüš-: Toplanmak, itişmek.
- üšüt- (1): Üşütmek, der Kälte aussetzen.
- üšüt- (2): Birleştirmek (?).
- üt-: Bağırmak, çağırmak, ötmek.
- ütlä-: Fikir vermek, öğüt vermek, ihtar etmek, öğretmek, tavsiye etmek; yalvarmak.
- ütlän-: Heyecanlı olmak, heyecanlanmak.
- ütläš-: Karşılıklı uyarmak, karşılıklı öğüt vermek.
- ütlätil-: Öğretilmek, ders verilmek.
- ütüglä-: Ütülemek.
- üvä-: Bastırmak, basmak; şişirmek; (ruhunu) çok çabalamak.
- üväl-: Sıkıntı basmak, sıkılmak; (bilgi ile) doldurulmuş olmak.
- üz- (1): Kesip koparmak, bölmek, ayırmak; yıkmak, yok etmek; söndürmek; kırmak; koparmak, yırtmak; dövmek, ezmek; vazgeçmek; (kanun) karar vermek.
- üz- (2): Yüzmek.
- üzlün-: Yok olmak, geçmek, sona ermek, bitmek, kırılmak.
- üzmälä-: Yırtıp ayırmak, koparmak, yıkmak, kökünü kazımak, çıkarmak.
- üzmälätdür-: Yok ettirmek.
- üznä-: İnkâr etmek, kabul etmemek, şiddetli bir şekilde tartışmak; ayaklanmak, baş kaldırmak, karşı koymak, direnmek.
- üztür-: Gidermek, (bir şeyden) vazgeçirmek, engellemek.
- üzül-: Kesilmek, koparılmak, kırılmak; bitirilmek, tükenmek, son bulmak; (umut) kaybetmek; çözülmek; yok edilmek.
- üzülüš-: Uzlaşmak, anlaşmak.
- üzüš- (1): Birbirini kesmek, karşılıklı kesişmek.
- üzüš- (2): Anlaşmak, uzlaşmak, söz birliği etmek.
V Harfi ile Başlayan Fiiller
- viveš-: (Birbirini) karşılıklı desteklemek, karşılıklı yardımlaşmak, korumak.
Y Harfi ile Başlayan Fiiller
- yad-: Yaymak, sermek, döşemek, (güneşlik) gererek açmak, (eller) germek, uzanmak; göstermek, ortaya koymak, izhar etmek, sudur etmek; (su) serpmek; (balık tutma sepeti) yaymak.
- yada-: Zayıf olmak, zayıflamak, zayıflamış olmak; yapamamak.
- yadıl-: Yayılmak, dağılmak, gezmeye çıkmak, uzanmak; tesis edilmiş olmak.
- yadın-: İtiraf etmek, açıkça söylemek, ifade etmek.
- y(a)dr(a)t-: Yere uzandırmak.
- yadtur-: Yaymak, yayarak duyurmak.
- yag- / y(a)g-: (Yağmur) yağmak.
- yaga-: Kurban etmek.
- yagıd-: Düşman olmak.
- yagıla-: Düşmanca davranmak; savaşmak, dövüşmek.
- yagılaš-: Birbirine düşman olmak, birbirine düşmanca davranmak.
- yagıt-: Yağdırmak.
- yagu-: Yaklaşmak.
- yagur-: Yaklaşmak.
- yagut-: Yaklaştırmak.
- yahšın-: İşlemeli olmak; (zırh, elbise vb.) giymek, örtünmüş olmak, omuzların üzerine atılmak.
- yak-: (1) Yanmak. (2) Yapışmak, yapışık kalmak; iliştirmek, tutturmak, koymak, uygulamak; donatmak, süslemek; ilgilenmek, önemsemek; barış sağlamak. (3) Yaklaşmak, yakınlaşmak; uymak, uygun olmak.
- yakar-: Yalvarmak, yalvarıp yakarmak.
- yakčır-: Yükselmek, havalanıp uçmak.
- yakčırt-: Uyandırmak, ayıltmak; uğramak, maruz kalmak.
- yakıl-: Yaklaştırılmak (?).
- yakılt-: Getirmek (?).
- yaktur-: Basmak, bastırmak, (baskıyı kâğıda) çıkarmak, baskı kütüğünü oydurmak, baskı kalıbına yazı oydurmak.
- yal-: Yanmak; ışıl ışıl gülümsemek.
- yala kod-: İftira atmak, iftiralar çıkarmak.
- yala ur-: Söylenti çıkarmak.
- yalala-: İtham etmek, yanlış yere suçlamak, söylenti çıkarmak.
- yalga- / y(a)lg(a)-: Okşamak, yalamak.
- yalgan-: (Dudak) yalamak.
- yalgantur-: İltifat etmek, gönlünü okşamak, kandırmak; (gerçek niyetini) göstermemek; yalatmak.
- yalgat-: Yalatmak.
- yalın-: Soymak.
- yalına- / yal(ı)na-: Parlamak, parıldamak, tutuşturmak, alevlenmek, ışıldamak.
- yalınat-: Parlatmak, alevlendirmek.
- yalınla-: Alevlenmek.
- yalk-: Aşağılamak, iğrenmek, tiksinmek.
- yalkık-: Hor görülmek.
- yaltrı-: Parlamak, ışıldamak, pırıldamak.
- yaltrıš-: Birlikte parlamak.
- yaltrıt-: Aydınlatmak, ışıklandırmak, parlatmak.
- yalvar-: Yalvarmak.
- yama-: Tamir etmek, onarmak, yama yapmak.
- yamıraš-: Buluşmak, rastlaşmak, bir araya gelmek; karışmak.
- yan-: (1) Dönmek, geri dönmek, geri gelmek; (bir yere) sapmak; uzaklaşmak; (inanç) sarsılmak. (2) Tehdit etmek.
- yanč-: Sıkıştırmak, ezmek, yok etmek, havanda dövmek.
- yančıl-: Ezilmek, (kaygıdan/üzüntüden) sıkılmış olmak.
- yančıš-: Birbirini ezmek.
- yantur-: Arkasını dönmek, alıkoymak; uzaklaşmak, terk etmek; çevirmek, döndürmek; geri döndürmek, iade etmek.
- yaŋıl-: Yanılmak, yolunu şaşırmak, yolunu yitirmek, aldanmak, hataya düşmek.
- yaŋıltur-: Aldatmak, kandırmak, baştan çıkarmak, şaşırtmak.
- yaŋkur-: Tınlamak, çınlamak.
- yaŋkurt-: Tınlatmak, tıngırdatmak; (müzik) işitilmek, tınlamak.
- y(a)ŋra-: Fısıldamak, mırıldanmak.
- yaŋša-: Gevezelik etmek, havadan sudan konuşmak.
- yaŋšaš-: Yansıtmak.
- yap- / y(a)p-: (1) Örtmek, kapamak; yapmak, yaratmak, inşa etmek. (2) Aylaklık etmek, dolaşmak, daire çizerek dönmek.
- yapıl-: Kapanmak, kilitlenmek.
- yapın-: (Eller) birleştirmek, (dudaklar) birbirini sıkmak.
- yapır-: Yıkmak, tahrip etmek, düzeltmek, düz hâle getirmek; örtmek, kapamak.
- yapıš-: Yapışmak, takılmak; bir yere takılıp kalmak.
- yapıšdur-: Sıkı sıkı sarılmak, bağlanmak.
- yaprıl-: Yapışmak, yapışkan olmak, takılmak.
- yapšın-: Sinmek, büzülüp saklanmak; yapışmak.
- yapšıntur-: Yapıştırmak.
- yapšur-: Bağlamak, tespit etmek, takmak, yerleştirmek, iliştirmek, üzerine yapıştırmak, asmak; yapışmak.
- yar- / y(a)r-: (1) Kırarak açmak, bıçakla açmak, kırmak, parçalamak; deşmek, söküp çıkarmak; bölmek; (sevgili) ayartmak; bildirmek, açığa vurmak, açıklamak, anlatmak. (2) Karar vermek.
- yara- / y(a)ra-: Uygun olmak, münasip olmak, yakışmak, yaramak, faydası olmak; başarılı olmak.
- yaran-: Hoşuna gideni aramak.
- yaraš- / y(a)raš-: Uymak, yakışmak, yaraşmak, uygun olmak, layık olmak; (ilaç) etkisini göstermek.
- yaraštur-: Uyum sağlamak; uyarlamak, uydurmak; hazırlamak.
- yarat- / y(a)rat- / y(a)r(a)t-: Hazırlamak, süslemek, bezemek, donatmak, kurmak, inşa etmek, yapmak, yaratmak, oluşturmak; düzeltmek.
- yaratdur-: Yaptırmak, hazırlatmak; tercüme ettirmek.
- yaratıl-: Hazır olmak, tedarikli olmak, donanmış olmak, yaratılmak, üretilmek.
- yaratın-: Süslenmek, hazırlanmak; bilgisi olmak; kendini (bir şeye) vakfetmek, çabalamak, aktif olmak.
- yaratındur-: Hazırlandırmak.
- yargašın-: Uygun olmak (?).
- yarıl-: Patlamak, yırtılmak, açılmak; (yara) yarılmak; parçalanmak; (elbise) delinmek; (çiçek) açılmak; ortaya çıkmak; (yürek) sızlamak.
- yarıš-: Bir şey için yarışmak.
- yarıšmalaš-: Karşılıklı savaşmak.
- y(a)rlıka- / yarlıka-: Buyurmak (yüksek seviyedeki birisi için); emir vermek; vaaz vermek; konuşmayı buyurmak; oturmak, bulunmak, olmak; acımak, merhamet etmek; (Nirvana’ya veya bir yere) gitmek, yönelmek.
- yarlıkat-: Göründürmek, görünmeye yönlendirmek.
- yarman-: Tırmanmak, yukarı tırmanmak, tepeye ulaşmak; sıkıca tutmak, sarılmak, kucaklamak; yapışmak.
- yarm(a)ntur-: Tırmandırmak.
- yarpad-: Güçlenmek, dinçleşmek.
- yarplaš-: Birlikte sağlamlaştırmak, birlikte kuvvetlendirmek.
- yarsı-: Aşağılamak, hakaret etmek; nefret etmek, iğrenmek, tiksinmek.
- yart-: Yazmak (?), kazımak (?).
- yaru- / y(a)ru-: Parlamak, parıldamak, ışık saçmak, ışıldamak; sevinmek.
- yarut- / y(a)rut-: Işıklandırmak; aydınlatmak, parlatmak, ışıtmak; propaganda yapmak.
- yarutıl-: Aydınlatılmak, parlatılmak.
- yarutuš-: Karşılıklı aydınlatmak, birbirini aydınlatmak.
- yas-: Bırakmak, salıvermek, (kanat) sermek.
- yasa-: İnşa etmek.
- yasaš-: Birlikte düzenlemek, düzene koymak.
- yasat-: İnşa ettirmek.
- yasta-: Yaslanmak.
- yastan- / yast(a)n-: Kendine yastık hazırlamak, dayanmak.
- yaš-: Saklanmak, gizlenmek, ortadan kaybolmak; çıkmak.
- yaša-: Yaşamak, … yaşında olmak; tadını çıkarmak.
- yašar-: Yeşermek, yeşillenmek, tazelemek.
- yašart-: Yeşertmek.
- yašat-: Yaşatmak.
- yašı-: Parlamak.
- yašına-: Şimşek çakmak, parlamak.
- yašınat-: Şimşek çaktırmak.
- yašu-: Parlamak, pırıldamak, ışık yaymak.
- yašur-: Gizlemek, saklamak.
- yašut-: Aydınlatmak, ışıtmak, parlatmak.
- yat-: Yatmak, uzanmak, geceyi geçirmek.
- yatgur-: Yatırmak, koymak.
- yatıka-: Uzak olmak, uzaklaşmak, yabancılaşmak.
- yatla-: Ayrılmak, sapmak.
- yatlan-: Büyü yapmak, sihir yapmak.
- yaval-: Huzurlu olmak, sakin olmak, yumuşak olmak, evcilleşmiş olmak, hayırsever olmak.
- yavaltur-: Yumuşatmak, disiplin altına almak, yola getirmek, yenmek, zaptetmek; zayıflatmak, hafifletmek; birinin dinini değiştirmek.
- yavızla-: Kınamak; kötü bulmak, kötümsemek.
- yavızlan-: Kendini kötü hissetmek.
- yavlaklan-: Kötülemek, kötü davranmak.
- yavrı-: Zayıf olmak, güçsüz olmak, zayıflamak.
- yavrıt-: Zayıflatmak.
- yay-: (1) Kovmak, sürükleyerek götürülmek, sürmek. (2) Yaymak (?).
- yayı-: Sarsmak, sallamak, silkelemek.
- yayıl-: Sallanmak, titremek, sarsılmak, heyecanlanmak.
- yayıt-: Sarsılmak, heyecanlandırılmak, hareket ettirilmek; dağılmak, yayılmak.
- yayka-: Sallamak, silkmek.
- yaykal-: Kıyıya çarparak kırılmak, sallanmak, titremek.
- yaykan-: Kıyıya çarparak kırılmak, coşmak, kaynamak, sallanmak, titremek.
- y(a)yl(a)-: Yazı geçirmek.
- yaz-: (1) Yanılmak, günah işlemek, hata yapmak, itaat etmemek, göz yummak. (2) Suda eritmek.
- yaza-: Düzeltmek.
- yazıl-: (Hastalık) geçmek, iyileşmek; rahatlamak, gevşemiş olmak; açılmak; eğlenmek.
- yazıltur-: Gerilimi almak, gevşetmek.
- yazın- / yaz(ı)n-: Günah işlemek, suç işlemek; cinsel suç işlemek.
- yazıš-: Birlikte kaçırmak, birlikte yolu şaşırtmak.
- yazokla-: Günah işlemek; günahları cezalandırmak.
- yänäläš-: Yenileşmek, yenilenmek.
- ye-: Yemek, yiyip bitirmek; tadını çıkarmak; tüketmek; yaşamak; (ilaç) almak; (kamçı vb.) yemek.
- yegäd-: Yenmek, daha üstün olmak, galip gelmek; başarmak, başarılı olmak, yücelmek, kutsanmak.
- yegäddür-: Daha iyi yapmak, övmek.
- yegädmäkläš-: Yarışmak.
- yeglä-: (Daha) iyi bulmak, tercih etmek.
- yegsä-: Yemek istemek.
- yelpi-: Yellemek, yelpazelemek.
- yeltir-: Esmek.
- yeltrit-: Estirmek, dalgalandırmak.
- yelvilä-: Büyü yapmak, sihir yapmak, büyülemek.
- yelvik-: Şeytana tutulmuş olmak, cinlenmiş olmak, büyülenmiş olmak.
- yemir-: Kırmak, ezmek, mahvetmek, yıkmak, paramparça etmek, doldurmak.
- yemril-: Yıkılmak, çökmek, devrilmek; tahrip edilmek; (buz) erimek.
- yemriltür-: Yıktırmak, çöktürmek.
- yemšä-: Otlamak, otlanmak.
- yeni-: Hafiflemek, hafif olmak.
- yeniglä-: Kötülemek, hakaret etmek, aşağılamak, değersiz görmek.
- yeŋištür-: Anlamı belirsiz.
- yerčilä-: İdare etmek, yönetmek, rehberlik etmek.
- yerčilät-: Rehberlik yaptırmak, rehberlik ettirmek.
- yerik-: Yerleşmek.
- yeril-: Parçalanmak; ayrılmak.
- yeriŋü-: Şikayet etmek, yakınmak; üzgün olmak, üzülmek, kederlenmek; duygulanmak.
- yerit-: Hor görülmek, küçümsenmek, aşağılanmak.
- yertür-: Nefret ettirmek.
- yeš-: Birbirini yemek, karşılıklı yemek, yiyişmek.
- yet-: Yetmek, yetişmek, erişmek, ulaşmak, arkasından yetişmek; tutmak, birdenbire almak.
- yetgür-: Eriştirmek, yetiştirmek, yardımda bulunmak; (sevap) bağışlamak.
- yetil-: Yenilmek; varmak, gelmek.
- yetiš-: Birlikte yetişmek, karşılıklı ulaşmak.
- yetür-: (1) Yedirmek, beslemek. (2) Ulaştırmak, yaklaştırmak.
- yev-: Donatmak, döşemek, vermek.
- yevät-: Donatılmak, süslenmek, teçhiz edilmek; donatmak, hazır hale getirmek.
- yevätür-: Donattırmak.
- yevil- / yev(i)l-: Donanmış olmak, donatılmak.
- yevin-: Donanmış olmak, donanmak.
- yıdı-: Pis kokmak, kokmak.
- yıdırkan-: Koklamak.
- yıdıška-: Koklamak, koklayarak algılamak, kokusundan tanımak.
- yıdıt-: Kokutmak.
- yıdla-: Koklamak.
- yıg-: Toplamak, biriktirmek, yığmak; göz önünde canlandırmak; (elbise) büzmek, drape etmek; (minder) katlamak; geri çekmek; istif etmek; kendini toplamak.
- yıgdur-: Yığdırmak, toplatmak.
- yıgıl-: Toplanmak, yığılmak, buluşmak, bir araya gelmek.
- yıgılıš-: Toplanmak, toplaşmak.
- yıgın-: Toplanmak, konsantre olmak; sakınmak, çekinmek, (dilini) tutmak; (yaka, elbise) kıvırmak.
- yıgıntur-: Yakayı geri attırmak, elbiseyi kıvırtmak; içtinap ettirmek.
- yıgla-: Ağlamak, inlemek, iç çekmek, hıçkırmak, feryat etmek.
- yıglamsın-: Ağlamayı ileri sürmek, yalandan ağlamak.
- yıglaš-: Ağlaşmak, birlikte ağlamak.
- yıglat-: Ağlatmak, feryat ettirmek.
- yıgrıl-: Bir araya sıkıştırılmak, kıvrılmak, üst üste yığılmak.
- yık-: Fırlatmak; yıkmak, bozmak, yok etmek.
- yılın-: Isınmak, ilgi duymak, istekli olmak, hevesli olmak.
- yılıt-: Isıtmak.
- yıltızlar-: Kök salmak, kökleşmek.
- yır-: Çekmek, koparmak, yırtıp ayırmak, parçalamak, sürüklemek.
- yırga-: Sevinmek, memnun olmak, hoşnut olmak.
- yırgan-: (Yer) titremek, sarsılmak.
- yırla-: Şarkı söylemek.
- yırt-: Yırtmak, parçalamak, parça parça etmek.
- yırtıl-: Yırtılmak, bölünmek, parça parça edilmek.
- yırtızka-: Kazmak, çapalamak, bellemek, kazımak.
- yıv-: Övmek, methetmek.
- yigil-: Sıkıştırılmak, yığılmak.
- yilin-: Yapışmak, yapışıp kalmak, yakalanmak, kapılmak.
- yilintür-: Yapıştırmak.
- yilkä-: Bulandırmak, karıştırmak.
- yinčir(i)l-: Eğilmek, reverans yapmak, secde etmek.
- yinčül-: Artmak.
- yinčür-: Eğilmek, reverans yapmak, secde etmek; çevirmek, yöneltmek; (bir şeye) yönelmek, kendini adamak.
- yint-: (1) Aramak. (2) Yenmek, galip gelmek, üstün olmak, daha iyi olmak.
- yintsik-: Bulunmak, keşfedilmek, erişilmek.
- yirägür-: Gevezelenmek, gevezelik etmek.
- yirü-: Çürümek, bozulmak; yok olmak.
- yišän-: İşemek, idrarını yapmak.
- yit-: Kaybolmak, ölmek, yok olmak.
- yitdür-: Kaybetmek, yitirmek; unutmak, unutturmak.
- y(i)tidil-: Bilenmek.
- y(i)tilän-: Keskin olmak, yakıcı olmak.
- yitin-: (Kendisi için) bırakmak.
- yitit-: Bilemek.
- yitlin-: Kaybolmak, geçip gitmek, yok olmak; yozlaşmak, dejenere olmak.
- yitlintür-: Yok etmek, kaybetmek.
- yitrül-: Kaybolmak.
- yittür-: Kaybetmek; ihmal etmek; çıkarmak; yok etmek; öldürmek.
- yitür-: Öldürmek; kaybetmek; düşürmek, boşuna sürdürmek, ulaşamamak.
- yod-: Silmek, çözülmek.
- yodul-: Bağlı olmak; lekelenmek.
- yodun-: Silmek.
- yogrul-: Çamurla birleşmek, yoğrulmak, hamur şekline girmek.
- yogučla-: Karşıya geçmek.
- yoguna-: Kalınlaşmak, yoğunlaşmak.
- yogunad-: Kalınlaşmak, yoğunlaşmak.
- yogur-: (1) Katetmek, geçmek, aşmak. (2) Yoğurmak, karıştırmak.
- yogurkan-: Şaşmak, hayret etmek.
- yokad-: Mahvolmak, yok olmak, azalmak, kaybolmak, çözülmek, geçip gitmek, ortadan kalkmak.
- yokadtur-: Öldürmek, yok etmek, yıkmak, öldürtmek, yok ettirmek.
- yokla-: (1) Artmak, çıkmak, yükselmek, tırmanmak, çoğalmak, büyümek, gelişmek. (2) Kaybetmek, kaçırmak.
- yoklan-: Üstüne tırmanıp çıkmak.
- yoklat-: (Yükseğe) kaldırmak, yükseltmek.
- yola-: Yola koyulmak, bir yerden geçip gitmek, gitmek.
- yolat-: Duymasını sağlamak, işittirmek.
- yolı-: Dönmek.
- yoluk-: Buluşmak, rastlamak, rast gelmek, karşılaşmak.
- yomdar-: Toplamak, birleştirmek, bir araya getirmek.
- yomıt- / yom(ı)t-: Toplanmak.
- yon-: Kesip parçalamak, doğramak; kesip koparmak, oymak; yontmak.
- yontdur-: Oymak.
- yoŋa-: Aşağılamak, hakaret etmek.
- yoŋaš-: Birbirini aşağılamak.
- yorı-: Gitmek, hareket etmek, adım atmak, yürümek; sürmek; (suda) bata çıka yürümek; yaşamak; davranmak, çalışmak, tatbik etmek; alıştırma yaparak ustalaşmak; (hukuka göre) geçerli olmak; tanınmak; çözülmek.
- yorıl-: (1) Gidilmek. (2) Yorulmak.
- yorıt-: Yürütmek, harekete geçirmek; (nasihat) vermek.
- yorıtıl-: Yürütülmek, ayak basılmak, itaat edilmek, uyulmak.
- yorıttur-: Yürüttürmek.
- yort-: Geçit töreni yapmak, yürütmek; yola çıkmak.
- yorttur-: Geçit töreni yaptırmak, yola çıkarmak.
- yošuk-: Yanıltılmak, yolu şaşırtılmak, akıl karıştırılmak.
- yov-: Hile yapmak, aldatmak, yanıltmak.
- yölä-: Dayamak, desteklemek, payandalamak, yardım etmek.
- yölämsin-: Destekliyor gibi davranmak, destekliyor gibi görünmek.
- yölän-: Dönmek; dayanmak, desteklenmek; yöneltim yapmak; (bir şeye) çare aramak.
- yöläš-: Dayanışmak.
- yöläštür-: Karşılaştırmak.
- yöläšür-: Karşılaştırmak, benzemek.
- yölät-: Desteklenmek.
- yör-: Yorumlamak, izah etmek, açıklamak, tefsir etmek; çözmek.
- yörgä-: Sarmak, etrafını sarmak, bürümek, bağlamak.
- yörgäl-: İçine sarılmak, dolanmak, bağlanmak, bağlı olmak; (ipek böceği) koza örmek.
- yörgältür-: Halkalandırmak, kıvrıltmak.
- yörgän-: Kıvranmak; sarılmış olmak.
- yörül-: Çözülmek.
- yu-: Yıkanmak, yıkamak, temizlemek.
- yublun-: (Saç şekli vb.) açılmak, çözülmek.
- yuk-: Yapışmak, yapışık kalmak, (başkasının malına) tecavüz etmek; arta kalmak.
- yuklun-: Artık olarak kalmak; kirlenmiş olmak.
- yukul-: Yapışmak, yapışıp kalmak, lekelenmek.
- yukur-: Üstüne leke sürmek, sürmek.
- yul-: Almak, satın almak, geri satın almak, kurtarmak, rehinden kurtarmak.
- yulı-: Soymak.
- yulun-: Çalınmak, alıp götürülmek; karşılaşmak, buluşmak.
- yum-: Kapatmak, kilitlemek.
- yumbur-: Yıkmak.
- yumgakla-: Hap yapmak, yuvarlak biçime koymak, yumaklamak.
- yumša-: Görevlendirmek; tahsis etmek, teslim etmek.
- yumšat-: (1) (Göreve) yollamak, görevlendirmek. (2) Yumuşatmak.
- yumul-: (Göz) kapanmak.
- yumur-: Hor bakmak; ezmek.
- yumurt-: Hor baktırmak.
- yumz[a]-: Anlamı bilinmiyor.
- yumzul-: (Bir şeye) sarılmak, bürünmek.
- yun-: Yıkanmak, temizlenmek, arınmak.
- yunčı-: Fenalaşmak, kötüleşmek.
- yuŋla-: Tüketmek, yemek, kullanmak, harcamak.
- yupan-: Gözünü yummak; gizlenmek, saklanmak.
- yupat-: Gizlenmek.
- yurčkula-: Anlamı bilinmiyor.
- yurtla-: Konmak, yerleşmek.
- yuš-: (Belirsiz okuma).
- yuv-: Yuvarlamak.
- yuvgad-: Husumet göstermek.
- [y]uvgala-: Ahlak ve edebe aykırı olarak muamelede bulunmak.
- yuvul-: Yuvarlanmak, aşağı düşmek.
- yuyul-: Kaldırılmak, arındırılmak.
- yüd-: Yüklemek, taşımak, nakletmek.
- yüdtür-: Yükletmek, vurdurmak.
- yüdün-: Yüklenmek.
- yüdür-: Yüklemek.
- yügärü bol-: Peyda olmak, belirmek, kendini göstermek, kavramak.
- yügärü kıl-: Ortaya koymak, meydana çıkarmak, izhar etmek, canlandırmak.
- yügür-: Koşmak, yürümek, gitmek; tesir etmek; aktif olmak; ileriye hareket etmek; kaçmak; akmak.
- yügürt-: Koşturmak, yürütmek; (ruh) dolaştırmak; yaymak.
- yügürüš-: Hep beraber koşmak, koşuşmak, yola koyulmak.
- yük-: Bayılmak.
- yüklä-: Yüklemek.
- yükül-: Yükselmek, daha yüksek olmak.
- yükün-: Eğilmek, reverans yapmak, hürmet etmek.
- yüküntür-: Hürmet ettirmek.
- yüküntürül-: Saygı gösterilmek, ağırlatılmış olmak.
- yüli-: Tıraş etmek.
- yülit-: Tıraş ettirmek, (saç, sakal) kesmek.
- yümčiklä-: Göz kırpmak.
- yüntüš-: Kavga etmek.
- yüntüt-: Yaralanmak.
- yüüzläntür-: Döndürmek.
- yüz-: Atış yapmak.
- yüzit-: Yüzdürmek.
- yüzlän-: Yüz çevirmek, yönelmek.
- ženla-: Sıkıştırmak, ezmek, havanda dövmek
- Köšitil-: Örtülmek, engellenmek.
- Köti- / Ködi-: Yükselmek, çıkmak, kalkmak, kokmak.
- Kötit-: Yüce olmak, ulu olmak, yüksek olmak, (koku) yükselttirmek, kubbelenmek.
- Kötitdür-: Meydana çıkarmak, (zihniyet) oluşturmak.
- Kötkir-: Yükselmek, yükselti olarak görünmek.
- Kötrül-: Yüceltilmek, yükselmek, övülmek.
- Kötür-: Taşımak, dayanmak, kaldırmak, yukarı kaldırmak, (düşünce) beslemek, yerine getirmek, gerçekleştirmek, desteklemek.
- Kötürt-: Yukarı kaldırmak.
- Köy-: Yanmak.
- Köydür-: Yakmak.
- Köyür- / Köy(ü)r-: Yakmak, alazlamak, yakmış olmak, tütsülemek.
- Köyürül-: Yakılmak.
- Közkiš-: (Metni) kontrol etmek, gözden geçirmek, tashih etmek.
- Közl(ä)-: Gözlemek, etrafına bakınmak.
- Közül-: Koymak.
- Közün-: Görünmek, gözükmek, ortaya çıkmak, hazır bulunmak, toplanmak.
- Közüntür-: Göründürmek, görünmeye yönlendirmek.
- Ku – Kü:
- Kuč-: Kucaklamak, sarılmak, sımsıkı sarılmak.
- Kučakla-: Kucaklamak, içine almak.
- Kučugsa-: Kucaklamak istemek.
- Kučumsın-: Sözde sarılmak, sarılıyormuş gibi yapmak.
- Kučuš-: Kucaklaşmak.
- Kud-: Dökmek, boşaltmak, içirmek, uyandırmak, düşürmek, depolamak, stoklamak, sudur etmek, yaymak.
- Kuddur-: Döktürmek, erittirmek.
- Kudıgar-: Alçaltmak, küçültmek.
- Kudıgartdur-: Alçalttırmak, küçük düşürttürmek.
- Kudrılan-: Manası belirsiz (kudrılanmak eylemi bağlamında).
- Kudtur-: Döktürmek.
- Kudul-: Dökülmek, akmak, boşaltılmak, aşağıya yağmak.
- Kudultur-: Aşağı akıttırmak, aşağı yağdırmak.
- Kuduluš-: Dökülmek, yayılmak, sudur etmek, bir noktada birleşerek akmak.
- Kugur-: Kurutmak.
- Kulŋala-: Bitmek, topraktan çıkmak, sürmek, dallanmak, filizlenmek.
- Kulunla-: Tay doğurmak.
- Kun-: Çalmak, gasp etmek.
- Kunsuk-: Çaldırılmak, soyulmak.
- Kuntur-: Çaldırılmak (?).
- Kunuš-: Yağmalamak.
- Kur-: (Yay) kurmak, (yayı) germek.
- Kurı- / Kur(ı)-: Kurumak, körelmek, zayıflamak.
- Kurıt-: Kurutmak.
- Kurša-: Sarmak, kuşatmak, çevirmek, sarılmış olmak.
- Kuršan-: Kuşak takmak, kuşak sarmak.
- Kuršatıl-: Sarılmış olmak.
- Kus-: Kusmak.
- Kusıt-: Kusturmak.
- Kušla- / Kušl(a)-: Av kuşuyla avcılık yapmak, kuş avlamak.
- Kutad-: Kraliyet payesi iletmek, şansla kutlu olmak, kutlu kılmak, şans getirmek, büyümek, ilerlemek.
- Kutadtur-: (Birisini) mutlu etmek, kutsamak, takdis etmek.
- Kutgar-: Kurtarmak, çıkarmak.
- Kutrul-: Kurtulmak, kendini kurtarmak.
- Kutrun-: Agresif olmak, dışa dönük davranmak.
- Kutsıra-: Mutsuz olmak, mutluluğu elinden alınmış olmak.
- Kutsıratıl-: Mutsuzluğa atılmak, mutluluğu çalınmış olmak.
- Kuvra-: Toplanmak.
- Kuvran-: Toplanmak.
- Kuvrat-: Yığmak, toplamak, biriktirmek.
- Kuysuk-: (Fil) korkmak, ürkmek.
- Kuz-: Ara vermek.
- Kü-: Korumak, muhafaza etmek, dikkat etmek.
- Küčä-: Güç sarf etmek, güç kullanmak, zor kullanmak, güçlü olmak, kuvvetli olmak, güçlenmek.
- Küčäd-: Güçlü olmak, kuvvetli olmak, güçlenmek.
- Küčän-: Çabalamak, gayret etmek, iktidar sürmek, hüküm sürmek.
- Küčlän-: Kuvvetli olmak, güçlü olmak, gayret etmek, iktidar sürmek.
- Küčläntür-: Güçlendirmek, kuvvetlendirmek, yetki vermek.
- Küčsirät-: Zayıflatmak, kuvvetten düşürmek.
- Küd-: Beklemek, umut etmek, kollamak, (hayvan) gütmek.
- Küdtür-: Bekletmek.
- Küglä-: Cinsel isteği uyanmış olmak, şehvetli olmak.
- Kügsirät-: Pas gidermek.
- Kügürüštür-: (Kıymetli taşlar) kakma yapmak.
- Kük-: Ünlü olmak, meşhur olmak.
- Kükrä-: Gök gürlemek, kükremek, bağırmak.
- Kükrän-: Gök gürlemek.
- Kükrät-: Kükremek, bağırmak.
- Kükül-: Meşhur olmak, ünlü olmak, övülmek.
- Kül-: Gülmek, gülümsemek, tebessüm etmek.
- Külä-: Övmek, methetmek.
- Küläl-: Övülmüş olmak, methedilmek.
- Külän-: Övülmek, methedilmek.
- Külčir-: Gülümsemek.
- Küldür-: Güldürmek.
- Kültirä-: Çağlamak, uğuldamak.
- Külüš-: Gülüşmek.
- Künilä-: İmrenmek, gıpta etmek, kıskanç olmak.
- Küniläš-: Birbirini kıskanmak.
- Kürä- (1): Gömmek, defnetmek.
- Kürä- (2): Askerden kaçmak, firar etmek, kaçmak.
- Kürägür-: Gururlu olmak, kibirli olmak, gösteriş yapmak.
- Küräš-: Güreşmek, birbiriyle savaşmak.
- Kürät-: Zinaya sevk etmek.
- Kürlä-: Aldatıcı davranmak.
- Kürülü-: Yığmak, toplamak.
- Küsä-: İstemek, arzu etmek, çabalamak.
- Küsätil-: Candan arzulanmak.
- Küvä-: Manası belirsiz.
- Küvädtür-: Övmek, methetmek.
- Küvän-: Gururlu olmak.
- Küväzlän-: Gururlu olmak, kibirli olmak, kibirle dolu olmak.
- Küzäd- / Küzät-: Korumak, muhafaza etmek, saklamak, (söz) tutmak, yerine getirmek, pusu kurmak, umut etmek.
- Küzädil-: Korunmak, muhafaza edilmek.
- Küzädin-: Sakınmak, kendini korumak.
- Küzätdür-: Riayet etmeye özendirmek.
- Küzätindür-: Kaçındırmak, sakındırmak.
- l-m-n
- aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
- Belgelerdeki sözlük verilerine göre, “L”, “M” ve “N” harfleriyle başlayan fiil kök ve gövdeleri eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:
- L Harfi ile Başlayan Fiiller:
- Lakla-: Yalamak.
- Lala-: Kesmek, kesip parçalamak; ezerek parçalamak, havanda ezmek.
- M Harfi ile Başlayan Fiiller:
- Man-: (Bir şeyi) Batırmak.
- Maŋ-: Adım atmak, ilerlemek.
- Maŋla-: Gitmek, adım atmak.
- Maŋra-: Bağırmak, böğürmek, çığlık atmak, (kuşlar için) ötmek.
- Maŋran-: Bağırmak, inlemek.
- Maŋrat-: Kükremek, haykırmak, bağırmak; bağırtmak, duyurtmak.
- Mayırt-: Çekip koparmak, yolmak.
- Mayıš-: Bir yere takılıp kalmak.
- Mäŋilä- / M(ä)ŋil(ä)-: Sevinmek, mutlu olmak, eğlenmek, hoşlanmak, neşelenmek.
- Mäŋilät-: Sevindirmek, eğlendirmek, mutluluk hissettirmek.
- Mäŋizät-: Karşılaştırmak.
- M(ä)ŋl(ä)-: Av için pusuya yatmak, ganimetin yolunu gözlemek.
- Min-: (Binek hayvanı, araba) Binmek, tırmanmak, seyahate çıkmak.
- Moymal-: Şaşkın olmak, karmakarışık olmak.
- Mun-: Kafası karışık olmak, karışık olmak, şaşkın şaşkın dolaşmak.
- Muntur-: Şaşırtmak, karıştırmak, aldatmak, ayartmak.
- Muŋad-: Hayret etmek, şaşmak.
- Muŋuk-: Son derece üzgün olmak, düşmüş olmak, cesareti kırılmış olmak.
- Muymal-: Zorluk çekmek.
- Mün-: Binmek, tırmanmak, bir araca veya binek hayvanına binmek, seyahate çıkmak.
- Münä-: Azarlamak, kınamak, hor görmek, küçümsemek, kötülemek, eleştirmek, tenkit etmek; günaha girmek, günah işlemek.
- Müntür-: (Taşıta) Binmek.
- Münük-: Günah işlemek.
- Müŋrä-: Melemek, böğürmek, kükremek.
- Müŋräš-: (Filler) Böğürüşmek.
- N Harfi ile Başlayan Fiiller:
- Namla-: Okla vurmak.
- Nomla-: Vaaz vermek, öğretmek.
- Nomlal-: Vaaz edilmek, duyurulmak, vaaz verilmek.
- Nomlat-: Vaaz verdirmek.
- Nomlatıl-: Vaaz verdirilmek, vaaz verilmek.
- o-ö
- aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
- Belgelerdeki sözlük verilerine göre, “O” ve “Ö” harfleriyle başlayan fiil kök ve gövdeleri, eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:
- “O” Harfi ile Başlayan Fiiller:
- Ocu- / Ocumak: (Bir şeyden) soğumak, korkmak, ürkmek, çekinmek.
- Odgur-: Uyandırmak.
- Odgurakla-: Belirlemek, tespit etmek, kesinleştirmek.
- Odguraklan-: İnançta pekiştirmiş olmak, kendinden emin olmak.
- Odguraklandır-: Kesin bildirmek, inançta pekiştirmek.
- Odun-: Uyanmak, aydınlanmaya niyetlenmek.
- Oduntur-: Ayıltmak, dalgınlıktan kurtarmak, uyandırmak.
- Ogša- (Ogşa- / Okşa-): Okşamak, okşayarak sevmek, sevecen/şefkatli olmak; benzemek.
- Ogšan-: Okşamak, okşayarak sevmek.
- Ogšaš-: Benzeşmek.
- Ogšaštur-: Benzeştirmek, karşılaştırmak.
- Ogšat-: Karşılaştırmak, benzetmek.
- Ogullan-: Çocuk sahibi olmak, oğul olarak kabul etmek, evlat edinmek.
- Ogurla- (Oğurla-): Çalmak.
- Okad-: Gecikmek, geri kalmak, geride kalmak, kaçırmak.
- Okat-: Sakinleştirmek.
- Okı- / Okumak: Davet etmek, çağırmak, okumak, ezberden okumak.
- Okıš-: Birbirine çağırmak, bağrışmak.
- Okıt-: Çağırtmak, birine seslenmek, okutmak, ezberden söyletmek, çağırılmak.
- Okıtdur-: Birisini kendisine çağırttırmak.
- Okra- (Okramak): Acıkmış, susamış olan at yiyecek veya su gördüğü zaman kişnemek.
- Ol-: Çok olgun olmak, ayrışmak, bozulmak, çürümek, pişmiş olmak; yardımcı fiil (olmak).
- Olgurt-: Oturtmak.
- Olı-: Hızla çevirmek.
- Olın-: Kıvrılmak, daire çizerek dönmek, (ağrıdan) kıvranmak.
- Oltur-: Oturmak.
- Olur-: Oturmak, çökmek, yerleşmek, ikamet etmek; yönetmek, yaşamak, girmek; (oruç vb.) yerine getirmek.
- Olurugsa-: Oturmak istemek.
- On-: Gizlenmek, saklanmak.
- Oŋ-: Sararmak, solmak, fonksiyonda sınırlı olmak, gevşemek, yorgun düşmek.
- Oŋar-: İyileşmek; nüfuz etmek, anlamak, kavramak; açıklığa kavuşturmak, düzeltmek; açıklamak.
- Oŋarıl-: İyileşmek, tedavi edilmek.
- Oŋuk-: Solmak, bitkinleşmek, sararmak.
- Oŋul-: Doğruya çevrilmek, iyileşmek, sıhhatine kavuşmak.
- Onuš- (Onuşmak): Barışmak, uyuşmak.
- Op- (Opmak / Obmak): Yutmak, içine çekmek, nefes almak; somurup yutmak.
- Opra-: Bozulmak, yıkılmak, çökmek, çürümek, patlamak, yarılmak.
- Or-: Orakla biçmek, biçmek, hasat etmek, toplamak.
- Orla-: Seslenmek, bağırmak.
- Orlamsın-: Riyakâr bir çığlık atmak.
- Orlat-: Bağırtmak.
- Orna- (Ornamak): Yerleşmek, konmak, yer tutmak.
- Ornan-: Yerleşmek, oturmak, oyalanmak, durmak, (inanışta) katı olmak.
- Ornat-: Bir şeyin yerine başka bir şeyi koymak, ikame etmek, düzenlemek.
- Os-: Kesmek, kırpmak, kazımak.
- Osugsa-: Benzerlik kurmak istemek, örneksemek.
- Osul-: Biçilmek, kesilmek.
- Osuš-: Birbirini biçmek, kesişmek.
- Ota-: (1) Tedavi etmek, iyileştirmek. (2) Zararlı otları ayıklamak. (3) Kısa bir süre kalmak.
- Otla-: Otlamak.
- Otlamsın-: Otlar gibi yapmak.
- Otlat-: Otlatmak.
- Otun-: Ateş yakmak.
- Oy-: Oymak, (gözleri) oyarak çıkarmak, ara vermek, (kitabe taşlarını) oymak, kazımak.
- Oyırkan-: Hayret etmek, şaşırmak.
- Oyna-: Oynamak, eğlenmek, dans etmek, şaka yapmak.
- Oynašla-: Oynaşmak, cinsel ilişkide bulunmak.
- Oynat-: Oynatmak, (yılan vb.) oynatmak.
- Oytar-: Delmek, delip geçmek.
- Oytur-: Çukurlaştırmak, oymak, göz oydurmak, baskı kütüğünü oymak.
- Oyul-: Oyulmak, kazımak.
- Oyulgala- (Oyulgalamak): Gelişigüzel dikmek, saplamak, sokmak; belli bir noktada seyrek biçimde bir araya gelmek.
- Oyuš-: Biçimi değişmek, deforme olmak.
- Oz- (Ozmak): Serbest bırakılmak, kaçıp kurtulmak, kurtulmak, kaçmak, doğum yapmak (hamile için).
- Ozgur-: Kurtarmak, salmak, serbest bırakmak, çıkarmak.
- Ozugsa-: Kurtarılmak istemek; kendini haklı çıkarmayı denemek.
- “Ö” Harfi ile Başlayan Fiil Kök ve Gövdeleri:
- Ö-: Düşünmek, zannetmek, hatırlamak, sahip çıkmak.
- Öč- (Öç-): Sönmek, dinmek, (meditasyonla) sakinleşmek, yok olmak.
- Öčä- (Öçe-): İntikamcı olmak, kinci olmak, nefret hissetmek, öfkeli olmak.
- Öčäš- (Öçeş- / Öceşmek): Birbirinden nefret etmek, birbiriyle tartışmak, ateşli tartışmak, savaşmak, bahis tutuşmak.
- Öcük- (Öcükmek): Utanmak.
- Öčür- (Öçür-): Silmek, söndürmek.
- Öd-: Heyecanlı olmak, heyecanlanmak.
- Ödiklä-: Hatırlamak, hesap vermek, düzenlemek, not etmek, çizmek, saymak.
- Ödük- (Ödükmek): Korkmak.
- Ög-: Övmek, methetmek; övünmek; yakınmak.
- Ögir-: Sevinmek, memnuniyet duymak, zevk almak.
- Ögirt-: Sevindirmek.
- Ögirtdür-: Sevindirmek, kendinden geçirmek, memnun etmek.
- Ögirtür-: Sevindirmek.
- Ögirüntür-: Sevindirmek.
- Ögitil-: Övülmüş olmak, methedilmek.
- Öglän- (Öğlemek): (Baygınlıktan sonra) ayılmak, kendine gelmek, derin derin düşünmek, bilinçlenmek, tanımak, hatırlamak.
- Ögläntür-: Bilincini yerine getirmek, yeniden canlandırmak, tekrar hayat vermek, idrak ettirmek.
- Ögrän-: Öğrenmek, okumak.
- Ögrät-: Öğretmek.
- Ögrätin-: (Bir şeye) alışmış olmak, alışmak, alıştırma yaparak ustalaşmak.
- Ögrünčülä-: Zevk almak, eğlenmek.
- Ögrünčüläš-: Birlikte zevk almak, birlikte sevinmek.
- Ögsirä-: Bayılmak, bilincini kaybetmek.
- Ögsirät-: Bilincini kaybettirme.
- Öğür- (Öğürmek): Boğazdan ses çıkarmak (makalede ‘öksürmek’ ile anılmış).
- Ögürt-: Sevindirmek, mutlu etmek.
- Ögürtür-: Sevindirmek.
- Ögürüš-: Birlikte sevinmek, karşılıklı sevinmek.
- Ögüš-: Aşındırılmak, sıyırarak soyulmak, deri yüzülmek.
- Ögüt-: Övülmüş olmak, methedilmek.
- Ökün-: Pişman olmak, günah çıkarmak, itiraf etmek.
- Öküntür-: İtiraf ettirmek, günah çıkarttırmak.
- Öl-: Ölmek.
- Öläntür-: Döndürmek.
- Ölçer- (Ölçermek): Sönmekte olan ateşi, lambayı canlandırmak.
- Öli-: Islanmak.
- Ölit-: Islatmak, sulamak, nemlendirmek.
- Ölitil-: Islatılmak, nemlendirilmek.
- Ölök-: Çevirmek, döndürmek, inançlı yapmak (?).
- Ölür-: Öldürmek.
- Ölürt-: Öldürtmek.
- Ölürüš-: Karşılıklı birbirlerini öldürmek, birbirini öldürmek.
- Ölütlä-: Cinayet işlemek.
- Ömäl(ä)-: Birini ziyarete gitmek.
- Ömgäklä-: (Yerde) sürünmek.
- Öneş- (Öneşmek): İnat etmek.
- Öŋäd-: İyileşmek, (hastalıktan) kurtulmak.
- Öŋädtür-: İyileştirmek, tedavi etmek.
- Öŋlä-: Boyamak.
- Öŋsirä-: Rengi atmak, solmak, sararmak.
- Öŋür-: Yaklaşmak, yakınlaşmak.
- Öp- (Öpmek): Öpmek.
- Öpäl-: Manası belirsiz.
- Öpiš-: Öpüşmek.
- Öpügsä-: Öpmek istemek.
- Öpün-: (Bir şeyi) yutmak, içine atmak.
- Öpüš-: Karşılıklı birbirini öpmek, öpüşmek.
- Ör-: (1) Oluşmak, ortaya çıkmak, kalkmak; yükselmek; büyümek, gelişmek, filizlenmek, (topraktan) çıkmak. (2) Dokumak, örmek; birleştirmek, sarmak, bağlamak.
- Örgän-: Bulanmak, her yanı bir şeyle kaplanmak.
- Örit-: Uyandırmak, oluşturmak, (zihniyet) meydana getirmek; yükseltmek; geliştirmek.
- Öritdür-: Uyandırtmak.
- Öritgür-: Uyandırtmak.
- Öritür-: Uyandırtmak.
- Örk- (Örklemek): Hayvanları otlamaları için uzun bir iple çayıra bağlamak.
- Örlä-: (Güneş, ay) doğmak, yükselmek.
- Örlän-: Yükselmek.
- Örlät-: Izdırap etmek, eziyet etmek, kızdırmak, taciz etmek, rahatsız etmek.
- Örlätil-: Eziyet edilmek, ızdırap edilmek.
- Örlätür-: Izdırap etmek, eziyet etmek.
- Örtä-: Yakmak, ateşe vermek, kundaklamak.
- Örtän-: Yanmak, yangın çıkmak, alevlenmek; endişe etmek, tasalanmak.
- Örtür-: Yetişmek, geliştirmek, (topraktan) çıkarmak.
- Öşet- (Öşetmek): Büyüklendirmek, kabartmak, böbürlendirmek.
- Öt-: Girmek, geçmek, nüfuz etmek, sızmak, akmak, vâkıf olmak, hakkında iyi bilgisi olmak.
- Ötä-: (Suç, borç vb.) ödemek, geri ödemek.
- Ötäglä-: Borcu kapatmak, borcu ödemek.
- Ötgün- (Öykünmek): Taklit etmek.
- Ötgür-: Nüfuz etmek, tamamıyla anlamak, mal mülk devretmek, geçip gitmek.
- Ötkün-: Anlatmak, bildirmek.
- Ötül-: Öksürmek.
- Ötün-: Konuşmak, söylemek (aşağı dereceli biri tarafından); sunmak, dilemek, istemek, yalvarmak; şefaat istemek, niyaz etmek.
- Ötündürül-: İstenilmek.
- Ötüntür-: Konuşturmak, rica ettirmek.
- Ötüntürül-: İstenilmek.
- Ötür-: (1) Nüfuz etmek, tamamıyla anlamak. (2) Hatırlatmak. (3) İshal olmak (ötürük).
- Ötürlä-: Manası belirsiz.
- Övkälä- (Öpkelä-): Nefret duygularıyla dolu olmak, nefret hissetmek, öfkelenmek.
- Övkälämsin-: Kendine öfke görünüşünü vermek.
- Övkälän-: Öfkelenmek, öfkeli olmak.
- Övkälät-: Öfkelendirmek.
- Öyün-: Bir derdi olmak, üzülmek.
- Özä- (Özemek): Yoğurt, pekmez vb. koyu şeyleri suyla inceltmek, sulandırmak.
- Özirkä-: (Birine) iltifat etmek (?).
- Özirkän-: Kendinin olarak saymak, kabul etmek, asimile etmek.
- Özümsin-: Haksız iddia ve talepte bulunmak, cüret etmek.
- p-r
- aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
- P Harfi İle Başlayan Fiiller:
- Parla-: (Çince par/po ismine -la ekinin getirilmesiyle) (Suyla) ıslatmak, damla damla üzerine akıtmak.
- Parvešlan-: (Sanskritçe pariveṣa [hale, nur halkası] ismine -lan ekinin getirilmesiyle) Halesi olmak, haleli görünmek.
- Peula-: (Çince peu/biao ismine -la ekinin getirilmesiyle) Bir istekte bulunmak, dilekçe yazmak.
- Püšär-: Pişirmek.
- R Harfi İle Başlayan Fiiller:
- Belgelerde “R” harfi maddesi altında listelenen bağımsız bir fiil kökü veya gövdesi (örneğin rakşala- vb. gibi) bulunmamaktadır. Eylem bildiren ifadeler, yalnızca alıntı yabancı isimlerin Türkçe yardımcı fiillerle birleşik eylem kurmasından ibarettir:
- Rabnaz kıltur-: Kutsamak.
- Ridi tašgar-: Büyü gücü oluşturmak.
- s
- aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
- Verilen kaynaklarda S ve Ş harfleriyle başlayan fiil kökleri eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:
- S Harfi ile Başlayan Fiiller
- sa-: Saymak, düşünmek, dikkat etmek.
- saç- / s(a)ç-: Saçmak, dağıtmak, serpmek; tohum ekmek; su serpmek, fışkırtmak; yaymak; (zihnini) dağıtmak; fırlatmak; (harman) savurmak.
- saçıl-: Saçılmak, yayılmak, sızmak, serpilmek, atılmak; dikkati dağılmış olmak, zihni dağınık olmak.
- saçra-: Sıçramak, yerinden sıçramak, dışarı sıçramak.
- saçrat-: Dışarı sıçratmak, gözleri oymak.
- sag-: Sağmak.
- sagur(u)l-: Aşağıya doğru çekilmek.
- sak-: Düşünmek, hesap etmek.
- sakı-: (Göz) yanıltmak.
- sakın- / s(a)kın- / sak(ı)n-: Düşünmek, düşünceye dalmak; düşünce beslemek; üzerinde durmak; (gibi) görmek, kavramak; arzu etmek, dilemek, amaçlamak, ümit etmek; tasavvur etmek; endişe etmek, tasalanmak.
- sakıt-: Birini şaşkına çevirmek, şaşırtmak.
- saklan-: Korumak; sakınmak.
- saklantur- / s(a)klantur-: Dikkat ettirmek; uyandırmak.
- sal-: Vurmak, hareket ettirmek, kol sallamak; koymak; kök salmak; hakaret etmek; fırlatmak, atmak, salmak.
- saldur-: Kurban etmek, koymak.
- salın-: Sarkmak; aşağı inmek; (gözler) dışarı çıkmak.
- salıntur-: Sarktırmak.
- san-: Sayılmak, ait olmak.
- sana- / s(a)na- / s(a)n(a)-: Saymak, hesap etmek.
- sanç- / s(a)nç-: Delmek, sokmak, delik açmak, saplamak, şişlemek; paramparça etmek; düşmanı yenmek; sancımak.
- sançıl-: Sokulmak; inmek.
- sançış-: Birbirini şişlemek, birbirini delmek.
- sançıt-: Yenilmek, şişlenmek, delinmek, bıçaklanmak, kendilerini yendirmek.
- sangar-: Hesap etmek, hesaplamak, saymak, atfetmek, bir şeye değer vermek.
- sanış-: Bir şeye ait olmak, birbirine ait olmak, bağlı olmak.
- sap- / s(a)p-: Onarmak, tamir etmek, restore etmek; iletmek; sıralamak, dizmek; birleştirmek, kurmak, inşa etmek.
- sapal-: Ortasından sokmak.
- sapanla-: Pulluk ile işlemek.
- sapıl-: Rivayet anlatılmak; birisinin tarafını tutmak, ait olmak, sıralanmak, girmek; bağlı olmak, izlemek, takip etmek; katılmak, uymak; (his) yayılmak; saplanmak; birleştirilmek; nasip olmak.
- sapla-: Oku yay kirişine yerleştirmek.
- saranlan-: Cimri olmak.
- sargar-: Sararmak.
- sargart-: Sarartmak.
- sarıl-: Heyecanlanmak, kızgın olmak, üzgün olmak; asılı olmak; sarmalanmış olmak.
- sarın-: Etrafında vızıldayarak uçmak.
- sarış-: Birbirine sövmek, karşılıklı birbirini azarlamak, kınamak.
- sarkın-: Çekilmek (?).
- sarma-: Sarmak.
- sars-: Kaba olmak, sövmek, lanet okumak, beddua etmek.
- sası-: Kötü kokmak.
- sasıt-: Kokutmak.
- saş-: Kafası karışık olmak, yanılmak, karıştırmak, karşıt yapıda olmak; değiştirmek; aklını karıştırmak, şaşırtmak.
- saşıltur-: Aklını karıştırmak, şaşırtmak, ayartmak, yoldan çıkarmak.
- saşıt-: Şaşırmak, şaşkına dönmek, yanılmak; ahlakını bozmak.
- saşur-: Kesişmek, birleşmek; aklını karıştırmak, şaşırtmak; boşluk bırakmak.
- sat- / s(a)t-: Satmak, elden çıkarmak.
- sataş-: Karşılıklı bastırmak, sıkıştırmak.
- satga-: Ayaklar altına alarak ezmek, bir yerden geçip gitmek, sıkmak, sıkıştırmak; hor bakmak.
- satgat-: Hor baktırmak.
- satıglaş-: Ticaret yapmak, takas ticareti yapmak.
- sav-: Uzanmak, yayılmak.
- savıl-: İzlemek, takip etmek; eğilmek, bükülmek; etki altına alınmak, büyülenmek.
- savır-: Dağıtmak, saçmak.
- savla-: Konuşmak, söylemek.
- savlaş-: Birbiriyle konuşmak, sohbet etmek, söyleşmek.
- savrıl-: Akmak, çağlamak, çağlayarak akmak, şarıl şarıl akmak, gözyaşı akmak.
- savur-: Savurmak; dalgalandırmak.
- sayga-: İçki koymak, içki dağıtmak.
- säç-: Seçmek.
- säçil-: Kendini göstermek, beğenip seçilmek.
- sämirt-: Semirtmek.
- sämri- / s(ä)mri-: Semirmek, şişmanlamak, kilo almak.
- sämrit- / s(ä)mrit-: Semirtmek; devleti genişletmek, büyütmek.
- sär-: Çekmek, dayanmak, katlanmak; sebat etmek, oyalanmak, kalmak.
- särgür-: Tahammül etmek, dayanmak, katlanmak; durdurmak; sınırlamak, set çekmek; engellemek; korumak, iletmek.
- säril-: Dinlenmek; üzerinde durmak, kalmak; sakinleşmek, yatışmak, son bulmak, gözden kaybolmak; nefsine hâkim olmak.
- särin-: Sabırlı olmak, sabretmek, çekmek, dayanmak, katlanmak.
- särit-: Eritmek.
- särmä-: Süzmek, filtreden geçirmek.
- säv- / s(ä)v-: Sevmek, tahmin etmek, çok saymak, hoşlanmak, uygun görmek.
- sävil- / s(ä)vil-: Sevilmek.
- sävin-: Sevinmek.
- sävinçlän-: Minnettar olmak; sevinçli olmak.
- säviniş-: Birlikte sevinmek.
- säviş-: Sevişmek, karşılıklı sevgi duymak; birlikte sevinmek.
- sävit-: Sevdirmek; sevilmek, sevilmiş olmak.
- sävitil-: Sevilmek; övülmek.
- sekri-: Sıçramak, atlamak, fırlamak; kazan fıkırdamak; iç organlar kıvranmak; hızlı geçip gitmek.
- sekrit-: Harekete geçirmek.
- semäklä-: Hazırlık yapmak, hazırlamak, aktif olmak, zanaat ile uğraşmak.
- semäklättür-: Elbise ürettirmek.
- semla-: Toz hâline getirmek.
- sezik kılımsın-: İnançsızlığı temsil ediyormuş gibi yapmak.
- sezin-: Endişelenmek, sakınmak, korumak, temkinli davranmak; şüphelenmek; soru sormak.
- sı-: Kırmak, parçalamak, yarmak; pulluk ile işlemek; emirleri çiğnemek, ihlal etmek, kabahat işlemek; ordu mahvetmek, eritmek, yıkmak; reddetmek; çürütmek; yenmek; davul çalmak; toplanmak.
- sıdır-: Sıyırmak.
- sıg-: Uymak, sığmak, girmek, intibak etmek; bir dine girmek; kalp dokunmak.
- sıgın-: Çare aramak, kaçmak, sığınmak.
- sıgınış-: Bitişmek.
- sıgıntur-: Sığındırmak.
- sıgış-: Sığışmak, yeterli yeri olmak.
- sıgta-: İnlemek, sızlamak, ağlamak.
- sıgtaş-: Birlikte inlemek, karşılıklı ağlamak, sızlanmak, yakınmak.
- sıgtat-: Ağlatmak, feryat ettirmek.
- sıgtatur-: Ağlatmak, feryat ettirmek.
- sıgur-: Sığdırmak, eklemek; ihata etmek, içine almak; sarılmak, kendine çekmek, kucaklamak, sarmalamak; doldurmak, dökmek; hoşlanmak, beğenmek; yakalamak, tutmak; kabul etmek.
- sıguruş-: İç içe sığmak, birbirine eklemek, birbirine bağlamak.
- sıguş-: Anlaşmak, konuşmak.
- sık-: Sıkmak, basmak, bastırmak, sarf etmek, çabalamak; üzmek, acıtmak.
- sıka-: Ovmak, masaj yapmak, okşamak, dokunmak.
- sıkan-: Elbise kolu sıvamak, cemrelemek, tüyleri okşamak.
- sıkıl-: Sıkıntı basmak, sıkılmak, eziyet edilmek, acı çektirilmek, yıkık olmak, üzülmek vb..
- sıktur-: Şarap sıkıp suyunu çıkartmak.
- sıl-: Teori çürütülmek.
- sıla-: Övmek, methetmek, saygı göstermek, davet etmek.
- sımala- / sımanla-: Manası belirsiz.
- sımta-: İhmal etmek, ihmalkâr olmak, savsaklamak; kabul etmek, onaylamak, hoş görmek, riayet etmemek, göz yummak, katlanmak, kabullenmek.
- sımtal-: İhmal edilmek, ihmalkâr olmak.
- sın-: Kırılmak, parçalanmak; bedensel olarak sonda olmak, canı boğazına gelmek; çok çaba sarf etmek, gayret etmek.
- sına-: Test etmek, denemek, kuvvetleri ölçmek, keşif yapmak, öğrenmek, haber almak, malumat toplamak, iğva etmek, sınamak, imtihan etmek.
- sınan-: Araştırmak, sınamak.
- sınaş-: Ölçüşmek, boy ölçüşmek, güçleri ölçmek.
- sıŋarla-: Yardım etmek, destek olmak; ölçmek, tartmak, hesap etmek.
- sırla-: Boyamak, sırlamak, cilalamak; zararsız hâle getirmek.
- sırna-: Israrlı olmak.
- sış-: Şişmek.
- sışılış-: Birlikte şişmek.
- sıtur-: Kırdırmak, parçalattırmak.
- sıvga-: Ok isabet etmemek.
- sız-: Sızmak, erimek; güçsüz olmak; acı çekmek.
- sızgur-: Eritmek.
- sızıl-: Erimek.
- sızlat-: Izdırap vermek, acı çektirmek, yaralamak, sızlatmak.
- sid-: İşemek, idrarını yapmak.
- sikä-: İşemek, idrarını yapmak.
- sil-: Sürmek.
- sili-: Temiz olmak.
- silin-: Temizlenmek, arınmak.
- silit-: Temizlemek.
- silk-: Silkelemek, sallamak, silkeleyerek temizlemek, çan çalmak.
- silkin-: Silkinmek, sallanmak.
- silktür-: Çan çalmak.
- simir-: Höpürdeterek içmek.
- siŋ-: Batmak, çökmek, içine çökmek, girmek, dalmak.
- siŋär-: İçine sokmak.
- siŋilä-: Yakınmak, sızlanmak.
- siŋir-: Yalayıp yutmak, tıkınmak, yutmak; sindirmek; soğurmak, absorbe etmek, emmek; zehri zararsız hâle getirmek; batırmak; kaplamak; sindirmek.
- siŋirt-: Yutulmak.
- siŋiş-: Kaynaşmak, birleşmek.
- sipir-: Süpürmek.
- sogı-: Soğumak, ateş düşmek.
- sogın-: Soğumak.
- sogış-: Tamamen soğumak.
- sogul-: Su sızmak, suyu çekilmek, buharlaşmak, soğulmak; yok olmak.
- sogur-: Suyunu boşaltmak, içine atmak, şapırdatarak yemek; kurutmak; buharlaştırmak; günahlardan kurtarmak.
- sok-: Sokmak; gagalamak; mahvetmek, yıkmak; parçalamak, yarık açmak, havanda dövmek, ezmek; içine doldurmak; akla almak, eklemek; sıkıştırmak; çarpmak, itmek, tokat atmak; dövmek; ateş çakmak.
- sokçı-: Gagalamak.
- sokdur-: Biletmek.
- soktur-: Tahrip ettirmek.
- sokul-: Kırılmak, koparılmak.
- sokun-: Göğse dövünmek.
- sokuş-: Birbirine vurmak, vuruşmak; karşılaşmak, rastlamak.
- sokuştur-: Karşılaştırmak.
- sola-: Bağlamak, kapamak, tıkamak; zincirlemek, demirlemek.
- solal-: Zincirli olmak.
- solan- / sol(a)n-: Zincirlenmek, kuşatılmak; kapanmış olmak, kilitlenmiş olmak.
- solaş-: Birbirine bağlanmış olmak, birbirine bağlı olmak.
- solaştur-: Zincirle bağlamak.
- sor-: Emmek; sormak, soru sormak, soruşturmak.
- soruk-: Tecrübeli olmak, ünlü olmak.
- sorul-: Danışmak, bilgi edinmek.
- soy-: Soymak, derisini yüzmek; elbise çıkarmak; koparmak; açmak.
- soyul-: Soyulmak, et soyulmak.
- soyurka-: Merhametli olmak, acımak, merhamet etmek.
- soyurkat-: Pişman olmak.
- södrü-: Sürüklemek, tartmak, çalmak.
- södür-: Çalmak ve yağmalamak.
- söglün-: Kavrulmak, kızartılmak.
- söglüntür-: Kızartmak.
- sögül-: Kızartmak, kavurmak.
- sök-: Yırtmak, sökmek, söküp çıkarmak, birdenbire çıkmak, yerle bir etmek, yıkmak; sövmek, beddua etmek, küfretmek, eleştirmek, kınamak; diz çökmek; ishal olmak, müshil etkisi yapmak.
- sökit-: Parçalamak, kıymak; ishale sebep olmak.
- sökül-: Kırılmak.
- söküt-: Diz çökmek, dizleri bükmek.
- sön-: Azalmak, sönmek, geçmek, dinmek, bitmek.
- sötrör-: Manası belirsiz (kıyafetle ilişkili).
- söyän-: Bir şeye dayanmak.
- söyäş-: Birbirini desteklemek, birbirine dayanmak.
- sözlä-: Söylemek, konuşmak, tartışmak; anlatmak, haberdar etmek; ilan etmek; tarif etmek, bahsetmek, söz etmek, incelemek, dile getirmek, açıklamak; propaganda yapmak.
- sözläş-: Birbiriyle konuşmak, haberleşmek, müzakere etmek, söyleşmek, tartışma yapmak, tartışmak, fikir danışmak; anlaşmak, uzlaşmak.
- sözlät-: Söyletmek, sözlerle ifade ettirmek.
- sözlätil-: Bildirilmek, söylenmek, konuşulmak.
- sözsirä-: Susmak, söylememek, sessiz olmak.
- suçı-: Kıvrım kıvrım kıvranmak; yüksek atlamak; kazan kaynamak, fokurdamak.
- suçın-: Damarlar atmak; ürkmek.
- suçlun-: Çekip koparılmak, koparılmak.
- suçul-: Dudak bükmek, elinden zorla almak, elbise çıkarmak, soyunmak, kıyafet/zırh çıkarmak.
- sud-: Tükürmek, tükürüp atmak.
- sudlan-: Arka arkaya gelmek.
- sugun-: Yıkanmak, saçları yıkamak, banyo yapmak.
- sugundur-: Yıkatmak, banyo yaptırmak.
- suk-: Fiske vurmak.
- sukı-: Fiske vurmak.
- sukın-: Memnun edilmek, tatmin edilmek.
- suklan-: Hırslı olmak, hırslı davranmak, istemek, arzulamak, çabalamak.
- suklun-: İçine düşmek, çökmek, batmak, takılıp kalmak, içine dalmak.
- suksın-: Israrla istemek.
- suksıntur-: Arzu ettirmek, arzu uyandırmak.
- sun-: Sunmak, kol ve ayak germek, uzatmak, vermek, takdim etmek, tutmak, yakalamak; hizmete hazır olmak; yere kapanmak, secde etmek.
- sus-: Su çekmek, kaşıklamak.
- susa-: Susamak.
- suva-: Sulamak, su vermek; boyamak, sürmek, sıvamak; kartonpiyer yapmak; sarmak, örtmek.
- suvat-: Sıvatmak, kartonpiyer yaptırmak.
- suvı-: Birisini yıkamak.
- suvış-: Sulanmak.
- suvsa-: Susamış olmak, susamak.
- sü-: Yükseltmek, arttırmak, geride kalmak (?).
- süŋ-: Defetmek, kovmak, silmek.
- süŋüş-: Birbiriyle savaşmak, birbiriyle kavga etmek.
- sür-: Sürmek, sürüklemek, hızlandırmak; sürdürmek, devam ettirmek, yapmak, davranmak; yerine getirmek; cezalandırmak.
- sürç-: Kaymak, ayağı kayıp düşmek, tökezlemek.
- sürçit-: Kaydırmak.
- sürdür-: Götürtmek, sürdürmek; atmak; göndermek.
- sürt-: Ovuşturmak, sürtmek, ovmak, ovarak yaymak; kurulamak; silmek.
- sürtün-: Sürtünmek.
- sürüş-: İşletmek, yapmak, uygulamak; kin beslemek.
- süs-: İtmek, sürüklenmek, çarpmak.
- süülä-: Savaşmak, sefere başlamak, sefer yapmak.
- süz-: Temizlemek, berraklaştırmak, arındırmak; seçip almak, beğenip ayırmak, ayırt etmek; inanmak.
- süztür-: Suyu süzdürmek.
- süzlün-: Dindar olmak.
- süzül-: Temizlenmek; gök açılmak; inançlı olmak, inanmak.
- süzüştür-: Uyumlu hâle getirmek (?).
- Ş Harfi ile Başlayan Fiiller
- şanla-: Övmek.
- şavşaş-: Birbiriyle tartışmak.
- şäş-: Karmakarışık olmak; çözmek, çözümlemek.
- şäşil-: Çözülmek, ayrılmak; geçmek.
- şıla-: Su ıslatmak; zenginleştirmek, çoğalmak, süslemek; teşvik etmek.
- şılal-: Islatılmak.
- şılan-: Nemlenmek.
- şılatıl-: Islatılmak.
- şılda-: Bahane uydurmak, sebep aramak.
- şırpa-: Karışmak, birbirine dolanmak.
- t
- aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
- Kaynak metinlerde yer alan “T” harfi ile başlayan fiil kökleri eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:
- Ta – Tä (Te)
- tagık-: Dağa kaçmak.
- tagıl-: Dağılmak.
- tagonla-: Alay etmek.
- tak-: Bağlamak, takmak.
- takıl-: Takılmak.
- takšur-: Şiir yazmak, yakınmak, yalvarmak, acımak, üzülmek vb..
- tal-: Bayılmak, bayılarak yere düşmek.
- talaš-: Kavga etmek, dalaşmak.
- talgokla-: Çivi çakmak.
- talık-: İtilmek, itilmiş olmak.
- talpı-: Uçuşmak, titremek, sarsılmak vb..
- talpır-: Uçuşmak.
- talpıt-: Uçuşturmak.
- talula- / t(a)lula-: Seçmek.
- talulat-: Seçtirmek.
- talvırt-: Uçuşturmak, silkmek, sallamak.
- tam-: Damlamak, yavaş yavaş akmak.
- tamgala- / t(a)mgala-: Mühürlemek, damgalamak, kazımak vb..
- tamgalal-: Damgalı olmak, mühürlü olmak.
- tamıt-: Yanmak, alevlenmek, yakılmak.
- tamız-: Damlatmak.
- tamtul-: Alevlenmek, alev almak.
- tamtur-: Yakmak, tutuşturmak, aydınlatmak, propaganda yapmak.
- tan-: İnkâr etmek, şaşkın olmak, kafası karışmak vb..
- tančga-: Parçalamak, parça parça etmek.
- tančgala-: Isırıp parçalamak.
- tančgat-: Parçalanmak.
- tančula-: Isırıp parçalamak, küçük küçük parçalara ayırmak.
- tangar- / t(a)ngar-: Tanıklık etmek, adamak, ant içmek.
- tangarıš-: Birbirini adamak, birbirine söz vermek.
- tanu-: Farkına varmak, ayırmak, tanımak.
- tanukla-: Tanık göstermek, tanıklık etmek, gerçekleştirmek vb..
- tanuklal-: Tanıklanmak.
- tanuklaš-: Birbirine tanıklık etmek, birbirini onaylamak.
- tanuklat-: Tanıklık ettirmek.
- taŋ-: Sık(ıştır)mak, basmak, bağlamak, içeri götürmek vb..
- taŋıl-: Sıkıştırılmak, sıkışmış hissetmek.
- taŋırka-: Hayret etmek, şaşmak, hayran olmak.
- taŋırkan-: Hayret etmek, şaşmak.
- taŋız-: Şişmek, süt vermek.
- taŋla-: Şaşırmak, hayret etmek; gün ağarmak, şafak sökmek.
- taŋlan-: Gün ağarmak, şafak sökmek.
- t(a)ŋl(a)r- / taŋlar-: (Gün) ağarmak, (şafak) sökmek
- taŋlat-: Şaşırtmak.
- tap-: Bulmak, elde etmek, kazanmak.
- tapın- / t(a)pın-: Hizmet etmek, ağırlamak, saygı göstermek vb..
- tapıntur-: Hizmet ettirmek, hürmet ettirmek.
- tapırkan-: Onaylamak, kabul etmek, hoşuna gitmek.
- tapırkanıl-: Kabul edilmek, onaylanılmak.
- tapıš-: Buluşmak, karşılaşmak, rast gelmek, keşfetmek vb..
- tapla- / t(a)pla-: Haklı bulmak, onaylamak, istemek, tercih etmek vb..
- taplan-: Özlemek, çabalamak; kabul etmek, onaylamak.
- taplaš-: Anlaşmak, uzlaşmak, karşılıklı onaylamak.
- taplat-: Kabul edilmek, onaylanmak; kabul ettirmek.
- taplatıl-: Sevilmek, değer verilmek, kabul edilmek.
- tapšur-: Teslim etmek, aktarmak, bırakmak, tahsis etmek vb..
- tar-: Dağıtmak, saçmak, zorla birbirinden ayırmak.
- tara-: Dağıtmak, serpmek, yaymak.
- taral-: Dağılmak, kafası karışık olmak.
- taraldur-: Saçtırmak.
- tarı- / tar(ı)-: Ekmek, yetiştirmek, işlemek.
- tarık-: Kaybolmak, geçmek, uzaklaşmak, sönmek vb..
- tarın-: Kendisi için yetiştirmek.
- tarıt-: İşlemek, ekmek, yetiştirmek.
- tarma-: Yırtıp ayırmak, parçalamak, tırmalamak.
- tarman-: Uzanmak, yayılmak, serilmek.
- tarmaš-: Karşılıklı birbirini parçalamak, yırtmak.
- tart-: Çekmek, sürüklemek, silmek, tartmak, (çit vb.) kurmak, (trompet) çalmak.
- tartdur-: Çektirmek, çekip çıkartmak, gerdirmek vb..
- tartıl-: Çekilmek; yayılmak.
- tartın-: Yardımsever olmak, sevilen olmak.
- tartınlaš-: Karşılıklı etkilemek.
- tartıš-: Karşılıklı etkilemek.
- tartıt-: Çekilmek; çektirmek.
- tartız-: Çektirmek.
- tartla-: Taslak çizmek.
- tarttur-: Çektirmek, (çit) yaptırtmak.
- taru-: Daralmak, küçülmek, dar olmak.
- tarut-: (Kol uçlarını vb.) birleştirmek (?).
- taš-: Akıp gitmek, üzerinden akmak, taşmak.
- tašgar-: Çıkarmak, çekip çıkarmak, (büyü gücü) göstermek.
- tašık-: Çıkmak, dışarı çıkmak, belli olmak, ortaya çıkmak.
- tašu-: Taşımak, nakletmek, yollamak.
- tašur-: Yaydırmak, yaymak; taşmak.
- tat-: Tadına bakmak, denemek, tatmak.
- tatar-: (Ceset) morarmak, rengi atmak.
- tatga-: Tatmak, tadına bakmak.
- tatgan-: Lezzetli bulmak, güzel bulmak, zevk almak.
- tatıgsıra- / tat(ı)gs(ı)ra-: Tadını kaybetmek, tatsız olmak.
- tatın-: Tatmak, tadına bakmak.
- tatur-: Tattırmak, yemlemek.
- tavran-: Çabalamak, gayret etmek, acele etmek.
- tavranıš-: Acele etmek.
- tavrantur-: Teşvik etmek, gayrete getirmek, cesaret vermek.
- tavraš-: Birlikte çabalamak, gayret etmek.
- tavrat- / t(a)vrat-: Gayrete getirmek, teşvik etmek, özendirmek.
- tay-: Kayıp gitmek, düşmek, sapmak, kaybetmek, geri adım atmak.
- tayan-: Dayanmak, itimat etmek, güvenmek.
- tayanıš-: Dayanışmak.
- tayanıšdur-: Dayanıştırmak, birbirine dayandırmak.
- tayantur-: Dayandırmak.
- tayıt-: Kaydırmak, caydırmak.
- taytur-: Kaydırmak, kaybettirmek.
- täg- / t(ä)g-: Varmak, ulaşmak, erişmek, elde etmek, değmek, saldırmak vb..
- tägil-: İnmek; körleşmek, körlenmek, kafası karışık olmak.
- tägin-: Saygıyla yapmak, başarıyla sonuçlanmak, hissetmek, kendini adamak vb..
- tägintür-: Elde ettirmek, ulaştırmak, ceza ölçmek, vermek vb..
- tägiš-: Birlikte almak, ulaşmak, rastlaşmak, buluşmak.
- tägläl-: Kör edilmek.
- täglär-: Kör etmek.
- tägläš-: Birbirini kör etmek.
- tägriklä-: Sarmak, çemberlemek, etrafını çevirmek, kuşatmak.
- tägriklän-: Çevrili olmak, kuşatılmış olmak.
- tägriklät-: Çevrili olmak.
- tägrül-: Getirilmek.
- tägšil- / t(ä)gšil-: Değişmek, dönüşmek, tekrarlamak, yeni canlı doğmak vb..
- tägšildür-: Değiştirtmek.
- tägšür-: Değiştirmek, başkalaştırmak, mübadele etmek, dönüştürmek, çevirmek.
- tägšürt-: Değiştirtmek.
- tägšürüš-: Değiştirmek, değiş tokuş yapmak.
- tägür-: Değdirmek, ulaştırmak, eriştirmek, (tehlikeye) atmak vb..
- tägürt-: Göndermek, yollamak, getirmek, getirilmek.
- tägürtür-: Getirtmek, göndertmek, çektirmek.
- tägzin-: Dönmek, dolaşmak, topaç gibi dönmek, arkasını dönmek.
- tägzinčlän-: Çevrilmiş olmak, dönmüş olmak, dönmek.
- tägzintür-: Döndürmek, gezdirmek.
- täl-: Delmek, içine geçmek, nüfuz etmek, delik deşik etmek, oymak.
- tälgän-: Heyecanlanmak, tarumar olmak, heyecanlanmış olmak.
- tälin-: Delinmek, çatlamak, açılmak.
- tälmir-: Göz kırpıştırmak, titremek, huzursuz bakmak vb..
- täŋäš-: Denk olmak, karşılaştırmak.
- täŋgär-: Tartmak, ölçüsüne uymak.
- täŋik-: Eşit olmak, yaklaşmak.
- täŋirt-: Bir araya getirmek, toplamak (?).
- täŋlä- / t(ä)ŋlä-: Denemek, sınamak, tahmin etmek, ölçmek, eleştirmek, karşılaştırmak vb..
- täp- / t(ä)p-: Tepmek, vurmak, tekme atmak, ezmek, dans etmek, gitmek.
- täpär-: Titremek, sarsılmak.
- täpin-: Tepinmek, şiddetli hareket etmek, suda ayak çırpmak (yüzmek).
- täpiš-: Karşılıklı tepinmek, tepişmek.
- täpit-: Ayaklar altında ezdirtmek, çiğnettirmek.
- täpländür-: Ezdirtmek.
- täprä-: Hareket etmek, titremek, sarsılmak, başlamak, aktif olmak vb..
- täprän-: Başlamak, baş göstermek (hastalık).
- täpräš-: Titreşmek, birlikte titremek, hareket etmek.
- täprät-: Titretmek, hareket ettirmek, sarsmak, çalmak (müzik vb.).
- täprätil-: Titretilmek, sarsılmak.
- täptür-: Ezdirmek, ayak bastırmak.
- tärit- / t(ä)rit-: Terlemek.
- tärkišlän-: Kızgın olmak, öfkeli olmak, saldırgan olmak.
- tärklä-: Acele etmek, acele ile gitmek.
- tärklät-: Hızlandırmak, kovalamak.
- tärlä-: Terlemek.
- tärsik-: (Hastalık) kötüleşmek.
- tärsiktür-: Ayartmak, yoldan çıkarmak, akıl karıştırmak.
- tärtär- / t(ä)rtär-: Terletmek, terlettirmek.
- täš-: Deşmek.
- täšil-: Patlamak, yarılmak.
- tätrül-: Yanıltılmak, yolu şaşırtılmak, akıl karıştırmak.
- tätrültür-: Yolu şaşırtmak, aldatmak, yanıltmak, ayartmak.
- tätür- (tetür-): Söyletmek, konuşturmak; bir işin aslını aramak, analiz etmek.
- täv-: Şişe dizmek.
- tävin-: Hareket ettirmek, sallamak.
- tävir-: Çevirmek, döndürmek, (sevap) tevcih etmek, yöneltmek.
- tävlä- / t(ä)vlä-: Aldatıcı davranmak, aldatmak, kandırmak.
- tävril-: Dönmek.
- tävšil-: Ufalanmak.
- tävšin-: Aktif olmak, çok çalışkan olmak, ilgilenmek, önem vermek.
- tävšintür-: Aktif olmasını sağlamak, aktifleştirmek, ilgilendirmek.
- täz- / t(ä)z-: Kaçmak, koşup gitmek, kaçınmak.
- täzgür-: Bozguna uğratmak, kovmak, ortadan kaldırmak.
- te-: Demek, söylemek, adlandırmak.
- tenlä-: Tarlalarda sıralamak.
- ter-: Toplamak, derlemek, kendini toplamak.
- teril- / t(e)ril-: Birleşmek, toplanmak, birikmek.
- teriliš-: Birleşmek, toplaşmak.
- terin-: Toplanmak.
- teš-: Sözleşmek, tartışmak, müzakere etmek, konuşmak.
- tet-: Denilmek, ismi olmak; olmak.
- tetigär-: Akıllı olmak, akıllı olarak görülmek.
- tetiglä-: Zeki olmak, tanımak, farkına varmak.
- tetin-: Cesaret etmek, cüret etmek, kalkışmak.
- Tı – Ti
- tıd-: Engel olmak, tıkamak, engellemek, sakınmak, dizginlemek vb..
- tıdıl-: İhtiyatlı davranmak, kendine hâkim olmak, engellenmek vb..
- tıdılıš-: Karşılıklı engellenmek.
- tıdın-: Çekinmek, içtinap etmek, engellenmek.
- tıdıntur-: İçtinap ettirmek, sakındırmak.
- tıgra-: Sağlam olmak, sert olmak.
- tıgran-: Güçlü olmak.
- tıgrat-: Sertleştirmek, katılaştırmak, pekiştirmek, cesaretlendirmek.
- tık-: Tıkmak, tıkamak, fırlatmak, sıkmak, doldurmak vb..
- tıkıl-: Tıkılmak, tıkıştırılmak, sıkılmak, bunaltılmak, yığılmak.
- tılaŋur-: Hitabet yeteneği olmak.
- tılta-: Bahane aramak.
- tıltan-: (İşle) meşgul olmak.
- tın-: Nefes almak, soluk almak, dinlenmek, mola vermek; bildirmek, duyurmak.
- tınla-: Dinlenmek.
- tınlan-: Kendine gelmek, ayılmak.
- tınsıra-: Bayılmak.
- tınsırat-: Bayıltmak.
- tıntur-: Dinlendirmek, dindirmek, nadasa bıraktırmak.
- tıŋla- / tıŋl(a)-: Dinlemek, duymak, işitmek.
- tıŋšan-: Dinlemek, işitmek.
- tırman-: Tırmalamak, yırtmak.
- tıšla-: Dişlemek, ısırmak.
- tıt-: Yırtıp ayırmak, parçalamak, yırtmak; çırpmak.
- tıtın-: Yırtılmak, parçalanmak.
- tigilä-: Gürültü yapmak, patırtı yapmak, uğuldamak.
- tigilän-: Sesi çıkmak, duyulmak, tınlamak.
- tigiläš-: Çınlamak, tınlamak, gürültü yapmak.
- tigrät- / tigr(ä)t-: Sebep olmak; yankılandırmak, takırdatmak; sarsmak.
- tik-: Sokmak, ısırmak, dikmek; kurmak, koymak, ekmek.
- tikilin-: Dikilmek, doğrulmak.
- tikiš-: Karşılıklı sokmak, birbirini ısırmak.
- tikit-: Isırılmak, sokulmak.
- tiktür-: Dikiş diktirmek; tohum ektirmek; (bayrak vb.) diktirmek.
- til-: Parça parça kesmek, dilmek, dilimlemek.
- tilä- / til(ä)-: Aramak, hedef almak, istemek, dilemek vb..
- tilät-: Araştırtmak, aratmak.
- tiliklä-: Dilemek.
- tilin-: Dönmek, dolaşmak, deveran etmek.
- timä-: Süslemek, bezemek, tertip etmek, hazırlamak.
- tirä-: Yığılmak, desteklemek, yukarı basmak.
- tiräš-: Savaşmak, kavga etmek, tartışmak.
- tirgür-: Diriltmek, canlandırmak, hayat vermek.
- tiril-: Canlanmak, dirilmek, hayatta olmak.
- titrä-: Sarsılmak, titremek.
- titrät-: Titretmek.
- tiz-: Dizmek, sıralamak.
- tizil-: Dizilmek, dizili olmak, düzenlenmek.
- tiziltür-: Sıraya dizdirmek, sıraya sokturmak.
- To – Tö
- to-: (Arzular vb.) gerçekleşmek.
- tod-: Tok olmak, memnun olmak, usanmış olmak.
- todgur-: Beslemek, yem vermek, doyurmak, memnun etmek.
- toduntur-: Memnun etmek.
- todur-: Memnun etmek, doyurmak; bıkmak.
- todurt-: Yem vermek, doyurmak, memnun etmek.
- togra-: Doğramak, kesip parçalamak, dilimlemek.
- togrul-: Patlamak, yırtılmak, kesilmiş olmak, parçalanmak.
- togur-: Aşmak, karşı tarafa geçmek.
- togurčuklan-: Tomurcuklanmak.
- tokı-: Dövmek, vurmak, dokumak, kurmak, karıştırmak vb..
- tokıl-: Dövülmek.
- tokılan-: Süslenmiş olmak, güzel olmak, parlamak.
- tokılandur-: Dekore ettirmek, süslendirmek, güzelleştirmek.
- tokın-: Karşı karşıya gelmek, dövülmek, uğramak, zahmet çekmek.
- tokıš-: Birbirine vurmak, vuruşmak, karşılaşmak.
- tokıt-: Dövülmek, çaldırmak, kazıtmak vb..
- tokıtıl-: Dövülmek, vurulmak, sürüklenilmek vb..
- tokla-: Saçları kökünden tıraş etmek.
- tol-: Toplanmak, dolmak, gerçekleşmek, süresi dolmak.
- tolga-: Sarmak, döndürmek, çevirmek.
- tolgan-: Kıvrılmak, daire çizerek dönmek, zahmet çekmek.
- tolgat- / tolg(a)t-: İşkence etmek, eziyet etmek, incitmek.
- tolgur-: Doldurmak, yerine getirmek, tüketmek, başarmak.
- tolgurul-: Doldurulmuş olmak, doldurulmak.
- tolın-: Dolanmak, kıvranmak, dönmek.
- toltur-: Doldurmak.
- tolulat-: Tamamlamak, bitirmek.
- tolunad-: Ağzına kadar dolmak.
- toŋ-: Donmak, donarak ölmek, üşümek.
- toŋıt-: Eğilmek, reverans yapmak.
- toŋla-: Dövmek, vurmak, kamçılamak.
- toŋtal-: Çevresi/ekseni etrafında döndürülmek.
- toŋtar-: Çevirmek, döndürmek, aşağı basmak, arka çevirmek.
- toŋtarıl-: Etrafında dönülmek.
- toŋur-: Üşütmek, soğuğa maruz bırakmak.
- topol-: Derinleştirmek, tamamıyla anlamak, tahlil etmek, saldırmak vb..
- torla-: Ağ ile asmak.
- toru-: Zayıflamış olmak, bir deri bir kemik kalmak.
- toš-: Dolmak, doluşmak, doldurulmak.
- tošgur-: Doldurmak, yerine getirmek, bitirmek, tamamlamak.
- tošgurt-: Yerine getirtmek, bitirtmek.
- toyla-: Toplanmak, bir araya gelmek.
- toylaš-: Toplanmak, toplaşmak, şenlik yapmak.
- toylaštur-: Bayram düzenlemek.
- toz-: Tozlu olmak, tozutmak, yükselmek.
- tozgur-: Çiğnemek, ayağıyla ezmek.
- tögnä-: Koterize etmek, dağlamak.
- tök-: Püskürtmek, saçmak, dökmek, dökerek boşaltmak.
- töklün-: Kesip çıkarılmak.
- tökül-: Saçılmak, dökülmek, akmak, fışkırmak.
- töküntür-: Döktürmek.
- tölä-: Ödemek, tazmin etmek; yavrulamak.
- tölät-: Ödeme talimatı vermek.
- töl(ä)t-: Avutmak, teselli etmek.
- töltä-: Yaymak, sermek, döşemek.
- töltäl-: Örtülü olmak, kıtıklı olmak.
- tön-: Dönmek, arkasını dönmek.
- töŋitdür-: Eğdirmek.
- törü-: Doğmak, türemek, oluşmak, meydana çıkmak vb..
- törüt-: Kurmak, inşa etmek, meydana getirmek, yaratmak.
- töšä-: Yaymak, sermek, döşemek.
- töšän-: Örtülmek, açılmak, yayılmak, döşenmek.
- töšnäklä-: Cinsel eğlenmek.
- töt-: Titremek.
- tötüš-: Tartışmak, kavga etmek, kavgalı olmak.
- tötüštür-: Kavga ettirmek, dalaştırmak, dövüştürmek.
- Tu – Tü
- tu-: Kilitlemek, kapatmak, engellemek.
- tug-: Doğmak, dünyaya gelmek, filizlenmek, görünmek vb..
- tugur-: Doğurmak, vücuda getirmek, ortaya koymak.
- tugurt-: Doğurtmak, meydana getirtmek.
- tugurul-: Doğurulmak, meydana getirilmek.
- tul-: (Alevler) dışarı vurmak.
- tumıl-: Soğumak, sönmek.
- tumlı-: Soğumak, sönmek, soğuk olmak, soğutmak.
- tumlıt-: Soğutmak.
- tun-: Kapanmış olmak, kilitlenmek, tıkanmak, engellenmiş olmak.
- tur-: Durmak, bulunmak, kalmak, oturmak, kefil olmak vb..
- turala-: Takmak, bağlamak.
- turalan-: Takmak, bağlamak.
- turgur-: Neden olmak, oluşturmak, dikmek, inşa etmek, yetiştirmek vb..
- turıt-: Çekinmek.
- turkıglan-: Çekinmek.
- turuk-: Durmak, ara vermek, mola vermek.
- turul-: Sakin olmak, durgun olmak, berraklaşmak.
- turultur-: Sakinleştirmek, zaptetmek, durdurmak, bastırmak.
- turuš-: Direnmek, karşı karşıya gelmiş olmak; yaşamak.
- tusalaš-: Birbirinden yararlanmak.
- tusul-: Yaramak, yararlı olmak.
- tusula-: Yaramak, yararlı olmak.
- tuš-: Rastlamak, buluşmak, karşılaşmak, uğramak.
- tušgar-: Buluşturmak, karşılaştırmak.
- tušgur-: Buluşturmak, isabet ettirmek, nişan almak.
- tušık-: İlgili olmak, bulaşmış olmak, kibirli olmak.
- tušul-: Buluşmak.
- tušuš-: Buluşmak, karşılaşmak, rastlaşmak, düşünmek.
- tut-: Tutmak, kapmak, yakalamak, algılamak vb..
- tuta-: Horlamak, hakaret etmek, sövmek, eleştirmek vb..
- tutat-: Hor görülmek, küçümsenmek, aşağılanmak.
- tutsuk-: Tutulmak, yakalanmak, hapsedilmek.
- tutul-: Tutulmak, kavranmak, yakalanmak, saymak vb..
- tutuldur-: İçinde bulundurmak, kaçındırmak, tutturmak.
- tutur-: İdrak ettirmek, tutturmak, bekçilik ettirmek.
- tuturkan-: Değersiz bulmak.
- tutuš-: Birbirini tutmak, tutuşmak, arkadaş kazanmak vb..
- tutuštur-: Bağlatmak, tutuşturmak.
- tutuz-: Teslim etmek, tahsis etmek, emretmek vb..
- tutuzuš-: Birbirine emanet etmek, güvenmek.
- tutyaklan-: Yapışmak, yapışık kalmak.
- tuvır-: Katılaşmak, sertleşmek (buz).
- tuy-: Farkına varmak, anlamak, tanımak, idrak etmek, algılamak.
- tuytur-: Farkına vardırmak, idrak ettirmek.
- tuyul-: Aydınlatılmak, aydınlanmak.
- tuyun-: Uyanmak, aydınlanmak, aklı başında olmak, itiraf etmek.
- tuyuntur-: Aydınlatmak.
- tuyur-: Farkına vardırmak, idrak ettirmek.
- tuyurka-: Farkına varmak, fark etmek.
- tuyuz-: Algılatmak, bildirmek, dinletmek, duyurmak.
- tuz-: Şakacı olmak.
- tuzgula-: (Hediye olarak) sunmak.
- tüg-: Düğümlemek, çatmak, sıkmak, birleştirmek vb..
- tükä-: Bitmek, tamamlamak, gerçekleşmek.
- tükän-: Kaybolmak.
- tükät-: Tamamlamak, bitirmek, mükemmelleştirmek.
- tültrün-: Dövülmek, vurulmak, eziyet çekmek.
- tültür-: Vurmak, çalmak.
- tülüklän-: Manevi güç kazanmak, güçlü olmak.
- tümä-: Süslemek, dekore etmek, hazırlamak.
- tümän-: Süslenmek, (ordu) mevzilemek, hazırlanmak.
- tümgär-: Aptallaşmak.
- tünä-: Gecelemek, konaklamak, mola vermek.
- tünät-: Konaklatmak, geceletmek.
- tüpgär-: Nüfuz etmek, tamamıyla anlamak.
- tüpir-: Fırtına çıkmak, uçurmak, savurmak.
- tüplä-: Şehir kurmak.
- tüpsirät-: Temel çıkarmak.
- tüpük-: Bitmiş olmak, son bulmak.
- tüpükdür-: Bitirmek, tamamlamak.
- tür-: Bükmek, yığmak, dürmek, ürpermek.
- türt-: Sürtmek, merhem sürmek, çalkalama aletiyle karıştırmak; dokunmak, değmek.
- türtün-: Sürünmek (merhem vb.).
- tüš-: Düşmek, inmek, dökülmek, çökmek, yansıtmak vb..
- tüšä-: Rüya görmek.
- tüši-: Nakletmek, teslim etmek, tevdi etmek.
- tüšinä-: Yerleşmek, oturmak.
- tüšit-: Nakletmek, teslim etmek.
- tüšsirä-: Verimsiz olmak, meyvesiz olmak.
- tüštür-: Düşürmek.
- tüšül-: Çökmek, yıkılmak.
- tüšür-: Düşürmek, (ağaç) kesmek, indirmek vb..
- tüšürül-: Düşürülmek, terk edilmek, atılmak.
- tüšütlän-: Meditasyon yapmak, uygulamak, düşünmek.
- tüšütlänil-: İyice düşünülmek.
- tütit-: Parfüm sürmek.
- tütitil-: Parfüm sürülmek.
- tütnä-: Tütmek.
- tütüz-: Tütsülemek.
- tüvri-: Katılaşmak, donmak, sertleşmek.
- tüz-: Düzlemek, düzeltmek, uyum sağlatmak, ayarlatmak.
- tüzgär-: İncelemek, araştırmak, bağdaştırmak, düzeltmek.
- tüzük-: Ahenkli olmak, sadık olmak.
- tüzüksirä-: Uyumsuz olmak.
- tüzül-: Ahenkli olmak, barış yapmak, tertip edilmek.
- u ü
- aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
- U Harfi ile Başlayan Fiiller
- u-: Yapabilmek, -abilmek, muktedir olmak; dayanmak, tahammül etmek.
- uč-: Uçmak, uçup gitmek; görülmek, görünmek.
- učın-: Cinlenmiş olmak, büyülenmiş olmak, şeytana tutulmuş olmak, büyülenmek.
- učlan-: Büyük abdest yapmak.
- učuk-: Bitmek, hitam bulmak, son bulmak.
- učuktur-: Sona erdirmek.
- učur-: Uçurmak; yollamak, nakletmek; (duyuları) kandırmak, uyarmak; döndürerek yükseltmek.
- učuzla-: Kötülemek, aşağılayıcı davranmak, tahkir etmek, alay etmek; hor görmek, değersiz görmek.
- učuzl(a)n-: Kendini küçümsemek.
- ud-: Takip etmek.
- udı-: Uyumak; koyulaşmak, pıhtılaşmak.
- udıkla-: Uyumak, hafif uyumak, uyuklamak.
- udlan-: (Bir şeyin) hasretini çekmek.
- udul-: Manası belirsiz (fiil).
- udun-: Hizmet etmek, saygı göstermek, hürmet etmek, ağırlamak.
- udunturul-: Saygı gösterilmek, hürmet ettirilmek.
- uduz-: İletmek, sevk etmek, götürmek, yol göstermek, yönetmek; (sevap) tevcih etmek.
- uduztur-: Eşlik ettirmek, refakat ettirmek.
- uduzul-: Çıkmak; yönetilmek; anlatılmak, izah edilmek.
- ugra-: Planlamak, tasarlamak, niyet etmek, niyetlenmek, çabalamak; bir şeyi yapmaya koyulmak.
- ugrat-: Çabalatmak.
- ugutlan-: Filizlenmek.
- ugutlantur-: Filizlendirmek.
- uk-: Anlamak, idrak etmek, kavramak, bilmek; duymak; hükmetmek, hâkim olmak; tasavvur etmek.
- ukıt-: Haber vermek, bildirmek, öğretmek, açıklamak, anlatmak, göstermek, işaret etmek, izah etmek, tanımlamak.
- ukıtıl-: Anlatılmak, izah edilmek.
- uktur-: İdrak ettirmek, bildirmek, haber vermek, öğretmek.
- ukul-: Anlaşılmak, tanınmak, bilinmek.
- ukun-: Anlaşılır olmak, (günahı) kabul etmek.
- ula-: İletmek, aktarmak, devam etmek, sürdürmek; (hayatı) uzatmak; izlemek, katılmak; bağlamak; düzenlemek, düzeltmek.
- ulal-: İletilmek, aktarılmak, devam edilmek; izlemek, arkasından gelmek, ayakta kalmak; ulanmak, sıralanmak, bağlanmak.
- ulalıš-: Birbirine bağlı olmak.
- ulalıštur-: Birbirine bağlı oldurmak.
- ulaltur-: Nakletmek, aktarmak, geçirmek.
- ulat-: Yaymak, başkasına vermek, elden ele dolaştırmak.
- ulgad-: Büyümek, serpilmek, yetişmek.
- ulı-: (Sesli) yakınmak, inlemek, feryat etmek, (köpek) ulumak.
- ulıš-: Birlikte yakınmak, birlikte ağlaşmak, birlikte sızlanmak.
- ulıt-: Sızlanmak, yakınmak.
- ulunlantur-: Filizlendirmek.
- um-: Ümit etmek, ummak.
- umıl-: Yüzmek, suda sürüklenmek.
- umsın-: Sahte davranmak, aldatmak.
- umugsırat-: Umutsuzlaştırmak.
- umun-: Umut etmek, ümit etmek, ummak, güvenmek, inanmak.
- un-: Köle gibi çalışmak, eşek gibi çalışmak, çabalamak, gayretli olmak.
- una-: Razı olmak, rıza göstermek, tasvip etmek, uygun görmek, onamak, muvafakat etmek, memnun olmak.
- unat-: Tasvip ettirmek, kabul ettirmek.
- unıt-: Unutmak.
- ur-: Koymak; (taç, alın çemberi) takmak; içine batırmak; vermek; bir işi kuvvetle gerçekleştirmek.
- urgur-: Koydurmak, saklatmak.
- urıl(a)n-: Dünyaya bir erkek çocuk getirmek.
- ursuk-: İsabet ettirilmek, yaralanılmak, vurulmak.
- ursukuš-: Karşılıklı vurulmak, dövülmek.
- urtur-: Yükletmek, vurdurmak; yaptırmak.
- urul-: Koyulmak, vurulmak, kullanılmak, ilaç içirilmek.
- urun-: Koymak, yerleştirmek, göstermek; (takı) takmak; dövüşmek.
- uruš-: Birbiriyle savaşmak, dövüşmek; birlikte koymak.
- us-: Susamak.
- usuk-: Susamış olmak.
- uša-: Ufalanmak.
- ušal-: Kıyılmak, öğütülmek.
- ut-: Yenmek, daha üstün olmak, galip gelmek, daha iyi olmak, kazanmak.
- utrun-: Karşı durmak, direnmek; muhalefet etmek.
- utruš-: Birbiriyle savaşmak, mücadele etmek.
- utsuk-: Yenilmek, kaybetmek, mağlup olmak.
- utuz-: Terk etmek, vazgeçmek, kaybetmek, yenilmek.
- uv-: Ezmek.
- uvšan-: Kırılmak, ufalanmak.
- uvšat- / ušat-: (Değirmende) öğütmek, küçük küçük parçalara ayırmak, ezmek, kırmak.
- uvtan-: Utanmak.
- uya-: Utandırılmak.
- uyad-: Utanmak.
- uyak-: (Gök cismi, yıldız) batmak, sönmek, kaymak.
- uyala-: Yuva yapmak.
- uza-: Uzun sürmek; uzamak; uzanmak.
- uzan-: Mahir olmak, becerikli olmak.
- uzat-: Uzatmak, temdit etmek; vermek, onaylamak, yerine getirmek.
- uzlan-: Esnaflık yapmak, zanaat yapmak.
- Ü Harfi ile Başlayan Fiiller
- üdirä-: Artmak, büyümek.
- üdrül-: Ayrılmak, bağımsız olmak; boşanmak; seçilmek, seçilmiş olmak.
- üdrültür-: Ayırmak, ayırt etmek, çıkartmak.
- üdür-: Ayırmak, seçmek.
- üdürün-: Seçilmek, seçilmiş olmak.
- üg-: Yığmak, biriktirmek.
- ügšür-: (Bacak bacak) üstüne atmak.
- ügül-: Yığılmak.
- ükdür-: Bükmek, eğmek.
- ükli-: Çoğalmak, büyümek, artmak, yükselmek.
- üklit-: Çoğaltmak, yükseltmek, artırmak, semirtmek, ilerletmek, kayırmak, büyütmek.
- üklitdür-: Büyüttürmek, geliştirtmek.
- üküšläš-: Toplanmak, buluşmak.
- ülä-: Dağıtmak, bölmek, bölüştürmek.
- üläš-: Paylaşmak, bölmek.
- ülät-: Paylaştırmak.
- ülgülä-: Tartmak; ölçmek, hesap etmek; eleştirmek; karşılaştırmak.
- ülüglä-: Dağıtmak, bölmek.
- ün-: Yükselmek, yukarı çıkmak, öne çıkmak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak; serbest bırakılmak; hareket etmek, gitmek; uzaklaşmak; çiçek açmak, filiz sürmek.
- ünäš-: Yankılanmak.
- ündürüš-: Birlikte bir şeyleri açığa kavuşturmak.
- üniš-: Birlikte yükselmek, birlikte ortaya çıkmak.
- üntä-: Bağırmak, haykırmak, feryadı basmak, çağırmak, seslenmek; (inek) böğürmek.
- üntür-: Kaldırmak, yükseltmek; öne çıkarmak, belirtmek; yukarı çıkarmak; çıkartmak; kaçırmak, rehin almak, serbest bırakmak vb..
- üntürt-: Yukarı getirtmek.
- ür- (1): Çalmak, üflemek, şişirmek, hava vermek, (rüzgâr) esmek.
- ür- (2): Havlamak, ulumak.
- ürgür-: Katılmak, ilave edilmek; vaktinde yetişmek, vaktinde gelmek; (olumsuz) geç gelmek.
- ürgürmäkläš-: Yarışta koşmak.
- üriš-: Kabarmak, şişmek.
- ürk-: Korkmak, ürkmek.
- ürkün-: Korkmak, ürkmek.
- ürpär-: (Tüyler) diken diken olmak, ürpermek.
- ürt-: Zarflamak, örtmek, gizlemek, saklamak; aşağı basmak.
- ürtül-: Örtülü olmak, gizlenmiş olmak, sarmalanmış olmak; (bulutlar) bulutlanmak.
- ürtün-: Örtünmek, bürünmek.
- ürül-: Kabarmak, şişmek, şişirilmek, kabartılmak.
- ürüš-: Kabarmak, şişmek.
- üstä-: Eklemek, çoğaltmak, büyütmek.
- üstäl-: Artmak, çoğalmak, güçlenmek, kuvvetlenmek.
- üš- (1): (Yaylı matkap) ateş yakmak.
- üš- (2): Toplanmak, bir araya gelmek, üşmek, yerleşmek.
- üši-: Üşümek, donmak.
- üšün-: Toplanmak, konsantre olmak.
- üšüš-: Toplanmak, itişmek.
- üšüt- (1): Üşütmek, der Kälte aussetzen.
- üšüt- (2): Birleştirmek (?).
- üt-: Bağırmak, çağırmak, ötmek.
- ütlä-: Fikir vermek, öğüt vermek, ihtar etmek, öğretmek, tavsiye etmek; yalvarmak.
- ütlän-: Heyecanlı olmak, heyecanlanmak.
- ütläš-: Karşılıklı uyarmak, karşılıklı öğüt vermek.
- ütlätil-: Öğretilmek, ders verilmek.
- ütüglä-: Ütülemek.
- üvä-: Bastırmak, basmak; şişirmek; (ruhunu) çok çabalamak.
- üväl-: Sıkıntı basmak, sıkılmak; (bilgi ile) doldurulmuş olmak.
- üz- (1): Kesip koparmak, bölmek, ayırmak; yıkmak, yok etmek; söndürmek; kırmak; koparmak, yırtmak; dövmek, ezmek; vazgeçmek; (kanun) karar vermek.
- üz- (2): Yüzmek.
- üzlün-: Yok olmak, geçmek, sona ermek, bitmek, kırılmak.
- üzmälä-: Yırtıp ayırmak, koparmak, yıkmak, kökünü kazımak, çıkarmak.
- üzmälätdür-: Yok ettirmek.
- üznä-: İnkâr etmek, kabul etmemek, şiddetli bir şekilde tartışmak; ayaklanmak, baş kaldırmak, karşı koymak, direnmek.
- üztür-: Gidermek, (bir şeyden) vazgeçirmek, engellemek.
- üzül-: Kesilmek, koparılmak, kırılmak; bitirilmek, tükenmek, son bulmak; (umut) kaybetmek; çözülmek; yok edilmek.
- üzülüš-: Uzlaşmak, anlaşmak.
- üzüš- (1): Birbirini kesmek, karşılıklı kesişmek.
- üzüš- (2): Anlaşmak, uzlaşmak, söz birliği etmek.
- V Harfi ile Başlayan Fiiller
- viveš-: (Birbirini) karşılıklı desteklemek, karşılıklı yardımlaşmak, korumak.
- Y Harfi ile Başlayan Fiiller
- yad-: Yaymak, sermek, döşemek, (güneşlik) gererek açmak, (eller) germek, uzanmak; göstermek, ortaya koymak, izhar etmek, sudur etmek; (su) serpmek; (balık tutma sepeti) yaymak.
- yada-: Zayıf olmak, zayıflamak, zayıflamış olmak; yapamamak.
- yadıl-: Yayılmak, dağılmak, gezmeye çıkmak, uzanmak; tesis edilmiş olmak.
- yadın-: İtiraf etmek, açıkça söylemek, ifade etmek.
- y(a)dr(a)t-: Yere uzandırmak.
- yadtur-: Yaymak, yayarak duyurmak.
- yag- / y(a)g-: (Yağmur) yağmak.
- yaga-: Kurban etmek.
- yagıd-: Düşman olmak.
- yagıla-: Düşmanca davranmak; savaşmak, dövüşmek.
- yagılaš-: Birbirine düşman olmak, birbirine düşmanca davranmak.
- yagıt-: Yağdırmak.
- yagu-: Yaklaşmak.
- yagur-: Yaklaşmak.
- yagut-: Yaklaştırmak.
- yahšın-: İşlemeli olmak; (zırh, elbise vb.) giymek, örtünmüş olmak, omuzların üzerine atılmak.
- yak-: (1) Yanmak. (2) Yapışmak, yapışık kalmak; iliştirmek, tutturmak, koymak, uygulamak; donatmak, süslemek; ilgilenmek, önemsemek; barış sağlamak. (3) Yaklaşmak, yakınlaşmak; uymak, uygun olmak.
- yakar-: Yalvarmak, yalvarıp yakarmak.
- yakčır-: Yükselmek, havalanıp uçmak.
- yakčırt-: Uyandırmak, ayıltmak; uğramak, maruz kalmak.
- yakıl-: Yaklaştırılmak (?).
- yakılt-: Getirmek (?).
- yaktur-: Basmak, bastırmak, (baskıyı kâğıda) çıkarmak, baskı kütüğünü oydurmak, baskı kalıbına yazı oydurmak.
- yal-: Yanmak; ışıl ışıl gülümsemek.
- yala kod-: İftira atmak, iftiralar çıkarmak.
- yala ur-: Söylenti çıkarmak.
- yalala-: İtham etmek, yanlış yere suçlamak, söylenti çıkarmak.
- yalga- / y(a)lg(a)-: Okşamak, yalamak.
- yalgan-: (Dudak) yalamak.
- yalgantur-: İltifat etmek, gönlünü okşamak, kandırmak; (gerçek niyetini) göstermemek; yalatmak.
- yalgat-: Yalatmak.
- yalın-: Soymak.
- yalına- / yal(ı)na-: Parlamak, parıldamak, tutuşturmak, alevlenmek, ışıldamak.
- yalınat-: Parlatmak, alevlendirmek.
- yalınla-: Alevlenmek.
- yalk-: Aşağılamak, iğrenmek, tiksinmek.
- yalkık-: Hor görülmek.
- yaltrı-: Parlamak, ışıldamak, pırıldamak.
- yaltrıš-: Birlikte parlamak.
- yaltrıt-: Aydınlatmak, ışıklandırmak, parlatmak.
- yalvar-: Yalvarmak.
- yama-: Tamir etmek, onarmak, yama yapmak.
- yamıraš-: Buluşmak, rastlaşmak, bir araya gelmek; karışmak.
- yan-: (1) Dönmek, geri dönmek, geri gelmek; (bir yere) sapmak; uzaklaşmak; (inanç) sarsılmak. (2) Tehdit etmek.
- yanč-: Sıkıştırmak, ezmek, yok etmek, havanda dövmek.
- yančıl-: Ezilmek, (kaygıdan/üzüntüden) sıkılmış olmak.
- yančıš-: Birbirini ezmek.
- yantur-: Arkasını dönmek, alıkoymak; uzaklaşmak, terk etmek; çevirmek, döndürmek; geri döndürmek, iade etmek.
- yaŋıl-: Yanılmak, yolunu şaşırmak, yolunu yitirmek, aldanmak, hataya düşmek.
- yaŋıltur-: Aldatmak, kandırmak, baştan çıkarmak, şaşırtmak.
- yaŋkur-: Tınlamak, çınlamak.
- yaŋkurt-: Tınlatmak, tıngırdatmak; (müzik) işitilmek, tınlamak.
- y(a)ŋra-: Fısıldamak, mırıldanmak.
- yaŋša-: Gevezelik etmek, havadan sudan konuşmak.
- yaŋšaš-: Yansıtmak.
- yap- / y(a)p-: (1) Örtmek, kapamak; yapmak, yaratmak, inşa etmek. (2) Aylaklık etmek, dolaşmak, daire çizerek dönmek.
- yapıl-: Kapanmak, kilitlenmek.
- yapın-: (Eller) birleştirmek, (dudaklar) birbirini sıkmak.
- yapır-: Yıkmak, tahrip etmek, düzeltmek, düz hâle getirmek; örtmek, kapamak.
- yapıš-: Yapışmak, takılmak; bir yere takılıp kalmak.
- yapıšdur-: Sıkı sıkı sarılmak, bağlanmak.
- yaprıl-: Yapışmak, yapışkan olmak, takılmak.
- yapšın-: Sinmek, büzülüp saklanmak; yapışmak.
- yapšıntur-: Yapıştırmak.
- yapšur-: Bağlamak, tespit etmek, takmak, yerleştirmek, iliştirmek, üzerine yapıştırmak, asmak; yapışmak.
- yar- / y(a)r-: (1) Kırarak açmak, bıçakla açmak, kırmak, parçalamak; deşmek, söküp çıkarmak; bölmek; (sevgili) ayartmak; bildirmek, açığa vurmak, açıklamak, anlatmak. (2) Karar vermek.
- yara- / y(a)ra-: Uygun olmak, münasip olmak, yakışmak, yaramak, faydası olmak; başarılı olmak.
- yaran-: Hoşuna gideni aramak.
- yaraš- / y(a)raš-: Uymak, yakışmak, yaraşmak, uygun olmak, layık olmak; (ilaç) etkisini göstermek.
- yaraštur-: Uyum sağlamak; uyarlamak, uydurmak; hazırlamak.
- yarat- / y(a)rat- / y(a)r(a)t-: Hazırlamak, süslemek, bezemek, donatmak, kurmak, inşa etmek, yapmak, yaratmak, oluşturmak; düzeltmek.
- yaratdur-: Yaptırmak, hazırlatmak; tercüme ettirmek.
- yaratıl-: Hazır olmak, tedarikli olmak, donanmış olmak, yaratılmak, üretilmek.
- yaratın-: Süslenmek, hazırlanmak; bilgisi olmak; kendini (bir şeye) vakfetmek, çabalamak, aktif olmak.
- yaratındur-: Hazırlandırmak.
- yargašın-: Uygun olmak (?).
- yarıl-: Patlamak, yırtılmak, açılmak; (yara) yarılmak; parçalanmak; (elbise) delinmek; (çiçek) açılmak; ortaya çıkmak; (yürek) sızlamak.
- yarıš-: Bir şey için yarışmak.
- yarıšmalaš-: Karşılıklı savaşmak.
- y(a)rlıka- / yarlıka-: Buyurmak (yüksek seviyedeki birisi için); emir vermek; vaaz vermek; konuşmayı buyurmak; oturmak, bulunmak, olmak; acımak, merhamet etmek; (Nirvana’ya veya bir yere) gitmek, yönelmek.
- yarlıkat-: Göründürmek, görünmeye yönlendirmek.
- yarman-: Tırmanmak, yukarı tırmanmak, tepeye ulaşmak; sıkıca tutmak, sarılmak, kucaklamak; yapışmak.
- yarm(a)ntur-: Tırmandırmak.
- yarpad-: Güçlenmek, dinçleşmek.
- yarplaš-: Birlikte sağlamlaştırmak, birlikte kuvvetlendirmek.
- yarsı-: Aşağılamak, hakaret etmek; nefret etmek, iğrenmek, tiksinmek.
- yart-: Yazmak (?), kazımak (?).
- yaru- / y(a)ru-: Parlamak, parıldamak, ışık saçmak, ışıldamak; sevinmek.
- yarut- / y(a)rut-: Işıklandırmak; aydınlatmak, parlatmak, ışıtmak; propaganda yapmak.
- yarutıl-: Aydınlatılmak, parlatılmak.
- yarutuš-: Karşılıklı aydınlatmak, birbirini aydınlatmak.
- yas-: Bırakmak, salıvermek, (kanat) sermek.
- yasa-: İnşa etmek.
- yasaš-: Birlikte düzenlemek, düzene koymak.
- yasat-: İnşa ettirmek.
- yasta-: Yaslanmak.
- yastan- / yast(a)n-: Kendine yastık hazırlamak, dayanmak.
- yaš-: Saklanmak, gizlenmek, ortadan kaybolmak; çıkmak.
- yaša-: Yaşamak, … yaşında olmak; tadını çıkarmak.
- yašar-: Yeşermek, yeşillenmek, tazelemek.
- yašart-: Yeşertmek.
- yašat-: Yaşatmak.
- yašı-: Parlamak.
- yašına-: Şimşek çakmak, parlamak.
- yašınat-: Şimşek çaktırmak.
- yašu-: Parlamak, pırıldamak, ışık yaymak.
- yašur-: Gizlemek, saklamak.
- yašut-: Aydınlatmak, ışıtmak, parlatmak.
- yat-: Yatmak, uzanmak, geceyi geçirmek.
- yatgur-: Yatırmak, koymak.
- yatıka-: Uzak olmak, uzaklaşmak, yabancılaşmak.
- yatla-: Ayrılmak, sapmak.
- yatlan-: Büyü yapmak, sihir yapmak.
- yaval-: Huzurlu olmak, sakin olmak, yumuşak olmak, evcilleşmiş olmak, hayırsever olmak.
- yavaltur-: Yumuşatmak, disiplin altına almak, yola getirmek, yenmek, zaptetmek; zayıflatmak, hafifletmek; birinin dinini değiştirmek.
- yavızla-: Kınamak; kötü bulmak, kötümsemek.
- yavızlan-: Kendini kötü hissetmek.
- yavlaklan-: Kötülemek, kötü davranmak.
- yavrı-: Zayıf olmak, güçsüz olmak, zayıflamak.
- yavrıt-: Zayıflatmak.
- yay-: (1) Kovmak, sürükleyerek götürülmek, sürmek. (2) Yaymak (?).
- yayı-: Sarsmak, sallamak, silkelemek.
- yayıl-: Sallanmak, titremek, sarsılmak, heyecanlanmak.
- yayıt-: Sarsılmak, heyecanlandırılmak, hareket ettirilmek; dağılmak, yayılmak.
- yayka-: Sallamak, silkmek.
- yaykal-: Kıyıya çarparak kırılmak, sallanmak, titremek.
- yaykan-: Kıyıya çarparak kırılmak, coşmak, kaynamak, sallanmak, titremek.
- y(a)yl(a)-: Yazı geçirmek.
- yaz-: (1) Yanılmak, günah işlemek, hata yapmak, itaat etmemek, göz yummak. (2) Suda eritmek.
- yaza-: Düzeltmek.
- yazıl-: (Hastalık) geçmek, iyileşmek; rahatlamak, gevşemiş olmak; açılmak; eğlenmek.
- yazıltur-: Gerilimi almak, gevşetmek.
- yazın- / yaz(ı)n-: Günah işlemek, suç işlemek; cinsel suç işlemek.
- yazıš-: Birlikte kaçırmak, birlikte yolu şaşırtmak.
- yazokla-: Günah işlemek; günahları cezalandırmak.
- yänäläš-: Yenileşmek, yenilenmek.
- ye-: Yemek, yiyip bitirmek; tadını çıkarmak; tüketmek; yaşamak; (ilaç) almak; (kamçı vb.) yemek.
- yegäd-: Yenmek, daha üstün olmak, galip gelmek; başarmak, başarılı olmak, yücelmek, kutsanmak.
- yegäddür-: Daha iyi yapmak, övmek.
- yegädmäkläš-: Yarışmak.
- yeglä-: (Daha) iyi bulmak, tercih etmek.
- yegsä-: Yemek istemek.
- yelpi-: Yellemek, yelpazelemek.
- yeltir-: Esmek.
- yeltrit-: Estirmek, dalgalandırmak.
- yelvilä-: Büyü yapmak, sihir yapmak, büyülemek.
- yelvik-: Şeytana tutulmuş olmak, cinlenmiş olmak, büyülenmiş olmak.
- yemir-: Kırmak, ezmek, mahvetmek, yıkmak, paramparça etmek, doldurmak.
- yemril-: Yıkılmak, çökmek, devrilmek; tahrip edilmek; (buz) erimek.
- yemriltür-: Yıktırmak, çöktürmek.
- yemšä-: Otlamak, otlanmak.
- yeni-: Hafiflemek, hafif olmak.
- yeniglä-: Kötülemek, hakaret etmek, aşağılamak, değersiz görmek.
- yeŋištür-: Anlamı belirsiz.
- yerčilä-: İdare etmek, yönetmek, rehberlik etmek.
- yerčilät-: Rehberlik yaptırmak, rehberlik ettirmek.
- yerik-: Yerleşmek.
- yeril-: Parçalanmak; ayrılmak.
- yeriŋü-: Şikayet etmek, yakınmak; üzgün olmak, üzülmek, kederlenmek; duygulanmak.
- yerit-: Hor görülmek, küçümsenmek, aşağılanmak.
- yertür-: Nefret ettirmek.
- yeš-: Birbirini yemek, karşılıklı yemek, yiyişmek.
- yet-: Yetmek, yetişmek, erişmek, ulaşmak, arkasından yetişmek; tutmak, birdenbire almak.
- yetgür-: Eriştirmek, yetiştirmek, yardımda bulunmak; (sevap) bağışlamak.
- yetil-: Yenilmek; varmak, gelmek.
- yetiš-: Birlikte yetişmek, karşılıklı ulaşmak.
- yetür-: (1) Yedirmek, beslemek. (2) Ulaştırmak, yaklaştırmak.
- yev-: Donatmak, döşemek, vermek.
- yevät-: Donatılmak, süslenmek, teçhiz edilmek; donatmak, hazır hale getirmek.
- yevätür-: Donattırmak.
- yevil- / yev(i)l-: Donanmış olmak, donatılmak.
- yevin-: Donanmış olmak, donanmak.
- yıdı-: Pis kokmak, kokmak.
- yıdırkan-: Koklamak.
- yıdıška-: Koklamak, koklayarak algılamak, kokusundan tanımak.
- yıdıt-: Kokutmak.
- yıdla-: Koklamak.
- yıg-: Toplamak, biriktirmek, yığmak; göz önünde canlandırmak; (elbise) büzmek, drape etmek; (minder) katlamak; geri çekmek; istif etmek; kendini toplamak.
- yıgdur-: Yığdırmak, toplatmak.
- yıgıl-: Toplanmak, yığılmak, buluşmak, bir araya gelmek.
- yıgılıš-: Toplanmak, toplaşmak.
- yıgın-: Toplanmak, konsantre olmak; sakınmak, çekinmek, (dilini) tutmak; (yaka, elbise) kıvırmak.
- yıgıntur-: Yakayı geri attırmak, elbiseyi kıvırtmak; içtinap ettirmek.
- yıgla-: Ağlamak, inlemek, iç çekmek, hıçkırmak, feryat etmek.
- yıglamsın-: Ağlamayı ileri sürmek, yalandan ağlamak.
- yıglaš-: Ağlaşmak, birlikte ağlamak.
- yıglat-: Ağlatmak, feryat ettirmek.
- yıgrıl-: Bir araya sıkıştırılmak, kıvrılmak, üst üste yığılmak.
- yık-: Fırlatmak; yıkmak, bozmak, yok etmek.
- yılın-: Isınmak, ilgi duymak, istekli olmak, hevesli olmak.
- yılıt-: Isıtmak.
- yıltızlar-: Kök salmak, kökleşmek.
- yır-: Çekmek, koparmak, yırtıp ayırmak, parçalamak, sürüklemek.
- yırga-: Sevinmek, memnun olmak, hoşnut olmak.
- yırgan-: (Yer) titremek, sarsılmak.
- yırla-: Şarkı söylemek.
- yırt-: Yırtmak, parçalamak, parça parça etmek.
- yırtıl-: Yırtılmak, bölünmek, parça parça edilmek.
- yırtızka-: Kazmak, çapalamak, bellemek, kazımak.
- yıv-: Övmek, methetmek.
- yigil-: Sıkıştırılmak, yığılmak.
- yilin-: Yapışmak, yapışıp kalmak, yakalanmak, kapılmak.
- yilintür-: Yapıştırmak.
- yilkä-: Bulandırmak, karıştırmak.
- yinčir(i)l-: Eğilmek, reverans yapmak, secde etmek.
- yinčül-: Artmak.
- yinčür-: Eğilmek, reverans yapmak, secde etmek; çevirmek, yöneltmek; (bir şeye) yönelmek, kendini adamak.
- yint-: (1) Aramak. (2) Yenmek, galip gelmek, üstün olmak, daha iyi olmak.
- yintsik-: Bulunmak, keşfedilmek, erişilmek.
- yirägür-: Gevezelenmek, gevezelik etmek.
- yirü-: Çürümek, bozulmak; yok olmak.
- yišän-: İşemek, idrarını yapmak.
- yit-: Kaybolmak, ölmek, yok olmak.
- yitdür-: Kaybetmek, yitirmek; unutmak, unutturmak.
- y(i)tidil-: Bilenmek.
- y(i)tilän-: Keskin olmak, yakıcı olmak.
- yitin-: (Kendisi için) bırakmak.
- yitit-: Bilemek.
- yitlin-: Kaybolmak, geçip gitmek, yok olmak; yozlaşmak, dejenere olmak.
- yitlintür-: Yok etmek, kaybetmek.
- yitrül-: Kaybolmak.
- yittür-: Kaybetmek; ihmal etmek; çıkarmak; yok etmek; öldürmek.
- yitür-: Öldürmek; kaybetmek; düşürmek, boşuna sürdürmek, ulaşamamak.
- yod-: Silmek, çözülmek.
- yodul-: Bağlı olmak; lekelenmek.
- yodun-: Silmek.
- yogrul-: Çamurla birleşmek, yoğrulmak, hamur şekline girmek.
- yogučla-: Karşıya geçmek.
- yoguna-: Kalınlaşmak, yoğunlaşmak.
- yogunad-: Kalınlaşmak, yoğunlaşmak.
- yogur-: (1) Katetmek, geçmek, aşmak. (2) Yoğurmak, karıştırmak.
- yogurkan-: Şaşmak, hayret etmek.
- yokad-: Mahvolmak, yok olmak, azalmak, kaybolmak, çözülmek, geçip gitmek, ortadan kalkmak.
- yokadtur-: Öldürmek, yok etmek, yıkmak, öldürtmek, yok ettirmek.
- yokla-: (1) Artmak, çıkmak, yükselmek, tırmanmak, çoğalmak, büyümek, gelişmek. (2) Kaybetmek, kaçırmak.
- yoklan-: Üstüne tırmanıp çıkmak.
- yoklat-: (Yükseğe) kaldırmak, yükseltmek.
- yola-: Yola koyulmak, bir yerden geçip gitmek, gitmek.
- yolat-: Duymasını sağlamak, işittirmek.
- yolı-: Dönmek.
- yoluk-: Buluşmak, rastlamak, rast gelmek, karşılaşmak.
- yomdar-: Toplamak, birleştirmek, bir araya getirmek.
- yomıt- / yom(ı)t-: Toplanmak.
- yon-: Kesip parçalamak, doğramak; kesip koparmak, oymak; yontmak.
- yontdur-: Oymak.
- yoŋa-: Aşağılamak, hakaret etmek.
- yoŋaš-: Birbirini aşağılamak.
- yorı-: Gitmek, hareket etmek, adım atmak, yürümek; sürmek; (suda) bata çıka yürümek; yaşamak; davranmak, çalışmak, tatbik etmek; alıştırma yaparak ustalaşmak; (hukuka göre) geçerli olmak; tanınmak; çözülmek.
- yorıl-: (1) Gidilmek. (2) Yorulmak.
- yorıt-: Yürütmek, harekete geçirmek; (nasihat) vermek.
- yorıtıl-: Yürütülmek, ayak basılmak, itaat edilmek, uyulmak.
- yorıttur-: Yürüttürmek.
- yort-: Geçit töreni yapmak, yürütmek; yola çıkmak.
- yorttur-: Geçit töreni yaptırmak, yola çıkarmak.
- yošuk-: Yanıltılmak, yolu şaşırtılmak, akıl karıştırılmak.
- yov-: Hile yapmak, aldatmak, yanıltmak.
- yölä-: Dayamak, desteklemek, payandalamak, yardım etmek.
- yölämsin-: Destekliyor gibi davranmak, destekliyor gibi görünmek.
- yölän-: Dönmek; dayanmak, desteklenmek; yöneltim yapmak; (bir şeye) çare aramak.
- yöläš-: Dayanışmak.
- yöläštür-: Karşılaştırmak.
- yöläšür-: Karşılaştırmak, benzemek.
- yölät-: Desteklenmek.
- yör-: Yorumlamak, izah etmek, açıklamak, tefsir etmek; çözmek.
- yörgä-: Sarmak, etrafını sarmak, bürümek, bağlamak.
- yörgäl-: İçine sarılmak, dolanmak, bağlanmak, bağlı olmak; (ipek böceği) koza örmek.
- yörgältür-: Halkalandırmak, kıvrıltmak.
- yörgän-: Kıvranmak; sarılmış olmak.
- yörül-: Çözülmek.
- yu-: Yıkanmak, yıkamak, temizlemek.
- yublun-: (Saç şekli vb.) açılmak, çözülmek.
- yuk-: Yapışmak, yapışık kalmak, (başkasının malına) tecavüz etmek; arta kalmak.
- yuklun-: Artık olarak kalmak; kirlenmiş olmak.
- yukul-: Yapışmak, yapışıp kalmak, lekelenmek.
- yukur-: Üstüne leke sürmek, sürmek.
- yul-: Almak, satın almak, geri satın almak, kurtarmak, rehinden kurtarmak.
- yulı-: Soymak.
- yulun-: Çalınmak, alıp götürülmek; karşılaşmak, buluşmak.
- yum-: Kapatmak, kilitlemek.
- yumbur-: Yıkmak.
- yumgakla-: Hap yapmak, yuvarlak biçime koymak, yumaklamak.
- yumša-: Görevlendirmek; tahsis etmek, teslim etmek.
- yumšat-: (1) (Göreve) yollamak, görevlendirmek. (2) Yumuşatmak.
- yumul-: (Göz) kapanmak.
- yumur-: Hor bakmak; ezmek.
- yumurt-: Hor baktırmak.
- yumz[a]-: Anlamı bilinmiyor.
- yumzul-: (Bir şeye) sarılmak, bürünmek.
- yun-: Yıkanmak, temizlenmek, arınmak.
- yunčı-: Fenalaşmak, kötüleşmek.
- yuŋla-: Tüketmek, yemek, kullanmak, harcamak.
- yupan-: Gözünü yummak; gizlenmek, saklanmak.
- yupat-: Gizlenmek.
- yurčkula-: Anlamı bilinmiyor.
- yurtla-: Konmak, yerleşmek.
- yuš-: (Belirsiz okuma).
- yuv-: Yuvarlamak.
- yuvgad-: Husumet göstermek.
- [y]uvgala-: Ahlak ve edebe aykırı olarak muamelede bulunmak.
- yuvul-: Yuvarlanmak, aşağı düşmek.
- yuyul-: Kaldırılmak, arındırılmak.
- yüd-: Yüklemek, taşımak, nakletmek.
- yüdtür-: Yükletmek, vurdurmak.
- yüdün-: Yüklenmek.
- yüdür-: Yüklemek.
- yügärü bol-: Peyda olmak, belirmek, kendini göstermek, kavramak.
- yügärü kıl-: Ortaya koymak, meydana çıkarmak, izhar etmek, canlandırmak.
- yügür-: Koşmak, yürümek, gitmek; tesir etmek; aktif olmak; ileriye hareket etmek; kaçmak; akmak.
- yügürt-: Koşturmak, yürütmek; (ruh) dolaştırmak; yaymak.
- yügürüš-: Hep beraber koşmak, koşuşmak, yola koyulmak.
- yük-: Bayılmak.
- yüklä-: Yüklemek.
- yükül-: Yükselmek, daha yüksek olmak.
- yükün-: Eğilmek, reverans yapmak, hürmet etmek.
- yüküntür-: Hürmet ettirmek.
- yüküntürül-: Saygı gösterilmek, ağırlatılmış olmak.
- yüli-: Tıraş etmek.
- yülit-: Tıraş ettirmek, (saç, sakal) kesmek.
- yümčiklä-: Göz kırpmak.
- yüntüš-: Kavga etmek.
- yüntüt-: Yaralanmak.
- yüüzläntür-: Döndürmek.
- yüz-: Atış yapmak.
- yüzit-: Yüzdürmek.
- yüzlän-: Yüz çevirmek, yönelmek.
eylemeylem google note
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Belgelerdeki Eski Uygurca sözlük parçaları (Handwörterbuch des Altuigurischen) ve diğer metinlerden elde edilen “A” (ve “Ä” sesinin ince “a/e” okunuşuyla karşılanan) harfiyle başlayan fiil kökleri ve gövdeleri ile anlamları alfabetik sırayla aşağıda listelenmiştir:
Aç- / Ac-
- Ača yada kıl- (açmak): Fikrini açmak, ayrıntılı ortaya koymak.
- Ačı- (acımak / ekşimek): Ekşi olmak, mayalanmak.
- Ačın- (acınmak): 1. Bakmak, tedarik etmek, geçimini sağlamak. 2. Elbiseyi kıvırmak, omuzu açmak. 3. Günahı itiraf etmek.
- Ačıt- (acıtmak): Acıtmak, üzmek, kederlendirmek.
- Ačur- (açırmak): Aç bırakmak.
Ad- / Ağ-
- Ad-: 1. Aklı karışık olmak; 2. Değişmek.
- Adak-: Sıkıntıya düşmek.
- Adakla- (adaklamak): (Küçük çocuk) Yürümeye başlamak.
- Adala-: Sıkıntıya düşmek.
- Adaktur- / Adakkuz-: Sıkıntıya sokmak, tehlikeye atmak.
- Adart-: Engel olmak, tehlikeye sokmak, zarar vermek.
- Adır- (ayırmak): Ayırmak.
- Adırtla-: Ayırt etmek, bölmek, analiz etmek.
- Adın- (ayınmak): Ayılmak, aklı başına gelmek; şaşırmak, etkilenmek.
- Adıntur-: Tesir etmek, hayrette bırakmak.
- Adka- / Adkan-: Tutmak, yakalamak, algılamak.
- Adkantur-: Yapıştırmak.
- Adkaš-: Bağlanmış olmak.
- Adokla-: Tuhaf bulmak.
- Adrıš-: Birbirini öldürmek.
- Adro- / Adrot- / Aduron-: İlerlemek / aştırmak / aşılmak.
- Adutla-: Avuçlamak, elle kazımak.
- Ag- (ağmak): Yukarı çıkmak, yükselmek.
- Agazlan-: Nakledilmek.
- Agdıl-: Yükseltilmek.
- Agduk kıl- / Agdukla-: Yetkisiz gerçekleştirmek / yanlış saymak.
- Agırla- (ağırlamak): Hürmetlerini sunmak, saygı göstermek.
- Agıš-: Ayrılmak, değişik olmak.
- Agıt-: (Gönlü) Ayırmak, değiştirmek.
- Aglat-: Yalnız bırakmak.
- Agna- (ağnamak): Yerde yatıp yuvarlanmak.
- Agrıkan- (ağrıkanmak) / Agrın- (ağrınmak): Ağrıdan inlemek / endişelenmek, ağrı hissetmek.
- Agtal- (ağtalmak): Aşağı düşmek, kendi etrafında fırıl fırıl dönmek.
- Agtar- (aktarmak): Tercüme etmek, dönmek, alabora olmak.
- Agtın- / Agtur-: Yukarı çıkmak / yükseltmek.
- Aguk-: Zehirlenmek.
- Agzan-: Ezbere okumak, söylemek.
- Ağıtmak: Savurmak.
Ak- / Al-
- Ak- (akmak): Akmak, dökülmek.
- Akala- / Akalat-: Önceliğe sahip olmak / öncelik vermek.
- Akıl- / Akıltur-: Dışarı akmak, yayılmak, yaşamak / boşaltmak.
- Akıt-: Akıtmak, meydana çıkarmak.
- Akla-: Nefret etmek, iğrenmek.
- Akrušlan-: Konsantre olmak, meditasyon yapmak.
- Al- (almak): Almak, çalmak.
- Ala-: Koparmak, parçalamak.
- Alalamak: Gizlemek.
- Alakır-: Bağırmak, böğürmek.
- Alaŋur- / Alaŋurt-: Güçsüz olmak / güçten düşürmek.
- Alar-: Kamaşmak (göz).
- Algasamak: Korkutmak, tedhiş etmek.
- Alık-: Vahşi olmak.
- Alıl-: Alınmak, elde edilmek.
- Alıštur-: Çapraz tutmak.
- Alk- / Alka-: Yok etmek, bitirmek / övmek, methetmek.
- Alkan- / Alkat-: Övmek, lanet etmek / methedilmiş olmak.
- Alkın-: Kaybolmak, bitmek, tükenmek.
- Alŋad- / Alŋadtur-: Yenilmek / zayıflatmak.
- Alŋu-: Gücü azalmak.
- Alpırkan-: Çabalamak, zor bulmak, reddetmek.
- Alplan-: Cesur olmak.
- Alsık-: Soyulmak.
- Alta- (aldatmak): Aldatmak, kandırmak.
- Altız- / Altur-: Çaldırmak / temin ettirmek.
- Alvır-: Delirmek, kafası karışık olmak.
Am- / An- / Ap- / Ar-
- Amırt- / Amırtgur-: Barış sağlamak / rahatlatmak, sakinleştirmek.
- Amra- / Amrakla-: Sevmek, istemek / cana yakın olmak.
- Amran- / Amraš-: Sevmek / birbirini sevmek.
- Amrat- / Amratıl-: Sevilmek.
- Amrıl- / Amrıltur-: Durgun olmak, rahatlamak / huzura kavuşturmak.
- Ančola- / Ančulat-: Armağan etmek, takdim etmek / kurban ettirmek.
- Anıt-: Hatırlamak.
- Antık- (ant içmek): Yemin etmek, tövbe etmek.
- Anun- / Anut-: Hazır olmak / hazırlamak, yaratmak.
- Anutul-: Hazırlanmak.
- Apı- / Apın- / Apıt-: Korumak, savunmak / saklanmak / gizlemek.
- Apılamak (apulamak): Okşamak.
- Apışmak: (Hayvan için) Yorgunluktan bacaklarını ayırarak çöküvermek.
- Abramak: Başarmak, bir işi becermek, zorluklarda yönetmek.
- Ar-: 1. Aldatmak, kandırmak. 2. Yorulmak.
- Arala- / Aralaš-: Ara vermek, azarlamak / birbirine mesafeli olmak.
- Arı- / Arıl- / Arıla-: Temizlenmek, arınmak / aldatılmak / birinin lehine taraf tutmak.
- Arıgla- / Arıglat-: Eğitim vermek, metni düzeltmek / yazdırtmak.
- Arıt- (arıtmak) / Arıtın-: Temizlemek / yıkanmak.
- Arkalaš- / Arkat-: (Özel fraksiyonlara) ayrılmak / araştırtmak.
- Arkula-: Emretmek, karar vermek.
- Arokla-: Dinlenmek, mola vermek.
- Arsık-: Aldanmak, yanılmak.
- Art- (artmak): Büyümek, çoğalmak; yüklemek.
- Arta- / Artat-: Çökmek, yozlaşmak / yok etmek, yıkmak.
- Artız-: Aldatılmak.
- Artul- / Artutl[a]-: Yüklenmek / armağan etmek.
- Arva-: Büyülemek, sihirlemek.
As- / Aş- / At-
- As- (asmak): 1. Çoğaltmak, desteklemek. 2. Asmak, takmak.
- Asgar-: Faiz getirmek.
- Asılanmak: Faydalanmak (İntifa).
- Asıl- / Asın-: Artmak, çoğalmak / giyinmek, takmak.
- Asıra- (asramak): Bakmak, geçimini sağlamak, korumak.
- Astur- / Asut-: Çoğalttırmak / astırmak.
- Aš- (aşmak): Aşmak, karşı tarafa geçmek, üstün olmak.
- Aša- / Ašan- / Ašat-: Yemek, tadını çıkarmak / tüketmek / yedirmek.
- Ašaklaš-: Birbirini hor görmek.
- Ašgın-: Yıpratılmak, tahrip olmak.
- Ašlaš-: Birbirine bağlı olmak.
- Ašrıl-: Karşı tarafa taşınmak.
- Ašuk-: Sabırsız olmak, acele etmek.
- Ašun- / Ašur-: Üstün olmak / ulaştırmak.
- At- (atmak): Atmak, fırlatmak; pamuk ditmek.
- Ata- (atamak): Çağırmak, adlandırmak.
- Atadur- / Atal- / Atan-: Çağırtmak / adlandırılmak / atanmak.
- Atık- / Atıkımsın-: Ünlü olmak / kendini ünlü gibi göstermek.
- Atla- / Atlan- / Atlantur-: Ata binmek, rühmetmek / binmek / bindirmek.
Av- / Ay- / Az-
- Av- / Avı- (avmak): Birinin etrafında toplanmak, kuşatmak.
- Avın- / Avıt- / Avıtıl-: Neşeli olmak / avutmak, teselli etmek / şımartılmak.
- Avla- (avlamak): Avlamak, etrafını çevirmek.
- Ay- (aymak): Emretmek, konuşmak, bildirmek.
- Aya- / Ayal- / Ayan-: Hürmetlerini sunmak / saygı gösterilmek / sayılmak.
- Ayančaŋlan-: Derin saygı içinde olmak.
- Ayaš- / Ayat-: Birbirine değer vermek / saygı göstertmek.
- Ayıglaš-: Birbirine hakaret etmek.
- Ayın- (ayınmak): Korkmak, utanmak, ürkmek.
- Ayıt- (ayıtmak): Sormak, danışmak.
- Aykır- (aykırmak): Sevinçle bağırmak, alkışlamak.
- Aytıš- (atışmak / aytışmak): Birbirine sormak, karşılıklı tartışmak.
- Az- (azmak): Yolunu kaybetmek, yanılmak.
- Azgur- (azgırmak): Baştan çıkarmak, kandırmak.
- Azıt- / Azıttur-: Şaşırtmak, aklını karıştırmak.
- Azlan- (azlanmak): Özlemle istemek, açgözlü olmak, cimri olmak.
- Azlantur-: İstemeye teşvik etmek.
- Azu-: Daha az olmak, azalmak.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Belgelerde geçen “B” harfiyle başlayan tüm fiil kök ve gövdeleri alfabetik sırayla ve anlamlarıyla birlikte aşağıda listelenmiştir:
Ba / Bä / Be:
- Ba-: Bağlamak, zincirlemek, zincire vurmak, sınır çekmek, büyü yapmak, saptamak.
- Bača- (Baça-): Oruç tutmak, perhiz etmek.
- Bačat-: Oruç tutturmak.
- Bagdašın-: Bağdaş kurarak oturmak (nilüfer oturuşu).
- Bagla-: Bağlamak, destelemek, demetlemek.
- Baglal-: Bağlanmak, bağlı olmak.
- Baglat-: Bağlatmak.
- Bagragur-: Agresif olmak, kibirli, gururlu veya mağrur olmak.
- Bagšal-: Mağrur olmak, vakur olmak.
- Bak-: Bakmak, görmek, huzursuz bakmak.
- Bakın-: Seyretmek, bakmak, bakınmak.
- Bakıt-: Baktırmak.
- Baktokla-: Yoğun bakmak, aramak.
- Bal-: Dolanmak, bağlanmak, bağlı veya zincirli olmak, sağlamlaşmak.
- Balık- / Bal(ı)k-: Yaralanmak.
- Baltur-: Yetişmek, büyümek.
- Balturt-: Büyütmek, beslemek, bakmak.
- Ban-: Toplanmak, özetlenmek.
- Bar- / B(a)r-: Gitmek, yerinden oynamak, ilerlemek, (bir varlık şekline) ulaşmak, yola çıkmak, dönmek, ölmek, varmak.
- Barıl-: Ayak basılmak.
- Barıgsa-: Gitmek istemek.
- Barın-: Dışarı akmak, akıp gitmek.
- Barıš-: Birlikte gitmek.
- Bas-: Sık(ıştır)mak, basmak, hüküm sürmek, baskı altında tutmak, boyunduruğu altına almak, yenmek.
- Basık-: Basılmak, ezilmek, yenilmek, bastırılmak.
- Basıl-: Dökülmek, basılmak.
- Basın- / B(a)sın-: Sık(ıştır)mak, basmak, çalmak, (mallara) el koymak, haczetmek, ezmek, batmak.
- Basındur-: Basılmak, sıkıştırılmak, ezilmek, baskı altında tutulmak, zulmedilmek, kendini alçaltmak.
- Basınıš-: Karşılıklı bastırmak.
- Basıš-: Üstünlük sağlamak için savaşmak, rekabet etmek.
- Basıt-: Basılmak, ezilmek, yenilmek, bastırılmak, (hastalığa) müptela olmak, tutulmak.
- Basıtıl-: (Bir hastalığa) yakalanmak, (acıya) maruz kalmak, bastırılmak, saldırılmak, ezilmek.
- Bastık-: Bastırılmak, zapt edilmek.
- Basutla-: Yardım etmek, desteklemek.
- Bašgar-: Tamamlamak, yapıp bitirmek, işlemek, çalışmak.
- Bašla-: İdare etmek, yönetmek, hükmetmek, başlamak, (bir eve/bütçeye) sorumlu olmak.
- Bašlan-: Hükmetmek, yönetmek, başlamak.
- Bat-: Batmak, dejenere olmak, son derece üzüntülü olmak, cesaretini kaybetmek, (güneş) batmak, gözden kaybolmak.
- Batıglan-: Sıçmak, dışkılamak.
- Batık-: Batmak.
- Batıl-: Batmış olmak, batırılmak.
- Batılın-: Dalmak, batmak.
- Batur-: Batırmak, (toprağa) batırmak, gizlemek, saklamak.
- Bayu-: Zenginleşmek, zengin olmak.
- Bädizä-: Resim yapmak, renklerle süslemek, resim çizmek.
- Bädizäl-: Resimlerle süslenilmek.
- Bädizän-: Süslenmek.
- Bädizät-: Resim yaptırmak, resim çizdirmek.
- Bädizlä-: Bunt schimmern (renkli ışık saçmak), bir süs olmak.
- Bädü-: Artmak, çoğalmak.
- Bädüklän-: Kuvvetli olmak, kudretli olmak, kendini güçlü sanmak.
- Bägädmäk (Bägäd-): Bey olarak hüküm sürmek, iktidar/güç sahibi olmak.
- Bägimsin-: Kendini bir bey olarak görmek, bey olarak ortaya çıkmak.
- Bäglä-: Bey olarak hüküm sürmek.
- Bäglän-: Evlenmek.
- Bäklä- / B(ä)klä-: Kilitlemek, kapamak, bağlamak, saklamak, korumak, gömmek, (tarla) nadasa bırakmak, bütmek.
- B(ä)kläl-: Kapalı olmak, tutuklu olmak, bağlanmak.
- B(ä)klän- / Bäklän-: Kapanmak, kilitlenmek, sınırlandırılmak, gömülmek.
- Bäklät-: (Bir yere) kapattırmak, hapishaneye atmak, kapamak, kilitletmek.
- B(ä)kü-: Sağlamlaştırmak, bağlamak, sağlam olmak.
- B(ä)küt-: Sağlamlaştırmak.
- Bälgülä- / B(ä)lgülä-: Açıklamak, göz önüne getirmek, işaret etmek, yol işareti yapmak, görünmek.
- B(ä)lgür- / Bälgür-: Kendini göstermek, görünmek, belirmek, dönüşmek, ortaya çıkmak.
- B(ä)lgürt-: Yaratmak, vücuda getirmek, belirtmek, meydana çıkarmak, göstermek.
- Bäliŋlä-: Dehşet içinde kalmak, ürkmek, korkmak, endişeli olmak.
- Bärgäk-: Dövülmek, sopa atılmak.
- Bärt- / B(ä)rt-: Yaralamak, incitmek, kırmak.
- Bärtin-: Yaralanmak.
- Bäz-: Titremek, sallanmak, korkmak, ürkmek.
- Bäzä-: Süslemek, bezemek, parlatmak, resim yapmak.
- Ber-: Vermek, feda etmek, bağışlamak, ödemek, kurban etmek.
- Berin-: (Göğse) dövünmek.
Bı / Bi:
- Bıč-: Kesmek, biçmek, koparmak, hasat etmek, öldürmek.
- Bıčıl-: Kesip koparılmak, kesilmek, biçilmek.
- Bıčıš-: Birbirini kesmek, kesişmek.
- Bıčtur-: Kesip ayırttırmak, kestirmek.
- Bımsıra- / Bırtın-: Sınıflamama eylemi gerçekleştirmek.
- Bınık-: Sıhhati yerinde olmak, iyileşmek.
- Bıš-: (Manevi/zihinsel olarak) olgunlaşmak, pişmek.
- Bıšgur-: Pişirmek, birine bir şey öğretmek.
- Bıšıl- (Bišil-): Düşünmek, düşünceye dalmak, ilgi duymak, mülahaza etmek.
- Bıšrun-: Uygarlaştırmak, meditasyonla ustalaşmak, uygulamak.
- Bıšruntur-: Alıştırma yaptırarak ustalaştırmak, olgunlaştırmak.
- Bıšrunul-: Alıştırılmak, uygulanmak.
- Bıšur-: Olgunluğa getirmek, pişirmek, (zehri) zararsız hâle getirmek, mükemmelleştirmek, hazmetmek.
- Bidi-: (Anlamı belirsiz bir eylem).
- Bil-: Bilmek, anlamak, kavramak, iyi bilmek, kabul etmek, tecrübe etmek.
- Bilä-: Bilemek.
- Bilil-: Tanınmış olmak, açık olmak, anlaşılır olmak, bilinmek.
- Bilin-: (Suçu) kabul etmek, günah çıkartmak, itiraf etmek, bilinçlenmek.
- Biliš-: Tanışmak, birbirini tanımak/bilmek.
- Bilsik-: Bilinmiş olmak, tanınmış olmak.
- Biltiz-: Farkına varılmak, kendini tanıtmak.
- Biltür-: Öğretmek, haber vermek, bildirmek, göstermek, anlatmak.
- Birgärt-: Birleştirmek, bir araya getirmek, toplamak, derlemek, (savaşa) girmek.
- Birik-: (Bir şeyle) birleşmek, bir olmak, mutabık olmak, (biriyle) arası iyi olmak.
- Birküt-: Bir araya getirmek.
- Biti-: Yazmak, yazı ile doldurmak, kopya etmek, dövme yapmak.
- Bitimsin-: Yazıyormuş gibi yapmak.
- Bitit-: Kopya ettirmek.
- Bititdür-: Kopya ettirtmek, yazdırtmak.
Bo / Bö:
- Bodla-: Enine boyuna bakmak, incelemek.
- Bodu-: Boyamak, çivilemek, mıhlamak, saplamak, sokmak.
- Boduk-: Angaje olmak, kendini vermiş olmak.
- Bodul-: Yapışmak, bağlı olmak, şehvetli olmak, lekelenmek.
- Bodultur-: Yapıştırmak.
- Bog-: Boğazını sıkarak öldürmek, boğmak, kaybolmak, görünmez olmak.
- Bogul-: Engellenmek, aganta edilmek.
- Bogun-: Boğulmak, boğarak öldürülmek.
- Bok-: (Otururken) bacaklarını bağdaş kurmak, sakin olmak/sakinleşmek.
- Bokoklan-: Tomurcuklanmak.
- Bokur-: Dizginlemek, yenmek, eğitmek, terbiye etmek, azaltmak, eksiltmek.
- Bol-: Olmak, var olmak, görünmek, ortaya çıkmak, (yönelme hâliyle) ait olmak.
- Boltur-: Meydana çıkarmak, üretmek.
- Boluš-: Bir araya gelmek, buluşmak.
- Bošgun-: Öğrenmek.
- Bošgur-: Öğretmek.
- Bošlun-: Doğurmak.
- Bošu-: Müsaade etmek, izin vermek, serbest bırakmak, affetmek, kurtarmak.
- Bošul-: Doğurmak.
- Bošun-: Kurtulmak, affedilmek, bağışlanmak.
- Bošur-: (Birini) kurtarmak, özgür yapmak, serbest bırakmak.
- Bošut-: Bırakmak, vazgeçmek.
- Botola-: Deve yavrusu doğurmak.
- Bozar-: Grileşmek.
- Bozla-: (Deve) böğürmek.
- Bög-: Yığmak, biriktirmek.
- Bök-: Dönüştürmek, hesaplamak, saymak, doyurmak, yedirip içirmek.
- Bökün-: Derin düşünmek, düşünceye dalmak, konsantre olmak, algılamak.
- Bökür-: Doyurmak.
- Böl-: Bölmek, parçalamak, ayırmak, dağıtmak.
- Bölül-: Bölünmek.
- Bölün-: Bölünmek, parçalanmak, bölümlere ayrılmak.
- Bös-: (Manası belirsiz eylem).
Bu / Bü:
- Bud-: Donmak, soğuktan donmak.
- Bugra-: Yapmak, üretmek.
- Bukagula-: Zincire vurmak, zincirlemek, hapsetmek.
- Bul-: Bulmak, almak, kazanmak, elde etmek, ulaşmak, erişmek.
- Bulga-: Altüst etmek, şaşırtmak, rahatsız etmek, karıştırmak, çalkalamak.
- Bulgal-: Kafası karışmak, şaşkına dönmek.
- Bulgalıš-: Birbirine karışmak.
- Bulgan-: Şaşkın olmak, kederlenmek, heyecanlanmak, telaşa düşmek, sarsılmak, bulanmak.
- Bulgantur-: Şaşırtmak, karıştırmak.
- Bulgaš-: (Bir şeyle) lekelenmiş olmak, karışıklık içinde olmak, karmakarışık olmak.
- Bulgat-: Karıştırmak, kafası karışık olmak.
- Bulgatıl-: Şaşırtılmak, kafası karıştırılmak.
- Bultuk-: Mevcut olmak, bulunmak.
- Bultur-: Buldurmak, kazandırmak, ulaştırmak.
- Bulul-: Bulunmak, ulaşılmak, kazanılmak.
- Buluna-: Esir almak, tutmak.
- Bur-: Buharlaştırmak, buhar çıkarmak, güzel kokmak.
- Burčın-: Şaşkın olma, şok olma, karışma.
- Burčıntur-: Acı çektirmek, eziyet çektirmek, kışkırtmak, şaşkına çevirmek.
- Burtar-: Mırıldanmak, homurdanmak, birini üzmek/kızdırmak.
- Buruk-: Bir araya sıkıştırılmak.
- Busan-: Üzülmek, tasalanmak, endişelenmek, kederlenmek.
- Busantur-: Üzmek, endişelendirmek, canını sıkmak.
- Busar-: Bulutlanmak.
- Busurkan-: Endişelenmek, tasalanmak, üzüntü çekmek.
- Buš-: (Nefes) tıkanmak, kafası karışık olmak, telaşa düşmek.
- Bušrul-: Yıkık olmak, umutsuz olmak, sıkıntı basmış olmak, eziyet edilmek.
- Bušur-: Üzmek.
- Butarla-: Yırtıp koparmak, parçalamak, (orduyu) yok etmek.
- Butarlaš-: Birbirini koparmak, birbirini parçalamak.
- Butıklan-: Dallanmak.
- Butla-: (Bacaklar ile nehre) dokunmak, ulaşmak.
- Buyanla-: Sevap devretmek, hayır işinde bulunmak.
- Buyanlan-: Sevaplı olmak.
- Buyur-: Emretmek, buyurmak.
- Buz-: Yırtıp koparmak, yok etmek, yıkmak, bozmak, çürütmek.
- Buzdur-: Tahrip ettirmek, yok ettirmek.
- Buzul-: Geçmek, yok olmak, bozulmak, mahvolmak, yıkılmak.
- Büdi-: Dans etmek, jest yapmak.
- Büdit-: Dans ettirmek.
- Bügülä-: Bilge olmak, bilgece konuşmak.
- Bügülän-: Büyüyle uğraşmak, büyülemek, tabiatüstü güç göstermek.
- Bük-: Eğmek, bükmek, antipati duymak, korkmak.
- Büklün-: Bükülmek, eğilmek, iki büklüm olmak.
- Bükrül-: Eğilmiş olmak, bükülmek.
- Bükrüldür-: Eğmek, bükmek.
- Büksül-: Yırtılmak, (kalp) kırılmak, dejenere olmak.
- Bükür-: (Suyla) ıslatmak, üzerine su serpmek.
- Bür-: Uygulamak (?).
- Bürit- (Bürt-): Dokunmama/Dokunmak.
- Bürkir-: Buhar çıkarmak.
- Bürt-: Dokunmak, değmek, ele almak.
- Bürtül-: Dokunulmak.
- Bürtüš-: Birbirine dokunmak, temas kurmak.
- Bürün-: Örtünmek, bürünmek.
- Bürür-: İple bağlamak (?).
- Büt-: Bitmek, tatmin olmak, tamamlanmak, gerçekleşmek, gelişip büyümek, olgunlaşmak.
- Bütkär-: Bitirmek.
- Bütür-: Tamamlamak, bitirmek, yerine getirmek, gerçekleştirmek, üretmek, tedavi etmek.
- Bütürt-: Bitirtmek, tamamlatmak.
- Bütürül-: Uygulanmak, yürütülmek, bitirilmek.
- Büzäl-: Toplanmak, bir araya gelmek, büzülmek.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Belgelerde “Ç” (Eski Türkçe ve Uygurca metinlerin transkripsiyonunda genellikle Č harfiyle gösterilir) harfiyle başlayan fiil kök ve gövdeleri ile anlamları eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:
- Çagıla- (Čagıla-): (Nehir, dere, çay vb. için) Çağlamak, şırıldamak, şarıldamak.
- Çahşa- (Čahša-): (Zincir, kolye vb. için) Şakırdamak.
- Çahşaş- (Čahšaš-): (Zincir, kolye vb. için) Şakırdamak.
- Çak- (Čak-): Vurmak, çarpmak.
- Çal- (Čal-): Vurmak, atmak, vücuduyla yere düşmek, eğilmek.
- Çalran- (Čalran-): Takırdamak, şakırdamak.
- Çalsık- (Čalsık-): Vurulmak.
- Çamla- (Čamla-): İtiraz etmek, tartışmak, davalı olmak, kavga etmek, dava etmek.
- Çap- / Ç(a)p- (Čap-): Vurmak, dövmek, (giyim, minder vb.) vurarak tozunu çıkarmak, (kuş) dalmak, baskınla girmek.
- Çaptur- (Čaptur-): Aşındırmak.
- Çarla- (Čarla-): Hıçkırarak ağlamak.
- Çarlat- (Čarlat-): Hıçkırarak ağlatmak, bağırtmak.
- Çaşkhar- (Čašgar-): (Elleri) Çaprazlamak, kavuşturmak (?).
- Çaştur- (Čašur-): İftira atmak, kara sürmek, iftira etmek.
- Çavık- (Čavık-): Şöhretli olmak, ünlü olmak.
- Çavla- (Čavla-): Övmek, methetmek.
- Çavlaş- (Čavlaš-): Birbirleriyle tanıştırmak, (bir şeyi) birbirine bildirmek.
- Çavlat- (Čavlat-): Övdürmek, methettirmek, hürmet ettirmek, saydırmak.
- Çeçeklen- (Čäčäklän-): Çiçeklenmek, çiçek açmak, çiçek vermek.
- Çelk- (Čälk-): Yolu tarif etmek, yol göstermek, kılavuzluk etmek (?).
- Çengeş- (Čärgäš-): Savaşmak, kavga etmek, savaş kargaşasında bulunmak, tartışmak.
- Çengla- (Čeŋla-): Çağırmak, davet etmek.
- Çerlet- (Čärlät-): Yaralamak.
- Çıç- (Čıč-): Batmak, dinlenmek.
- Çığ- (Čıg-): Aganta etmek, sıkı bağlamak.
- Çığru- (Čıgru-): Aşağı basılmak, çiğnenmek.
- Çıkanlaş- (Čıkanlaš-): Birbirine kuzen gibi davranmak.
- Çıkra- (Čıkra-): Gıcırdamak, çatırdamak, bağırmak, seslenmek.
- Çıkrat- (Čıkrat-): (Dişleriyle) Gıcırdatmak, bağırmak.
- Çılga- (Čılga-): Uyandırmak, tahrik etmek (?).
- Çımat- (Čımat-): Sinirlenmek, öfkelenmek.
- Çımgılaş- (Čımgılaš-): (Vücutta) Karınca gibi uyuşmak, gıdıklamak.
- Çımkı- (Čımkı-): Püre yapmak, ezerek parçalamak.
- Çınu- (Čınu-): Araştırmak, iyice araştırıp meydana çıkarmak, bir işin aslını aramak.
- Çıngı- (Čıŋı-): Şaşırmak.
- Çırına- (Čırına-): Ötmek, cıvıldamak, gürültü yapmak (kuşlar).
- Çıvşa- (Čıvša-): Asitli olmak, fermante etmek, mayalamak, fıkırdamak.
- Çız- (Čız-): Çizmek (çizgi çekmek), taslak çizmek, taslağını yapmak, yazmak, kaleme almak.
- Çızdur- (Čızdur-): Çizdirmek.
- Çızın- (Čızın-): Yazmak, not etmek.
- Çigil- (Čigil-): Engellenmek, aganta edilmek.
- Çigine- (Čiginä- / Čig[i]nä-): Altın iplikle işlemek.
- Çile- (Čilä-): Nemli olmak, nemlendirmek, ıslatmak.
- Çilet- (Čilät-): Yayılmak.
- Çilte- (Čiltä-): Hürmet göstermek, saygı göstermek.
- Çilteş- (Čiltäš-): Birbirini saymak, birbirine hürmet etmek, birbirine değer vermek.
- Çing bol- (Čiŋ bol-): Buğulanmak.
- Çingla- (Čiŋla-): Demlemek, hafif ateşte pişirmek.
- Ço- (Čo-): Isınmak, ızdırap çekmek, acı çektirmek.
- Çoğıla- (Čogıla-): Bağırmak, seslenmek.
- Çoğılaş- (Čogılaš-): Tınlamak, gürültü yapmak, şamata yapmak.
- Çoğla- (Čogla-): Işıldamak.
- Çoğlan- (Čoglan-): Parıldamak, parlamak, ışıldamak, ışın yaymak.
- Çoğlandur- (Čoglandur-): Parıldattırmak, ışıldattırmak, parlatmak.
- Çok- (Čok-): Vurmak, öldürmek.
- Çokra- (Čokra-): Fokur fokur kaynamak, yavaş yavaş yakmak, fışkırmak.
- Çokrat- (Čokrat-): Pişirmek, kaynatmak, haşlamak.
- Çol- (Čol-): Kurumak, suyu çekilmek, ısıdan alazlanmak, ısıtılmak.
- Çom- (Čom-): Batmak, dalmak, suya gömülmek.
- Çomrul- (Čomrul-): Batmak, suya gömülmek.
- Çomuk- (Čomuk-): Batmak, içine düşmek.
- Çomur- (Čomur-): Daldırmak, batırmak.
- Çon- (Čon-): Eziyet çekmek, tövbe etmek, ızdırap çekmek, sıkıntısını çekmek, eziyet edilmiş olmak.
- Çoşul- (Čošul-): Aşağı düşmek, batmak, dalmak, yere inmek.
- Çök- (Čök-): Yere düşmüş olmak, çökmek, yılmak, ümitsizliğe düşmek, (cesaretini) kaybetmek.
- Çökit- (Čökit- / Čöküt-): Diz çökmek, (dizleri) bükmek.
- Çökle- (Čöklä-): Kurban etmek.
- Çökür- (Čökür-): (Cesaretini) kaybettirmek.
- Çöpdiked- (Čöpdikäd-): Bulanmak.
- Çözül- (Čözül-): Ayrılmak, dağılmak.
- Çu- (Ču-): Bağlamak.
- Çuğla- (Čugla-): Bağlamak, destelemek, paketlemek.
- Çuğlat- (Čuglat-): Toplatmak, bir araya getirtmek.
- Çuk- (Čuk-): Yaralanmak.
- Çul- (Čul-): Acı çektirilmek, eziyet edilmek.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Belgelerdeki Uygurca sözlük verilerine göre, “Ä” harfiyle başlayan fiil kökleri ve gövdeleri (anlamlarıyla birlikte) alfabetik ve eksiksiz olarak aşağıda listelenmiştir:
- Äčil-: İçilmek (?).
- Ädäd-: Gelişmek, verimli olmak.
- Ädädtür-: Geliştirmek.
- Ädärtä-: (Bir eyer) takmak, eyerlemek.
- Ädgülä-: Uygun/haklı bulmak, çok saymak.
- Ädgüläš-: Arkadaş olmak, dostluk kurmak.
- Ädgür-: Sağlığı yerinde olmak (genellikle ädgür- bınık- ikilemesinde geçer).
- Ädgürt-: Sağlıklı yapmak.
- Ädik-: Değer verilmek, saygı gösterilmek.
- Ädirkä-: Önemli saymak (?).
- Ädkär-: Dikkat etmek, sakınmak.
- Ädlä-: Sahip çıkmak, işe almak, çabalamak, ekip biçmek.
- Ägir-: Eğirmek, (ip) örmek, bağlamak, sıkıştırmak, kuşatmak.
- Ägirt-: (Bir şeye) karıştırılmış olmak, etrafı sarılmış olmak, (acıya vs.) uğramak.
- Ägrigläš-: Birbirinin etrafında dönmek.
- Ägrik-: Sıkıştırılmış olmak, (bir şeye) karıştırılmak, bağlanmak, agresif olmak.
- Ägril-: Eğilmiş olmak, bükülmüş olmak.
- Ägsü-: Daha az olmak, azalmak, eksilmek, zarar görmek.
- Ägsüt-: Eksiltmek, azaltmak.
- Älä-: Sakin olmak.
- Älgä-: Elekten geçirmek, elemek.
- Ämgäklän-: Ayaklanmak, karşı koymak, direnmek.
- Ämgäksin-: Eziyet saymak, eziyetli olarak görmek.
- Ämgän-: Acı çekmek, acı duymak, kendini üzmek, yorulmak, çabalamak, zahmet çekmek, yüksünmek.
- Ämgät-: Acı çektirmek, eziyet etmek, zarar vermek, rahatsız/taciz etmek.
- Ämgätiš-: Birbirine eziyet etmek, birbirine acı vermek.
- Ämgätür-: Teşvik etmek, çabalattırmak, gayret ettirmek.
- Ämirkäš-: Kaşınmak, gidişmek; (zevkten ve mutluluktan) içi titremek.
- Ämiš-: Emerek boşaltmak.
- Ämit-: Dengeyi kaybetmek, yere düşmek.
- Ämiz-: Emzirmek.
- Ämlä-: Tedavi etmek, şifa vermek, sağaltmak, (ilaç) içirmek.
- Ämlät-: Tedavi ettirmek, iyi ettirmek.
- Ämri-: Sarsılmak, titremek.
- Ämsi-: Zehirli olmak (?).
- Ämtär-: Yöneltmek.
- Äŋ- (1): Bükmek; döndürmek.
- Äŋ- (2): Korkmak, dehşete düşmek, ürkmek, endişelenmek, rahatsız olmak, şaşırmak.
- Äŋän-: Sahip çıkmak, sahiplenmek.
- Äŋil-: Eğilmek, bükülmek, öne doğru eğilerek selam vermek.
- Äŋiš-: Eğilmek, öne doğru eğilerek selam vermek.
- Äŋit-: Öne doğru eğilerek selam vermek, birinin huzurunda eğilmek.
- Äŋittür-: Önünde eğilerek selam verdirmek, eğilmeye teşvik etmek.
- Äŋlä-: (Ganimetin, avın vb.) yolunu gözlemek, peşinden gitmek, araştırmak.
- Är-: Olmak, var olmak, bulunmak, mevcut olmak, yaşamak, meydana gelmek; (yardımcı fiil olarak) her zaman/sürekli yapmak.
- Ärin-: Tembel olmak, gayretsiz olmak, yorulmak, tembelleşmek.
- Ärkä-: (Sihirli güç ile) ortaya çıkarmak, vücuda getirmek, meydana çıkarmak.
- Ärkäčlän-: Dalgalanmak, dalga dalga yayılmak, çalkantılı olmak, coşmak, (suda) sürüklenmek, (mecazi) heyecanlı olmak.
- Ärkäčläntür-: Kabartmak.
- Ärksin-: Hüküm sürmek, egemen olmak, hâkim olmak, yönetmek, sahip olmak, kontrol etmek, etkilemek.
- Ärksinimsin-: Egemen olmayı ileri sürmek.
- Ärksintür- / Ärksit-: Etki yapmasına izin vermek.
- Ärlä-: Mert olmak, mertçe davranmak.
- Ärmägür-: Gayretsiz olmak, tembel olmak, üşengeç olmak, gücünü kaybetmek.
- Ärt-: İçinden gitmek, aşmak, üzerinden geçmek; uzaklaşmak, kaybolmak; (kanunu) ihlal etmek, (günah) işlemek; ölmek, vefat etmek.
- Ärtür-: Öldürmek (genellikle ärtür- alk- yokadtur- yapısıyla geçer).
- Ärü-: Erimek, çözülmek, sıvılaşmak; (hastalıktan) eriyip gitmek, acı çekmek.
- Äs-: Esmek.
- Äsirkä-: Yerinmek, yas tutmak, kederlenmek, ardından üzülmek; cimrilik etmek, esirgemek; endişelenmek, korkmak.
- Äsirkiš-: Birlikte endişe etmek.
- Äskir-: Eskimek, çürümek, yıpranmak; yok olmak.
- Äsnä-: Esmek; esnemek.
- Äsnät-: Estirmek.
- Äsriŋür-: Renklenmek, bunte Farbe annehmen.
- Äsür-: Sarhoş olmak, mest olmak, esrimek, hayran kalmak.
- Äsürt-: Sarhoş etmek, esritmek.
- Äš-: Ağır ağır gitmek, yorgun yürümek.
- Äšid-: İşitmek, dinlemek.
- Äšidigsä-: Duymak/işitmek istemek.
- Äšidil- / Äštil-: İşitilmek, duyulmak.
- Äšidtür-: İşittirmek, çalmak, icra etmek.
- Äšü-: Örtmek.
- Äšün-: Örtünmek, bir şeye bürünmek.
- Ät-: Çalmak, çınlamak, tınlamak, işitilmek; (kuş vb.) ötmek, şakımak, cıvıldamak; bağırmak; gürlemek.
- Ätik-: Güçlenmek.
- Ätinä-: (Aslan) kükremek; (kuş) ötmek.
- Ätiz-: Çalmak, müzik aleti çalmak, müzik yapmak, tınlatmak.
- Ätizil-: (Müzik) çalınmak, işitilmek, tınlamak.
- Ätiztür-: (Müzik) çaldırmak.
- Ättür-: Çınlatmak, ses çıkartmak; (dansta ayağıyla) yere vurmak.
- Ävdi-: Toplamak, biriktirmek, tesadüfen bulmak; (başka metinlerden toplayarak) derlemek, kitap yazmak.
- Ävdil-: Kendine gelmek.
- Ävdit-: Bir araya getirtmek, (derme çatma eser) yazdırmak, kompile ettirmek.
- Ävir-: Döndürmek, çevirmek; tercüme etmek; (sevap) devretmek, yöneltmek; doğru yola yöneltmek; müracaat etmek, (bir şeyden) vazgeçmek.
- Äviriš-: Birbirini izlemek, arka arkaya gelmek.
- Ävirt-: Döndürtmek, (sevap) devrettirmek, aktartmak, tercüme ettirmek.
- Ävit-: Harekete getirmek, harekete geçirmek.
- Ävril-: Dönmek, daire çizerek dönmek, sağa sola dönmek; yönelmek, kendini (bir şeye) vakfetmek; gelişmek, yaşamak; çevrilmek, kurtulmak.
- Ävriltür-: Çalıştırmak, etkinleştirmek.
- Ävrülän-: Dönmek.
- Äymän-: Korkmak, korku hissetmek, ürkmek; utanmak, mahcup/utangaç olmak.
- Äymäntür-: Korkutmak, dehşete düşürmek.
- Äzüglä-: Yalan söylemek.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Belgelerdeki Uygurca/Eski Türkçe sözlük verilerine göre, “E” harfiyle başlayan fiil kökleri ve gövdeleri (anlamlarıyla birlikte) eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:
- Ed-: Süt vermek, sütle dolmak, dopdolu olmak.
- Edär-: Takip etmek, peşinden gitmek, izlemek, çabalamak, elde etmeye gayret etmek, el koymak, tutunmak, yapışmak.
- Edäriš-: Birbirini takip etmek, birbirini izlemek.
- Edärt-: Takip ettirmek.
- Edilä-: Egemen olmak, hâkim olmak, hüküm sürmek, hükmetmek, tanzim etmek, sahip olmak, esirgemek, sahiplenmek, kontrol etmek.
- Edilät-: Sahip oldurmak, kullanma hakkını devretmek.
- Egiš-: Birbirine itirazda bulunmak, reddetmek.
- Ekä-: Eğelemek, aşındırmak.
- Elän-: Hüküm sürmek, egemen olmak, idare etmek, yönetmek, saltanat sürmek, iktidar sürmek, etkilemek, nüfuzunu kullanmak.
- Elgür-: Korumak, muhafaza etmek.
- Elt-: Götürmek, refakat etmek, yönetmek, kılavuzluk etmek, (rahip) atamak, taşımak, iletmek, zorla almak, gasp etmek, uzaklaştırmak, iterek götürmek, davet etmek, (kurban) etmek, kullanmak.
- Eltin-: Korumak, ayakta tutmak, beraberinde getirmek, yanında taşımak, (takı) takmak, kendini beslemek, sahip olmak, aklında/hatırda tutmak, yaşamak.
- Eltiš- / Elt(i)š-: Arası iyi olmak, anlaşmak, işbirliği yapmak, ortak çalışmak.
- Eltür-: Yönlendirmek, göndermek.
- Elüglä-: Alay etmek, eğlenmek.
- Emlal-: (Su ile) ıslanmak.
- En-: İnmek, aşağı inmek, yerleşmek, konaklamak, istifa etmek, dejenere olmak, yozlaşmak, dipte toplanmak, (buyruk) çıkmak.
- Enčgä-: Huzura kavuşturmak, sakinleştirmek.
- Enčik-: Huzurlu olmak, sakin olmak.
- Enčiktür-: Huzura kavuşturmak.
- Enčil-: Zarar görmek, hasar görmek, dağınık olmak.
- Enčlän-: Rahata kavuşmak, sakinleşmek, dinlenmek.
- Enčländür-: Rahat bırakmak, rahat vermek.
- Enčsirä-: Endişe etmek, huzursuz olmak, endişeli olmak.
- Enčsirät-: Huzursuz etmek, endişelendirmek.
- Enil-: Kendini aşağılamak.
- Entür-: Koymak, yerleştirmek, tenezzül etmek, indirmek, aşağıya götürmek/basmak, (baskı kalıbına) oydurmak, kaleme almak, yazmak, manzum hâle getirmek.
- Er- (1): İğrenmek, aşağılamak, nefret etmek, tiksinmek, bıkmak, usanmak, (birisinin) canını sıkmak, usandırıcı olmak, incitmek, hakaret etmek, kara sürmek, eleştirmek, kınamak, azarlamak.
- Er- (2): Ermek, ulaşmak, vasıl olmak.
- Ergür-: (Bir şeye) ermek, ulaşmak, (bir şeyi) kaçırmak.
- Erik-: Tembellik etmek, tembel olmak, sıkılmak.
- Erin-: Kızmak, üzülmek, tasalanmak, yakınmak.
- Erinčkä-: Acımak, merhamet göstermek, merhamet etmek, acınacak olmak.
- Erinčkät-: Pişman olmak, üzüntü duymak.
- Erintür-: Kızdırmak, provoke etmek, üzmek, tiksinti hissettirmek.
- Eriŋü-: Şikâyet etmek, yakınmak, üzgün olmak, üzülmek, kederlenmek, dertlenmek, duygulanmak.
- Erit-: Hor görülmek.
- Eritil-: Kınanmak, azarlanmak, eleştirilmek, hor görülmek, küçümsenmek, aşağılanmak.
- Erpä-: Testere ile kesmek, biçmek.
- Erpäklä-: Testere ile kesmek, biçmek.
- Erpäl-: Testere ile kesilmek, biçilmek.
- Erpäš-: Karşılıklı testere ile kesişmek, birbirini biçmek.
- Ertür-: Tiksindirmek, nefret ettirmek.
- Es- (1): (Un) elemek.
- Es- (2): Azaltmak, eksiltmek, küçültmek, el koymak, zorla almak, zaptetmek.
- Esil-: Eksilmek, inmek, azalmak.
- Esildür-: Eksiltmek, azaltmak.
- Esirkän-: (Bir şeyin) arkasından üzülmek, üzülmek.
- Eš-: Dağıtmak.
- Ešläš-: Birleşmek, bir araya gelmek, sözleşmek.
- Eštil-: Duyulmak, işitilmek.
- Eštrüš-: Birbirini bilgilendirmek, birbirine duyurmak.
- Eštür-: Bilgilendirmek, dinletmek.
- Et-: Yaratmak, meydana çıkarmak, tertip ve tanzim etmek, hazırlamak, donatmak, inşa etmek, yapmak, yerleştirmek, süslemek, bezemek, tamir etmek.
- Etdür-: İnşa ettirmek.
- Etil-: Süslü olmak, tedarikli olmak, donanmış olmak, üretilmek, yapılmak, yaratılmak, olgunlaşmak, verimli olmak, tertip edilmek, yetişmek, büyümek.
- Etin-: Süslenmek, (bir şeyle) donanmak, (ordu) kurmak, hazırlık yapmak, hazırlanmak, davranmak.
- Etiš-: Uymak, adapte olmak.
- Ettür-: (Tarla, yer) ekip biçtirmek.
- Ev-: Çabuk olmak, acele etmek, koşmak, hızlıca hazır bulunmak.
- Evin-: Acele etmek.
- Eviniš-: Birlikte acele etmek.
- Eviš-: Hep birlikte acele etmek.
- Evtit-: Teşvik etmek, harekete geçirmek.
- Ez-: Silmek, yok etmek.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
F Harfi:
Fam kıl-: Ezberden okumak, inşat etmek
.
Fuŋla- (Fuŋla- tamgala-): (Mektup vb.) Damgalamak, mühürlemek
.
G Harfi:
Gam küč kıl-: Güç kullanmak
.
Genla-: (Mürekkebin çıkarılması veya ilacın hazırlanması için) Öğütmek, toz hâline getirmek
.
Genlan-: Öğütülmek
.
Görgüttür-: Görünür oldurmak
.
H Harfi:
Hanla-: (Pamuğu) Temizlemek
.
Hirz kıl- (Hirz kılmak): Günah çıkarmak
.
Hotola-: Askerî konaklama yeri kurmak, kampta durmak
.
Hwala- (Hwalamak): (Çiçek) Açmak
.
Hwalan-: (Çiçek) Açılmak, çiçek açmak
.
Hwan ökün-: Günahı itiraf etmek (Soğdca hwan/gwan “günah” ismi ve Türkçe ökün- “pişman olmak/itiraf etmek” fiiliyle kurulmuştur)
.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Belgelerde yer alan Uygurca/Eski Türkçe sözlük verilerine göre, “I” ve “İ” harfleriyle başlayan tüm fiil kök ve gövdeleri alfabetik sırayla ve eksiksiz olarak aşağıda listelenmiştir:
I Harfi ile Başlayan Fiil Kök ve Gövdeleri:
- Ičgın- / Ičg(ı)n-: Kaybetmek, (utancı vb.) bırakmak, vazgeçmek, (suya) düşürmek, kaçmak.
- Ičan-: Çekinmek, kaçınmak, sakınmak, korunmak, temkinli davranmak, dikkat etmek.
- Id-: Göndermek, yollamak, çıkarmak, salıvermek, serbest bırakmak, vazgeçmek, reddetmek, (geleneği/yemini) bozmak, harcamak.
- Idala-: Vazgeçmek, feda etmek, feragat etmek, bırakmak, yarı yolda bırakmak, terk etmek, kurban etmek.
- Idıl-: Gönderilmek; (ateş) yakılmak; sakinleşmek, berraklaşmak.
- Idıš-: Birbirine göndermek.
- Idtur-: Salıvermek, serbest bırakmak.
- Igla-: Ağlamak, inlemek, hıçkırarak ağlamak, feryat etmek.
- Ikıla-: Hıçkıra hıçkıra ağlamak.
- Ilıkdur- / Ilıt-: Kirletmek, pisletmek.
- Ilıl-: Isıtılmak.
- Inan-: (Bir şeyden) çare aramak, inanmak, güvenmek.
- Inandur-: (Bir şeyden) çare arattırmak.
- Inčıkla-: İnlemek.
- Ingala-: Değersiz olarak görmek.
- Iŋra-: İnlemek, yakınmak.
- Ipla- (Iplamak): Manası tam olarak bilinmeyen eylem.
- Ira-: Uzaklaşmak, uzağa gitmek, uzak olmak, kendini uzak tutmak; unutulmak, kaybolmak.
- Irat-: Uzaklaştırmak, çıkarmak, unutmak, bırakmak, kaçınmak.
- Irga-: Sallamak, silkelemek, sarsmak, titretmek.
- Irgakla-: Bir şeyi iyice araştırmak, incelemek.
- Irgal-: Titremek, sallanmak, silkinmek, sarsılmak.
- Irkla-: Fal bakmak, kehanette bulunmak.
- Irla-: Şarkı söylemek.
- Irlaštur-: Birlikte / karşılıklı şarkı söylemek.
- Isır- / Isur-: Kemirmek, (kenarlarını) kemirmek, ısırmak.
- Isırın-: Öfkelenmek, sinirlenmek, sinirden dudağını ısırmak.
- Isla-: Tütsülemek.
- Islat-: Tütsületmek, (dumanı) yükselttirmek.
- Išı-: Aydınlanmak, ışımak.
- Itarla- (Itarlamak): Tekrar tekrar itmek, tekrar tekrar çarpmak.
- Itgın ič-: Burun deliğiyle içmek.
- Iy- (İy- ile eşdeğer): Bastırmak, boyunduruğa almak, yere indirmek, alt etmek; korumak, kontrol etmek.
İ Harfi ile Başlayan Fiil Kök ve Gövdeleri:
- İälä- / İgälä-: Korumak, esirgemek, sahiplenmek, idare etmek, kontrol etmek, yönetmek, hüküm sürmek.
- İč-: İçmek, (ilaç) almak.
- İčgär-: İçeri getirmek, sokmak, üzerine almak, kendine çekmek, içermek, (bir dini inanca vs.) döndürmek.
- İčgäriš-: Karşılıklı (eve vb.) getirmek.
- İčik-: İçeri girmek, ortaya çıkmak, (bir dini) kabul etmek, boyunduruk altına girmek.
- İčil-: İçilmek.
- İčiš-: Beraber/karşılıklı içmek, (birbirinden) kan içmek.
- İčlä-: (Elbise vb.) astarlamak.
- İčür-: İçirmek.
- İgäd- (İgädmäk): Hükümdar olmak.
- İgälät-: Korumak, ilgilenmek.
- İgdil-: Beslenmek.
- İgdülä-: Beslemek.
- İgid-: Beslemek, yem vermek, bakmak, ilgilenmek, büyütmek, eğitmek, yetiştirmek, korumak, desteklemek.
- İgidä-: Yanlış davranmak, günah işlemek, dürüst olmamak, yalan söylemek.
- İgidil- / İg(i)dil-: Bakılmak, büyütülmek, beslenmek.
- İgidtür-: (Çocuk) beslettirmek, büyüttürmek, baktırmak.
- İgilä-: Yönetmek, denetim altına almak.
- İglä-: Hasta olmak, hastalanmak.
- İkirčgülän-: Şüphelenilmek.
- İl-: Yapışmak, tutmak, yakalamak, almak, iliştirmek, iğnelemek, (bir kat) sürmek, iddia etmek, (mısra) alıntı yapmak.
- İlgäysöklän-: (Bir şeyde) cin gibi olmak, tecrübeli olmak.
- İlgün-: Hayatta kalmak, heyecanlı olmak, heyecanlanmak.
- İlgündür-: Beslemek, hayatta tutmak.
- İlildür-: İçinde bulundurmak; birbirine bağlamak, ilindirmek.
- İlin-: Yapışmak, bağlı olmak, takılmak.
- İlinišdür-: (Birbirine) bağlattırmak, yapıştırmak.
- İlinčülä-: Eğlenmek, oynamak, gezinmek.
- İlintür-: Yapıştırmak.
- İliš-: Birbirine bağlı olmak, asılmak, yapışmak, itaat etmek.
- İlištür-: İliştirmek, tutturmak.
- İlišür-: Bağlamak, birleştirmek.
- İlmä- (İlmäk): İlişmek, iliştirmek, tutturma.
- İlšür- (İlšürmäk): Bağlama, birleştirme.
- İmirt-: Kaynaştırmak.
- İmlä-: Jest yapmak, el ile işaret etmek, göstermek.
- İnčgälä-: Ayrıntılı araştırmak, incelemek, (bir şeyi) titizlikle yapmak.
- İnčil-: Dejenere olmak.
- İrdäš-: Araştırma veya soruşturma yapmak.
- İrkäklän-: Bir adam gibi davranmak, erkeklenmek.
- İrkil-: Toplanmak, toplanmış olmak.
- İrklä-: Adım atmak, ayak basmak, binmek, tırmanmak, ortaya çıkmak.
- İrklät-: Ayak bastırmak, bindirmek, tırmandırmak.
- İrt(ä)-: Ricada bulunmak.
- İsi-: Isıtmak, sıcak duruma getirmek, ısınmak.
- İsil-: Isıtılmak, alazlanmak.
- İsin-: Isınmak, ilgi duymak, heyecanlı olmak, empatili olmak, hevesli olmak.
- İsirkän-: Sıcaklığı hissetmek, kendini ısınmış hissetmek.
- İsit-: Isıtmak, sıcak duruma getirmek.
- İskä-: Kopararak toplamak, toplamak, koparmak, söküp almak, yırtmak, parçalamak.
- İskäš-: Karşılıklı (bir şeyi) koparmak.
- İstä- / İst(ä)-: Aramak, hedef almak, istemek, dilemek, araştırmak, çaba göstermek, takip etmek.
- İstät-: Aratmak, soruşturtmak, araştırtmak, (günahları vb.) ortaya çıkartmak.
- İšän-: Teslim edilmek, devredilmek, tahsis edilmek; güvenmek, itimat etmek.
- İšlä-: Çalışmak, yapmak, yerine getirmek, işlemek, faaliyet göstermek.
- İšläš-: Birlikte çalışmak/faaliyet göstermek, çalışıp çabalamak, zahmet çekmek, önlem almak, kehanette bulunmak.
- İšlät-: Kullanmak, istifade etmek, uygulamak, faydalanmak, çalıştırıp işletmek, (görev) yapmak.
- İt-: İtmek, (saçları) geri atmak.
- İtdür- (İtdürmäk): (Meditasyon/odaklanma vb.) durumunu kaybettirmek.
- İtil-: İtilmiş olmak; (ateş) başlamak, (lav) püskürtmek.
- İtin-: Bir şeyden mahrum kalmak, kaybetmek; batmak, yok olmak.
- İtiš-: Birbirini itmek, (şakadan da olsa) itişmek.
- İttürün-: Kaybetmek.
- İy- / Iy-: Bastırmak, boyunduruğa almak, yere indirmek, alt etmek, korumak, kontrol etmek.
- İyin-: Bastırmak, tabi kılmak.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Belgelerde “K” harfiyle başlayan fiil kök ve gövdeleri ile anlamları alfabetik sırayla aşağıda listelenmiştir:
Ka – Ke:
- Kač- (Kaçmak): Kaçmak, koşmak.
- Kačur-: İzlemek, takip etmek, sürmek, uzaklaştırmak.
- Kadal-: Manası belirsiz.
- Kadgur-: Üzülmek, üzüntü çekmek, endişe etmek, kaygılanmak, kederlenmek.
- Kadıt-: Gururlu olmak.
- Kadrıl-: Geri çekilmek, arkaya dönmek.
- Kadu-: (Yağmur) yağmak, düşmek.
- Kagrul-: Endişe etmek, tasalanmak, dertlenmek, kin beslemek.
- Kagšaš-: Şıngırdamak, zangırdamak, tıngırdamak.
- Kagur-: Kavurmak.
- Kagurul-: (Kaygıdan, kederden) tükenmek, sıkıntı basmak.
- Kakı-: Öfkelenmek, sinirlenmek, kızmak.
- Kakıla-: Bağırmak, çağırmak, seslenmek.
- Kakın-: İtiraf etmek, tövbe etmek, pişman olmak, açıklamak, günah çıkarmak.
- Kakıtıš-: (Şaka olarak) itişmek.
- Kakrıt-: (Çan, rahiplerin işaret aleti) çalmak.
- Kakšaš-: Kötü/pis kokmak (?).
- Kal- / K(a)l-: Kalmak, durmak, var olmayı bitirmek.
- Kala-: Donmak, buz tutmak.
- Kalaŋulad-: (Havada) süzdürmek, döndürmek.
- Kalaŋur-: Süzülmek, (sevinçten) göklere çıkarılmak, havaya sıçramak.
- Kalı- / K(a)lı-: Uçmak, süzülmek.
- Kalık-: Ayağa kalkmak (?), yükselmek (?).
- Kalıt-: Havada süzdürmek, hava yolu ile taşımak, (bayrak, sancak) yukarı kaldırtmak, yükseltmek.
- Kalŋula-: Süzülmek, (suda) sürüklenmek, üşüşmek, ileri hareket etmek.
- Kalŋur-: Sevinmek, mutlu olmak.
- Kam-: Yere sermek, düşürmek.
- Kamıl- / K(a)m(ı)l-: Yere yığılmak, aşağı yıkılmak, yere düşmek.
- Kamıt-: Yere düşmek, bozulmak.
- Kamla-: Şamanlık yapmak.
- Kamša- / K(a)mša-: Sarsılmak, titremek, hareket etmek.
- Kamšat-: Titretmek, sallatmak, sarsmak, rahatsız etmek.
- Kan-: Memnun olmak, (isteği) yerine getirilmek, gerçekleşmek, kanmak, doymak, tatmin olmak.
- Kana-: Kan almak.
- Kan(ı)t-: (Gönlü) memnun etmek, memnun olmak.
- Kantur-: (İstek) yerine getirmek, memnun etmek, söndürmek.
- Kanur-: Manası belirsiz (kanurmak formunda).
- Kap- / K(a)p-: Tutmak, yakalamak, kapmak (yılan), fırlatmak, sallamak.
- Kapa-: Kapamak, toplamak.
- Kapar-: Kabarmak, şişmek, kabarcık oluşmak.
- Kapıla-: Manası belirsiz.
- Kapız-: Tutturmak.
- Kara-: Bakmak, görmek.
- Karar-: Kararmak, karanlıkta olmak.
- Karart-: Karartmak, siyaha boyamak, değersiz yapmak, değersizleştirmek.
- Karga-: Küfretmek, beddua etmek, lanet etmek.
- Kargan-: Küfretmek, beddua etmek, lanet etmek, ilenmek.
- Kargat-: Beddua etmek.
- Karı- / K(a)rı-: Yaşlanmak, ihtiyarlamak, kocamak.
- Karıl-: Karışmak, harman olmak.
- Karıla- / K(a)rıl(a)-: (Kumaş vb.) Arşınlamak.
- K(a)rıl(ı)n-: Uzlaşmak, birleşmek.
- Karıntur-: Bir şeyi karıştırtmak.
- Karıš-: Aykırı hareket etmek, karşı durmak, karşı koymak, suç işlemek, yasaları çiğnemek, (bir şeye) uymamak, atışmak, birleşmek, toplanmak, karışmak, bir araya gelmek, kavuşmak.
- Karıštur-: Çelişki ortaya çıkmak, çelişmek, kabul etmemek, reddetmek.
- Karmala-: Yağmalamak, gasp etmek, zorla almak, yıkmak.
- Karšur-: Karşılaşmak, çatışmak, kesişmek, yanardöner olmak (renkler).
- Kašan-: İşemek, idrar yapmak.
- Kašı-: Kaşımak.
- Kat- (1): Sertleşmek, donmak, katılaşmak, (dil) tutulmak.
- Kat- (2): Eklemek, ilave etmek, uygulamak, karıştırmak, toplamak, özetlemek.
- Katar-: Döndürmek.
- Katarıl-: Geri dönmek.
- Katgur-: Sesli gülmek, (kaşları) kaldırmak.
- Katgurt-: Sesli güldürmek, güldürmek.
- Katguruš-: Birlikte sesli kahkahayı patlatmak, birlikte gülmek, gülüşmek.
- Katıglan-: Gayret etmek, çabalamak, çaba sarf etmek.
- Katıglantur-: Teşvik etmek, çabalattırmak, gayret ettirmek.
- Katıl-: Karışmak, (cinsel) birleşmek, (bir şeye) karışmak, katılmak, (öğretiyi) almak, (biriyle) görüşmek, iletişime geçmek.
- Katıldur-: (Biriyle) görüştürmek, iletişim kurdurmak.
- Katılıš-: Birbirine katılmak, (cinsel) birleşmek, birbirine karışmak, karmakarışık olmak.
- Katıštur-: Karıştırmak, karışmak.
- Katıt-: Sertleştirmek, katılaştırmak.
- Katna-: Tekrar etmek, tekrarlamak.
- Katrun-: (Cesarete kapılmak, gayret göstermek) Didinmek.
- Katur- (1): (Cesarete) kapılmak, katılaştırmak, sertleştirmek.
- Katur- (2): Eklemek.
- Kav-: (Bir şeye) bakmak, (bir şeyle) meşgul olmak.
- Kavır-: Toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, özetlemek, cezalandırmak.
- Kavıš-: Buluşmak, birleşmek, karışmak, katılmak, (dişler) birbiri üstüne bastırılmış olmak, (cinsel) birleşmek, kavuşmak.
- Kavıšdur-: Bir araya getirmek, kavuşturmak, birleştirmek, karıştırmak.
- Kavıšıgsa-: Kavuşmak istemek.
- Kavıšıš-: Buluşmak, toplanmak.
- Kavla-: Tıkıştırmak, tıkmak, içeri doğru bastırmak.
- Kavlal-: Bağlanmak.
- Kavlanıšdur-: Mutabakata getirmek, uzlaştırmak, uyumlu hâle getirmek.
- Kavrıl-: Kavrulmak, yanmak, kurumak, sararmak, solmak, zayıflamış olmak.
- Kavša-: Kuşatmak, etrafını çevirmek.
- Kavšat-: Kuşatmak, ortaya almak, çevirmek.
- Kavšur-: (Elleri) kavuşturmak, birleştirmek, kaplamak, görüştürmek, iletişim kurdurmak.
- Kay-: Bakmak, geriye dönüp bakmak, maziye bakmak, dönmek, geriye dönmek, saygıyla eğilerek selam vermek, hürmet etmek.
- Kayın-: Kaynamak, haşlamak, pişmek.
- Kayıntur-: Yemek pişirmek, yemek hazırlamak.
- Kayvılan-: Evcil, uysal olmak, evcilleştirilmek.
- Kayvılanıštur-: Karşılıklı mutabakata vardırmak.
- Kayvılantur-: Evcilleştirmek.
- Kaz-: Kazmak, (çukur, kanal) kazmak.
- Kazgan-: Kazanmak, biriktirmek, toplamak, (bir şeye) sahip olmak, elinde tutmak, çabalamak, gayret etmek.
- Kazganıl-: Kazanılmak.
- Kazgantur-: Kazandırmak.
- Kazıl-: Kazılmak.
- Kazın-: (Toprağı) karıştırmak, ortaya atmak, yığmak.
- Kazıš-: Derine dalmak, derinlemesine araştırmak.
Kä (Ke):
- Käč-: Karşıya geçmek, uğramak, karşı kıyıya geçirmek, öteye geçmek, bütün kademeleri geçmek.
- Käčik-: Gecikmek.
- Käčtür-: Geçirmek.
- Käčür-: Geçirmek, (vakti) geçirmek.
- Käd-: (Kıyafet) giymek, takmak, (zırh) donanmak.
- Kädgir-: Sendelemek, tökezlemek, ayağı takılmak, gücenmek, kekelemek, ileri hücum etmek.
- Kädgirt-: Tökezlettirmek.
- Kädi-: Gelişmek, büyümek, güçlü olmak.
- Kädil-: Giyinmek, giydirilmek, yeniden doğmak, ruh göçü yaşamak, (başka vücuda) girmek.
- Kädiltür-: Manası belirsiz.
- Kädlän-: Yetenekli olmak, kuvvetli olmak, gözü pek olmak.
- Kädür-: (Birini) giydirmek, (kasket, takke) takmak.
- Kädürül-: Giydirilmek.
- Käklä-: Öfke veya nefret hissetmek.
- Käl- / K(ä)l-: Gelmek, ileri gelmek, (vadesi) gelmek, baş göstermek, ulaşmak.
- Kälinlä-: Evlendirmek, (birine) bir gelin temin etmek, evlenmek.
- Kältür-: Ulaştırmak.
- Kälür- / K(ä)lür-: Getirmek, getirtmek, göstermek, yanında getirmek, doğurmak.
- Kälürt-: Getirtmek.
- Kämiš- / K(ä)miš-: Atmak, fırlatmak, (yardımcı fiil olarak) bitirme/intiha fonksiyonu.
- Kämištür-: (Bina vb.) kurmak, yapmak.
- Kämlän-: Hasta olmak, hastalanmak.
- Käŋrän- / K(ä)ŋrän-: Söylenmek, yakınmak, şikâyet etmek, homurdanmak, pişman olmak, günah çıkarmak, itiraf etmek, inlemek.
- Käŋräš-: Kavga etmek.
- Käŋšäš-: Danışmak, müzakere etmek, tartışmak.
- Kär-: Germek.
- Käräkülän-: Akordiyon şeklinde çit gibi olmak.
- K(ä)rgä-: İstemek, dilemek, ihtiyacı olmak, gereksinim duymak, gerekmek.
- K(ä)rgäklä-: Lazım olmak, gerekli olmak, ihtiyacı olmak, gerekmek, istemek, talep etmek.
- K(ä)rgäklät-: Birisine ihtiyaç hissettirmek, gerekli olarak görmek, gerekli hâle getirmek.
- K(ä)rgät-: Eksik kalmak, yoksun kılmak.
- Käril-: Gerilmek, secde etmek.
- Käriš-: Kavga etmek, tartışmak, kavgacı olmak.
- Käs- / K(ä)s-: Kesmek, keserek ikiye ayırmak, kesip koparmak, bölmek, yarmak, orakla biçmek.
- Käsgöklä-: Koşum takmak, eğerlemek.
- Käsil-: Kesilmek, kırılmak.
- Käsiš-: Karşılıklı birbirini kesmek, belirlemek, saptamak.
- Kästür-: Kestirmek.
- Käv-: Zayıflatmak.
- Kävil-: (Güç) azalmak, zayıflamak, zayıf düşmek.
- Kävšän-: Kendini zayıf göstermek, zayıf olarak görülmek.
- Käyiklä-: Yabani hayvan avlamak.
- Käz-: Dolaşmak, gezip dolaşmak, gezmek.
- Käzä-: (Oku) yayın esnek bağına yaymak.
Kı – Ki:
- Kıl-: Etmek, yapmak, kılmak, yaratmak, gerçekleştirmek, oluşturmak, göstermek, (mektup vs.) kaleme almak.
- Kılıl-: Doğmak, dünyaya gelmek, yapılmak.
- Kılımsın-: Gibi yapmak, … -mış gibi yapmak.
- Kılın-: Davranmak, tavır takınmak, denemek, (bir işe) başlamak, (biçim) almak, yaratılmak.
- Kılıš-: Birlikte yapmak, ortaklaşa bir davranış gerçekleştirmek.
- Kıltur-: Kıldırmak, yaptırmak, ettirmek.
- Kımra-: Yavaş yavaş hareket etmek.
- Kın-: İstemek, arzu etmek, çalışıp çabalamak.
- Kına-: Cezalandırmak, eleştirmek, kınamak.
- Kınan-: Cezalandırılmak, üzülmek.
- Kıntur-: (İlgi, ihtiyaç) uyandırmak, özleme sebep olmak, özendirmek, teşvik etmek, canlandırmak, yönetmek.
- Kır-: Kırmak, sökmek, küçük küçük parçalamak.
- Kırgılad-: Kır düşmek, kırlaşmak.
- Kırıl-: Yıkılmak, kırılmak (yani ölmek).
- Kırk-: Kırkmak, kırpmak.
- Kırmalaš-: Beraber yağmalamak, beraber soymak.
- Kırmalaštur-: Beraber yağmalamayı yapmasını sağlamak, beraber yağmalattırmak.
- Kıršal-: Kaşınmak ve yırtılmak, değip sıyırmak.
- Kırtkırt-: Biçilmek, kesilmek (?).
- Kıs-: Sıkarak içine sokmak, basmak, sıkmak.
- Kısdur-: Sıkarak içine sokmak.
- Kısgar-: Kısaltmak, haddini bildirmek.
- Kısıl-: Sıkılmak, darlaşmak, (organ vb.) kısalmak, büzülmek, küçülmek, ses kısılmak.
- Kısur-: Azaltmak, kısaltmak.
- Kıy-: Sivriltmek.
- Kıyıl-: Tükenmek, geçmek, kaybolmak, ölmek, çökmek, yıkılmak, kıyılmak.
- Kıyıt-: Kestirmek (ağaç vs.).
- Kızarıš-: Hep birlikte kızarmak, kırmızılaşmak.
- Kızart-: Isıtmak, kızdırmak.
- Kızgan-: Cimrilik etmek, esirgemek.
- Kızgur- (1): Kızartmak, utandırmak, hoşnutsuzluk oluşturmak.
- Kızgur- (2): Cezalandırmak.
- Kızgutla-: Cezalandırmak, işkence yapmak.
- Kızkan-: Cimrilik etmek.
- Kigür-: İçeriye sokmak, sokmak, girdirmek, aktarmak, getirmek, yerleştirmek, (yanına) çağırtmak, atamak, servis yapmak, sunmak.
- Kigürt-: (Dilekçe) sundurmak, sunmak, içeriye sokturmak.
- Kigürüšdür-: (Müzik) yapmak.
- Kikrištür-: Karşılıklı çağırttırmak.
- Kikšür-: Kışkırtmak, tahrik etmek.
- Kir-: Girmek, ayak basmak, (doğum sancısı) çekmek, baş göstermek, tarafını tutmak.
- Kirgür-: Girdirmek.
- Kirigsä-: Girmek istemek.
- Kirik-: Kirlenmek.
- Kirikdür-: Kirletmek, pisletmek, lekelemek.
- Kiriš-: Birlikte girmek, (birbirine) girmek, (içinde) olmak, bulunmak.
- Kirištür-: Öne çıkartmak, sığdırmak, eklemek, uyum sağlamak.
- Kišä-: Kösteklemek, (atın) ön bacağını bağlamak, bağlamak.
- Kišänläl-: Bağlanmak, bağlanmış olmak.
- Kišänlän-: Bağlanmak.
- Kišilän-: Evlenmek, eş olarak almak, nikâhı altına almak.
- Kišinä-: Kişnemek.
- Kivin- (kivinmäk): Manası belirsiz.
- Kizlä-: Gizlemek, saklamak, gömmek.
- Kizläl-: Gizlenmek, saklanmak.
- Kizlän-: Gizlenmek, saklanmak.
- Kizlätil-: Gizletilmek, gizlenmek.
Ko – Kö:
- Kod-: Koymak, reddetmek, bırakmak, kabul etmemek, rehin bırakmak, terk etmek, ayrılmak, belirlemek, saptamak, ihmal etmek, (yardımcı fiil olarak) tamamen yapmak.
- Koddur-: Bıraktırmak, reddettirmek.
- Kodın-: (Geride) bırakmak.
- Kodtur-: Birisini bir işten alıkoymak.
- Kodul-: Bırakılmak.
- Kodur- (1): Yazmak, kaleme almak.
- Kodur- (2) / Kutur-: Kendi sınırlarını aşmak, kendinden geçmiş olmak, aklı başından gitmiş olmak.
- Kodurt-: (Metni) kopyalatmak, yazdırmak.
- Kogla-: Bildirmek.
- Kogša-: Zayıflamak, (inanışta) zayıf olmak, hastalıklı olmak.
- Kogšal-: Yaralanmak.
- Kogšat-: Zayıflatmak, zayıf düşürmek.
- Kok-: Kokmak.
- Kol-: İstemek, yalvarmak, dilemek, talep etmek, dilenerek elde etmek, dilenmek.
- Koldamla-: Kollarla kürek çekmek, kolu hareket ettirmek, (harman) savurmak.
- Kollaš-: Birbirinin kolunu tutmak.
- Koltgula-: Dilenmek.
- Koltur-: Dilendirmek.
- Kolula-: Düşünmek, düşünceye dalmak, ilgi duymak, mülahaza etmek.
- Kolun-: Kendisi için istemek, yalvarmak, dilenmek, ant içmek.
- Komı-: Coşmak, heyecanlanmak, aşka gelmek.
- Komıt-: Coşturulmak.
- Kon-: Konmak, yerleşmek.
- Kontı- / Kondı-: Parlatmak.
- Kontur-: (Metni) kurmak, yerleştirmek, yerleşik hayata geçirmek.
- Koŋrat- (koŋratmak): Çalmak (çıngırak vs.).
- Koŋruk-: (Mide) guruldamak.
- Koŋrul-: Koparılmak, sökülmek, kökünden sökülmek, (dişler) dökülmek.
- Koŋur-: Koparmak, sökmek.
- Kop-: Yükselmek, havalanıp uçmak, kalkmak.
- Kopdar-: Yukarıya çekmek.
- Kopıkla-: Yükselmek.
- Kopur-: Yükseltmek, kaldırmak.
- Kopurt-: Diktirmek.
- Kora-: Zarar görmek, buharlaşmak, azalmak, yok olmak, kaybolmak.
- Koran-: (Hastalıkta) kilo kaybetmek.
- Korı-: (Bir yerin etrafını) çevirmek, korumak.
- Korıt-: Eşlik etmek, korumak.
- Kork-: Korkmak, ürkmek.
- Korkıt-: Korkutmak.
- Korkız-: Korkutmak.
- Korkun-: Korkmak.
- Korul-: Çökmek, zarar görmek, yok olmak.
- Koš- (1): Koşmak.
- Koš- (2): Bağlamak, katmak, eklemek, birleştirmek, (atları arabaya) koşmak, şiir yazmak.
- Košdur-: (Arabaya) koşturmak.
- Košlun-: (Araba) koşulmak, (atlar arabaya) bağlanmak.
- Košul-: Koşulmak, bağlanmak.
- Kotur-: Kopya etmek, basmak.
- Koturt-: Kopya ettirmek, bastırmak.
- Kov-: Kovalamak, avlamak, sürmek, itmek, birisini sıkmak.
- Kovır-: Kurumuş olmak, kurumak.
- Kovıt-: İzlenmek, takip edilmek.
- Kovla-: Dedikodu yapmak, iftira etmek.
- Kovša-: Düzeltmek, cilalamak, pürüzünü gidermek, hasat etmek, ekini orakla veya tırmıkla biçmek.
- Kovšaš-: Kaynaşmak.
- Kovuša-: Düzlenmiş olmak, düzlemek.
- Köč-: Göçmek, göçebe yaşamak.
- Köčür-: (Bir şehrin) yerini değiştirmek, taşımak, göçürmek.
- Kökäd(i)l-: Göğe ulaşmak.
- Kökädtür-: Övmek, methetmek, göğe çıkarmak.
- Kökär-: Göğermek, maviye kaçmak, morarmak.
- Köklä-: Bağlamak, bağlayarak kapamak.
- Kökläš-: Birbirine bağlı olmak.
- Köl-: Bağlamak, (öküze) koşum vurmak.
- Kölär-: Düşmek, (gözyaşıyla) dolmak.
- Köli-: Gölgelemek, savunmak.
- Kölit-: Korumak, gölge etmek, gölgelemek, gölgelendirmek.
- Kölitil-: Gölgeye getirilmek.
- Kölöklä-: (Bir yük hayvanına, bir araca) binmek.
- Kölün-: Hayvana koşum vurulmak, durmak, bir araca binmek.
- Kölündür-: (Atı arabaya) koşumlamak.
- Kölür-: (Araca) binmek, koşumlamak.
- Köm-: Gömmek, kazmak, üzerinde çalışmak.
- Kömtür-: Gömdürmek.
- Kömül-: Gömülmek, örtülmüş olmak.
- Kön-: Düz olmak, tanımak.
- Köntül-: Doğrutulmak, doğrulmak, uzatılmak, (hastalık) tedavi edilmek, iyileşmek.
- Köntür-: Doğrultmak, doğru yola getirmek, düzeltmek, doğru düzeltmek, (yeri) düzeltmek, düzleştirmek, (şüpheleri) ortadan kaldırmak.
- Köñül-: Isıdan alazlanmak.
- Köŋlä-: (Bir şeyi) düşünmek.
- Köŋülgär-: Düşünmek, hesaba katmak.
- Köŋüllän- / Köŋül(l)än-: Düşünmek, dikkat etmek, dikkatli olmak.
- Köŋülländür-: Düşündürmek.
- Köpäd-: Çoğalmak, artmak, sayıca çoğalmak, bolca mevcut olmak.
- Köpiklän-: Köpürmek, köpüklenmek.
- Köpir-: Köpürmek, kabartmak.
- Köpirt-: (Bir sıvıyı) köpürtmek.
- Kör-: Görmek, bakmak, seyretmek, dikkate almak, gözden geçirmek, gözlemlemek, ziyaret etmek, algılamak, kavramak, (dert vb.) çekmek, dayanmak, itaat etmek.
- Kördür-: Göstermek, gördürmek.
- Körgit- / Körkit- / Körgüt-: Göstermek, sunmak, beyan etmek, kanıtlamak, (acı vs.) çektirmek, bildirmek, öğretmek, kehanette bulunmak.
- Körgittür- / Körkittür-: Takdim ettirmek.
- Körgür-: Göstermek, gördürmek.
- Körklä-: Güzelleştirmek.
- Körklän- / Körkl(ä)n-: Güzel olmak, güzelleşmek, parlamak, parıldamak.
- Körkläntür-: Güzelleştirmek, parlatmak.
- Körügsä-: Görmek istemek, özlemek, arzulamak.
- Körül-: Mevcut olmak, görülmek, belli olmak.
- Körümlä-: Bakmak, niyet beslemek.
- Körümlän-: Bakmak, niyet beslemek.
- Körün-: Görünmek, gözükmek, ortaya çıkmak, hazır bulunmak, toplanmak, belli olmak, (birine) başvurmak.
- Körünčlä-: Seyretmek, bakmak, beklemek.
- Körünčlät-: Seyrettirmek.
- Körüš-: Görüşmek, birbirini görmek, buluşmak, tekrar görüşmek, kavuşmak, karşı karşıya durmak.
- Körüšdür-: Görüştürmek, birleştirmek, buluşturmak, karşılaştırmak.
- Kösül-: Uzanmak, bacaklarını uzatmak.
- Köši-: Korumak, himayesi altına almak.
- Köšit-: Örtmek, kapamak, şaşkına çevirmek, şaşırtmak.
- Köšitil-: Örtülmek, engellenmek.
- Köti- / Ködi-: Yükselmek, çıkmak, kalkmak, kokmak.
- Kötit-: Yüce olmak, ulu olmak, yüksek olmak, (koku) yükselttirmek, kubbelenmek.
- Kötitdür-: Meydana çıkarmak, (zihniyet) oluşturmak.
- Kötkir-: Yükselmek, yükselti olarak görünmek.
- Kötrül-: Yüceltilmek, yükselmek, övülmek.
- Kötür-: Taşımak, dayanmak, kaldırmak, yukarı kaldırmak, (düşünce) beslemek, yerine getirmek, gerçekleştirmek, desteklemek.
- Kötürt-: Yukarı kaldırmak.
- Köy-: Yanmak.
- Köydür-: Yakmak.
- Köyür- / Köy(ü)r-: Yakmak, alazlamak, yakmış olmak, tütsülemek.
- Köyürül-: Yakılmak.
- Közkiš-: (Metni) kontrol etmek, gözden geçirmek, tashih etmek.
- Közl(ä)-: Gözlemek, etrafına bakınmak.
- Közül-: Koymak.
- Közün-: Görünmek, gözükmek, ortaya çıkmak, hazır bulunmak, toplanmak.
- Közüntür-: Göründürmek, görünmeye yönlendirmek.
Ku – Kü:
- Kuč-: Kucaklamak, sarılmak, sımsıkı sarılmak.
- Kučakla-: Kucaklamak, içine almak.
- Kučugsa-: Kucaklamak istemek.
- Kučumsın-: Sözde sarılmak, sarılıyormuş gibi yapmak.
- Kučuš-: Kucaklaşmak.
- Kud-: Dökmek, boşaltmak, içirmek, uyandırmak, düşürmek, depolamak, stoklamak, sudur etmek, yaymak.
- Kuddur-: Döktürmek, erittirmek.
- Kudıgar-: Alçaltmak, küçültmek.
- Kudıgartdur-: Alçalttırmak, küçük düşürttürmek.
- Kudrılan-: Manası belirsiz (kudrılanmak eylemi bağlamında).
- Kudtur-: Döktürmek.
- Kudul-: Dökülmek, akmak, boşaltılmak, aşağıya yağmak.
- Kudultur-: Aşağı akıttırmak, aşağı yağdırmak.
- Kuduluš-: Dökülmek, yayılmak, sudur etmek, bir noktada birleşerek akmak.
- Kugur-: Kurutmak.
- Kulŋala-: Bitmek, topraktan çıkmak, sürmek, dallanmak, filizlenmek.
- Kulunla-: Tay doğurmak.
- Kun-: Çalmak, gasp etmek.
- Kunsuk-: Çaldırılmak, soyulmak.
- Kuntur-: Çaldırılmak (?).
- Kunuš-: Yağmalamak.
- Kur-: (Yay) kurmak, (yayı) germek.
- Kurı- / Kur(ı)-: Kurumak, körelmek, zayıflamak.
- Kurıt-: Kurutmak.
- Kurša-: Sarmak, kuşatmak, çevirmek, sarılmış olmak.
- Kuršan-: Kuşak takmak, kuşak sarmak.
- Kuršatıl-: Sarılmış olmak.
- Kus-: Kusmak.
- Kusıt-: Kusturmak.
- Kušla- / Kušl(a)-: Av kuşuyla avcılık yapmak, kuş avlamak.
- Kutad-: Kraliyet payesi iletmek, şansla kutlu olmak, kutlu kılmak, şans getirmek, büyümek, ilerlemek.
- Kutadtur-: (Birisini) mutlu etmek, kutsamak, takdis etmek.
- Kutgar-: Kurtarmak, çıkarmak.
- Kutrul-: Kurtulmak, kendini kurtarmak.
- Kutrun-: Agresif olmak, dışa dönük davranmak.
- Kutsıra-: Mutsuz olmak, mutluluğu elinden alınmış olmak.
- Kutsıratıl-: Mutsuzluğa atılmak, mutluluğu çalınmış olmak.
- Kuvra-: Toplanmak.
- Kuvran-: Toplanmak.
- Kuvrat-: Yığmak, toplamak, biriktirmek.
- Kuysuk-: (Fil) korkmak, ürkmek.
- Kuz-: Ara vermek.
- Kü-: Korumak, muhafaza etmek, dikkat etmek.
- Küčä-: Güç sarf etmek, güç kullanmak, zor kullanmak, güçlü olmak, kuvvetli olmak, güçlenmek.
- Küčäd-: Güçlü olmak, kuvvetli olmak, güçlenmek.
- Küčän-: Çabalamak, gayret etmek, iktidar sürmek, hüküm sürmek.
- Küčlän-: Kuvvetli olmak, güçlü olmak, gayret etmek, iktidar sürmek.
- Küčläntür-: Güçlendirmek, kuvvetlendirmek, yetki vermek.
- Küčsirät-: Zayıflatmak, kuvvetten düşürmek.
- Küd-: Beklemek, umut etmek, kollamak, (hayvan) gütmek.
- Küdtür-: Bekletmek.
- Küglä-: Cinsel isteği uyanmış olmak, şehvetli olmak.
- Kügsirät-: Pas gidermek.
- Kügürüštür-: (Kıymetli taşlar) kakma yapmak.
- Kük-: Ünlü olmak, meşhur olmak.
- Kükrä-: Gök gürlemek, kükremek, bağırmak.
- Kükrän-: Gök gürlemek.
- Kükrät-: Kükremek, bağırmak.
- Kükül-: Meşhur olmak, ünlü olmak, övülmek.
- Kül-: Gülmek, gülümsemek, tebessüm etmek.
- Külä-: Övmek, methetmek.
- Küläl-: Övülmüş olmak, methedilmek.
- Külän-: Övülmek, methedilmek.
- Külčir-: Gülümsemek.
- Küldür-: Güldürmek.
- Kültirä-: Çağlamak, uğuldamak.
- Külüš-: Gülüşmek.
- Künilä-: İmrenmek, gıpta etmek, kıskanç olmak.
- Küniläš-: Birbirini kıskanmak.
- Kürä- (1): Gömmek, defnetmek.
- Kürä- (2): Askerden kaçmak, firar etmek, kaçmak.
- Kürägür-: Gururlu olmak, kibirli olmak, gösteriş yapmak.
- Küräš-: Güreşmek, birbiriyle savaşmak.
- Kürät-: Zinaya sevk etmek.
- Kürlä-: Aldatıcı davranmak.
- Kürülü-: Yığmak, toplamak.
- Küsä-: İstemek, arzu etmek, çabalamak.
- Küsätil-: Candan arzulanmak.
- Küvä-: Manası belirsiz.
- Küvädtür-: Övmek, methetmek.
- Küvän-: Gururlu olmak.
- Küväzlän-: Gururlu olmak, kibirli olmak, kibirle dolu olmak.
- Küzäd- / Küzät-: Korumak, muhafaza etmek, saklamak, (söz) tutmak, yerine getirmek, pusu kurmak, umut etmek.
- Küzädil-: Korunmak, muhafaza edilmek.
- Küzädin-: Sakınmak, kendini korumak.
- Küzätdür-: Riayet etmeye özendirmek.
- Küzätindür-: Kaçındırmak, sakındırmak.
l-m-n
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Belgelerdeki sözlük verilerine göre, “L”, “M” ve “N” harfleriyle başlayan fiil kök ve gövdeleri eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:
L Harfi ile Başlayan Fiiller:
- Lakla-: Yalamak.
- Lala-: Kesmek, kesip parçalamak; ezerek parçalamak, havanda ezmek.
M Harfi ile Başlayan Fiiller:
- Man-: (Bir şeyi) Batırmak.
- Maŋ-: Adım atmak, ilerlemek.
- Maŋla-: Gitmek, adım atmak.
- Maŋra-: Bağırmak, böğürmek, çığlık atmak, (kuşlar için) ötmek.
- Maŋran-: Bağırmak, inlemek.
- Maŋrat-: Kükremek, haykırmak, bağırmak; bağırtmak, duyurtmak.
- Mayırt-: Çekip koparmak, yolmak.
- Mayıš-: Bir yere takılıp kalmak.
- Mäŋilä- / M(ä)ŋil(ä)-: Sevinmek, mutlu olmak, eğlenmek, hoşlanmak, neşelenmek.
- Mäŋilät-: Sevindirmek, eğlendirmek, mutluluk hissettirmek.
- Mäŋizät-: Karşılaştırmak.
- M(ä)ŋl(ä)-: Av için pusuya yatmak, ganimetin yolunu gözlemek.
- Min-: (Binek hayvanı, araba) Binmek, tırmanmak, seyahate çıkmak.
- Moymal-: Şaşkın olmak, karmakarışık olmak.
- Mun-: Kafası karışık olmak, karışık olmak, şaşkın şaşkın dolaşmak.
- Muntur-: Şaşırtmak, karıştırmak, aldatmak, ayartmak.
- Muŋad-: Hayret etmek, şaşmak.
- Muŋuk-: Son derece üzgün olmak, düşmüş olmak, cesareti kırılmış olmak.
- Muymal-: Zorluk çekmek.
- Mün-: Binmek, tırmanmak, bir araca veya binek hayvanına binmek, seyahate çıkmak.
- Münä-: Azarlamak, kınamak, hor görmek, küçümsemek, kötülemek, eleştirmek, tenkit etmek; günaha girmek, günah işlemek.
- Müntür-: (Taşıta) Binmek.
- Münük-: Günah işlemek.
- Müŋrä-: Melemek, böğürmek, kükremek.
- Müŋräš-: (Filler) Böğürüşmek.
N Harfi ile Başlayan Fiiller:
- Namla-: Okla vurmak.
- Nomla-: Vaaz vermek, öğretmek.
- Nomlal-: Vaaz edilmek, duyurulmak, vaaz verilmek.
- Nomlat-: Vaaz verdirmek.
- Nomlatıl-: Vaaz verdirilmek, vaaz verilmek.
o-ö
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Belgelerdeki sözlük verilerine göre, “O” ve “Ö” harfleriyle başlayan fiil kök ve gövdeleri, eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:
“O” Harfi ile Başlayan Fiiller:
- Ocu- / Ocumak: (Bir şeyden) soğumak, korkmak, ürkmek, çekinmek.
- Odgur-: Uyandırmak.
- Odgurakla-: Belirlemek, tespit etmek, kesinleştirmek.
- Odguraklan-: İnançta pekiştirmiş olmak, kendinden emin olmak.
- Odguraklandır-: Kesin bildirmek, inançta pekiştirmek.
- Odun-: Uyanmak, aydınlanmaya niyetlenmek.
- Oduntur-: Ayıltmak, dalgınlıktan kurtarmak, uyandırmak.
- Ogša- (Ogşa- / Okşa-): Okşamak, okşayarak sevmek, sevecen/şefkatli olmak; benzemek.
- Ogšan-: Okşamak, okşayarak sevmek.
- Ogšaš-: Benzeşmek.
- Ogšaštur-: Benzeştirmek, karşılaştırmak.
- Ogšat-: Karşılaştırmak, benzetmek.
- Ogullan-: Çocuk sahibi olmak, oğul olarak kabul etmek, evlat edinmek.
- Ogurla- (Oğurla-): Çalmak.
- Okad-: Gecikmek, geri kalmak, geride kalmak, kaçırmak.
- Okat-: Sakinleştirmek.
- Okı- / Okumak: Davet etmek, çağırmak, okumak, ezberden okumak.
- Okıš-: Birbirine çağırmak, bağrışmak.
- Okıt-: Çağırtmak, birine seslenmek, okutmak, ezberden söyletmek, çağırılmak.
- Okıtdur-: Birisini kendisine çağırttırmak.
- Okra- (Okramak): Acıkmış, susamış olan at yiyecek veya su gördüğü zaman kişnemek.
- Ol-: Çok olgun olmak, ayrışmak, bozulmak, çürümek, pişmiş olmak; yardımcı fiil (olmak).
- Olgurt-: Oturtmak.
- Olı-: Hızla çevirmek.
- Olın-: Kıvrılmak, daire çizerek dönmek, (ağrıdan) kıvranmak.
- Oltur-: Oturmak.
- Olur-: Oturmak, çökmek, yerleşmek, ikamet etmek; yönetmek, yaşamak, girmek; (oruç vb.) yerine getirmek.
- Olurugsa-: Oturmak istemek.
- On-: Gizlenmek, saklanmak.
- Oŋ-: Sararmak, solmak, fonksiyonda sınırlı olmak, gevşemek, yorgun düşmek.
- Oŋar-: İyileşmek; nüfuz etmek, anlamak, kavramak; açıklığa kavuşturmak, düzeltmek; açıklamak.
- Oŋarıl-: İyileşmek, tedavi edilmek.
- Oŋuk-: Solmak, bitkinleşmek, sararmak.
- Oŋul-: Doğruya çevrilmek, iyileşmek, sıhhatine kavuşmak.
- Onuš- (Onuşmak): Barışmak, uyuşmak.
- Op- (Opmak / Obmak): Yutmak, içine çekmek, nefes almak; somurup yutmak.
- Opra-: Bozulmak, yıkılmak, çökmek, çürümek, patlamak, yarılmak.
- Or-: Orakla biçmek, biçmek, hasat etmek, toplamak.
- Orla-: Seslenmek, bağırmak.
- Orlamsın-: Riyakâr bir çığlık atmak.
- Orlat-: Bağırtmak.
- Orna- (Ornamak): Yerleşmek, konmak, yer tutmak.
- Ornan-: Yerleşmek, oturmak, oyalanmak, durmak, (inanışta) katı olmak.
- Ornat-: Bir şeyin yerine başka bir şeyi koymak, ikame etmek, düzenlemek.
- Os-: Kesmek, kırpmak, kazımak.
- Osugsa-: Benzerlik kurmak istemek, örneksemek.
- Osul-: Biçilmek, kesilmek.
- Osuš-: Birbirini biçmek, kesişmek.
- Ota-: (1) Tedavi etmek, iyileştirmek. (2) Zararlı otları ayıklamak. (3) Kısa bir süre kalmak.
- Otla-: Otlamak.
- Otlamsın-: Otlar gibi yapmak.
- Otlat-: Otlatmak.
- Otun-: Ateş yakmak.
- Oy-: Oymak, (gözleri) oyarak çıkarmak, ara vermek, (kitabe taşlarını) oymak, kazımak.
- Oyırkan-: Hayret etmek, şaşırmak.
- Oyna-: Oynamak, eğlenmek, dans etmek, şaka yapmak.
- Oynašla-: Oynaşmak, cinsel ilişkide bulunmak.
- Oynat-: Oynatmak, (yılan vb.) oynatmak.
- Oytar-: Delmek, delip geçmek.
- Oytur-: Çukurlaştırmak, oymak, göz oydurmak, baskı kütüğünü oymak.
- Oyul-: Oyulmak, kazımak.
- Oyulgala- (Oyulgalamak): Gelişigüzel dikmek, saplamak, sokmak; belli bir noktada seyrek biçimde bir araya gelmek.
- Oyuš-: Biçimi değişmek, deforme olmak.
- Oz- (Ozmak): Serbest bırakılmak, kaçıp kurtulmak, kurtulmak, kaçmak, doğum yapmak (hamile için).
- Ozgur-: Kurtarmak, salmak, serbest bırakmak, çıkarmak.
- Ozugsa-: Kurtarılmak istemek; kendini haklı çıkarmayı denemek.
“Ö” Harfi ile Başlayan Fiil Kök ve Gövdeleri:
- Ö-: Düşünmek, zannetmek, hatırlamak, sahip çıkmak.
- Öč- (Öç-): Sönmek, dinmek, (meditasyonla) sakinleşmek, yok olmak.
- Öčä- (Öçe-): İntikamcı olmak, kinci olmak, nefret hissetmek, öfkeli olmak.
- Öčäš- (Öçeş- / Öceşmek): Birbirinden nefret etmek, birbiriyle tartışmak, ateşli tartışmak, savaşmak, bahis tutuşmak.
- Öcük- (Öcükmek): Utanmak.
- Öčür- (Öçür-): Silmek, söndürmek.
- Öd-: Heyecanlı olmak, heyecanlanmak.
- Ödiklä-: Hatırlamak, hesap vermek, düzenlemek, not etmek, çizmek, saymak.
- Ödük- (Ödükmek): Korkmak.
- Ög-: Övmek, methetmek; övünmek; yakınmak.
- Ögir-: Sevinmek, memnuniyet duymak, zevk almak.
- Ögirt-: Sevindirmek.
- Ögirtdür-: Sevindirmek, kendinden geçirmek, memnun etmek.
- Ögirtür-: Sevindirmek.
- Ögirüntür-: Sevindirmek.
- Ögitil-: Övülmüş olmak, methedilmek.
- Öglän- (Öğlemek): (Baygınlıktan sonra) ayılmak, kendine gelmek, derin derin düşünmek, bilinçlenmek, tanımak, hatırlamak.
- Ögläntür-: Bilincini yerine getirmek, yeniden canlandırmak, tekrar hayat vermek, idrak ettirmek.
- Ögrän-: Öğrenmek, okumak.
- Ögrät-: Öğretmek.
- Ögrätin-: (Bir şeye) alışmış olmak, alışmak, alıştırma yaparak ustalaşmak.
- Ögrünčülä-: Zevk almak, eğlenmek.
- Ögrünčüläš-: Birlikte zevk almak, birlikte sevinmek.
- Ögsirä-: Bayılmak, bilincini kaybetmek.
- Ögsirät-: Bilincini kaybettirme.
- Öğür- (Öğürmek): Boğazdan ses çıkarmak (makalede ‘öksürmek’ ile anılmış).
- Ögürt-: Sevindirmek, mutlu etmek.
- Ögürtür-: Sevindirmek.
- Ögürüš-: Birlikte sevinmek, karşılıklı sevinmek.
- Ögüš-: Aşındırılmak, sıyırarak soyulmak, deri yüzülmek.
- Ögüt-: Övülmüş olmak, methedilmek.
- Ökün-: Pişman olmak, günah çıkarmak, itiraf etmek.
- Öküntür-: İtiraf ettirmek, günah çıkarttırmak.
- Öl-: Ölmek.
- Öläntür-: Döndürmek.
- Ölçer- (Ölçermek): Sönmekte olan ateşi, lambayı canlandırmak.
- Öli-: Islanmak.
- Ölit-: Islatmak, sulamak, nemlendirmek.
- Ölitil-: Islatılmak, nemlendirilmek.
- Ölök-: Çevirmek, döndürmek, inançlı yapmak (?).
- Ölür-: Öldürmek.
- Ölürt-: Öldürtmek.
- Ölürüš-: Karşılıklı birbirlerini öldürmek, birbirini öldürmek.
- Ölütlä-: Cinayet işlemek.
- Ömäl(ä)-: Birini ziyarete gitmek.
- Ömgäklä-: (Yerde) sürünmek.
- Öneş- (Öneşmek): İnat etmek.
- Öŋäd-: İyileşmek, (hastalıktan) kurtulmak.
- Öŋädtür-: İyileştirmek, tedavi etmek.
- Öŋlä-: Boyamak.
- Öŋsirä-: Rengi atmak, solmak, sararmak.
- Öŋür-: Yaklaşmak, yakınlaşmak.
- Öp- (Öpmek): Öpmek.
- Öpäl-: Manası belirsiz.
- Öpiš-: Öpüşmek.
- Öpügsä-: Öpmek istemek.
- Öpün-: (Bir şeyi) yutmak, içine atmak.
- Öpüš-: Karşılıklı birbirini öpmek, öpüşmek.
- Ör-: (1) Oluşmak, ortaya çıkmak, kalkmak; yükselmek; büyümek, gelişmek, filizlenmek, (topraktan) çıkmak. (2) Dokumak, örmek; birleştirmek, sarmak, bağlamak.
- Örgän-: Bulanmak, her yanı bir şeyle kaplanmak.
- Örit-: Uyandırmak, oluşturmak, (zihniyet) meydana getirmek; yükseltmek; geliştirmek.
- Öritdür-: Uyandırtmak.
- Öritgür-: Uyandırtmak.
- Öritür-: Uyandırtmak.
- Örk- (Örklemek): Hayvanları otlamaları için uzun bir iple çayıra bağlamak.
- Örlä-: (Güneş, ay) doğmak, yükselmek.
- Örlän-: Yükselmek.
- Örlät-: Izdırap etmek, eziyet etmek, kızdırmak, taciz etmek, rahatsız etmek.
- Örlätil-: Eziyet edilmek, ızdırap edilmek.
- Örlätür-: Izdırap etmek, eziyet etmek.
- Örtä-: Yakmak, ateşe vermek, kundaklamak.
- Örtän-: Yanmak, yangın çıkmak, alevlenmek; endişe etmek, tasalanmak.
- Örtür-: Yetişmek, geliştirmek, (topraktan) çıkarmak.
- Öşet- (Öşetmek): Büyüklendirmek, kabartmak, böbürlendirmek.
- Öt-: Girmek, geçmek, nüfuz etmek, sızmak, akmak, vâkıf olmak, hakkında iyi bilgisi olmak.
- Ötä-: (Suç, borç vb.) ödemek, geri ödemek.
- Ötäglä-: Borcu kapatmak, borcu ödemek.
- Ötgün- (Öykünmek): Taklit etmek.
- Ötgür-: Nüfuz etmek, tamamıyla anlamak, mal mülk devretmek, geçip gitmek.
- Ötkün-: Anlatmak, bildirmek.
- Ötül-: Öksürmek.
- Ötün-: Konuşmak, söylemek (aşağı dereceli biri tarafından); sunmak, dilemek, istemek, yalvarmak; şefaat istemek, niyaz etmek.
- Ötündürül-: İstenilmek.
- Ötüntür-: Konuşturmak, rica ettirmek.
- Ötüntürül-: İstenilmek.
- Ötür-: (1) Nüfuz etmek, tamamıyla anlamak. (2) Hatırlatmak. (3) İshal olmak (ötürük).
- Ötürlä-: Manası belirsiz.
- Övkälä- (Öpkelä-): Nefret duygularıyla dolu olmak, nefret hissetmek, öfkelenmek.
- Övkälämsin-: Kendine öfke görünüşünü vermek.
- Övkälän-: Öfkelenmek, öfkeli olmak.
- Övkälät-: Öfkelendirmek.
- Öyün-: Bir derdi olmak, üzülmek.
- Özä- (Özemek): Yoğurt, pekmez vb. koyu şeyleri suyla inceltmek, sulandırmak.
- Özirkä-: (Birine) iltifat etmek (?).
- Özirkän-: Kendinin olarak saymak, kabul etmek, asimile etmek.
- Özümsin-: Haksız iddia ve talepte bulunmak, cüret etmek.
p-r
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
P Harfi İle Başlayan Fiiller:
- Parla-: (Çince par/po ismine -la ekinin getirilmesiyle) (Suyla) ıslatmak, damla damla üzerine akıtmak.
- Parvešlan-: (Sanskritçe pariveṣa [hale, nur halkası] ismine -lan ekinin getirilmesiyle) Halesi olmak, haleli görünmek.
- Peula-: (Çince peu/biao ismine -la ekinin getirilmesiyle) Bir istekte bulunmak, dilekçe yazmak.
- Püšär-: Pişirmek.
R Harfi İle Başlayan Fiiller:
Belgelerde “R” harfi maddesi altında listelenen bağımsız bir fiil kökü veya gövdesi (örneğin rakşala- vb. gibi) bulunmamaktadır. Eylem bildiren ifadeler, yalnızca alıntı yabancı isimlerin Türkçe yardımcı fiillerle birleşik eylem kurmasından ibarettir:
- Rabnaz kıltur-: Kutsamak.
- Ridi tašgar-: Büyü gücü oluşturmak.
s
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Verilen kaynaklarda S ve Ş harfleriyle başlayan fiil kökleri eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:
S Harfi ile Başlayan Fiiller
- sa-: Saymak, düşünmek, dikkat etmek.
- saç- / s(a)ç-: Saçmak, dağıtmak, serpmek; tohum ekmek; su serpmek, fışkırtmak; yaymak; (zihnini) dağıtmak; fırlatmak; (harman) savurmak.
- saçıl-: Saçılmak, yayılmak, sızmak, serpilmek, atılmak; dikkati dağılmış olmak, zihni dağınık olmak.
- saçra-: Sıçramak, yerinden sıçramak, dışarı sıçramak.
- saçrat-: Dışarı sıçratmak, gözleri oymak.
- sag-: Sağmak.
- sagur(u)l-: Aşağıya doğru çekilmek.
- sak-: Düşünmek, hesap etmek.
- sakı-: (Göz) yanıltmak.
- sakın- / s(a)kın- / sak(ı)n-: Düşünmek, düşünceye dalmak; düşünce beslemek; üzerinde durmak; (gibi) görmek, kavramak; arzu etmek, dilemek, amaçlamak, ümit etmek; tasavvur etmek; endişe etmek, tasalanmak.
- sakıt-: Birini şaşkına çevirmek, şaşırtmak.
- saklan-: Korumak; sakınmak.
- saklantur- / s(a)klantur-: Dikkat ettirmek; uyandırmak.
- sal-: Vurmak, hareket ettirmek, kol sallamak; koymak; kök salmak; hakaret etmek; fırlatmak, atmak, salmak.
- saldur-: Kurban etmek, koymak.
- salın-: Sarkmak; aşağı inmek; (gözler) dışarı çıkmak.
- salıntur-: Sarktırmak.
- san-: Sayılmak, ait olmak.
- sana- / s(a)na- / s(a)n(a)-: Saymak, hesap etmek.
- sanç- / s(a)nç-: Delmek, sokmak, delik açmak, saplamak, şişlemek; paramparça etmek; düşmanı yenmek; sancımak.
- sançıl-: Sokulmak; inmek.
- sançış-: Birbirini şişlemek, birbirini delmek.
- sançıt-: Yenilmek, şişlenmek, delinmek, bıçaklanmak, kendilerini yendirmek.
- sangar-: Hesap etmek, hesaplamak, saymak, atfetmek, bir şeye değer vermek.
- sanış-: Bir şeye ait olmak, birbirine ait olmak, bağlı olmak.
- sap- / s(a)p-: Onarmak, tamir etmek, restore etmek; iletmek; sıralamak, dizmek; birleştirmek, kurmak, inşa etmek.
- sapal-: Ortasından sokmak.
- sapanla-: Pulluk ile işlemek.
- sapıl-: Rivayet anlatılmak; birisinin tarafını tutmak, ait olmak, sıralanmak, girmek; bağlı olmak, izlemek, takip etmek; katılmak, uymak; (his) yayılmak; saplanmak; birleştirilmek; nasip olmak.
- sapla-: Oku yay kirişine yerleştirmek.
- saranlan-: Cimri olmak.
- sargar-: Sararmak.
- sargart-: Sarartmak.
- sarıl-: Heyecanlanmak, kızgın olmak, üzgün olmak; asılı olmak; sarmalanmış olmak.
- sarın-: Etrafında vızıldayarak uçmak.
- sarış-: Birbirine sövmek, karşılıklı birbirini azarlamak, kınamak.
- sarkın-: Çekilmek (?).
- sarma-: Sarmak.
- sars-: Kaba olmak, sövmek, lanet okumak, beddua etmek.
- sası-: Kötü kokmak.
- sasıt-: Kokutmak.
- saş-: Kafası karışık olmak, yanılmak, karıştırmak, karşıt yapıda olmak; değiştirmek; aklını karıştırmak, şaşırtmak.
- saşıltur-: Aklını karıştırmak, şaşırtmak, ayartmak, yoldan çıkarmak.
- saşıt-: Şaşırmak, şaşkına dönmek, yanılmak; ahlakını bozmak.
- saşur-: Kesişmek, birleşmek; aklını karıştırmak, şaşırtmak; boşluk bırakmak.
- sat- / s(a)t-: Satmak, elden çıkarmak.
- sataş-: Karşılıklı bastırmak, sıkıştırmak.
- satga-: Ayaklar altına alarak ezmek, bir yerden geçip gitmek, sıkmak, sıkıştırmak; hor bakmak.
- satgat-: Hor baktırmak.
- satıglaş-: Ticaret yapmak, takas ticareti yapmak.
- sav-: Uzanmak, yayılmak.
- savıl-: İzlemek, takip etmek; eğilmek, bükülmek; etki altına alınmak, büyülenmek.
- savır-: Dağıtmak, saçmak.
- savla-: Konuşmak, söylemek.
- savlaş-: Birbiriyle konuşmak, sohbet etmek, söyleşmek.
- savrıl-: Akmak, çağlamak, çağlayarak akmak, şarıl şarıl akmak, gözyaşı akmak.
- savur-: Savurmak; dalgalandırmak.
- sayga-: İçki koymak, içki dağıtmak.
- säç-: Seçmek.
- säçil-: Kendini göstermek, beğenip seçilmek.
- sämirt-: Semirtmek.
- sämri- / s(ä)mri-: Semirmek, şişmanlamak, kilo almak.
- sämrit- / s(ä)mrit-: Semirtmek; devleti genişletmek, büyütmek.
- sär-: Çekmek, dayanmak, katlanmak; sebat etmek, oyalanmak, kalmak.
- särgür-: Tahammül etmek, dayanmak, katlanmak; durdurmak; sınırlamak, set çekmek; engellemek; korumak, iletmek.
- säril-: Dinlenmek; üzerinde durmak, kalmak; sakinleşmek, yatışmak, son bulmak, gözden kaybolmak; nefsine hâkim olmak.
- särin-: Sabırlı olmak, sabretmek, çekmek, dayanmak, katlanmak.
- särit-: Eritmek.
- särmä-: Süzmek, filtreden geçirmek.
- säv- / s(ä)v-: Sevmek, tahmin etmek, çok saymak, hoşlanmak, uygun görmek.
- sävil- / s(ä)vil-: Sevilmek.
- sävin-: Sevinmek.
- sävinçlän-: Minnettar olmak; sevinçli olmak.
- säviniş-: Birlikte sevinmek.
- säviş-: Sevişmek, karşılıklı sevgi duymak; birlikte sevinmek.
- sävit-: Sevdirmek; sevilmek, sevilmiş olmak.
- sävitil-: Sevilmek; övülmek.
- sekri-: Sıçramak, atlamak, fırlamak; kazan fıkırdamak; iç organlar kıvranmak; hızlı geçip gitmek.
- sekrit-: Harekete geçirmek.
- semäklä-: Hazırlık yapmak, hazırlamak, aktif olmak, zanaat ile uğraşmak.
- semäklättür-: Elbise ürettirmek.
- semla-: Toz hâline getirmek.
- sezik kılımsın-: İnançsızlığı temsil ediyormuş gibi yapmak.
- sezin-: Endişelenmek, sakınmak, korumak, temkinli davranmak; şüphelenmek; soru sormak.
- sı-: Kırmak, parçalamak, yarmak; pulluk ile işlemek; emirleri çiğnemek, ihlal etmek, kabahat işlemek; ordu mahvetmek, eritmek, yıkmak; reddetmek; çürütmek; yenmek; davul çalmak; toplanmak.
- sıdır-: Sıyırmak.
- sıg-: Uymak, sığmak, girmek, intibak etmek; bir dine girmek; kalp dokunmak.
- sıgın-: Çare aramak, kaçmak, sığınmak.
- sıgınış-: Bitişmek.
- sıgıntur-: Sığındırmak.
- sıgış-: Sığışmak, yeterli yeri olmak.
- sıgta-: İnlemek, sızlamak, ağlamak.
- sıgtaş-: Birlikte inlemek, karşılıklı ağlamak, sızlanmak, yakınmak.
- sıgtat-: Ağlatmak, feryat ettirmek.
- sıgtatur-: Ağlatmak, feryat ettirmek.
- sıgur-: Sığdırmak, eklemek; ihata etmek, içine almak; sarılmak, kendine çekmek, kucaklamak, sarmalamak; doldurmak, dökmek; hoşlanmak, beğenmek; yakalamak, tutmak; kabul etmek.
- sıguruş-: İç içe sığmak, birbirine eklemek, birbirine bağlamak.
- sıguş-: Anlaşmak, konuşmak.
- sık-: Sıkmak, basmak, bastırmak, sarf etmek, çabalamak; üzmek, acıtmak.
- sıka-: Ovmak, masaj yapmak, okşamak, dokunmak.
- sıkan-: Elbise kolu sıvamak, cemrelemek, tüyleri okşamak.
- sıkıl-: Sıkıntı basmak, sıkılmak, eziyet edilmek, acı çektirilmek, yıkık olmak, üzülmek vb..
- sıktur-: Şarap sıkıp suyunu çıkartmak.
- sıl-: Teori çürütülmek.
- sıla-: Övmek, methetmek, saygı göstermek, davet etmek.
- sımala- / sımanla-: Manası belirsiz.
- sımta-: İhmal etmek, ihmalkâr olmak, savsaklamak; kabul etmek, onaylamak, hoş görmek, riayet etmemek, göz yummak, katlanmak, kabullenmek.
- sımtal-: İhmal edilmek, ihmalkâr olmak.
- sın-: Kırılmak, parçalanmak; bedensel olarak sonda olmak, canı boğazına gelmek; çok çaba sarf etmek, gayret etmek.
- sına-: Test etmek, denemek, kuvvetleri ölçmek, keşif yapmak, öğrenmek, haber almak, malumat toplamak, iğva etmek, sınamak, imtihan etmek.
- sınan-: Araştırmak, sınamak.
- sınaş-: Ölçüşmek, boy ölçüşmek, güçleri ölçmek.
- sıŋarla-: Yardım etmek, destek olmak; ölçmek, tartmak, hesap etmek.
- sırla-: Boyamak, sırlamak, cilalamak; zararsız hâle getirmek.
- sırna-: Israrlı olmak.
- sış-: Şişmek.
- sışılış-: Birlikte şişmek.
- sıtur-: Kırdırmak, parçalattırmak.
- sıvga-: Ok isabet etmemek.
- sız-: Sızmak, erimek; güçsüz olmak; acı çekmek.
- sızgur-: Eritmek.
- sızıl-: Erimek.
- sızlat-: Izdırap vermek, acı çektirmek, yaralamak, sızlatmak.
- sid-: İşemek, idrarını yapmak.
- sikä-: İşemek, idrarını yapmak.
- sil-: Sürmek.
- sili-: Temiz olmak.
- silin-: Temizlenmek, arınmak.
- silit-: Temizlemek.
- silk-: Silkelemek, sallamak, silkeleyerek temizlemek, çan çalmak.
- silkin-: Silkinmek, sallanmak.
- silktür-: Çan çalmak.
- simir-: Höpürdeterek içmek.
- siŋ-: Batmak, çökmek, içine çökmek, girmek, dalmak.
- siŋär-: İçine sokmak.
- siŋilä-: Yakınmak, sızlanmak.
- siŋir-: Yalayıp yutmak, tıkınmak, yutmak; sindirmek; soğurmak, absorbe etmek, emmek; zehri zararsız hâle getirmek; batırmak; kaplamak; sindirmek.
- siŋirt-: Yutulmak.
- siŋiş-: Kaynaşmak, birleşmek.
- sipir-: Süpürmek.
- sogı-: Soğumak, ateş düşmek.
- sogın-: Soğumak.
- sogış-: Tamamen soğumak.
- sogul-: Su sızmak, suyu çekilmek, buharlaşmak, soğulmak; yok olmak.
- sogur-: Suyunu boşaltmak, içine atmak, şapırdatarak yemek; kurutmak; buharlaştırmak; günahlardan kurtarmak.
- sok-: Sokmak; gagalamak; mahvetmek, yıkmak; parçalamak, yarık açmak, havanda dövmek, ezmek; içine doldurmak; akla almak, eklemek; sıkıştırmak; çarpmak, itmek, tokat atmak; dövmek; ateş çakmak.
- sokçı-: Gagalamak.
- sokdur-: Biletmek.
- soktur-: Tahrip ettirmek.
- sokul-: Kırılmak, koparılmak.
- sokun-: Göğse dövünmek.
- sokuş-: Birbirine vurmak, vuruşmak; karşılaşmak, rastlamak.
- sokuştur-: Karşılaştırmak.
- sola-: Bağlamak, kapamak, tıkamak; zincirlemek, demirlemek.
- solal-: Zincirli olmak.
- solan- / sol(a)n-: Zincirlenmek, kuşatılmak; kapanmış olmak, kilitlenmiş olmak.
- solaş-: Birbirine bağlanmış olmak, birbirine bağlı olmak.
- solaştur-: Zincirle bağlamak.
- sor-: Emmek; sormak, soru sormak, soruşturmak.
- soruk-: Tecrübeli olmak, ünlü olmak.
- sorul-: Danışmak, bilgi edinmek.
- soy-: Soymak, derisini yüzmek; elbise çıkarmak; koparmak; açmak.
- soyul-: Soyulmak, et soyulmak.
- soyurka-: Merhametli olmak, acımak, merhamet etmek.
- soyurkat-: Pişman olmak.
- södrü-: Sürüklemek, tartmak, çalmak.
- södür-: Çalmak ve yağmalamak.
- söglün-: Kavrulmak, kızartılmak.
- söglüntür-: Kızartmak.
- sögül-: Kızartmak, kavurmak.
- sök-: Yırtmak, sökmek, söküp çıkarmak, birdenbire çıkmak, yerle bir etmek, yıkmak; sövmek, beddua etmek, küfretmek, eleştirmek, kınamak; diz çökmek; ishal olmak, müshil etkisi yapmak.
- sökit-: Parçalamak, kıymak; ishale sebep olmak.
- sökül-: Kırılmak.
- söküt-: Diz çökmek, dizleri bükmek.
- sön-: Azalmak, sönmek, geçmek, dinmek, bitmek.
- sötrör-: Manası belirsiz (kıyafetle ilişkili).
- söyän-: Bir şeye dayanmak.
- söyäş-: Birbirini desteklemek, birbirine dayanmak.
- sözlä-: Söylemek, konuşmak, tartışmak; anlatmak, haberdar etmek; ilan etmek; tarif etmek, bahsetmek, söz etmek, incelemek, dile getirmek, açıklamak; propaganda yapmak.
- sözläş-: Birbiriyle konuşmak, haberleşmek, müzakere etmek, söyleşmek, tartışma yapmak, tartışmak, fikir danışmak; anlaşmak, uzlaşmak.
- sözlät-: Söyletmek, sözlerle ifade ettirmek.
- sözlätil-: Bildirilmek, söylenmek, konuşulmak.
- sözsirä-: Susmak, söylememek, sessiz olmak.
- suçı-: Kıvrım kıvrım kıvranmak; yüksek atlamak; kazan kaynamak, fokurdamak.
- suçın-: Damarlar atmak; ürkmek.
- suçlun-: Çekip koparılmak, koparılmak.
- suçul-: Dudak bükmek, elinden zorla almak, elbise çıkarmak, soyunmak, kıyafet/zırh çıkarmak.
- sud-: Tükürmek, tükürüp atmak.
- sudlan-: Arka arkaya gelmek.
- sugun-: Yıkanmak, saçları yıkamak, banyo yapmak.
- sugundur-: Yıkatmak, banyo yaptırmak.
- suk-: Fiske vurmak.
- sukı-: Fiske vurmak.
- sukın-: Memnun edilmek, tatmin edilmek.
- suklan-: Hırslı olmak, hırslı davranmak, istemek, arzulamak, çabalamak.
- suklun-: İçine düşmek, çökmek, batmak, takılıp kalmak, içine dalmak.
- suksın-: Israrla istemek.
- suksıntur-: Arzu ettirmek, arzu uyandırmak.
- sun-: Sunmak, kol ve ayak germek, uzatmak, vermek, takdim etmek, tutmak, yakalamak; hizmete hazır olmak; yere kapanmak, secde etmek.
- sus-: Su çekmek, kaşıklamak.
- susa-: Susamak.
- suva-: Sulamak, su vermek; boyamak, sürmek, sıvamak; kartonpiyer yapmak; sarmak, örtmek.
- suvat-: Sıvatmak, kartonpiyer yaptırmak.
- suvı-: Birisini yıkamak.
- suvış-: Sulanmak.
- suvsa-: Susamış olmak, susamak.
- sü-: Yükseltmek, arttırmak, geride kalmak (?).
- süŋ-: Defetmek, kovmak, silmek.
- süŋüş-: Birbiriyle savaşmak, birbiriyle kavga etmek.
- sür-: Sürmek, sürüklemek, hızlandırmak; sürdürmek, devam ettirmek, yapmak, davranmak; yerine getirmek; cezalandırmak.
- sürç-: Kaymak, ayağı kayıp düşmek, tökezlemek.
- sürçit-: Kaydırmak.
- sürdür-: Götürtmek, sürdürmek; atmak; göndermek.
- sürt-: Ovuşturmak, sürtmek, ovmak, ovarak yaymak; kurulamak; silmek.
- sürtün-: Sürtünmek.
- sürüş-: İşletmek, yapmak, uygulamak; kin beslemek.
- süs-: İtmek, sürüklenmek, çarpmak.
- süülä-: Savaşmak, sefere başlamak, sefer yapmak.
- süz-: Temizlemek, berraklaştırmak, arındırmak; seçip almak, beğenip ayırmak, ayırt etmek; inanmak.
- süztür-: Suyu süzdürmek.
- süzlün-: Dindar olmak.
- süzül-: Temizlenmek; gök açılmak; inançlı olmak, inanmak.
- süzüştür-: Uyumlu hâle getirmek (?).
Ş Harfi ile Başlayan Fiiller
- şanla-: Övmek.
- şavşaş-: Birbiriyle tartışmak.
- şäş-: Karmakarışık olmak; çözmek, çözümlemek.
- şäşil-: Çözülmek, ayrılmak; geçmek.
- şıla-: Su ıslatmak; zenginleştirmek, çoğalmak, süslemek; teşvik etmek.
- şılal-: Islatılmak.
- şılan-: Nemlenmek.
- şılatıl-: Islatılmak.
- şılda-: Bahane uydurmak, sebep aramak.
- şırpa-: Karışmak, birbirine dolanmak.
t
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Kaynak metinlerde yer alan “T” harfi ile başlayan fiil kökleri eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:
Ta – Tä (Te)
- tagık-: Dağa kaçmak.
- tagıl-: Dağılmak.
- tagonla-: Alay etmek.
- tak-: Bağlamak, takmak.
- takıl-: Takılmak.
- takšur-: Şiir yazmak, yakınmak, yalvarmak, acımak, üzülmek vb..
- tal-: Bayılmak, bayılarak yere düşmek.
- talaš-: Kavga etmek, dalaşmak.
- talgokla-: Çivi çakmak.
- talık-: İtilmek, itilmiş olmak.
- talpı-: Uçuşmak, titremek, sarsılmak vb..
- talpır-: Uçuşmak.
- talpıt-: Uçuşturmak.
- talula- / t(a)lula-: Seçmek.
- talulat-: Seçtirmek.
- talvırt-: Uçuşturmak, silkmek, sallamak.
- tam-: Damlamak, yavaş yavaş akmak.
- tamgala- / t(a)mgala-: Mühürlemek, damgalamak, kazımak vb..
- tamgalal-: Damgalı olmak, mühürlü olmak.
- tamıt-: Yanmak, alevlenmek, yakılmak.
- tamız-: Damlatmak.
- tamtul-: Alevlenmek, alev almak.
- tamtur-: Yakmak, tutuşturmak, aydınlatmak, propaganda yapmak.
- tan-: İnkâr etmek, şaşkın olmak, kafası karışmak vb..
- tančga-: Parçalamak, parça parça etmek.
- tančgala-: Isırıp parçalamak.
- tančgat-: Parçalanmak.
- tančula-: Isırıp parçalamak, küçük küçük parçalara ayırmak.
- tangar- / t(a)ngar-: Tanıklık etmek, adamak, ant içmek.
- tangarıš-: Birbirini adamak, birbirine söz vermek.
- tanu-: Farkına varmak, ayırmak, tanımak.
- tanukla-: Tanık göstermek, tanıklık etmek, gerçekleştirmek vb..
- tanuklal-: Tanıklanmak.
- tanuklaš-: Birbirine tanıklık etmek, birbirini onaylamak.
- tanuklat-: Tanıklık ettirmek.
- taŋ-: Sık(ıştır)mak, basmak, bağlamak, içeri götürmek vb..
- taŋıl-: Sıkıştırılmak, sıkışmış hissetmek.
- taŋırka-: Hayret etmek, şaşmak, hayran olmak.
- taŋırkan-: Hayret etmek, şaşmak.
- taŋız-: Şişmek, süt vermek.
- taŋla-: Şaşırmak, hayret etmek; gün ağarmak, şafak sökmek.
- taŋlan-: Gün ağarmak, şafak sökmek.
- t(a)ŋl(a)r- / taŋlar-: (Gün) ağarmak, (şafak) sökmek
- taŋlat-: Şaşırtmak.
- tap-: Bulmak, elde etmek, kazanmak.
- tapın- / t(a)pın-: Hizmet etmek, ağırlamak, saygı göstermek vb..
- tapıntur-: Hizmet ettirmek, hürmet ettirmek.
- tapırkan-: Onaylamak, kabul etmek, hoşuna gitmek.
- tapırkanıl-: Kabul edilmek, onaylanılmak.
- tapıš-: Buluşmak, karşılaşmak, rast gelmek, keşfetmek vb..
- tapla- / t(a)pla-: Haklı bulmak, onaylamak, istemek, tercih etmek vb..
- taplan-: Özlemek, çabalamak; kabul etmek, onaylamak.
- taplaš-: Anlaşmak, uzlaşmak, karşılıklı onaylamak.
- taplat-: Kabul edilmek, onaylanmak; kabul ettirmek.
- taplatıl-: Sevilmek, değer verilmek, kabul edilmek.
- tapšur-: Teslim etmek, aktarmak, bırakmak, tahsis etmek vb..
- tar-: Dağıtmak, saçmak, zorla birbirinden ayırmak.
- tara-: Dağıtmak, serpmek, yaymak.
- taral-: Dağılmak, kafası karışık olmak.
- taraldur-: Saçtırmak.
- tarı- / tar(ı)-: Ekmek, yetiştirmek, işlemek.
- tarık-: Kaybolmak, geçmek, uzaklaşmak, sönmek vb..
- tarın-: Kendisi için yetiştirmek.
- tarıt-: İşlemek, ekmek, yetiştirmek.
- tarma-: Yırtıp ayırmak, parçalamak, tırmalamak.
- tarman-: Uzanmak, yayılmak, serilmek.
- tarmaš-: Karşılıklı birbirini parçalamak, yırtmak.
- tart-: Çekmek, sürüklemek, silmek, tartmak, (çit vb.) kurmak, (trompet) çalmak.
- tartdur-: Çektirmek, çekip çıkartmak, gerdirmek vb..
- tartıl-: Çekilmek; yayılmak.
- tartın-: Yardımsever olmak, sevilen olmak.
- tartınlaš-: Karşılıklı etkilemek.
- tartıš-: Karşılıklı etkilemek.
- tartıt-: Çekilmek; çektirmek.
- tartız-: Çektirmek.
- tartla-: Taslak çizmek.
- tarttur-: Çektirmek, (çit) yaptırtmak.
- taru-: Daralmak, küçülmek, dar olmak.
- tarut-: (Kol uçlarını vb.) birleştirmek (?).
- taš-: Akıp gitmek, üzerinden akmak, taşmak.
- tašgar-: Çıkarmak, çekip çıkarmak, (büyü gücü) göstermek.
- tašık-: Çıkmak, dışarı çıkmak, belli olmak, ortaya çıkmak.
- tašu-: Taşımak, nakletmek, yollamak.
- tašur-: Yaydırmak, yaymak; taşmak.
- tat-: Tadına bakmak, denemek, tatmak.
- tatar-: (Ceset) morarmak, rengi atmak.
- tatga-: Tatmak, tadına bakmak.
- tatgan-: Lezzetli bulmak, güzel bulmak, zevk almak.
- tatıgsıra- / tat(ı)gs(ı)ra-: Tadını kaybetmek, tatsız olmak.
- tatın-: Tatmak, tadına bakmak.
- tatur-: Tattırmak, yemlemek.
- tavran-: Çabalamak, gayret etmek, acele etmek.
- tavranıš-: Acele etmek.
- tavrantur-: Teşvik etmek, gayrete getirmek, cesaret vermek.
- tavraš-: Birlikte çabalamak, gayret etmek.
- tavrat- / t(a)vrat-: Gayrete getirmek, teşvik etmek, özendirmek.
- tay-: Kayıp gitmek, düşmek, sapmak, kaybetmek, geri adım atmak.
- tayan-: Dayanmak, itimat etmek, güvenmek.
- tayanıš-: Dayanışmak.
- tayanıšdur-: Dayanıştırmak, birbirine dayandırmak.
- tayantur-: Dayandırmak.
- tayıt-: Kaydırmak, caydırmak.
- taytur-: Kaydırmak, kaybettirmek.
- täg- / t(ä)g-: Varmak, ulaşmak, erişmek, elde etmek, değmek, saldırmak vb..
- tägil-: İnmek; körleşmek, körlenmek, kafası karışık olmak.
- tägin-: Saygıyla yapmak, başarıyla sonuçlanmak, hissetmek, kendini adamak vb..
- tägintür-: Elde ettirmek, ulaştırmak, ceza ölçmek, vermek vb..
- tägiš-: Birlikte almak, ulaşmak, rastlaşmak, buluşmak.
- tägläl-: Kör edilmek.
- täglär-: Kör etmek.
- tägläš-: Birbirini kör etmek.
- tägriklä-: Sarmak, çemberlemek, etrafını çevirmek, kuşatmak.
- tägriklän-: Çevrili olmak, kuşatılmış olmak.
- tägriklät-: Çevrili olmak.
- tägrül-: Getirilmek.
- tägšil- / t(ä)gšil-: Değişmek, dönüşmek, tekrarlamak, yeni canlı doğmak vb..
- tägšildür-: Değiştirtmek.
- tägšür-: Değiştirmek, başkalaştırmak, mübadele etmek, dönüştürmek, çevirmek.
- tägšürt-: Değiştirtmek.
- tägšürüš-: Değiştirmek, değiş tokuş yapmak.
- tägür-: Değdirmek, ulaştırmak, eriştirmek, (tehlikeye) atmak vb..
- tägürt-: Göndermek, yollamak, getirmek, getirilmek.
- tägürtür-: Getirtmek, göndertmek, çektirmek.
- tägzin-: Dönmek, dolaşmak, topaç gibi dönmek, arkasını dönmek.
- tägzinčlän-: Çevrilmiş olmak, dönmüş olmak, dönmek.
- tägzintür-: Döndürmek, gezdirmek.
- täl-: Delmek, içine geçmek, nüfuz etmek, delik deşik etmek, oymak.
- tälgän-: Heyecanlanmak, tarumar olmak, heyecanlanmış olmak.
- tälin-: Delinmek, çatlamak, açılmak.
- tälmir-: Göz kırpıştırmak, titremek, huzursuz bakmak vb..
- täŋäš-: Denk olmak, karşılaştırmak.
- täŋgär-: Tartmak, ölçüsüne uymak.
- täŋik-: Eşit olmak, yaklaşmak.
- täŋirt-: Bir araya getirmek, toplamak (?).
- täŋlä- / t(ä)ŋlä-: Denemek, sınamak, tahmin etmek, ölçmek, eleştirmek, karşılaştırmak vb..
- täp- / t(ä)p-: Tepmek, vurmak, tekme atmak, ezmek, dans etmek, gitmek.
- täpär-: Titremek, sarsılmak.
- täpin-: Tepinmek, şiddetli hareket etmek, suda ayak çırpmak (yüzmek).
- täpiš-: Karşılıklı tepinmek, tepişmek.
- täpit-: Ayaklar altında ezdirtmek, çiğnettirmek.
- täpländür-: Ezdirtmek.
- täprä-: Hareket etmek, titremek, sarsılmak, başlamak, aktif olmak vb..
- täprän-: Başlamak, baş göstermek (hastalık).
- täpräš-: Titreşmek, birlikte titremek, hareket etmek.
- täprät-: Titretmek, hareket ettirmek, sarsmak, çalmak (müzik vb.).
- täprätil-: Titretilmek, sarsılmak.
- täptür-: Ezdirmek, ayak bastırmak.
- tärit- / t(ä)rit-: Terlemek.
- tärkišlän-: Kızgın olmak, öfkeli olmak, saldırgan olmak.
- tärklä-: Acele etmek, acele ile gitmek.
- tärklät-: Hızlandırmak, kovalamak.
- tärlä-: Terlemek.
- tärsik-: (Hastalık) kötüleşmek.
- tärsiktür-: Ayartmak, yoldan çıkarmak, akıl karıştırmak.
- tärtär- / t(ä)rtär-: Terletmek, terlettirmek.
- täš-: Deşmek.
- täšil-: Patlamak, yarılmak.
- tätrül-: Yanıltılmak, yolu şaşırtılmak, akıl karıştırmak.
- tätrültür-: Yolu şaşırtmak, aldatmak, yanıltmak, ayartmak.
- tätür- (tetür-): Söyletmek, konuşturmak; bir işin aslını aramak, analiz etmek.
- täv-: Şişe dizmek.
- tävin-: Hareket ettirmek, sallamak.
- tävir-: Çevirmek, döndürmek, (sevap) tevcih etmek, yöneltmek.
- tävlä- / t(ä)vlä-: Aldatıcı davranmak, aldatmak, kandırmak.
- tävril-: Dönmek.
- tävšil-: Ufalanmak.
- tävšin-: Aktif olmak, çok çalışkan olmak, ilgilenmek, önem vermek.
- tävšintür-: Aktif olmasını sağlamak, aktifleştirmek, ilgilendirmek.
- täz- / t(ä)z-: Kaçmak, koşup gitmek, kaçınmak.
- täzgür-: Bozguna uğratmak, kovmak, ortadan kaldırmak.
- te-: Demek, söylemek, adlandırmak.
- tenlä-: Tarlalarda sıralamak.
- ter-: Toplamak, derlemek, kendini toplamak.
- teril- / t(e)ril-: Birleşmek, toplanmak, birikmek.
- teriliš-: Birleşmek, toplaşmak.
- terin-: Toplanmak.
- teš-: Sözleşmek, tartışmak, müzakere etmek, konuşmak.
- tet-: Denilmek, ismi olmak; olmak.
- tetigär-: Akıllı olmak, akıllı olarak görülmek.
- tetiglä-: Zeki olmak, tanımak, farkına varmak.
- tetin-: Cesaret etmek, cüret etmek, kalkışmak.
Tı – Ti
- tıd-: Engel olmak, tıkamak, engellemek, sakınmak, dizginlemek vb..
- tıdıl-: İhtiyatlı davranmak, kendine hâkim olmak, engellenmek vb..
- tıdılıš-: Karşılıklı engellenmek.
- tıdın-: Çekinmek, içtinap etmek, engellenmek.
- tıdıntur-: İçtinap ettirmek, sakındırmak.
- tıgra-: Sağlam olmak, sert olmak.
- tıgran-: Güçlü olmak.
- tıgrat-: Sertleştirmek, katılaştırmak, pekiştirmek, cesaretlendirmek.
- tık-: Tıkmak, tıkamak, fırlatmak, sıkmak, doldurmak vb..
- tıkıl-: Tıkılmak, tıkıştırılmak, sıkılmak, bunaltılmak, yığılmak.
- tılaŋur-: Hitabet yeteneği olmak.
- tılta-: Bahane aramak.
- tıltan-: (İşle) meşgul olmak.
- tın-: Nefes almak, soluk almak, dinlenmek, mola vermek; bildirmek, duyurmak.
- tınla-: Dinlenmek.
- tınlan-: Kendine gelmek, ayılmak.
- tınsıra-: Bayılmak.
- tınsırat-: Bayıltmak.
- tıntur-: Dinlendirmek, dindirmek, nadasa bıraktırmak.
- tıŋla- / tıŋl(a)-: Dinlemek, duymak, işitmek.
- tıŋšan-: Dinlemek, işitmek.
- tırman-: Tırmalamak, yırtmak.
- tıšla-: Dişlemek, ısırmak.
- tıt-: Yırtıp ayırmak, parçalamak, yırtmak; çırpmak.
- tıtın-: Yırtılmak, parçalanmak.
- tigilä-: Gürültü yapmak, patırtı yapmak, uğuldamak.
- tigilän-: Sesi çıkmak, duyulmak, tınlamak.
- tigiläš-: Çınlamak, tınlamak, gürültü yapmak.
- tigrät- / tigr(ä)t-: Sebep olmak; yankılandırmak, takırdatmak; sarsmak.
- tik-: Sokmak, ısırmak, dikmek; kurmak, koymak, ekmek.
- tikilin-: Dikilmek, doğrulmak.
- tikiš-: Karşılıklı sokmak, birbirini ısırmak.
- tikit-: Isırılmak, sokulmak.
- tiktür-: Dikiş diktirmek; tohum ektirmek; (bayrak vb.) diktirmek.
- til-: Parça parça kesmek, dilmek, dilimlemek.
- tilä- / til(ä)-: Aramak, hedef almak, istemek, dilemek vb..
- tilät-: Araştırtmak, aratmak.
- tiliklä-: Dilemek.
- tilin-: Dönmek, dolaşmak, deveran etmek.
- timä-: Süslemek, bezemek, tertip etmek, hazırlamak.
- tirä-: Yığılmak, desteklemek, yukarı basmak.
- tiräš-: Savaşmak, kavga etmek, tartışmak.
- tirgür-: Diriltmek, canlandırmak, hayat vermek.
- tiril-: Canlanmak, dirilmek, hayatta olmak.
- titrä-: Sarsılmak, titremek.
- titrät-: Titretmek.
- tiz-: Dizmek, sıralamak.
- tizil-: Dizilmek, dizili olmak, düzenlenmek.
- tiziltür-: Sıraya dizdirmek, sıraya sokturmak.
To – Tö
- to-: (Arzular vb.) gerçekleşmek.
- tod-: Tok olmak, memnun olmak, usanmış olmak.
- todgur-: Beslemek, yem vermek, doyurmak, memnun etmek.
- toduntur-: Memnun etmek.
- todur-: Memnun etmek, doyurmak; bıkmak.
- todurt-: Yem vermek, doyurmak, memnun etmek.
- togra-: Doğramak, kesip parçalamak, dilimlemek.
- togrul-: Patlamak, yırtılmak, kesilmiş olmak, parçalanmak.
- togur-: Aşmak, karşı tarafa geçmek.
- togurčuklan-: Tomurcuklanmak.
- tokı-: Dövmek, vurmak, dokumak, kurmak, karıştırmak vb..
- tokıl-: Dövülmek.
- tokılan-: Süslenmiş olmak, güzel olmak, parlamak.
- tokılandur-: Dekore ettirmek, süslendirmek, güzelleştirmek.
- tokın-: Karşı karşıya gelmek, dövülmek, uğramak, zahmet çekmek.
- tokıš-: Birbirine vurmak, vuruşmak, karşılaşmak.
- tokıt-: Dövülmek, çaldırmak, kazıtmak vb..
- tokıtıl-: Dövülmek, vurulmak, sürüklenilmek vb..
- tokla-: Saçları kökünden tıraş etmek.
- tol-: Toplanmak, dolmak, gerçekleşmek, süresi dolmak.
- tolga-: Sarmak, döndürmek, çevirmek.
- tolgan-: Kıvrılmak, daire çizerek dönmek, zahmet çekmek.
- tolgat- / tolg(a)t-: İşkence etmek, eziyet etmek, incitmek.
- tolgur-: Doldurmak, yerine getirmek, tüketmek, başarmak.
- tolgurul-: Doldurulmuş olmak, doldurulmak.
- tolın-: Dolanmak, kıvranmak, dönmek.
- toltur-: Doldurmak.
- tolulat-: Tamamlamak, bitirmek.
- tolunad-: Ağzına kadar dolmak.
- toŋ-: Donmak, donarak ölmek, üşümek.
- toŋıt-: Eğilmek, reverans yapmak.
- toŋla-: Dövmek, vurmak, kamçılamak.
- toŋtal-: Çevresi/ekseni etrafında döndürülmek.
- toŋtar-: Çevirmek, döndürmek, aşağı basmak, arka çevirmek.
- toŋtarıl-: Etrafında dönülmek.
- toŋur-: Üşütmek, soğuğa maruz bırakmak.
- topol-: Derinleştirmek, tamamıyla anlamak, tahlil etmek, saldırmak vb..
- torla-: Ağ ile asmak.
- toru-: Zayıflamış olmak, bir deri bir kemik kalmak.
- toš-: Dolmak, doluşmak, doldurulmak.
- tošgur-: Doldurmak, yerine getirmek, bitirmek, tamamlamak.
- tošgurt-: Yerine getirtmek, bitirtmek.
- toyla-: Toplanmak, bir araya gelmek.
- toylaš-: Toplanmak, toplaşmak, şenlik yapmak.
- toylaštur-: Bayram düzenlemek.
- toz-: Tozlu olmak, tozutmak, yükselmek.
- tozgur-: Çiğnemek, ayağıyla ezmek.
- tögnä-: Koterize etmek, dağlamak.
- tök-: Püskürtmek, saçmak, dökmek, dökerek boşaltmak.
- töklün-: Kesip çıkarılmak.
- tökül-: Saçılmak, dökülmek, akmak, fışkırmak.
- töküntür-: Döktürmek.
- tölä-: Ödemek, tazmin etmek; yavrulamak.
- tölät-: Ödeme talimatı vermek.
- töl(ä)t-: Avutmak, teselli etmek.
- töltä-: Yaymak, sermek, döşemek.
- töltäl-: Örtülü olmak, kıtıklı olmak.
- tön-: Dönmek, arkasını dönmek.
- töŋitdür-: Eğdirmek.
- törü-: Doğmak, türemek, oluşmak, meydana çıkmak vb..
- törüt-: Kurmak, inşa etmek, meydana getirmek, yaratmak.
- töšä-: Yaymak, sermek, döşemek.
- töšän-: Örtülmek, açılmak, yayılmak, döşenmek.
- töšnäklä-: Cinsel eğlenmek.
- töt-: Titremek.
- tötüš-: Tartışmak, kavga etmek, kavgalı olmak.
- tötüštür-: Kavga ettirmek, dalaştırmak, dövüştürmek.
Tu – Tü
- tu-: Kilitlemek, kapatmak, engellemek.
- tug-: Doğmak, dünyaya gelmek, filizlenmek, görünmek vb..
- tugur-: Doğurmak, vücuda getirmek, ortaya koymak.
- tugurt-: Doğurtmak, meydana getirtmek.
- tugurul-: Doğurulmak, meydana getirilmek.
- tul-: (Alevler) dışarı vurmak.
- tumıl-: Soğumak, sönmek.
- tumlı-: Soğumak, sönmek, soğuk olmak, soğutmak.
- tumlıt-: Soğutmak.
- tun-: Kapanmış olmak, kilitlenmek, tıkanmak, engellenmiş olmak.
- tur-: Durmak, bulunmak, kalmak, oturmak, kefil olmak vb..
- turala-: Takmak, bağlamak.
- turalan-: Takmak, bağlamak.
- turgur-: Neden olmak, oluşturmak, dikmek, inşa etmek, yetiştirmek vb..
- turıt-: Çekinmek.
- turkıglan-: Çekinmek.
- turuk-: Durmak, ara vermek, mola vermek.
- turul-: Sakin olmak, durgun olmak, berraklaşmak.
- turultur-: Sakinleştirmek, zaptetmek, durdurmak, bastırmak.
- turuš-: Direnmek, karşı karşıya gelmiş olmak; yaşamak.
- tusalaš-: Birbirinden yararlanmak.
- tusul-: Yaramak, yararlı olmak.
- tusula-: Yaramak, yararlı olmak.
- tuš-: Rastlamak, buluşmak, karşılaşmak, uğramak.
- tušgar-: Buluşturmak, karşılaştırmak.
- tušgur-: Buluşturmak, isabet ettirmek, nişan almak.
- tušık-: İlgili olmak, bulaşmış olmak, kibirli olmak.
- tušul-: Buluşmak.
- tušuš-: Buluşmak, karşılaşmak, rastlaşmak, düşünmek.
- tut-: Tutmak, kapmak, yakalamak, algılamak vb..
- tuta-: Horlamak, hakaret etmek, sövmek, eleştirmek vb..
- tutat-: Hor görülmek, küçümsenmek, aşağılanmak.
- tutsuk-: Tutulmak, yakalanmak, hapsedilmek.
- tutul-: Tutulmak, kavranmak, yakalanmak, saymak vb..
- tutuldur-: İçinde bulundurmak, kaçındırmak, tutturmak.
- tutur-: İdrak ettirmek, tutturmak, bekçilik ettirmek.
- tuturkan-: Değersiz bulmak.
- tutuš-: Birbirini tutmak, tutuşmak, arkadaş kazanmak vb..
- tutuštur-: Bağlatmak, tutuşturmak.
- tutuz-: Teslim etmek, tahsis etmek, emretmek vb..
- tutuzuš-: Birbirine emanet etmek, güvenmek.
- tutyaklan-: Yapışmak, yapışık kalmak.
- tuvır-: Katılaşmak, sertleşmek (buz).
- tuy-: Farkına varmak, anlamak, tanımak, idrak etmek, algılamak.
- tuytur-: Farkına vardırmak, idrak ettirmek.
- tuyul-: Aydınlatılmak, aydınlanmak.
- tuyun-: Uyanmak, aydınlanmak, aklı başında olmak, itiraf etmek.
- tuyuntur-: Aydınlatmak.
- tuyur-: Farkına vardırmak, idrak ettirmek.
- tuyurka-: Farkına varmak, fark etmek.
- tuyuz-: Algılatmak, bildirmek, dinletmek, duyurmak.
- tuz-: Şakacı olmak.
- tuzgula-: (Hediye olarak) sunmak.
- tüg-: Düğümlemek, çatmak, sıkmak, birleştirmek vb..
- tükä-: Bitmek, tamamlamak, gerçekleşmek.
- tükän-: Kaybolmak.
- tükät-: Tamamlamak, bitirmek, mükemmelleştirmek.
- tültrün-: Dövülmek, vurulmak, eziyet çekmek.
- tültür-: Vurmak, çalmak.
- tülüklän-: Manevi güç kazanmak, güçlü olmak.
- tümä-: Süslemek, dekore etmek, hazırlamak.
- tümän-: Süslenmek, (ordu) mevzilemek, hazırlanmak.
- tümgär-: Aptallaşmak.
- tünä-: Gecelemek, konaklamak, mola vermek.
- tünät-: Konaklatmak, geceletmek.
- tüpgär-: Nüfuz etmek, tamamıyla anlamak.
- tüpir-: Fırtına çıkmak, uçurmak, savurmak.
- tüplä-: Şehir kurmak.
- tüpsirät-: Temel çıkarmak.
- tüpük-: Bitmiş olmak, son bulmak.
- tüpükdür-: Bitirmek, tamamlamak.
- tür-: Bükmek, yığmak, dürmek, ürpermek.
- türt-: Sürtmek, merhem sürmek, çalkalama aletiyle karıştırmak; dokunmak, değmek.
- türtün-: Sürünmek (merhem vb.).
- tüš-: Düşmek, inmek, dökülmek, çökmek, yansıtmak vb..
- tüšä-: Rüya görmek.
- tüši-: Nakletmek, teslim etmek, tevdi etmek.
- tüšinä-: Yerleşmek, oturmak.
- tüšit-: Nakletmek, teslim etmek.
- tüšsirä-: Verimsiz olmak, meyvesiz olmak.
- tüštür-: Düşürmek.
- tüšül-: Çökmek, yıkılmak.
- tüšür-: Düşürmek, (ağaç) kesmek, indirmek vb..
- tüšürül-: Düşürülmek, terk edilmek, atılmak.
- tüšütlän-: Meditasyon yapmak, uygulamak, düşünmek.
- tüšütlänil-: İyice düşünülmek.
- tütit-: Parfüm sürmek.
- tütitil-: Parfüm sürülmek.
- tütnä-: Tütmek.
- tütüz-: Tütsülemek.
- tüvri-: Katılaşmak, donmak, sertleşmek.
- tüz-: Düzlemek, düzeltmek, uyum sağlatmak, ayarlatmak.
- tüzgär-: İncelemek, araştırmak, bağdaştırmak, düzeltmek.
- tüzük-: Ahenkli olmak, sadık olmak.
- tüzüksirä-: Uyumsuz olmak.
- tüzül-: Ahenkli olmak, barış yapmak, tertip edilmek.
u ü
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
U Harfi ile Başlayan Fiiller
- u-: Yapabilmek, -abilmek, muktedir olmak; dayanmak, tahammül etmek.
- uč-: Uçmak, uçup gitmek; görülmek, görünmek.
- učın-: Cinlenmiş olmak, büyülenmiş olmak, şeytana tutulmuş olmak, büyülenmek.
- učlan-: Büyük abdest yapmak.
- učuk-: Bitmek, hitam bulmak, son bulmak.
- učuktur-: Sona erdirmek.
- učur-: Uçurmak; yollamak, nakletmek; (duyuları) kandırmak, uyarmak; döndürerek yükseltmek.
- učuzla-: Kötülemek, aşağılayıcı davranmak, tahkir etmek, alay etmek; hor görmek, değersiz görmek.
- učuzl(a)n-: Kendini küçümsemek.
- ud-: Takip etmek.
- udı-: Uyumak; koyulaşmak, pıhtılaşmak.
- udıkla-: Uyumak, hafif uyumak, uyuklamak.
- udlan-: (Bir şeyin) hasretini çekmek.
- udul-: Manası belirsiz (fiil).
- udun-: Hizmet etmek, saygı göstermek, hürmet etmek, ağırlamak.
- udunturul-: Saygı gösterilmek, hürmet ettirilmek.
- uduz-: İletmek, sevk etmek, götürmek, yol göstermek, yönetmek; (sevap) tevcih etmek.
- uduztur-: Eşlik ettirmek, refakat ettirmek.
- uduzul-: Çıkmak; yönetilmek; anlatılmak, izah edilmek.
- ugra-: Planlamak, tasarlamak, niyet etmek, niyetlenmek, çabalamak; bir şeyi yapmaya koyulmak.
- ugrat-: Çabalatmak.
- ugutlan-: Filizlenmek.
- ugutlantur-: Filizlendirmek.
- uk-: Anlamak, idrak etmek, kavramak, bilmek; duymak; hükmetmek, hâkim olmak; tasavvur etmek.
- ukıt-: Haber vermek, bildirmek, öğretmek, açıklamak, anlatmak, göstermek, işaret etmek, izah etmek, tanımlamak.
- ukıtıl-: Anlatılmak, izah edilmek.
- uktur-: İdrak ettirmek, bildirmek, haber vermek, öğretmek.
- ukul-: Anlaşılmak, tanınmak, bilinmek.
- ukun-: Anlaşılır olmak, (günahı) kabul etmek.
- ula-: İletmek, aktarmak, devam etmek, sürdürmek; (hayatı) uzatmak; izlemek, katılmak; bağlamak; düzenlemek, düzeltmek.
- ulal-: İletilmek, aktarılmak, devam edilmek; izlemek, arkasından gelmek, ayakta kalmak; ulanmak, sıralanmak, bağlanmak.
- ulalıš-: Birbirine bağlı olmak.
- ulalıštur-: Birbirine bağlı oldurmak.
- ulaltur-: Nakletmek, aktarmak, geçirmek.
- ulat-: Yaymak, başkasına vermek, elden ele dolaştırmak.
- ulgad-: Büyümek, serpilmek, yetişmek.
- ulı-: (Sesli) yakınmak, inlemek, feryat etmek, (köpek) ulumak.
- ulıš-: Birlikte yakınmak, birlikte ağlaşmak, birlikte sızlanmak.
- ulıt-: Sızlanmak, yakınmak.
- ulunlantur-: Filizlendirmek.
- um-: Ümit etmek, ummak.
- umıl-: Yüzmek, suda sürüklenmek.
- umsın-: Sahte davranmak, aldatmak.
- umugsırat-: Umutsuzlaştırmak.
- umun-: Umut etmek, ümit etmek, ummak, güvenmek, inanmak.
- un-: Köle gibi çalışmak, eşek gibi çalışmak, çabalamak, gayretli olmak.
- una-: Razı olmak, rıza göstermek, tasvip etmek, uygun görmek, onamak, muvafakat etmek, memnun olmak.
- unat-: Tasvip ettirmek, kabul ettirmek.
- unıt-: Unutmak.
- ur-: Koymak; (taç, alın çemberi) takmak; içine batırmak; vermek; bir işi kuvvetle gerçekleştirmek.
- urgur-: Koydurmak, saklatmak.
- urıl(a)n-: Dünyaya bir erkek çocuk getirmek.
- ursuk-: İsabet ettirilmek, yaralanılmak, vurulmak.
- ursukuš-: Karşılıklı vurulmak, dövülmek.
- urtur-: Yükletmek, vurdurmak; yaptırmak.
- urul-: Koyulmak, vurulmak, kullanılmak, ilaç içirilmek.
- urun-: Koymak, yerleştirmek, göstermek; (takı) takmak; dövüşmek.
- uruš-: Birbiriyle savaşmak, dövüşmek; birlikte koymak.
- us-: Susamak.
- usuk-: Susamış olmak.
- uša-: Ufalanmak.
- ušal-: Kıyılmak, öğütülmek.
- ut-: Yenmek, daha üstün olmak, galip gelmek, daha iyi olmak, kazanmak.
- utrun-: Karşı durmak, direnmek; muhalefet etmek.
- utruš-: Birbiriyle savaşmak, mücadele etmek.
- utsuk-: Yenilmek, kaybetmek, mağlup olmak.
- utuz-: Terk etmek, vazgeçmek, kaybetmek, yenilmek.
- uv-: Ezmek.
- uvšan-: Kırılmak, ufalanmak.
- uvšat- / ušat-: (Değirmende) öğütmek, küçük küçük parçalara ayırmak, ezmek, kırmak.
- uvtan-: Utanmak.
- uya-: Utandırılmak.
- uyad-: Utanmak.
- uyak-: (Gök cismi, yıldız) batmak, sönmek, kaymak.
- uyala-: Yuva yapmak.
- uza-: Uzun sürmek; uzamak; uzanmak.
- uzan-: Mahir olmak, becerikli olmak.
- uzat-: Uzatmak, temdit etmek; vermek, onaylamak, yerine getirmek.
- uzlan-: Esnaflık yapmak, zanaat yapmak.
Ü Harfi ile Başlayan Fiiller
- üdirä-: Artmak, büyümek.
- üdrül-: Ayrılmak, bağımsız olmak; boşanmak; seçilmek, seçilmiş olmak.
- üdrültür-: Ayırmak, ayırt etmek, çıkartmak.
- üdür-: Ayırmak, seçmek.
- üdürün-: Seçilmek, seçilmiş olmak.
- üg-: Yığmak, biriktirmek.
- ügšür-: (Bacak bacak) üstüne atmak.
- ügül-: Yığılmak.
- ükdür-: Bükmek, eğmek.
- ükli-: Çoğalmak, büyümek, artmak, yükselmek.
- üklit-: Çoğaltmak, yükseltmek, artırmak, semirtmek, ilerletmek, kayırmak, büyütmek.
- üklitdür-: Büyüttürmek, geliştirtmek.
- üküšläš-: Toplanmak, buluşmak.
- ülä-: Dağıtmak, bölmek, bölüştürmek.
- üläš-: Paylaşmak, bölmek.
- ülät-: Paylaştırmak.
- ülgülä-: Tartmak; ölçmek, hesap etmek; eleştirmek; karşılaştırmak.
- ülüglä-: Dağıtmak, bölmek.
- ün-: Yükselmek, yukarı çıkmak, öne çıkmak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak; serbest bırakılmak; hareket etmek, gitmek; uzaklaşmak; çiçek açmak, filiz sürmek.
- ünäš-: Yankılanmak.
- ündürüš-: Birlikte bir şeyleri açığa kavuşturmak.
- üniš-: Birlikte yükselmek, birlikte ortaya çıkmak.
- üntä-: Bağırmak, haykırmak, feryadı basmak, çağırmak, seslenmek; (inek) böğürmek.
- üntür-: Kaldırmak, yükseltmek; öne çıkarmak, belirtmek; yukarı çıkarmak; çıkartmak; kaçırmak, rehin almak, serbest bırakmak vb..
- üntürt-: Yukarı getirtmek.
- ür- (1): Çalmak, üflemek, şişirmek, hava vermek, (rüzgâr) esmek.
- ür- (2): Havlamak, ulumak.
- ürgür-: Katılmak, ilave edilmek; vaktinde yetişmek, vaktinde gelmek; (olumsuz) geç gelmek.
- ürgürmäkläš-: Yarışta koşmak.
- üriš-: Kabarmak, şişmek.
- ürk-: Korkmak, ürkmek.
- ürkün-: Korkmak, ürkmek.
- ürpär-: (Tüyler) diken diken olmak, ürpermek.
- ürt-: Zarflamak, örtmek, gizlemek, saklamak; aşağı basmak.
- ürtül-: Örtülü olmak, gizlenmiş olmak, sarmalanmış olmak; (bulutlar) bulutlanmak.
- ürtün-: Örtünmek, bürünmek.
- ürül-: Kabarmak, şişmek, şişirilmek, kabartılmak.
- ürüš-: Kabarmak, şişmek.
- üstä-: Eklemek, çoğaltmak, büyütmek.
- üstäl-: Artmak, çoğalmak, güçlenmek, kuvvetlenmek.
- üš- (1): (Yaylı matkap) ateş yakmak.
- üš- (2): Toplanmak, bir araya gelmek, üşmek, yerleşmek.
- üši-: Üşümek, donmak.
- üšün-: Toplanmak, konsantre olmak.
- üšüš-: Toplanmak, itişmek.
- üšüt- (1): Üşütmek, der Kälte aussetzen.
- üšüt- (2): Birleştirmek (?).
- üt-: Bağırmak, çağırmak, ötmek.
- ütlä-: Fikir vermek, öğüt vermek, ihtar etmek, öğretmek, tavsiye etmek; yalvarmak.
- ütlän-: Heyecanlı olmak, heyecanlanmak.
- ütläš-: Karşılıklı uyarmak, karşılıklı öğüt vermek.
- ütlätil-: Öğretilmek, ders verilmek.
- ütüglä-: Ütülemek.
- üvä-: Bastırmak, basmak; şişirmek; (ruhunu) çok çabalamak.
- üväl-: Sıkıntı basmak, sıkılmak; (bilgi ile) doldurulmuş olmak.
- üz- (1): Kesip koparmak, bölmek, ayırmak; yıkmak, yok etmek; söndürmek; kırmak; koparmak, yırtmak; dövmek, ezmek; vazgeçmek; (kanun) karar vermek.
- üz- (2): Yüzmek.
- üzlün-: Yok olmak, geçmek, sona ermek, bitmek, kırılmak.
- üzmälä-: Yırtıp ayırmak, koparmak, yıkmak, kökünü kazımak, çıkarmak.
- üzmälätdür-: Yok ettirmek.
- üznä-: İnkâr etmek, kabul etmemek, şiddetli bir şekilde tartışmak; ayaklanmak, baş kaldırmak, karşı koymak, direnmek.
- üztür-: Gidermek, (bir şeyden) vazgeçirmek, engellemek.
- üzül-: Kesilmek, koparılmak, kırılmak; bitirilmek, tükenmek, son bulmak; (umut) kaybetmek; çözülmek; yok edilmek.
- üzülüš-: Uzlaşmak, anlaşmak.
- üzüš- (1): Birbirini kesmek, karşılıklı kesişmek.
- üzüš- (2): Anlaşmak, uzlaşmak, söz birliği etmek.
V Harfi ile Başlayan Fiiller
- viveš-: (Birbirini) karşılıklı desteklemek, karşılıklı yardımlaşmak, korumak.
Y Harfi ile Başlayan Fiiller
- yad-: Yaymak, sermek, döşemek, (güneşlik) gererek açmak, (eller) germek, uzanmak; göstermek, ortaya koymak, izhar etmek, sudur etmek; (su) serpmek; (balık tutma sepeti) yaymak.
- yada-: Zayıf olmak, zayıflamak, zayıflamış olmak; yapamamak.
- yadıl-: Yayılmak, dağılmak, gezmeye çıkmak, uzanmak; tesis edilmiş olmak.
- yadın-: İtiraf etmek, açıkça söylemek, ifade etmek.
- y(a)dr(a)t-: Yere uzandırmak.
- yadtur-: Yaymak, yayarak duyurmak.
- yag- / y(a)g-: (Yağmur) yağmak.
- yaga-: Kurban etmek.
- yagıd-: Düşman olmak.
- yagıla-: Düşmanca davranmak; savaşmak, dövüşmek.
- yagılaš-: Birbirine düşman olmak, birbirine düşmanca davranmak.
- yagıt-: Yağdırmak.
- yagu-: Yaklaşmak.
- yagur-: Yaklaşmak.
- yagut-: Yaklaştırmak.
- yahšın-: İşlemeli olmak; (zırh, elbise vb.) giymek, örtünmüş olmak, omuzların üzerine atılmak.
- yak-: (1) Yanmak. (2) Yapışmak, yapışık kalmak; iliştirmek, tutturmak, koymak, uygulamak; donatmak, süslemek; ilgilenmek, önemsemek; barış sağlamak. (3) Yaklaşmak, yakınlaşmak; uymak, uygun olmak.
- yakar-: Yalvarmak, yalvarıp yakarmak.
- yakčır-: Yükselmek, havalanıp uçmak.
- yakčırt-: Uyandırmak, ayıltmak; uğramak, maruz kalmak.
- yakıl-: Yaklaştırılmak (?).
- yakılt-: Getirmek (?).
- yaktur-: Basmak, bastırmak, (baskıyı kâğıda) çıkarmak, baskı kütüğünü oydurmak, baskı kalıbına yazı oydurmak.
- yal-: Yanmak; ışıl ışıl gülümsemek.
- yala kod-: İftira atmak, iftiralar çıkarmak.
- yala ur-: Söylenti çıkarmak.
- yalala-: İtham etmek, yanlış yere suçlamak, söylenti çıkarmak.
- yalga- / y(a)lg(a)-: Okşamak, yalamak.
- yalgan-: (Dudak) yalamak.
- yalgantur-: İltifat etmek, gönlünü okşamak, kandırmak; (gerçek niyetini) göstermemek; yalatmak.
- yalgat-: Yalatmak.
- yalın-: Soymak.
- yalına- / yal(ı)na-: Parlamak, parıldamak, tutuşturmak, alevlenmek, ışıldamak.
- yalınat-: Parlatmak, alevlendirmek.
- yalınla-: Alevlenmek.
- yalk-: Aşağılamak, iğrenmek, tiksinmek.
- yalkık-: Hor görülmek.
- yaltrı-: Parlamak, ışıldamak, pırıldamak.
- yaltrıš-: Birlikte parlamak.
- yaltrıt-: Aydınlatmak, ışıklandırmak, parlatmak.
- yalvar-: Yalvarmak.
- yama-: Tamir etmek, onarmak, yama yapmak.
- yamıraš-: Buluşmak, rastlaşmak, bir araya gelmek; karışmak.
- yan-: (1) Dönmek, geri dönmek, geri gelmek; (bir yere) sapmak; uzaklaşmak; (inanç) sarsılmak. (2) Tehdit etmek.
- yanč-: Sıkıştırmak, ezmek, yok etmek, havanda dövmek.
- yančıl-: Ezilmek, (kaygıdan/üzüntüden) sıkılmış olmak.
- yančıš-: Birbirini ezmek.
- yantur-: Arkasını dönmek, alıkoymak; uzaklaşmak, terk etmek; çevirmek, döndürmek; geri döndürmek, iade etmek.
- yaŋıl-: Yanılmak, yolunu şaşırmak, yolunu yitirmek, aldanmak, hataya düşmek.
- yaŋıltur-: Aldatmak, kandırmak, baştan çıkarmak, şaşırtmak.
- yaŋkur-: Tınlamak, çınlamak.
- yaŋkurt-: Tınlatmak, tıngırdatmak; (müzik) işitilmek, tınlamak.
- y(a)ŋra-: Fısıldamak, mırıldanmak.
- yaŋša-: Gevezelik etmek, havadan sudan konuşmak.
- yaŋšaš-: Yansıtmak.
- yap- / y(a)p-: (1) Örtmek, kapamak; yapmak, yaratmak, inşa etmek. (2) Aylaklık etmek, dolaşmak, daire çizerek dönmek.
- yapıl-: Kapanmak, kilitlenmek.
- yapın-: (Eller) birleştirmek, (dudaklar) birbirini sıkmak.
- yapır-: Yıkmak, tahrip etmek, düzeltmek, düz hâle getirmek; örtmek, kapamak.
- yapıš-: Yapışmak, takılmak; bir yere takılıp kalmak.
- yapıšdur-: Sıkı sıkı sarılmak, bağlanmak.
- yaprıl-: Yapışmak, yapışkan olmak, takılmak.
- yapšın-: Sinmek, büzülüp saklanmak; yapışmak.
- yapšıntur-: Yapıştırmak.
- yapšur-: Bağlamak, tespit etmek, takmak, yerleştirmek, iliştirmek, üzerine yapıştırmak, asmak; yapışmak.
- yar- / y(a)r-: (1) Kırarak açmak, bıçakla açmak, kırmak, parçalamak; deşmek, söküp çıkarmak; bölmek; (sevgili) ayartmak; bildirmek, açığa vurmak, açıklamak, anlatmak. (2) Karar vermek.
- yara- / y(a)ra-: Uygun olmak, münasip olmak, yakışmak, yaramak, faydası olmak; başarılı olmak.
- yaran-: Hoşuna gideni aramak.
- yaraš- / y(a)raš-: Uymak, yakışmak, yaraşmak, uygun olmak, layık olmak; (ilaç) etkisini göstermek.
- yaraštur-: Uyum sağlamak; uyarlamak, uydurmak; hazırlamak.
- yarat- / y(a)rat- / y(a)r(a)t-: Hazırlamak, süslemek, bezemek, donatmak, kurmak, inşa etmek, yapmak, yaratmak, oluşturmak; düzeltmek.
- yaratdur-: Yaptırmak, hazırlatmak; tercüme ettirmek.
- yaratıl-: Hazır olmak, tedarikli olmak, donanmış olmak, yaratılmak, üretilmek.
- yaratın-: Süslenmek, hazırlanmak; bilgisi olmak; kendini (bir şeye) vakfetmek, çabalamak, aktif olmak.
- yaratındur-: Hazırlandırmak.
- yargašın-: Uygun olmak (?).
- yarıl-: Patlamak, yırtılmak, açılmak; (yara) yarılmak; parçalanmak; (elbise) delinmek; (çiçek) açılmak; ortaya çıkmak; (yürek) sızlamak.
- yarıš-: Bir şey için yarışmak.
- yarıšmalaš-: Karşılıklı savaşmak.
- y(a)rlıka- / yarlıka-: Buyurmak (yüksek seviyedeki birisi için); emir vermek; vaaz vermek; konuşmayı buyurmak; oturmak, bulunmak, olmak; acımak, merhamet etmek; (Nirvana’ya veya bir yere) gitmek, yönelmek.
- yarlıkat-: Göründürmek, görünmeye yönlendirmek.
- yarman-: Tırmanmak, yukarı tırmanmak, tepeye ulaşmak; sıkıca tutmak, sarılmak, kucaklamak; yapışmak.
- yarm(a)ntur-: Tırmandırmak.
- yarpad-: Güçlenmek, dinçleşmek.
- yarplaš-: Birlikte sağlamlaştırmak, birlikte kuvvetlendirmek.
- yarsı-: Aşağılamak, hakaret etmek; nefret etmek, iğrenmek, tiksinmek.
- yart-: Yazmak (?), kazımak (?).
- yaru- / y(a)ru-: Parlamak, parıldamak, ışık saçmak, ışıldamak; sevinmek.
- yarut- / y(a)rut-: Işıklandırmak; aydınlatmak, parlatmak, ışıtmak; propaganda yapmak.
- yarutıl-: Aydınlatılmak, parlatılmak.
- yarutuš-: Karşılıklı aydınlatmak, birbirini aydınlatmak.
- yas-: Bırakmak, salıvermek, (kanat) sermek.
- yasa-: İnşa etmek.
- yasaš-: Birlikte düzenlemek, düzene koymak.
- yasat-: İnşa ettirmek.
- yasta-: Yaslanmak.
- yastan- / yast(a)n-: Kendine yastık hazırlamak, dayanmak.
- yaš-: Saklanmak, gizlenmek, ortadan kaybolmak; çıkmak.
- yaša-: Yaşamak, … yaşında olmak; tadını çıkarmak.
- yašar-: Yeşermek, yeşillenmek, tazelemek.
- yašart-: Yeşertmek.
- yašat-: Yaşatmak.
- yašı-: Parlamak.
- yašına-: Şimşek çakmak, parlamak.
- yašınat-: Şimşek çaktırmak.
- yašu-: Parlamak, pırıldamak, ışık yaymak.
- yašur-: Gizlemek, saklamak.
- yašut-: Aydınlatmak, ışıtmak, parlatmak.
- yat-: Yatmak, uzanmak, geceyi geçirmek.
- yatgur-: Yatırmak, koymak.
- yatıka-: Uzak olmak, uzaklaşmak, yabancılaşmak.
- yatla-: Ayrılmak, sapmak.
- yatlan-: Büyü yapmak, sihir yapmak.
- yaval-: Huzurlu olmak, sakin olmak, yumuşak olmak, evcilleşmiş olmak, hayırsever olmak.
- yavaltur-: Yumuşatmak, disiplin altına almak, yola getirmek, yenmek, zaptetmek; zayıflatmak, hafifletmek; birinin dinini değiştirmek.
- yavızla-: Kınamak; kötü bulmak, kötümsemek.
- yavızlan-: Kendini kötü hissetmek.
- yavlaklan-: Kötülemek, kötü davranmak.
- yavrı-: Zayıf olmak, güçsüz olmak, zayıflamak.
- yavrıt-: Zayıflatmak.
- yay-: (1) Kovmak, sürükleyerek götürülmek, sürmek. (2) Yaymak (?).
- yayı-: Sarsmak, sallamak, silkelemek.
- yayıl-: Sallanmak, titremek, sarsılmak, heyecanlanmak.
- yayıt-: Sarsılmak, heyecanlandırılmak, hareket ettirilmek; dağılmak, yayılmak.
- yayka-: Sallamak, silkmek.
- yaykal-: Kıyıya çarparak kırılmak, sallanmak, titremek.
- yaykan-: Kıyıya çarparak kırılmak, coşmak, kaynamak, sallanmak, titremek.
- y(a)yl(a)-: Yazı geçirmek.
- yaz-: (1) Yanılmak, günah işlemek, hata yapmak, itaat etmemek, göz yummak. (2) Suda eritmek.
- yaza-: Düzeltmek.
- yazıl-: (Hastalık) geçmek, iyileşmek; rahatlamak, gevşemiş olmak; açılmak; eğlenmek.
- yazıltur-: Gerilimi almak, gevşetmek.
- yazın- / yaz(ı)n-: Günah işlemek, suç işlemek; cinsel suç işlemek.
- yazıš-: Birlikte kaçırmak, birlikte yolu şaşırtmak.
- yazokla-: Günah işlemek; günahları cezalandırmak.
- yänäläš-: Yenileşmek, yenilenmek.
- ye-: Yemek, yiyip bitirmek; tadını çıkarmak; tüketmek; yaşamak; (ilaç) almak; (kamçı vb.) yemek.
- yegäd-: Yenmek, daha üstün olmak, galip gelmek; başarmak, başarılı olmak, yücelmek, kutsanmak.
- yegäddür-: Daha iyi yapmak, övmek.
- yegädmäkläš-: Yarışmak.
- yeglä-: (Daha) iyi bulmak, tercih etmek.
- yegsä-: Yemek istemek.
- yelpi-: Yellemek, yelpazelemek.
- yeltir-: Esmek.
- yeltrit-: Estirmek, dalgalandırmak.
- yelvilä-: Büyü yapmak, sihir yapmak, büyülemek.
- yelvik-: Şeytana tutulmuş olmak, cinlenmiş olmak, büyülenmiş olmak.
- yemir-: Kırmak, ezmek, mahvetmek, yıkmak, paramparça etmek, doldurmak.
- yemril-: Yıkılmak, çökmek, devrilmek; tahrip edilmek; (buz) erimek.
- yemriltür-: Yıktırmak, çöktürmek.
- yemšä-: Otlamak, otlanmak.
- yeni-: Hafiflemek, hafif olmak.
- yeniglä-: Kötülemek, hakaret etmek, aşağılamak, değersiz görmek.
- yeŋištür-: Anlamı belirsiz.
- yerčilä-: İdare etmek, yönetmek, rehberlik etmek.
- yerčilät-: Rehberlik yaptırmak, rehberlik ettirmek.
- yerik-: Yerleşmek.
- yeril-: Parçalanmak; ayrılmak.
- yeriŋü-: Şikayet etmek, yakınmak; üzgün olmak, üzülmek, kederlenmek; duygulanmak.
- yerit-: Hor görülmek, küçümsenmek, aşağılanmak.
- yertür-: Nefret ettirmek.
- yeš-: Birbirini yemek, karşılıklı yemek, yiyişmek.
- yet-: Yetmek, yetişmek, erişmek, ulaşmak, arkasından yetişmek; tutmak, birdenbire almak.
- yetgür-: Eriştirmek, yetiştirmek, yardımda bulunmak; (sevap) bağışlamak.
- yetil-: Yenilmek; varmak, gelmek.
- yetiš-: Birlikte yetişmek, karşılıklı ulaşmak.
- yetür-: (1) Yedirmek, beslemek. (2) Ulaştırmak, yaklaştırmak.
- yev-: Donatmak, döşemek, vermek.
- yevät-: Donatılmak, süslenmek, teçhiz edilmek; donatmak, hazır hale getirmek.
- yevätür-: Donattırmak.
- yevil- / yev(i)l-: Donanmış olmak, donatılmak.
- yevin-: Donanmış olmak, donanmak.
- yıdı-: Pis kokmak, kokmak.
- yıdırkan-: Koklamak.
- yıdıška-: Koklamak, koklayarak algılamak, kokusundan tanımak.
- yıdıt-: Kokutmak.
- yıdla-: Koklamak.
- yıg-: Toplamak, biriktirmek, yığmak; göz önünde canlandırmak; (elbise) büzmek, drape etmek; (minder) katlamak; geri çekmek; istif etmek; kendini toplamak.
- yıgdur-: Yığdırmak, toplatmak.
- yıgıl-: Toplanmak, yığılmak, buluşmak, bir araya gelmek.
- yıgılıš-: Toplanmak, toplaşmak.
- yıgın-: Toplanmak, konsantre olmak; sakınmak, çekinmek, (dilini) tutmak; (yaka, elbise) kıvırmak.
- yıgıntur-: Yakayı geri attırmak, elbiseyi kıvırtmak; içtinap ettirmek.
- yıgla-: Ağlamak, inlemek, iç çekmek, hıçkırmak, feryat etmek.
- yıglamsın-: Ağlamayı ileri sürmek, yalandan ağlamak.
- yıglaš-: Ağlaşmak, birlikte ağlamak.
- yıglat-: Ağlatmak, feryat ettirmek.
- yıgrıl-: Bir araya sıkıştırılmak, kıvrılmak, üst üste yığılmak.
- yık-: Fırlatmak; yıkmak, bozmak, yok etmek.
- yılın-: Isınmak, ilgi duymak, istekli olmak, hevesli olmak.
- yılıt-: Isıtmak.
- yıltızlar-: Kök salmak, kökleşmek.
- yır-: Çekmek, koparmak, yırtıp ayırmak, parçalamak, sürüklemek.
- yırga-: Sevinmek, memnun olmak, hoşnut olmak.
- yırgan-: (Yer) titremek, sarsılmak.
- yırla-: Şarkı söylemek.
- yırt-: Yırtmak, parçalamak, parça parça etmek.
- yırtıl-: Yırtılmak, bölünmek, parça parça edilmek.
- yırtızka-: Kazmak, çapalamak, bellemek, kazımak.
- yıv-: Övmek, methetmek.
- yigil-: Sıkıştırılmak, yığılmak.
- yilin-: Yapışmak, yapışıp kalmak, yakalanmak, kapılmak.
- yilintür-: Yapıştırmak.
- yilkä-: Bulandırmak, karıştırmak.
- yinčir(i)l-: Eğilmek, reverans yapmak, secde etmek.
- yinčül-: Artmak.
- yinčür-: Eğilmek, reverans yapmak, secde etmek; çevirmek, yöneltmek; (bir şeye) yönelmek, kendini adamak.
- yint-: (1) Aramak. (2) Yenmek, galip gelmek, üstün olmak, daha iyi olmak.
- yintsik-: Bulunmak, keşfedilmek, erişilmek.
- yirägür-: Gevezelenmek, gevezelik etmek.
- yirü-: Çürümek, bozulmak; yok olmak.
- yišän-: İşemek, idrarını yapmak.
- yit-: Kaybolmak, ölmek, yok olmak.
- yitdür-: Kaybetmek, yitirmek; unutmak, unutturmak.
- y(i)tidil-: Bilenmek.
- y(i)tilän-: Keskin olmak, yakıcı olmak.
- yitin-: (Kendisi için) bırakmak.
- yitit-: Bilemek.
- yitlin-: Kaybolmak, geçip gitmek, yok olmak; yozlaşmak, dejenere olmak.
- yitlintür-: Yok etmek, kaybetmek.
- yitrül-: Kaybolmak.
- yittür-: Kaybetmek; ihmal etmek; çıkarmak; yok etmek; öldürmek.
- yitür-: Öldürmek; kaybetmek; düşürmek, boşuna sürdürmek, ulaşamamak.
- yod-: Silmek, çözülmek.
- yodul-: Bağlı olmak; lekelenmek.
- yodun-: Silmek.
- yogrul-: Çamurla birleşmek, yoğrulmak, hamur şekline girmek.
- yogučla-: Karşıya geçmek.
- yoguna-: Kalınlaşmak, yoğunlaşmak.
- yogunad-: Kalınlaşmak, yoğunlaşmak.
- yogur-: (1) Katetmek, geçmek, aşmak. (2) Yoğurmak, karıştırmak.
- yogurkan-: Şaşmak, hayret etmek.
- yokad-: Mahvolmak, yok olmak, azalmak, kaybolmak, çözülmek, geçip gitmek, ortadan kalkmak.
- yokadtur-: Öldürmek, yok etmek, yıkmak, öldürtmek, yok ettirmek.
- yokla-: (1) Artmak, çıkmak, yükselmek, tırmanmak, çoğalmak, büyümek, gelişmek. (2) Kaybetmek, kaçırmak.
- yoklan-: Üstüne tırmanıp çıkmak.
- yoklat-: (Yükseğe) kaldırmak, yükseltmek.
- yola-: Yola koyulmak, bir yerden geçip gitmek, gitmek.
- yolat-: Duymasını sağlamak, işittirmek.
- yolı-: Dönmek.
- yoluk-: Buluşmak, rastlamak, rast gelmek, karşılaşmak.
- yomdar-: Toplamak, birleştirmek, bir araya getirmek.
- yomıt- / yom(ı)t-: Toplanmak.
- yon-: Kesip parçalamak, doğramak; kesip koparmak, oymak; yontmak.
- yontdur-: Oymak.
- yoŋa-: Aşağılamak, hakaret etmek.
- yoŋaš-: Birbirini aşağılamak.
- yorı-: Gitmek, hareket etmek, adım atmak, yürümek; sürmek; (suda) bata çıka yürümek; yaşamak; davranmak, çalışmak, tatbik etmek; alıştırma yaparak ustalaşmak; (hukuka göre) geçerli olmak; tanınmak; çözülmek.
- yorıl-: (1) Gidilmek. (2) Yorulmak.
- yorıt-: Yürütmek, harekete geçirmek; (nasihat) vermek.
- yorıtıl-: Yürütülmek, ayak basılmak, itaat edilmek, uyulmak.
- yorıttur-: Yürüttürmek.
- yort-: Geçit töreni yapmak, yürütmek; yola çıkmak.
- yorttur-: Geçit töreni yaptırmak, yola çıkarmak.
- yošuk-: Yanıltılmak, yolu şaşırtılmak, akıl karıştırılmak.
- yov-: Hile yapmak, aldatmak, yanıltmak.
- yölä-: Dayamak, desteklemek, payandalamak, yardım etmek.
- yölämsin-: Destekliyor gibi davranmak, destekliyor gibi görünmek.
- yölän-: Dönmek; dayanmak, desteklenmek; yöneltim yapmak; (bir şeye) çare aramak.
- yöläš-: Dayanışmak.
- yöläštür-: Karşılaştırmak.
- yöläšür-: Karşılaştırmak, benzemek.
- yölät-: Desteklenmek.
- yör-: Yorumlamak, izah etmek, açıklamak, tefsir etmek; çözmek.
- yörgä-: Sarmak, etrafını sarmak, bürümek, bağlamak.
- yörgäl-: İçine sarılmak, dolanmak, bağlanmak, bağlı olmak; (ipek böceği) koza örmek.
- yörgältür-: Halkalandırmak, kıvrıltmak.
- yörgän-: Kıvranmak; sarılmış olmak.
- yörül-: Çözülmek.
- yu-: Yıkanmak, yıkamak, temizlemek.
- yublun-: (Saç şekli vb.) açılmak, çözülmek.
- yuk-: Yapışmak, yapışık kalmak, (başkasının malına) tecavüz etmek; arta kalmak.
- yuklun-: Artık olarak kalmak; kirlenmiş olmak.
- yukul-: Yapışmak, yapışıp kalmak, lekelenmek.
- yukur-: Üstüne leke sürmek, sürmek.
- yul-: Almak, satın almak, geri satın almak, kurtarmak, rehinden kurtarmak.
- yulı-: Soymak.
- yulun-: Çalınmak, alıp götürülmek; karşılaşmak, buluşmak.
- yum-: Kapatmak, kilitlemek.
- yumbur-: Yıkmak.
- yumgakla-: Hap yapmak, yuvarlak biçime koymak, yumaklamak.
- yumša-: Görevlendirmek; tahsis etmek, teslim etmek.
- yumšat-: (1) (Göreve) yollamak, görevlendirmek. (2) Yumuşatmak.
- yumul-: (Göz) kapanmak.
- yumur-: Hor bakmak; ezmek.
- yumurt-: Hor baktırmak.
- yumz[a]-: Anlamı bilinmiyor.
- yumzul-: (Bir şeye) sarılmak, bürünmek.
- yun-: Yıkanmak, temizlenmek, arınmak.
- yunčı-: Fenalaşmak, kötüleşmek.
- yuŋla-: Tüketmek, yemek, kullanmak, harcamak.
- yupan-: Gözünü yummak; gizlenmek, saklanmak.
- yupat-: Gizlenmek.
- yurčkula-: Anlamı bilinmiyor.
- yurtla-: Konmak, yerleşmek.
- yuš-: (Belirsiz okuma).
- yuv-: Yuvarlamak.
- yuvgad-: Husumet göstermek.
- [y]uvgala-: Ahlak ve edebe aykırı olarak muamelede bulunmak.
- yuvul-: Yuvarlanmak, aşağı düşmek.
- yuyul-: Kaldırılmak, arındırılmak.
- yüd-: Yüklemek, taşımak, nakletmek.
- yüdtür-: Yükletmek, vurdurmak.
- yüdün-: Yüklenmek.
- yüdür-: Yüklemek.
- yügärü bol-: Peyda olmak, belirmek, kendini göstermek, kavramak.
- yügärü kıl-: Ortaya koymak, meydana çıkarmak, izhar etmek, canlandırmak.
- yügür-: Koşmak, yürümek, gitmek; tesir etmek; aktif olmak; ileriye hareket etmek; kaçmak; akmak.
- yügürt-: Koşturmak, yürütmek; (ruh) dolaştırmak; yaymak.
- yügürüš-: Hep beraber koşmak, koşuşmak, yola koyulmak.
- yük-: Bayılmak.
- yüklä-: Yüklemek.
- yükül-: Yükselmek, daha yüksek olmak.
- yükün-: Eğilmek, reverans yapmak, hürmet etmek.
- yüküntür-: Hürmet ettirmek.
- yüküntürül-: Saygı gösterilmek, ağırlatılmış olmak.
- yüli-: Tıraş etmek.
- yülit-: Tıraş ettirmek, (saç, sakal) kesmek.
- yümčiklä-: Göz kırpmak.
- yüntüš-: Kavga etmek.
- yüntüt-: Yaralanmak.
- yüüzläntür-: Döndürmek.
- yüz-: Atış yapmak.
- yüzit-: Yüzdürmek.
- yüzlän-: Yüz çevirmek, yönelmek.
ž Harfi ile Başlayan Fiiller
- ženla-: Sıkıştırmak, ezmek, havanda dövmek
Bir Cevap Yazın