Eski Uygurcanın Fiilleri, a-z

A Harfi ile Başlayan Fiiller

Aç- / Ac-

  • Ača yada kıl- (açmak): Fikrini açmak, ayrıntılı ortaya koymak.
  • Ačı- (acımak / ekşimek): Ekşi olmak, mayalanmak.
  • Ačın- (acınmak): 1. Bakmak, tedarik etmek, geçimini sağlamak. 2. Elbiseyi kıvırmak, omuzu açmak. 3. Günahı itiraf etmek.
  • Ačıt- (acıtmak): Acıtmak, üzmek, kederlendirmek.
  • Ačur- (açırmak): Aç bırakmak.

Ad- / Ağ-

  • Ad-: 1. Aklı karışık olmak; 2. Değişmek.
  • Adak-: Sıkıntıya düşmek.
  • Adakla- (adaklamak): (Küçük çocuk) Yürümeye başlamak.
  • Adala-: Sıkıntıya düşmek.
  • Adaktur- / Adakkuz-: Sıkıntıya sokmak, tehlikeye atmak.
  • Adart-: Engel olmak, tehlikeye sokmak, zarar vermek.
  • Adır- (ayırmak): Ayırmak.
  • Adırtla-: Ayırt etmek, bölmek, analiz etmek.
  • Adın- (ayınmak): Ayılmak, aklı başına gelmek; şaşırmak, etkilenmek.
  • Adıntur-: Tesir etmek, hayrette bırakmak.
  • Adka- / Adkan-: Tutmak, yakalamak, algılamak.
  • Adkantur-: Yapıştırmak.
  • Adkaš-: Bağlanmış olmak.
  • Adokla-: Tuhaf bulmak.
  • Adrıš-: Birbirini öldürmek.
  • Adro- / Adrot- / Aduron-: İlerlemek / aştırmak / aşılmak.
  • Adutla-: Avuçlamak, elle kazımak.
  • Ag- (ağmak): Yukarı çıkmak, yükselmek.
  • Agazlan-: Nakledilmek.
  • Agdıl-: Yükseltilmek.
  • Agduk kıl- / Agdukla-: Yetkisiz gerçekleştirmek / yanlış saymak.
  • Agırla- (ağırlamak): Hürmetlerini sunmak, saygı göstermek.
  • Agıš-: Ayrılmak, değişik olmak.
  • Agıt-: (Gönlü) Ayırmak, değiştirmek.
  • Aglat-: Yalnız bırakmak.
  • Agna- (ağnamak): Yerde yatıp yuvarlanmak.
  • Agrıkan- (ağrıkanmak) / Agrın- (ağrınmak): Ağrıdan inlemek / endişelenmek, ağrı hissetmek.
  • Agtal- (ağtalmak): Aşağı düşmek, kendi etrafında fırıl fırıl dönmek.
  • Agtar- (aktarmak): Tercüme etmek, dönmek, alabora olmak.
  • Agtın- / Agtur-: Yukarı çıkmak / yükseltmek.
  • Aguk-: Zehirlenmek.
  • Agzan-: Ezbere okumak, söylemek.
  • Ağıtmak: Savurmak.

Ak- / Al-

  • Ak- (akmak): Akmak, dökülmek.
  • Akala- / Akalat-: Önceliğe sahip olmak / öncelik vermek.
  • Akıl- / Akıltur-: Dışarı akmak, yayılmak, yaşamak / boşaltmak.
  • Akıt-: Akıtmak, meydana çıkarmak.
  • Akla-: Nefret etmek, iğrenmek.
  • Akrušlan-: Konsantre olmak, meditasyon yapmak.
  • Al- (almak): Almak, çalmak.
  • Ala-: Koparmak, parçalamak.
  • Alalamak: Gizlemek.
  • Alakır-: Bağırmak, böğürmek.
  • Alaŋur- / Alaŋurt-: Güçsüz olmak / güçten düşürmek.
  • Alar-: Kamaşmak (göz).
  • Algasamak: Korkutmak, tedhiş etmek.
  • Alık-: Vahşi olmak.
  • Alıl-: Alınmak, elde edilmek.
  • Alıštur-: Çapraz tutmak.
  • Alk- / Alka-: Yok etmek, bitirmek / övmek, methetmek.
  • Alkan- / Alkat-: Övmek, lanet etmek / methedilmiş olmak.
  • Alkın-: Kaybolmak, bitmek, tükenmek.
  • Alŋad- / Alŋadtur-: Yenilmek / zayıflatmak.
  • Alŋu-: Gücü azalmak.
  • Alpırkan-: Çabalamak, zor bulmak, reddetmek.
  • Alplan-: Cesur olmak.
  • Alsık-: Soyulmak.
  • Alta- (aldatmak): Aldatmak, kandırmak.
  • Altız- / Altur-: Çaldırmak / temin ettirmek.
  • Alvır-: Delirmek, kafası karışık olmak.

Am- / An- / Ap- / Ar-

  • Amırt- / Amırtgur-: Barış sağlamak / rahatlatmak, sakinleştirmek.
  • Amra- / Amrakla-: Sevmek, istemek / cana yakın olmak.
  • Amran- / Amraš-: Sevmek / birbirini sevmek.
  • Amrat- / Amratıl-: Sevilmek.
  • Amrıl- / Amrıltur-: Durgun olmak, rahatlamak / huzura kavuşturmak.
  • Ančola- / Ančulat-: Armağan etmek, takdim etmek / kurban ettirmek.
  • Anıt-: Hatırlamak.
  • Antık- (ant içmek): Yemin etmek, tövbe etmek.
  • Anun- / Anut-: Hazır olmak / hazırlamak, yaratmak.
  • Anutul-: Hazırlanmak.
  • Apı- / Apın- / Apıt-: Korumak, savunmak / saklanmak / gizlemek.
  • Apılamak (apulamak): Okşamak.
  • Apışmak: (Hayvan için) Yorgunluktan bacaklarını ayırarak çöküvermek.
  • Abramak: Başarmak, bir işi becermek, zorluklarda yönetmek.
  • Ar-: 1. Aldatmak, kandırmak. 2. Yorulmak.
  • Arala- / Aralaš-: Ara vermek, azarlamak / birbirine mesafeli olmak.
  • Arı- / Arıl- / Arıla-: Temizlenmek, arınmak / aldatılmak / birinin lehine taraf tutmak.
  • Arıgla- / Arıglat-: Eğitim vermek, metni düzeltmek / yazdırtmak.
  • Arıt- (arıtmak) / Arıtın-: Temizlemek / yıkanmak.
  • Arkalaš- / Arkat-: (Özel fraksiyonlara) ayrılmak / araştırtmak.
  • Arkula-: Emretmek, karar vermek.
  • Arokla-: Dinlenmek, mola vermek.
  • Arsık-: Aldanmak, yanılmak.
  • Art- (artmak): Büyümek, çoğalmak; yüklemek.
  • Arta- / Artat-: Çökmek, yozlaşmak / yok etmek, yıkmak.
  • Artız-: Aldatılmak.
  • Artul- / Artutl[a]-: Yüklenmek / armağan etmek.
  • Arva-: Büyülemek, sihirlemek.

As- / Aş- / At-

  • As- (asmak): 1. Çoğaltmak, desteklemek. 2. Asmak, takmak.
  • Asgar-: Faiz getirmek.
  • Asılanmak: Faydalanmak (İntifa).
  • Asıl- / Asın-: Artmak, çoğalmak / giyinmek, takmak.
  • Asıra- (asramak): Bakmak, geçimini sağlamak, korumak.
  • Astur- / Asut-: Çoğalttırmak / astırmak.
  • Aš- (aşmak): Aşmak, karşı tarafa geçmek, üstün olmak.
  • Aša- / Ašan- / Ašat-: Yemek, tadını çıkarmak / tüketmek / yedirmek.
  • Ašaklaš-: Birbirini hor görmek.
  • Ašgın-: Yıpratılmak, tahrip olmak.
  • Ašlaš-: Birbirine bağlı olmak.
  • Ašrıl-: Karşı tarafa taşınmak.
  • Ašuk-: Sabırsız olmak, acele etmek.
  • Ašun- / Ašur-: Üstün olmak / ulaştırmak.
  • At- (atmak): Atmak, fırlatmak; pamuk ditmek.
  • Ata- (atamak): Çağırmak, adlandırmak.
  • Atadur- / Atal- / Atan-: Çağırtmak / adlandırılmak / atanmak.
  • Atık- / Atıkımsın-: Ünlü olmak / kendini ünlü gibi göstermek.
  • Atla- / Atlan- / Atlantur-: Ata binmek, rühmetmek / binmek / bindirmek.

Av- / Ay- / Az-

  • Av- / Avı- (avmak): Birinin etrafında toplanmak, kuşatmak.
  • Avın- / Avıt- / Avıtıl-: Neşeli olmak / avutmak, teselli etmek / şımartılmak.
  • Avla- (avlamak): Avlamak, etrafını çevirmek.
  • Ay- (aymak): Emretmek, konuşmak, bildirmek.
  • Aya- / Ayal- / Ayan-: Hürmetlerini sunmak / saygı gösterilmek / sayılmak.
  • Ayančaŋlan-: Derin saygı içinde olmak.
  • Ayaš- / Ayat-: Birbirine değer vermek / saygı göstertmek.
  • Ayıglaš-: Birbirine hakaret etmek.
  • Ayın- (ayınmak): Korkmak, utanmak, ürkmek.
  • Ayıt- (ayıtmak): Sormak, danışmak.
  • Aykır- (aykırmak): Sevinçle bağırmak, alkışlamak.
  • Aytıš- (atışmak / aytışmak): Birbirine sormak, karşılıklı tartışmak.
  • Az- (azmak): Yolunu kaybetmek, yanılmak.
  • Azgur- (azgırmak): Baştan çıkarmak, kandırmak.
  • Azıt- / Azıttur-: Şaşırtmak, aklını karıştırmak.
  • Azlan- (azlanmak): Özlemle istemek, açgözlü olmak, cimri olmak.
  • Azlantur-: İstemeye teşvik etmek.
  • Azu-: Daha az olmak, azalmak.

B Harfi ile Başlayan Fiiller

Ba / Bä / Be:

  • Ba-: Bağlamak, zincirlemek, zincire vurmak, sınır çekmek, büyü yapmak, saptamak.
  • Bača- (Baça-): Oruç tutmak, perhiz etmek.
  • Bačat-: Oruç tutturmak.
  • Bagdašın-: Bağdaş kurarak oturmak (nilüfer oturuşu).
  • Bagla-: Bağlamak, destelemek, demetlemek.
  • Baglal-: Bağlanmak, bağlı olmak.
  • Baglat-: Bağlatmak.
  • Bagragur-: Agresif olmak, kibirli, gururlu veya mağrur olmak.
  • Bagšal-: Mağrur olmak, vakur olmak.
  • Bak-: Bakmak, görmek, huzursuz bakmak.
  • Bakın-: Seyretmek, bakmak, bakınmak.
  • Bakıt-: Baktırmak.
  • Baktokla-: Yoğun bakmak, aramak.
  • Bal-: Dolanmak, bağlanmak, bağlı veya zincirli olmak, sağlamlaşmak.
  • Balık- / Bal(ı)k-: Yaralanmak.
  • Baltur-: Yetişmek, büyümek.
  • Balturt-: Büyütmek, beslemek, bakmak.
  • Ban-: Toplanmak, özetlenmek.
  • Bar- / B(a)r-: Gitmek, yerinden oynamak, ilerlemek, (bir varlık şekline) ulaşmak, yola çıkmak, dönmek, ölmek, varmak.
  • Barıl-: Ayak basılmak.
  • Barıgsa-: Gitmek istemek.
  • Barın-: Dışarı akmak, akıp gitmek.
  • Barıš-: Birlikte gitmek.
  • Bas-: Sık(ıştır)mak, basmak, hüküm sürmek, baskı altında tutmak, boyunduruğu altına almak, yenmek.
  • Basık-: Basılmak, ezilmek, yenilmek, bastırılmak.
  • Basıl-: Dökülmek, basılmak.
  • Basın- / B(a)sın-: Sık(ıştır)mak, basmak, çalmak, (mallara) el koymak, haczetmek, ezmek, batmak.
  • Basındur-: Basılmak, sıkıştırılmak, ezilmek, baskı altında tutulmak, zulmedilmek, kendini alçaltmak.
  • Basınıš-: Karşılıklı bastırmak.
  • Basıš-: Üstünlük sağlamak için savaşmak, rekabet etmek.
  • Basıt-: Basılmak, ezilmek, yenilmek, bastırılmak, (hastalığa) müptela olmak, tutulmak.
  • Basıtıl-: (Bir hastalığa) yakalanmak, (acıya) maruz kalmak, bastırılmak, saldırılmak, ezilmek.
  • Bastık-: Bastırılmak, zapt edilmek.
  • Basutla-: Yardım etmek, desteklemek.
  • Bašgar-: Tamamlamak, yapıp bitirmek, işlemek, çalışmak.
  • Bašla-: İdare etmek, yönetmek, hükmetmek, başlamak, (bir eve/bütçeye) sorumlu olmak.
  • Bašlan-: Hükmetmek, yönetmek, başlamak.
  • Bat-: Batmak, dejenere olmak, son derece üzüntülü olmak, cesaretini kaybetmek, (güneş) batmak, gözden kaybolmak.
  • Batıglan-: Sıçmak, dışkılamak.
  • Batık-: Batmak.
  • Batıl-: Batmış olmak, batırılmak.
  • Batılın-: Dalmak, batmak.
  • Batur-: Batırmak, (toprağa) batırmak, gizlemek, saklamak.
  • Bayu-: Zenginleşmek, zengin olmak.
  • Bädizä-: Resim yapmak, renklerle süslemek, resim çizmek.
  • Bädizäl-: Resimlerle süslenilmek.
  • Bädizän-: Süslenmek.
  • Bädizät-: Resim yaptırmak, resim çizdirmek.
  • Bädizlä-: Bunt schimmern (renkli ışık saçmak), bir süs olmak.
  • Bädü-: Artmak, çoğalmak.
  • Bädüklän-: Kuvvetli olmak, kudretli olmak, kendini güçlü sanmak.
  • Bägädmäk (Bägäd-): Bey olarak hüküm sürmek, iktidar/güç sahibi olmak.
  • Bägimsin-: Kendini bir bey olarak görmek, bey olarak ortaya çıkmak.
  • Bäglä-: Bey olarak hüküm sürmek.
  • Bäglän-: Evlenmek.
  • Bäklä- / B(ä)klä-: Kilitlemek, kapamak, bağlamak, saklamak, korumak, gömmek, (tarla) nadasa bırakmak, bütmek.
  • B(ä)kläl-: Kapalı olmak, tutuklu olmak, bağlanmak.
  • B(ä)klän- / Bäklän-: Kapanmak, kilitlenmek, sınırlandırılmak, gömülmek.
  • Bäklät-: (Bir yere) kapattırmak, hapishaneye atmak, kapamak, kilitletmek.
  • B(ä)kü-: Sağlamlaştırmak, bağlamak, sağlam olmak.
  • B(ä)küt-: Sağlamlaştırmak.
  • Bälgülä- / B(ä)lgülä-: Açıklamak, göz önüne getirmek, işaret etmek, yol işareti yapmak, görünmek.
  • B(ä)lgür- / Bälgür-: Kendini göstermek, görünmek, belirmek, dönüşmek, ortaya çıkmak.
  • B(ä)lgürt-: Yaratmak, vücuda getirmek, belirtmek, meydana çıkarmak, göstermek.
  • Bäliŋlä-: Dehşet içinde kalmak, ürkmek, korkmak, endişeli olmak.
  • Bärgäk-: Dövülmek, sopa atılmak.
  • Bärt- / B(ä)rt-: Yaralamak, incitmek, kırmak.
  • Bärtin-: Yaralanmak.
  • Bäz-: Titremek, sallanmak, korkmak, ürkmek.
  • Bäzä-: Süslemek, bezemek, parlatmak, resim yapmak.
  • Ber-: Vermek, feda etmek, bağışlamak, ödemek, kurban etmek.
  • Berin-: (Göğse) dövünmek.

Bı / Bi:

  • Bıč-: Kesmek, biçmek, koparmak, hasat etmek, öldürmek.
  • Bıčıl-: Kesip koparılmak, kesilmek, biçilmek.
  • Bıčıš-: Birbirini kesmek, kesişmek.
  • Bıčtur-: Kesip ayırttırmak, kestirmek.
  • Bımsıra- / Bırtın-: Sınıflamama eylemi gerçekleştirmek.
  • Bınık-: Sıhhati yerinde olmak, iyileşmek.
  • Bıš-: (Manevi/zihinsel olarak) olgunlaşmak, pişmek.
  • Bıšgur-: Pişirmek, birine bir şey öğretmek.
  • Bıšıl- (Bišil-): Düşünmek, düşünceye dalmak, ilgi duymak, mülahaza etmek.
  • Bıšrun-: Uygarlaştırmak, meditasyonla ustalaşmak, uygulamak.
  • Bıšruntur-: Alıştırma yaptırarak ustalaştırmak, olgunlaştırmak.
  • Bıšrunul-: Alıştırılmak, uygulanmak.
  • Bıšur-: Olgunluğa getirmek, pişirmek, (zehri) zararsız hâle getirmek, mükemmelleştirmek, hazmetmek.
  • Bidi-: (Anlamı belirsiz bir eylem).
  • Bil-: Bilmek, anlamak, kavramak, iyi bilmek, kabul etmek, tecrübe etmek.
  • Bilä-: Bilemek.
  • Bilil-: Tanınmış olmak, açık olmak, anlaşılır olmak, bilinmek.
  • Bilin-: (Suçu) kabul etmek, günah çıkartmak, itiraf etmek, bilinçlenmek.
  • Biliš-: Tanışmak, birbirini tanımak/bilmek.
  • Bilsik-: Bilinmiş olmak, tanınmış olmak.
  • Biltiz-: Farkına varılmak, kendini tanıtmak.
  • Biltür-: Öğretmek, haber vermek, bildirmek, göstermek, anlatmak.
  • Birgärt-: Birleştirmek, bir araya getirmek, toplamak, derlemek, (savaşa) girmek.
  • Birik-: (Bir şeyle) birleşmek, bir olmak, mutabık olmak, (biriyle) arası iyi olmak.
  • Birküt-: Bir araya getirmek.
  • Biti-: Yazmak, yazı ile doldurmak, kopya etmek, dövme yapmak.
  • Bitimsin-: Yazıyormuş gibi yapmak.
  • Bitit-: Kopya ettirmek.
  • Bititdür-: Kopya ettirtmek, yazdırtmak.

Bo / Bö:

  • Bodla-: Enine boyuna bakmak, incelemek.
  • Bodu-: Boyamak, çivilemek, mıhlamak, saplamak, sokmak.
  • Boduk-: Angaje olmak, kendini vermiş olmak.
  • Bodul-: Yapışmak, bağlı olmak, şehvetli olmak, lekelenmek.
  • Bodultur-: Yapıştırmak.
  • Bog-: Boğazını sıkarak öldürmek, boğmak, kaybolmak, görünmez olmak.
  • Bogul-: Engellenmek, aganta edilmek.
  • Bogun-: Boğulmak, boğarak öldürülmek.
  • Bok-: (Otururken) bacaklarını bağdaş kurmak, sakin olmak/sakinleşmek.
  • Bokoklan-: Tomurcuklanmak.
  • Bokur-: Dizginlemek, yenmek, eğitmek, terbiye etmek, azaltmak, eksiltmek.
  • Bol-: Olmak, var olmak, görünmek, ortaya çıkmak, (yönelme hâliyle) ait olmak.
  • Boltur-: Meydana çıkarmak, üretmek.
  • Boluš-: Bir araya gelmek, buluşmak.
  • Bošgun-: Öğrenmek.
  • Bošgur-: Öğretmek.
  • Bošlun-: Doğurmak.
  • Bošu-: Müsaade etmek, izin vermek, serbest bırakmak, affetmek, kurtarmak.
  • Bošul-: Doğurmak.
  • Bošun-: Kurtulmak, affedilmek, bağışlanmak.
  • Bošur-: (Birini) kurtarmak, özgür yapmak, serbest bırakmak.
  • Bošut-: Bırakmak, vazgeçmek.
  • Botola-: Deve yavrusu doğurmak.
  • Bozar-: Grileşmek.
  • Bozla-: (Deve) böğürmek.
  • Bög-: Yığmak, biriktirmek.
  • Bök-: Dönüştürmek, hesaplamak, saymak, doyurmak, yedirip içirmek.
  • Bökün-: Derin düşünmek, düşünceye dalmak, konsantre olmak, algılamak.
  • Bökür-: Doyurmak.
  • Böl-: Bölmek, parçalamak, ayırmak, dağıtmak.
  • Bölül-: Bölünmek.
  • Bölün-: Bölünmek, parçalanmak, bölümlere ayrılmak.
  • Bös-: (Manası belirsiz eylem).

Bu / Bü:

  • Bud-: Donmak, soğuktan donmak.
  • Bugra-: Yapmak, üretmek.
  • Bukagula-: Zincire vurmak, zincirlemek, hapsetmek.
  • Bul-: Bulmak, almak, kazanmak, elde etmek, ulaşmak, erişmek.
  • Bulga-: Altüst etmek, şaşırtmak, rahatsız etmek, karıştırmak, çalkalamak.
  • Bulgal-: Kafası karışmak, şaşkına dönmek.
  • Bulgalıš-: Birbirine karışmak.
  • Bulgan-: Şaşkın olmak, kederlenmek, heyecanlanmak, telaşa düşmek, sarsılmak, bulanmak.
  • Bulgantur-: Şaşırtmak, karıştırmak.
  • Bulgaš-: (Bir şeyle) lekelenmiş olmak, karışıklık içinde olmak, karmakarışık olmak.
  • Bulgat-: Karıştırmak, kafası karışık olmak.
  • Bulgatıl-: Şaşırtılmak, kafası karıştırılmak.
  • Bultuk-: Mevcut olmak, bulunmak.
  • Bultur-: Buldurmak, kazandırmak, ulaştırmak.
  • Bulul-: Bulunmak, ulaşılmak, kazanılmak.
  • Buluna-: Esir almak, tutmak.
  • Bur-: Buharlaştırmak, buhar çıkarmak, güzel kokmak.
  • Burčın-: Şaşkın olma, şok olma, karışma.
  • Burčıntur-: Acı çektirmek, eziyet çektirmek, kışkırtmak, şaşkına çevirmek.
  • Burtar-: Mırıldanmak, homurdanmak, birini üzmek/kızdırmak.
  • Buruk-: Bir araya sıkıştırılmak.
  • Busan-: Üzülmek, tasalanmak, endişelenmek, kederlenmek.
  • Busantur-: Üzmek, endişelendirmek, canını sıkmak.
  • Busar-: Bulutlanmak.
  • Busurkan-: Endişelenmek, tasalanmak, üzüntü çekmek.
  • Buš-: (Nefes) tıkanmak, kafası karışık olmak, telaşa düşmek.
  • Bušrul-: Yıkık olmak, umutsuz olmak, sıkıntı basmış olmak, eziyet edilmek.
  • Bušur-: Üzmek.
  • Butarla-: Yırtıp koparmak, parçalamak, (orduyu) yok etmek.
  • Butarlaš-: Birbirini koparmak, birbirini parçalamak.
  • Butıklan-: Dallanmak.
  • Butla-: (Bacaklar ile nehre) dokunmak, ulaşmak.
  • Buyanla-: Sevap devretmek, hayır işinde bulunmak.
  • Buyanlan-: Sevaplı olmak.
  • Buyur-: Emretmek, buyurmak.
  • Buz-: Yırtıp koparmak, yok etmek, yıkmak, bozmak, çürütmek.
  • Buzdur-: Tahrip ettirmek, yok ettirmek.
  • Buzul-: Geçmek, yok olmak, bozulmak, mahvolmak, yıkılmak.
  • Büdi-: Dans etmek, jest yapmak.
  • Büdit-: Dans ettirmek.
  • Bügülä-: Bilge olmak, bilgece konuşmak.
  • Bügülän-: Büyüyle uğraşmak, büyülemek, tabiatüstü güç göstermek.
  • Bük-: Eğmek, bükmek, antipati duymak, korkmak.
  • Büklün-: Bükülmek, eğilmek, iki büklüm olmak.
  • Bükrül-: Eğilmiş olmak, bükülmek.
  • Bükrüldür-: Eğmek, bükmek.
  • Büksül-: Yırtılmak, (kalp) kırılmak, dejenere olmak.
  • Bükür-: (Suyla) ıslatmak, üzerine su serpmek.
  • Bür-: Uygulamak (?).
  • Bürit- (Bürt-): Dokunmama/Dokunmak.
  • Bürkir-: Buhar çıkarmak.
  • Bürt-: Dokunmak, değmek, ele almak.
  • Bürtül-: Dokunulmak.
  • Bürtüš-: Birbirine dokunmak, temas kurmak.
  • Bürün-: Örtünmek, bürünmek.
  • Bürür-: İple bağlamak (?).
  • Büt-: Bitmek, tatmin olmak, tamamlanmak, gerçekleşmek, gelişip büyümek, olgunlaşmak.
  • Bütkär-: Bitirmek.
  • Bütür-: Tamamlamak, bitirmek, yerine getirmek, gerçekleştirmek, üretmek, tedavi etmek.
  • Bütürt-: Bitirtmek, tamamlatmak.
  • Bütürül-: Uygulanmak, yürütülmek, bitirilmek.
  • Büzäl-: Toplanmak, bir araya gelmek, büzülmek.

Ç Harfi ile Başlayan Fiiller

  • Çagıla- (Čagıla-): (Nehir, dere, çay vb. için) Çağlamak, şırıldamak, şarıldamak.
  • Çahşa- (Čahša-): (Zincir, kolye vb. için) Şakırdamak.
  • Çahşaş- (Čahšaš-): (Zincir, kolye vb. için) Şakırdamak.
  • Çak- (Čak-): Vurmak, çarpmak.
  • Çal- (Čal-): Vurmak, atmak, vücuduyla yere düşmek, eğilmek.
  • Çalran- (Čalran-): Takırdamak, şakırdamak.
  • Çalsık- (Čalsık-): Vurulmak.
  • Çamla- (Čamla-): İtiraz etmek, tartışmak, davalı olmak, kavga etmek, dava etmek.
  • Çap- / Ç(a)p- (Čap-): Vurmak, dövmek, (giyim, minder vb.) vurarak tozunu çıkarmak, (kuş) dalmak, baskınla girmek.
  • Çaptur- (Čaptur-): Aşındırmak.
  • Çarla- (Čarla-): Hıçkırarak ağlamak.
  • Çarlat- (Čarlat-): Hıçkırarak ağlatmak, bağırtmak.
  • Çaşkhar- (Čašgar-): (Elleri) Çaprazlamak, kavuşturmak (?).
  • Çaştur- (Čašur-): İftira atmak, kara sürmek, iftira etmek.
  • Çavık- (Čavık-): Şöhretli olmak, ünlü olmak.
  • Çavla- (Čavla-): Övmek, methetmek.
  • Çavlaş- (Čavlaš-): Birbirleriyle tanıştırmak, (bir şeyi) birbirine bildirmek.
  • Çavlat- (Čavlat-): Övdürmek, methettirmek, hürmet ettirmek, saydırmak.
  • Çeçeklen- (Čäčäklän-): Çiçeklenmek, çiçek açmak, çiçek vermek.
  • Çelk- (Čälk-): Yolu tarif etmek, yol göstermek, kılavuzluk etmek (?).
  • Çengeş- (Čärgäš-): Savaşmak, kavga etmek, savaş kargaşasında bulunmak, tartışmak.
  • Çengla- (Čeŋla-): Çağırmak, davet etmek.
  • Çerlet- (Čärlät-): Yaralamak.
  • Çıç- (Čıč-): Batmak, dinlenmek.
  • Çığ- (Čıg-): Aganta etmek, sıkı bağlamak.
  • Çığru- (Čıgru-): Aşağı basılmak, çiğnenmek.
  • Çıkanlaş- (Čıkanlaš-): Birbirine kuzen gibi davranmak.
  • Çıkra- (Čıkra-): Gıcırdamak, çatırdamak, bağırmak, seslenmek.
  • Çıkrat- (Čıkrat-): (Dişleriyle) Gıcırdatmak, bağırmak.
  • Çılga- (Čılga-): Uyandırmak, tahrik etmek (?).
  • Çımat- (Čımat-): Sinirlenmek, öfkelenmek.
  • Çımgılaş- (Čımgılaš-): (Vücutta) Karınca gibi uyuşmak, gıdıklamak.
  • Çımkı- (Čımkı-): Püre yapmak, ezerek parçalamak.
  • Çınu- (Čınu-): Araştırmak, iyice araştırıp meydana çıkarmak, bir işin aslını aramak.
  • Çıngı- (Čıŋı-): Şaşırmak.
  • Çırına- (Čırına-): Ötmek, cıvıldamak, gürültü yapmak (kuşlar).
  • Çıvşa- (Čıvša-): Asitli olmak, fermante etmek, mayalamak, fıkırdamak.
  • Çız- (Čız-): Çizmek (çizgi çekmek), taslak çizmek, taslağını yapmak, yazmak, kaleme almak.
  • Çızdur- (Čızdur-): Çizdirmek.
  • Çızın- (Čızın-): Yazmak, not etmek.
  • Çigil- (Čigil-): Engellenmek, aganta edilmek.
  • Çigine- (Čiginä- / Čig[i]nä-): Altın iplikle işlemek.
  • Çile- (Čilä-): Nemli olmak, nemlendirmek, ıslatmak.
  • Çilet- (Čilät-): Yayılmak.
  • Çilte- (Čiltä-): Hürmet göstermek, saygı göstermek.
  • Çilteş- (Čiltäš-): Birbirini saymak, birbirine hürmet etmek, birbirine değer vermek.
  • Çing bol- (Čiŋ bol-): Buğulanmak.
  • Çingla- (Čiŋla-): Demlemek, hafif ateşte pişirmek.
  • Ço- (Čo-): Isınmak, ızdırap çekmek, acı çektirmek.
  • Çoğıla- (Čogıla-): Bağırmak, seslenmek.
  • Çoğılaş- (Čogılaš-): Tınlamak, gürültü yapmak, şamata yapmak.
  • Çoğla- (Čogla-): Işıldamak.
  • Çoğlan- (Čoglan-): Parıldamak, parlamak, ışıldamak, ışın yaymak.
  • Çoğlandur- (Čoglandur-): Parıldattırmak, ışıldattırmak, parlatmak.
  • Çok- (Čok-): Vurmak, öldürmek.
  • Çokra- (Čokra-): Fokur fokur kaynamak, yavaş yavaş yakmak, fışkırmak.
  • Çokrat- (Čokrat-): Pişirmek, kaynatmak, haşlamak.
  • Çol- (Čol-): Kurumak, suyu çekilmek, ısıdan alazlanmak, ısıtılmak.
  • Çom- (Čom-): Batmak, dalmak, suya gömülmek.
  • Çomrul- (Čomrul-): Batmak, suya gömülmek.
  • Çomuk- (Čomuk-): Batmak, içine düşmek.
  • Çomur- (Čomur-): Daldırmak, batırmak.
  • Çon- (Čon-): Eziyet çekmek, tövbe etmek, ızdırap çekmek, sıkıntısını çekmek, eziyet edilmiş olmak.
  • Çoşul- (Čošul-): Aşağı düşmek, batmak, dalmak, yere inmek.
  • Çök- (Čök-): Yere düşmüş olmak, çökmek, yılmak, ümitsizliğe düşmek, (cesaretini) kaybetmek.
  • Çökit- (Čökit- / Čöküt-): Diz çökmek, (dizleri) bükmek.
  • Çökle- (Čöklä-): Kurban etmek.
  • Çökür- (Čökür-): (Cesaretini) kaybettirmek.
  • Çöpdiked- (Čöpdikäd-): Bulanmak.
  • Çözül- (Čözül-): Ayrılmak, dağılmak.
  • Çu- (Ču-): Bağlamak.
  • Çuğla- (Čugla-): Bağlamak, destelemek, paketlemek.
  • Çuğlat- (Čuglat-): Toplatmak, bir araya getirtmek.
  • Çuk- (Čuk-): Yaralanmak.
  • Çul- (Čul-): Acı çektirilmek, eziyet edilmek.

Ä Harfi ile Başlayan Fiiller

  • Äčil-: İçilmek (?).
  • Ädäd-: Gelişmek, verimli olmak.
  • Ädädtür-: Geliştirmek.
  • Ädärtä-: (Bir eyer) takmak, eyerlemek.
  • Ädgülä-: Uygun/haklı bulmak, çok saymak.
  • Ädgüläš-: Arkadaş olmak, dostluk kurmak.
  • Ädgür-: Sağlığı yerinde olmak (genellikle ädgür- bınık- ikilemesinde geçer).
  • Ädgürt-: Sağlıklı yapmak.
  • Ädik-: Değer verilmek, saygı gösterilmek.
  • Ädirkä-: Önemli saymak (?).
  • Ädkär-: Dikkat etmek, sakınmak.
  • Ädlä-: Sahip çıkmak, işe almak, çabalamak, ekip biçmek.
  • Ägir-: Eğirmek, (ip) örmek, bağlamak, sıkıştırmak, kuşatmak.
  • Ägirt-: (Bir şeye) karıştırılmış olmak, etrafı sarılmış olmak, (acıya vs.) uğramak.
  • Ägrigläš-: Birbirinin etrafında dönmek.
  • Ägrik-: Sıkıştırılmış olmak, (bir şeye) karıştırılmak, bağlanmak, agresif olmak.
  • Ägril-: Eğilmiş olmak, bükülmüş olmak.
  • Ägsü-: Daha az olmak, azalmak, eksilmek, zarar görmek.
  • Ägsüt-: Eksiltmek, azaltmak.
  • Älä-: Sakin olmak.
  • Älgä-: Elekten geçirmek, elemek.
  • Ämgäklän-: Ayaklanmak, karşı koymak, direnmek.
  • Ämgäksin-: Eziyet saymak, eziyetli olarak görmek.
  • Ämgän-: Acı çekmek, acı duymak, kendini üzmek, yorulmak, çabalamak, zahmet çekmek, yüksünmek.
  • Ämgät-: Acı çektirmek, eziyet etmek, zarar vermek, rahatsız/taciz etmek.
  • Ämgätiš-: Birbirine eziyet etmek, birbirine acı vermek.
  • Ämgätür-: Teşvik etmek, çabalattırmak, gayret ettirmek.
  • Ämirkäš-: Kaşınmak, gidişmek; (zevkten ve mutluluktan) içi titremek.
  • Ämiš-: Emerek boşaltmak.
  • Ämit-: Dengeyi kaybetmek, yere düşmek.
  • Ämiz-: Emzirmek.
  • Ämlä-: Tedavi etmek, şifa vermek, sağaltmak, (ilaç) içirmek.
  • Ämlät-: Tedavi ettirmek, iyi ettirmek.
  • Ämri-: Sarsılmak, titremek.
  • Ämsi-: Zehirli olmak (?).
  • Ämtär-: Yöneltmek.
  • Äŋ- (1): Bükmek; döndürmek.
  • Äŋ- (2): Korkmak, dehşete düşmek, ürkmek, endişelenmek, rahatsız olmak, şaşırmak.
  • Äŋän-: Sahip çıkmak, sahiplenmek.
  • Äŋil-: Eğilmek, bükülmek, öne doğru eğilerek selam vermek.
  • Äŋiš-: Eğilmek, öne doğru eğilerek selam vermek.
  • Äŋit-: Öne doğru eğilerek selam vermek, birinin huzurunda eğilmek.
  • Äŋittür-: Önünde eğilerek selam verdirmek, eğilmeye teşvik etmek.
  • Äŋlä-: (Ganimetin, avın vb.) yolunu gözlemek, peşinden gitmek, araştırmak.
  • Är-: Olmak, var olmak, bulunmak, mevcut olmak, yaşamak, meydana gelmek; (yardımcı fiil olarak) her zaman/sürekli yapmak.
  • Ärin-: Tembel olmak, gayretsiz olmak, yorulmak, tembelleşmek.
  • Ärkä-: (Sihirli güç ile) ortaya çıkarmak, vücuda getirmek, meydana çıkarmak.
  • Ärkäčlän-: Dalgalanmak, dalga dalga yayılmak, çalkantılı olmak, coşmak, (suda) sürüklenmek, (mecazi) heyecanlı olmak.
  • Ärkäčläntür-: Kabartmak.
  • Ärksin-: Hüküm sürmek, egemen olmak, hâkim olmak, yönetmek, sahip olmak, kontrol etmek, etkilemek.
  • Ärksinimsin-: Egemen olmayı ileri sürmek.
  • Ärksintür- / Ärksit-: Etki yapmasına izin vermek.
  • Ärlä-: Mert olmak, mertçe davranmak.
  • Ärmägür-: Gayretsiz olmak, tembel olmak, üşengeç olmak, gücünü kaybetmek.
  • Ärt-: İçinden gitmek, aşmak, üzerinden geçmek; uzaklaşmak, kaybolmak; (kanunu) ihlal etmek, (günah) işlemek; ölmek, vefat etmek.
  • Ärtür-: Öldürmek (genellikle ärtür- alk- yokadtur- yapısıyla geçer).
  • Ärü-: Erimek, çözülmek, sıvılaşmak; (hastalıktan) eriyip gitmek, acı çekmek.
  • Äs-: Esmek.
  • Äsirkä-: Yerinmek, yas tutmak, kederlenmek, ardından üzülmek; cimrilik etmek, esirgemek; endişelenmek, korkmak.
  • Äsirkiš-: Birlikte endişe etmek.
  • Äskir-: Eskimek, çürümek, yıpranmak; yok olmak.
  • Äsnä-: Esmek; esnemek.
  • Äsnät-: Estirmek.
  • Äsriŋür-: Renklenmek, bunte Farbe annehmen.
  • Äsür-: Sarhoş olmak, mest olmak, esrimek, hayran kalmak.
  • Äsürt-: Sarhoş etmek, esritmek.
  • Äš-: Ağır ağır gitmek, yorgun yürümek.
  • Äšid-: İşitmek, dinlemek.
  • Äšidigsä-: Duymak/işitmek istemek.
  • Äšidil- / Äštil-: İşitilmek, duyulmak.
  • Äšidtür-: İşittirmek, çalmak, icra etmek.
  • Äšü-: Örtmek.
  • Äšün-: Örtünmek, bir şeye bürünmek.
  • Ät-: Çalmak, çınlamak, tınlamak, işitilmek; (kuş vb.) ötmek, şakımak, cıvıldamak; bağırmak; gürlemek.
  • Ätik-: Güçlenmek.
  • Ätinä-: (Aslan) kükremek; (kuş) ötmek.
  • Ätiz-: Çalmak, müzik aleti çalmak, müzik yapmak, tınlatmak.
  • Ätizil-: (Müzik) çalınmak, işitilmek, tınlamak.
  • Ätiztür-: (Müzik) çaldırmak.
  • Ättür-: Çınlatmak, ses çıkartmak; (dansta ayağıyla) yere vurmak.
  • Ävdi-: Toplamak, biriktirmek, tesadüfen bulmak; (başka metinlerden toplayarak) derlemek, kitap yazmak.
  • Ävdil-: Kendine gelmek.
  • Ävdit-: Bir araya getirtmek, (derme çatma eser) yazdırmak, kompile ettirmek.
  • Ävir-: Döndürmek, çevirmek; tercüme etmek; (sevap) devretmek, yöneltmek; doğru yola yöneltmek; müracaat etmek, (bir şeyden) vazgeçmek.
  • Äviriš-: Birbirini izlemek, arka arkaya gelmek.
  • Ävirt-: Döndürtmek, (sevap) devrettirmek, aktartmak, tercüme ettirmek.
  • Ävit-: Harekete getirmek, harekete geçirmek.
  • Ävril-: Dönmek, daire çizerek dönmek, sağa sola dönmek; yönelmek, kendini (bir şeye) vakfetmek; gelişmek, yaşamak; çevrilmek, kurtulmak.
  • Ävriltür-: Çalıştırmak, etkinleştirmek.
  • Ävrülän-: Dönmek.
  • Äymän-: Korkmak, korku hissetmek, ürkmek; utanmak, mahcup/utangaç olmak.
  • Äymäntür-: Korkutmak, dehşete düşürmek.
  • Äzüglä-: Yalan söylemek.

E Harfi ile Başlayan Fiiller

  • Ed-: Süt vermek, sütle dolmak, dopdolu olmak.
  • Edär-: Takip etmek, peşinden gitmek, izlemek, çabalamak, elde etmeye gayret etmek, el koymak, tutunmak, yapışmak.
  • Edäriš-: Birbirini takip etmek, birbirini izlemek.
  • Edärt-: Takip ettirmek.
  • Edilä-: Egemen olmak, hâkim olmak, hüküm sürmek, hükmetmek, tanzim etmek, sahip olmak, esirgemek, sahiplenmek, kontrol etmek.
  • Edilät-: Sahip oldurmak, kullanma hakkını devretmek.
  • Egiš-: Birbirine itirazda bulunmak, reddetmek.
  • Ekä-: Eğelemek, aşındırmak.
  • Elän-: Hüküm sürmek, egemen olmak, idare etmek, yönetmek, saltanat sürmek, iktidar sürmek, etkilemek, nüfuzunu kullanmak.
  • Elgür-: Korumak, muhafaza etmek.
  • Elt-: Götürmek, refakat etmek, yönetmek, kılavuzluk etmek, (rahip) atamak, taşımak, iletmek, zorla almak, gasp etmek, uzaklaştırmak, iterek götürmek, davet etmek, (kurban) etmek, kullanmak.
  • Eltin-: Korumak, ayakta tutmak, beraberinde getirmek, yanında taşımak, (takı) takmak, kendini beslemek, sahip olmak, aklında/hatırda tutmak, yaşamak.
  • Eltiš- / Elt(i)š-: Arası iyi olmak, anlaşmak, işbirliği yapmak, ortak çalışmak.
  • Eltür-: Yönlendirmek, göndermek.
  • Elüglä-: Alay etmek, eğlenmek.
  • Emlal-: (Su ile) ıslanmak.
  • En-: İnmek, aşağı inmek, yerleşmek, konaklamak, istifa etmek, dejenere olmak, yozlaşmak, dipte toplanmak, (buyruk) çıkmak.
  • Enčgä-: Huzura kavuşturmak, sakinleştirmek.
  • Enčik-: Huzurlu olmak, sakin olmak.
  • Enčiktür-: Huzura kavuşturmak.
  • Enčil-: Zarar görmek, hasar görmek, dağınık olmak.
  • Enčlän-: Rahata kavuşmak, sakinleşmek, dinlenmek.
  • Enčländür-: Rahat bırakmak, rahat vermek.
  • Enčsirä-: Endişe etmek, huzursuz olmak, endişeli olmak.
  • Enčsirät-: Huzursuz etmek, endişelendirmek.
  • Enil-: Kendini aşağılamak.
  • Entür-: Koymak, yerleştirmek, tenezzül etmek, indirmek, aşağıya götürmek/basmak, (baskı kalıbına) oydurmak, kaleme almak, yazmak, manzum hâle getirmek.
  • Er- (1): İğrenmek, aşağılamak, nefret etmek, tiksinmek, bıkmak, usanmak, (birisinin) canını sıkmak, usandırıcı olmak, incitmek, hakaret etmek, kara sürmek, eleştirmek, kınamak, azarlamak.
  • Er- (2): Ermek, ulaşmak, vasıl olmak.
  • Ergür-: (Bir şeye) ermek, ulaşmak, (bir şeyi) kaçırmak.
  • Erik-: Tembellik etmek, tembel olmak, sıkılmak.
  • Erin-: Kızmak, üzülmek, tasalanmak, yakınmak.
  • Erinčkä-: Acımak, merhamet göstermek, merhamet etmek, acınacak olmak.
  • Erinčkät-: Pişman olmak, üzüntü duymak.
  • Erintür-: Kızdırmak, provoke etmek, üzmek, tiksinti hissettirmek.
  • Eriŋü-: Şikâyet etmek, yakınmak, üzgün olmak, üzülmek, kederlenmek, dertlenmek, duygulanmak.
  • Erit-: Hor görülmek.
  • Eritil-: Kınanmak, azarlanmak, eleştirilmek, hor görülmek, küçümsenmek, aşağılanmak.
  • Erpä-: Testere ile kesmek, biçmek.
  • Erpäklä-: Testere ile kesmek, biçmek.
  • Erpäl-: Testere ile kesilmek, biçilmek.
  • Erpäš-: Karşılıklı testere ile kesişmek, birbirini biçmek.
  • Ertür-: Tiksindirmek, nefret ettirmek.
  • Es- (1): (Un) elemek.
  • Es- (2): Azaltmak, eksiltmek, küçültmek, el koymak, zorla almak, zaptetmek.
  • Esil-: Eksilmek, inmek, azalmak.
  • Esildür-: Eksiltmek, azaltmak.
  • Esirkän-: (Bir şeyin) arkasından üzülmek, üzülmek.
  • Eš-: Dağıtmak.
  • Ešläš-: Birleşmek, bir araya gelmek, sözleşmek.
  • Eštil-: Duyulmak, işitilmek.
  • Eštrüš-: Birbirini bilgilendirmek, birbirine duyurmak.
  • Eštür-: Bilgilendirmek, dinletmek.
  • Et-: Yaratmak, meydana çıkarmak, tertip ve tanzim etmek, hazırlamak, donatmak, inşa etmek, yapmak, yerleştirmek, süslemek, bezemek, tamir etmek.
  • Etdür-: İnşa ettirmek.
  • Etil-: Süslü olmak, tedarikli olmak, donanmış olmak, üretilmek, yapılmak, yaratılmak, olgunlaşmak, verimli olmak, tertip edilmek, yetişmek, büyümek.
  • Etin-: Süslenmek, (bir şeyle) donanmak, (ordu) kurmak, hazırlık yapmak, hazırlanmak, davranmak.
  • Etiš-: Uymak, adapte olmak.
  • Ettür-: (Tarla, yer) ekip biçtirmek.
  • Ev-: Çabuk olmak, acele etmek, koşmak, hızlıca hazır bulunmak.
  • Evin-: Acele etmek.
  • Eviniš-: Birlikte acele etmek.
  • Eviš-: Hep birlikte acele etmek.
  • Evtit-: Teşvik etmek, harekete geçirmek.
  • Ez-: Silmek, yok etmek.

F Harfi ile Başlayan Fiiller

  • Fam kıl-: Ezberden okumak, inşat etmek
  • Fuŋla- (Fuŋla- tamgala-): (Mektup vb.) Damgalamak, mühürlemek

G Harfi ile Başlayan Fiiller

  • Gam küč kıl-: Güç kullanmak
  • Genla-: (Mürekkebin çıkarılması veya ilacın hazırlanması için) Öğütmek, toz hâline getirmek
  • Genlan-: Öğütülmek
  • Görgüttür-: Görünür oldurmak

H Harfi ile Başlayan Fiiller

  • Hanla-: (Pamuğu) Temizlemek
  • Hirz kıl- (Hirz kılmak): Günah çıkarmak
  • Hotola-: Askerî konaklama yeri kurmak, kampta durmak
  • Hwala- (Hwalamak): (Çiçek) Açmak
  • Hwalan-: (Çiçek) Açılmak, çiçek açmak
  • Hwan ökün-: Günahı itiraf etmek (Soğdca hwan/gwan “günah” ismi ve Türkçe ökün- “pişman olmak/itiraf etmek” fiiliyle kurulmuştur)

I Harfi ile Başlayan Fiiller

  • Ičgın- / Ičg(ı)n-: Kaybetmek, (utancı vb.) bırakmak, vazgeçmek, (suya) düşürmek, kaçmak.
  • Ičan-: Çekinmek, kaçınmak, sakınmak, korunmak, temkinli davranmak, dikkat etmek.
  • Id-: Göndermek, yollamak, çıkarmak, salıvermek, serbest bırakmak, vazgeçmek, reddetmek, (geleneği/yemini) bozmak, harcamak.
  • Idala-: Vazgeçmek, feda etmek, feragat etmek, bırakmak, yarı yolda bırakmak, terk etmek, kurban etmek.
  • Idıl-: Gönderilmek; (ateş) yakılmak; sakinleşmek, berraklaşmak.
  • Idıš-: Birbirine göndermek.
  • Idtur-: Salıvermek, serbest bırakmak.
  • Igla-: Ağlamak, inlemek, hıçkırarak ağlamak, feryat etmek.
  • Ikıla-: Hıçkıra hıçkıra ağlamak.
  • Ilıkdur- / Ilıt-: Kirletmek, pisletmek.
  • Ilıl-: Isıtılmak.
  • Inan-: (Bir şeyden) çare aramak, inanmak, güvenmek.
  • Inandur-: (Bir şeyden) çare arattırmak.
  • Inčıkla-: İnlemek.
  • Ingala-: Değersiz olarak görmek.
  • Iŋra-: İnlemek, yakınmak.
  • Ipla- (Iplamak): Manası tam olarak bilinmeyen eylem.
  • Ira-: Uzaklaşmak, uzağa gitmek, uzak olmak, kendini uzak tutmak; unutulmak, kaybolmak.
  • Irat-: Uzaklaştırmak, çıkarmak, unutmak, bırakmak, kaçınmak.
  • Irga-: Sallamak, silkelemek, sarsmak, titretmek.
  • Irgakla-: Bir şeyi iyice araştırmak, incelemek.
  • Irgal-: Titremek, sallanmak, silkinmek, sarsılmak.
  • Irkla-: Fal bakmak, kehanette bulunmak.
  • Irla-: Şarkı söylemek.
  • Irlaštur-: Birlikte / karşılıklı şarkı söylemek.
  • Isır- / Isur-: Kemirmek, (kenarlarını) kemirmek, ısırmak.
  • Isırın-: Öfkelenmek, sinirlenmek, sinirden dudağını ısırmak.
  • Isla-: Tütsülemek.
  • Islat-: Tütsületmek, (dumanı) yükselttirmek.
  • Išı-: Aydınlanmak, ışımak.
  • Itarla- (Itarlamak): Tekrar tekrar itmek, tekrar tekrar çarpmak.
  • Itgın ič-: Burun deliğiyle içmek.
  • Iy- (İy- ile eşdeğer): Bastırmak, boyunduruğa almak, yere indirmek, alt etmek; korumak, kontrol etmek.

İ Harfi ile Başlayan Fiiller

  • İälä- / İgälä-: Korumak, esirgemek, sahiplenmek, idare etmek, kontrol etmek, yönetmek, hüküm sürmek.
  • İč-: İçmek, (ilaç) almak.
  • İčgär-: İçeri getirmek, sokmak, üzerine almak, kendine çekmek, içermek, (bir dini inanca vs.) döndürmek.
  • İčgäriš-: Karşılıklı (eve vb.) getirmek.
  • İčik-: İçeri girmek, ortaya çıkmak, (bir dini) kabul etmek, boyunduruk altına girmek.
  • İčil-: İçilmek.
  • İčiš-: Beraber/karşılıklı içmek, (birbirinden) kan içmek.
  • İčlä-: (Elbise vb.) astarlamak.
  • İčür-: İçirmek.
  • İgäd- (İgädmäk): Hükümdar olmak.
  • İgälät-: Korumak, ilgilenmek.
  • İgdil-: Beslenmek.
  • İgdülä-: Beslemek.
  • İgid-: Beslemek, yem vermek, bakmak, ilgilenmek, büyütmek, eğitmek, yetiştirmek, korumak, desteklemek.
  • İgidä-: Yanlış davranmak, günah işlemek, dürüst olmamak, yalan söylemek.
  • İgidil- / İg(i)dil-: Bakılmak, büyütülmek, beslenmek.
  • İgidtür-: (Çocuk) beslettirmek, büyüttürmek, baktırmak.
  • İgilä-: Yönetmek, denetim altına almak.
  • İglä-: Hasta olmak, hastalanmak.
  • İkirčgülän-: Şüphelenilmek.
  • İl-: Yapışmak, tutmak, yakalamak, almak, iliştirmek, iğnelemek, (bir kat) sürmek, iddia etmek, (mısra) alıntı yapmak.
  • İlgäysöklän-: (Bir şeyde) cin gibi olmak, tecrübeli olmak.
  • İlgün-: Hayatta kalmak, heyecanlı olmak, heyecanlanmak.
  • İlgündür-: Beslemek, hayatta tutmak.
  • İlildür-: İçinde bulundurmak; birbirine bağlamak, ilindirmek.
  • İlin-: Yapışmak, bağlı olmak, takılmak.
  • İlinišdür-: (Birbirine) bağlattırmak, yapıştırmak.
  • İlinčülä-: Eğlenmek, oynamak, gezinmek.
  • İlintür-: Yapıştırmak.
  • İliš-: Birbirine bağlı olmak, asılmak, yapışmak, itaat etmek.
  • İlištür-: İliştirmek, tutturmak.
  • İlišür-: Bağlamak, birleştirmek.
  • İlmä- (İlmäk): İlişmek, iliştirmek, tutturma.
  • İlšür- (İlšürmäk): Bağlama, birleştirme.
  • İmirt-: Kaynaştırmak.
  • İmlä-: Jest yapmak, el ile işaret etmek, göstermek.
  • İnčgälä-: Ayrıntılı araştırmak, incelemek, (bir şeyi) titizlikle yapmak.
  • İnčil-: Dejenere olmak.
  • İrdäš-: Araştırma veya soruşturma yapmak.
  • İrkäklän-: Bir adam gibi davranmak, erkeklenmek.
  • İrkil-: Toplanmak, toplanmış olmak.
  • İrklä-: Adım atmak, ayak basmak, binmek, tırmanmak, ortaya çıkmak.
  • İrklät-: Ayak bastırmak, bindirmek, tırmandırmak.
  • İrt(ä)-: Ricada bulunmak.
  • İsi-: Isıtmak, sıcak duruma getirmek, ısınmak.
  • İsil-: Isıtılmak, alazlanmak.
  • İsin-: Isınmak, ilgi duymak, heyecanlı olmak, empatili olmak, hevesli olmak.
  • İsirkän-: Sıcaklığı hissetmek, kendini ısınmış hissetmek.
  • İsit-: Isıtmak, sıcak duruma getirmek.
  • İskä-: Kopararak toplamak, toplamak, koparmak, söküp almak, yırtmak, parçalamak.
  • İskäš-: Karşılıklı (bir şeyi) koparmak.
  • İstä- / İst(ä)-: Aramak, hedef almak, istemek, dilemek, araştırmak, çaba göstermek, takip etmek.
  • İstät-: Aratmak, soruşturtmak, araştırtmak, (günahları vb.) ortaya çıkartmak.
  • İšän-: Teslim edilmek, devredilmek, tahsis edilmek; güvenmek, itimat etmek.
  • İšlä-: Çalışmak, yapmak, yerine getirmek, işlemek, faaliyet göstermek.
  • İšläš-: Birlikte çalışmak/faaliyet göstermek, çalışıp çabalamak, zahmet çekmek, önlem almak, kehanette bulunmak.
  • İšlät-: Kullanmak, istifade etmek, uygulamak, faydalanmak, çalıştırıp işletmek, (görev) yapmak.
  • İt-: İtmek, (saçları) geri atmak.
  • İtdür- (İtdürmäk): (Meditasyon/odaklanma vb.) durumunu kaybettirmek.
  • İtil-: İtilmiş olmak; (ateş) başlamak, (lav) püskürtmek.
  • İtin-: Bir şeyden mahrum kalmak, kaybetmek; batmak, yok olmak.
  • İtiš-: Birbirini itmek, (şakadan da olsa) itişmek.
  • İttürün-: Kaybetmek.
  • İy- / Iy-: Bastırmak, boyunduruğa almak, yere indirmek, alt etmek, korumak, kontrol etmek.
  • İyin-: Bastırmak, tabi kılmak.

Ka – Ke:

  • Kač- (Kaçmak): Kaçmak, koşmak.
  • Kačur-: İzlemek, takip etmek, sürmek, uzaklaştırmak.
  • Kadal-: Manası belirsiz.
  • Kadgur-: Üzülmek, üzüntü çekmek, endişe etmek, kaygılanmak, kederlenmek.
  • Kadıt-: Gururlu olmak.
  • Kadrıl-: Geri çekilmek, arkaya dönmek.
  • Kadu-: (Yağmur) yağmak, düşmek.
  • Kagrul-: Endişe etmek, tasalanmak, dertlenmek, kin beslemek.
  • Kagšaš-: Şıngırdamak, zangırdamak, tıngırdamak.
  • Kagur-: Kavurmak.
  • Kagurul-: (Kaygıdan, kederden) tükenmek, sıkıntı basmak.
  • Kakı-: Öfkelenmek, sinirlenmek, kızmak.
  • Kakıla-: Bağırmak, çağırmak, seslenmek.
  • Kakın-: İtiraf etmek, tövbe etmek, pişman olmak, açıklamak, günah çıkarmak.
  • Kakıtıš-: (Şaka olarak) itişmek.
  • Kakrıt-: (Çan, rahiplerin işaret aleti) çalmak.
  • Kakšaš-: Kötü/pis kokmak (?).
  • Kal- / K(a)l-: Kalmak, durmak, var olmayı bitirmek.
  • Kala-: Donmak, buz tutmak.
  • Kalaŋulad-: (Havada) süzdürmek, döndürmek.
  • Kalaŋur-: Süzülmek, (sevinçten) göklere çıkarılmak, havaya sıçramak.
  • Kalı- / K(a)lı-: Uçmak, süzülmek.
  • Kalık-: Ayağa kalkmak (?), yükselmek (?).
  • Kalıt-: Havada süzdürmek, hava yolu ile taşımak, (bayrak, sancak) yukarı kaldırtmak, yükseltmek.
  • Kalŋula-: Süzülmek, (suda) sürüklenmek, üşüşmek, ileri hareket etmek.
  • Kalŋur-: Sevinmek, mutlu olmak.
  • Kam-: Yere sermek, düşürmek.
  • Kamıl- / K(a)m(ı)l-: Yere yığılmak, aşağı yıkılmak, yere düşmek.
  • Kamıt-: Yere düşmek, bozulmak.
  • Kamla-: Şamanlık yapmak.
  • Kamša- / K(a)mša-: Sarsılmak, titremek, hareket etmek.
  • Kamšat-: Titretmek, sallatmak, sarsmak, rahatsız etmek.
  • Kan-: Memnun olmak, (isteği) yerine getirilmek, gerçekleşmek, kanmak, doymak, tatmin olmak.
  • Kana-: Kan almak.
  • Kan(ı)t-: (Gönlü) memnun etmek, memnun olmak.
  • Kantur-: (İstek) yerine getirmek, memnun etmek, söndürmek.
  • Kanur-: Manası belirsiz (kanurmak formunda).
  • Kap- / K(a)p-: Tutmak, yakalamak, kapmak (yılan), fırlatmak, sallamak.
  • Kapa-: Kapamak, toplamak.
  • Kapar-: Kabarmak, şişmek, kabarcık oluşmak.
  • Kapıla-: Manası belirsiz.
  • Kapız-: Tutturmak.
  • Kara-: Bakmak, görmek.
  • Karar-: Kararmak, karanlıkta olmak.
  • Karart-: Karartmak, siyaha boyamak, değersiz yapmak, değersizleştirmek.
  • Karga-: Küfretmek, beddua etmek, lanet etmek.
  • Kargan-: Küfretmek, beddua etmek, lanet etmek, ilenmek.
  • Kargat-: Beddua etmek.
  • Karı- / K(a)rı-: Yaşlanmak, ihtiyarlamak, kocamak.
  • Karıl-: Karışmak, harman olmak.
  • Karıla- / K(a)rıl(a)-: (Kumaş vb.) Arşınlamak.
  • K(a)rıl(ı)n-: Uzlaşmak, birleşmek.
  • Karıntur-: Bir şeyi karıştırtmak.
  • Karıš-: Aykırı hareket etmek, karşı durmak, karşı koymak, suç işlemek, yasaları çiğnemek, (bir şeye) uymamak, atışmak, birleşmek, toplanmak, karışmak, bir araya gelmek, kavuşmak.
  • Karıštur-: Çelişki ortaya çıkmak, çelişmek, kabul etmemek, reddetmek.
  • Karmala-: Yağmalamak, gasp etmek, zorla almak, yıkmak.
  • Karšur-: Karşılaşmak, çatışmak, kesişmek, yanardöner olmak (renkler).
  • Kašan-: İşemek, idrar yapmak.
  • Kašı-: Kaşımak.
  • Kat- (1): Sertleşmek, donmak, katılaşmak, (dil) tutulmak.
  • Kat- (2): Eklemek, ilave etmek, uygulamak, karıştırmak, toplamak, özetlemek.
  • Katar-: Döndürmek.
  • Katarıl-: Geri dönmek.
  • Katgur-: Sesli gülmek, (kaşları) kaldırmak.
  • Katgurt-: Sesli güldürmek, güldürmek.
  • Katguruš-: Birlikte sesli kahkahayı patlatmak, birlikte gülmek, gülüşmek.
  • Katıglan-: Gayret etmek, çabalamak, çaba sarf etmek.
  • Katıglantur-: Teşvik etmek, çabalattırmak, gayret ettirmek.
  • Katıl-: Karışmak, (cinsel) birleşmek, (bir şeye) karışmak, katılmak, (öğretiyi) almak, (biriyle) görüşmek, iletişime geçmek.
  • Katıldur-: (Biriyle) görüştürmek, iletişim kurdurmak.
  • Katılıš-: Birbirine katılmak, (cinsel) birleşmek, birbirine karışmak, karmakarışık olmak.
  • Katıštur-: Karıştırmak, karışmak.
  • Katıt-: Sertleştirmek, katılaştırmak.
  • Katna-: Tekrar etmek, tekrarlamak.
  • Katrun-: (Cesarete kapılmak, gayret göstermek) Didinmek.
  • Katur- (1): (Cesarete) kapılmak, katılaştırmak, sertleştirmek.
  • Katur- (2): Eklemek.
  • Kav-: (Bir şeye) bakmak, (bir şeyle) meşgul olmak.
  • Kavır-: Toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, özetlemek, cezalandırmak.
  • Kavıš-: Buluşmak, birleşmek, karışmak, katılmak, (dişler) birbiri üstüne bastırılmış olmak, (cinsel) birleşmek, kavuşmak.
  • Kavıšdur-: Bir araya getirmek, kavuşturmak, birleştirmek, karıştırmak.
  • Kavıšıgsa-: Kavuşmak istemek.
  • Kavıšıš-: Buluşmak, toplanmak.
  • Kavla-: Tıkıştırmak, tıkmak, içeri doğru bastırmak.
  • Kavlal-: Bağlanmak.
  • Kavlanıšdur-: Mutabakata getirmek, uzlaştırmak, uyumlu hâle getirmek.
  • Kavrıl-: Kavrulmak, yanmak, kurumak, sararmak, solmak, zayıflamış olmak.
  • Kavša-: Kuşatmak, etrafını çevirmek.
  • Kavšat-: Kuşatmak, ortaya almak, çevirmek.
  • Kavšur-: (Elleri) kavuşturmak, birleştirmek, kaplamak, görüştürmek, iletişim kurdurmak.
  • Kay-: Bakmak, geriye dönüp bakmak, maziye bakmak, dönmek, geriye dönmek, saygıyla eğilerek selam vermek, hürmet etmek.
  • Kayın-: Kaynamak, haşlamak, pişmek.
  • Kayıntur-: Yemek pişirmek, yemek hazırlamak.
  • Kayvılan-: Evcil, uysal olmak, evcilleştirilmek.
  • Kayvılanıštur-: Karşılıklı mutabakata vardırmak.
  • Kayvılantur-: Evcilleştirmek.
  • Kaz-: Kazmak, (çukur, kanal) kazmak.
  • Kazgan-: Kazanmak, biriktirmek, toplamak, (bir şeye) sahip olmak, elinde tutmak, çabalamak, gayret etmek.
  • Kazganıl-: Kazanılmak.
  • Kazgantur-: Kazandırmak.
  • Kazıl-: Kazılmak.
  • Kazın-: (Toprağı) karıştırmak, ortaya atmak, yığmak.
  • Kazıš-: Derine dalmak, derinlemesine araştırmak.

Kä (Ke):

  • Käč-: Karşıya geçmek, uğramak, karşı kıyıya geçirmek, öteye geçmek, bütün kademeleri geçmek.
  • Käčik-: Gecikmek.
  • Käčtür-: Geçirmek.
  • Käčür-: Geçirmek, (vakti) geçirmek.
  • Käd-: (Kıyafet) giymek, takmak, (zırh) donanmak.
  • Kädgir-: Sendelemek, tökezlemek, ayağı takılmak, gücenmek, kekelemek, ileri hücum etmek.
  • Kädgirt-: Tökezlettirmek.
  • Kädi-: Gelişmek, büyümek, güçlü olmak.
  • Kädil-: Giyinmek, giydirilmek, yeniden doğmak, ruh göçü yaşamak, (başka vücuda) girmek.
  • Kädiltür-: Manası belirsiz.
  • Kädlän-: Yetenekli olmak, kuvvetli olmak, gözü pek olmak.
  • Kädür-: (Birini) giydirmek, (kasket, takke) takmak.
  • Kädürül-: Giydirilmek.
  • Käklä-: Öfke veya nefret hissetmek.
  • Käl- / K(ä)l-: Gelmek, ileri gelmek, (vadesi) gelmek, baş göstermek, ulaşmak.
  • Kälinlä-: Evlendirmek, (birine) bir gelin temin etmek, evlenmek.
  • Kältür-: Ulaştırmak.
  • Kälür- / K(ä)lür-: Getirmek, getirtmek, göstermek, yanında getirmek, doğurmak.
  • Kälürt-: Getirtmek.
  • Kämiš- / K(ä)miš-: Atmak, fırlatmak, (yardımcı fiil olarak) bitirme/intiha fonksiyonu.
  • Kämištür-: (Bina vb.) kurmak, yapmak.
  • Kämlän-: Hasta olmak, hastalanmak.
  • Käŋrän- / K(ä)ŋrän-: Söylenmek, yakınmak, şikâyet etmek, homurdanmak, pişman olmak, günah çıkarmak, itiraf etmek, inlemek.
  • Käŋräš-: Kavga etmek.
  • Käŋšäš-: Danışmak, müzakere etmek, tartışmak.
  • Kär-: Germek.
  • Käräkülän-: Akordiyon şeklinde çit gibi olmak.
  • K(ä)rgä-: İstemek, dilemek, ihtiyacı olmak, gereksinim duymak, gerekmek.
  • K(ä)rgäklä-: Lazım olmak, gerekli olmak, ihtiyacı olmak, gerekmek, istemek, talep etmek.
  • K(ä)rgäklät-: Birisine ihtiyaç hissettirmek, gerekli olarak görmek, gerekli hâle getirmek.
  • K(ä)rgät-: Eksik kalmak, yoksun kılmak.
  • Käril-: Gerilmek, secde etmek.
  • Käriš-: Kavga etmek, tartışmak, kavgacı olmak.
  • Käs- / K(ä)s-: Kesmek, keserek ikiye ayırmak, kesip koparmak, bölmek, yarmak, orakla biçmek.
  • Käsgöklä-: Koşum takmak, eğerlemek.
  • Käsil-: Kesilmek, kırılmak.
  • Käsiš-: Karşılıklı birbirini kesmek, belirlemek, saptamak.
  • Kästür-: Kestirmek.
  • Käv-: Zayıflatmak.
  • Kävil-: (Güç) azalmak, zayıflamak, zayıf düşmek.
  • Kävšän-: Kendini zayıf göstermek, zayıf olarak görülmek.
  • Käyiklä-: Yabani hayvan avlamak.
  • Käz-: Dolaşmak, gezip dolaşmak, gezmek.
  • Käzä-: (Oku) yayın esnek bağına yaymak.

Kı – Ki:

  • Kıl-: Etmek, yapmak, kılmak, yaratmak, gerçekleştirmek, oluşturmak, göstermek, (mektup vs.) kaleme almak.
  • Kılıl-: Doğmak, dünyaya gelmek, yapılmak.
  • Kılımsın-: Gibi yapmak, … -mış gibi yapmak.
  • Kılın-: Davranmak, tavır takınmak, denemek, (bir işe) başlamak, (biçim) almak, yaratılmak.
  • Kılıš-: Birlikte yapmak, ortaklaşa bir davranış gerçekleştirmek.
  • Kıltur-: Kıldırmak, yaptırmak, ettirmek.
  • Kımra-: Yavaş yavaş hareket etmek.
  • Kın-: İstemek, arzu etmek, çalışıp çabalamak.
  • Kına-: Cezalandırmak, eleştirmek, kınamak.
  • Kınan-: Cezalandırılmak, üzülmek.
  • Kıntur-: (İlgi, ihtiyaç) uyandırmak, özleme sebep olmak, özendirmek, teşvik etmek, canlandırmak, yönetmek.
  • Kır-: Kırmak, sökmek, küçük küçük parçalamak.
  • Kırgılad-: Kır düşmek, kırlaşmak.
  • Kırıl-: Yıkılmak, kırılmak (yani ölmek).
  • Kırk-: Kırkmak, kırpmak.
  • Kırmalaš-: Beraber yağmalamak, beraber soymak.
  • Kırmalaštur-: Beraber yağmalamayı yapmasını sağlamak, beraber yağmalattırmak.
  • Kıršal-: Kaşınmak ve yırtılmak, değip sıyırmak.
  • Kırtkırt-: Biçilmek, kesilmek (?).
  • Kıs-: Sıkarak içine sokmak, basmak, sıkmak.
  • Kısdur-: Sıkarak içine sokmak.
  • Kısgar-: Kısaltmak, haddini bildirmek.
  • Kısıl-: Sıkılmak, darlaşmak, (organ vb.) kısalmak, büzülmek, küçülmek, ses kısılmak.
  • Kısur-: Azaltmak, kısaltmak.
  • Kıy-: Sivriltmek.
  • Kıyıl-: Tükenmek, geçmek, kaybolmak, ölmek, çökmek, yıkılmak, kıyılmak.
  • Kıyıt-: Kestirmek (ağaç vs.).
  • Kızarıš-: Hep birlikte kızarmak, kırmızılaşmak.
  • Kızart-: Isıtmak, kızdırmak.
  • Kızgan-: Cimrilik etmek, esirgemek.
  • Kızgur- (1): Kızartmak, utandırmak, hoşnutsuzluk oluşturmak.
  • Kızgur- (2): Cezalandırmak.
  • Kızgutla-: Cezalandırmak, işkence yapmak.
  • Kızkan-: Cimrilik etmek.
  • Kigür-: İçeriye sokmak, sokmak, girdirmek, aktarmak, getirmek, yerleştirmek, (yanına) çağırtmak, atamak, servis yapmak, sunmak.
  • Kigürt-: (Dilekçe) sundurmak, sunmak, içeriye sokturmak.
  • Kigürüšdür-: (Müzik) yapmak.
  • Kikrištür-: Karşılıklı çağırttırmak.
  • Kikšür-: Kışkırtmak, tahrik etmek.
  • Kir-: Girmek, ayak basmak, (doğum sancısı) çekmek, baş göstermek, tarafını tutmak.
  • Kirgür-: Girdirmek.
  • Kirigsä-: Girmek istemek.
  • Kirik-: Kirlenmek.
  • Kirikdür-: Kirletmek, pisletmek, lekelemek.
  • Kiriš-: Birlikte girmek, (birbirine) girmek, (içinde) olmak, bulunmak.
  • Kirištür-: Öne çıkartmak, sığdırmak, eklemek, uyum sağlamak.
  • Kišä-: Kösteklemek, (atın) ön bacağını bağlamak, bağlamak.
  • Kišänläl-: Bağlanmak, bağlanmış olmak.
  • Kišänlän-: Bağlanmak.
  • Kišilän-: Evlenmek, eş olarak almak, nikâhı altına almak.
  • Kišinä-: Kişnemek.
  • Kivin- (kivinmäk): Manası belirsiz.
  • Kizlä-: Gizlemek, saklamak, gömmek.
  • Kizläl-: Gizlenmek, saklanmak.
  • Kizlän-: Gizlenmek, saklanmak.
  • Kizlätil-: Gizletilmek, gizlenmek.

Ko – Kö:

  • Kod-: Koymak, reddetmek, bırakmak, kabul etmemek, rehin bırakmak, terk etmek, ayrılmak, belirlemek, saptamak, ihmal etmek, (yardımcı fiil olarak) tamamen yapmak.
  • Koddur-: Bıraktırmak, reddettirmek.
  • Kodın-: (Geride) bırakmak.
  • Kodtur-: Birisini bir işten alıkoymak.
  • Kodul-: Bırakılmak.
  • Kodur- (1): Yazmak, kaleme almak.
  • Kodur- (2) / Kutur-: Kendi sınırlarını aşmak, kendinden geçmiş olmak, aklı başından gitmiş olmak.
  • Kodurt-: (Metni) kopyalatmak, yazdırmak.
  • Kogla-: Bildirmek.
  • Kogša-: Zayıflamak, (inanışta) zayıf olmak, hastalıklı olmak.
  • Kogšal-: Yaralanmak.
  • Kogšat-: Zayıflatmak, zayıf düşürmek.
  • Kok-: Kokmak.
  • Kol-: İstemek, yalvarmak, dilemek, talep etmek, dilenerek elde etmek, dilenmek.
  • Koldamla-: Kollarla kürek çekmek, kolu hareket ettirmek, (harman) savurmak.
  • Kollaš-: Birbirinin kolunu tutmak.
  • Koltgula-: Dilenmek.
  • Koltur-: Dilendirmek.
  • Kolula-: Düşünmek, düşünceye dalmak, ilgi duymak, mülahaza etmek.
  • Kolun-: Kendisi için istemek, yalvarmak, dilenmek, ant içmek.
  • Komı-: Coşmak, heyecanlanmak, aşka gelmek.
  • Komıt-: Coşturulmak.
  • Kon-: Konmak, yerleşmek.
  • Kontı- / Kondı-: Parlatmak.
  • Kontur-: (Metni) kurmak, yerleştirmek, yerleşik hayata geçirmek.
  • Koŋrat- (koŋratmak): Çalmak (çıngırak vs.).
  • Koŋruk-: (Mide) guruldamak.
  • Koŋrul-: Koparılmak, sökülmek, kökünden sökülmek, (dişler) dökülmek.
  • Koŋur-: Koparmak, sökmek.
  • Kop-: Yükselmek, havalanıp uçmak, kalkmak.
  • Kopdar-: Yukarıya çekmek.
  • Kopıkla-: Yükselmek.
  • Kopur-: Yükseltmek, kaldırmak.
  • Kopurt-: Diktirmek.
  • Kora-: Zarar görmek, buharlaşmak, azalmak, yok olmak, kaybolmak.
  • Koran-: (Hastalıkta) kilo kaybetmek.
  • Korı-: (Bir yerin etrafını) çevirmek, korumak.
  • Korıt-: Eşlik etmek, korumak.
  • Kork-: Korkmak, ürkmek.
  • Korkıt-: Korkutmak.
  • Korkız-: Korkutmak.
  • Korkun-: Korkmak.
  • Korul-: Çökmek, zarar görmek, yok olmak.
  • Koš- (1): Koşmak.
  • Koš- (2): Bağlamak, katmak, eklemek, birleştirmek, (atları arabaya) koşmak, şiir yazmak.
  • Košdur-: (Arabaya) koşturmak.
  • Košlun-: (Araba) koşulmak, (atlar arabaya) bağlanmak.
  • Košul-: Koşulmak, bağlanmak.
  • Kotur-: Kopya etmek, basmak.
  • Koturt-: Kopya ettirmek, bastırmak.
  • Kov-: Kovalamak, avlamak, sürmek, itmek, birisini sıkmak.
  • Kovır-: Kurumuş olmak, kurumak.
  • Kovıt-: İzlenmek, takip edilmek.
  • Kovla-: Dedikodu yapmak, iftira etmek.
  • Kovša-: Düzeltmek, cilalamak, pürüzünü gidermek, hasat etmek, ekini orakla veya tırmıkla biçmek.
  • Kovšaš-: Kaynaşmak.
  • Kovuša-: Düzlenmiş olmak, düzlemek.
  • Köč-: Göçmek, göçebe yaşamak.
  • Köčür-: (Bir şehrin) yerini değiştirmek, taşımak, göçürmek.
  • Kökäd(i)l-: Göğe ulaşmak.
  • Kökädtür-: Övmek, methetmek, göğe çıkarmak.
  • Kökär-: Göğermek, maviye kaçmak, morarmak.
  • Köklä-: Bağlamak, bağlayarak kapamak.
  • Kökläš-: Birbirine bağlı olmak.
  • Köl-: Bağlamak, (öküze) koşum vurmak.
  • Kölär-: Düşmek, (gözyaşıyla) dolmak.
  • Köli-: Gölgelemek, savunmak.
  • Kölit-: Korumak, gölge etmek, gölgelemek, gölgelendirmek.
  • Kölitil-: Gölgeye getirilmek.
  • Kölöklä-: (Bir yük hayvanına, bir araca) binmek.
  • Kölün-: Hayvana koşum vurulmak, durmak, bir araca binmek.
  • Kölündür-: (Atı arabaya) koşumlamak.
  • Kölür-: (Araca) binmek, koşumlamak.
  • Köm-: Gömmek, kazmak, üzerinde çalışmak.
  • Kömtür-: Gömdürmek.
  • Kömül-: Gömülmek, örtülmüş olmak.
  • Kön-: Düz olmak, tanımak.
  • Köntül-: Doğrutulmak, doğrulmak, uzatılmak, (hastalık) tedavi edilmek, iyileşmek.
  • Köntür-: Doğrultmak, doğru yola getirmek, düzeltmek, doğru düzeltmek, (yeri) düzeltmek, düzleştirmek, (şüpheleri) ortadan kaldırmak.
  • Köñül-: Isıdan alazlanmak.
  • Köŋlä-: (Bir şeyi) düşünmek.
  • Köŋülgär-: Düşünmek, hesaba katmak.
  • Köŋüllän- / Köŋül(l)än-: Düşünmek, dikkat etmek, dikkatli olmak.
  • Köŋülländür-: Düşündürmek.
  • Köpäd-: Çoğalmak, artmak, sayıca çoğalmak, bolca mevcut olmak.
  • Köpiklän-: Köpürmek, köpüklenmek.
  • Köpir-: Köpürmek, kabartmak.
  • Köpirt-: (Bir sıvıyı) köpürtmek.
  • Kör-: Görmek, bakmak, seyretmek, dikkate almak, gözden geçirmek, gözlemlemek, ziyaret etmek, algılamak, kavramak, (dert vb.) çekmek, dayanmak, itaat etmek.
  • Kördür-: Göstermek, gördürmek.
  • Körgit- / Körkit- / Körgüt-: Göstermek, sunmak, beyan etmek, kanıtlamak, (acı vs.) çektirmek, bildirmek, öğretmek, kehanette bulunmak.
  • Körgittür- / Körkittür-: Takdim ettirmek.
  • Körgür-: Göstermek, gördürmek.
  • Körklä-: Güzelleştirmek.
  • Körklän- / Körkl(ä)n-: Güzel olmak, güzelleşmek, parlamak, parıldamak.
  • Körkläntür-: Güzelleştirmek, parlatmak.
  • Körügsä-: Görmek istemek, özlemek, arzulamak.
  • Körül-: Mevcut olmak, görülmek, belli olmak.
  • Körümlä-: Bakmak, niyet beslemek.
  • Körümlän-: Bakmak, niyet beslemek.
  • Körün-: Görünmek, gözükmek, ortaya çıkmak, hazır bulunmak, toplanmak, belli olmak, (birine) başvurmak.
  • Körünčlä-: Seyretmek, bakmak, beklemek.
  • Körünčlät-: Seyrettirmek.
  • Körüš-: Görüşmek, birbirini görmek, buluşmak, tekrar görüşmek, kavuşmak, karşı karşıya durmak.
  • Körüšdür-: Görüştürmek, birleştirmek, buluşturmak, karşılaştırmak.
  • Kösül-: Uzanmak, bacaklarını uzatmak.
  • Köši-: Korumak, himayesi altına almak.
  • Köšit-: Örtmek, kapamak, şaşkına çevirmek, şaşırtmak.
  • Köšitil-: Örtülmek, engellenmek.
  • Köti- / Ködi-: Yükselmek, çıkmak, kalkmak, kokmak.
  • Kötit-: Yüce olmak, ulu olmak, yüksek olmak, (koku) yükselttirmek, kubbelenmek.
  • Kötitdür-: Meydana çıkarmak, (zihniyet) oluşturmak.
  • Kötkir-: Yükselmek, yükselti olarak görünmek.
  • Kötrül-: Yüceltilmek, yükselmek, övülmek.
  • Kötür-: Taşımak, dayanmak, kaldırmak, yukarı kaldırmak, (düşünce) beslemek, yerine getirmek, gerçekleştirmek, desteklemek.
  • Kötürt-: Yukarı kaldırmak.
  • Köy-: Yanmak.
  • Köydür-: Yakmak.
  • Köyür- / Köy(ü)r-: Yakmak, alazlamak, yakmış olmak, tütsülemek.
  • Köyürül-: Yakılmak.
  • Közkiš-: (Metni) kontrol etmek, gözden geçirmek, tashih etmek.
  • Közl(ä)-: Gözlemek, etrafına bakınmak.
  • Közül-: Koymak.
  • Közün-: Görünmek, gözükmek, ortaya çıkmak, hazır bulunmak, toplanmak.
  • Közüntür-: Göründürmek, görünmeye yönlendirmek.

Ku – Kü:

  • Kuč-: Kucaklamak, sarılmak, sımsıkı sarılmak.
  • Kučakla-: Kucaklamak, içine almak.
  • Kučugsa-: Kucaklamak istemek.
  • Kučumsın-: Sözde sarılmak, sarılıyormuş gibi yapmak.
  • Kučuš-: Kucaklaşmak.
  • Kud-: Dökmek, boşaltmak, içirmek, uyandırmak, düşürmek, depolamak, stoklamak, sudur etmek, yaymak.
  • Kuddur-: Döktürmek, erittirmek.
  • Kudıgar-: Alçaltmak, küçültmek.
  • Kudıgartdur-: Alçalttırmak, küçük düşürttürmek.
  • Kudrılan-: Manası belirsiz (kudrılanmak eylemi bağlamında).
  • Kudtur-: Döktürmek.
  • Kudul-: Dökülmek, akmak, boşaltılmak, aşağıya yağmak.
  • Kudultur-: Aşağı akıttırmak, aşağı yağdırmak.
  • Kuduluš-: Dökülmek, yayılmak, sudur etmek, bir noktada birleşerek akmak.
  • Kugur-: Kurutmak.
  • Kulŋala-: Bitmek, topraktan çıkmak, sürmek, dallanmak, filizlenmek.
  • Kulunla-: Tay doğurmak.
  • Kun-: Çalmak, gasp etmek.
  • Kunsuk-: Çaldırılmak, soyulmak.
  • Kuntur-: Çaldırılmak (?).
  • Kunuš-: Yağmalamak.
  • Kur-: (Yay) kurmak, (yayı) germek.
  • Kurı- / Kur(ı)-: Kurumak, körelmek, zayıflamak.
  • Kurıt-: Kurutmak.
  • Kurša-: Sarmak, kuşatmak, çevirmek, sarılmış olmak.
  • Kuršan-: Kuşak takmak, kuşak sarmak.
  • Kuršatıl-: Sarılmış olmak.
  • Kus-: Kusmak.
  • Kusıt-: Kusturmak.
  • Kušla- / Kušl(a)-: Av kuşuyla avcılık yapmak, kuş avlamak.
  • Kutad-: Kraliyet payesi iletmek, şansla kutlu olmak, kutlu kılmak, şans getirmek, büyümek, ilerlemek.
  • Kutadtur-: (Birisini) mutlu etmek, kutsamak, takdis etmek.
  • Kutgar-: Kurtarmak, çıkarmak.
  • Kutrul-: Kurtulmak, kendini kurtarmak.
  • Kutrun-: Agresif olmak, dışa dönük davranmak.
  • Kutsıra-: Mutsuz olmak, mutluluğu elinden alınmış olmak.
  • Kutsıratıl-: Mutsuzluğa atılmak, mutluluğu çalınmış olmak.
  • Kuvra-: Toplanmak.
  • Kuvran-: Toplanmak.
  • Kuvrat-: Yığmak, toplamak, biriktirmek.
  • Kuysuk-: (Fil) korkmak, ürkmek.
  • Kuz-: Ara vermek.
  • Kü-: Korumak, muhafaza etmek, dikkat etmek.
  • Küčä-: Güç sarf etmek, güç kullanmak, zor kullanmak, güçlü olmak, kuvvetli olmak, güçlenmek.
  • Küčäd-: Güçlü olmak, kuvvetli olmak, güçlenmek.
  • Küčän-: Çabalamak, gayret etmek, iktidar sürmek, hüküm sürmek.
  • Küčlän-: Kuvvetli olmak, güçlü olmak, gayret etmek, iktidar sürmek.
  • Küčläntür-: Güçlendirmek, kuvvetlendirmek, yetki vermek.
  • Küčsirät-: Zayıflatmak, kuvvetten düşürmek.
  • Küd-: Beklemek, umut etmek, kollamak, (hayvan) gütmek.
  • Küdtür-: Bekletmek.
  • Küglä-: Cinsel isteği uyanmış olmak, şehvetli olmak.
  • Kügsirät-: Pas gidermek.
  • Kügürüštür-: (Kıymetli taşlar) kakma yapmak.
  • Kük-: Ünlü olmak, meşhur olmak.
  • Kükrä-: Gök gürlemek, kükremek, bağırmak.
  • Kükrän-: Gök gürlemek.
  • Kükrät-: Kükremek, bağırmak.
  • Kükül-: Meşhur olmak, ünlü olmak, övülmek.
  • Kül-: Gülmek, gülümsemek, tebessüm etmek.
  • Külä-: Övmek, methetmek.
  • Küläl-: Övülmüş olmak, methedilmek.
  • Külän-: Övülmek, methedilmek.
  • Külčir-: Gülümsemek.
  • Küldür-: Güldürmek.
  • Kültirä-: Çağlamak, uğuldamak.
  • Külüš-: Gülüşmek.
  • Künilä-: İmrenmek, gıpta etmek, kıskanç olmak.
  • Küniläš-: Birbirini kıskanmak.
  • Kürä- (1): Gömmek, defnetmek.
  • Kürä- (2): Askerden kaçmak, firar etmek, kaçmak.
  • Kürägür-: Gururlu olmak, kibirli olmak, gösteriş yapmak.
  • Küräš-: Güreşmek, birbiriyle savaşmak.
  • Kürät-: Zinaya sevk etmek.
  • Kürlä-: Aldatıcı davranmak.
  • Kürülü-: Yığmak, toplamak.
  • Küsä-: İstemek, arzu etmek, çabalamak.
  • Küsätil-: Candan arzulanmak.
  • Küvä-: Manası belirsiz.
  • Küvädtür-: Övmek, methetmek.
  • Küvän-: Gururlu olmak.
  • Küväzlän-: Gururlu olmak, kibirli olmak, kibirle dolu olmak.
  • Küzäd- / Küzät-: Korumak, muhafaza etmek, saklamak, (söz) tutmak, yerine getirmek, pusu kurmak, umut etmek.
  • Küzädil-: Korunmak, muhafaza edilmek.
  • Küzädin-: Sakınmak, kendini korumak.
  • Küzätdür-: Riayet etmeye özendirmek.
  • Küzätindür-: Kaçındırmak, sakındırmak.

L Harfi ile Başlayan Fiiller:

  • Lakla-: Yalamak.
  • Lala-: Kesmek, kesip parçalamak; ezerek parçalamak, havanda ezmek.

M Harfi ile Başlayan Fiiller:

  • Man-: (Bir şeyi) Batırmak.
  • Maŋ-: Adım atmak, ilerlemek.
  • Maŋla-: Gitmek, adım atmak.
  • Maŋra-: Bağırmak, böğürmek, çığlık atmak, (kuşlar için) ötmek.
  • Maŋran-: Bağırmak, inlemek.
  • Maŋrat-: Kükremek, haykırmak, bağırmak; bağırtmak, duyurtmak.
  • Mayırt-: Çekip koparmak, yolmak.
  • Mayıš-: Bir yere takılıp kalmak.
  • Mäŋilä- / M(ä)ŋil(ä)-: Sevinmek, mutlu olmak, eğlenmek, hoşlanmak, neşelenmek.
  • Mäŋilät-: Sevindirmek, eğlendirmek, mutluluk hissettirmek.
  • Mäŋizät-: Karşılaştırmak.
  • M(ä)ŋl(ä)-: Av için pusuya yatmak, ganimetin yolunu gözlemek.
  • Min-: (Binek hayvanı, araba) Binmek, tırmanmak, seyahate çıkmak.
  • Moymal-: Şaşkın olmak, karmakarışık olmak.
  • Mun-: Kafası karışık olmak, karışık olmak, şaşkın şaşkın dolaşmak.
  • Muntur-: Şaşırtmak, karıştırmak, aldatmak, ayartmak.
  • Muŋad-: Hayret etmek, şaşmak.
  • Muŋuk-: Son derece üzgün olmak, düşmüş olmak, cesareti kırılmış olmak.
  • Muymal-: Zorluk çekmek.
  • Mün-: Binmek, tırmanmak, bir araca veya binek hayvanına binmek, seyahate çıkmak.
  • Münä-: Azarlamak, kınamak, hor görmek, küçümsemek, kötülemek, eleştirmek, tenkit etmek; günaha girmek, günah işlemek.
  • Müntür-: (Taşıta) Binmek.
  • Münük-: Günah işlemek.
  • Müŋrä-: Melemek, böğürmek, kükremek.
  • Müŋräš-: (Filler) Böğürüşmek.

N Harfi ile Başlayan Fiiller:

  • Namla-: Okla vurmak.
  • Nomla-: Vaaz vermek, öğretmek.
  • Nomlal-: Vaaz edilmek, duyurulmak, vaaz verilmek.
  • Nomlat-: Vaaz verdirmek.
  • Nomlatıl-: Vaaz verdirilmek, vaaz verilmek.

O Harfi ile Başlayan Fiiller:

  • Ocu- / Ocumak: (Bir şeyden) soğumak, korkmak, ürkmek, çekinmek.
  • Odgur-: Uyandırmak.
  • Odgurakla-: Belirlemek, tespit etmek, kesinleştirmek.
  • Odguraklan-: İnançta pekiştirmiş olmak, kendinden emin olmak.
  • Odguraklandır-: Kesin bildirmek, inançta pekiştirmek.
  • Odun-: Uyanmak, aydınlanmaya niyetlenmek.
  • Oduntur-: Ayıltmak, dalgınlıktan kurtarmak, uyandırmak.
  • Ogša- (Ogşa- / Okşa-): Okşamak, okşayarak sevmek, sevecen/şefkatli olmak; benzemek.
  • Ogšan-: Okşamak, okşayarak sevmek.
  • Ogšaš-: Benzeşmek.
  • Ogšaštur-: Benzeştirmek, karşılaştırmak.
  • Ogšat-: Karşılaştırmak, benzetmek.
  • Ogullan-: Çocuk sahibi olmak, oğul olarak kabul etmek, evlat edinmek.
  • Ogurla- (Oğurla-): Çalmak.
  • Okad-: Gecikmek, geri kalmak, geride kalmak, kaçırmak.
  • Okat-: Sakinleştirmek.
  • Okı- / Okumak: Davet etmek, çağırmak, okumak, ezberden okumak.
  • Okıš-: Birbirine çağırmak, bağrışmak.
  • Okıt-: Çağırtmak, birine seslenmek, okutmak, ezberden söyletmek, çağırılmak.
  • Okıtdur-: Birisini kendisine çağırttırmak.
  • Okra- (Okramak): Acıkmış, susamış olan at yiyecek veya su gördüğü zaman kişnemek.
  • Ol-: Çok olgun olmak, ayrışmak, bozulmak, çürümek, pişmiş olmak; yardımcı fiil (olmak).
  • Olgurt-: Oturtmak.
  • Olı-: Hızla çevirmek.
  • Olın-: Kıvrılmak, daire çizerek dönmek, (ağrıdan) kıvranmak.
  • Oltur-: Oturmak.
  • Olur-: Oturmak, çökmek, yerleşmek, ikamet etmek; yönetmek, yaşamak, girmek; (oruç vb.) yerine getirmek.
  • Olurugsa-: Oturmak istemek.
  • On-: Gizlenmek, saklanmak.
  • Oŋ-: Sararmak, solmak, fonksiyonda sınırlı olmak, gevşemek, yorgun düşmek.
  • Oŋar-: İyileşmek; nüfuz etmek, anlamak, kavramak; açıklığa kavuşturmak, düzeltmek; açıklamak.
  • Oŋarıl-: İyileşmek, tedavi edilmek.
  • Oŋuk-: Solmak, bitkinleşmek, sararmak.
  • Oŋul-: Doğruya çevrilmek, iyileşmek, sıhhatine kavuşmak.
  • Onuš- (Onuşmak): Barışmak, uyuşmak.
  • Op- (Opmak / Obmak): Yutmak, içine çekmek, nefes almak; somurup yutmak.
  • Opra-: Bozulmak, yıkılmak, çökmek, çürümek, patlamak, yarılmak.
  • Or-: Orakla biçmek, biçmek, hasat etmek, toplamak.
  • Orla-: Seslenmek, bağırmak.
  • Orlamsın-: Riyakâr bir çığlık atmak.
  • Orlat-: Bağırtmak.
  • Orna- (Ornamak): Yerleşmek, konmak, yer tutmak.
  • Ornan-: Yerleşmek, oturmak, oyalanmak, durmak, (inanışta) katı olmak.
  • Ornat-: Bir şeyin yerine başka bir şeyi koymak, ikame etmek, düzenlemek.
  • Os-: Kesmek, kırpmak, kazımak.
  • Osugsa-: Benzerlik kurmak istemek, örneksemek.
  • Osul-: Biçilmek, kesilmek.
  • Osuš-: Birbirini biçmek, kesişmek.
  • Ota-: (1) Tedavi etmek, iyileştirmek. (2) Zararlı otları ayıklamak. (3) Kısa bir süre kalmak.
  • Otla-: Otlamak.
  • Otlamsın-: Otlar gibi yapmak.
  • Otlat-: Otlatmak.
  • Otun-: Ateş yakmak.
  • Oy-: Oymak, (gözleri) oyarak çıkarmak, ara vermek, (kitabe taşlarını) oymak, kazımak.
  • Oyırkan-: Hayret etmek, şaşırmak.
  • Oyna-: Oynamak, eğlenmek, dans etmek, şaka yapmak.
  • Oynašla-: Oynaşmak, cinsel ilişkide bulunmak.
  • Oynat-: Oynatmak, (yılan vb.) oynatmak.
  • Oytar-: Delmek, delip geçmek.
  • Oytur-: Çukurlaştırmak, oymak, göz oydurmak, baskı kütüğünü oymak.
  • Oyul-: Oyulmak, kazımak.
  • Oyulgala- (Oyulgalamak): Gelişigüzel dikmek, saplamak, sokmak; belli bir noktada seyrek biçimde bir araya gelmek.
  • Oyuš-: Biçimi değişmek, deforme olmak.
  • Oz- (Ozmak): Serbest bırakılmak, kaçıp kurtulmak, kurtulmak, kaçmak, doğum yapmak (hamile için).
  • Ozgur-: Kurtarmak, salmak, serbest bırakmak, çıkarmak.
  • Ozugsa-: Kurtarılmak istemek; kendini haklı çıkarmayı denemek.

Ö Harfi ile Başlayan Fiiller

  • Ö-: Düşünmek, zannetmek, hatırlamak, sahip çıkmak.
  • Öč- (Öç-): Sönmek, dinmek, (meditasyonla) sakinleşmek, yok olmak.
  • Öčä- (Öçe-): İntikamcı olmak, kinci olmak, nefret hissetmek, öfkeli olmak.
  • Öčäš- (Öçeş- / Öceşmek): Birbirinden nefret etmek, birbiriyle tartışmak, ateşli tartışmak, savaşmak, bahis tutuşmak.
  • Öcük- (Öcükmek): Utanmak.
  • Öčür- (Öçür-): Silmek, söndürmek.
  • Öd-: Heyecanlı olmak, heyecanlanmak.
  • Ödiklä-: Hatırlamak, hesap vermek, düzenlemek, not etmek, çizmek, saymak.
  • Ödük- (Ödükmek): Korkmak.
  • Ög-: Övmek, methetmek; övünmek; yakınmak.
  • Ögir-: Sevinmek, memnuniyet duymak, zevk almak.
  • Ögirt-: Sevindirmek.
  • Ögirtdür-: Sevindirmek, kendinden geçirmek, memnun etmek.
  • Ögirtür-: Sevindirmek.
  • Ögirüntür-: Sevindirmek.
  • Ögitil-: Övülmüş olmak, methedilmek.
  • Öglän- (Öğlemek): (Baygınlıktan sonra) ayılmak, kendine gelmek, derin derin düşünmek, bilinçlenmek, tanımak, hatırlamak.
  • Ögläntür-: Bilincini yerine getirmek, yeniden canlandırmak, tekrar hayat vermek, idrak ettirmek.
  • Ögrän-: Öğrenmek, okumak.
  • Ögrät-: Öğretmek.
  • Ögrätin-: (Bir şeye) alışmış olmak, alışmak, alıştırma yaparak ustalaşmak.
  • Ögrünčülä-: Zevk almak, eğlenmek.
  • Ögrünčüläš-: Birlikte zevk almak, birlikte sevinmek.
  • Ögsirä-: Bayılmak, bilincini kaybetmek.
  • Ögsirät-: Bilincini kaybettirme.
  • Öğür- (Öğürmek): Boğazdan ses çıkarmak (makalede ‘öksürmek’ ile anılmış).
  • Ögürt-: Sevindirmek, mutlu etmek.
  • Ögürtür-: Sevindirmek.
  • Ögürüš-: Birlikte sevinmek, karşılıklı sevinmek.
  • Ögüš-: Aşındırılmak, sıyırarak soyulmak, deri yüzülmek.
  • Ögüt-: Övülmüş olmak, methedilmek.
  • Ökün-: Pişman olmak, günah çıkarmak, itiraf etmek.
  • Öküntür-: İtiraf ettirmek, günah çıkarttırmak.
  • Öl-: Ölmek.
  • Öläntür-: Döndürmek.
  • Ölçer- (Ölçermek): Sönmekte olan ateşi, lambayı canlandırmak.
  • Öli-: Islanmak.
  • Ölit-: Islatmak, sulamak, nemlendirmek.
  • Ölitil-: Islatılmak, nemlendirilmek.
  • Ölök-: Çevirmek, döndürmek, inançlı yapmak (?).
  • Ölür-: Öldürmek.
  • Ölürt-: Öldürtmek.
  • Ölürüš-: Karşılıklı birbirlerini öldürmek, birbirini öldürmek.
  • Ölütlä-: Cinayet işlemek.
  • Ömäl(ä)-: Birini ziyarete gitmek.
  • Ömgäklä-: (Yerde) sürünmek.
  • Öneş- (Öneşmek): İnat etmek.
  • Öŋäd-: İyileşmek, (hastalıktan) kurtulmak.
  • Öŋädtür-: İyileştirmek, tedavi etmek.
  • Öŋlä-: Boyamak.
  • Öŋsirä-: Rengi atmak, solmak, sararmak.
  • Öŋür-: Yaklaşmak, yakınlaşmak.
  • Öp- (Öpmek): Öpmek.
  • Öpäl-: Manası belirsiz.
  • Öpiš-: Öpüşmek.
  • Öpügsä-: Öpmek istemek.
  • Öpün-: (Bir şeyi) yutmak, içine atmak.
  • Öpüš-: Karşılıklı birbirini öpmek, öpüşmek.
  • Ör-: (1) Oluşmak, ortaya çıkmak, kalkmak; yükselmek; büyümek, gelişmek, filizlenmek, (topraktan) çıkmak. (2) Dokumak, örmek; birleştirmek, sarmak, bağlamak.
  • Örgän-: Bulanmak, her yanı bir şeyle kaplanmak.
  • Örit-: Uyandırmak, oluşturmak, (zihniyet) meydana getirmek; yükseltmek; geliştirmek.
  • Öritdür-: Uyandırtmak.
  • Öritgür-: Uyandırtmak.
  • Öritür-: Uyandırtmak.
  • Örk- (Örklemek): Hayvanları otlamaları için uzun bir iple çayıra bağlamak.
  • Örlä-: (Güneş, ay) doğmak, yükselmek.
  • Örlän-: Yükselmek.
  • Örlät-: Izdırap etmek, eziyet etmek, kızdırmak, taciz etmek, rahatsız etmek.
  • Örlätil-: Eziyet edilmek, ızdırap edilmek.
  • Örlätür-: Izdırap etmek, eziyet etmek.
  • Örtä-: Yakmak, ateşe vermek, kundaklamak.
  • Örtän-: Yanmak, yangın çıkmak, alevlenmek; endişe etmek, tasalanmak.
  • Örtür-: Yetişmek, geliştirmek, (topraktan) çıkarmak.
  • Öşet- (Öşetmek): Büyüklendirmek, kabartmak, böbürlendirmek.
  • Öt-: Girmek, geçmek, nüfuz etmek, sızmak, akmak, vâkıf olmak, hakkında iyi bilgisi olmak.
  • Ötä-: (Suç, borç vb.) ödemek, geri ödemek.
  • Ötäglä-: Borcu kapatmak, borcu ödemek.
  • Ötgün- (Öykünmek): Taklit etmek.
  • Ötgür-: Nüfuz etmek, tamamıyla anlamak, mal mülk devretmek, geçip gitmek.
  • Ötkün-: Anlatmak, bildirmek.
  • Ötül-: Öksürmek.
  • Ötün-: Konuşmak, söylemek (aşağı dereceli biri tarafından); sunmak, dilemek, istemek, yalvarmak; şefaat istemek, niyaz etmek.
  • Ötündürül-: İstenilmek.
  • Ötüntür-: Konuşturmak, rica ettirmek.
  • Ötüntürül-: İstenilmek.
  • Ötür-: (1) Nüfuz etmek, tamamıyla anlamak. (2) Hatırlatmak. (3) İshal olmak (ötürük).
  • Ötürlä-: Manası belirsiz.
  • Övkälä- (Öpkelä-): Nefret duygularıyla dolu olmak, nefret hissetmek, öfkelenmek.
  • Övkälämsin-: Kendine öfke görünüşünü vermek.
  • Övkälän-: Öfkelenmek, öfkeli olmak.
  • Övkälät-: Öfkelendirmek.
  • Öyün-: Bir derdi olmak, üzülmek.
  • Özä- (Özemek): Yoğurt, pekmez vb. koyu şeyleri suyla inceltmek, sulandırmak.
  • Özirkä-: (Birine) iltifat etmek (?).
  • Özirkän-: Kendinin olarak saymak, kabul etmek, asimile etmek.
  • Özümsin-: Haksız iddia ve talepte bulunmak, cüret etmek.

P Harfi İle Başlayan Fiiller:

  • Parla-: (Çince par/po ismine -la ekinin getirilmesiyle) (Suyla) ıslatmak, damla damla üzerine akıtmak.
  • Parvešlan-: (Sanskritçe pariveṣa [hale, nur halkası] ismine -lan ekinin getirilmesiyle) Halesi olmak, haleli görünmek.
  • Peula-: (Çince peu/biao ismine -la ekinin getirilmesiyle) Bir istekte bulunmak, dilekçe yazmak.
  • Püšär-: Pişirmek.

R Harfi İle Başlayan Fiiller:

  • Rabnaz kıltur-: Kutsamak.
  • Ridi tašgar-: Büyü gücü oluşturmak.

S Harfi ile Başlayan Fiiller

  • sa-: Saymak, düşünmek, dikkat etmek.
  • saç- / s(a)ç-: Saçmak, dağıtmak, serpmek; tohum ekmek; su serpmek, fışkırtmak; yaymak; (zihnini) dağıtmak; fırlatmak; (harman) savurmak.
  • saçıl-: Saçılmak, yayılmak, sızmak, serpilmek, atılmak; dikkati dağılmış olmak, zihni dağınık olmak.
  • saçra-: Sıçramak, yerinden sıçramak, dışarı sıçramak.
  • saçrat-: Dışarı sıçratmak, gözleri oymak.
  • sag-: Sağmak.
  • sagur(u)l-: Aşağıya doğru çekilmek.
  • sak-: Düşünmek, hesap etmek.
  • sakı-: (Göz) yanıltmak.
  • sakın- / s(a)kın- / sak(ı)n-: Düşünmek, düşünceye dalmak; düşünce beslemek; üzerinde durmak; (gibi) görmek, kavramak; arzu etmek, dilemek, amaçlamak, ümit etmek; tasavvur etmek; endişe etmek, tasalanmak.
  • sakıt-: Birini şaşkına çevirmek, şaşırtmak.
  • saklan-: Korumak; sakınmak.
  • saklantur- / s(a)klantur-: Dikkat ettirmek; uyandırmak.
  • sal-: Vurmak, hareket ettirmek, kol sallamak; koymak; kök salmak; hakaret etmek; fırlatmak, atmak, salmak.
  • saldur-: Kurban etmek, koymak.
  • salın-: Sarkmak; aşağı inmek; (gözler) dışarı çıkmak.
  • salıntur-: Sarktırmak.
  • san-: Sayılmak, ait olmak.
  • sana- / s(a)na- / s(a)n(a)-: Saymak, hesap etmek.
  • sanç- / s(a)nç-: Delmek, sokmak, delik açmak, saplamak, şişlemek; paramparça etmek; düşmanı yenmek; sancımak.
  • sançıl-: Sokulmak; inmek.
  • sançış-: Birbirini şişlemek, birbirini delmek.
  • sançıt-: Yenilmek, şişlenmek, delinmek, bıçaklanmak, kendilerini yendirmek.
  • sangar-: Hesap etmek, hesaplamak, saymak, atfetmek, bir şeye değer vermek.
  • sanış-: Bir şeye ait olmak, birbirine ait olmak, bağlı olmak.
  • sap- / s(a)p-: Onarmak, tamir etmek, restore etmek; iletmek; sıralamak, dizmek; birleştirmek, kurmak, inşa etmek.
  • sapal-: Ortasından sokmak.
  • sapanla-: Pulluk ile işlemek.
  • sapıl-: Rivayet anlatılmak; birisinin tarafını tutmak, ait olmak, sıralanmak, girmek; bağlı olmak, izlemek, takip etmek; katılmak, uymak; (his) yayılmak; saplanmak; birleştirilmek; nasip olmak.
  • sapla-: Oku yay kirişine yerleştirmek.
  • saranlan-: Cimri olmak.
  • sargar-: Sararmak.
  • sargart-: Sarartmak.
  • sarıl-: Heyecanlanmak, kızgın olmak, üzgün olmak; asılı olmak; sarmalanmış olmak.
  • sarın-: Etrafında vızıldayarak uçmak.
  • sarış-: Birbirine sövmek, karşılıklı birbirini azarlamak, kınamak.
  • sarkın-: Çekilmek (?).
  • sarma-: Sarmak.
  • sars-: Kaba olmak, sövmek, lanet okumak, beddua etmek.
  • sası-: Kötü kokmak.
  • sasıt-: Kokutmak.
  • saş-: Kafası karışık olmak, yanılmak, karıştırmak, karşıt yapıda olmak; değiştirmek; aklını karıştırmak, şaşırtmak.
  • saşıltur-: Aklını karıştırmak, şaşırtmak, ayartmak, yoldan çıkarmak.
  • saşıt-: Şaşırmak, şaşkına dönmek, yanılmak; ahlakını bozmak.
  • saşur-: Kesişmek, birleşmek; aklını karıştırmak, şaşırtmak; boşluk bırakmak.
  • sat- / s(a)t-: Satmak, elden çıkarmak.
  • sataş-: Karşılıklı bastırmak, sıkıştırmak.
  • satga-: Ayaklar altına alarak ezmek, bir yerden geçip gitmek, sıkmak, sıkıştırmak; hor bakmak.
  • satgat-: Hor baktırmak.
  • satıglaş-: Ticaret yapmak, takas ticareti yapmak.
  • sav-: Uzanmak, yayılmak.
  • savıl-: İzlemek, takip etmek; eğilmek, bükülmek; etki altına alınmak, büyülenmek.
  • savır-: Dağıtmak, saçmak.
  • savla-: Konuşmak, söylemek.
  • savlaş-: Birbiriyle konuşmak, sohbet etmek, söyleşmek.
  • savrıl-: Akmak, çağlamak, çağlayarak akmak, şarıl şarıl akmak, gözyaşı akmak.
  • savur-: Savurmak; dalgalandırmak.
  • sayga-: İçki koymak, içki dağıtmak.
  • säç-: Seçmek.
  • säçil-: Kendini göstermek, beğenip seçilmek.
  • sämirt-: Semirtmek.
  • sämri- / s(ä)mri-: Semirmek, şişmanlamak, kilo almak.
  • sämrit- / s(ä)mrit-: Semirtmek; devleti genişletmek, büyütmek.
  • sär-: Çekmek, dayanmak, katlanmak; sebat etmek, oyalanmak, kalmak.
  • särgür-: Tahammül etmek, dayanmak, katlanmak; durdurmak; sınırlamak, set çekmek; engellemek; korumak, iletmek.
  • säril-: Dinlenmek; üzerinde durmak, kalmak; sakinleşmek, yatışmak, son bulmak, gözden kaybolmak; nefsine hâkim olmak.
  • särin-: Sabırlı olmak, sabretmek, çekmek, dayanmak, katlanmak.
  • särit-: Eritmek.
  • särmä-: Süzmek, filtreden geçirmek.
  • säv- / s(ä)v-: Sevmek, tahmin etmek, çok saymak, hoşlanmak, uygun görmek.
  • sävil- / s(ä)vil-: Sevilmek.
  • sävin-: Sevinmek.
  • sävinçlän-: Minnettar olmak; sevinçli olmak.
  • säviniş-: Birlikte sevinmek.
  • säviş-: Sevişmek, karşılıklı sevgi duymak; birlikte sevinmek.
  • sävit-: Sevdirmek; sevilmek, sevilmiş olmak.
  • sävitil-: Sevilmek; övülmek.
  • sekri-: Sıçramak, atlamak, fırlamak; kazan fıkırdamak; iç organlar kıvranmak; hızlı geçip gitmek.
  • sekrit-: Harekete geçirmek.
  • semäklä-: Hazırlık yapmak, hazırlamak, aktif olmak, zanaat ile uğraşmak.
  • semäklättür-: Elbise ürettirmek.
  • semla-: Toz hâline getirmek.
  • sezik kılımsın-: İnançsızlığı temsil ediyormuş gibi yapmak.
  • sezin-: Endişelenmek, sakınmak, korumak, temkinli davranmak; şüphelenmek; soru sormak.
  • sı-: Kırmak, parçalamak, yarmak; pulluk ile işlemek; emirleri çiğnemek, ihlal etmek, kabahat işlemek; ordu mahvetmek, eritmek, yıkmak; reddetmek; çürütmek; yenmek; davul çalmak; toplanmak.
  • sıdır-: Sıyırmak.
  • sıg-: Uymak, sığmak, girmek, intibak etmek; bir dine girmek; kalp dokunmak.
  • sıgın-: Çare aramak, kaçmak, sığınmak.
  • sıgınış-: Bitişmek.
  • sıgıntur-: Sığındırmak.
  • sıgış-: Sığışmak, yeterli yeri olmak.
  • sıgta-: İnlemek, sızlamak, ağlamak.
  • sıgtaş-: Birlikte inlemek, karşılıklı ağlamak, sızlanmak, yakınmak.
  • sıgtat-: Ağlatmak, feryat ettirmek.
  • sıgtatur-: Ağlatmak, feryat ettirmek.
  • sıgur-: Sığdırmak, eklemek; ihata etmek, içine almak; sarılmak, kendine çekmek, kucaklamak, sarmalamak; doldurmak, dökmek; hoşlanmak, beğenmek; yakalamak, tutmak; kabul etmek.
  • sıguruş-: İç içe sığmak, birbirine eklemek, birbirine bağlamak.
  • sıguş-: Anlaşmak, konuşmak.
  • sık-: Sıkmak, basmak, bastırmak, sarf etmek, çabalamak; üzmek, acıtmak.
  • sıka-: Ovmak, masaj yapmak, okşamak, dokunmak.
  • sıkan-: Elbise kolu sıvamak, cemrelemek, tüyleri okşamak.
  • sıkıl-: Sıkıntı basmak, sıkılmak, eziyet edilmek, acı çektirilmek, yıkık olmak, üzülmek vb..
  • sıktur-: Şarap sıkıp suyunu çıkartmak.
  • sıl-: Teori çürütülmek.
  • sıla-: Övmek, methetmek, saygı göstermek, davet etmek.
  • sımala- / sımanla-: Manası belirsiz.
  • sımta-: İhmal etmek, ihmalkâr olmak, savsaklamak; kabul etmek, onaylamak, hoş görmek, riayet etmemek, göz yummak, katlanmak, kabullenmek.
  • sımtal-: İhmal edilmek, ihmalkâr olmak.
  • sın-: Kırılmak, parçalanmak; bedensel olarak sonda olmak, canı boğazına gelmek; çok çaba sarf etmek, gayret etmek.
  • sına-: Test etmek, denemek, kuvvetleri ölçmek, keşif yapmak, öğrenmek, haber almak, malumat toplamak, iğva etmek, sınamak, imtihan etmek.
  • sınan-: Araştırmak, sınamak.
  • sınaş-: Ölçüşmek, boy ölçüşmek, güçleri ölçmek.
  • sıŋarla-: Yardım etmek, destek olmak; ölçmek, tartmak, hesap etmek.
  • sırla-: Boyamak, sırlamak, cilalamak; zararsız hâle getirmek.
  • sırna-: Israrlı olmak.
  • sış-: Şişmek.
  • sışılış-: Birlikte şişmek.
  • sıtur-: Kırdırmak, parçalattırmak.
  • sıvga-: Ok isabet etmemek.
  • sız-: Sızmak, erimek; güçsüz olmak; acı çekmek.
  • sızgur-: Eritmek.
  • sızıl-: Erimek.
  • sızlat-: Izdırap vermek, acı çektirmek, yaralamak, sızlatmak.
  • sid-: İşemek, idrarını yapmak.
  • sikä-: İşemek, idrarını yapmak.
  • sil-: Sürmek.
  • sili-: Temiz olmak.
  • silin-: Temizlenmek, arınmak.
  • silit-: Temizlemek.
  • silk-: Silkelemek, sallamak, silkeleyerek temizlemek, çan çalmak.
  • silkin-: Silkinmek, sallanmak.
  • silktür-: Çan çalmak.
  • simir-: Höpürdeterek içmek.
  • siŋ-: Batmak, çökmek, içine çökmek, girmek, dalmak.
  • siŋär-: İçine sokmak.
  • siŋilä-: Yakınmak, sızlanmak.
  • siŋir-: Yalayıp yutmak, tıkınmak, yutmak; sindirmek; soğurmak, absorbe etmek, emmek; zehri zararsız hâle getirmek; batırmak; kaplamak; sindirmek.
  • siŋirt-: Yutulmak.
  • siŋiş-: Kaynaşmak, birleşmek.
  • sipir-: Süpürmek.
  • sogı-: Soğumak, ateş düşmek.
  • sogın-: Soğumak.
  • sogış-: Tamamen soğumak.
  • sogul-: Su sızmak, suyu çekilmek, buharlaşmak, soğulmak; yok olmak.
  • sogur-: Suyunu boşaltmak, içine atmak, şapırdatarak yemek; kurutmak; buharlaştırmak; günahlardan kurtarmak.
  • sok-: Sokmak; gagalamak; mahvetmek, yıkmak; parçalamak, yarık açmak, havanda dövmek, ezmek; içine doldurmak; akla almak, eklemek; sıkıştırmak; çarpmak, itmek, tokat atmak; dövmek; ateş çakmak.
  • sokçı-: Gagalamak.
  • sokdur-: Biletmek.
  • soktur-: Tahrip ettirmek.
  • sokul-: Kırılmak, koparılmak.
  • sokun-: Göğse dövünmek.
  • sokuş-: Birbirine vurmak, vuruşmak; karşılaşmak, rastlamak.
  • sokuştur-: Karşılaştırmak.
  • sola-: Bağlamak, kapamak, tıkamak; zincirlemek, demirlemek.
  • solal-: Zincirli olmak.
  • solan- / sol(a)n-: Zincirlenmek, kuşatılmak; kapanmış olmak, kilitlenmiş olmak.
  • solaş-: Birbirine bağlanmış olmak, birbirine bağlı olmak.
  • solaştur-: Zincirle bağlamak.
  • sor-: Emmek; sormak, soru sormak, soruşturmak.
  • soruk-: Tecrübeli olmak, ünlü olmak.
  • sorul-: Danışmak, bilgi edinmek.
  • soy-: Soymak, derisini yüzmek; elbise çıkarmak; koparmak; açmak.
  • soyul-: Soyulmak, et soyulmak.
  • soyurka-: Merhametli olmak, acımak, merhamet etmek.
  • soyurkat-: Pişman olmak.
  • södrü-: Sürüklemek, tartmak, çalmak.
  • södür-: Çalmak ve yağmalamak.
  • söglün-: Kavrulmak, kızartılmak.
  • söglüntür-: Kızartmak.
  • sögül-: Kızartmak, kavurmak.
  • sök-: Yırtmak, sökmek, söküp çıkarmak, birdenbire çıkmak, yerle bir etmek, yıkmak; sövmek, beddua etmek, küfretmek, eleştirmek, kınamak; diz çökmek; ishal olmak, müshil etkisi yapmak.
  • sökit-: Parçalamak, kıymak; ishale sebep olmak.
  • sökül-: Kırılmak.
  • söküt-: Diz çökmek, dizleri bükmek.
  • sön-: Azalmak, sönmek, geçmek, dinmek, bitmek.
  • sötrör-: Manası belirsiz (kıyafetle ilişkili).
  • söyän-: Bir şeye dayanmak.
  • söyäş-: Birbirini desteklemek, birbirine dayanmak.
  • sözlä-: Söylemek, konuşmak, tartışmak; anlatmak, haberdar etmek; ilan etmek; tarif etmek, bahsetmek, söz etmek, incelemek, dile getirmek, açıklamak; propaganda yapmak.
  • sözläş-: Birbiriyle konuşmak, haberleşmek, müzakere etmek, söyleşmek, tartışma yapmak, tartışmak, fikir danışmak; anlaşmak, uzlaşmak.
  • sözlät-: Söyletmek, sözlerle ifade ettirmek.
  • sözlätil-: Bildirilmek, söylenmek, konuşulmak.
  • sözsirä-: Susmak, söylememek, sessiz olmak.
  • suçı-: Kıvrım kıvrım kıvranmak; yüksek atlamak; kazan kaynamak, fokurdamak.
  • suçın-: Damarlar atmak; ürkmek.
  • suçlun-: Çekip koparılmak, koparılmak.
  • suçul-: Dudak bükmek, elinden zorla almak, elbise çıkarmak, soyunmak, kıyafet/zırh çıkarmak.
  • sud-: Tükürmek, tükürüp atmak.
  • sudlan-: Arka arkaya gelmek.
  • sugun-: Yıkanmak, saçları yıkamak, banyo yapmak.
  • sugundur-: Yıkatmak, banyo yaptırmak.
  • suk-: Fiske vurmak.
  • sukı-: Fiske vurmak.
  • sukın-: Memnun edilmek, tatmin edilmek.
  • suklan-: Hırslı olmak, hırslı davranmak, istemek, arzulamak, çabalamak.
  • suklun-: İçine düşmek, çökmek, batmak, takılıp kalmak, içine dalmak.
  • suksın-: Israrla istemek.
  • suksıntur-: Arzu ettirmek, arzu uyandırmak.
  • sun-: Sunmak, kol ve ayak germek, uzatmak, vermek, takdim etmek, tutmak, yakalamak; hizmete hazır olmak; yere kapanmak, secde etmek.
  • sus-: Su çekmek, kaşıklamak.
  • susa-: Susamak.
  • suva-: Sulamak, su vermek; boyamak, sürmek, sıvamak; kartonpiyer yapmak; sarmak, örtmek.
  • suvat-: Sıvatmak, kartonpiyer yaptırmak.
  • suvı-: Birisini yıkamak.
  • suvış-: Sulanmak.
  • suvsa-: Susamış olmak, susamak.
  • sü-: Yükseltmek, arttırmak, geride kalmak (?).
  • süŋ-: Defetmek, kovmak, silmek.
  • süŋüş-: Birbiriyle savaşmak, birbiriyle kavga etmek.
  • sür-: Sürmek, sürüklemek, hızlandırmak; sürdürmek, devam ettirmek, yapmak, davranmak; yerine getirmek; cezalandırmak.
  • sürç-: Kaymak, ayağı kayıp düşmek, tökezlemek.
  • sürçit-: Kaydırmak.
  • sürdür-: Götürtmek, sürdürmek; atmak; göndermek.
  • sürt-: Ovuşturmak, sürtmek, ovmak, ovarak yaymak; kurulamak; silmek.
  • sürtün-: Sürtünmek.
  • sürüş-: İşletmek, yapmak, uygulamak; kin beslemek.
  • süs-: İtmek, sürüklenmek, çarpmak.
  • süülä-: Savaşmak, sefere başlamak, sefer yapmak.
  • süz-: Temizlemek, berraklaştırmak, arındırmak; seçip almak, beğenip ayırmak, ayırt etmek; inanmak.
  • süztür-: Suyu süzdürmek.
  • süzlün-: Dindar olmak.
  • süzül-: Temizlenmek; gök açılmak; inançlı olmak, inanmak.
  • süzüştür-: Uyumlu hâle getirmek (?).

Ş Harfi ile Başlayan Fiiller

  • şanla-: Övmek.
  • şavşaş-: Birbiriyle tartışmak.
  • şäş-: Karmakarışık olmak; çözmek, çözümlemek.
  • şäşil-: Çözülmek, ayrılmak; geçmek.
  • şıla-: Su ıslatmak; zenginleştirmek, çoğalmak, süslemek; teşvik etmek.
  • şılal-: Islatılmak.
  • şılan-: Nemlenmek.
  • şılatıl-: Islatılmak.
  • şılda-: Bahane uydurmak, sebep aramak.
  • şırpa-: Karışmak, birbirine dolanmak.

T Harfi ile Başlayan Fiiller

  • tagık-: Dağa kaçmak.
  • tagıl-: Dağılmak.
  • tagonla-: Alay etmek.
  • tak-: Bağlamak, takmak.
  • takıl-: Takılmak.
  • takšur-: Şiir yazmak, yakınmak, yalvarmak, acımak, üzülmek vb..
  • tal-: Bayılmak, bayılarak yere düşmek.
  • talaš-: Kavga etmek, dalaşmak.
  • talgokla-: Çivi çakmak.
  • talık-: İtilmek, itilmiş olmak.
  • talpı-: Uçuşmak, titremek, sarsılmak vb..
  • talpır-: Uçuşmak.
  • talpıt-: Uçuşturmak.
  • talula- / t(a)lula-: Seçmek.
  • talulat-: Seçtirmek.
  • talvırt-: Uçuşturmak, silkmek, sallamak.
  • tam-: Damlamak, yavaş yavaş akmak.
  • tamgala- / t(a)mgala-: Mühürlemek, damgalamak, kazımak vb..
  • tamgalal-: Damgalı olmak, mühürlü olmak.
  • tamıt-: Yanmak, alevlenmek, yakılmak.
  • tamız-: Damlatmak.
  • tamtul-: Alevlenmek, alev almak.
  • tamtur-: Yakmak, tutuşturmak, aydınlatmak, propaganda yapmak.
  • tan-: İnkâr etmek, şaşkın olmak, kafası karışmak vb..
  • tančga-: Parçalamak, parça parça etmek.
  • tančgala-: Isırıp parçalamak.
  • tančgat-: Parçalanmak.
  • tančula-: Isırıp parçalamak, küçük küçük parçalara ayırmak.
  • tangar- / t(a)ngar-: Tanıklık etmek, adamak, ant içmek.
  • tangarıš-: Birbirini adamak, birbirine söz vermek.
  • tanu-: Farkına varmak, ayırmak, tanımak.
  • tanukla-: Tanık göstermek, tanıklık etmek, gerçekleştirmek vb..
  • tanuklal-: Tanıklanmak.
  • tanuklaš-: Birbirine tanıklık etmek, birbirini onaylamak.
  • tanuklat-: Tanıklık ettirmek.
  • taŋ-: Sık(ıştır)mak, basmak, bağlamak, içeri götürmek vb..
  • taŋıl-: Sıkıştırılmak, sıkışmış hissetmek.
  • taŋırka-: Hayret etmek, şaşmak, hayran olmak.
  • taŋırkan-: Hayret etmek, şaşmak.
  • taŋız-: Şişmek, süt vermek.
  • taŋla-: Şaşırmak, hayret etmek; gün ağarmak, şafak sökmek.
  • taŋlan-: Gün ağarmak, şafak sökmek.
  • t(a)ŋl(a)r- / taŋlar-: (Gün) ağarmak, (şafak) sökmek
  • taŋlat-: Şaşırtmak.
  • tap-: Bulmak, elde etmek, kazanmak.
  • tapın- / t(a)pın-: Hizmet etmek, ağırlamak, saygı göstermek vb..
  • tapıntur-: Hizmet ettirmek, hürmet ettirmek.
  • tapırkan-: Onaylamak, kabul etmek, hoşuna gitmek.
  • tapırkanıl-: Kabul edilmek, onaylanılmak.
  • tapıš-: Buluşmak, karşılaşmak, rast gelmek, keşfetmek vb..
  • tapla- / t(a)pla-: Haklı bulmak, onaylamak, istemek, tercih etmek vb..
  • taplan-: Özlemek, çabalamak; kabul etmek, onaylamak.
  • taplaš-: Anlaşmak, uzlaşmak, karşılıklı onaylamak.
  • taplat-: Kabul edilmek, onaylanmak; kabul ettirmek.
  • taplatıl-: Sevilmek, değer verilmek, kabul edilmek.
  • tapšur-: Teslim etmek, aktarmak, bırakmak, tahsis etmek vb..
  • tar-: Dağıtmak, saçmak, zorla birbirinden ayırmak.
  • tara-: Dağıtmak, serpmek, yaymak.
  • taral-: Dağılmak, kafası karışık olmak.
  • taraldur-: Saçtırmak.
  • tarı- / tar(ı)-: Ekmek, yetiştirmek, işlemek.
  • tarık-: Kaybolmak, geçmek, uzaklaşmak, sönmek vb..
  • tarın-: Kendisi için yetiştirmek.
  • tarıt-: İşlemek, ekmek, yetiştirmek.
  • tarma-: Yırtıp ayırmak, parçalamak, tırmalamak.
  • tarman-: Uzanmak, yayılmak, serilmek.
  • tarmaš-: Karşılıklı birbirini parçalamak, yırtmak.
  • tart-: Çekmek, sürüklemek, silmek, tartmak, (çit vb.) kurmak, (trompet) çalmak.
  • tartdur-: Çektirmek, çekip çıkartmak, gerdirmek vb..
  • tartıl-: Çekilmek; yayılmak.
  • tartın-: Yardımsever olmak, sevilen olmak.
  • tartınlaš-: Karşılıklı etkilemek.
  • tartıš-: Karşılıklı etkilemek.
  • tartıt-: Çekilmek; çektirmek.
  • tartız-: Çektirmek.
  • tartla-: Taslak çizmek.
  • tarttur-: Çektirmek, (çit) yaptırtmak.
  • taru-: Daralmak, küçülmek, dar olmak.
  • tarut-: (Kol uçlarını vb.) birleştirmek (?).
  • taš-: Akıp gitmek, üzerinden akmak, taşmak.
  • tašgar-: Çıkarmak, çekip çıkarmak, (büyü gücü) göstermek.
  • tašık-: Çıkmak, dışarı çıkmak, belli olmak, ortaya çıkmak.
  • tašu-: Taşımak, nakletmek, yollamak.
  • tašur-: Yaydırmak, yaymak; taşmak.
  • tat-: Tadına bakmak, denemek, tatmak.
  • tatar-: (Ceset) morarmak, rengi atmak.
  • tatga-: Tatmak, tadına bakmak.
  • tatgan-: Lezzetli bulmak, güzel bulmak, zevk almak.
  • tatıgsıra- / tat(ı)gs(ı)ra-: Tadını kaybetmek, tatsız olmak.
  • tatın-: Tatmak, tadına bakmak.
  • tatur-: Tattırmak, yemlemek.
  • tavran-: Çabalamak, gayret etmek, acele etmek.
  • tavranıš-: Acele etmek.
  • tavrantur-: Teşvik etmek, gayrete getirmek, cesaret vermek.
  • tavraš-: Birlikte çabalamak, gayret etmek.
  • tavrat- / t(a)vrat-: Gayrete getirmek, teşvik etmek, özendirmek.
  • tay-: Kayıp gitmek, düşmek, sapmak, kaybetmek, geri adım atmak.
  • tayan-: Dayanmak, itimat etmek, güvenmek.
  • tayanıš-: Dayanışmak.
  • tayanıšdur-: Dayanıştırmak, birbirine dayandırmak.
  • tayantur-: Dayandırmak.
  • tayıt-: Kaydırmak, caydırmak.
  • taytur-: Kaydırmak, kaybettirmek.
  • täg- / t(ä)g-: Varmak, ulaşmak, erişmek, elde etmek, değmek, saldırmak vb..
  • tägil-: İnmek; körleşmek, körlenmek, kafası karışık olmak.
  • tägin-: Saygıyla yapmak, başarıyla sonuçlanmak, hissetmek, kendini adamak vb..
  • tägintür-: Elde ettirmek, ulaştırmak, ceza ölçmek, vermek vb..
  • tägiš-: Birlikte almak, ulaşmak, rastlaşmak, buluşmak.
  • tägläl-: Kör edilmek.
  • täglär-: Kör etmek.
  • tägläš-: Birbirini kör etmek.
  • tägriklä-: Sarmak, çemberlemek, etrafını çevirmek, kuşatmak.
  • tägriklän-: Çevrili olmak, kuşatılmış olmak.
  • tägriklät-: Çevrili olmak.
  • tägrül-: Getirilmek.
  • tägšil- / t(ä)gšil-: Değişmek, dönüşmek, tekrarlamak, yeni canlı doğmak vb..
  • tägšildür-: Değiştirtmek.
  • tägšür-: Değiştirmek, başkalaştırmak, mübadele etmek, dönüştürmek, çevirmek.
  • tägšürt-: Değiştirtmek.
  • tägšürüš-: Değiştirmek, değiş tokuş yapmak.
  • tägür-: Değdirmek, ulaştırmak, eriştirmek, (tehlikeye) atmak vb..
  • tägürt-: Göndermek, yollamak, getirmek, getirilmek.
  • tägürtür-: Getirtmek, göndertmek, çektirmek.
  • tägzin-: Dönmek, dolaşmak, topaç gibi dönmek, arkasını dönmek.
  • tägzinčlän-: Çevrilmiş olmak, dönmüş olmak, dönmek.
  • tägzintür-: Döndürmek, gezdirmek.
  • täl-: Delmek, içine geçmek, nüfuz etmek, delik deşik etmek, oymak.
  • tälgän-: Heyecanlanmak, tarumar olmak, heyecanlanmış olmak.
  • tälin-: Delinmek, çatlamak, açılmak.
  • tälmir-: Göz kırpıştırmak, titremek, huzursuz bakmak vb..
  • täŋäš-: Denk olmak, karşılaştırmak.
  • täŋgär-: Tartmak, ölçüsüne uymak.
  • täŋik-: Eşit olmak, yaklaşmak.
  • täŋirt-: Bir araya getirmek, toplamak (?).
  • täŋlä- / t(ä)ŋlä-: Denemek, sınamak, tahmin etmek, ölçmek, eleştirmek, karşılaştırmak vb..
  • täp- / t(ä)p-: Tepmek, vurmak, tekme atmak, ezmek, dans etmek, gitmek.
  • täpär-: Titremek, sarsılmak.
  • täpin-: Tepinmek, şiddetli hareket etmek, suda ayak çırpmak (yüzmek).
  • täpiš-: Karşılıklı tepinmek, tepişmek.
  • täpit-: Ayaklar altında ezdirtmek, çiğnettirmek.
  • täpländür-: Ezdirtmek.
  • täprä-: Hareket etmek, titremek, sarsılmak, başlamak, aktif olmak vb..
  • täprän-: Başlamak, baş göstermek (hastalık).
  • täpräš-: Titreşmek, birlikte titremek, hareket etmek.
  • täprät-: Titretmek, hareket ettirmek, sarsmak, çalmak (müzik vb.).
  • täprätil-: Titretilmek, sarsılmak.
  • täptür-: Ezdirmek, ayak bastırmak.
  • tärit- / t(ä)rit-: Terlemek.
  • tärkišlän-: Kızgın olmak, öfkeli olmak, saldırgan olmak.
  • tärklä-: Acele etmek, acele ile gitmek.
  • tärklät-: Hızlandırmak, kovalamak.
  • tärlä-: Terlemek.
  • tärsik-: (Hastalık) kötüleşmek.
  • tärsiktür-: Ayartmak, yoldan çıkarmak, akıl karıştırmak.
  • tärtär- / t(ä)rtär-: Terletmek, terlettirmek.
  • täš-: Deşmek.
  • täšil-: Patlamak, yarılmak.
  • tätrül-: Yanıltılmak, yolu şaşırtılmak, akıl karıştırmak.
  • tätrültür-: Yolu şaşırtmak, aldatmak, yanıltmak, ayartmak.
  • tätür- (tetür-): Söyletmek, konuşturmak; bir işin aslını aramak, analiz etmek.
  • täv-: Şişe dizmek.
  • tävin-: Hareket ettirmek, sallamak.
  • tävir-: Çevirmek, döndürmek, (sevap) tevcih etmek, yöneltmek.
  • tävlä- / t(ä)vlä-: Aldatıcı davranmak, aldatmak, kandırmak.
  • tävril-: Dönmek.
  • tävšil-: Ufalanmak.
  • tävšin-: Aktif olmak, çok çalışkan olmak, ilgilenmek, önem vermek.
  • tävšintür-: Aktif olmasını sağlamak, aktifleştirmek, ilgilendirmek.
  • täz- / t(ä)z-: Kaçmak, koşup gitmek, kaçınmak.
  • täzgür-: Bozguna uğratmak, kovmak, ortadan kaldırmak.
  • te-: Demek, söylemek, adlandırmak.
  • tenlä-: Tarlalarda sıralamak.
  • ter-: Toplamak, derlemek, kendini toplamak.
  • teril- / t(e)ril-: Birleşmek, toplanmak, birikmek.
  • teriliš-: Birleşmek, toplaşmak.
  • terin-: Toplanmak.
  • teš-: Sözleşmek, tartışmak, müzakere etmek, konuşmak.
  • tet-: Denilmek, ismi olmak; olmak.
  • tetigär-: Akıllı olmak, akıllı olarak görülmek.
  • tetiglä-: Zeki olmak, tanımak, farkına varmak.
  • tetin-: Cesaret etmek, cüret etmek, kalkışmak.

Tı – Ti

  • tıd-: Engel olmak, tıkamak, engellemek, sakınmak, dizginlemek vb..
  • tıdıl-: İhtiyatlı davranmak, kendine hâkim olmak, engellenmek vb..
  • tıdılıš-: Karşılıklı engellenmek.
  • tıdın-: Çekinmek, içtinap etmek, engellenmek.
  • tıdıntur-: İçtinap ettirmek, sakındırmak.
  • tıgra-: Sağlam olmak, sert olmak.
  • tıgran-: Güçlü olmak.
  • tıgrat-: Sertleştirmek, katılaştırmak, pekiştirmek, cesaretlendirmek.
  • tık-: Tıkmak, tıkamak, fırlatmak, sıkmak, doldurmak vb..
  • tıkıl-: Tıkılmak, tıkıştırılmak, sıkılmak, bunaltılmak, yığılmak.
  • tılaŋur-: Hitabet yeteneği olmak.
  • tılta-: Bahane aramak.
  • tıltan-: (İşle) meşgul olmak.
  • tın-: Nefes almak, soluk almak, dinlenmek, mola vermek; bildirmek, duyurmak.
  • tınla-: Dinlenmek.
  • tınlan-: Kendine gelmek, ayılmak.
  • tınsıra-: Bayılmak.
  • tınsırat-: Bayıltmak.
  • tıntur-: Dinlendirmek, dindirmek, nadasa bıraktırmak.
  • tıŋla- / tıŋl(a)-: Dinlemek, duymak, işitmek.
  • tıŋšan-: Dinlemek, işitmek.
  • tırman-: Tırmalamak, yırtmak.
  • tıšla-: Dişlemek, ısırmak.
  • tıt-: Yırtıp ayırmak, parçalamak, yırtmak; çırpmak.
  • tıtın-: Yırtılmak, parçalanmak.
  • tigilä-: Gürültü yapmak, patırtı yapmak, uğuldamak.
  • tigilän-: Sesi çıkmak, duyulmak, tınlamak.
  • tigiläš-: Çınlamak, tınlamak, gürültü yapmak.
  • tigrät- / tigr(ä)t-: Sebep olmak; yankılandırmak, takırdatmak; sarsmak.
  • tik-: Sokmak, ısırmak, dikmek; kurmak, koymak, ekmek.
  • tikilin-: Dikilmek, doğrulmak.
  • tikiš-: Karşılıklı sokmak, birbirini ısırmak.
  • tikit-: Isırılmak, sokulmak.
  • tiktür-: Dikiş diktirmek; tohum ektirmek; (bayrak vb.) diktirmek.
  • til-: Parça parça kesmek, dilmek, dilimlemek.
  • tilä- / til(ä)-: Aramak, hedef almak, istemek, dilemek vb..
  • tilät-: Araştırtmak, aratmak.
  • tiliklä-: Dilemek.
  • tilin-: Dönmek, dolaşmak, deveran etmek.
  • timä-: Süslemek, bezemek, tertip etmek, hazırlamak.
  • tirä-: Yığılmak, desteklemek, yukarı basmak.
  • tiräš-: Savaşmak, kavga etmek, tartışmak.
  • tirgür-: Diriltmek, canlandırmak, hayat vermek.
  • tiril-: Canlanmak, dirilmek, hayatta olmak.
  • titrä-: Sarsılmak, titremek.
  • titrät-: Titretmek.
  • tiz-: Dizmek, sıralamak.
  • tizil-: Dizilmek, dizili olmak, düzenlenmek.
  • tiziltür-: Sıraya dizdirmek, sıraya sokturmak.

To – Tö

  • to-: (Arzular vb.) gerçekleşmek.
  • tod-: Tok olmak, memnun olmak, usanmış olmak.
  • todgur-: Beslemek, yem vermek, doyurmak, memnun etmek.
  • toduntur-: Memnun etmek.
  • todur-: Memnun etmek, doyurmak; bıkmak.
  • todurt-: Yem vermek, doyurmak, memnun etmek.
  • togra-: Doğramak, kesip parçalamak, dilimlemek.
  • togrul-: Patlamak, yırtılmak, kesilmiş olmak, parçalanmak.
  • togur-: Aşmak, karşı tarafa geçmek.
  • togurčuklan-: Tomurcuklanmak.
  • tokı-: Dövmek, vurmak, dokumak, kurmak, karıştırmak vb..
  • tokıl-: Dövülmek.
  • tokılan-: Süslenmiş olmak, güzel olmak, parlamak.
  • tokılandur-: Dekore ettirmek, süslendirmek, güzelleştirmek.
  • tokın-: Karşı karşıya gelmek, dövülmek, uğramak, zahmet çekmek.
  • tokıš-: Birbirine vurmak, vuruşmak, karşılaşmak.
  • tokıt-: Dövülmek, çaldırmak, kazıtmak vb..
  • tokıtıl-: Dövülmek, vurulmak, sürüklenilmek vb..
  • tokla-: Saçları kökünden tıraş etmek.
  • tol-: Toplanmak, dolmak, gerçekleşmek, süresi dolmak.
  • tolga-: Sarmak, döndürmek, çevirmek.
  • tolgan-: Kıvrılmak, daire çizerek dönmek, zahmet çekmek.
  • tolgat- / tolg(a)t-: İşkence etmek, eziyet etmek, incitmek.
  • tolgur-: Doldurmak, yerine getirmek, tüketmek, başarmak.
  • tolgurul-: Doldurulmuş olmak, doldurulmak.
  • tolın-: Dolanmak, kıvranmak, dönmek.
  • toltur-: Doldurmak.
  • tolulat-: Tamamlamak, bitirmek.
  • tolunad-: Ağzına kadar dolmak.
  • toŋ-: Donmak, donarak ölmek, üşümek.
  • toŋıt-: Eğilmek, reverans yapmak.
  • toŋla-: Dövmek, vurmak, kamçılamak.
  • toŋtal-: Çevresi/ekseni etrafında döndürülmek.
  • toŋtar-: Çevirmek, döndürmek, aşağı basmak, arka çevirmek.
  • toŋtarıl-: Etrafında dönülmek.
  • toŋur-: Üşütmek, soğuğa maruz bırakmak.
  • topol-: Derinleştirmek, tamamıyla anlamak, tahlil etmek, saldırmak vb..
  • torla-: Ağ ile asmak.
  • toru-: Zayıflamış olmak, bir deri bir kemik kalmak.
  • toš-: Dolmak, doluşmak, doldurulmak.
  • tošgur-: Doldurmak, yerine getirmek, bitirmek, tamamlamak.
  • tošgurt-: Yerine getirtmek, bitirtmek.
  • toyla-: Toplanmak, bir araya gelmek.
  • toylaš-: Toplanmak, toplaşmak, şenlik yapmak.
  • toylaštur-: Bayram düzenlemek.
  • toz-: Tozlu olmak, tozutmak, yükselmek.
  • tozgur-: Çiğnemek, ayağıyla ezmek.
  • tögnä-: Koterize etmek, dağlamak.
  • tök-: Püskürtmek, saçmak, dökmek, dökerek boşaltmak.
  • töklün-: Kesip çıkarılmak.
  • tökül-: Saçılmak, dökülmek, akmak, fışkırmak.
  • töküntür-: Döktürmek.
  • tölä-: Ödemek, tazmin etmek; yavrulamak.
  • tölät-: Ödeme talimatı vermek.
  • töl(ä)t-: Avutmak, teselli etmek.
  • töltä-: Yaymak, sermek, döşemek.
  • töltäl-: Örtülü olmak, kıtıklı olmak.
  • tön-: Dönmek, arkasını dönmek.
  • töŋitdür-: Eğdirmek.
  • törü-: Doğmak, türemek, oluşmak, meydana çıkmak vb..
  • törüt-: Kurmak, inşa etmek, meydana getirmek, yaratmak.
  • töšä-: Yaymak, sermek, döşemek.
  • töšän-: Örtülmek, açılmak, yayılmak, döşenmek.
  • töšnäklä-: Cinsel eğlenmek.
  • töt-: Titremek.
  • tötüš-: Tartışmak, kavga etmek, kavgalı olmak.
  • tötüštür-: Kavga ettirmek, dalaştırmak, dövüştürmek.

Tu – Tü

  • tu-: Kilitlemek, kapatmak, engellemek.
  • tug-: Doğmak, dünyaya gelmek, filizlenmek, görünmek vb..
  • tugur-: Doğurmak, vücuda getirmek, ortaya koymak.
  • tugurt-: Doğurtmak, meydana getirtmek.
  • tugurul-: Doğurulmak, meydana getirilmek.
  • tul-: (Alevler) dışarı vurmak.
  • tumıl-: Soğumak, sönmek.
  • tumlı-: Soğumak, sönmek, soğuk olmak, soğutmak.
  • tumlıt-: Soğutmak.
  • tun-: Kapanmış olmak, kilitlenmek, tıkanmak, engellenmiş olmak.
  • tur-: Durmak, bulunmak, kalmak, oturmak, kefil olmak vb..
  • turala-: Takmak, bağlamak.
  • turalan-: Takmak, bağlamak.
  • turgur-: Neden olmak, oluşturmak, dikmek, inşa etmek, yetiştirmek vb..
  • turıt-: Çekinmek.
  • turkıglan-: Çekinmek.
  • turuk-: Durmak, ara vermek, mola vermek.
  • turul-: Sakin olmak, durgun olmak, berraklaşmak.
  • turultur-: Sakinleştirmek, zaptetmek, durdurmak, bastırmak.
  • turuš-: Direnmek, karşı karşıya gelmiş olmak; yaşamak.
  • tusalaš-: Birbirinden yararlanmak.
  • tusul-: Yaramak, yararlı olmak.
  • tusula-: Yaramak, yararlı olmak.
  • tuš-: Rastlamak, buluşmak, karşılaşmak, uğramak.
  • tušgar-: Buluşturmak, karşılaştırmak.
  • tušgur-: Buluşturmak, isabet ettirmek, nişan almak.
  • tušık-: İlgili olmak, bulaşmış olmak, kibirli olmak.
  • tušul-: Buluşmak.
  • tušuš-: Buluşmak, karşılaşmak, rastlaşmak, düşünmek.
  • tut-: Tutmak, kapmak, yakalamak, algılamak vb..
  • tuta-: Horlamak, hakaret etmek, sövmek, eleştirmek vb..
  • tutat-: Hor görülmek, küçümsenmek, aşağılanmak.
  • tutsuk-: Tutulmak, yakalanmak, hapsedilmek.
  • tutul-: Tutulmak, kavranmak, yakalanmak, saymak vb..
  • tutuldur-: İçinde bulundurmak, kaçındırmak, tutturmak.
  • tutur-: İdrak ettirmek, tutturmak, bekçilik ettirmek.
  • tuturkan-: Değersiz bulmak.
  • tutuš-: Birbirini tutmak, tutuşmak, arkadaş kazanmak vb..
  • tutuštur-: Bağlatmak, tutuşturmak.
  • tutuz-: Teslim etmek, tahsis etmek, emretmek vb..
  • tutuzuš-: Birbirine emanet etmek, güvenmek.
  • tutyaklan-: Yapışmak, yapışık kalmak.
  • tuvır-: Katılaşmak, sertleşmek (buz).
  • tuy-: Farkına varmak, anlamak, tanımak, idrak etmek, algılamak.
  • tuytur-: Farkına vardırmak, idrak ettirmek.
  • tuyul-: Aydınlatılmak, aydınlanmak.
  • tuyun-: Uyanmak, aydınlanmak, aklı başında olmak, itiraf etmek.
  • tuyuntur-: Aydınlatmak.
  • tuyur-: Farkına vardırmak, idrak ettirmek.
  • tuyurka-: Farkına varmak, fark etmek.
  • tuyuz-: Algılatmak, bildirmek, dinletmek, duyurmak.
  • tuz-: Şakacı olmak.
  • tuzgula-: (Hediye olarak) sunmak.
  • tüg-: Düğümlemek, çatmak, sıkmak, birleştirmek vb..
  • tükä-: Bitmek, tamamlamak, gerçekleşmek.
  • tükän-: Kaybolmak.
  • tükät-: Tamamlamak, bitirmek, mükemmelleştirmek.
  • tültrün-: Dövülmek, vurulmak, eziyet çekmek.
  • tültür-: Vurmak, çalmak.
  • tülüklän-: Manevi güç kazanmak, güçlü olmak.
  • tümä-: Süslemek, dekore etmek, hazırlamak.
  • tümän-: Süslenmek, (ordu) mevzilemek, hazırlanmak.
  • tümgär-: Aptallaşmak.
  • tünä-: Gecelemek, konaklamak, mola vermek.
  • tünät-: Konaklatmak, geceletmek.
  • tüpgär-: Nüfuz etmek, tamamıyla anlamak.
  • tüpir-: Fırtına çıkmak, uçurmak, savurmak.
  • tüplä-: Şehir kurmak.
  • tüpsirät-: Temel çıkarmak.
  • tüpük-: Bitmiş olmak, son bulmak.
  • tüpükdür-: Bitirmek, tamamlamak.
  • tür-: Bükmek, yığmak, dürmek, ürpermek.
  • türt-: Sürtmek, merhem sürmek, çalkalama aletiyle karıştırmak; dokunmak, değmek.
  • türtün-: Sürünmek (merhem vb.).
  • tüš-: Düşmek, inmek, dökülmek, çökmek, yansıtmak vb..
  • tüšä-: Rüya görmek.
  • tüši-: Nakletmek, teslim etmek, tevdi etmek.
  • tüšinä-: Yerleşmek, oturmak.
  • tüšit-: Nakletmek, teslim etmek.
  • tüšsirä-: Verimsiz olmak, meyvesiz olmak.
  • tüštür-: Düşürmek.
  • tüšül-: Çökmek, yıkılmak.
  • tüšür-: Düşürmek, (ağaç) kesmek, indirmek vb..
  • tüšürül-: Düşürülmek, terk edilmek, atılmak.
  • tüšütlän-: Meditasyon yapmak, uygulamak, düşünmek.
  • tüšütlänil-: İyice düşünülmek.
  • tütit-: Parfüm sürmek.
  • tütitil-: Parfüm sürülmek.
  • tütnä-: Tütmek.
  • tütüz-: Tütsülemek.
  • tüvri-: Katılaşmak, donmak, sertleşmek.
  • tüz-: Düzlemek, düzeltmek, uyum sağlatmak, ayarlatmak.
  • tüzgär-: İncelemek, araştırmak, bağdaştırmak, düzeltmek.
  • tüzük-: Ahenkli olmak, sadık olmak.
  • tüzüksirä-: Uyumsuz olmak.
  • tüzül-: Ahenkli olmak, barış yapmak, tertip edilmek.


U Harfi ile Başlayan Fiiller

  • u-: Yapabilmek, -abilmek, muktedir olmak; dayanmak, tahammül etmek.
  • uč-: Uçmak, uçup gitmek; görülmek, görünmek.
  • učın-: Cinlenmiş olmak, büyülenmiş olmak, şeytana tutulmuş olmak, büyülenmek.
  • učlan-: Büyük abdest yapmak.
  • učuk-: Bitmek, hitam bulmak, son bulmak.
  • učuktur-: Sona erdirmek.
  • učur-: Uçurmak; yollamak, nakletmek; (duyuları) kandırmak, uyarmak; döndürerek yükseltmek.
  • učuzla-: Kötülemek, aşağılayıcı davranmak, tahkir etmek, alay etmek; hor görmek, değersiz görmek.
  • učuzl(a)n-: Kendini küçümsemek.
  • ud-: Takip etmek.
  • udı-: Uyumak; koyulaşmak, pıhtılaşmak.
  • udıkla-: Uyumak, hafif uyumak, uyuklamak.
  • udlan-: (Bir şeyin) hasretini çekmek.
  • udul-: Manası belirsiz (fiil).
  • udun-: Hizmet etmek, saygı göstermek, hürmet etmek, ağırlamak.
  • udunturul-: Saygı gösterilmek, hürmet ettirilmek.
  • uduz-: İletmek, sevk etmek, götürmek, yol göstermek, yönetmek; (sevap) tevcih etmek.
  • uduztur-: Eşlik ettirmek, refakat ettirmek.
  • uduzul-: Çıkmak; yönetilmek; anlatılmak, izah edilmek.
  • ugra-: Planlamak, tasarlamak, niyet etmek, niyetlenmek, çabalamak; bir şeyi yapmaya koyulmak.
  • ugrat-: Çabalatmak.
  • ugutlan-: Filizlenmek.
  • ugutlantur-: Filizlendirmek.
  • uk-: Anlamak, idrak etmek, kavramak, bilmek; duymak; hükmetmek, hâkim olmak; tasavvur etmek.
  • ukıt-: Haber vermek, bildirmek, öğretmek, açıklamak, anlatmak, göstermek, işaret etmek, izah etmek, tanımlamak.
  • ukıtıl-: Anlatılmak, izah edilmek.
  • uktur-: İdrak ettirmek, bildirmek, haber vermek, öğretmek.
  • ukul-: Anlaşılmak, tanınmak, bilinmek.
  • ukun-: Anlaşılır olmak, (günahı) kabul etmek.
  • ula-: İletmek, aktarmak, devam etmek, sürdürmek; (hayatı) uzatmak; izlemek, katılmak; bağlamak; düzenlemek, düzeltmek.
  • ulal-: İletilmek, aktarılmak, devam edilmek; izlemek, arkasından gelmek, ayakta kalmak; ulanmak, sıralanmak, bağlanmak.
  • ulalıš-: Birbirine bağlı olmak.
  • ulalıštur-: Birbirine bağlı oldurmak.
  • ulaltur-: Nakletmek, aktarmak, geçirmek.
  • ulat-: Yaymak, başkasına vermek, elden ele dolaştırmak.
  • ulgad-: Büyümek, serpilmek, yetişmek.
  • ulı-: (Sesli) yakınmak, inlemek, feryat etmek, (köpek) ulumak.
  • ulıš-: Birlikte yakınmak, birlikte ağlaşmak, birlikte sızlanmak.
  • ulıt-: Sızlanmak, yakınmak.
  • ulunlantur-: Filizlendirmek.
  • um-: Ümit etmek, ummak.
  • umıl-: Yüzmek, suda sürüklenmek.
  • umsın-: Sahte davranmak, aldatmak.
  • umugsırat-: Umutsuzlaştırmak.
  • umun-: Umut etmek, ümit etmek, ummak, güvenmek, inanmak.
  • un-: Köle gibi çalışmak, eşek gibi çalışmak, çabalamak, gayretli olmak.
  • una-: Razı olmak, rıza göstermek, tasvip etmek, uygun görmek, onamak, muvafakat etmek, memnun olmak.
  • unat-: Tasvip ettirmek, kabul ettirmek.
  • unıt-: Unutmak.
  • ur-: Koymak; (taç, alın çemberi) takmak; içine batırmak; vermek; bir işi kuvvetle gerçekleştirmek.
  • urgur-: Koydurmak, saklatmak.
  • urıl(a)n-: Dünyaya bir erkek çocuk getirmek.
  • ursuk-: İsabet ettirilmek, yaralanılmak, vurulmak.
  • ursukuš-: Karşılıklı vurulmak, dövülmek.
  • urtur-: Yükletmek, vurdurmak; yaptırmak.
  • urul-: Koyulmak, vurulmak, kullanılmak, ilaç içirilmek.
  • urun-: Koymak, yerleştirmek, göstermek; (takı) takmak; dövüşmek.
  • uruš-: Birbiriyle savaşmak, dövüşmek; birlikte koymak.
  • us-: Susamak.
  • usuk-: Susamış olmak.
  • uša-: Ufalanmak.
  • ušal-: Kıyılmak, öğütülmek.
  • ut-: Yenmek, daha üstün olmak, galip gelmek, daha iyi olmak, kazanmak.
  • utrun-: Karşı durmak, direnmek; muhalefet etmek.
  • utruš-: Birbiriyle savaşmak, mücadele etmek.
  • utsuk-: Yenilmek, kaybetmek, mağlup olmak.
  • utuz-: Terk etmek, vazgeçmek, kaybetmek, yenilmek.
  • uv-: Ezmek.
  • uvšan-: Kırılmak, ufalanmak.
  • uvšat- / ušat-: (Değirmende) öğütmek, küçük küçük parçalara ayırmak, ezmek, kırmak.
  • uvtan-: Utanmak.
  • uya-: Utandırılmak.
  • uyad-: Utanmak.
  • uyak-: (Gök cismi, yıldız) batmak, sönmek, kaymak.
  • uyala-: Yuva yapmak.
  • uza-: Uzun sürmek; uzamak; uzanmak.
  • uzan-: Mahir olmak, becerikli olmak.
  • uzat-: Uzatmak, temdit etmek; vermek, onaylamak, yerine getirmek.
  • uzlan-: Esnaflık yapmak, zanaat yapmak.

Ü Harfi ile Başlayan Fiiller

  • üdirä-: Artmak, büyümek.
  • üdrül-: Ayrılmak, bağımsız olmak; boşanmak; seçilmek, seçilmiş olmak.
  • üdrültür-: Ayırmak, ayırt etmek, çıkartmak.
  • üdür-: Ayırmak, seçmek.
  • üdürün-: Seçilmek, seçilmiş olmak.
  • üg-: Yığmak, biriktirmek.
  • ügšür-: (Bacak bacak) üstüne atmak.
  • ügül-: Yığılmak.
  • ükdür-: Bükmek, eğmek.
  • ükli-: Çoğalmak, büyümek, artmak, yükselmek.
  • üklit-: Çoğaltmak, yükseltmek, artırmak, semirtmek, ilerletmek, kayırmak, büyütmek.
  • üklitdür-: Büyüttürmek, geliştirtmek.
  • üküšläš-: Toplanmak, buluşmak.
  • ülä-: Dağıtmak, bölmek, bölüştürmek.
  • üläš-: Paylaşmak, bölmek.
  • ülät-: Paylaştırmak.
  • ülgülä-: Tartmak; ölçmek, hesap etmek; eleştirmek; karşılaştırmak.
  • ülüglä-: Dağıtmak, bölmek.
  • ün-: Yükselmek, yukarı çıkmak, öne çıkmak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak; serbest bırakılmak; hareket etmek, gitmek; uzaklaşmak; çiçek açmak, filiz sürmek.
  • ünäš-: Yankılanmak.
  • ündürüš-: Birlikte bir şeyleri açığa kavuşturmak.
  • üniš-: Birlikte yükselmek, birlikte ortaya çıkmak.
  • üntä-: Bağırmak, haykırmak, feryadı basmak, çağırmak, seslenmek; (inek) böğürmek.
  • üntür-: Kaldırmak, yükseltmek; öne çıkarmak, belirtmek; yukarı çıkarmak; çıkartmak; kaçırmak, rehin almak, serbest bırakmak vb..
  • üntürt-: Yukarı getirtmek.
  • ür- (1): Çalmak, üflemek, şişirmek, hava vermek, (rüzgâr) esmek.
  • ür- (2): Havlamak, ulumak.
  • ürgür-: Katılmak, ilave edilmek; vaktinde yetişmek, vaktinde gelmek; (olumsuz) geç gelmek.
  • ürgürmäkläš-: Yarışta koşmak.
  • üriš-: Kabarmak, şişmek.
  • ürk-: Korkmak, ürkmek.
  • ürkün-: Korkmak, ürkmek.
  • ürpär-: (Tüyler) diken diken olmak, ürpermek.
  • ürt-: Zarflamak, örtmek, gizlemek, saklamak; aşağı basmak.
  • ürtül-: Örtülü olmak, gizlenmiş olmak, sarmalanmış olmak; (bulutlar) bulutlanmak.
  • ürtün-: Örtünmek, bürünmek.
  • ürül-: Kabarmak, şişmek, şişirilmek, kabartılmak.
  • ürüš-: Kabarmak, şişmek.
  • üstä-: Eklemek, çoğaltmak, büyütmek.
  • üstäl-: Artmak, çoğalmak, güçlenmek, kuvvetlenmek.
  • üš- (1): (Yaylı matkap) ateş yakmak.
  • üš- (2): Toplanmak, bir araya gelmek, üşmek, yerleşmek.
  • üši-: Üşümek, donmak.
  • üšün-: Toplanmak, konsantre olmak.
  • üšüš-: Toplanmak, itişmek.
  • üšüt- (1): Üşütmek, der Kälte aussetzen.
  • üšüt- (2): Birleştirmek (?).
  • üt-: Bağırmak, çağırmak, ötmek.
  • ütlä-: Fikir vermek, öğüt vermek, ihtar etmek, öğretmek, tavsiye etmek; yalvarmak.
  • ütlän-: Heyecanlı olmak, heyecanlanmak.
  • ütläš-: Karşılıklı uyarmak, karşılıklı öğüt vermek.
  • ütlätil-: Öğretilmek, ders verilmek.
  • ütüglä-: Ütülemek.
  • üvä-: Bastırmak, basmak; şişirmek; (ruhunu) çok çabalamak.
  • üväl-: Sıkıntı basmak, sıkılmak; (bilgi ile) doldurulmuş olmak.
  • üz- (1): Kesip koparmak, bölmek, ayırmak; yıkmak, yok etmek; söndürmek; kırmak; koparmak, yırtmak; dövmek, ezmek; vazgeçmek; (kanun) karar vermek.
  • üz- (2): Yüzmek.
  • üzlün-: Yok olmak, geçmek, sona ermek, bitmek, kırılmak.
  • üzmälä-: Yırtıp ayırmak, koparmak, yıkmak, kökünü kazımak, çıkarmak.
  • üzmälätdür-: Yok ettirmek.
  • üznä-: İnkâr etmek, kabul etmemek, şiddetli bir şekilde tartışmak; ayaklanmak, baş kaldırmak, karşı koymak, direnmek.
  • üztür-: Gidermek, (bir şeyden) vazgeçirmek, engellemek.
  • üzül-: Kesilmek, koparılmak, kırılmak; bitirilmek, tükenmek, son bulmak; (umut) kaybetmek; çözülmek; yok edilmek.
  • üzülüš-: Uzlaşmak, anlaşmak.
  • üzüš- (1): Birbirini kesmek, karşılıklı kesişmek.
  • üzüš- (2): Anlaşmak, uzlaşmak, söz birliği etmek.

V Harfi ile Başlayan Fiiller

  • viveš-: (Birbirini) karşılıklı desteklemek, karşılıklı yardımlaşmak, korumak.

Y Harfi ile Başlayan Fiiller

  • yad-: Yaymak, sermek, döşemek, (güneşlik) gererek açmak, (eller) germek, uzanmak; göstermek, ortaya koymak, izhar etmek, sudur etmek; (su) serpmek; (balık tutma sepeti) yaymak.
  • yada-: Zayıf olmak, zayıflamak, zayıflamış olmak; yapamamak.
  • yadıl-: Yayılmak, dağılmak, gezmeye çıkmak, uzanmak; tesis edilmiş olmak.
  • yadın-: İtiraf etmek, açıkça söylemek, ifade etmek.
  • y(a)dr(a)t-: Yere uzandırmak.
  • yadtur-: Yaymak, yayarak duyurmak.
  • yag- / y(a)g-: (Yağmur) yağmak.
  • yaga-: Kurban etmek.
  • yagıd-: Düşman olmak.
  • yagıla-: Düşmanca davranmak; savaşmak, dövüşmek.
  • yagılaš-: Birbirine düşman olmak, birbirine düşmanca davranmak.
  • yagıt-: Yağdırmak.
  • yagu-: Yaklaşmak.
  • yagur-: Yaklaşmak.
  • yagut-: Yaklaştırmak.
  • yahšın-: İşlemeli olmak; (zırh, elbise vb.) giymek, örtünmüş olmak, omuzların üzerine atılmak.
  • yak-: (1) Yanmak. (2) Yapışmak, yapışık kalmak; iliştirmek, tutturmak, koymak, uygulamak; donatmak, süslemek; ilgilenmek, önemsemek; barış sağlamak. (3) Yaklaşmak, yakınlaşmak; uymak, uygun olmak.
  • yakar-: Yalvarmak, yalvarıp yakarmak.
  • yakčır-: Yükselmek, havalanıp uçmak.
  • yakčırt-: Uyandırmak, ayıltmak; uğramak, maruz kalmak.
  • yakıl-: Yaklaştırılmak (?).
  • yakılt-: Getirmek (?).
  • yaktur-: Basmak, bastırmak, (baskıyı kâğıda) çıkarmak, baskı kütüğünü oydurmak, baskı kalıbına yazı oydurmak.
  • yal-: Yanmak; ışıl ışıl gülümsemek.
  • yala kod-: İftira atmak, iftiralar çıkarmak.
  • yala ur-: Söylenti çıkarmak.
  • yalala-: İtham etmek, yanlış yere suçlamak, söylenti çıkarmak.
  • yalga- / y(a)lg(a)-: Okşamak, yalamak.
  • yalgan-: (Dudak) yalamak.
  • yalgantur-: İltifat etmek, gönlünü okşamak, kandırmak; (gerçek niyetini) göstermemek; yalatmak.
  • yalgat-: Yalatmak.
  • yalın-: Soymak.
  • yalına- / yal(ı)na-: Parlamak, parıldamak, tutuşturmak, alevlenmek, ışıldamak.
  • yalınat-: Parlatmak, alevlendirmek.
  • yalınla-: Alevlenmek.
  • yalk-: Aşağılamak, iğrenmek, tiksinmek.
  • yalkık-: Hor görülmek.
  • yaltrı-: Parlamak, ışıldamak, pırıldamak.
  • yaltrıš-: Birlikte parlamak.
  • yaltrıt-: Aydınlatmak, ışıklandırmak, parlatmak.
  • yalvar-: Yalvarmak.
  • yama-: Tamir etmek, onarmak, yama yapmak.
  • yamıraš-: Buluşmak, rastlaşmak, bir araya gelmek; karışmak.
  • yan-: (1) Dönmek, geri dönmek, geri gelmek; (bir yere) sapmak; uzaklaşmak; (inanç) sarsılmak. (2) Tehdit etmek.
  • yanč-: Sıkıştırmak, ezmek, yok etmek, havanda dövmek.
  • yančıl-: Ezilmek, (kaygıdan/üzüntüden) sıkılmış olmak.
  • yančıš-: Birbirini ezmek.
  • yantur-: Arkasını dönmek, alıkoymak; uzaklaşmak, terk etmek; çevirmek, döndürmek; geri döndürmek, iade etmek.
  • yaŋıl-: Yanılmak, yolunu şaşırmak, yolunu yitirmek, aldanmak, hataya düşmek.
  • yaŋıltur-: Aldatmak, kandırmak, baştan çıkarmak, şaşırtmak.
  • yaŋkur-: Tınlamak, çınlamak.
  • yaŋkurt-: Tınlatmak, tıngırdatmak; (müzik) işitilmek, tınlamak.
  • y(a)ŋra-: Fısıldamak, mırıldanmak.
  • yaŋša-: Gevezelik etmek, havadan sudan konuşmak.
  • yaŋšaš-: Yansıtmak.
  • yap- / y(a)p-: (1) Örtmek, kapamak; yapmak, yaratmak, inşa etmek. (2) Aylaklık etmek, dolaşmak, daire çizerek dönmek.
  • yapıl-: Kapanmak, kilitlenmek.
  • yapın-: (Eller) birleştirmek, (dudaklar) birbirini sıkmak.
  • yapır-: Yıkmak, tahrip etmek, düzeltmek, düz hâle getirmek; örtmek, kapamak.
  • yapıš-: Yapışmak, takılmak; bir yere takılıp kalmak.
  • yapıšdur-: Sıkı sıkı sarılmak, bağlanmak.
  • yaprıl-: Yapışmak, yapışkan olmak, takılmak.
  • yapšın-: Sinmek, büzülüp saklanmak; yapışmak.
  • yapšıntur-: Yapıştırmak.
  • yapšur-: Bağlamak, tespit etmek, takmak, yerleştirmek, iliştirmek, üzerine yapıştırmak, asmak; yapışmak.
  • yar- / y(a)r-: (1) Kırarak açmak, bıçakla açmak, kırmak, parçalamak; deşmek, söküp çıkarmak; bölmek; (sevgili) ayartmak; bildirmek, açığa vurmak, açıklamak, anlatmak. (2) Karar vermek.
  • yara- / y(a)ra-: Uygun olmak, münasip olmak, yakışmak, yaramak, faydası olmak; başarılı olmak.
  • yaran-: Hoşuna gideni aramak.
  • yaraš- / y(a)raš-: Uymak, yakışmak, yaraşmak, uygun olmak, layık olmak; (ilaç) etkisini göstermek.
  • yaraštur-: Uyum sağlamak; uyarlamak, uydurmak; hazırlamak.
  • yarat- / y(a)rat- / y(a)r(a)t-: Hazırlamak, süslemek, bezemek, donatmak, kurmak, inşa etmek, yapmak, yaratmak, oluşturmak; düzeltmek.
  • yaratdur-: Yaptırmak, hazırlatmak; tercüme ettirmek.
  • yaratıl-: Hazır olmak, tedarikli olmak, donanmış olmak, yaratılmak, üretilmek.
  • yaratın-: Süslenmek, hazırlanmak; bilgisi olmak; kendini (bir şeye) vakfetmek, çabalamak, aktif olmak.
  • yaratındur-: Hazırlandırmak.
  • yargašın-: Uygun olmak (?).
  • yarıl-: Patlamak, yırtılmak, açılmak; (yara) yarılmak; parçalanmak; (elbise) delinmek; (çiçek) açılmak; ortaya çıkmak; (yürek) sızlamak.
  • yarıš-: Bir şey için yarışmak.
  • yarıšmalaš-: Karşılıklı savaşmak.
  • y(a)rlıka- / yarlıka-: Buyurmak (yüksek seviyedeki birisi için); emir vermek; vaaz vermek; konuşmayı buyurmak; oturmak, bulunmak, olmak; acımak, merhamet etmek; (Nirvana’ya veya bir yere) gitmek, yönelmek.
  • yarlıkat-: Göründürmek, görünmeye yönlendirmek.
  • yarman-: Tırmanmak, yukarı tırmanmak, tepeye ulaşmak; sıkıca tutmak, sarılmak, kucaklamak; yapışmak.
  • yarm(a)ntur-: Tırmandırmak.
  • yarpad-: Güçlenmek, dinçleşmek.
  • yarplaš-: Birlikte sağlamlaştırmak, birlikte kuvvetlendirmek.
  • yarsı-: Aşağılamak, hakaret etmek; nefret etmek, iğrenmek, tiksinmek.
  • yart-: Yazmak (?), kazımak (?).
  • yaru- / y(a)ru-: Parlamak, parıldamak, ışık saçmak, ışıldamak; sevinmek.
  • yarut- / y(a)rut-: Işıklandırmak; aydınlatmak, parlatmak, ışıtmak; propaganda yapmak.
  • yarutıl-: Aydınlatılmak, parlatılmak.
  • yarutuš-: Karşılıklı aydınlatmak, birbirini aydınlatmak.
  • yas-: Bırakmak, salıvermek, (kanat) sermek.
  • yasa-: İnşa etmek.
  • yasaš-: Birlikte düzenlemek, düzene koymak.
  • yasat-: İnşa ettirmek.
  • yasta-: Yaslanmak.
  • yastan- / yast(a)n-: Kendine yastık hazırlamak, dayanmak.
  • yaš-: Saklanmak, gizlenmek, ortadan kaybolmak; çıkmak.
  • yaša-: Yaşamak, … yaşında olmak; tadını çıkarmak.
  • yašar-: Yeşermek, yeşillenmek, tazelemek.
  • yašart-: Yeşertmek.
  • yašat-: Yaşatmak.
  • yašı-: Parlamak.
  • yašına-: Şimşek çakmak, parlamak.
  • yašınat-: Şimşek çaktırmak.
  • yašu-: Parlamak, pırıldamak, ışık yaymak.
  • yašur-: Gizlemek, saklamak.
  • yašut-: Aydınlatmak, ışıtmak, parlatmak.
  • yat-: Yatmak, uzanmak, geceyi geçirmek.
  • yatgur-: Yatırmak, koymak.
  • yatıka-: Uzak olmak, uzaklaşmak, yabancılaşmak.
  • yatla-: Ayrılmak, sapmak.
  • yatlan-: Büyü yapmak, sihir yapmak.
  • yaval-: Huzurlu olmak, sakin olmak, yumuşak olmak, evcilleşmiş olmak, hayırsever olmak.
  • yavaltur-: Yumuşatmak, disiplin altına almak, yola getirmek, yenmek, zaptetmek; zayıflatmak, hafifletmek; birinin dinini değiştirmek.
  • yavızla-: Kınamak; kötü bulmak, kötümsemek.
  • yavızlan-: Kendini kötü hissetmek.
  • yavlaklan-: Kötülemek, kötü davranmak.
  • yavrı-: Zayıf olmak, güçsüz olmak, zayıflamak.
  • yavrıt-: Zayıflatmak.
  • yay-: (1) Kovmak, sürükleyerek götürülmek, sürmek. (2) Yaymak (?).
  • yayı-: Sarsmak, sallamak, silkelemek.
  • yayıl-: Sallanmak, titremek, sarsılmak, heyecanlanmak.
  • yayıt-: Sarsılmak, heyecanlandırılmak, hareket ettirilmek; dağılmak, yayılmak.
  • yayka-: Sallamak, silkmek.
  • yaykal-: Kıyıya çarparak kırılmak, sallanmak, titremek.
  • yaykan-: Kıyıya çarparak kırılmak, coşmak, kaynamak, sallanmak, titremek.
  • y(a)yl(a)-: Yazı geçirmek.
  • yaz-: (1) Yanılmak, günah işlemek, hata yapmak, itaat etmemek, göz yummak. (2) Suda eritmek.
  • yaza-: Düzeltmek.
  • yazıl-: (Hastalık) geçmek, iyileşmek; rahatlamak, gevşemiş olmak; açılmak; eğlenmek.
  • yazıltur-: Gerilimi almak, gevşetmek.
  • yazın- / yaz(ı)n-: Günah işlemek, suç işlemek; cinsel suç işlemek.
  • yazıš-: Birlikte kaçırmak, birlikte yolu şaşırtmak.
  • yazokla-: Günah işlemek; günahları cezalandırmak.
  • yänäläš-: Yenileşmek, yenilenmek.
  • ye-: Yemek, yiyip bitirmek; tadını çıkarmak; tüketmek; yaşamak; (ilaç) almak; (kamçı vb.) yemek.
  • yegäd-: Yenmek, daha üstün olmak, galip gelmek; başarmak, başarılı olmak, yücelmek, kutsanmak.
  • yegäddür-: Daha iyi yapmak, övmek.
  • yegädmäkläš-: Yarışmak.
  • yeglä-: (Daha) iyi bulmak, tercih etmek.
  • yegsä-: Yemek istemek.
  • yelpi-: Yellemek, yelpazelemek.
  • yeltir-: Esmek.
  • yeltrit-: Estirmek, dalgalandırmak.
  • yelvilä-: Büyü yapmak, sihir yapmak, büyülemek.
  • yelvik-: Şeytana tutulmuş olmak, cinlenmiş olmak, büyülenmiş olmak.
  • yemir-: Kırmak, ezmek, mahvetmek, yıkmak, paramparça etmek, doldurmak.
  • yemril-: Yıkılmak, çökmek, devrilmek; tahrip edilmek; (buz) erimek.
  • yemriltür-: Yıktırmak, çöktürmek.
  • yemšä-: Otlamak, otlanmak.
  • yeni-: Hafiflemek, hafif olmak.
  • yeniglä-: Kötülemek, hakaret etmek, aşağılamak, değersiz görmek.
  • yeŋištür-: Anlamı belirsiz.
  • yerčilä-: İdare etmek, yönetmek, rehberlik etmek.
  • yerčilät-: Rehberlik yaptırmak, rehberlik ettirmek.
  • yerik-: Yerleşmek.
  • yeril-: Parçalanmak; ayrılmak.
  • yeriŋü-: Şikayet etmek, yakınmak; üzgün olmak, üzülmek, kederlenmek; duygulanmak.
  • yerit-: Hor görülmek, küçümsenmek, aşağılanmak.
  • yertür-: Nefret ettirmek.
  • yeš-: Birbirini yemek, karşılıklı yemek, yiyişmek.
  • yet-: Yetmek, yetişmek, erişmek, ulaşmak, arkasından yetişmek; tutmak, birdenbire almak.
  • yetgür-: Eriştirmek, yetiştirmek, yardımda bulunmak; (sevap) bağışlamak.
  • yetil-: Yenilmek; varmak, gelmek.
  • yetiš-: Birlikte yetişmek, karşılıklı ulaşmak.
  • yetür-: (1) Yedirmek, beslemek. (2) Ulaştırmak, yaklaştırmak.
  • yev-: Donatmak, döşemek, vermek.
  • yevät-: Donatılmak, süslenmek, teçhiz edilmek; donatmak, hazır hale getirmek.
  • yevätür-: Donattırmak.
  • yevil- / yev(i)l-: Donanmış olmak, donatılmak.
  • yevin-: Donanmış olmak, donanmak.
  • yıdı-: Pis kokmak, kokmak.
  • yıdırkan-: Koklamak.
  • yıdıška-: Koklamak, koklayarak algılamak, kokusundan tanımak.
  • yıdıt-: Kokutmak.
  • yıdla-: Koklamak.
  • yıg-: Toplamak, biriktirmek, yığmak; göz önünde canlandırmak; (elbise) büzmek, drape etmek; (minder) katlamak; geri çekmek; istif etmek; kendini toplamak.
  • yıgdur-: Yığdırmak, toplatmak.
  • yıgıl-: Toplanmak, yığılmak, buluşmak, bir araya gelmek.
  • yıgılıš-: Toplanmak, toplaşmak.
  • yıgın-: Toplanmak, konsantre olmak; sakınmak, çekinmek, (dilini) tutmak; (yaka, elbise) kıvırmak.
  • yıgıntur-: Yakayı geri attırmak, elbiseyi kıvırtmak; içtinap ettirmek.
  • yıgla-: Ağlamak, inlemek, iç çekmek, hıçkırmak, feryat etmek.
  • yıglamsın-: Ağlamayı ileri sürmek, yalandan ağlamak.
  • yıglaš-: Ağlaşmak, birlikte ağlamak.
  • yıglat-: Ağlatmak, feryat ettirmek.
  • yıgrıl-: Bir araya sıkıştırılmak, kıvrılmak, üst üste yığılmak.
  • yık-: Fırlatmak; yıkmak, bozmak, yok etmek.
  • yılın-: Isınmak, ilgi duymak, istekli olmak, hevesli olmak.
  • yılıt-: Isıtmak.
  • yıltızlar-: Kök salmak, kökleşmek.
  • yır-: Çekmek, koparmak, yırtıp ayırmak, parçalamak, sürüklemek.
  • yırga-: Sevinmek, memnun olmak, hoşnut olmak.
  • yırgan-: (Yer) titremek, sarsılmak.
  • yırla-: Şarkı söylemek.
  • yırt-: Yırtmak, parçalamak, parça parça etmek.
  • yırtıl-: Yırtılmak, bölünmek, parça parça edilmek.
  • yırtızka-: Kazmak, çapalamak, bellemek, kazımak.
  • yıv-: Övmek, methetmek.
  • yigil-: Sıkıştırılmak, yığılmak.
  • yilin-: Yapışmak, yapışıp kalmak, yakalanmak, kapılmak.
  • yilintür-: Yapıştırmak.
  • yilkä-: Bulandırmak, karıştırmak.
  • yinčir(i)l-: Eğilmek, reverans yapmak, secde etmek.
  • yinčül-: Artmak.
  • yinčür-: Eğilmek, reverans yapmak, secde etmek; çevirmek, yöneltmek; (bir şeye) yönelmek, kendini adamak.
  • yint-: (1) Aramak. (2) Yenmek, galip gelmek, üstün olmak, daha iyi olmak.
  • yintsik-: Bulunmak, keşfedilmek, erişilmek.
  • yirägür-: Gevezelenmek, gevezelik etmek.
  • yirü-: Çürümek, bozulmak; yok olmak.
  • yišän-: İşemek, idrarını yapmak.
  • yit-: Kaybolmak, ölmek, yok olmak.
  • yitdür-: Kaybetmek, yitirmek; unutmak, unutturmak.
  • y(i)tidil-: Bilenmek.
  • y(i)tilän-: Keskin olmak, yakıcı olmak.
  • yitin-: (Kendisi için) bırakmak.
  • yitit-: Bilemek.
  • yitlin-: Kaybolmak, geçip gitmek, yok olmak; yozlaşmak, dejenere olmak.
  • yitlintür-: Yok etmek, kaybetmek.
  • yitrül-: Kaybolmak.
  • yittür-: Kaybetmek; ihmal etmek; çıkarmak; yok etmek; öldürmek.
  • yitür-: Öldürmek; kaybetmek; düşürmek, boşuna sürdürmek, ulaşamamak.
  • yod-: Silmek, çözülmek.
  • yodul-: Bağlı olmak; lekelenmek.
  • yodun-: Silmek.
  • yogrul-: Çamurla birleşmek, yoğrulmak, hamur şekline girmek.
  • yogučla-: Karşıya geçmek.
  • yoguna-: Kalınlaşmak, yoğunlaşmak.
  • yogunad-: Kalınlaşmak, yoğunlaşmak.
  • yogur-: (1) Katetmek, geçmek, aşmak. (2) Yoğurmak, karıştırmak.
  • yogurkan-: Şaşmak, hayret etmek.
  • yokad-: Mahvolmak, yok olmak, azalmak, kaybolmak, çözülmek, geçip gitmek, ortadan kalkmak.
  • yokadtur-: Öldürmek, yok etmek, yıkmak, öldürtmek, yok ettirmek.
  • yokla-: (1) Artmak, çıkmak, yükselmek, tırmanmak, çoğalmak, büyümek, gelişmek. (2) Kaybetmek, kaçırmak.
  • yoklan-: Üstüne tırmanıp çıkmak.
  • yoklat-: (Yükseğe) kaldırmak, yükseltmek.
  • yola-: Yola koyulmak, bir yerden geçip gitmek, gitmek.
  • yolat-: Duymasını sağlamak, işittirmek.
  • yolı-: Dönmek.
  • yoluk-: Buluşmak, rastlamak, rast gelmek, karşılaşmak.
  • yomdar-: Toplamak, birleştirmek, bir araya getirmek.
  • yomıt- / yom(ı)t-: Toplanmak.
  • yon-: Kesip parçalamak, doğramak; kesip koparmak, oymak; yontmak.
  • yontdur-: Oymak.
  • yoŋa-: Aşağılamak, hakaret etmek.
  • yoŋaš-: Birbirini aşağılamak.
  • yorı-: Gitmek, hareket etmek, adım atmak, yürümek; sürmek; (suda) bata çıka yürümek; yaşamak; davranmak, çalışmak, tatbik etmek; alıştırma yaparak ustalaşmak; (hukuka göre) geçerli olmak; tanınmak; çözülmek.
  • yorıl-: (1) Gidilmek. (2) Yorulmak.
  • yorıt-: Yürütmek, harekete geçirmek; (nasihat) vermek.
  • yorıtıl-: Yürütülmek, ayak basılmak, itaat edilmek, uyulmak.
  • yorıttur-: Yürüttürmek.
  • yort-: Geçit töreni yapmak, yürütmek; yola çıkmak.
  • yorttur-: Geçit töreni yaptırmak, yola çıkarmak.
  • yošuk-: Yanıltılmak, yolu şaşırtılmak, akıl karıştırılmak.
  • yov-: Hile yapmak, aldatmak, yanıltmak.
  • yölä-: Dayamak, desteklemek, payandalamak, yardım etmek.
  • yölämsin-: Destekliyor gibi davranmak, destekliyor gibi görünmek.
  • yölän-: Dönmek; dayanmak, desteklenmek; yöneltim yapmak; (bir şeye) çare aramak.
  • yöläš-: Dayanışmak.
  • yöläštür-: Karşılaştırmak.
  • yöläšür-: Karşılaştırmak, benzemek.
  • yölät-: Desteklenmek.
  • yör-: Yorumlamak, izah etmek, açıklamak, tefsir etmek; çözmek.
  • yörgä-: Sarmak, etrafını sarmak, bürümek, bağlamak.
  • yörgäl-: İçine sarılmak, dolanmak, bağlanmak, bağlı olmak; (ipek böceği) koza örmek.
  • yörgältür-: Halkalandırmak, kıvrıltmak.
  • yörgän-: Kıvranmak; sarılmış olmak.
  • yörül-: Çözülmek.
  • yu-: Yıkanmak, yıkamak, temizlemek.
  • yublun-: (Saç şekli vb.) açılmak, çözülmek.
  • yuk-: Yapışmak, yapışık kalmak, (başkasının malına) tecavüz etmek; arta kalmak.
  • yuklun-: Artık olarak kalmak; kirlenmiş olmak.
  • yukul-: Yapışmak, yapışıp kalmak, lekelenmek.
  • yukur-: Üstüne leke sürmek, sürmek.
  • yul-: Almak, satın almak, geri satın almak, kurtarmak, rehinden kurtarmak.
  • yulı-: Soymak.
  • yulun-: Çalınmak, alıp götürülmek; karşılaşmak, buluşmak.
  • yum-: Kapatmak, kilitlemek.
  • yumbur-: Yıkmak.
  • yumgakla-: Hap yapmak, yuvarlak biçime koymak, yumaklamak.
  • yumša-: Görevlendirmek; tahsis etmek, teslim etmek.
  • yumšat-: (1) (Göreve) yollamak, görevlendirmek. (2) Yumuşatmak.
  • yumul-: (Göz) kapanmak.
  • yumur-: Hor bakmak; ezmek.
  • yumurt-: Hor baktırmak.
  • yumz[a]-: Anlamı bilinmiyor.
  • yumzul-: (Bir şeye) sarılmak, bürünmek.
  • yun-: Yıkanmak, temizlenmek, arınmak.
  • yunčı-: Fenalaşmak, kötüleşmek.
  • yuŋla-: Tüketmek, yemek, kullanmak, harcamak.
  • yupan-: Gözünü yummak; gizlenmek, saklanmak.
  • yupat-: Gizlenmek.
  • yurčkula-: Anlamı bilinmiyor.
  • yurtla-: Konmak, yerleşmek.
  • yuš-: (Belirsiz okuma).
  • yuv-: Yuvarlamak.
  • yuvgad-: Husumet göstermek.
  • [y]uvgala-: Ahlak ve edebe aykırı olarak muamelede bulunmak.
  • yuvul-: Yuvarlanmak, aşağı düşmek.
  • yuyul-: Kaldırılmak, arındırılmak.
  • yüd-: Yüklemek, taşımak, nakletmek.
  • yüdtür-: Yükletmek, vurdurmak.
  • yüdün-: Yüklenmek.
  • yüdür-: Yüklemek.
  • yügärü bol-: Peyda olmak, belirmek, kendini göstermek, kavramak.
  • yügärü kıl-: Ortaya koymak, meydana çıkarmak, izhar etmek, canlandırmak.
  • yügür-: Koşmak, yürümek, gitmek; tesir etmek; aktif olmak; ileriye hareket etmek; kaçmak; akmak.
  • yügürt-: Koşturmak, yürütmek; (ruh) dolaştırmak; yaymak.
  • yügürüš-: Hep beraber koşmak, koşuşmak, yola koyulmak.
  • yük-: Bayılmak.
  • yüklä-: Yüklemek.
  • yükül-: Yükselmek, daha yüksek olmak.
  • yükün-: Eğilmek, reverans yapmak, hürmet etmek.
  • yüküntür-: Hürmet ettirmek.
  • yüküntürül-: Saygı gösterilmek, ağırlatılmış olmak.
  • yüli-: Tıraş etmek.
  • yülit-: Tıraş ettirmek, (saç, sakal) kesmek.
  • yümčiklä-: Göz kırpmak.
  • yüntüš-: Kavga etmek.
  • yüntüt-: Yaralanmak.
  • yüüzläntür-: Döndürmek.
  • yüz-: Atış yapmak.
  • yüzit-: Yüzdürmek.
  • yüzlän-: Yüz çevirmek, yönelmek.
  • ženla-: Sıkıştırmak, ezmek, havanda dövmek

  • Köšitil-: Örtülmek, engellenmek.
  • Köti- / Ködi-: Yükselmek, çıkmak, kalkmak, kokmak.
  • Kötit-: Yüce olmak, ulu olmak, yüksek olmak, (koku) yükselttirmek, kubbelenmek.
  • Kötitdür-: Meydana çıkarmak, (zihniyet) oluşturmak.
  • Kötkir-: Yükselmek, yükselti olarak görünmek.
  • Kötrül-: Yüceltilmek, yükselmek, övülmek.
  • Kötür-: Taşımak, dayanmak, kaldırmak, yukarı kaldırmak, (düşünce) beslemek, yerine getirmek, gerçekleştirmek, desteklemek.
  • Kötürt-: Yukarı kaldırmak.
  • Köy-: Yanmak.
  • Köydür-: Yakmak.
  • Köyür- / Köy(ü)r-: Yakmak, alazlamak, yakmış olmak, tütsülemek.
  • Köyürül-: Yakılmak.
  • Közkiš-: (Metni) kontrol etmek, gözden geçirmek, tashih etmek.
  • Közl(ä)-: Gözlemek, etrafına bakınmak.
  • Közül-: Koymak.
  • Közün-: Görünmek, gözükmek, ortaya çıkmak, hazır bulunmak, toplanmak.
  • Közüntür-: Göründürmek, görünmeye yönlendirmek.
  • Ku – Kü:
  • Kuč-: Kucaklamak, sarılmak, sımsıkı sarılmak.
  • Kučakla-: Kucaklamak, içine almak.
  • Kučugsa-: Kucaklamak istemek.
  • Kučumsın-: Sözde sarılmak, sarılıyormuş gibi yapmak.
  • Kučuš-: Kucaklaşmak.
  • Kud-: Dökmek, boşaltmak, içirmek, uyandırmak, düşürmek, depolamak, stoklamak, sudur etmek, yaymak.
  • Kuddur-: Döktürmek, erittirmek.
  • Kudıgar-: Alçaltmak, küçültmek.
  • Kudıgartdur-: Alçalttırmak, küçük düşürttürmek.
  • Kudrılan-: Manası belirsiz (kudrılanmak eylemi bağlamında).
  • Kudtur-: Döktürmek.
  • Kudul-: Dökülmek, akmak, boşaltılmak, aşağıya yağmak.
  • Kudultur-: Aşağı akıttırmak, aşağı yağdırmak.
  • Kuduluš-: Dökülmek, yayılmak, sudur etmek, bir noktada birleşerek akmak.
  • Kugur-: Kurutmak.
  • Kulŋala-: Bitmek, topraktan çıkmak, sürmek, dallanmak, filizlenmek.
  • Kulunla-: Tay doğurmak.
  • Kun-: Çalmak, gasp etmek.
  • Kunsuk-: Çaldırılmak, soyulmak.
  • Kuntur-: Çaldırılmak (?).
  • Kunuš-: Yağmalamak.
  • Kur-: (Yay) kurmak, (yayı) germek.
  • Kurı- / Kur(ı)-: Kurumak, körelmek, zayıflamak.
  • Kurıt-: Kurutmak.
  • Kurša-: Sarmak, kuşatmak, çevirmek, sarılmış olmak.
  • Kuršan-: Kuşak takmak, kuşak sarmak.
  • Kuršatıl-: Sarılmış olmak.
  • Kus-: Kusmak.
  • Kusıt-: Kusturmak.
  • Kušla- / Kušl(a)-: Av kuşuyla avcılık yapmak, kuş avlamak.
  • Kutad-: Kraliyet payesi iletmek, şansla kutlu olmak, kutlu kılmak, şans getirmek, büyümek, ilerlemek.
  • Kutadtur-: (Birisini) mutlu etmek, kutsamak, takdis etmek.
  • Kutgar-: Kurtarmak, çıkarmak.
  • Kutrul-: Kurtulmak, kendini kurtarmak.
  • Kutrun-: Agresif olmak, dışa dönük davranmak.
  • Kutsıra-: Mutsuz olmak, mutluluğu elinden alınmış olmak.
  • Kutsıratıl-: Mutsuzluğa atılmak, mutluluğu çalınmış olmak.
  • Kuvra-: Toplanmak.
  • Kuvran-: Toplanmak.
  • Kuvrat-: Yığmak, toplamak, biriktirmek.
  • Kuysuk-: (Fil) korkmak, ürkmek.
  • Kuz-: Ara vermek.
  • Kü-: Korumak, muhafaza etmek, dikkat etmek.
  • Küčä-: Güç sarf etmek, güç kullanmak, zor kullanmak, güçlü olmak, kuvvetli olmak, güçlenmek.
  • Küčäd-: Güçlü olmak, kuvvetli olmak, güçlenmek.
  • Küčän-: Çabalamak, gayret etmek, iktidar sürmek, hüküm sürmek.
  • Küčlän-: Kuvvetli olmak, güçlü olmak, gayret etmek, iktidar sürmek.
  • Küčläntür-: Güçlendirmek, kuvvetlendirmek, yetki vermek.
  • Küčsirät-: Zayıflatmak, kuvvetten düşürmek.
  • Küd-: Beklemek, umut etmek, kollamak, (hayvan) gütmek.
  • Küdtür-: Bekletmek.
  • Küglä-: Cinsel isteği uyanmış olmak, şehvetli olmak.
  • Kügsirät-: Pas gidermek.
  • Kügürüštür-: (Kıymetli taşlar) kakma yapmak.
  • Kük-: Ünlü olmak, meşhur olmak.
  • Kükrä-: Gök gürlemek, kükremek, bağırmak.
  • Kükrän-: Gök gürlemek.
  • Kükrät-: Kükremek, bağırmak.
  • Kükül-: Meşhur olmak, ünlü olmak, övülmek.
  • Kül-: Gülmek, gülümsemek, tebessüm etmek.
  • Külä-: Övmek, methetmek.
  • Küläl-: Övülmüş olmak, methedilmek.
  • Külän-: Övülmek, methedilmek.
  • Külčir-: Gülümsemek.
  • Küldür-: Güldürmek.
  • Kültirä-: Çağlamak, uğuldamak.
  • Külüš-: Gülüşmek.
  • Künilä-: İmrenmek, gıpta etmek, kıskanç olmak.
  • Küniläš-: Birbirini kıskanmak.
  • Kürä- (1): Gömmek, defnetmek.
  • Kürä- (2): Askerden kaçmak, firar etmek, kaçmak.
  • Kürägür-: Gururlu olmak, kibirli olmak, gösteriş yapmak.
  • Küräš-: Güreşmek, birbiriyle savaşmak.
  • Kürät-: Zinaya sevk etmek.
  • Kürlä-: Aldatıcı davranmak.
  • Kürülü-: Yığmak, toplamak.
  • Küsä-: İstemek, arzu etmek, çabalamak.
  • Küsätil-: Candan arzulanmak.
  • Küvä-: Manası belirsiz.
  • Küvädtür-: Övmek, methetmek.
  • Küvän-: Gururlu olmak.
  • Küväzlän-: Gururlu olmak, kibirli olmak, kibirle dolu olmak.
  • Küzäd- / Küzät-: Korumak, muhafaza etmek, saklamak, (söz) tutmak, yerine getirmek, pusu kurmak, umut etmek.
  • Küzädil-: Korunmak, muhafaza edilmek.
  • Küzädin-: Sakınmak, kendini korumak.
  • Küzätdür-: Riayet etmeye özendirmek.
  • Küzätindür-: Kaçındırmak, sakındırmak.
  • l-m-n
  • aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
  • Belgelerdeki sözlük verilerine göre, “L”, “M” ve “N” harfleriyle başlayan fiil kök ve gövdeleri eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:
  • L Harfi ile Başlayan Fiiller:
  • Lakla-: Yalamak.
  • Lala-: Kesmek, kesip parçalamak; ezerek parçalamak, havanda ezmek.
  • M Harfi ile Başlayan Fiiller:
  • Man-: (Bir şeyi) Batırmak.
  • Maŋ-: Adım atmak, ilerlemek.
  • Maŋla-: Gitmek, adım atmak.
  • Maŋra-: Bağırmak, böğürmek, çığlık atmak, (kuşlar için) ötmek.
  • Maŋran-: Bağırmak, inlemek.
  • Maŋrat-: Kükremek, haykırmak, bağırmak; bağırtmak, duyurtmak.
  • Mayırt-: Çekip koparmak, yolmak.
  • Mayıš-: Bir yere takılıp kalmak.
  • Mäŋilä- / M(ä)ŋil(ä)-: Sevinmek, mutlu olmak, eğlenmek, hoşlanmak, neşelenmek.
  • Mäŋilät-: Sevindirmek, eğlendirmek, mutluluk hissettirmek.
  • Mäŋizät-: Karşılaştırmak.
  • M(ä)ŋl(ä)-: Av için pusuya yatmak, ganimetin yolunu gözlemek.
  • Min-: (Binek hayvanı, araba) Binmek, tırmanmak, seyahate çıkmak.
  • Moymal-: Şaşkın olmak, karmakarışık olmak.
  • Mun-: Kafası karışık olmak, karışık olmak, şaşkın şaşkın dolaşmak.
  • Muntur-: Şaşırtmak, karıştırmak, aldatmak, ayartmak.
  • Muŋad-: Hayret etmek, şaşmak.
  • Muŋuk-: Son derece üzgün olmak, düşmüş olmak, cesareti kırılmış olmak.
  • Muymal-: Zorluk çekmek.
  • Mün-: Binmek, tırmanmak, bir araca veya binek hayvanına binmek, seyahate çıkmak.
  • Münä-: Azarlamak, kınamak, hor görmek, küçümsemek, kötülemek, eleştirmek, tenkit etmek; günaha girmek, günah işlemek.
  • Müntür-: (Taşıta) Binmek.
  • Münük-: Günah işlemek.
  • Müŋrä-: Melemek, böğürmek, kükremek.
  • Müŋräš-: (Filler) Böğürüşmek.
  • N Harfi ile Başlayan Fiiller:
  • Namla-: Okla vurmak.
  • Nomla-: Vaaz vermek, öğretmek.
  • Nomlal-: Vaaz edilmek, duyurulmak, vaaz verilmek.
  • Nomlat-: Vaaz verdirmek.
  • Nomlatıl-: Vaaz verdirilmek, vaaz verilmek.
  • o-ö
  • aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
  • Belgelerdeki sözlük verilerine göre, “O” ve “Ö” harfleriyle başlayan fiil kök ve gövdeleri, eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:
  • “O” Harfi ile Başlayan Fiiller:
  • Ocu- / Ocumak: (Bir şeyden) soğumak, korkmak, ürkmek, çekinmek.
  • Odgur-: Uyandırmak.
  • Odgurakla-: Belirlemek, tespit etmek, kesinleştirmek.
  • Odguraklan-: İnançta pekiştirmiş olmak, kendinden emin olmak.
  • Odguraklandır-: Kesin bildirmek, inançta pekiştirmek.
  • Odun-: Uyanmak, aydınlanmaya niyetlenmek.
  • Oduntur-: Ayıltmak, dalgınlıktan kurtarmak, uyandırmak.
  • Ogša- (Ogşa- / Okşa-): Okşamak, okşayarak sevmek, sevecen/şefkatli olmak; benzemek.
  • Ogšan-: Okşamak, okşayarak sevmek.
  • Ogšaš-: Benzeşmek.
  • Ogšaštur-: Benzeştirmek, karşılaştırmak.
  • Ogšat-: Karşılaştırmak, benzetmek.
  • Ogullan-: Çocuk sahibi olmak, oğul olarak kabul etmek, evlat edinmek.
  • Ogurla- (Oğurla-): Çalmak.
  • Okad-: Gecikmek, geri kalmak, geride kalmak, kaçırmak.
  • Okat-: Sakinleştirmek.
  • Okı- / Okumak: Davet etmek, çağırmak, okumak, ezberden okumak.
  • Okıš-: Birbirine çağırmak, bağrışmak.
  • Okıt-: Çağırtmak, birine seslenmek, okutmak, ezberden söyletmek, çağırılmak.
  • Okıtdur-: Birisini kendisine çağırttırmak.
  • Okra- (Okramak): Acıkmış, susamış olan at yiyecek veya su gördüğü zaman kişnemek.
  • Ol-: Çok olgun olmak, ayrışmak, bozulmak, çürümek, pişmiş olmak; yardımcı fiil (olmak).
  • Olgurt-: Oturtmak.
  • Olı-: Hızla çevirmek.
  • Olın-: Kıvrılmak, daire çizerek dönmek, (ağrıdan) kıvranmak.
  • Oltur-: Oturmak.
  • Olur-: Oturmak, çökmek, yerleşmek, ikamet etmek; yönetmek, yaşamak, girmek; (oruç vb.) yerine getirmek.
  • Olurugsa-: Oturmak istemek.
  • On-: Gizlenmek, saklanmak.
  • Oŋ-: Sararmak, solmak, fonksiyonda sınırlı olmak, gevşemek, yorgun düşmek.
  • Oŋar-: İyileşmek; nüfuz etmek, anlamak, kavramak; açıklığa kavuşturmak, düzeltmek; açıklamak.
  • Oŋarıl-: İyileşmek, tedavi edilmek.
  • Oŋuk-: Solmak, bitkinleşmek, sararmak.
  • Oŋul-: Doğruya çevrilmek, iyileşmek, sıhhatine kavuşmak.
  • Onuš- (Onuşmak): Barışmak, uyuşmak.
  • Op- (Opmak / Obmak): Yutmak, içine çekmek, nefes almak; somurup yutmak.
  • Opra-: Bozulmak, yıkılmak, çökmek, çürümek, patlamak, yarılmak.
  • Or-: Orakla biçmek, biçmek, hasat etmek, toplamak.
  • Orla-: Seslenmek, bağırmak.
  • Orlamsın-: Riyakâr bir çığlık atmak.
  • Orlat-: Bağırtmak.
  • Orna- (Ornamak): Yerleşmek, konmak, yer tutmak.
  • Ornan-: Yerleşmek, oturmak, oyalanmak, durmak, (inanışta) katı olmak.
  • Ornat-: Bir şeyin yerine başka bir şeyi koymak, ikame etmek, düzenlemek.
  • Os-: Kesmek, kırpmak, kazımak.
  • Osugsa-: Benzerlik kurmak istemek, örneksemek.
  • Osul-: Biçilmek, kesilmek.
  • Osuš-: Birbirini biçmek, kesişmek.
  • Ota-: (1) Tedavi etmek, iyileştirmek. (2) Zararlı otları ayıklamak. (3) Kısa bir süre kalmak.
  • Otla-: Otlamak.
  • Otlamsın-: Otlar gibi yapmak.
  • Otlat-: Otlatmak.
  • Otun-: Ateş yakmak.
  • Oy-: Oymak, (gözleri) oyarak çıkarmak, ara vermek, (kitabe taşlarını) oymak, kazımak.
  • Oyırkan-: Hayret etmek, şaşırmak.
  • Oyna-: Oynamak, eğlenmek, dans etmek, şaka yapmak.
  • Oynašla-: Oynaşmak, cinsel ilişkide bulunmak.
  • Oynat-: Oynatmak, (yılan vb.) oynatmak.
  • Oytar-: Delmek, delip geçmek.
  • Oytur-: Çukurlaştırmak, oymak, göz oydurmak, baskı kütüğünü oymak.
  • Oyul-: Oyulmak, kazımak.
  • Oyulgala- (Oyulgalamak): Gelişigüzel dikmek, saplamak, sokmak; belli bir noktada seyrek biçimde bir araya gelmek.
  • Oyuš-: Biçimi değişmek, deforme olmak.
  • Oz- (Ozmak): Serbest bırakılmak, kaçıp kurtulmak, kurtulmak, kaçmak, doğum yapmak (hamile için).
  • Ozgur-: Kurtarmak, salmak, serbest bırakmak, çıkarmak.
  • Ozugsa-: Kurtarılmak istemek; kendini haklı çıkarmayı denemek.
  • “Ö” Harfi ile Başlayan Fiil Kök ve Gövdeleri:
  • Ö-: Düşünmek, zannetmek, hatırlamak, sahip çıkmak.
  • Öč- (Öç-): Sönmek, dinmek, (meditasyonla) sakinleşmek, yok olmak.
  • Öčä- (Öçe-): İntikamcı olmak, kinci olmak, nefret hissetmek, öfkeli olmak.
  • Öčäš- (Öçeş- / Öceşmek): Birbirinden nefret etmek, birbiriyle tartışmak, ateşli tartışmak, savaşmak, bahis tutuşmak.
  • Öcük- (Öcükmek): Utanmak.
  • Öčür- (Öçür-): Silmek, söndürmek.
  • Öd-: Heyecanlı olmak, heyecanlanmak.
  • Ödiklä-: Hatırlamak, hesap vermek, düzenlemek, not etmek, çizmek, saymak.
  • Ödük- (Ödükmek): Korkmak.
  • Ög-: Övmek, methetmek; övünmek; yakınmak.
  • Ögir-: Sevinmek, memnuniyet duymak, zevk almak.
  • Ögirt-: Sevindirmek.
  • Ögirtdür-: Sevindirmek, kendinden geçirmek, memnun etmek.
  • Ögirtür-: Sevindirmek.
  • Ögirüntür-: Sevindirmek.
  • Ögitil-: Övülmüş olmak, methedilmek.
  • Öglän- (Öğlemek): (Baygınlıktan sonra) ayılmak, kendine gelmek, derin derin düşünmek, bilinçlenmek, tanımak, hatırlamak.
  • Ögläntür-: Bilincini yerine getirmek, yeniden canlandırmak, tekrar hayat vermek, idrak ettirmek.
  • Ögrän-: Öğrenmek, okumak.
  • Ögrät-: Öğretmek.
  • Ögrätin-: (Bir şeye) alışmış olmak, alışmak, alıştırma yaparak ustalaşmak.
  • Ögrünčülä-: Zevk almak, eğlenmek.
  • Ögrünčüläš-: Birlikte zevk almak, birlikte sevinmek.
  • Ögsirä-: Bayılmak, bilincini kaybetmek.
  • Ögsirät-: Bilincini kaybettirme.
  • Öğür- (Öğürmek): Boğazdan ses çıkarmak (makalede ‘öksürmek’ ile anılmış).
  • Ögürt-: Sevindirmek, mutlu etmek.
  • Ögürtür-: Sevindirmek.
  • Ögürüš-: Birlikte sevinmek, karşılıklı sevinmek.
  • Ögüš-: Aşındırılmak, sıyırarak soyulmak, deri yüzülmek.
  • Ögüt-: Övülmüş olmak, methedilmek.
  • Ökün-: Pişman olmak, günah çıkarmak, itiraf etmek.
  • Öküntür-: İtiraf ettirmek, günah çıkarttırmak.
  • Öl-: Ölmek.
  • Öläntür-: Döndürmek.
  • Ölçer- (Ölçermek): Sönmekte olan ateşi, lambayı canlandırmak.
  • Öli-: Islanmak.
  • Ölit-: Islatmak, sulamak, nemlendirmek.
  • Ölitil-: Islatılmak, nemlendirilmek.
  • Ölök-: Çevirmek, döndürmek, inançlı yapmak (?).
  • Ölür-: Öldürmek.
  • Ölürt-: Öldürtmek.
  • Ölürüš-: Karşılıklı birbirlerini öldürmek, birbirini öldürmek.
  • Ölütlä-: Cinayet işlemek.
  • Ömäl(ä)-: Birini ziyarete gitmek.
  • Ömgäklä-: (Yerde) sürünmek.
  • Öneş- (Öneşmek): İnat etmek.
  • Öŋäd-: İyileşmek, (hastalıktan) kurtulmak.
  • Öŋädtür-: İyileştirmek, tedavi etmek.
  • Öŋlä-: Boyamak.
  • Öŋsirä-: Rengi atmak, solmak, sararmak.
  • Öŋür-: Yaklaşmak, yakınlaşmak.
  • Öp- (Öpmek): Öpmek.
  • Öpäl-: Manası belirsiz.
  • Öpiš-: Öpüşmek.
  • Öpügsä-: Öpmek istemek.
  • Öpün-: (Bir şeyi) yutmak, içine atmak.
  • Öpüš-: Karşılıklı birbirini öpmek, öpüşmek.
  • Ör-: (1) Oluşmak, ortaya çıkmak, kalkmak; yükselmek; büyümek, gelişmek, filizlenmek, (topraktan) çıkmak. (2) Dokumak, örmek; birleştirmek, sarmak, bağlamak.
  • Örgän-: Bulanmak, her yanı bir şeyle kaplanmak.
  • Örit-: Uyandırmak, oluşturmak, (zihniyet) meydana getirmek; yükseltmek; geliştirmek.
  • Öritdür-: Uyandırtmak.
  • Öritgür-: Uyandırtmak.
  • Öritür-: Uyandırtmak.
  • Örk- (Örklemek): Hayvanları otlamaları için uzun bir iple çayıra bağlamak.
  • Örlä-: (Güneş, ay) doğmak, yükselmek.
  • Örlän-: Yükselmek.
  • Örlät-: Izdırap etmek, eziyet etmek, kızdırmak, taciz etmek, rahatsız etmek.
  • Örlätil-: Eziyet edilmek, ızdırap edilmek.
  • Örlätür-: Izdırap etmek, eziyet etmek.
  • Örtä-: Yakmak, ateşe vermek, kundaklamak.
  • Örtän-: Yanmak, yangın çıkmak, alevlenmek; endişe etmek, tasalanmak.
  • Örtür-: Yetişmek, geliştirmek, (topraktan) çıkarmak.
  • Öşet- (Öşetmek): Büyüklendirmek, kabartmak, böbürlendirmek.
  • Öt-: Girmek, geçmek, nüfuz etmek, sızmak, akmak, vâkıf olmak, hakkında iyi bilgisi olmak.
  • Ötä-: (Suç, borç vb.) ödemek, geri ödemek.
  • Ötäglä-: Borcu kapatmak, borcu ödemek.
  • Ötgün- (Öykünmek): Taklit etmek.
  • Ötgür-: Nüfuz etmek, tamamıyla anlamak, mal mülk devretmek, geçip gitmek.
  • Ötkün-: Anlatmak, bildirmek.
  • Ötül-: Öksürmek.
  • Ötün-: Konuşmak, söylemek (aşağı dereceli biri tarafından); sunmak, dilemek, istemek, yalvarmak; şefaat istemek, niyaz etmek.
  • Ötündürül-: İstenilmek.
  • Ötüntür-: Konuşturmak, rica ettirmek.
  • Ötüntürül-: İstenilmek.
  • Ötür-: (1) Nüfuz etmek, tamamıyla anlamak. (2) Hatırlatmak. (3) İshal olmak (ötürük).
  • Ötürlä-: Manası belirsiz.
  • Övkälä- (Öpkelä-): Nefret duygularıyla dolu olmak, nefret hissetmek, öfkelenmek.
  • Övkälämsin-: Kendine öfke görünüşünü vermek.
  • Övkälän-: Öfkelenmek, öfkeli olmak.
  • Övkälät-: Öfkelendirmek.
  • Öyün-: Bir derdi olmak, üzülmek.
  • Özä- (Özemek): Yoğurt, pekmez vb. koyu şeyleri suyla inceltmek, sulandırmak.
  • Özirkä-: (Birine) iltifat etmek (?).
  • Özirkän-: Kendinin olarak saymak, kabul etmek, asimile etmek.
  • Özümsin-: Haksız iddia ve talepte bulunmak, cüret etmek.
  • p-r
  • aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
  • P Harfi İle Başlayan Fiiller:
  • Parla-: (Çince par/po ismine -la ekinin getirilmesiyle) (Suyla) ıslatmak, damla damla üzerine akıtmak.
  • Parvešlan-: (Sanskritçe pariveṣa [hale, nur halkası] ismine -lan ekinin getirilmesiyle) Halesi olmak, haleli görünmek.
  • Peula-: (Çince peu/biao ismine -la ekinin getirilmesiyle) Bir istekte bulunmak, dilekçe yazmak.
  • Püšär-: Pişirmek.
  • R Harfi İle Başlayan Fiiller:
  • Belgelerde “R” harfi maddesi altında listelenen bağımsız bir fiil kökü veya gövdesi (örneğin rakşala- vb. gibi) bulunmamaktadır. Eylem bildiren ifadeler, yalnızca alıntı yabancı isimlerin Türkçe yardımcı fiillerle birleşik eylem kurmasından ibarettir:
  • Rabnaz kıltur-: Kutsamak.
  • Ridi tašgar-: Büyü gücü oluşturmak.
  • s
  • aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
  • Verilen kaynaklarda S ve Ş harfleriyle başlayan fiil kökleri eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:
  • S Harfi ile Başlayan Fiiller
  • sa-: Saymak, düşünmek, dikkat etmek.
  • saç- / s(a)ç-: Saçmak, dağıtmak, serpmek; tohum ekmek; su serpmek, fışkırtmak; yaymak; (zihnini) dağıtmak; fırlatmak; (harman) savurmak.
  • saçıl-: Saçılmak, yayılmak, sızmak, serpilmek, atılmak; dikkati dağılmış olmak, zihni dağınık olmak.
  • saçra-: Sıçramak, yerinden sıçramak, dışarı sıçramak.
  • saçrat-: Dışarı sıçratmak, gözleri oymak.
  • sag-: Sağmak.
  • sagur(u)l-: Aşağıya doğru çekilmek.
  • sak-: Düşünmek, hesap etmek.
  • sakı-: (Göz) yanıltmak.
  • sakın- / s(a)kın- / sak(ı)n-: Düşünmek, düşünceye dalmak; düşünce beslemek; üzerinde durmak; (gibi) görmek, kavramak; arzu etmek, dilemek, amaçlamak, ümit etmek; tasavvur etmek; endişe etmek, tasalanmak.
  • sakıt-: Birini şaşkına çevirmek, şaşırtmak.
  • saklan-: Korumak; sakınmak.
  • saklantur- / s(a)klantur-: Dikkat ettirmek; uyandırmak.
  • sal-: Vurmak, hareket ettirmek, kol sallamak; koymak; kök salmak; hakaret etmek; fırlatmak, atmak, salmak.
  • saldur-: Kurban etmek, koymak.
  • salın-: Sarkmak; aşağı inmek; (gözler) dışarı çıkmak.
  • salıntur-: Sarktırmak.
  • san-: Sayılmak, ait olmak.
  • sana- / s(a)na- / s(a)n(a)-: Saymak, hesap etmek.
  • sanç- / s(a)nç-: Delmek, sokmak, delik açmak, saplamak, şişlemek; paramparça etmek; düşmanı yenmek; sancımak.
  • sançıl-: Sokulmak; inmek.
  • sançış-: Birbirini şişlemek, birbirini delmek.
  • sançıt-: Yenilmek, şişlenmek, delinmek, bıçaklanmak, kendilerini yendirmek.
  • sangar-: Hesap etmek, hesaplamak, saymak, atfetmek, bir şeye değer vermek.
  • sanış-: Bir şeye ait olmak, birbirine ait olmak, bağlı olmak.
  • sap- / s(a)p-: Onarmak, tamir etmek, restore etmek; iletmek; sıralamak, dizmek; birleştirmek, kurmak, inşa etmek.
  • sapal-: Ortasından sokmak.
  • sapanla-: Pulluk ile işlemek.
  • sapıl-: Rivayet anlatılmak; birisinin tarafını tutmak, ait olmak, sıralanmak, girmek; bağlı olmak, izlemek, takip etmek; katılmak, uymak; (his) yayılmak; saplanmak; birleştirilmek; nasip olmak.
  • sapla-: Oku yay kirişine yerleştirmek.
  • saranlan-: Cimri olmak.
  • sargar-: Sararmak.
  • sargart-: Sarartmak.
  • sarıl-: Heyecanlanmak, kızgın olmak, üzgün olmak; asılı olmak; sarmalanmış olmak.
  • sarın-: Etrafında vızıldayarak uçmak.
  • sarış-: Birbirine sövmek, karşılıklı birbirini azarlamak, kınamak.
  • sarkın-: Çekilmek (?).
  • sarma-: Sarmak.
  • sars-: Kaba olmak, sövmek, lanet okumak, beddua etmek.
  • sası-: Kötü kokmak.
  • sasıt-: Kokutmak.
  • saş-: Kafası karışık olmak, yanılmak, karıştırmak, karşıt yapıda olmak; değiştirmek; aklını karıştırmak, şaşırtmak.
  • saşıltur-: Aklını karıştırmak, şaşırtmak, ayartmak, yoldan çıkarmak.
  • saşıt-: Şaşırmak, şaşkına dönmek, yanılmak; ahlakını bozmak.
  • saşur-: Kesişmek, birleşmek; aklını karıştırmak, şaşırtmak; boşluk bırakmak.
  • sat- / s(a)t-: Satmak, elden çıkarmak.
  • sataş-: Karşılıklı bastırmak, sıkıştırmak.
  • satga-: Ayaklar altına alarak ezmek, bir yerden geçip gitmek, sıkmak, sıkıştırmak; hor bakmak.
  • satgat-: Hor baktırmak.
  • satıglaş-: Ticaret yapmak, takas ticareti yapmak.
  • sav-: Uzanmak, yayılmak.
  • savıl-: İzlemek, takip etmek; eğilmek, bükülmek; etki altına alınmak, büyülenmek.
  • savır-: Dağıtmak, saçmak.
  • savla-: Konuşmak, söylemek.
  • savlaş-: Birbiriyle konuşmak, sohbet etmek, söyleşmek.
  • savrıl-: Akmak, çağlamak, çağlayarak akmak, şarıl şarıl akmak, gözyaşı akmak.
  • savur-: Savurmak; dalgalandırmak.
  • sayga-: İçki koymak, içki dağıtmak.
  • säç-: Seçmek.
  • säçil-: Kendini göstermek, beğenip seçilmek.
  • sämirt-: Semirtmek.
  • sämri- / s(ä)mri-: Semirmek, şişmanlamak, kilo almak.
  • sämrit- / s(ä)mrit-: Semirtmek; devleti genişletmek, büyütmek.
  • sär-: Çekmek, dayanmak, katlanmak; sebat etmek, oyalanmak, kalmak.
  • särgür-: Tahammül etmek, dayanmak, katlanmak; durdurmak; sınırlamak, set çekmek; engellemek; korumak, iletmek.
  • säril-: Dinlenmek; üzerinde durmak, kalmak; sakinleşmek, yatışmak, son bulmak, gözden kaybolmak; nefsine hâkim olmak.
  • särin-: Sabırlı olmak, sabretmek, çekmek, dayanmak, katlanmak.
  • särit-: Eritmek.
  • särmä-: Süzmek, filtreden geçirmek.
  • säv- / s(ä)v-: Sevmek, tahmin etmek, çok saymak, hoşlanmak, uygun görmek.
  • sävil- / s(ä)vil-: Sevilmek.
  • sävin-: Sevinmek.
  • sävinçlän-: Minnettar olmak; sevinçli olmak.
  • säviniş-: Birlikte sevinmek.
  • säviş-: Sevişmek, karşılıklı sevgi duymak; birlikte sevinmek.
  • sävit-: Sevdirmek; sevilmek, sevilmiş olmak.
  • sävitil-: Sevilmek; övülmek.
  • sekri-: Sıçramak, atlamak, fırlamak; kazan fıkırdamak; iç organlar kıvranmak; hızlı geçip gitmek.
  • sekrit-: Harekete geçirmek.
  • semäklä-: Hazırlık yapmak, hazırlamak, aktif olmak, zanaat ile uğraşmak.
  • semäklättür-: Elbise ürettirmek.
  • semla-: Toz hâline getirmek.
  • sezik kılımsın-: İnançsızlığı temsil ediyormuş gibi yapmak.
  • sezin-: Endişelenmek, sakınmak, korumak, temkinli davranmak; şüphelenmek; soru sormak.
  • sı-: Kırmak, parçalamak, yarmak; pulluk ile işlemek; emirleri çiğnemek, ihlal etmek, kabahat işlemek; ordu mahvetmek, eritmek, yıkmak; reddetmek; çürütmek; yenmek; davul çalmak; toplanmak.
  • sıdır-: Sıyırmak.
  • sıg-: Uymak, sığmak, girmek, intibak etmek; bir dine girmek; kalp dokunmak.
  • sıgın-: Çare aramak, kaçmak, sığınmak.
  • sıgınış-: Bitişmek.
  • sıgıntur-: Sığındırmak.
  • sıgış-: Sığışmak, yeterli yeri olmak.
  • sıgta-: İnlemek, sızlamak, ağlamak.
  • sıgtaş-: Birlikte inlemek, karşılıklı ağlamak, sızlanmak, yakınmak.
  • sıgtat-: Ağlatmak, feryat ettirmek.
  • sıgtatur-: Ağlatmak, feryat ettirmek.
  • sıgur-: Sığdırmak, eklemek; ihata etmek, içine almak; sarılmak, kendine çekmek, kucaklamak, sarmalamak; doldurmak, dökmek; hoşlanmak, beğenmek; yakalamak, tutmak; kabul etmek.
  • sıguruş-: İç içe sığmak, birbirine eklemek, birbirine bağlamak.
  • sıguş-: Anlaşmak, konuşmak.
  • sık-: Sıkmak, basmak, bastırmak, sarf etmek, çabalamak; üzmek, acıtmak.
  • sıka-: Ovmak, masaj yapmak, okşamak, dokunmak.
  • sıkan-: Elbise kolu sıvamak, cemrelemek, tüyleri okşamak.
  • sıkıl-: Sıkıntı basmak, sıkılmak, eziyet edilmek, acı çektirilmek, yıkık olmak, üzülmek vb..
  • sıktur-: Şarap sıkıp suyunu çıkartmak.
  • sıl-: Teori çürütülmek.
  • sıla-: Övmek, methetmek, saygı göstermek, davet etmek.
  • sımala- / sımanla-: Manası belirsiz.
  • sımta-: İhmal etmek, ihmalkâr olmak, savsaklamak; kabul etmek, onaylamak, hoş görmek, riayet etmemek, göz yummak, katlanmak, kabullenmek.
  • sımtal-: İhmal edilmek, ihmalkâr olmak.
  • sın-: Kırılmak, parçalanmak; bedensel olarak sonda olmak, canı boğazına gelmek; çok çaba sarf etmek, gayret etmek.
  • sına-: Test etmek, denemek, kuvvetleri ölçmek, keşif yapmak, öğrenmek, haber almak, malumat toplamak, iğva etmek, sınamak, imtihan etmek.
  • sınan-: Araştırmak, sınamak.
  • sınaş-: Ölçüşmek, boy ölçüşmek, güçleri ölçmek.
  • sıŋarla-: Yardım etmek, destek olmak; ölçmek, tartmak, hesap etmek.
  • sırla-: Boyamak, sırlamak, cilalamak; zararsız hâle getirmek.
  • sırna-: Israrlı olmak.
  • sış-: Şişmek.
  • sışılış-: Birlikte şişmek.
  • sıtur-: Kırdırmak, parçalattırmak.
  • sıvga-: Ok isabet etmemek.
  • sız-: Sızmak, erimek; güçsüz olmak; acı çekmek.
  • sızgur-: Eritmek.
  • sızıl-: Erimek.
  • sızlat-: Izdırap vermek, acı çektirmek, yaralamak, sızlatmak.
  • sid-: İşemek, idrarını yapmak.
  • sikä-: İşemek, idrarını yapmak.
  • sil-: Sürmek.
  • sili-: Temiz olmak.
  • silin-: Temizlenmek, arınmak.
  • silit-: Temizlemek.
  • silk-: Silkelemek, sallamak, silkeleyerek temizlemek, çan çalmak.
  • silkin-: Silkinmek, sallanmak.
  • silktür-: Çan çalmak.
  • simir-: Höpürdeterek içmek.
  • siŋ-: Batmak, çökmek, içine çökmek, girmek, dalmak.
  • siŋär-: İçine sokmak.
  • siŋilä-: Yakınmak, sızlanmak.
  • siŋir-: Yalayıp yutmak, tıkınmak, yutmak; sindirmek; soğurmak, absorbe etmek, emmek; zehri zararsız hâle getirmek; batırmak; kaplamak; sindirmek.
  • siŋirt-: Yutulmak.
  • siŋiş-: Kaynaşmak, birleşmek.
  • sipir-: Süpürmek.
  • sogı-: Soğumak, ateş düşmek.
  • sogın-: Soğumak.
  • sogış-: Tamamen soğumak.
  • sogul-: Su sızmak, suyu çekilmek, buharlaşmak, soğulmak; yok olmak.
  • sogur-: Suyunu boşaltmak, içine atmak, şapırdatarak yemek; kurutmak; buharlaştırmak; günahlardan kurtarmak.
  • sok-: Sokmak; gagalamak; mahvetmek, yıkmak; parçalamak, yarık açmak, havanda dövmek, ezmek; içine doldurmak; akla almak, eklemek; sıkıştırmak; çarpmak, itmek, tokat atmak; dövmek; ateş çakmak.
  • sokçı-: Gagalamak.
  • sokdur-: Biletmek.
  • soktur-: Tahrip ettirmek.
  • sokul-: Kırılmak, koparılmak.
  • sokun-: Göğse dövünmek.
  • sokuş-: Birbirine vurmak, vuruşmak; karşılaşmak, rastlamak.
  • sokuştur-: Karşılaştırmak.
  • sola-: Bağlamak, kapamak, tıkamak; zincirlemek, demirlemek.
  • solal-: Zincirli olmak.
  • solan- / sol(a)n-: Zincirlenmek, kuşatılmak; kapanmış olmak, kilitlenmiş olmak.
  • solaş-: Birbirine bağlanmış olmak, birbirine bağlı olmak.
  • solaştur-: Zincirle bağlamak.
  • sor-: Emmek; sormak, soru sormak, soruşturmak.
  • soruk-: Tecrübeli olmak, ünlü olmak.
  • sorul-: Danışmak, bilgi edinmek.
  • soy-: Soymak, derisini yüzmek; elbise çıkarmak; koparmak; açmak.
  • soyul-: Soyulmak, et soyulmak.
  • soyurka-: Merhametli olmak, acımak, merhamet etmek.
  • soyurkat-: Pişman olmak.
  • södrü-: Sürüklemek, tartmak, çalmak.
  • södür-: Çalmak ve yağmalamak.
  • söglün-: Kavrulmak, kızartılmak.
  • söglüntür-: Kızartmak.
  • sögül-: Kızartmak, kavurmak.
  • sök-: Yırtmak, sökmek, söküp çıkarmak, birdenbire çıkmak, yerle bir etmek, yıkmak; sövmek, beddua etmek, küfretmek, eleştirmek, kınamak; diz çökmek; ishal olmak, müshil etkisi yapmak.
  • sökit-: Parçalamak, kıymak; ishale sebep olmak.
  • sökül-: Kırılmak.
  • söküt-: Diz çökmek, dizleri bükmek.
  • sön-: Azalmak, sönmek, geçmek, dinmek, bitmek.
  • sötrör-: Manası belirsiz (kıyafetle ilişkili).
  • söyän-: Bir şeye dayanmak.
  • söyäş-: Birbirini desteklemek, birbirine dayanmak.
  • sözlä-: Söylemek, konuşmak, tartışmak; anlatmak, haberdar etmek; ilan etmek; tarif etmek, bahsetmek, söz etmek, incelemek, dile getirmek, açıklamak; propaganda yapmak.
  • sözläş-: Birbiriyle konuşmak, haberleşmek, müzakere etmek, söyleşmek, tartışma yapmak, tartışmak, fikir danışmak; anlaşmak, uzlaşmak.
  • sözlät-: Söyletmek, sözlerle ifade ettirmek.
  • sözlätil-: Bildirilmek, söylenmek, konuşulmak.
  • sözsirä-: Susmak, söylememek, sessiz olmak.
  • suçı-: Kıvrım kıvrım kıvranmak; yüksek atlamak; kazan kaynamak, fokurdamak.
  • suçın-: Damarlar atmak; ürkmek.
  • suçlun-: Çekip koparılmak, koparılmak.
  • suçul-: Dudak bükmek, elinden zorla almak, elbise çıkarmak, soyunmak, kıyafet/zırh çıkarmak.
  • sud-: Tükürmek, tükürüp atmak.
  • sudlan-: Arka arkaya gelmek.
  • sugun-: Yıkanmak, saçları yıkamak, banyo yapmak.
  • sugundur-: Yıkatmak, banyo yaptırmak.
  • suk-: Fiske vurmak.
  • sukı-: Fiske vurmak.
  • sukın-: Memnun edilmek, tatmin edilmek.
  • suklan-: Hırslı olmak, hırslı davranmak, istemek, arzulamak, çabalamak.
  • suklun-: İçine düşmek, çökmek, batmak, takılıp kalmak, içine dalmak.
  • suksın-: Israrla istemek.
  • suksıntur-: Arzu ettirmek, arzu uyandırmak.
  • sun-: Sunmak, kol ve ayak germek, uzatmak, vermek, takdim etmek, tutmak, yakalamak; hizmete hazır olmak; yere kapanmak, secde etmek.
  • sus-: Su çekmek, kaşıklamak.
  • susa-: Susamak.
  • suva-: Sulamak, su vermek; boyamak, sürmek, sıvamak; kartonpiyer yapmak; sarmak, örtmek.
  • suvat-: Sıvatmak, kartonpiyer yaptırmak.
  • suvı-: Birisini yıkamak.
  • suvış-: Sulanmak.
  • suvsa-: Susamış olmak, susamak.
  • sü-: Yükseltmek, arttırmak, geride kalmak (?).
  • süŋ-: Defetmek, kovmak, silmek.
  • süŋüş-: Birbiriyle savaşmak, birbiriyle kavga etmek.
  • sür-: Sürmek, sürüklemek, hızlandırmak; sürdürmek, devam ettirmek, yapmak, davranmak; yerine getirmek; cezalandırmak.
  • sürç-: Kaymak, ayağı kayıp düşmek, tökezlemek.
  • sürçit-: Kaydırmak.
  • sürdür-: Götürtmek, sürdürmek; atmak; göndermek.
  • sürt-: Ovuşturmak, sürtmek, ovmak, ovarak yaymak; kurulamak; silmek.
  • sürtün-: Sürtünmek.
  • sürüş-: İşletmek, yapmak, uygulamak; kin beslemek.
  • süs-: İtmek, sürüklenmek, çarpmak.
  • süülä-: Savaşmak, sefere başlamak, sefer yapmak.
  • süz-: Temizlemek, berraklaştırmak, arındırmak; seçip almak, beğenip ayırmak, ayırt etmek; inanmak.
  • süztür-: Suyu süzdürmek.
  • süzlün-: Dindar olmak.
  • süzül-: Temizlenmek; gök açılmak; inançlı olmak, inanmak.
  • süzüştür-: Uyumlu hâle getirmek (?).
  • Ş Harfi ile Başlayan Fiiller
  • şanla-: Övmek.
  • şavşaş-: Birbiriyle tartışmak.
  • şäş-: Karmakarışık olmak; çözmek, çözümlemek.
  • şäşil-: Çözülmek, ayrılmak; geçmek.
  • şıla-: Su ıslatmak; zenginleştirmek, çoğalmak, süslemek; teşvik etmek.
  • şılal-: Islatılmak.
  • şılan-: Nemlenmek.
  • şılatıl-: Islatılmak.
  • şılda-: Bahane uydurmak, sebep aramak.
  • şırpa-: Karışmak, birbirine dolanmak.
  • t
  • aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
  • Kaynak metinlerde yer alan “T” harfi ile başlayan fiil kökleri eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:
  • Ta – Tä (Te)
  • tagık-: Dağa kaçmak.
  • tagıl-: Dağılmak.
  • tagonla-: Alay etmek.
  • tak-: Bağlamak, takmak.
  • takıl-: Takılmak.
  • takšur-: Şiir yazmak, yakınmak, yalvarmak, acımak, üzülmek vb..
  • tal-: Bayılmak, bayılarak yere düşmek.
  • talaš-: Kavga etmek, dalaşmak.
  • talgokla-: Çivi çakmak.
  • talık-: İtilmek, itilmiş olmak.
  • talpı-: Uçuşmak, titremek, sarsılmak vb..
  • talpır-: Uçuşmak.
  • talpıt-: Uçuşturmak.
  • talula- / t(a)lula-: Seçmek.
  • talulat-: Seçtirmek.
  • talvırt-: Uçuşturmak, silkmek, sallamak.
  • tam-: Damlamak, yavaş yavaş akmak.
  • tamgala- / t(a)mgala-: Mühürlemek, damgalamak, kazımak vb..
  • tamgalal-: Damgalı olmak, mühürlü olmak.
  • tamıt-: Yanmak, alevlenmek, yakılmak.
  • tamız-: Damlatmak.
  • tamtul-: Alevlenmek, alev almak.
  • tamtur-: Yakmak, tutuşturmak, aydınlatmak, propaganda yapmak.
  • tan-: İnkâr etmek, şaşkın olmak, kafası karışmak vb..
  • tančga-: Parçalamak, parça parça etmek.
  • tančgala-: Isırıp parçalamak.
  • tančgat-: Parçalanmak.
  • tančula-: Isırıp parçalamak, küçük küçük parçalara ayırmak.
  • tangar- / t(a)ngar-: Tanıklık etmek, adamak, ant içmek.
  • tangarıš-: Birbirini adamak, birbirine söz vermek.
  • tanu-: Farkına varmak, ayırmak, tanımak.
  • tanukla-: Tanık göstermek, tanıklık etmek, gerçekleştirmek vb..
  • tanuklal-: Tanıklanmak.
  • tanuklaš-: Birbirine tanıklık etmek, birbirini onaylamak.
  • tanuklat-: Tanıklık ettirmek.
  • taŋ-: Sık(ıştır)mak, basmak, bağlamak, içeri götürmek vb..
  • taŋıl-: Sıkıştırılmak, sıkışmış hissetmek.
  • taŋırka-: Hayret etmek, şaşmak, hayran olmak.
  • taŋırkan-: Hayret etmek, şaşmak.
  • taŋız-: Şişmek, süt vermek.
  • taŋla-: Şaşırmak, hayret etmek; gün ağarmak, şafak sökmek.
  • taŋlan-: Gün ağarmak, şafak sökmek.
  • t(a)ŋl(a)r- / taŋlar-: (Gün) ağarmak, (şafak) sökmek
  • taŋlat-: Şaşırtmak.
  • tap-: Bulmak, elde etmek, kazanmak.
  • tapın- / t(a)pın-: Hizmet etmek, ağırlamak, saygı göstermek vb..
  • tapıntur-: Hizmet ettirmek, hürmet ettirmek.
  • tapırkan-: Onaylamak, kabul etmek, hoşuna gitmek.
  • tapırkanıl-: Kabul edilmek, onaylanılmak.
  • tapıš-: Buluşmak, karşılaşmak, rast gelmek, keşfetmek vb..
  • tapla- / t(a)pla-: Haklı bulmak, onaylamak, istemek, tercih etmek vb..
  • taplan-: Özlemek, çabalamak; kabul etmek, onaylamak.
  • taplaš-: Anlaşmak, uzlaşmak, karşılıklı onaylamak.
  • taplat-: Kabul edilmek, onaylanmak; kabul ettirmek.
  • taplatıl-: Sevilmek, değer verilmek, kabul edilmek.
  • tapšur-: Teslim etmek, aktarmak, bırakmak, tahsis etmek vb..
  • tar-: Dağıtmak, saçmak, zorla birbirinden ayırmak.
  • tara-: Dağıtmak, serpmek, yaymak.
  • taral-: Dağılmak, kafası karışık olmak.
  • taraldur-: Saçtırmak.
  • tarı- / tar(ı)-: Ekmek, yetiştirmek, işlemek.
  • tarık-: Kaybolmak, geçmek, uzaklaşmak, sönmek vb..
  • tarın-: Kendisi için yetiştirmek.
  • tarıt-: İşlemek, ekmek, yetiştirmek.
  • tarma-: Yırtıp ayırmak, parçalamak, tırmalamak.
  • tarman-: Uzanmak, yayılmak, serilmek.
  • tarmaš-: Karşılıklı birbirini parçalamak, yırtmak.
  • tart-: Çekmek, sürüklemek, silmek, tartmak, (çit vb.) kurmak, (trompet) çalmak.
  • tartdur-: Çektirmek, çekip çıkartmak, gerdirmek vb..
  • tartıl-: Çekilmek; yayılmak.
  • tartın-: Yardımsever olmak, sevilen olmak.
  • tartınlaš-: Karşılıklı etkilemek.
  • tartıš-: Karşılıklı etkilemek.
  • tartıt-: Çekilmek; çektirmek.
  • tartız-: Çektirmek.
  • tartla-: Taslak çizmek.
  • tarttur-: Çektirmek, (çit) yaptırtmak.
  • taru-: Daralmak, küçülmek, dar olmak.
  • tarut-: (Kol uçlarını vb.) birleştirmek (?).
  • taš-: Akıp gitmek, üzerinden akmak, taşmak.
  • tašgar-: Çıkarmak, çekip çıkarmak, (büyü gücü) göstermek.
  • tašık-: Çıkmak, dışarı çıkmak, belli olmak, ortaya çıkmak.
  • tašu-: Taşımak, nakletmek, yollamak.
  • tašur-: Yaydırmak, yaymak; taşmak.
  • tat-: Tadına bakmak, denemek, tatmak.
  • tatar-: (Ceset) morarmak, rengi atmak.
  • tatga-: Tatmak, tadına bakmak.
  • tatgan-: Lezzetli bulmak, güzel bulmak, zevk almak.
  • tatıgsıra- / tat(ı)gs(ı)ra-: Tadını kaybetmek, tatsız olmak.
  • tatın-: Tatmak, tadına bakmak.
  • tatur-: Tattırmak, yemlemek.
  • tavran-: Çabalamak, gayret etmek, acele etmek.
  • tavranıš-: Acele etmek.
  • tavrantur-: Teşvik etmek, gayrete getirmek, cesaret vermek.
  • tavraš-: Birlikte çabalamak, gayret etmek.
  • tavrat- / t(a)vrat-: Gayrete getirmek, teşvik etmek, özendirmek.
  • tay-: Kayıp gitmek, düşmek, sapmak, kaybetmek, geri adım atmak.
  • tayan-: Dayanmak, itimat etmek, güvenmek.
  • tayanıš-: Dayanışmak.
  • tayanıšdur-: Dayanıştırmak, birbirine dayandırmak.
  • tayantur-: Dayandırmak.
  • tayıt-: Kaydırmak, caydırmak.
  • taytur-: Kaydırmak, kaybettirmek.
  • täg- / t(ä)g-: Varmak, ulaşmak, erişmek, elde etmek, değmek, saldırmak vb..
  • tägil-: İnmek; körleşmek, körlenmek, kafası karışık olmak.
  • tägin-: Saygıyla yapmak, başarıyla sonuçlanmak, hissetmek, kendini adamak vb..
  • tägintür-: Elde ettirmek, ulaştırmak, ceza ölçmek, vermek vb..
  • tägiš-: Birlikte almak, ulaşmak, rastlaşmak, buluşmak.
  • tägläl-: Kör edilmek.
  • täglär-: Kör etmek.
  • tägläš-: Birbirini kör etmek.
  • tägriklä-: Sarmak, çemberlemek, etrafını çevirmek, kuşatmak.
  • tägriklän-: Çevrili olmak, kuşatılmış olmak.
  • tägriklät-: Çevrili olmak.
  • tägrül-: Getirilmek.
  • tägšil- / t(ä)gšil-: Değişmek, dönüşmek, tekrarlamak, yeni canlı doğmak vb..
  • tägšildür-: Değiştirtmek.
  • tägšür-: Değiştirmek, başkalaştırmak, mübadele etmek, dönüştürmek, çevirmek.
  • tägšürt-: Değiştirtmek.
  • tägšürüš-: Değiştirmek, değiş tokuş yapmak.
  • tägür-: Değdirmek, ulaştırmak, eriştirmek, (tehlikeye) atmak vb..
  • tägürt-: Göndermek, yollamak, getirmek, getirilmek.
  • tägürtür-: Getirtmek, göndertmek, çektirmek.
  • tägzin-: Dönmek, dolaşmak, topaç gibi dönmek, arkasını dönmek.
  • tägzinčlän-: Çevrilmiş olmak, dönmüş olmak, dönmek.
  • tägzintür-: Döndürmek, gezdirmek.
  • täl-: Delmek, içine geçmek, nüfuz etmek, delik deşik etmek, oymak.
  • tälgän-: Heyecanlanmak, tarumar olmak, heyecanlanmış olmak.
  • tälin-: Delinmek, çatlamak, açılmak.
  • tälmir-: Göz kırpıştırmak, titremek, huzursuz bakmak vb..
  • täŋäš-: Denk olmak, karşılaştırmak.
  • täŋgär-: Tartmak, ölçüsüne uymak.
  • täŋik-: Eşit olmak, yaklaşmak.
  • täŋirt-: Bir araya getirmek, toplamak (?).
  • täŋlä- / t(ä)ŋlä-: Denemek, sınamak, tahmin etmek, ölçmek, eleştirmek, karşılaştırmak vb..
  • täp- / t(ä)p-: Tepmek, vurmak, tekme atmak, ezmek, dans etmek, gitmek.
  • täpär-: Titremek, sarsılmak.
  • täpin-: Tepinmek, şiddetli hareket etmek, suda ayak çırpmak (yüzmek).
  • täpiš-: Karşılıklı tepinmek, tepişmek.
  • täpit-: Ayaklar altında ezdirtmek, çiğnettirmek.
  • täpländür-: Ezdirtmek.
  • täprä-: Hareket etmek, titremek, sarsılmak, başlamak, aktif olmak vb..
  • täprän-: Başlamak, baş göstermek (hastalık).
  • täpräš-: Titreşmek, birlikte titremek, hareket etmek.
  • täprät-: Titretmek, hareket ettirmek, sarsmak, çalmak (müzik vb.).
  • täprätil-: Titretilmek, sarsılmak.
  • täptür-: Ezdirmek, ayak bastırmak.
  • tärit- / t(ä)rit-: Terlemek.
  • tärkišlän-: Kızgın olmak, öfkeli olmak, saldırgan olmak.
  • tärklä-: Acele etmek, acele ile gitmek.
  • tärklät-: Hızlandırmak, kovalamak.
  • tärlä-: Terlemek.
  • tärsik-: (Hastalık) kötüleşmek.
  • tärsiktür-: Ayartmak, yoldan çıkarmak, akıl karıştırmak.
  • tärtär- / t(ä)rtär-: Terletmek, terlettirmek.
  • täš-: Deşmek.
  • täšil-: Patlamak, yarılmak.
  • tätrül-: Yanıltılmak, yolu şaşırtılmak, akıl karıştırmak.
  • tätrültür-: Yolu şaşırtmak, aldatmak, yanıltmak, ayartmak.
  • tätür- (tetür-): Söyletmek, konuşturmak; bir işin aslını aramak, analiz etmek.
  • täv-: Şişe dizmek.
  • tävin-: Hareket ettirmek, sallamak.
  • tävir-: Çevirmek, döndürmek, (sevap) tevcih etmek, yöneltmek.
  • tävlä- / t(ä)vlä-: Aldatıcı davranmak, aldatmak, kandırmak.
  • tävril-: Dönmek.
  • tävšil-: Ufalanmak.
  • tävšin-: Aktif olmak, çok çalışkan olmak, ilgilenmek, önem vermek.
  • tävšintür-: Aktif olmasını sağlamak, aktifleştirmek, ilgilendirmek.
  • täz- / t(ä)z-: Kaçmak, koşup gitmek, kaçınmak.
  • täzgür-: Bozguna uğratmak, kovmak, ortadan kaldırmak.
  • te-: Demek, söylemek, adlandırmak.
  • tenlä-: Tarlalarda sıralamak.
  • ter-: Toplamak, derlemek, kendini toplamak.
  • teril- / t(e)ril-: Birleşmek, toplanmak, birikmek.
  • teriliš-: Birleşmek, toplaşmak.
  • terin-: Toplanmak.
  • teš-: Sözleşmek, tartışmak, müzakere etmek, konuşmak.
  • tet-: Denilmek, ismi olmak; olmak.
  • tetigär-: Akıllı olmak, akıllı olarak görülmek.
  • tetiglä-: Zeki olmak, tanımak, farkına varmak.
  • tetin-: Cesaret etmek, cüret etmek, kalkışmak.
  • Tı – Ti
  • tıd-: Engel olmak, tıkamak, engellemek, sakınmak, dizginlemek vb..
  • tıdıl-: İhtiyatlı davranmak, kendine hâkim olmak, engellenmek vb..
  • tıdılıš-: Karşılıklı engellenmek.
  • tıdın-: Çekinmek, içtinap etmek, engellenmek.
  • tıdıntur-: İçtinap ettirmek, sakındırmak.
  • tıgra-: Sağlam olmak, sert olmak.
  • tıgran-: Güçlü olmak.
  • tıgrat-: Sertleştirmek, katılaştırmak, pekiştirmek, cesaretlendirmek.
  • tık-: Tıkmak, tıkamak, fırlatmak, sıkmak, doldurmak vb..
  • tıkıl-: Tıkılmak, tıkıştırılmak, sıkılmak, bunaltılmak, yığılmak.
  • tılaŋur-: Hitabet yeteneği olmak.
  • tılta-: Bahane aramak.
  • tıltan-: (İşle) meşgul olmak.
  • tın-: Nefes almak, soluk almak, dinlenmek, mola vermek; bildirmek, duyurmak.
  • tınla-: Dinlenmek.
  • tınlan-: Kendine gelmek, ayılmak.
  • tınsıra-: Bayılmak.
  • tınsırat-: Bayıltmak.
  • tıntur-: Dinlendirmek, dindirmek, nadasa bıraktırmak.
  • tıŋla- / tıŋl(a)-: Dinlemek, duymak, işitmek.
  • tıŋšan-: Dinlemek, işitmek.
  • tırman-: Tırmalamak, yırtmak.
  • tıšla-: Dişlemek, ısırmak.
  • tıt-: Yırtıp ayırmak, parçalamak, yırtmak; çırpmak.
  • tıtın-: Yırtılmak, parçalanmak.
  • tigilä-: Gürültü yapmak, patırtı yapmak, uğuldamak.
  • tigilän-: Sesi çıkmak, duyulmak, tınlamak.
  • tigiläš-: Çınlamak, tınlamak, gürültü yapmak.
  • tigrät- / tigr(ä)t-: Sebep olmak; yankılandırmak, takırdatmak; sarsmak.
  • tik-: Sokmak, ısırmak, dikmek; kurmak, koymak, ekmek.
  • tikilin-: Dikilmek, doğrulmak.
  • tikiš-: Karşılıklı sokmak, birbirini ısırmak.
  • tikit-: Isırılmak, sokulmak.
  • tiktür-: Dikiş diktirmek; tohum ektirmek; (bayrak vb.) diktirmek.
  • til-: Parça parça kesmek, dilmek, dilimlemek.
  • tilä- / til(ä)-: Aramak, hedef almak, istemek, dilemek vb..
  • tilät-: Araştırtmak, aratmak.
  • tiliklä-: Dilemek.
  • tilin-: Dönmek, dolaşmak, deveran etmek.
  • timä-: Süslemek, bezemek, tertip etmek, hazırlamak.
  • tirä-: Yığılmak, desteklemek, yukarı basmak.
  • tiräš-: Savaşmak, kavga etmek, tartışmak.
  • tirgür-: Diriltmek, canlandırmak, hayat vermek.
  • tiril-: Canlanmak, dirilmek, hayatta olmak.
  • titrä-: Sarsılmak, titremek.
  • titrät-: Titretmek.
  • tiz-: Dizmek, sıralamak.
  • tizil-: Dizilmek, dizili olmak, düzenlenmek.
  • tiziltür-: Sıraya dizdirmek, sıraya sokturmak.
  • To – Tö
  • to-: (Arzular vb.) gerçekleşmek.
  • tod-: Tok olmak, memnun olmak, usanmış olmak.
  • todgur-: Beslemek, yem vermek, doyurmak, memnun etmek.
  • toduntur-: Memnun etmek.
  • todur-: Memnun etmek, doyurmak; bıkmak.
  • todurt-: Yem vermek, doyurmak, memnun etmek.
  • togra-: Doğramak, kesip parçalamak, dilimlemek.
  • togrul-: Patlamak, yırtılmak, kesilmiş olmak, parçalanmak.
  • togur-: Aşmak, karşı tarafa geçmek.
  • togurčuklan-: Tomurcuklanmak.
  • tokı-: Dövmek, vurmak, dokumak, kurmak, karıştırmak vb..
  • tokıl-: Dövülmek.
  • tokılan-: Süslenmiş olmak, güzel olmak, parlamak.
  • tokılandur-: Dekore ettirmek, süslendirmek, güzelleştirmek.
  • tokın-: Karşı karşıya gelmek, dövülmek, uğramak, zahmet çekmek.
  • tokıš-: Birbirine vurmak, vuruşmak, karşılaşmak.
  • tokıt-: Dövülmek, çaldırmak, kazıtmak vb..
  • tokıtıl-: Dövülmek, vurulmak, sürüklenilmek vb..
  • tokla-: Saçları kökünden tıraş etmek.
  • tol-: Toplanmak, dolmak, gerçekleşmek, süresi dolmak.
  • tolga-: Sarmak, döndürmek, çevirmek.
  • tolgan-: Kıvrılmak, daire çizerek dönmek, zahmet çekmek.
  • tolgat- / tolg(a)t-: İşkence etmek, eziyet etmek, incitmek.
  • tolgur-: Doldurmak, yerine getirmek, tüketmek, başarmak.
  • tolgurul-: Doldurulmuş olmak, doldurulmak.
  • tolın-: Dolanmak, kıvranmak, dönmek.
  • toltur-: Doldurmak.
  • tolulat-: Tamamlamak, bitirmek.
  • tolunad-: Ağzına kadar dolmak.
  • toŋ-: Donmak, donarak ölmek, üşümek.
  • toŋıt-: Eğilmek, reverans yapmak.
  • toŋla-: Dövmek, vurmak, kamçılamak.
  • toŋtal-: Çevresi/ekseni etrafında döndürülmek.
  • toŋtar-: Çevirmek, döndürmek, aşağı basmak, arka çevirmek.
  • toŋtarıl-: Etrafında dönülmek.
  • toŋur-: Üşütmek, soğuğa maruz bırakmak.
  • topol-: Derinleştirmek, tamamıyla anlamak, tahlil etmek, saldırmak vb..
  • torla-: Ağ ile asmak.
  • toru-: Zayıflamış olmak, bir deri bir kemik kalmak.
  • toš-: Dolmak, doluşmak, doldurulmak.
  • tošgur-: Doldurmak, yerine getirmek, bitirmek, tamamlamak.
  • tošgurt-: Yerine getirtmek, bitirtmek.
  • toyla-: Toplanmak, bir araya gelmek.
  • toylaš-: Toplanmak, toplaşmak, şenlik yapmak.
  • toylaštur-: Bayram düzenlemek.
  • toz-: Tozlu olmak, tozutmak, yükselmek.
  • tozgur-: Çiğnemek, ayağıyla ezmek.
  • tögnä-: Koterize etmek, dağlamak.
  • tök-: Püskürtmek, saçmak, dökmek, dökerek boşaltmak.
  • töklün-: Kesip çıkarılmak.
  • tökül-: Saçılmak, dökülmek, akmak, fışkırmak.
  • töküntür-: Döktürmek.
  • tölä-: Ödemek, tazmin etmek; yavrulamak.
  • tölät-: Ödeme talimatı vermek.
  • töl(ä)t-: Avutmak, teselli etmek.
  • töltä-: Yaymak, sermek, döşemek.
  • töltäl-: Örtülü olmak, kıtıklı olmak.
  • tön-: Dönmek, arkasını dönmek.
  • töŋitdür-: Eğdirmek.
  • törü-: Doğmak, türemek, oluşmak, meydana çıkmak vb..
  • törüt-: Kurmak, inşa etmek, meydana getirmek, yaratmak.
  • töšä-: Yaymak, sermek, döşemek.
  • töšän-: Örtülmek, açılmak, yayılmak, döşenmek.
  • töšnäklä-: Cinsel eğlenmek.
  • töt-: Titremek.
  • tötüš-: Tartışmak, kavga etmek, kavgalı olmak.
  • tötüštür-: Kavga ettirmek, dalaştırmak, dövüştürmek.
  • Tu – Tü
  • tu-: Kilitlemek, kapatmak, engellemek.
  • tug-: Doğmak, dünyaya gelmek, filizlenmek, görünmek vb..
  • tugur-: Doğurmak, vücuda getirmek, ortaya koymak.
  • tugurt-: Doğurtmak, meydana getirtmek.
  • tugurul-: Doğurulmak, meydana getirilmek.
  • tul-: (Alevler) dışarı vurmak.
  • tumıl-: Soğumak, sönmek.
  • tumlı-: Soğumak, sönmek, soğuk olmak, soğutmak.
  • tumlıt-: Soğutmak.
  • tun-: Kapanmış olmak, kilitlenmek, tıkanmak, engellenmiş olmak.
  • tur-: Durmak, bulunmak, kalmak, oturmak, kefil olmak vb..
  • turala-: Takmak, bağlamak.
  • turalan-: Takmak, bağlamak.
  • turgur-: Neden olmak, oluşturmak, dikmek, inşa etmek, yetiştirmek vb..
  • turıt-: Çekinmek.
  • turkıglan-: Çekinmek.
  • turuk-: Durmak, ara vermek, mola vermek.
  • turul-: Sakin olmak, durgun olmak, berraklaşmak.
  • turultur-: Sakinleştirmek, zaptetmek, durdurmak, bastırmak.
  • turuš-: Direnmek, karşı karşıya gelmiş olmak; yaşamak.
  • tusalaš-: Birbirinden yararlanmak.
  • tusul-: Yaramak, yararlı olmak.
  • tusula-: Yaramak, yararlı olmak.
  • tuš-: Rastlamak, buluşmak, karşılaşmak, uğramak.
  • tušgar-: Buluşturmak, karşılaştırmak.
  • tušgur-: Buluşturmak, isabet ettirmek, nişan almak.
  • tušık-: İlgili olmak, bulaşmış olmak, kibirli olmak.
  • tušul-: Buluşmak.
  • tušuš-: Buluşmak, karşılaşmak, rastlaşmak, düşünmek.
  • tut-: Tutmak, kapmak, yakalamak, algılamak vb..
  • tuta-: Horlamak, hakaret etmek, sövmek, eleştirmek vb..
  • tutat-: Hor görülmek, küçümsenmek, aşağılanmak.
  • tutsuk-: Tutulmak, yakalanmak, hapsedilmek.
  • tutul-: Tutulmak, kavranmak, yakalanmak, saymak vb..
  • tutuldur-: İçinde bulundurmak, kaçındırmak, tutturmak.
  • tutur-: İdrak ettirmek, tutturmak, bekçilik ettirmek.
  • tuturkan-: Değersiz bulmak.
  • tutuš-: Birbirini tutmak, tutuşmak, arkadaş kazanmak vb..
  • tutuštur-: Bağlatmak, tutuşturmak.
  • tutuz-: Teslim etmek, tahsis etmek, emretmek vb..
  • tutuzuš-: Birbirine emanet etmek, güvenmek.
  • tutyaklan-: Yapışmak, yapışık kalmak.
  • tuvır-: Katılaşmak, sertleşmek (buz).
  • tuy-: Farkına varmak, anlamak, tanımak, idrak etmek, algılamak.
  • tuytur-: Farkına vardırmak, idrak ettirmek.
  • tuyul-: Aydınlatılmak, aydınlanmak.
  • tuyun-: Uyanmak, aydınlanmak, aklı başında olmak, itiraf etmek.
  • tuyuntur-: Aydınlatmak.
  • tuyur-: Farkına vardırmak, idrak ettirmek.
  • tuyurka-: Farkına varmak, fark etmek.
  • tuyuz-: Algılatmak, bildirmek, dinletmek, duyurmak.
  • tuz-: Şakacı olmak.
  • tuzgula-: (Hediye olarak) sunmak.
  • tüg-: Düğümlemek, çatmak, sıkmak, birleştirmek vb..
  • tükä-: Bitmek, tamamlamak, gerçekleşmek.
  • tükän-: Kaybolmak.
  • tükät-: Tamamlamak, bitirmek, mükemmelleştirmek.
  • tültrün-: Dövülmek, vurulmak, eziyet çekmek.
  • tültür-: Vurmak, çalmak.
  • tülüklän-: Manevi güç kazanmak, güçlü olmak.
  • tümä-: Süslemek, dekore etmek, hazırlamak.
  • tümän-: Süslenmek, (ordu) mevzilemek, hazırlanmak.
  • tümgär-: Aptallaşmak.
  • tünä-: Gecelemek, konaklamak, mola vermek.
  • tünät-: Konaklatmak, geceletmek.
  • tüpgär-: Nüfuz etmek, tamamıyla anlamak.
  • tüpir-: Fırtına çıkmak, uçurmak, savurmak.
  • tüplä-: Şehir kurmak.
  • tüpsirät-: Temel çıkarmak.
  • tüpük-: Bitmiş olmak, son bulmak.
  • tüpükdür-: Bitirmek, tamamlamak.
  • tür-: Bükmek, yığmak, dürmek, ürpermek.
  • türt-: Sürtmek, merhem sürmek, çalkalama aletiyle karıştırmak; dokunmak, değmek.
  • türtün-: Sürünmek (merhem vb.).
  • tüš-: Düşmek, inmek, dökülmek, çökmek, yansıtmak vb..
  • tüšä-: Rüya görmek.
  • tüši-: Nakletmek, teslim etmek, tevdi etmek.
  • tüšinä-: Yerleşmek, oturmak.
  • tüšit-: Nakletmek, teslim etmek.
  • tüšsirä-: Verimsiz olmak, meyvesiz olmak.
  • tüštür-: Düşürmek.
  • tüšül-: Çökmek, yıkılmak.
  • tüšür-: Düşürmek, (ağaç) kesmek, indirmek vb..
  • tüšürül-: Düşürülmek, terk edilmek, atılmak.
  • tüšütlän-: Meditasyon yapmak, uygulamak, düşünmek.
  • tüšütlänil-: İyice düşünülmek.
  • tütit-: Parfüm sürmek.
  • tütitil-: Parfüm sürülmek.
  • tütnä-: Tütmek.
  • tütüz-: Tütsülemek.
  • tüvri-: Katılaşmak, donmak, sertleşmek.
  • tüz-: Düzlemek, düzeltmek, uyum sağlatmak, ayarlatmak.
  • tüzgär-: İncelemek, araştırmak, bağdaştırmak, düzeltmek.
  • tüzük-: Ahenkli olmak, sadık olmak.
  • tüzüksirä-: Uyumsuz olmak.
  • tüzül-: Ahenkli olmak, barış yapmak, tertip edilmek.
  • u ü
  • aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
  • U Harfi ile Başlayan Fiiller
  • u-: Yapabilmek, -abilmek, muktedir olmak; dayanmak, tahammül etmek.
  • uč-: Uçmak, uçup gitmek; görülmek, görünmek.
  • učın-: Cinlenmiş olmak, büyülenmiş olmak, şeytana tutulmuş olmak, büyülenmek.
  • učlan-: Büyük abdest yapmak.
  • učuk-: Bitmek, hitam bulmak, son bulmak.
  • učuktur-: Sona erdirmek.
  • učur-: Uçurmak; yollamak, nakletmek; (duyuları) kandırmak, uyarmak; döndürerek yükseltmek.
  • učuzla-: Kötülemek, aşağılayıcı davranmak, tahkir etmek, alay etmek; hor görmek, değersiz görmek.
  • učuzl(a)n-: Kendini küçümsemek.
  • ud-: Takip etmek.
  • udı-: Uyumak; koyulaşmak, pıhtılaşmak.
  • udıkla-: Uyumak, hafif uyumak, uyuklamak.
  • udlan-: (Bir şeyin) hasretini çekmek.
  • udul-: Manası belirsiz (fiil).
  • udun-: Hizmet etmek, saygı göstermek, hürmet etmek, ağırlamak.
  • udunturul-: Saygı gösterilmek, hürmet ettirilmek.
  • uduz-: İletmek, sevk etmek, götürmek, yol göstermek, yönetmek; (sevap) tevcih etmek.
  • uduztur-: Eşlik ettirmek, refakat ettirmek.
  • uduzul-: Çıkmak; yönetilmek; anlatılmak, izah edilmek.
  • ugra-: Planlamak, tasarlamak, niyet etmek, niyetlenmek, çabalamak; bir şeyi yapmaya koyulmak.
  • ugrat-: Çabalatmak.
  • ugutlan-: Filizlenmek.
  • ugutlantur-: Filizlendirmek.
  • uk-: Anlamak, idrak etmek, kavramak, bilmek; duymak; hükmetmek, hâkim olmak; tasavvur etmek.
  • ukıt-: Haber vermek, bildirmek, öğretmek, açıklamak, anlatmak, göstermek, işaret etmek, izah etmek, tanımlamak.
  • ukıtıl-: Anlatılmak, izah edilmek.
  • uktur-: İdrak ettirmek, bildirmek, haber vermek, öğretmek.
  • ukul-: Anlaşılmak, tanınmak, bilinmek.
  • ukun-: Anlaşılır olmak, (günahı) kabul etmek.
  • ula-: İletmek, aktarmak, devam etmek, sürdürmek; (hayatı) uzatmak; izlemek, katılmak; bağlamak; düzenlemek, düzeltmek.
  • ulal-: İletilmek, aktarılmak, devam edilmek; izlemek, arkasından gelmek, ayakta kalmak; ulanmak, sıralanmak, bağlanmak.
  • ulalıš-: Birbirine bağlı olmak.
  • ulalıštur-: Birbirine bağlı oldurmak.
  • ulaltur-: Nakletmek, aktarmak, geçirmek.
  • ulat-: Yaymak, başkasına vermek, elden ele dolaştırmak.
  • ulgad-: Büyümek, serpilmek, yetişmek.
  • ulı-: (Sesli) yakınmak, inlemek, feryat etmek, (köpek) ulumak.
  • ulıš-: Birlikte yakınmak, birlikte ağlaşmak, birlikte sızlanmak.
  • ulıt-: Sızlanmak, yakınmak.
  • ulunlantur-: Filizlendirmek.
  • um-: Ümit etmek, ummak.
  • umıl-: Yüzmek, suda sürüklenmek.
  • umsın-: Sahte davranmak, aldatmak.
  • umugsırat-: Umutsuzlaştırmak.
  • umun-: Umut etmek, ümit etmek, ummak, güvenmek, inanmak.
  • un-: Köle gibi çalışmak, eşek gibi çalışmak, çabalamak, gayretli olmak.
  • una-: Razı olmak, rıza göstermek, tasvip etmek, uygun görmek, onamak, muvafakat etmek, memnun olmak.
  • unat-: Tasvip ettirmek, kabul ettirmek.
  • unıt-: Unutmak.
  • ur-: Koymak; (taç, alın çemberi) takmak; içine batırmak; vermek; bir işi kuvvetle gerçekleştirmek.
  • urgur-: Koydurmak, saklatmak.
  • urıl(a)n-: Dünyaya bir erkek çocuk getirmek.
  • ursuk-: İsabet ettirilmek, yaralanılmak, vurulmak.
  • ursukuš-: Karşılıklı vurulmak, dövülmek.
  • urtur-: Yükletmek, vurdurmak; yaptırmak.
  • urul-: Koyulmak, vurulmak, kullanılmak, ilaç içirilmek.
  • urun-: Koymak, yerleştirmek, göstermek; (takı) takmak; dövüşmek.
  • uruš-: Birbiriyle savaşmak, dövüşmek; birlikte koymak.
  • us-: Susamak.
  • usuk-: Susamış olmak.
  • uša-: Ufalanmak.
  • ušal-: Kıyılmak, öğütülmek.
  • ut-: Yenmek, daha üstün olmak, galip gelmek, daha iyi olmak, kazanmak.
  • utrun-: Karşı durmak, direnmek; muhalefet etmek.
  • utruš-: Birbiriyle savaşmak, mücadele etmek.
  • utsuk-: Yenilmek, kaybetmek, mağlup olmak.
  • utuz-: Terk etmek, vazgeçmek, kaybetmek, yenilmek.
  • uv-: Ezmek.
  • uvšan-: Kırılmak, ufalanmak.
  • uvšat- / ušat-: (Değirmende) öğütmek, küçük küçük parçalara ayırmak, ezmek, kırmak.
  • uvtan-: Utanmak.
  • uya-: Utandırılmak.
  • uyad-: Utanmak.
  • uyak-: (Gök cismi, yıldız) batmak, sönmek, kaymak.
  • uyala-: Yuva yapmak.
  • uza-: Uzun sürmek; uzamak; uzanmak.
  • uzan-: Mahir olmak, becerikli olmak.
  • uzat-: Uzatmak, temdit etmek; vermek, onaylamak, yerine getirmek.
  • uzlan-: Esnaflık yapmak, zanaat yapmak.
  • Ü Harfi ile Başlayan Fiiller
  • üdirä-: Artmak, büyümek.
  • üdrül-: Ayrılmak, bağımsız olmak; boşanmak; seçilmek, seçilmiş olmak.
  • üdrültür-: Ayırmak, ayırt etmek, çıkartmak.
  • üdür-: Ayırmak, seçmek.
  • üdürün-: Seçilmek, seçilmiş olmak.
  • üg-: Yığmak, biriktirmek.
  • ügšür-: (Bacak bacak) üstüne atmak.
  • ügül-: Yığılmak.
  • ükdür-: Bükmek, eğmek.
  • ükli-: Çoğalmak, büyümek, artmak, yükselmek.
  • üklit-: Çoğaltmak, yükseltmek, artırmak, semirtmek, ilerletmek, kayırmak, büyütmek.
  • üklitdür-: Büyüttürmek, geliştirtmek.
  • üküšläš-: Toplanmak, buluşmak.
  • ülä-: Dağıtmak, bölmek, bölüştürmek.
  • üläš-: Paylaşmak, bölmek.
  • ülät-: Paylaştırmak.
  • ülgülä-: Tartmak; ölçmek, hesap etmek; eleştirmek; karşılaştırmak.
  • ülüglä-: Dağıtmak, bölmek.
  • ün-: Yükselmek, yukarı çıkmak, öne çıkmak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak; serbest bırakılmak; hareket etmek, gitmek; uzaklaşmak; çiçek açmak, filiz sürmek.
  • ünäš-: Yankılanmak.
  • ündürüš-: Birlikte bir şeyleri açığa kavuşturmak.
  • üniš-: Birlikte yükselmek, birlikte ortaya çıkmak.
  • üntä-: Bağırmak, haykırmak, feryadı basmak, çağırmak, seslenmek; (inek) böğürmek.
  • üntür-: Kaldırmak, yükseltmek; öne çıkarmak, belirtmek; yukarı çıkarmak; çıkartmak; kaçırmak, rehin almak, serbest bırakmak vb..
  • üntürt-: Yukarı getirtmek.
  • ür- (1): Çalmak, üflemek, şişirmek, hava vermek, (rüzgâr) esmek.
  • ür- (2): Havlamak, ulumak.
  • ürgür-: Katılmak, ilave edilmek; vaktinde yetişmek, vaktinde gelmek; (olumsuz) geç gelmek.
  • ürgürmäkläš-: Yarışta koşmak.
  • üriš-: Kabarmak, şişmek.
  • ürk-: Korkmak, ürkmek.
  • ürkün-: Korkmak, ürkmek.
  • ürpär-: (Tüyler) diken diken olmak, ürpermek.
  • ürt-: Zarflamak, örtmek, gizlemek, saklamak; aşağı basmak.
  • ürtül-: Örtülü olmak, gizlenmiş olmak, sarmalanmış olmak; (bulutlar) bulutlanmak.
  • ürtün-: Örtünmek, bürünmek.
  • ürül-: Kabarmak, şişmek, şişirilmek, kabartılmak.
  • ürüš-: Kabarmak, şişmek.
  • üstä-: Eklemek, çoğaltmak, büyütmek.
  • üstäl-: Artmak, çoğalmak, güçlenmek, kuvvetlenmek.
  • üš- (1): (Yaylı matkap) ateş yakmak.
  • üš- (2): Toplanmak, bir araya gelmek, üşmek, yerleşmek.
  • üši-: Üşümek, donmak.
  • üšün-: Toplanmak, konsantre olmak.
  • üšüš-: Toplanmak, itişmek.
  • üšüt- (1): Üşütmek, der Kälte aussetzen.
  • üšüt- (2): Birleştirmek (?).
  • üt-: Bağırmak, çağırmak, ötmek.
  • ütlä-: Fikir vermek, öğüt vermek, ihtar etmek, öğretmek, tavsiye etmek; yalvarmak.
  • ütlän-: Heyecanlı olmak, heyecanlanmak.
  • ütläš-: Karşılıklı uyarmak, karşılıklı öğüt vermek.
  • ütlätil-: Öğretilmek, ders verilmek.
  • ütüglä-: Ütülemek.
  • üvä-: Bastırmak, basmak; şişirmek; (ruhunu) çok çabalamak.
  • üväl-: Sıkıntı basmak, sıkılmak; (bilgi ile) doldurulmuş olmak.
  • üz- (1): Kesip koparmak, bölmek, ayırmak; yıkmak, yok etmek; söndürmek; kırmak; koparmak, yırtmak; dövmek, ezmek; vazgeçmek; (kanun) karar vermek.
  • üz- (2): Yüzmek.
  • üzlün-: Yok olmak, geçmek, sona ermek, bitmek, kırılmak.
  • üzmälä-: Yırtıp ayırmak, koparmak, yıkmak, kökünü kazımak, çıkarmak.
  • üzmälätdür-: Yok ettirmek.
  • üznä-: İnkâr etmek, kabul etmemek, şiddetli bir şekilde tartışmak; ayaklanmak, baş kaldırmak, karşı koymak, direnmek.
  • üztür-: Gidermek, (bir şeyden) vazgeçirmek, engellemek.
  • üzül-: Kesilmek, koparılmak, kırılmak; bitirilmek, tükenmek, son bulmak; (umut) kaybetmek; çözülmek; yok edilmek.
  • üzülüš-: Uzlaşmak, anlaşmak.
  • üzüš- (1): Birbirini kesmek, karşılıklı kesişmek.
  • üzüš- (2): Anlaşmak, uzlaşmak, söz birliği etmek.
  • V Harfi ile Başlayan Fiiller
  • viveš-: (Birbirini) karşılıklı desteklemek, karşılıklı yardımlaşmak, korumak.
  • Y Harfi ile Başlayan Fiiller
  • yad-: Yaymak, sermek, döşemek, (güneşlik) gererek açmak, (eller) germek, uzanmak; göstermek, ortaya koymak, izhar etmek, sudur etmek; (su) serpmek; (balık tutma sepeti) yaymak.
  • yada-: Zayıf olmak, zayıflamak, zayıflamış olmak; yapamamak.
  • yadıl-: Yayılmak, dağılmak, gezmeye çıkmak, uzanmak; tesis edilmiş olmak.
  • yadın-: İtiraf etmek, açıkça söylemek, ifade etmek.
  • y(a)dr(a)t-: Yere uzandırmak.
  • yadtur-: Yaymak, yayarak duyurmak.
  • yag- / y(a)g-: (Yağmur) yağmak.
  • yaga-: Kurban etmek.
  • yagıd-: Düşman olmak.
  • yagıla-: Düşmanca davranmak; savaşmak, dövüşmek.
  • yagılaš-: Birbirine düşman olmak, birbirine düşmanca davranmak.
  • yagıt-: Yağdırmak.
  • yagu-: Yaklaşmak.
  • yagur-: Yaklaşmak.
  • yagut-: Yaklaştırmak.
  • yahšın-: İşlemeli olmak; (zırh, elbise vb.) giymek, örtünmüş olmak, omuzların üzerine atılmak.
  • yak-: (1) Yanmak. (2) Yapışmak, yapışık kalmak; iliştirmek, tutturmak, koymak, uygulamak; donatmak, süslemek; ilgilenmek, önemsemek; barış sağlamak. (3) Yaklaşmak, yakınlaşmak; uymak, uygun olmak.
  • yakar-: Yalvarmak, yalvarıp yakarmak.
  • yakčır-: Yükselmek, havalanıp uçmak.
  • yakčırt-: Uyandırmak, ayıltmak; uğramak, maruz kalmak.
  • yakıl-: Yaklaştırılmak (?).
  • yakılt-: Getirmek (?).
  • yaktur-: Basmak, bastırmak, (baskıyı kâğıda) çıkarmak, baskı kütüğünü oydurmak, baskı kalıbına yazı oydurmak.
  • yal-: Yanmak; ışıl ışıl gülümsemek.
  • yala kod-: İftira atmak, iftiralar çıkarmak.
  • yala ur-: Söylenti çıkarmak.
  • yalala-: İtham etmek, yanlış yere suçlamak, söylenti çıkarmak.
  • yalga- / y(a)lg(a)-: Okşamak, yalamak.
  • yalgan-: (Dudak) yalamak.
  • yalgantur-: İltifat etmek, gönlünü okşamak, kandırmak; (gerçek niyetini) göstermemek; yalatmak.
  • yalgat-: Yalatmak.
  • yalın-: Soymak.
  • yalına- / yal(ı)na-: Parlamak, parıldamak, tutuşturmak, alevlenmek, ışıldamak.
  • yalınat-: Parlatmak, alevlendirmek.
  • yalınla-: Alevlenmek.
  • yalk-: Aşağılamak, iğrenmek, tiksinmek.
  • yalkık-: Hor görülmek.
  • yaltrı-: Parlamak, ışıldamak, pırıldamak.
  • yaltrıš-: Birlikte parlamak.
  • yaltrıt-: Aydınlatmak, ışıklandırmak, parlatmak.
  • yalvar-: Yalvarmak.
  • yama-: Tamir etmek, onarmak, yama yapmak.
  • yamıraš-: Buluşmak, rastlaşmak, bir araya gelmek; karışmak.
  • yan-: (1) Dönmek, geri dönmek, geri gelmek; (bir yere) sapmak; uzaklaşmak; (inanç) sarsılmak. (2) Tehdit etmek.
  • yanč-: Sıkıştırmak, ezmek, yok etmek, havanda dövmek.
  • yančıl-: Ezilmek, (kaygıdan/üzüntüden) sıkılmış olmak.
  • yančıš-: Birbirini ezmek.
  • yantur-: Arkasını dönmek, alıkoymak; uzaklaşmak, terk etmek; çevirmek, döndürmek; geri döndürmek, iade etmek.
  • yaŋıl-: Yanılmak, yolunu şaşırmak, yolunu yitirmek, aldanmak, hataya düşmek.
  • yaŋıltur-: Aldatmak, kandırmak, baştan çıkarmak, şaşırtmak.
  • yaŋkur-: Tınlamak, çınlamak.
  • yaŋkurt-: Tınlatmak, tıngırdatmak; (müzik) işitilmek, tınlamak.
  • y(a)ŋra-: Fısıldamak, mırıldanmak.
  • yaŋša-: Gevezelik etmek, havadan sudan konuşmak.
  • yaŋšaš-: Yansıtmak.
  • yap- / y(a)p-: (1) Örtmek, kapamak; yapmak, yaratmak, inşa etmek. (2) Aylaklık etmek, dolaşmak, daire çizerek dönmek.
  • yapıl-: Kapanmak, kilitlenmek.
  • yapın-: (Eller) birleştirmek, (dudaklar) birbirini sıkmak.
  • yapır-: Yıkmak, tahrip etmek, düzeltmek, düz hâle getirmek; örtmek, kapamak.
  • yapıš-: Yapışmak, takılmak; bir yere takılıp kalmak.
  • yapıšdur-: Sıkı sıkı sarılmak, bağlanmak.
  • yaprıl-: Yapışmak, yapışkan olmak, takılmak.
  • yapšın-: Sinmek, büzülüp saklanmak; yapışmak.
  • yapšıntur-: Yapıştırmak.
  • yapšur-: Bağlamak, tespit etmek, takmak, yerleştirmek, iliştirmek, üzerine yapıştırmak, asmak; yapışmak.
  • yar- / y(a)r-: (1) Kırarak açmak, bıçakla açmak, kırmak, parçalamak; deşmek, söküp çıkarmak; bölmek; (sevgili) ayartmak; bildirmek, açığa vurmak, açıklamak, anlatmak. (2) Karar vermek.
  • yara- / y(a)ra-: Uygun olmak, münasip olmak, yakışmak, yaramak, faydası olmak; başarılı olmak.
  • yaran-: Hoşuna gideni aramak.
  • yaraš- / y(a)raš-: Uymak, yakışmak, yaraşmak, uygun olmak, layık olmak; (ilaç) etkisini göstermek.
  • yaraštur-: Uyum sağlamak; uyarlamak, uydurmak; hazırlamak.
  • yarat- / y(a)rat- / y(a)r(a)t-: Hazırlamak, süslemek, bezemek, donatmak, kurmak, inşa etmek, yapmak, yaratmak, oluşturmak; düzeltmek.
  • yaratdur-: Yaptırmak, hazırlatmak; tercüme ettirmek.
  • yaratıl-: Hazır olmak, tedarikli olmak, donanmış olmak, yaratılmak, üretilmek.
  • yaratın-: Süslenmek, hazırlanmak; bilgisi olmak; kendini (bir şeye) vakfetmek, çabalamak, aktif olmak.
  • yaratındur-: Hazırlandırmak.
  • yargašın-: Uygun olmak (?).
  • yarıl-: Patlamak, yırtılmak, açılmak; (yara) yarılmak; parçalanmak; (elbise) delinmek; (çiçek) açılmak; ortaya çıkmak; (yürek) sızlamak.
  • yarıš-: Bir şey için yarışmak.
  • yarıšmalaš-: Karşılıklı savaşmak.
  • y(a)rlıka- / yarlıka-: Buyurmak (yüksek seviyedeki birisi için); emir vermek; vaaz vermek; konuşmayı buyurmak; oturmak, bulunmak, olmak; acımak, merhamet etmek; (Nirvana’ya veya bir yere) gitmek, yönelmek.
  • yarlıkat-: Göründürmek, görünmeye yönlendirmek.
  • yarman-: Tırmanmak, yukarı tırmanmak, tepeye ulaşmak; sıkıca tutmak, sarılmak, kucaklamak; yapışmak.
  • yarm(a)ntur-: Tırmandırmak.
  • yarpad-: Güçlenmek, dinçleşmek.
  • yarplaš-: Birlikte sağlamlaştırmak, birlikte kuvvetlendirmek.
  • yarsı-: Aşağılamak, hakaret etmek; nefret etmek, iğrenmek, tiksinmek.
  • yart-: Yazmak (?), kazımak (?).
  • yaru- / y(a)ru-: Parlamak, parıldamak, ışık saçmak, ışıldamak; sevinmek.
  • yarut- / y(a)rut-: Işıklandırmak; aydınlatmak, parlatmak, ışıtmak; propaganda yapmak.
  • yarutıl-: Aydınlatılmak, parlatılmak.
  • yarutuš-: Karşılıklı aydınlatmak, birbirini aydınlatmak.
  • yas-: Bırakmak, salıvermek, (kanat) sermek.
  • yasa-: İnşa etmek.
  • yasaš-: Birlikte düzenlemek, düzene koymak.
  • yasat-: İnşa ettirmek.
  • yasta-: Yaslanmak.
  • yastan- / yast(a)n-: Kendine yastık hazırlamak, dayanmak.
  • yaš-: Saklanmak, gizlenmek, ortadan kaybolmak; çıkmak.
  • yaša-: Yaşamak, … yaşında olmak; tadını çıkarmak.
  • yašar-: Yeşermek, yeşillenmek, tazelemek.
  • yašart-: Yeşertmek.
  • yašat-: Yaşatmak.
  • yašı-: Parlamak.
  • yašına-: Şimşek çakmak, parlamak.
  • yašınat-: Şimşek çaktırmak.
  • yašu-: Parlamak, pırıldamak, ışık yaymak.
  • yašur-: Gizlemek, saklamak.
  • yašut-: Aydınlatmak, ışıtmak, parlatmak.
  • yat-: Yatmak, uzanmak, geceyi geçirmek.
  • yatgur-: Yatırmak, koymak.
  • yatıka-: Uzak olmak, uzaklaşmak, yabancılaşmak.
  • yatla-: Ayrılmak, sapmak.
  • yatlan-: Büyü yapmak, sihir yapmak.
  • yaval-: Huzurlu olmak, sakin olmak, yumuşak olmak, evcilleşmiş olmak, hayırsever olmak.
  • yavaltur-: Yumuşatmak, disiplin altına almak, yola getirmek, yenmek, zaptetmek; zayıflatmak, hafifletmek; birinin dinini değiştirmek.
  • yavızla-: Kınamak; kötü bulmak, kötümsemek.
  • yavızlan-: Kendini kötü hissetmek.
  • yavlaklan-: Kötülemek, kötü davranmak.
  • yavrı-: Zayıf olmak, güçsüz olmak, zayıflamak.
  • yavrıt-: Zayıflatmak.
  • yay-: (1) Kovmak, sürükleyerek götürülmek, sürmek. (2) Yaymak (?).
  • yayı-: Sarsmak, sallamak, silkelemek.
  • yayıl-: Sallanmak, titremek, sarsılmak, heyecanlanmak.
  • yayıt-: Sarsılmak, heyecanlandırılmak, hareket ettirilmek; dağılmak, yayılmak.
  • yayka-: Sallamak, silkmek.
  • yaykal-: Kıyıya çarparak kırılmak, sallanmak, titremek.
  • yaykan-: Kıyıya çarparak kırılmak, coşmak, kaynamak, sallanmak, titremek.
  • y(a)yl(a)-: Yazı geçirmek.
  • yaz-: (1) Yanılmak, günah işlemek, hata yapmak, itaat etmemek, göz yummak. (2) Suda eritmek.
  • yaza-: Düzeltmek.
  • yazıl-: (Hastalık) geçmek, iyileşmek; rahatlamak, gevşemiş olmak; açılmak; eğlenmek.
  • yazıltur-: Gerilimi almak, gevşetmek.
  • yazın- / yaz(ı)n-: Günah işlemek, suç işlemek; cinsel suç işlemek.
  • yazıš-: Birlikte kaçırmak, birlikte yolu şaşırtmak.
  • yazokla-: Günah işlemek; günahları cezalandırmak.
  • yänäläš-: Yenileşmek, yenilenmek.
  • ye-: Yemek, yiyip bitirmek; tadını çıkarmak; tüketmek; yaşamak; (ilaç) almak; (kamçı vb.) yemek.
  • yegäd-: Yenmek, daha üstün olmak, galip gelmek; başarmak, başarılı olmak, yücelmek, kutsanmak.
  • yegäddür-: Daha iyi yapmak, övmek.
  • yegädmäkläš-: Yarışmak.
  • yeglä-: (Daha) iyi bulmak, tercih etmek.
  • yegsä-: Yemek istemek.
  • yelpi-: Yellemek, yelpazelemek.
  • yeltir-: Esmek.
  • yeltrit-: Estirmek, dalgalandırmak.
  • yelvilä-: Büyü yapmak, sihir yapmak, büyülemek.
  • yelvik-: Şeytana tutulmuş olmak, cinlenmiş olmak, büyülenmiş olmak.
  • yemir-: Kırmak, ezmek, mahvetmek, yıkmak, paramparça etmek, doldurmak.
  • yemril-: Yıkılmak, çökmek, devrilmek; tahrip edilmek; (buz) erimek.
  • yemriltür-: Yıktırmak, çöktürmek.
  • yemšä-: Otlamak, otlanmak.
  • yeni-: Hafiflemek, hafif olmak.
  • yeniglä-: Kötülemek, hakaret etmek, aşağılamak, değersiz görmek.
  • yeŋištür-: Anlamı belirsiz.
  • yerčilä-: İdare etmek, yönetmek, rehberlik etmek.
  • yerčilät-: Rehberlik yaptırmak, rehberlik ettirmek.
  • yerik-: Yerleşmek.
  • yeril-: Parçalanmak; ayrılmak.
  • yeriŋü-: Şikayet etmek, yakınmak; üzgün olmak, üzülmek, kederlenmek; duygulanmak.
  • yerit-: Hor görülmek, küçümsenmek, aşağılanmak.
  • yertür-: Nefret ettirmek.
  • yeš-: Birbirini yemek, karşılıklı yemek, yiyişmek.
  • yet-: Yetmek, yetişmek, erişmek, ulaşmak, arkasından yetişmek; tutmak, birdenbire almak.
  • yetgür-: Eriştirmek, yetiştirmek, yardımda bulunmak; (sevap) bağışlamak.
  • yetil-: Yenilmek; varmak, gelmek.
  • yetiš-: Birlikte yetişmek, karşılıklı ulaşmak.
  • yetür-: (1) Yedirmek, beslemek. (2) Ulaştırmak, yaklaştırmak.
  • yev-: Donatmak, döşemek, vermek.
  • yevät-: Donatılmak, süslenmek, teçhiz edilmek; donatmak, hazır hale getirmek.
  • yevätür-: Donattırmak.
  • yevil- / yev(i)l-: Donanmış olmak, donatılmak.
  • yevin-: Donanmış olmak, donanmak.
  • yıdı-: Pis kokmak, kokmak.
  • yıdırkan-: Koklamak.
  • yıdıška-: Koklamak, koklayarak algılamak, kokusundan tanımak.
  • yıdıt-: Kokutmak.
  • yıdla-: Koklamak.
  • yıg-: Toplamak, biriktirmek, yığmak; göz önünde canlandırmak; (elbise) büzmek, drape etmek; (minder) katlamak; geri çekmek; istif etmek; kendini toplamak.
  • yıgdur-: Yığdırmak, toplatmak.
  • yıgıl-: Toplanmak, yığılmak, buluşmak, bir araya gelmek.
  • yıgılıš-: Toplanmak, toplaşmak.
  • yıgın-: Toplanmak, konsantre olmak; sakınmak, çekinmek, (dilini) tutmak; (yaka, elbise) kıvırmak.
  • yıgıntur-: Yakayı geri attırmak, elbiseyi kıvırtmak; içtinap ettirmek.
  • yıgla-: Ağlamak, inlemek, iç çekmek, hıçkırmak, feryat etmek.
  • yıglamsın-: Ağlamayı ileri sürmek, yalandan ağlamak.
  • yıglaš-: Ağlaşmak, birlikte ağlamak.
  • yıglat-: Ağlatmak, feryat ettirmek.
  • yıgrıl-: Bir araya sıkıştırılmak, kıvrılmak, üst üste yığılmak.
  • yık-: Fırlatmak; yıkmak, bozmak, yok etmek.
  • yılın-: Isınmak, ilgi duymak, istekli olmak, hevesli olmak.
  • yılıt-: Isıtmak.
  • yıltızlar-: Kök salmak, kökleşmek.
  • yır-: Çekmek, koparmak, yırtıp ayırmak, parçalamak, sürüklemek.
  • yırga-: Sevinmek, memnun olmak, hoşnut olmak.
  • yırgan-: (Yer) titremek, sarsılmak.
  • yırla-: Şarkı söylemek.
  • yırt-: Yırtmak, parçalamak, parça parça etmek.
  • yırtıl-: Yırtılmak, bölünmek, parça parça edilmek.
  • yırtızka-: Kazmak, çapalamak, bellemek, kazımak.
  • yıv-: Övmek, methetmek.
  • yigil-: Sıkıştırılmak, yığılmak.
  • yilin-: Yapışmak, yapışıp kalmak, yakalanmak, kapılmak.
  • yilintür-: Yapıştırmak.
  • yilkä-: Bulandırmak, karıştırmak.
  • yinčir(i)l-: Eğilmek, reverans yapmak, secde etmek.
  • yinčül-: Artmak.
  • yinčür-: Eğilmek, reverans yapmak, secde etmek; çevirmek, yöneltmek; (bir şeye) yönelmek, kendini adamak.
  • yint-: (1) Aramak. (2) Yenmek, galip gelmek, üstün olmak, daha iyi olmak.
  • yintsik-: Bulunmak, keşfedilmek, erişilmek.
  • yirägür-: Gevezelenmek, gevezelik etmek.
  • yirü-: Çürümek, bozulmak; yok olmak.
  • yišän-: İşemek, idrarını yapmak.
  • yit-: Kaybolmak, ölmek, yok olmak.
  • yitdür-: Kaybetmek, yitirmek; unutmak, unutturmak.
  • y(i)tidil-: Bilenmek.
  • y(i)tilän-: Keskin olmak, yakıcı olmak.
  • yitin-: (Kendisi için) bırakmak.
  • yitit-: Bilemek.
  • yitlin-: Kaybolmak, geçip gitmek, yok olmak; yozlaşmak, dejenere olmak.
  • yitlintür-: Yok etmek, kaybetmek.
  • yitrül-: Kaybolmak.
  • yittür-: Kaybetmek; ihmal etmek; çıkarmak; yok etmek; öldürmek.
  • yitür-: Öldürmek; kaybetmek; düşürmek, boşuna sürdürmek, ulaşamamak.
  • yod-: Silmek, çözülmek.
  • yodul-: Bağlı olmak; lekelenmek.
  • yodun-: Silmek.
  • yogrul-: Çamurla birleşmek, yoğrulmak, hamur şekline girmek.
  • yogučla-: Karşıya geçmek.
  • yoguna-: Kalınlaşmak, yoğunlaşmak.
  • yogunad-: Kalınlaşmak, yoğunlaşmak.
  • yogur-: (1) Katetmek, geçmek, aşmak. (2) Yoğurmak, karıştırmak.
  • yogurkan-: Şaşmak, hayret etmek.
  • yokad-: Mahvolmak, yok olmak, azalmak, kaybolmak, çözülmek, geçip gitmek, ortadan kalkmak.
  • yokadtur-: Öldürmek, yok etmek, yıkmak, öldürtmek, yok ettirmek.
  • yokla-: (1) Artmak, çıkmak, yükselmek, tırmanmak, çoğalmak, büyümek, gelişmek. (2) Kaybetmek, kaçırmak.
  • yoklan-: Üstüne tırmanıp çıkmak.
  • yoklat-: (Yükseğe) kaldırmak, yükseltmek.
  • yola-: Yola koyulmak, bir yerden geçip gitmek, gitmek.
  • yolat-: Duymasını sağlamak, işittirmek.
  • yolı-: Dönmek.
  • yoluk-: Buluşmak, rastlamak, rast gelmek, karşılaşmak.
  • yomdar-: Toplamak, birleştirmek, bir araya getirmek.
  • yomıt- / yom(ı)t-: Toplanmak.
  • yon-: Kesip parçalamak, doğramak; kesip koparmak, oymak; yontmak.
  • yontdur-: Oymak.
  • yoŋa-: Aşağılamak, hakaret etmek.
  • yoŋaš-: Birbirini aşağılamak.
  • yorı-: Gitmek, hareket etmek, adım atmak, yürümek; sürmek; (suda) bata çıka yürümek; yaşamak; davranmak, çalışmak, tatbik etmek; alıştırma yaparak ustalaşmak; (hukuka göre) geçerli olmak; tanınmak; çözülmek.
  • yorıl-: (1) Gidilmek. (2) Yorulmak.
  • yorıt-: Yürütmek, harekete geçirmek; (nasihat) vermek.
  • yorıtıl-: Yürütülmek, ayak basılmak, itaat edilmek, uyulmak.
  • yorıttur-: Yürüttürmek.
  • yort-: Geçit töreni yapmak, yürütmek; yola çıkmak.
  • yorttur-: Geçit töreni yaptırmak, yola çıkarmak.
  • yošuk-: Yanıltılmak, yolu şaşırtılmak, akıl karıştırılmak.
  • yov-: Hile yapmak, aldatmak, yanıltmak.
  • yölä-: Dayamak, desteklemek, payandalamak, yardım etmek.
  • yölämsin-: Destekliyor gibi davranmak, destekliyor gibi görünmek.
  • yölän-: Dönmek; dayanmak, desteklenmek; yöneltim yapmak; (bir şeye) çare aramak.
  • yöläš-: Dayanışmak.
  • yöläštür-: Karşılaştırmak.
  • yöläšür-: Karşılaştırmak, benzemek.
  • yölät-: Desteklenmek.
  • yör-: Yorumlamak, izah etmek, açıklamak, tefsir etmek; çözmek.
  • yörgä-: Sarmak, etrafını sarmak, bürümek, bağlamak.
  • yörgäl-: İçine sarılmak, dolanmak, bağlanmak, bağlı olmak; (ipek böceği) koza örmek.
  • yörgältür-: Halkalandırmak, kıvrıltmak.
  • yörgän-: Kıvranmak; sarılmış olmak.
  • yörül-: Çözülmek.
  • yu-: Yıkanmak, yıkamak, temizlemek.
  • yublun-: (Saç şekli vb.) açılmak, çözülmek.
  • yuk-: Yapışmak, yapışık kalmak, (başkasının malına) tecavüz etmek; arta kalmak.
  • yuklun-: Artık olarak kalmak; kirlenmiş olmak.
  • yukul-: Yapışmak, yapışıp kalmak, lekelenmek.
  • yukur-: Üstüne leke sürmek, sürmek.
  • yul-: Almak, satın almak, geri satın almak, kurtarmak, rehinden kurtarmak.
  • yulı-: Soymak.
  • yulun-: Çalınmak, alıp götürülmek; karşılaşmak, buluşmak.
  • yum-: Kapatmak, kilitlemek.
  • yumbur-: Yıkmak.
  • yumgakla-: Hap yapmak, yuvarlak biçime koymak, yumaklamak.
  • yumša-: Görevlendirmek; tahsis etmek, teslim etmek.
  • yumšat-: (1) (Göreve) yollamak, görevlendirmek. (2) Yumuşatmak.
  • yumul-: (Göz) kapanmak.
  • yumur-: Hor bakmak; ezmek.
  • yumurt-: Hor baktırmak.
  • yumz[a]-: Anlamı bilinmiyor.
  • yumzul-: (Bir şeye) sarılmak, bürünmek.
  • yun-: Yıkanmak, temizlenmek, arınmak.
  • yunčı-: Fenalaşmak, kötüleşmek.
  • yuŋla-: Tüketmek, yemek, kullanmak, harcamak.
  • yupan-: Gözünü yummak; gizlenmek, saklanmak.
  • yupat-: Gizlenmek.
  • yurčkula-: Anlamı bilinmiyor.
  • yurtla-: Konmak, yerleşmek.
  • yuš-: (Belirsiz okuma).
  • yuv-: Yuvarlamak.
  • yuvgad-: Husumet göstermek.
  • [y]uvgala-: Ahlak ve edebe aykırı olarak muamelede bulunmak.
  • yuvul-: Yuvarlanmak, aşağı düşmek.
  • yuyul-: Kaldırılmak, arındırılmak.
  • yüd-: Yüklemek, taşımak, nakletmek.
  • yüdtür-: Yükletmek, vurdurmak.
  • yüdün-: Yüklenmek.
  • yüdür-: Yüklemek.
  • yügärü bol-: Peyda olmak, belirmek, kendini göstermek, kavramak.
  • yügärü kıl-: Ortaya koymak, meydana çıkarmak, izhar etmek, canlandırmak.
  • yügür-: Koşmak, yürümek, gitmek; tesir etmek; aktif olmak; ileriye hareket etmek; kaçmak; akmak.
  • yügürt-: Koşturmak, yürütmek; (ruh) dolaştırmak; yaymak.
  • yügürüš-: Hep beraber koşmak, koşuşmak, yola koyulmak.
  • yük-: Bayılmak.
  • yüklä-: Yüklemek.
  • yükül-: Yükselmek, daha yüksek olmak.
  • yükün-: Eğilmek, reverans yapmak, hürmet etmek.
  • yüküntür-: Hürmet ettirmek.
  • yüküntürül-: Saygı gösterilmek, ağırlatılmış olmak.
  • yüli-: Tıraş etmek.
  • yülit-: Tıraş ettirmek, (saç, sakal) kesmek.
  • yümčiklä-: Göz kırpmak.
  • yüntüš-: Kavga etmek.
  • yüntüt-: Yaralanmak.
  • yüüzläntür-: Döndürmek.
  • yüz-: Atış yapmak.
  • yüzit-: Yüzdürmek.
  • yüzlän-: Yüz çevirmek, yönelmek.

eylemeylem google note

aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Belgelerdeki Eski Uygurca sözlük parçaları (Handwörterbuch des Altuigurischen) ve diğer metinlerden elde edilen “A” (ve “Ä” sesinin ince “a/e” okunuşuyla karşılanan) harfiyle başlayan fiil kökleri ve gövdeleri ile anlamları alfabetik sırayla aşağıda listelenmiştir:

Aç- / Ac-

  • Ača yada kıl- (açmak): Fikrini açmak, ayrıntılı ortaya koymak.
  • Ačı- (acımak / ekşimek): Ekşi olmak, mayalanmak.
  • Ačın- (acınmak): 1. Bakmak, tedarik etmek, geçimini sağlamak. 2. Elbiseyi kıvırmak, omuzu açmak. 3. Günahı itiraf etmek.
  • Ačıt- (acıtmak): Acıtmak, üzmek, kederlendirmek.
  • Ačur- (açırmak): Aç bırakmak.

Ad- / Ağ-

  • Ad-: 1. Aklı karışık olmak; 2. Değişmek.
  • Adak-: Sıkıntıya düşmek.
  • Adakla- (adaklamak): (Küçük çocuk) Yürümeye başlamak.
  • Adala-: Sıkıntıya düşmek.
  • Adaktur- / Adakkuz-: Sıkıntıya sokmak, tehlikeye atmak.
  • Adart-: Engel olmak, tehlikeye sokmak, zarar vermek.
  • Adır- (ayırmak): Ayırmak.
  • Adırtla-: Ayırt etmek, bölmek, analiz etmek.
  • Adın- (ayınmak): Ayılmak, aklı başına gelmek; şaşırmak, etkilenmek.
  • Adıntur-: Tesir etmek, hayrette bırakmak.
  • Adka- / Adkan-: Tutmak, yakalamak, algılamak.
  • Adkantur-: Yapıştırmak.
  • Adkaš-: Bağlanmış olmak.
  • Adokla-: Tuhaf bulmak.
  • Adrıš-: Birbirini öldürmek.
  • Adro- / Adrot- / Aduron-: İlerlemek / aştırmak / aşılmak.
  • Adutla-: Avuçlamak, elle kazımak.
  • Ag- (ağmak): Yukarı çıkmak, yükselmek.
  • Agazlan-: Nakledilmek.
  • Agdıl-: Yükseltilmek.
  • Agduk kıl- / Agdukla-: Yetkisiz gerçekleştirmek / yanlış saymak.
  • Agırla- (ağırlamak): Hürmetlerini sunmak, saygı göstermek.
  • Agıš-: Ayrılmak, değişik olmak.
  • Agıt-: (Gönlü) Ayırmak, değiştirmek.
  • Aglat-: Yalnız bırakmak.
  • Agna- (ağnamak): Yerde yatıp yuvarlanmak.
  • Agrıkan- (ağrıkanmak) / Agrın- (ağrınmak): Ağrıdan inlemek / endişelenmek, ağrı hissetmek.
  • Agtal- (ağtalmak): Aşağı düşmek, kendi etrafında fırıl fırıl dönmek.
  • Agtar- (aktarmak): Tercüme etmek, dönmek, alabora olmak.
  • Agtın- / Agtur-: Yukarı çıkmak / yükseltmek.
  • Aguk-: Zehirlenmek.
  • Agzan-: Ezbere okumak, söylemek.
  • Ağıtmak: Savurmak.

Ak- / Al-

  • Ak- (akmak): Akmak, dökülmek.
  • Akala- / Akalat-: Önceliğe sahip olmak / öncelik vermek.
  • Akıl- / Akıltur-: Dışarı akmak, yayılmak, yaşamak / boşaltmak.
  • Akıt-: Akıtmak, meydana çıkarmak.
  • Akla-: Nefret etmek, iğrenmek.
  • Akrušlan-: Konsantre olmak, meditasyon yapmak.
  • Al- (almak): Almak, çalmak.
  • Ala-: Koparmak, parçalamak.
  • Alalamak: Gizlemek.
  • Alakır-: Bağırmak, böğürmek.
  • Alaŋur- / Alaŋurt-: Güçsüz olmak / güçten düşürmek.
  • Alar-: Kamaşmak (göz).
  • Algasamak: Korkutmak, tedhiş etmek.
  • Alık-: Vahşi olmak.
  • Alıl-: Alınmak, elde edilmek.
  • Alıštur-: Çapraz tutmak.
  • Alk- / Alka-: Yok etmek, bitirmek / övmek, methetmek.
  • Alkan- / Alkat-: Övmek, lanet etmek / methedilmiş olmak.
  • Alkın-: Kaybolmak, bitmek, tükenmek.
  • Alŋad- / Alŋadtur-: Yenilmek / zayıflatmak.
  • Alŋu-: Gücü azalmak.
  • Alpırkan-: Çabalamak, zor bulmak, reddetmek.
  • Alplan-: Cesur olmak.
  • Alsık-: Soyulmak.
  • Alta- (aldatmak): Aldatmak, kandırmak.
  • Altız- / Altur-: Çaldırmak / temin ettirmek.
  • Alvır-: Delirmek, kafası karışık olmak.

Am- / An- / Ap- / Ar-

  • Amırt- / Amırtgur-: Barış sağlamak / rahatlatmak, sakinleştirmek.
  • Amra- / Amrakla-: Sevmek, istemek / cana yakın olmak.
  • Amran- / Amraš-: Sevmek / birbirini sevmek.
  • Amrat- / Amratıl-: Sevilmek.
  • Amrıl- / Amrıltur-: Durgun olmak, rahatlamak / huzura kavuşturmak.
  • Ančola- / Ančulat-: Armağan etmek, takdim etmek / kurban ettirmek.
  • Anıt-: Hatırlamak.
  • Antık- (ant içmek): Yemin etmek, tövbe etmek.
  • Anun- / Anut-: Hazır olmak / hazırlamak, yaratmak.
  • Anutul-: Hazırlanmak.
  • Apı- / Apın- / Apıt-: Korumak, savunmak / saklanmak / gizlemek.
  • Apılamak (apulamak): Okşamak.
  • Apışmak: (Hayvan için) Yorgunluktan bacaklarını ayırarak çöküvermek.
  • Abramak: Başarmak, bir işi becermek, zorluklarda yönetmek.
  • Ar-: 1. Aldatmak, kandırmak. 2. Yorulmak.
  • Arala- / Aralaš-: Ara vermek, azarlamak / birbirine mesafeli olmak.
  • Arı- / Arıl- / Arıla-: Temizlenmek, arınmak / aldatılmak / birinin lehine taraf tutmak.
  • Arıgla- / Arıglat-: Eğitim vermek, metni düzeltmek / yazdırtmak.
  • Arıt- (arıtmak) / Arıtın-: Temizlemek / yıkanmak.
  • Arkalaš- / Arkat-: (Özel fraksiyonlara) ayrılmak / araştırtmak.
  • Arkula-: Emretmek, karar vermek.
  • Arokla-: Dinlenmek, mola vermek.
  • Arsık-: Aldanmak, yanılmak.
  • Art- (artmak): Büyümek, çoğalmak; yüklemek.
  • Arta- / Artat-: Çökmek, yozlaşmak / yok etmek, yıkmak.
  • Artız-: Aldatılmak.
  • Artul- / Artutl[a]-: Yüklenmek / armağan etmek.
  • Arva-: Büyülemek, sihirlemek.

As- / Aş- / At-

  • As- (asmak): 1. Çoğaltmak, desteklemek. 2. Asmak, takmak.
  • Asgar-: Faiz getirmek.
  • Asılanmak: Faydalanmak (İntifa).
  • Asıl- / Asın-: Artmak, çoğalmak / giyinmek, takmak.
  • Asıra- (asramak): Bakmak, geçimini sağlamak, korumak.
  • Astur- / Asut-: Çoğalttırmak / astırmak.
  • Aš- (aşmak): Aşmak, karşı tarafa geçmek, üstün olmak.
  • Aša- / Ašan- / Ašat-: Yemek, tadını çıkarmak / tüketmek / yedirmek.
  • Ašaklaš-: Birbirini hor görmek.
  • Ašgın-: Yıpratılmak, tahrip olmak.
  • Ašlaš-: Birbirine bağlı olmak.
  • Ašrıl-: Karşı tarafa taşınmak.
  • Ašuk-: Sabırsız olmak, acele etmek.
  • Ašun- / Ašur-: Üstün olmak / ulaştırmak.
  • At- (atmak): Atmak, fırlatmak; pamuk ditmek.
  • Ata- (atamak): Çağırmak, adlandırmak.
  • Atadur- / Atal- / Atan-: Çağırtmak / adlandırılmak / atanmak.
  • Atık- / Atıkımsın-: Ünlü olmak / kendini ünlü gibi göstermek.
  • Atla- / Atlan- / Atlantur-: Ata binmek, rühmetmek / binmek / bindirmek.

Av- / Ay- / Az-

  • Av- / Avı- (avmak): Birinin etrafında toplanmak, kuşatmak.
  • Avın- / Avıt- / Avıtıl-: Neşeli olmak / avutmak, teselli etmek / şımartılmak.
  • Avla- (avlamak): Avlamak, etrafını çevirmek.
  • Ay- (aymak): Emretmek, konuşmak, bildirmek.
  • Aya- / Ayal- / Ayan-: Hürmetlerini sunmak / saygı gösterilmek / sayılmak.
  • Ayančaŋlan-: Derin saygı içinde olmak.
  • Ayaš- / Ayat-: Birbirine değer vermek / saygı göstertmek.
  • Ayıglaš-: Birbirine hakaret etmek.
  • Ayın- (ayınmak): Korkmak, utanmak, ürkmek.
  • Ayıt- (ayıtmak): Sormak, danışmak.
  • Aykır- (aykırmak): Sevinçle bağırmak, alkışlamak.
  • Aytıš- (atışmak / aytışmak): Birbirine sormak, karşılıklı tartışmak.
  • Az- (azmak): Yolunu kaybetmek, yanılmak.
  • Azgur- (azgırmak): Baştan çıkarmak, kandırmak.
  • Azıt- / Azıttur-: Şaşırtmak, aklını karıştırmak.
  • Azlan- (azlanmak): Özlemle istemek, açgözlü olmak, cimri olmak.
  • Azlantur-: İstemeye teşvik etmek.
  • Azu-: Daha az olmak, azalmak.

aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Belgelerde geçen “B” harfiyle başlayan tüm fiil kök ve gövdeleri alfabetik sırayla ve anlamlarıyla birlikte aşağıda listelenmiştir:

Ba / Bä / Be:

  • Ba-: Bağlamak, zincirlemek, zincire vurmak, sınır çekmek, büyü yapmak, saptamak.
  • Bača- (Baça-): Oruç tutmak, perhiz etmek.
  • Bačat-: Oruç tutturmak.
  • Bagdašın-: Bağdaş kurarak oturmak (nilüfer oturuşu).
  • Bagla-: Bağlamak, destelemek, demetlemek.
  • Baglal-: Bağlanmak, bağlı olmak.
  • Baglat-: Bağlatmak.
  • Bagragur-: Agresif olmak, kibirli, gururlu veya mağrur olmak.
  • Bagšal-: Mağrur olmak, vakur olmak.
  • Bak-: Bakmak, görmek, huzursuz bakmak.
  • Bakın-: Seyretmek, bakmak, bakınmak.
  • Bakıt-: Baktırmak.
  • Baktokla-: Yoğun bakmak, aramak.
  • Bal-: Dolanmak, bağlanmak, bağlı veya zincirli olmak, sağlamlaşmak.
  • Balık- / Bal(ı)k-: Yaralanmak.
  • Baltur-: Yetişmek, büyümek.
  • Balturt-: Büyütmek, beslemek, bakmak.
  • Ban-: Toplanmak, özetlenmek.
  • Bar- / B(a)r-: Gitmek, yerinden oynamak, ilerlemek, (bir varlık şekline) ulaşmak, yola çıkmak, dönmek, ölmek, varmak.
  • Barıl-: Ayak basılmak.
  • Barıgsa-: Gitmek istemek.
  • Barın-: Dışarı akmak, akıp gitmek.
  • Barıš-: Birlikte gitmek.
  • Bas-: Sık(ıştır)mak, basmak, hüküm sürmek, baskı altında tutmak, boyunduruğu altına almak, yenmek.
  • Basık-: Basılmak, ezilmek, yenilmek, bastırılmak.
  • Basıl-: Dökülmek, basılmak.
  • Basın- / B(a)sın-: Sık(ıştır)mak, basmak, çalmak, (mallara) el koymak, haczetmek, ezmek, batmak.
  • Basındur-: Basılmak, sıkıştırılmak, ezilmek, baskı altında tutulmak, zulmedilmek, kendini alçaltmak.
  • Basınıš-: Karşılıklı bastırmak.
  • Basıš-: Üstünlük sağlamak için savaşmak, rekabet etmek.
  • Basıt-: Basılmak, ezilmek, yenilmek, bastırılmak, (hastalığa) müptela olmak, tutulmak.
  • Basıtıl-: (Bir hastalığa) yakalanmak, (acıya) maruz kalmak, bastırılmak, saldırılmak, ezilmek.
  • Bastık-: Bastırılmak, zapt edilmek.
  • Basutla-: Yardım etmek, desteklemek.
  • Bašgar-: Tamamlamak, yapıp bitirmek, işlemek, çalışmak.
  • Bašla-: İdare etmek, yönetmek, hükmetmek, başlamak, (bir eve/bütçeye) sorumlu olmak.
  • Bašlan-: Hükmetmek, yönetmek, başlamak.
  • Bat-: Batmak, dejenere olmak, son derece üzüntülü olmak, cesaretini kaybetmek, (güneş) batmak, gözden kaybolmak.
  • Batıglan-: Sıçmak, dışkılamak.
  • Batık-: Batmak.
  • Batıl-: Batmış olmak, batırılmak.
  • Batılın-: Dalmak, batmak.
  • Batur-: Batırmak, (toprağa) batırmak, gizlemek, saklamak.
  • Bayu-: Zenginleşmek, zengin olmak.
  • Bädizä-: Resim yapmak, renklerle süslemek, resim çizmek.
  • Bädizäl-: Resimlerle süslenilmek.
  • Bädizän-: Süslenmek.
  • Bädizät-: Resim yaptırmak, resim çizdirmek.
  • Bädizlä-: Bunt schimmern (renkli ışık saçmak), bir süs olmak.
  • Bädü-: Artmak, çoğalmak.
  • Bädüklän-: Kuvvetli olmak, kudretli olmak, kendini güçlü sanmak.
  • Bägädmäk (Bägäd-): Bey olarak hüküm sürmek, iktidar/güç sahibi olmak.
  • Bägimsin-: Kendini bir bey olarak görmek, bey olarak ortaya çıkmak.
  • Bäglä-: Bey olarak hüküm sürmek.
  • Bäglän-: Evlenmek.
  • Bäklä- / B(ä)klä-: Kilitlemek, kapamak, bağlamak, saklamak, korumak, gömmek, (tarla) nadasa bırakmak, bütmek.
  • B(ä)kläl-: Kapalı olmak, tutuklu olmak, bağlanmak.
  • B(ä)klän- / Bäklän-: Kapanmak, kilitlenmek, sınırlandırılmak, gömülmek.
  • Bäklät-: (Bir yere) kapattırmak, hapishaneye atmak, kapamak, kilitletmek.
  • B(ä)kü-: Sağlamlaştırmak, bağlamak, sağlam olmak.
  • B(ä)küt-: Sağlamlaştırmak.
  • Bälgülä- / B(ä)lgülä-: Açıklamak, göz önüne getirmek, işaret etmek, yol işareti yapmak, görünmek.
  • B(ä)lgür- / Bälgür-: Kendini göstermek, görünmek, belirmek, dönüşmek, ortaya çıkmak.
  • B(ä)lgürt-: Yaratmak, vücuda getirmek, belirtmek, meydana çıkarmak, göstermek.
  • Bäliŋlä-: Dehşet içinde kalmak, ürkmek, korkmak, endişeli olmak.
  • Bärgäk-: Dövülmek, sopa atılmak.
  • Bärt- / B(ä)rt-: Yaralamak, incitmek, kırmak.
  • Bärtin-: Yaralanmak.
  • Bäz-: Titremek, sallanmak, korkmak, ürkmek.
  • Bäzä-: Süslemek, bezemek, parlatmak, resim yapmak.
  • Ber-: Vermek, feda etmek, bağışlamak, ödemek, kurban etmek.
  • Berin-: (Göğse) dövünmek.

Bı / Bi:

  • Bıč-: Kesmek, biçmek, koparmak, hasat etmek, öldürmek.
  • Bıčıl-: Kesip koparılmak, kesilmek, biçilmek.
  • Bıčıš-: Birbirini kesmek, kesişmek.
  • Bıčtur-: Kesip ayırttırmak, kestirmek.
  • Bımsıra- / Bırtın-: Sınıflamama eylemi gerçekleştirmek.
  • Bınık-: Sıhhati yerinde olmak, iyileşmek.
  • Bıš-: (Manevi/zihinsel olarak) olgunlaşmak, pişmek.
  • Bıšgur-: Pişirmek, birine bir şey öğretmek.
  • Bıšıl- (Bišil-): Düşünmek, düşünceye dalmak, ilgi duymak, mülahaza etmek.
  • Bıšrun-: Uygarlaştırmak, meditasyonla ustalaşmak, uygulamak.
  • Bıšruntur-: Alıştırma yaptırarak ustalaştırmak, olgunlaştırmak.
  • Bıšrunul-: Alıştırılmak, uygulanmak.
  • Bıšur-: Olgunluğa getirmek, pişirmek, (zehri) zararsız hâle getirmek, mükemmelleştirmek, hazmetmek.
  • Bidi-: (Anlamı belirsiz bir eylem).
  • Bil-: Bilmek, anlamak, kavramak, iyi bilmek, kabul etmek, tecrübe etmek.
  • Bilä-: Bilemek.
  • Bilil-: Tanınmış olmak, açık olmak, anlaşılır olmak, bilinmek.
  • Bilin-: (Suçu) kabul etmek, günah çıkartmak, itiraf etmek, bilinçlenmek.
  • Biliš-: Tanışmak, birbirini tanımak/bilmek.
  • Bilsik-: Bilinmiş olmak, tanınmış olmak.
  • Biltiz-: Farkına varılmak, kendini tanıtmak.
  • Biltür-: Öğretmek, haber vermek, bildirmek, göstermek, anlatmak.
  • Birgärt-: Birleştirmek, bir araya getirmek, toplamak, derlemek, (savaşa) girmek.
  • Birik-: (Bir şeyle) birleşmek, bir olmak, mutabık olmak, (biriyle) arası iyi olmak.
  • Birküt-: Bir araya getirmek.
  • Biti-: Yazmak, yazı ile doldurmak, kopya etmek, dövme yapmak.
  • Bitimsin-: Yazıyormuş gibi yapmak.
  • Bitit-: Kopya ettirmek.
  • Bititdür-: Kopya ettirtmek, yazdırtmak.

Bo / Bö:

  • Bodla-: Enine boyuna bakmak, incelemek.
  • Bodu-: Boyamak, çivilemek, mıhlamak, saplamak, sokmak.
  • Boduk-: Angaje olmak, kendini vermiş olmak.
  • Bodul-: Yapışmak, bağlı olmak, şehvetli olmak, lekelenmek.
  • Bodultur-: Yapıştırmak.
  • Bog-: Boğazını sıkarak öldürmek, boğmak, kaybolmak, görünmez olmak.
  • Bogul-: Engellenmek, aganta edilmek.
  • Bogun-: Boğulmak, boğarak öldürülmek.
  • Bok-: (Otururken) bacaklarını bağdaş kurmak, sakin olmak/sakinleşmek.
  • Bokoklan-: Tomurcuklanmak.
  • Bokur-: Dizginlemek, yenmek, eğitmek, terbiye etmek, azaltmak, eksiltmek.
  • Bol-: Olmak, var olmak, görünmek, ortaya çıkmak, (yönelme hâliyle) ait olmak.
  • Boltur-: Meydana çıkarmak, üretmek.
  • Boluš-: Bir araya gelmek, buluşmak.
  • Bošgun-: Öğrenmek.
  • Bošgur-: Öğretmek.
  • Bošlun-: Doğurmak.
  • Bošu-: Müsaade etmek, izin vermek, serbest bırakmak, affetmek, kurtarmak.
  • Bošul-: Doğurmak.
  • Bošun-: Kurtulmak, affedilmek, bağışlanmak.
  • Bošur-: (Birini) kurtarmak, özgür yapmak, serbest bırakmak.
  • Bošut-: Bırakmak, vazgeçmek.
  • Botola-: Deve yavrusu doğurmak.
  • Bozar-: Grileşmek.
  • Bozla-: (Deve) böğürmek.
  • Bög-: Yığmak, biriktirmek.
  • Bök-: Dönüştürmek, hesaplamak, saymak, doyurmak, yedirip içirmek.
  • Bökün-: Derin düşünmek, düşünceye dalmak, konsantre olmak, algılamak.
  • Bökür-: Doyurmak.
  • Böl-: Bölmek, parçalamak, ayırmak, dağıtmak.
  • Bölül-: Bölünmek.
  • Bölün-: Bölünmek, parçalanmak, bölümlere ayrılmak.
  • Bös-: (Manası belirsiz eylem).

Bu / Bü:

  • Bud-: Donmak, soğuktan donmak.
  • Bugra-: Yapmak, üretmek.
  • Bukagula-: Zincire vurmak, zincirlemek, hapsetmek.
  • Bul-: Bulmak, almak, kazanmak, elde etmek, ulaşmak, erişmek.
  • Bulga-: Altüst etmek, şaşırtmak, rahatsız etmek, karıştırmak, çalkalamak.
  • Bulgal-: Kafası karışmak, şaşkına dönmek.
  • Bulgalıš-: Birbirine karışmak.
  • Bulgan-: Şaşkın olmak, kederlenmek, heyecanlanmak, telaşa düşmek, sarsılmak, bulanmak.
  • Bulgantur-: Şaşırtmak, karıştırmak.
  • Bulgaš-: (Bir şeyle) lekelenmiş olmak, karışıklık içinde olmak, karmakarışık olmak.
  • Bulgat-: Karıştırmak, kafası karışık olmak.
  • Bulgatıl-: Şaşırtılmak, kafası karıştırılmak.
  • Bultuk-: Mevcut olmak, bulunmak.
  • Bultur-: Buldurmak, kazandırmak, ulaştırmak.
  • Bulul-: Bulunmak, ulaşılmak, kazanılmak.
  • Buluna-: Esir almak, tutmak.
  • Bur-: Buharlaştırmak, buhar çıkarmak, güzel kokmak.
  • Burčın-: Şaşkın olma, şok olma, karışma.
  • Burčıntur-: Acı çektirmek, eziyet çektirmek, kışkırtmak, şaşkına çevirmek.
  • Burtar-: Mırıldanmak, homurdanmak, birini üzmek/kızdırmak.
  • Buruk-: Bir araya sıkıştırılmak.
  • Busan-: Üzülmek, tasalanmak, endişelenmek, kederlenmek.
  • Busantur-: Üzmek, endişelendirmek, canını sıkmak.
  • Busar-: Bulutlanmak.
  • Busurkan-: Endişelenmek, tasalanmak, üzüntü çekmek.
  • Buš-: (Nefes) tıkanmak, kafası karışık olmak, telaşa düşmek.
  • Bušrul-: Yıkık olmak, umutsuz olmak, sıkıntı basmış olmak, eziyet edilmek.
  • Bušur-: Üzmek.
  • Butarla-: Yırtıp koparmak, parçalamak, (orduyu) yok etmek.
  • Butarlaš-: Birbirini koparmak, birbirini parçalamak.
  • Butıklan-: Dallanmak.
  • Butla-: (Bacaklar ile nehre) dokunmak, ulaşmak.
  • Buyanla-: Sevap devretmek, hayır işinde bulunmak.
  • Buyanlan-: Sevaplı olmak.
  • Buyur-: Emretmek, buyurmak.
  • Buz-: Yırtıp koparmak, yok etmek, yıkmak, bozmak, çürütmek.
  • Buzdur-: Tahrip ettirmek, yok ettirmek.
  • Buzul-: Geçmek, yok olmak, bozulmak, mahvolmak, yıkılmak.
  • Büdi-: Dans etmek, jest yapmak.
  • Büdit-: Dans ettirmek.
  • Bügülä-: Bilge olmak, bilgece konuşmak.
  • Bügülän-: Büyüyle uğraşmak, büyülemek, tabiatüstü güç göstermek.
  • Bük-: Eğmek, bükmek, antipati duymak, korkmak.
  • Büklün-: Bükülmek, eğilmek, iki büklüm olmak.
  • Bükrül-: Eğilmiş olmak, bükülmek.
  • Bükrüldür-: Eğmek, bükmek.
  • Büksül-: Yırtılmak, (kalp) kırılmak, dejenere olmak.
  • Bükür-: (Suyla) ıslatmak, üzerine su serpmek.
  • Bür-: Uygulamak (?).
  • Bürit- (Bürt-): Dokunmama/Dokunmak.
  • Bürkir-: Buhar çıkarmak.
  • Bürt-: Dokunmak, değmek, ele almak.
  • Bürtül-: Dokunulmak.
  • Bürtüš-: Birbirine dokunmak, temas kurmak.
  • Bürün-: Örtünmek, bürünmek.
  • Bürür-: İple bağlamak (?).
  • Büt-: Bitmek, tatmin olmak, tamamlanmak, gerçekleşmek, gelişip büyümek, olgunlaşmak.
  • Bütkär-: Bitirmek.
  • Bütür-: Tamamlamak, bitirmek, yerine getirmek, gerçekleştirmek, üretmek, tedavi etmek.
  • Bütürt-: Bitirtmek, tamamlatmak.
  • Bütürül-: Uygulanmak, yürütülmek, bitirilmek.
  • Büzäl-: Toplanmak, bir araya gelmek, büzülmek.

aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Belgelerde “Ç” (Eski Türkçe ve Uygurca metinlerin transkripsiyonunda genellikle Č harfiyle gösterilir) harfiyle başlayan fiil kök ve gövdeleri ile anlamları eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:

  • Çagıla- (Čagıla-): (Nehir, dere, çay vb. için) Çağlamak, şırıldamak, şarıldamak.
  • Çahşa- (Čahša-): (Zincir, kolye vb. için) Şakırdamak.
  • Çahşaş- (Čahšaš-): (Zincir, kolye vb. için) Şakırdamak.
  • Çak- (Čak-): Vurmak, çarpmak.
  • Çal- (Čal-): Vurmak, atmak, vücuduyla yere düşmek, eğilmek.
  • Çalran- (Čalran-): Takırdamak, şakırdamak.
  • Çalsık- (Čalsık-): Vurulmak.
  • Çamla- (Čamla-): İtiraz etmek, tartışmak, davalı olmak, kavga etmek, dava etmek.
  • Çap- / Ç(a)p- (Čap-): Vurmak, dövmek, (giyim, minder vb.) vurarak tozunu çıkarmak, (kuş) dalmak, baskınla girmek.
  • Çaptur- (Čaptur-): Aşındırmak.
  • Çarla- (Čarla-): Hıçkırarak ağlamak.
  • Çarlat- (Čarlat-): Hıçkırarak ağlatmak, bağırtmak.
  • Çaşkhar- (Čašgar-): (Elleri) Çaprazlamak, kavuşturmak (?).
  • Çaştur- (Čašur-): İftira atmak, kara sürmek, iftira etmek.
  • Çavık- (Čavık-): Şöhretli olmak, ünlü olmak.
  • Çavla- (Čavla-): Övmek, methetmek.
  • Çavlaş- (Čavlaš-): Birbirleriyle tanıştırmak, (bir şeyi) birbirine bildirmek.
  • Çavlat- (Čavlat-): Övdürmek, methettirmek, hürmet ettirmek, saydırmak.
  • Çeçeklen- (Čäčäklän-): Çiçeklenmek, çiçek açmak, çiçek vermek.
  • Çelk- (Čälk-): Yolu tarif etmek, yol göstermek, kılavuzluk etmek (?).
  • Çengeş- (Čärgäš-): Savaşmak, kavga etmek, savaş kargaşasında bulunmak, tartışmak.
  • Çengla- (Čeŋla-): Çağırmak, davet etmek.
  • Çerlet- (Čärlät-): Yaralamak.
  • Çıç- (Čıč-): Batmak, dinlenmek.
  • Çığ- (Čıg-): Aganta etmek, sıkı bağlamak.
  • Çığru- (Čıgru-): Aşağı basılmak, çiğnenmek.
  • Çıkanlaş- (Čıkanlaš-): Birbirine kuzen gibi davranmak.
  • Çıkra- (Čıkra-): Gıcırdamak, çatırdamak, bağırmak, seslenmek.
  • Çıkrat- (Čıkrat-): (Dişleriyle) Gıcırdatmak, bağırmak.
  • Çılga- (Čılga-): Uyandırmak, tahrik etmek (?).
  • Çımat- (Čımat-): Sinirlenmek, öfkelenmek.
  • Çımgılaş- (Čımgılaš-): (Vücutta) Karınca gibi uyuşmak, gıdıklamak.
  • Çımkı- (Čımkı-): Püre yapmak, ezerek parçalamak.
  • Çınu- (Čınu-): Araştırmak, iyice araştırıp meydana çıkarmak, bir işin aslını aramak.
  • Çıngı- (Čıŋı-): Şaşırmak.
  • Çırına- (Čırına-): Ötmek, cıvıldamak, gürültü yapmak (kuşlar).
  • Çıvşa- (Čıvša-): Asitli olmak, fermante etmek, mayalamak, fıkırdamak.
  • Çız- (Čız-): Çizmek (çizgi çekmek), taslak çizmek, taslağını yapmak, yazmak, kaleme almak.
  • Çızdur- (Čızdur-): Çizdirmek.
  • Çızın- (Čızın-): Yazmak, not etmek.
  • Çigil- (Čigil-): Engellenmek, aganta edilmek.
  • Çigine- (Čiginä- / Čig[i]nä-): Altın iplikle işlemek.
  • Çile- (Čilä-): Nemli olmak, nemlendirmek, ıslatmak.
  • Çilet- (Čilät-): Yayılmak.
  • Çilte- (Čiltä-): Hürmet göstermek, saygı göstermek.
  • Çilteş- (Čiltäš-): Birbirini saymak, birbirine hürmet etmek, birbirine değer vermek.
  • Çing bol- (Čiŋ bol-): Buğulanmak.
  • Çingla- (Čiŋla-): Demlemek, hafif ateşte pişirmek.
  • Ço- (Čo-): Isınmak, ızdırap çekmek, acı çektirmek.
  • Çoğıla- (Čogıla-): Bağırmak, seslenmek.
  • Çoğılaş- (Čogılaš-): Tınlamak, gürültü yapmak, şamata yapmak.
  • Çoğla- (Čogla-): Işıldamak.
  • Çoğlan- (Čoglan-): Parıldamak, parlamak, ışıldamak, ışın yaymak.
  • Çoğlandur- (Čoglandur-): Parıldattırmak, ışıldattırmak, parlatmak.
  • Çok- (Čok-): Vurmak, öldürmek.
  • Çokra- (Čokra-): Fokur fokur kaynamak, yavaş yavaş yakmak, fışkırmak.
  • Çokrat- (Čokrat-): Pişirmek, kaynatmak, haşlamak.
  • Çol- (Čol-): Kurumak, suyu çekilmek, ısıdan alazlanmak, ısıtılmak.
  • Çom- (Čom-): Batmak, dalmak, suya gömülmek.
  • Çomrul- (Čomrul-): Batmak, suya gömülmek.
  • Çomuk- (Čomuk-): Batmak, içine düşmek.
  • Çomur- (Čomur-): Daldırmak, batırmak.
  • Çon- (Čon-): Eziyet çekmek, tövbe etmek, ızdırap çekmek, sıkıntısını çekmek, eziyet edilmiş olmak.
  • Çoşul- (Čošul-): Aşağı düşmek, batmak, dalmak, yere inmek.
  • Çök- (Čök-): Yere düşmüş olmak, çökmek, yılmak, ümitsizliğe düşmek, (cesaretini) kaybetmek.
  • Çökit- (Čökit- / Čöküt-): Diz çökmek, (dizleri) bükmek.
  • Çökle- (Čöklä-): Kurban etmek.
  • Çökür- (Čökür-): (Cesaretini) kaybettirmek.
  • Çöpdiked- (Čöpdikäd-): Bulanmak.
  • Çözül- (Čözül-): Ayrılmak, dağılmak.
  • Çu- (Ču-): Bağlamak.
  • Çuğla- (Čugla-): Bağlamak, destelemek, paketlemek.
  • Çuğlat- (Čuglat-): Toplatmak, bir araya getirtmek.
  • Çuk- (Čuk-): Yaralanmak.
  • Çul- (Čul-): Acı çektirilmek, eziyet edilmek.

aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Belgelerdeki Uygurca sözlük verilerine göre, “Ä” harfiyle başlayan fiil kökleri ve gövdeleri (anlamlarıyla birlikte) alfabetik ve eksiksiz olarak aşağıda listelenmiştir:

  • Äčil-: İçilmek (?).
  • Ädäd-: Gelişmek, verimli olmak.
  • Ädädtür-: Geliştirmek.
  • Ädärtä-: (Bir eyer) takmak, eyerlemek.
  • Ädgülä-: Uygun/haklı bulmak, çok saymak.
  • Ädgüläš-: Arkadaş olmak, dostluk kurmak.
  • Ädgür-: Sağlığı yerinde olmak (genellikle ädgür- bınık- ikilemesinde geçer).
  • Ädgürt-: Sağlıklı yapmak.
  • Ädik-: Değer verilmek, saygı gösterilmek.
  • Ädirkä-: Önemli saymak (?).
  • Ädkär-: Dikkat etmek, sakınmak.
  • Ädlä-: Sahip çıkmak, işe almak, çabalamak, ekip biçmek.
  • Ägir-: Eğirmek, (ip) örmek, bağlamak, sıkıştırmak, kuşatmak.
  • Ägirt-: (Bir şeye) karıştırılmış olmak, etrafı sarılmış olmak, (acıya vs.) uğramak.
  • Ägrigläš-: Birbirinin etrafında dönmek.
  • Ägrik-: Sıkıştırılmış olmak, (bir şeye) karıştırılmak, bağlanmak, agresif olmak.
  • Ägril-: Eğilmiş olmak, bükülmüş olmak.
  • Ägsü-: Daha az olmak, azalmak, eksilmek, zarar görmek.
  • Ägsüt-: Eksiltmek, azaltmak.
  • Älä-: Sakin olmak.
  • Älgä-: Elekten geçirmek, elemek.
  • Ämgäklän-: Ayaklanmak, karşı koymak, direnmek.
  • Ämgäksin-: Eziyet saymak, eziyetli olarak görmek.
  • Ämgän-: Acı çekmek, acı duymak, kendini üzmek, yorulmak, çabalamak, zahmet çekmek, yüksünmek.
  • Ämgät-: Acı çektirmek, eziyet etmek, zarar vermek, rahatsız/taciz etmek.
  • Ämgätiš-: Birbirine eziyet etmek, birbirine acı vermek.
  • Ämgätür-: Teşvik etmek, çabalattırmak, gayret ettirmek.
  • Ämirkäš-: Kaşınmak, gidişmek; (zevkten ve mutluluktan) içi titremek.
  • Ämiš-: Emerek boşaltmak.
  • Ämit-: Dengeyi kaybetmek, yere düşmek.
  • Ämiz-: Emzirmek.
  • Ämlä-: Tedavi etmek, şifa vermek, sağaltmak, (ilaç) içirmek.
  • Ämlät-: Tedavi ettirmek, iyi ettirmek.
  • Ämri-: Sarsılmak, titremek.
  • Ämsi-: Zehirli olmak (?).
  • Ämtär-: Yöneltmek.
  • Äŋ- (1): Bükmek; döndürmek.
  • Äŋ- (2): Korkmak, dehşete düşmek, ürkmek, endişelenmek, rahatsız olmak, şaşırmak.
  • Äŋän-: Sahip çıkmak, sahiplenmek.
  • Äŋil-: Eğilmek, bükülmek, öne doğru eğilerek selam vermek.
  • Äŋiš-: Eğilmek, öne doğru eğilerek selam vermek.
  • Äŋit-: Öne doğru eğilerek selam vermek, birinin huzurunda eğilmek.
  • Äŋittür-: Önünde eğilerek selam verdirmek, eğilmeye teşvik etmek.
  • Äŋlä-: (Ganimetin, avın vb.) yolunu gözlemek, peşinden gitmek, araştırmak.
  • Är-: Olmak, var olmak, bulunmak, mevcut olmak, yaşamak, meydana gelmek; (yardımcı fiil olarak) her zaman/sürekli yapmak.
  • Ärin-: Tembel olmak, gayretsiz olmak, yorulmak, tembelleşmek.
  • Ärkä-: (Sihirli güç ile) ortaya çıkarmak, vücuda getirmek, meydana çıkarmak.
  • Ärkäčlän-: Dalgalanmak, dalga dalga yayılmak, çalkantılı olmak, coşmak, (suda) sürüklenmek, (mecazi) heyecanlı olmak.
  • Ärkäčläntür-: Kabartmak.
  • Ärksin-: Hüküm sürmek, egemen olmak, hâkim olmak, yönetmek, sahip olmak, kontrol etmek, etkilemek.
  • Ärksinimsin-: Egemen olmayı ileri sürmek.
  • Ärksintür- / Ärksit-: Etki yapmasına izin vermek.
  • Ärlä-: Mert olmak, mertçe davranmak.
  • Ärmägür-: Gayretsiz olmak, tembel olmak, üşengeç olmak, gücünü kaybetmek.
  • Ärt-: İçinden gitmek, aşmak, üzerinden geçmek; uzaklaşmak, kaybolmak; (kanunu) ihlal etmek, (günah) işlemek; ölmek, vefat etmek.
  • Ärtür-: Öldürmek (genellikle ärtür- alk- yokadtur- yapısıyla geçer).
  • Ärü-: Erimek, çözülmek, sıvılaşmak; (hastalıktan) eriyip gitmek, acı çekmek.
  • Äs-: Esmek.
  • Äsirkä-: Yerinmek, yas tutmak, kederlenmek, ardından üzülmek; cimrilik etmek, esirgemek; endişelenmek, korkmak.
  • Äsirkiš-: Birlikte endişe etmek.
  • Äskir-: Eskimek, çürümek, yıpranmak; yok olmak.
  • Äsnä-: Esmek; esnemek.
  • Äsnät-: Estirmek.
  • Äsriŋür-: Renklenmek, bunte Farbe annehmen.
  • Äsür-: Sarhoş olmak, mest olmak, esrimek, hayran kalmak.
  • Äsürt-: Sarhoş etmek, esritmek.
  • Äš-: Ağır ağır gitmek, yorgun yürümek.
  • Äšid-: İşitmek, dinlemek.
  • Äšidigsä-: Duymak/işitmek istemek.
  • Äšidil- / Äštil-: İşitilmek, duyulmak.
  • Äšidtür-: İşittirmek, çalmak, icra etmek.
  • Äšü-: Örtmek.
  • Äšün-: Örtünmek, bir şeye bürünmek.
  • Ät-: Çalmak, çınlamak, tınlamak, işitilmek; (kuş vb.) ötmek, şakımak, cıvıldamak; bağırmak; gürlemek.
  • Ätik-: Güçlenmek.
  • Ätinä-: (Aslan) kükremek; (kuş) ötmek.
  • Ätiz-: Çalmak, müzik aleti çalmak, müzik yapmak, tınlatmak.
  • Ätizil-: (Müzik) çalınmak, işitilmek, tınlamak.
  • Ätiztür-: (Müzik) çaldırmak.
  • Ättür-: Çınlatmak, ses çıkartmak; (dansta ayağıyla) yere vurmak.
  • Ävdi-: Toplamak, biriktirmek, tesadüfen bulmak; (başka metinlerden toplayarak) derlemek, kitap yazmak.
  • Ävdil-: Kendine gelmek.
  • Ävdit-: Bir araya getirtmek, (derme çatma eser) yazdırmak, kompile ettirmek.
  • Ävir-: Döndürmek, çevirmek; tercüme etmek; (sevap) devretmek, yöneltmek; doğru yola yöneltmek; müracaat etmek, (bir şeyden) vazgeçmek.
  • Äviriš-: Birbirini izlemek, arka arkaya gelmek.
  • Ävirt-: Döndürtmek, (sevap) devrettirmek, aktartmak, tercüme ettirmek.
  • Ävit-: Harekete getirmek, harekete geçirmek.
  • Ävril-: Dönmek, daire çizerek dönmek, sağa sola dönmek; yönelmek, kendini (bir şeye) vakfetmek; gelişmek, yaşamak; çevrilmek, kurtulmak.
  • Ävriltür-: Çalıştırmak, etkinleştirmek.
  • Ävrülän-: Dönmek.
  • Äymän-: Korkmak, korku hissetmek, ürkmek; utanmak, mahcup/utangaç olmak.
  • Äymäntür-: Korkutmak, dehşete düşürmek.
  • Äzüglä-: Yalan söylemek.

aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Belgelerdeki Uygurca/Eski Türkçe sözlük verilerine göre, “E” harfiyle başlayan fiil kökleri ve gövdeleri (anlamlarıyla birlikte) eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:

  • Ed-: Süt vermek, sütle dolmak, dopdolu olmak.
  • Edär-: Takip etmek, peşinden gitmek, izlemek, çabalamak, elde etmeye gayret etmek, el koymak, tutunmak, yapışmak.
  • Edäriš-: Birbirini takip etmek, birbirini izlemek.
  • Edärt-: Takip ettirmek.
  • Edilä-: Egemen olmak, hâkim olmak, hüküm sürmek, hükmetmek, tanzim etmek, sahip olmak, esirgemek, sahiplenmek, kontrol etmek.
  • Edilät-: Sahip oldurmak, kullanma hakkını devretmek.
  • Egiš-: Birbirine itirazda bulunmak, reddetmek.
  • Ekä-: Eğelemek, aşındırmak.
  • Elän-: Hüküm sürmek, egemen olmak, idare etmek, yönetmek, saltanat sürmek, iktidar sürmek, etkilemek, nüfuzunu kullanmak.
  • Elgür-: Korumak, muhafaza etmek.
  • Elt-: Götürmek, refakat etmek, yönetmek, kılavuzluk etmek, (rahip) atamak, taşımak, iletmek, zorla almak, gasp etmek, uzaklaştırmak, iterek götürmek, davet etmek, (kurban) etmek, kullanmak.
  • Eltin-: Korumak, ayakta tutmak, beraberinde getirmek, yanında taşımak, (takı) takmak, kendini beslemek, sahip olmak, aklında/hatırda tutmak, yaşamak.
  • Eltiš- / Elt(i)š-: Arası iyi olmak, anlaşmak, işbirliği yapmak, ortak çalışmak.
  • Eltür-: Yönlendirmek, göndermek.
  • Elüglä-: Alay etmek, eğlenmek.
  • Emlal-: (Su ile) ıslanmak.
  • En-: İnmek, aşağı inmek, yerleşmek, konaklamak, istifa etmek, dejenere olmak, yozlaşmak, dipte toplanmak, (buyruk) çıkmak.
  • Enčgä-: Huzura kavuşturmak, sakinleştirmek.
  • Enčik-: Huzurlu olmak, sakin olmak.
  • Enčiktür-: Huzura kavuşturmak.
  • Enčil-: Zarar görmek, hasar görmek, dağınık olmak.
  • Enčlän-: Rahata kavuşmak, sakinleşmek, dinlenmek.
  • Enčländür-: Rahat bırakmak, rahat vermek.
  • Enčsirä-: Endişe etmek, huzursuz olmak, endişeli olmak.
  • Enčsirät-: Huzursuz etmek, endişelendirmek.
  • Enil-: Kendini aşağılamak.
  • Entür-: Koymak, yerleştirmek, tenezzül etmek, indirmek, aşağıya götürmek/basmak, (baskı kalıbına) oydurmak, kaleme almak, yazmak, manzum hâle getirmek.
  • Er- (1): İğrenmek, aşağılamak, nefret etmek, tiksinmek, bıkmak, usanmak, (birisinin) canını sıkmak, usandırıcı olmak, incitmek, hakaret etmek, kara sürmek, eleştirmek, kınamak, azarlamak.
  • Er- (2): Ermek, ulaşmak, vasıl olmak.
  • Ergür-: (Bir şeye) ermek, ulaşmak, (bir şeyi) kaçırmak.
  • Erik-: Tembellik etmek, tembel olmak, sıkılmak.
  • Erin-: Kızmak, üzülmek, tasalanmak, yakınmak.
  • Erinčkä-: Acımak, merhamet göstermek, merhamet etmek, acınacak olmak.
  • Erinčkät-: Pişman olmak, üzüntü duymak.
  • Erintür-: Kızdırmak, provoke etmek, üzmek, tiksinti hissettirmek.
  • Eriŋü-: Şikâyet etmek, yakınmak, üzgün olmak, üzülmek, kederlenmek, dertlenmek, duygulanmak.
  • Erit-: Hor görülmek.
  • Eritil-: Kınanmak, azarlanmak, eleştirilmek, hor görülmek, küçümsenmek, aşağılanmak.
  • Erpä-: Testere ile kesmek, biçmek.
  • Erpäklä-: Testere ile kesmek, biçmek.
  • Erpäl-: Testere ile kesilmek, biçilmek.
  • Erpäš-: Karşılıklı testere ile kesişmek, birbirini biçmek.
  • Ertür-: Tiksindirmek, nefret ettirmek.
  • Es- (1): (Un) elemek.
  • Es- (2): Azaltmak, eksiltmek, küçültmek, el koymak, zorla almak, zaptetmek.
  • Esil-: Eksilmek, inmek, azalmak.
  • Esildür-: Eksiltmek, azaltmak.
  • Esirkän-: (Bir şeyin) arkasından üzülmek, üzülmek.
  • Eš-: Dağıtmak.
  • Ešläš-: Birleşmek, bir araya gelmek, sözleşmek.
  • Eštil-: Duyulmak, işitilmek.
  • Eštrüš-: Birbirini bilgilendirmek, birbirine duyurmak.
  • Eštür-: Bilgilendirmek, dinletmek.
  • Et-: Yaratmak, meydana çıkarmak, tertip ve tanzim etmek, hazırlamak, donatmak, inşa etmek, yapmak, yerleştirmek, süslemek, bezemek, tamir etmek.
  • Etdür-: İnşa ettirmek.
  • Etil-: Süslü olmak, tedarikli olmak, donanmış olmak, üretilmek, yapılmak, yaratılmak, olgunlaşmak, verimli olmak, tertip edilmek, yetişmek, büyümek.
  • Etin-: Süslenmek, (bir şeyle) donanmak, (ordu) kurmak, hazırlık yapmak, hazırlanmak, davranmak.
  • Etiš-: Uymak, adapte olmak.
  • Ettür-: (Tarla, yer) ekip biçtirmek.
  • Ev-: Çabuk olmak, acele etmek, koşmak, hızlıca hazır bulunmak.
  • Evin-: Acele etmek.
  • Eviniš-: Birlikte acele etmek.
  • Eviš-: Hep birlikte acele etmek.
  • Evtit-: Teşvik etmek, harekete geçirmek.
  • Ez-: Silmek, yok etmek.

aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
F Harfi:
Fam kıl-: Ezberden okumak, inşat etmek
.
Fuŋla- (Fuŋla- tamgala-): (Mektup vb.) Damgalamak, mühürlemek
.
G Harfi:
Gam küč kıl-: Güç kullanmak
.
Genla-: (Mürekkebin çıkarılması veya ilacın hazırlanması için) Öğütmek, toz hâline getirmek
.
Genlan-: Öğütülmek
.
Görgüttür-: Görünür oldurmak
.
H Harfi:
Hanla-: (Pamuğu) Temizlemek
.
Hirz kıl- (Hirz kılmak): Günah çıkarmak
.
Hotola-: Askerî konaklama yeri kurmak, kampta durmak
.
Hwala- (Hwalamak): (Çiçek) Açmak
.
Hwalan-: (Çiçek) Açılmak, çiçek açmak
.
Hwan ökün-: Günahı itiraf etmek (Soğdca hwan/gwan “günah” ismi ve Türkçe ökün- “pişman olmak/itiraf etmek” fiiliyle kurulmuştur)
.

aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Belgelerde yer alan Uygurca/Eski Türkçe sözlük verilerine göre, “I” ve “İ” harfleriyle başlayan tüm fiil kök ve gövdeleri alfabetik sırayla ve eksiksiz olarak aşağıda listelenmiştir:

I Harfi ile Başlayan Fiil Kök ve Gövdeleri:

  • Ičgın- / Ičg(ı)n-: Kaybetmek, (utancı vb.) bırakmak, vazgeçmek, (suya) düşürmek, kaçmak.
  • Ičan-: Çekinmek, kaçınmak, sakınmak, korunmak, temkinli davranmak, dikkat etmek.
  • Id-: Göndermek, yollamak, çıkarmak, salıvermek, serbest bırakmak, vazgeçmek, reddetmek, (geleneği/yemini) bozmak, harcamak.
  • Idala-: Vazgeçmek, feda etmek, feragat etmek, bırakmak, yarı yolda bırakmak, terk etmek, kurban etmek.
  • Idıl-: Gönderilmek; (ateş) yakılmak; sakinleşmek, berraklaşmak.
  • Idıš-: Birbirine göndermek.
  • Idtur-: Salıvermek, serbest bırakmak.
  • Igla-: Ağlamak, inlemek, hıçkırarak ağlamak, feryat etmek.
  • Ikıla-: Hıçkıra hıçkıra ağlamak.
  • Ilıkdur- / Ilıt-: Kirletmek, pisletmek.
  • Ilıl-: Isıtılmak.
  • Inan-: (Bir şeyden) çare aramak, inanmak, güvenmek.
  • Inandur-: (Bir şeyden) çare arattırmak.
  • Inčıkla-: İnlemek.
  • Ingala-: Değersiz olarak görmek.
  • Iŋra-: İnlemek, yakınmak.
  • Ipla- (Iplamak): Manası tam olarak bilinmeyen eylem.
  • Ira-: Uzaklaşmak, uzağa gitmek, uzak olmak, kendini uzak tutmak; unutulmak, kaybolmak.
  • Irat-: Uzaklaştırmak, çıkarmak, unutmak, bırakmak, kaçınmak.
  • Irga-: Sallamak, silkelemek, sarsmak, titretmek.
  • Irgakla-: Bir şeyi iyice araştırmak, incelemek.
  • Irgal-: Titremek, sallanmak, silkinmek, sarsılmak.
  • Irkla-: Fal bakmak, kehanette bulunmak.
  • Irla-: Şarkı söylemek.
  • Irlaštur-: Birlikte / karşılıklı şarkı söylemek.
  • Isır- / Isur-: Kemirmek, (kenarlarını) kemirmek, ısırmak.
  • Isırın-: Öfkelenmek, sinirlenmek, sinirden dudağını ısırmak.
  • Isla-: Tütsülemek.
  • Islat-: Tütsületmek, (dumanı) yükselttirmek.
  • Išı-: Aydınlanmak, ışımak.
  • Itarla- (Itarlamak): Tekrar tekrar itmek, tekrar tekrar çarpmak.
  • Itgın ič-: Burun deliğiyle içmek.
  • Iy- (İy- ile eşdeğer): Bastırmak, boyunduruğa almak, yere indirmek, alt etmek; korumak, kontrol etmek.

İ Harfi ile Başlayan Fiil Kök ve Gövdeleri:

  • İälä- / İgälä-: Korumak, esirgemek, sahiplenmek, idare etmek, kontrol etmek, yönetmek, hüküm sürmek.
  • İč-: İçmek, (ilaç) almak.
  • İčgär-: İçeri getirmek, sokmak, üzerine almak, kendine çekmek, içermek, (bir dini inanca vs.) döndürmek.
  • İčgäriš-: Karşılıklı (eve vb.) getirmek.
  • İčik-: İçeri girmek, ortaya çıkmak, (bir dini) kabul etmek, boyunduruk altına girmek.
  • İčil-: İçilmek.
  • İčiš-: Beraber/karşılıklı içmek, (birbirinden) kan içmek.
  • İčlä-: (Elbise vb.) astarlamak.
  • İčür-: İçirmek.
  • İgäd- (İgädmäk): Hükümdar olmak.
  • İgälät-: Korumak, ilgilenmek.
  • İgdil-: Beslenmek.
  • İgdülä-: Beslemek.
  • İgid-: Beslemek, yem vermek, bakmak, ilgilenmek, büyütmek, eğitmek, yetiştirmek, korumak, desteklemek.
  • İgidä-: Yanlış davranmak, günah işlemek, dürüst olmamak, yalan söylemek.
  • İgidil- / İg(i)dil-: Bakılmak, büyütülmek, beslenmek.
  • İgidtür-: (Çocuk) beslettirmek, büyüttürmek, baktırmak.
  • İgilä-: Yönetmek, denetim altına almak.
  • İglä-: Hasta olmak, hastalanmak.
  • İkirčgülän-: Şüphelenilmek.
  • İl-: Yapışmak, tutmak, yakalamak, almak, iliştirmek, iğnelemek, (bir kat) sürmek, iddia etmek, (mısra) alıntı yapmak.
  • İlgäysöklän-: (Bir şeyde) cin gibi olmak, tecrübeli olmak.
  • İlgün-: Hayatta kalmak, heyecanlı olmak, heyecanlanmak.
  • İlgündür-: Beslemek, hayatta tutmak.
  • İlildür-: İçinde bulundurmak; birbirine bağlamak, ilindirmek.
  • İlin-: Yapışmak, bağlı olmak, takılmak.
  • İlinišdür-: (Birbirine) bağlattırmak, yapıştırmak.
  • İlinčülä-: Eğlenmek, oynamak, gezinmek.
  • İlintür-: Yapıştırmak.
  • İliš-: Birbirine bağlı olmak, asılmak, yapışmak, itaat etmek.
  • İlištür-: İliştirmek, tutturmak.
  • İlišür-: Bağlamak, birleştirmek.
  • İlmä- (İlmäk): İlişmek, iliştirmek, tutturma.
  • İlšür- (İlšürmäk): Bağlama, birleştirme.
  • İmirt-: Kaynaştırmak.
  • İmlä-: Jest yapmak, el ile işaret etmek, göstermek.
  • İnčgälä-: Ayrıntılı araştırmak, incelemek, (bir şeyi) titizlikle yapmak.
  • İnčil-: Dejenere olmak.
  • İrdäš-: Araştırma veya soruşturma yapmak.
  • İrkäklän-: Bir adam gibi davranmak, erkeklenmek.
  • İrkil-: Toplanmak, toplanmış olmak.
  • İrklä-: Adım atmak, ayak basmak, binmek, tırmanmak, ortaya çıkmak.
  • İrklät-: Ayak bastırmak, bindirmek, tırmandırmak.
  • İrt(ä)-: Ricada bulunmak.
  • İsi-: Isıtmak, sıcak duruma getirmek, ısınmak.
  • İsil-: Isıtılmak, alazlanmak.
  • İsin-: Isınmak, ilgi duymak, heyecanlı olmak, empatili olmak, hevesli olmak.
  • İsirkän-: Sıcaklığı hissetmek, kendini ısınmış hissetmek.
  • İsit-: Isıtmak, sıcak duruma getirmek.
  • İskä-: Kopararak toplamak, toplamak, koparmak, söküp almak, yırtmak, parçalamak.
  • İskäš-: Karşılıklı (bir şeyi) koparmak.
  • İstä- / İst(ä)-: Aramak, hedef almak, istemek, dilemek, araştırmak, çaba göstermek, takip etmek.
  • İstät-: Aratmak, soruşturtmak, araştırtmak, (günahları vb.) ortaya çıkartmak.
  • İšän-: Teslim edilmek, devredilmek, tahsis edilmek; güvenmek, itimat etmek.
  • İšlä-: Çalışmak, yapmak, yerine getirmek, işlemek, faaliyet göstermek.
  • İšläš-: Birlikte çalışmak/faaliyet göstermek, çalışıp çabalamak, zahmet çekmek, önlem almak, kehanette bulunmak.
  • İšlät-: Kullanmak, istifade etmek, uygulamak, faydalanmak, çalıştırıp işletmek, (görev) yapmak.
  • İt-: İtmek, (saçları) geri atmak.
  • İtdür- (İtdürmäk): (Meditasyon/odaklanma vb.) durumunu kaybettirmek.
  • İtil-: İtilmiş olmak; (ateş) başlamak, (lav) püskürtmek.
  • İtin-: Bir şeyden mahrum kalmak, kaybetmek; batmak, yok olmak.
  • İtiš-: Birbirini itmek, (şakadan da olsa) itişmek.
  • İttürün-: Kaybetmek.
  • İy- / Iy-: Bastırmak, boyunduruğa almak, yere indirmek, alt etmek, korumak, kontrol etmek.
  • İyin-: Bastırmak, tabi kılmak.

aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Belgelerde “K” harfiyle başlayan fiil kök ve gövdeleri ile anlamları alfabetik sırayla aşağıda listelenmiştir:

Ka – Ke:

  • Kač- (Kaçmak): Kaçmak, koşmak.
  • Kačur-: İzlemek, takip etmek, sürmek, uzaklaştırmak.
  • Kadal-: Manası belirsiz.
  • Kadgur-: Üzülmek, üzüntü çekmek, endişe etmek, kaygılanmak, kederlenmek.
  • Kadıt-: Gururlu olmak.
  • Kadrıl-: Geri çekilmek, arkaya dönmek.
  • Kadu-: (Yağmur) yağmak, düşmek.
  • Kagrul-: Endişe etmek, tasalanmak, dertlenmek, kin beslemek.
  • Kagšaš-: Şıngırdamak, zangırdamak, tıngırdamak.
  • Kagur-: Kavurmak.
  • Kagurul-: (Kaygıdan, kederden) tükenmek, sıkıntı basmak.
  • Kakı-: Öfkelenmek, sinirlenmek, kızmak.
  • Kakıla-: Bağırmak, çağırmak, seslenmek.
  • Kakın-: İtiraf etmek, tövbe etmek, pişman olmak, açıklamak, günah çıkarmak.
  • Kakıtıš-: (Şaka olarak) itişmek.
  • Kakrıt-: (Çan, rahiplerin işaret aleti) çalmak.
  • Kakšaš-: Kötü/pis kokmak (?).
  • Kal- / K(a)l-: Kalmak, durmak, var olmayı bitirmek.
  • Kala-: Donmak, buz tutmak.
  • Kalaŋulad-: (Havada) süzdürmek, döndürmek.
  • Kalaŋur-: Süzülmek, (sevinçten) göklere çıkarılmak, havaya sıçramak.
  • Kalı- / K(a)lı-: Uçmak, süzülmek.
  • Kalık-: Ayağa kalkmak (?), yükselmek (?).
  • Kalıt-: Havada süzdürmek, hava yolu ile taşımak, (bayrak, sancak) yukarı kaldırtmak, yükseltmek.
  • Kalŋula-: Süzülmek, (suda) sürüklenmek, üşüşmek, ileri hareket etmek.
  • Kalŋur-: Sevinmek, mutlu olmak.
  • Kam-: Yere sermek, düşürmek.
  • Kamıl- / K(a)m(ı)l-: Yere yığılmak, aşağı yıkılmak, yere düşmek.
  • Kamıt-: Yere düşmek, bozulmak.
  • Kamla-: Şamanlık yapmak.
  • Kamša- / K(a)mša-: Sarsılmak, titremek, hareket etmek.
  • Kamšat-: Titretmek, sallatmak, sarsmak, rahatsız etmek.
  • Kan-: Memnun olmak, (isteği) yerine getirilmek, gerçekleşmek, kanmak, doymak, tatmin olmak.
  • Kana-: Kan almak.
  • Kan(ı)t-: (Gönlü) memnun etmek, memnun olmak.
  • Kantur-: (İstek) yerine getirmek, memnun etmek, söndürmek.
  • Kanur-: Manası belirsiz (kanurmak formunda).
  • Kap- / K(a)p-: Tutmak, yakalamak, kapmak (yılan), fırlatmak, sallamak.
  • Kapa-: Kapamak, toplamak.
  • Kapar-: Kabarmak, şişmek, kabarcık oluşmak.
  • Kapıla-: Manası belirsiz.
  • Kapız-: Tutturmak.
  • Kara-: Bakmak, görmek.
  • Karar-: Kararmak, karanlıkta olmak.
  • Karart-: Karartmak, siyaha boyamak, değersiz yapmak, değersizleştirmek.
  • Karga-: Küfretmek, beddua etmek, lanet etmek.
  • Kargan-: Küfretmek, beddua etmek, lanet etmek, ilenmek.
  • Kargat-: Beddua etmek.
  • Karı- / K(a)rı-: Yaşlanmak, ihtiyarlamak, kocamak.
  • Karıl-: Karışmak, harman olmak.
  • Karıla- / K(a)rıl(a)-: (Kumaş vb.) Arşınlamak.
  • K(a)rıl(ı)n-: Uzlaşmak, birleşmek.
  • Karıntur-: Bir şeyi karıştırtmak.
  • Karıš-: Aykırı hareket etmek, karşı durmak, karşı koymak, suç işlemek, yasaları çiğnemek, (bir şeye) uymamak, atışmak, birleşmek, toplanmak, karışmak, bir araya gelmek, kavuşmak.
  • Karıštur-: Çelişki ortaya çıkmak, çelişmek, kabul etmemek, reddetmek.
  • Karmala-: Yağmalamak, gasp etmek, zorla almak, yıkmak.
  • Karšur-: Karşılaşmak, çatışmak, kesişmek, yanardöner olmak (renkler).
  • Kašan-: İşemek, idrar yapmak.
  • Kašı-: Kaşımak.
  • Kat- (1): Sertleşmek, donmak, katılaşmak, (dil) tutulmak.
  • Kat- (2): Eklemek, ilave etmek, uygulamak, karıştırmak, toplamak, özetlemek.
  • Katar-: Döndürmek.
  • Katarıl-: Geri dönmek.
  • Katgur-: Sesli gülmek, (kaşları) kaldırmak.
  • Katgurt-: Sesli güldürmek, güldürmek.
  • Katguruš-: Birlikte sesli kahkahayı patlatmak, birlikte gülmek, gülüşmek.
  • Katıglan-: Gayret etmek, çabalamak, çaba sarf etmek.
  • Katıglantur-: Teşvik etmek, çabalattırmak, gayret ettirmek.
  • Katıl-: Karışmak, (cinsel) birleşmek, (bir şeye) karışmak, katılmak, (öğretiyi) almak, (biriyle) görüşmek, iletişime geçmek.
  • Katıldur-: (Biriyle) görüştürmek, iletişim kurdurmak.
  • Katılıš-: Birbirine katılmak, (cinsel) birleşmek, birbirine karışmak, karmakarışık olmak.
  • Katıštur-: Karıştırmak, karışmak.
  • Katıt-: Sertleştirmek, katılaştırmak.
  • Katna-: Tekrar etmek, tekrarlamak.
  • Katrun-: (Cesarete kapılmak, gayret göstermek) Didinmek.
  • Katur- (1): (Cesarete) kapılmak, katılaştırmak, sertleştirmek.
  • Katur- (2): Eklemek.
  • Kav-: (Bir şeye) bakmak, (bir şeyle) meşgul olmak.
  • Kavır-: Toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, özetlemek, cezalandırmak.
  • Kavıš-: Buluşmak, birleşmek, karışmak, katılmak, (dişler) birbiri üstüne bastırılmış olmak, (cinsel) birleşmek, kavuşmak.
  • Kavıšdur-: Bir araya getirmek, kavuşturmak, birleştirmek, karıştırmak.
  • Kavıšıgsa-: Kavuşmak istemek.
  • Kavıšıš-: Buluşmak, toplanmak.
  • Kavla-: Tıkıştırmak, tıkmak, içeri doğru bastırmak.
  • Kavlal-: Bağlanmak.
  • Kavlanıšdur-: Mutabakata getirmek, uzlaştırmak, uyumlu hâle getirmek.
  • Kavrıl-: Kavrulmak, yanmak, kurumak, sararmak, solmak, zayıflamış olmak.
  • Kavša-: Kuşatmak, etrafını çevirmek.
  • Kavšat-: Kuşatmak, ortaya almak, çevirmek.
  • Kavšur-: (Elleri) kavuşturmak, birleştirmek, kaplamak, görüştürmek, iletişim kurdurmak.
  • Kay-: Bakmak, geriye dönüp bakmak, maziye bakmak, dönmek, geriye dönmek, saygıyla eğilerek selam vermek, hürmet etmek.
  • Kayın-: Kaynamak, haşlamak, pişmek.
  • Kayıntur-: Yemek pişirmek, yemek hazırlamak.
  • Kayvılan-: Evcil, uysal olmak, evcilleştirilmek.
  • Kayvılanıštur-: Karşılıklı mutabakata vardırmak.
  • Kayvılantur-: Evcilleştirmek.
  • Kaz-: Kazmak, (çukur, kanal) kazmak.
  • Kazgan-: Kazanmak, biriktirmek, toplamak, (bir şeye) sahip olmak, elinde tutmak, çabalamak, gayret etmek.
  • Kazganıl-: Kazanılmak.
  • Kazgantur-: Kazandırmak.
  • Kazıl-: Kazılmak.
  • Kazın-: (Toprağı) karıştırmak, ortaya atmak, yığmak.
  • Kazıš-: Derine dalmak, derinlemesine araştırmak.

Kä (Ke):

  • Käč-: Karşıya geçmek, uğramak, karşı kıyıya geçirmek, öteye geçmek, bütün kademeleri geçmek.
  • Käčik-: Gecikmek.
  • Käčtür-: Geçirmek.
  • Käčür-: Geçirmek, (vakti) geçirmek.
  • Käd-: (Kıyafet) giymek, takmak, (zırh) donanmak.
  • Kädgir-: Sendelemek, tökezlemek, ayağı takılmak, gücenmek, kekelemek, ileri hücum etmek.
  • Kädgirt-: Tökezlettirmek.
  • Kädi-: Gelişmek, büyümek, güçlü olmak.
  • Kädil-: Giyinmek, giydirilmek, yeniden doğmak, ruh göçü yaşamak, (başka vücuda) girmek.
  • Kädiltür-: Manası belirsiz.
  • Kädlän-: Yetenekli olmak, kuvvetli olmak, gözü pek olmak.
  • Kädür-: (Birini) giydirmek, (kasket, takke) takmak.
  • Kädürül-: Giydirilmek.
  • Käklä-: Öfke veya nefret hissetmek.
  • Käl- / K(ä)l-: Gelmek, ileri gelmek, (vadesi) gelmek, baş göstermek, ulaşmak.
  • Kälinlä-: Evlendirmek, (birine) bir gelin temin etmek, evlenmek.
  • Kältür-: Ulaştırmak.
  • Kälür- / K(ä)lür-: Getirmek, getirtmek, göstermek, yanında getirmek, doğurmak.
  • Kälürt-: Getirtmek.
  • Kämiš- / K(ä)miš-: Atmak, fırlatmak, (yardımcı fiil olarak) bitirme/intiha fonksiyonu.
  • Kämištür-: (Bina vb.) kurmak, yapmak.
  • Kämlän-: Hasta olmak, hastalanmak.
  • Käŋrän- / K(ä)ŋrän-: Söylenmek, yakınmak, şikâyet etmek, homurdanmak, pişman olmak, günah çıkarmak, itiraf etmek, inlemek.
  • Käŋräš-: Kavga etmek.
  • Käŋšäš-: Danışmak, müzakere etmek, tartışmak.
  • Kär-: Germek.
  • Käräkülän-: Akordiyon şeklinde çit gibi olmak.
  • K(ä)rgä-: İstemek, dilemek, ihtiyacı olmak, gereksinim duymak, gerekmek.
  • K(ä)rgäklä-: Lazım olmak, gerekli olmak, ihtiyacı olmak, gerekmek, istemek, talep etmek.
  • K(ä)rgäklät-: Birisine ihtiyaç hissettirmek, gerekli olarak görmek, gerekli hâle getirmek.
  • K(ä)rgät-: Eksik kalmak, yoksun kılmak.
  • Käril-: Gerilmek, secde etmek.
  • Käriš-: Kavga etmek, tartışmak, kavgacı olmak.
  • Käs- / K(ä)s-: Kesmek, keserek ikiye ayırmak, kesip koparmak, bölmek, yarmak, orakla biçmek.
  • Käsgöklä-: Koşum takmak, eğerlemek.
  • Käsil-: Kesilmek, kırılmak.
  • Käsiš-: Karşılıklı birbirini kesmek, belirlemek, saptamak.
  • Kästür-: Kestirmek.
  • Käv-: Zayıflatmak.
  • Kävil-: (Güç) azalmak, zayıflamak, zayıf düşmek.
  • Kävšän-: Kendini zayıf göstermek, zayıf olarak görülmek.
  • Käyiklä-: Yabani hayvan avlamak.
  • Käz-: Dolaşmak, gezip dolaşmak, gezmek.
  • Käzä-: (Oku) yayın esnek bağına yaymak.

Kı – Ki:

  • Kıl-: Etmek, yapmak, kılmak, yaratmak, gerçekleştirmek, oluşturmak, göstermek, (mektup vs.) kaleme almak.
  • Kılıl-: Doğmak, dünyaya gelmek, yapılmak.
  • Kılımsın-: Gibi yapmak, … -mış gibi yapmak.
  • Kılın-: Davranmak, tavır takınmak, denemek, (bir işe) başlamak, (biçim) almak, yaratılmak.
  • Kılıš-: Birlikte yapmak, ortaklaşa bir davranış gerçekleştirmek.
  • Kıltur-: Kıldırmak, yaptırmak, ettirmek.
  • Kımra-: Yavaş yavaş hareket etmek.
  • Kın-: İstemek, arzu etmek, çalışıp çabalamak.
  • Kına-: Cezalandırmak, eleştirmek, kınamak.
  • Kınan-: Cezalandırılmak, üzülmek.
  • Kıntur-: (İlgi, ihtiyaç) uyandırmak, özleme sebep olmak, özendirmek, teşvik etmek, canlandırmak, yönetmek.
  • Kır-: Kırmak, sökmek, küçük küçük parçalamak.
  • Kırgılad-: Kır düşmek, kırlaşmak.
  • Kırıl-: Yıkılmak, kırılmak (yani ölmek).
  • Kırk-: Kırkmak, kırpmak.
  • Kırmalaš-: Beraber yağmalamak, beraber soymak.
  • Kırmalaštur-: Beraber yağmalamayı yapmasını sağlamak, beraber yağmalattırmak.
  • Kıršal-: Kaşınmak ve yırtılmak, değip sıyırmak.
  • Kırtkırt-: Biçilmek, kesilmek (?).
  • Kıs-: Sıkarak içine sokmak, basmak, sıkmak.
  • Kısdur-: Sıkarak içine sokmak.
  • Kısgar-: Kısaltmak, haddini bildirmek.
  • Kısıl-: Sıkılmak, darlaşmak, (organ vb.) kısalmak, büzülmek, küçülmek, ses kısılmak.
  • Kısur-: Azaltmak, kısaltmak.
  • Kıy-: Sivriltmek.
  • Kıyıl-: Tükenmek, geçmek, kaybolmak, ölmek, çökmek, yıkılmak, kıyılmak.
  • Kıyıt-: Kestirmek (ağaç vs.).
  • Kızarıš-: Hep birlikte kızarmak, kırmızılaşmak.
  • Kızart-: Isıtmak, kızdırmak.
  • Kızgan-: Cimrilik etmek, esirgemek.
  • Kızgur- (1): Kızartmak, utandırmak, hoşnutsuzluk oluşturmak.
  • Kızgur- (2): Cezalandırmak.
  • Kızgutla-: Cezalandırmak, işkence yapmak.
  • Kızkan-: Cimrilik etmek.
  • Kigür-: İçeriye sokmak, sokmak, girdirmek, aktarmak, getirmek, yerleştirmek, (yanına) çağırtmak, atamak, servis yapmak, sunmak.
  • Kigürt-: (Dilekçe) sundurmak, sunmak, içeriye sokturmak.
  • Kigürüšdür-: (Müzik) yapmak.
  • Kikrištür-: Karşılıklı çağırttırmak.
  • Kikšür-: Kışkırtmak, tahrik etmek.
  • Kir-: Girmek, ayak basmak, (doğum sancısı) çekmek, baş göstermek, tarafını tutmak.
  • Kirgür-: Girdirmek.
  • Kirigsä-: Girmek istemek.
  • Kirik-: Kirlenmek.
  • Kirikdür-: Kirletmek, pisletmek, lekelemek.
  • Kiriš-: Birlikte girmek, (birbirine) girmek, (içinde) olmak, bulunmak.
  • Kirištür-: Öne çıkartmak, sığdırmak, eklemek, uyum sağlamak.
  • Kišä-: Kösteklemek, (atın) ön bacağını bağlamak, bağlamak.
  • Kišänläl-: Bağlanmak, bağlanmış olmak.
  • Kišänlän-: Bağlanmak.
  • Kišilän-: Evlenmek, eş olarak almak, nikâhı altına almak.
  • Kišinä-: Kişnemek.
  • Kivin- (kivinmäk): Manası belirsiz.
  • Kizlä-: Gizlemek, saklamak, gömmek.
  • Kizläl-: Gizlenmek, saklanmak.
  • Kizlän-: Gizlenmek, saklanmak.
  • Kizlätil-: Gizletilmek, gizlenmek.

Ko – Kö:

  • Kod-: Koymak, reddetmek, bırakmak, kabul etmemek, rehin bırakmak, terk etmek, ayrılmak, belirlemek, saptamak, ihmal etmek, (yardımcı fiil olarak) tamamen yapmak.
  • Koddur-: Bıraktırmak, reddettirmek.
  • Kodın-: (Geride) bırakmak.
  • Kodtur-: Birisini bir işten alıkoymak.
  • Kodul-: Bırakılmak.
  • Kodur- (1): Yazmak, kaleme almak.
  • Kodur- (2) / Kutur-: Kendi sınırlarını aşmak, kendinden geçmiş olmak, aklı başından gitmiş olmak.
  • Kodurt-: (Metni) kopyalatmak, yazdırmak.
  • Kogla-: Bildirmek.
  • Kogša-: Zayıflamak, (inanışta) zayıf olmak, hastalıklı olmak.
  • Kogšal-: Yaralanmak.
  • Kogšat-: Zayıflatmak, zayıf düşürmek.
  • Kok-: Kokmak.
  • Kol-: İstemek, yalvarmak, dilemek, talep etmek, dilenerek elde etmek, dilenmek.
  • Koldamla-: Kollarla kürek çekmek, kolu hareket ettirmek, (harman) savurmak.
  • Kollaš-: Birbirinin kolunu tutmak.
  • Koltgula-: Dilenmek.
  • Koltur-: Dilendirmek.
  • Kolula-: Düşünmek, düşünceye dalmak, ilgi duymak, mülahaza etmek.
  • Kolun-: Kendisi için istemek, yalvarmak, dilenmek, ant içmek.
  • Komı-: Coşmak, heyecanlanmak, aşka gelmek.
  • Komıt-: Coşturulmak.
  • Kon-: Konmak, yerleşmek.
  • Kontı- / Kondı-: Parlatmak.
  • Kontur-: (Metni) kurmak, yerleştirmek, yerleşik hayata geçirmek.
  • Koŋrat- (koŋratmak): Çalmak (çıngırak vs.).
  • Koŋruk-: (Mide) guruldamak.
  • Koŋrul-: Koparılmak, sökülmek, kökünden sökülmek, (dişler) dökülmek.
  • Koŋur-: Koparmak, sökmek.
  • Kop-: Yükselmek, havalanıp uçmak, kalkmak.
  • Kopdar-: Yukarıya çekmek.
  • Kopıkla-: Yükselmek.
  • Kopur-: Yükseltmek, kaldırmak.
  • Kopurt-: Diktirmek.
  • Kora-: Zarar görmek, buharlaşmak, azalmak, yok olmak, kaybolmak.
  • Koran-: (Hastalıkta) kilo kaybetmek.
  • Korı-: (Bir yerin etrafını) çevirmek, korumak.
  • Korıt-: Eşlik etmek, korumak.
  • Kork-: Korkmak, ürkmek.
  • Korkıt-: Korkutmak.
  • Korkız-: Korkutmak.
  • Korkun-: Korkmak.
  • Korul-: Çökmek, zarar görmek, yok olmak.
  • Koš- (1): Koşmak.
  • Koš- (2): Bağlamak, katmak, eklemek, birleştirmek, (atları arabaya) koşmak, şiir yazmak.
  • Košdur-: (Arabaya) koşturmak.
  • Košlun-: (Araba) koşulmak, (atlar arabaya) bağlanmak.
  • Košul-: Koşulmak, bağlanmak.
  • Kotur-: Kopya etmek, basmak.
  • Koturt-: Kopya ettirmek, bastırmak.
  • Kov-: Kovalamak, avlamak, sürmek, itmek, birisini sıkmak.
  • Kovır-: Kurumuş olmak, kurumak.
  • Kovıt-: İzlenmek, takip edilmek.
  • Kovla-: Dedikodu yapmak, iftira etmek.
  • Kovša-: Düzeltmek, cilalamak, pürüzünü gidermek, hasat etmek, ekini orakla veya tırmıkla biçmek.
  • Kovšaš-: Kaynaşmak.
  • Kovuša-: Düzlenmiş olmak, düzlemek.
  • Köč-: Göçmek, göçebe yaşamak.
  • Köčür-: (Bir şehrin) yerini değiştirmek, taşımak, göçürmek.
  • Kökäd(i)l-: Göğe ulaşmak.
  • Kökädtür-: Övmek, methetmek, göğe çıkarmak.
  • Kökär-: Göğermek, maviye kaçmak, morarmak.
  • Köklä-: Bağlamak, bağlayarak kapamak.
  • Kökläš-: Birbirine bağlı olmak.
  • Köl-: Bağlamak, (öküze) koşum vurmak.
  • Kölär-: Düşmek, (gözyaşıyla) dolmak.
  • Köli-: Gölgelemek, savunmak.
  • Kölit-: Korumak, gölge etmek, gölgelemek, gölgelendirmek.
  • Kölitil-: Gölgeye getirilmek.
  • Kölöklä-: (Bir yük hayvanına, bir araca) binmek.
  • Kölün-: Hayvana koşum vurulmak, durmak, bir araca binmek.
  • Kölündür-: (Atı arabaya) koşumlamak.
  • Kölür-: (Araca) binmek, koşumlamak.
  • Köm-: Gömmek, kazmak, üzerinde çalışmak.
  • Kömtür-: Gömdürmek.
  • Kömül-: Gömülmek, örtülmüş olmak.
  • Kön-: Düz olmak, tanımak.
  • Köntül-: Doğrutulmak, doğrulmak, uzatılmak, (hastalık) tedavi edilmek, iyileşmek.
  • Köntür-: Doğrultmak, doğru yola getirmek, düzeltmek, doğru düzeltmek, (yeri) düzeltmek, düzleştirmek, (şüpheleri) ortadan kaldırmak.
  • Köñül-: Isıdan alazlanmak.
  • Köŋlä-: (Bir şeyi) düşünmek.
  • Köŋülgär-: Düşünmek, hesaba katmak.
  • Köŋüllän- / Köŋül(l)än-: Düşünmek, dikkat etmek, dikkatli olmak.
  • Köŋülländür-: Düşündürmek.
  • Köpäd-: Çoğalmak, artmak, sayıca çoğalmak, bolca mevcut olmak.
  • Köpiklän-: Köpürmek, köpüklenmek.
  • Köpir-: Köpürmek, kabartmak.
  • Köpirt-: (Bir sıvıyı) köpürtmek.
  • Kör-: Görmek, bakmak, seyretmek, dikkate almak, gözden geçirmek, gözlemlemek, ziyaret etmek, algılamak, kavramak, (dert vb.) çekmek, dayanmak, itaat etmek.
  • Kördür-: Göstermek, gördürmek.
  • Körgit- / Körkit- / Körgüt-: Göstermek, sunmak, beyan etmek, kanıtlamak, (acı vs.) çektirmek, bildirmek, öğretmek, kehanette bulunmak.
  • Körgittür- / Körkittür-: Takdim ettirmek.
  • Körgür-: Göstermek, gördürmek.
  • Körklä-: Güzelleştirmek.
  • Körklän- / Körkl(ä)n-: Güzel olmak, güzelleşmek, parlamak, parıldamak.
  • Körkläntür-: Güzelleştirmek, parlatmak.
  • Körügsä-: Görmek istemek, özlemek, arzulamak.
  • Körül-: Mevcut olmak, görülmek, belli olmak.
  • Körümlä-: Bakmak, niyet beslemek.
  • Körümlän-: Bakmak, niyet beslemek.
  • Körün-: Görünmek, gözükmek, ortaya çıkmak, hazır bulunmak, toplanmak, belli olmak, (birine) başvurmak.
  • Körünčlä-: Seyretmek, bakmak, beklemek.
  • Körünčlät-: Seyrettirmek.
  • Körüš-: Görüşmek, birbirini görmek, buluşmak, tekrar görüşmek, kavuşmak, karşı karşıya durmak.
  • Körüšdür-: Görüştürmek, birleştirmek, buluşturmak, karşılaştırmak.
  • Kösül-: Uzanmak, bacaklarını uzatmak.
  • Köši-: Korumak, himayesi altına almak.
  • Köšit-: Örtmek, kapamak, şaşkına çevirmek, şaşırtmak.
  • Köšitil-: Örtülmek, engellenmek.
  • Köti- / Ködi-: Yükselmek, çıkmak, kalkmak, kokmak.
  • Kötit-: Yüce olmak, ulu olmak, yüksek olmak, (koku) yükselttirmek, kubbelenmek.
  • Kötitdür-: Meydana çıkarmak, (zihniyet) oluşturmak.
  • Kötkir-: Yükselmek, yükselti olarak görünmek.
  • Kötrül-: Yüceltilmek, yükselmek, övülmek.
  • Kötür-: Taşımak, dayanmak, kaldırmak, yukarı kaldırmak, (düşünce) beslemek, yerine getirmek, gerçekleştirmek, desteklemek.
  • Kötürt-: Yukarı kaldırmak.
  • Köy-: Yanmak.
  • Köydür-: Yakmak.
  • Köyür- / Köy(ü)r-: Yakmak, alazlamak, yakmış olmak, tütsülemek.
  • Köyürül-: Yakılmak.
  • Közkiš-: (Metni) kontrol etmek, gözden geçirmek, tashih etmek.
  • Közl(ä)-: Gözlemek, etrafına bakınmak.
  • Közül-: Koymak.
  • Közün-: Görünmek, gözükmek, ortaya çıkmak, hazır bulunmak, toplanmak.
  • Közüntür-: Göründürmek, görünmeye yönlendirmek.

Ku – Kü:

  • Kuč-: Kucaklamak, sarılmak, sımsıkı sarılmak.
  • Kučakla-: Kucaklamak, içine almak.
  • Kučugsa-: Kucaklamak istemek.
  • Kučumsın-: Sözde sarılmak, sarılıyormuş gibi yapmak.
  • Kučuš-: Kucaklaşmak.
  • Kud-: Dökmek, boşaltmak, içirmek, uyandırmak, düşürmek, depolamak, stoklamak, sudur etmek, yaymak.
  • Kuddur-: Döktürmek, erittirmek.
  • Kudıgar-: Alçaltmak, küçültmek.
  • Kudıgartdur-: Alçalttırmak, küçük düşürttürmek.
  • Kudrılan-: Manası belirsiz (kudrılanmak eylemi bağlamında).
  • Kudtur-: Döktürmek.
  • Kudul-: Dökülmek, akmak, boşaltılmak, aşağıya yağmak.
  • Kudultur-: Aşağı akıttırmak, aşağı yağdırmak.
  • Kuduluš-: Dökülmek, yayılmak, sudur etmek, bir noktada birleşerek akmak.
  • Kugur-: Kurutmak.
  • Kulŋala-: Bitmek, topraktan çıkmak, sürmek, dallanmak, filizlenmek.
  • Kulunla-: Tay doğurmak.
  • Kun-: Çalmak, gasp etmek.
  • Kunsuk-: Çaldırılmak, soyulmak.
  • Kuntur-: Çaldırılmak (?).
  • Kunuš-: Yağmalamak.
  • Kur-: (Yay) kurmak, (yayı) germek.
  • Kurı- / Kur(ı)-: Kurumak, körelmek, zayıflamak.
  • Kurıt-: Kurutmak.
  • Kurša-: Sarmak, kuşatmak, çevirmek, sarılmış olmak.
  • Kuršan-: Kuşak takmak, kuşak sarmak.
  • Kuršatıl-: Sarılmış olmak.
  • Kus-: Kusmak.
  • Kusıt-: Kusturmak.
  • Kušla- / Kušl(a)-: Av kuşuyla avcılık yapmak, kuş avlamak.
  • Kutad-: Kraliyet payesi iletmek, şansla kutlu olmak, kutlu kılmak, şans getirmek, büyümek, ilerlemek.
  • Kutadtur-: (Birisini) mutlu etmek, kutsamak, takdis etmek.
  • Kutgar-: Kurtarmak, çıkarmak.
  • Kutrul-: Kurtulmak, kendini kurtarmak.
  • Kutrun-: Agresif olmak, dışa dönük davranmak.
  • Kutsıra-: Mutsuz olmak, mutluluğu elinden alınmış olmak.
  • Kutsıratıl-: Mutsuzluğa atılmak, mutluluğu çalınmış olmak.
  • Kuvra-: Toplanmak.
  • Kuvran-: Toplanmak.
  • Kuvrat-: Yığmak, toplamak, biriktirmek.
  • Kuysuk-: (Fil) korkmak, ürkmek.
  • Kuz-: Ara vermek.
  • Kü-: Korumak, muhafaza etmek, dikkat etmek.
  • Küčä-: Güç sarf etmek, güç kullanmak, zor kullanmak, güçlü olmak, kuvvetli olmak, güçlenmek.
  • Küčäd-: Güçlü olmak, kuvvetli olmak, güçlenmek.
  • Küčän-: Çabalamak, gayret etmek, iktidar sürmek, hüküm sürmek.
  • Küčlän-: Kuvvetli olmak, güçlü olmak, gayret etmek, iktidar sürmek.
  • Küčläntür-: Güçlendirmek, kuvvetlendirmek, yetki vermek.
  • Küčsirät-: Zayıflatmak, kuvvetten düşürmek.
  • Küd-: Beklemek, umut etmek, kollamak, (hayvan) gütmek.
  • Küdtür-: Bekletmek.
  • Küglä-: Cinsel isteği uyanmış olmak, şehvetli olmak.
  • Kügsirät-: Pas gidermek.
  • Kügürüštür-: (Kıymetli taşlar) kakma yapmak.
  • Kük-: Ünlü olmak, meşhur olmak.
  • Kükrä-: Gök gürlemek, kükremek, bağırmak.
  • Kükrän-: Gök gürlemek.
  • Kükrät-: Kükremek, bağırmak.
  • Kükül-: Meşhur olmak, ünlü olmak, övülmek.
  • Kül-: Gülmek, gülümsemek, tebessüm etmek.
  • Külä-: Övmek, methetmek.
  • Küläl-: Övülmüş olmak, methedilmek.
  • Külän-: Övülmek, methedilmek.
  • Külčir-: Gülümsemek.
  • Küldür-: Güldürmek.
  • Kültirä-: Çağlamak, uğuldamak.
  • Külüš-: Gülüşmek.
  • Künilä-: İmrenmek, gıpta etmek, kıskanç olmak.
  • Küniläš-: Birbirini kıskanmak.
  • Kürä- (1): Gömmek, defnetmek.
  • Kürä- (2): Askerden kaçmak, firar etmek, kaçmak.
  • Kürägür-: Gururlu olmak, kibirli olmak, gösteriş yapmak.
  • Küräš-: Güreşmek, birbiriyle savaşmak.
  • Kürät-: Zinaya sevk etmek.
  • Kürlä-: Aldatıcı davranmak.
  • Kürülü-: Yığmak, toplamak.
  • Küsä-: İstemek, arzu etmek, çabalamak.
  • Küsätil-: Candan arzulanmak.
  • Küvä-: Manası belirsiz.
  • Küvädtür-: Övmek, methetmek.
  • Küvän-: Gururlu olmak.
  • Küväzlän-: Gururlu olmak, kibirli olmak, kibirle dolu olmak.
  • Küzäd- / Küzät-: Korumak, muhafaza etmek, saklamak, (söz) tutmak, yerine getirmek, pusu kurmak, umut etmek.
  • Küzädil-: Korunmak, muhafaza edilmek.
  • Küzädin-: Sakınmak, kendini korumak.
  • Küzätdür-: Riayet etmeye özendirmek.
  • Küzätindür-: Kaçındırmak, sakındırmak.

l-m-n
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Belgelerdeki sözlük verilerine göre, “L”, “M” ve “N” harfleriyle başlayan fiil kök ve gövdeleri eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:

L Harfi ile Başlayan Fiiller:

  • Lakla-: Yalamak.
  • Lala-: Kesmek, kesip parçalamak; ezerek parçalamak, havanda ezmek.

M Harfi ile Başlayan Fiiller:

  • Man-: (Bir şeyi) Batırmak.
  • Maŋ-: Adım atmak, ilerlemek.
  • Maŋla-: Gitmek, adım atmak.
  • Maŋra-: Bağırmak, böğürmek, çığlık atmak, (kuşlar için) ötmek.
  • Maŋran-: Bağırmak, inlemek.
  • Maŋrat-: Kükremek, haykırmak, bağırmak; bağırtmak, duyurtmak.
  • Mayırt-: Çekip koparmak, yolmak.
  • Mayıš-: Bir yere takılıp kalmak.
  • Mäŋilä- / M(ä)ŋil(ä)-: Sevinmek, mutlu olmak, eğlenmek, hoşlanmak, neşelenmek.
  • Mäŋilät-: Sevindirmek, eğlendirmek, mutluluk hissettirmek.
  • Mäŋizät-: Karşılaştırmak.
  • M(ä)ŋl(ä)-: Av için pusuya yatmak, ganimetin yolunu gözlemek.
  • Min-: (Binek hayvanı, araba) Binmek, tırmanmak, seyahate çıkmak.
  • Moymal-: Şaşkın olmak, karmakarışık olmak.
  • Mun-: Kafası karışık olmak, karışık olmak, şaşkın şaşkın dolaşmak.
  • Muntur-: Şaşırtmak, karıştırmak, aldatmak, ayartmak.
  • Muŋad-: Hayret etmek, şaşmak.
  • Muŋuk-: Son derece üzgün olmak, düşmüş olmak, cesareti kırılmış olmak.
  • Muymal-: Zorluk çekmek.
  • Mün-: Binmek, tırmanmak, bir araca veya binek hayvanına binmek, seyahate çıkmak.
  • Münä-: Azarlamak, kınamak, hor görmek, küçümsemek, kötülemek, eleştirmek, tenkit etmek; günaha girmek, günah işlemek.
  • Müntür-: (Taşıta) Binmek.
  • Münük-: Günah işlemek.
  • Müŋrä-: Melemek, böğürmek, kükremek.
  • Müŋräš-: (Filler) Böğürüşmek.

N Harfi ile Başlayan Fiiller:

  • Namla-: Okla vurmak.
  • Nomla-: Vaaz vermek, öğretmek.
  • Nomlal-: Vaaz edilmek, duyurulmak, vaaz verilmek.
  • Nomlat-: Vaaz verdirmek.
  • Nomlatıl-: Vaaz verdirilmek, vaaz verilmek.

o-ö
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa

Belgelerdeki sözlük verilerine göre, “O” ve “Ö” harfleriyle başlayan fiil kök ve gövdeleri, eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:

“O” Harfi ile Başlayan Fiiller:

  • Ocu- / Ocumak: (Bir şeyden) soğumak, korkmak, ürkmek, çekinmek.
  • Odgur-: Uyandırmak.
  • Odgurakla-: Belirlemek, tespit etmek, kesinleştirmek.
  • Odguraklan-: İnançta pekiştirmiş olmak, kendinden emin olmak.
  • Odguraklandır-: Kesin bildirmek, inançta pekiştirmek.
  • Odun-: Uyanmak, aydınlanmaya niyetlenmek.
  • Oduntur-: Ayıltmak, dalgınlıktan kurtarmak, uyandırmak.
  • Ogša- (Ogşa- / Okşa-): Okşamak, okşayarak sevmek, sevecen/şefkatli olmak; benzemek.
  • Ogšan-: Okşamak, okşayarak sevmek.
  • Ogšaš-: Benzeşmek.
  • Ogšaštur-: Benzeştirmek, karşılaştırmak.
  • Ogšat-: Karşılaştırmak, benzetmek.
  • Ogullan-: Çocuk sahibi olmak, oğul olarak kabul etmek, evlat edinmek.
  • Ogurla- (Oğurla-): Çalmak.
  • Okad-: Gecikmek, geri kalmak, geride kalmak, kaçırmak.
  • Okat-: Sakinleştirmek.
  • Okı- / Okumak: Davet etmek, çağırmak, okumak, ezberden okumak.
  • Okıš-: Birbirine çağırmak, bağrışmak.
  • Okıt-: Çağırtmak, birine seslenmek, okutmak, ezberden söyletmek, çağırılmak.
  • Okıtdur-: Birisini kendisine çağırttırmak.
  • Okra- (Okramak): Acıkmış, susamış olan at yiyecek veya su gördüğü zaman kişnemek.
  • Ol-: Çok olgun olmak, ayrışmak, bozulmak, çürümek, pişmiş olmak; yardımcı fiil (olmak).
  • Olgurt-: Oturtmak.
  • Olı-: Hızla çevirmek.
  • Olın-: Kıvrılmak, daire çizerek dönmek, (ağrıdan) kıvranmak.
  • Oltur-: Oturmak.
  • Olur-: Oturmak, çökmek, yerleşmek, ikamet etmek; yönetmek, yaşamak, girmek; (oruç vb.) yerine getirmek.
  • Olurugsa-: Oturmak istemek.
  • On-: Gizlenmek, saklanmak.
  • Oŋ-: Sararmak, solmak, fonksiyonda sınırlı olmak, gevşemek, yorgun düşmek.
  • Oŋar-: İyileşmek; nüfuz etmek, anlamak, kavramak; açıklığa kavuşturmak, düzeltmek; açıklamak.
  • Oŋarıl-: İyileşmek, tedavi edilmek.
  • Oŋuk-: Solmak, bitkinleşmek, sararmak.
  • Oŋul-: Doğruya çevrilmek, iyileşmek, sıhhatine kavuşmak.
  • Onuš- (Onuşmak): Barışmak, uyuşmak.
  • Op- (Opmak / Obmak): Yutmak, içine çekmek, nefes almak; somurup yutmak.
  • Opra-: Bozulmak, yıkılmak, çökmek, çürümek, patlamak, yarılmak.
  • Or-: Orakla biçmek, biçmek, hasat etmek, toplamak.
  • Orla-: Seslenmek, bağırmak.
  • Orlamsın-: Riyakâr bir çığlık atmak.
  • Orlat-: Bağırtmak.
  • Orna- (Ornamak): Yerleşmek, konmak, yer tutmak.
  • Ornan-: Yerleşmek, oturmak, oyalanmak, durmak, (inanışta) katı olmak.
  • Ornat-: Bir şeyin yerine başka bir şeyi koymak, ikame etmek, düzenlemek.
  • Os-: Kesmek, kırpmak, kazımak.
  • Osugsa-: Benzerlik kurmak istemek, örneksemek.
  • Osul-: Biçilmek, kesilmek.
  • Osuš-: Birbirini biçmek, kesişmek.
  • Ota-: (1) Tedavi etmek, iyileştirmek. (2) Zararlı otları ayıklamak. (3) Kısa bir süre kalmak.
  • Otla-: Otlamak.
  • Otlamsın-: Otlar gibi yapmak.
  • Otlat-: Otlatmak.
  • Otun-: Ateş yakmak.
  • Oy-: Oymak, (gözleri) oyarak çıkarmak, ara vermek, (kitabe taşlarını) oymak, kazımak.
  • Oyırkan-: Hayret etmek, şaşırmak.
  • Oyna-: Oynamak, eğlenmek, dans etmek, şaka yapmak.
  • Oynašla-: Oynaşmak, cinsel ilişkide bulunmak.
  • Oynat-: Oynatmak, (yılan vb.) oynatmak.
  • Oytar-: Delmek, delip geçmek.
  • Oytur-: Çukurlaştırmak, oymak, göz oydurmak, baskı kütüğünü oymak.
  • Oyul-: Oyulmak, kazımak.
  • Oyulgala- (Oyulgalamak): Gelişigüzel dikmek, saplamak, sokmak; belli bir noktada seyrek biçimde bir araya gelmek.
  • Oyuš-: Biçimi değişmek, deforme olmak.
  • Oz- (Ozmak): Serbest bırakılmak, kaçıp kurtulmak, kurtulmak, kaçmak, doğum yapmak (hamile için).
  • Ozgur-: Kurtarmak, salmak, serbest bırakmak, çıkarmak.
  • Ozugsa-: Kurtarılmak istemek; kendini haklı çıkarmayı denemek.

“Ö” Harfi ile Başlayan Fiil Kök ve Gövdeleri:

  • Ö-: Düşünmek, zannetmek, hatırlamak, sahip çıkmak.
  • Öč- (Öç-): Sönmek, dinmek, (meditasyonla) sakinleşmek, yok olmak.
  • Öčä- (Öçe-): İntikamcı olmak, kinci olmak, nefret hissetmek, öfkeli olmak.
  • Öčäš- (Öçeş- / Öceşmek): Birbirinden nefret etmek, birbiriyle tartışmak, ateşli tartışmak, savaşmak, bahis tutuşmak.
  • Öcük- (Öcükmek): Utanmak.
  • Öčür- (Öçür-): Silmek, söndürmek.
  • Öd-: Heyecanlı olmak, heyecanlanmak.
  • Ödiklä-: Hatırlamak, hesap vermek, düzenlemek, not etmek, çizmek, saymak.
  • Ödük- (Ödükmek): Korkmak.
  • Ög-: Övmek, methetmek; övünmek; yakınmak.
  • Ögir-: Sevinmek, memnuniyet duymak, zevk almak.
  • Ögirt-: Sevindirmek.
  • Ögirtdür-: Sevindirmek, kendinden geçirmek, memnun etmek.
  • Ögirtür-: Sevindirmek.
  • Ögirüntür-: Sevindirmek.
  • Ögitil-: Övülmüş olmak, methedilmek.
  • Öglän- (Öğlemek): (Baygınlıktan sonra) ayılmak, kendine gelmek, derin derin düşünmek, bilinçlenmek, tanımak, hatırlamak.
  • Ögläntür-: Bilincini yerine getirmek, yeniden canlandırmak, tekrar hayat vermek, idrak ettirmek.
  • Ögrän-: Öğrenmek, okumak.
  • Ögrät-: Öğretmek.
  • Ögrätin-: (Bir şeye) alışmış olmak, alışmak, alıştırma yaparak ustalaşmak.
  • Ögrünčülä-: Zevk almak, eğlenmek.
  • Ögrünčüläš-: Birlikte zevk almak, birlikte sevinmek.
  • Ögsirä-: Bayılmak, bilincini kaybetmek.
  • Ögsirät-: Bilincini kaybettirme.
  • Öğür- (Öğürmek): Boğazdan ses çıkarmak (makalede ‘öksürmek’ ile anılmış).
  • Ögürt-: Sevindirmek, mutlu etmek.
  • Ögürtür-: Sevindirmek.
  • Ögürüš-: Birlikte sevinmek, karşılıklı sevinmek.
  • Ögüš-: Aşındırılmak, sıyırarak soyulmak, deri yüzülmek.
  • Ögüt-: Övülmüş olmak, methedilmek.
  • Ökün-: Pişman olmak, günah çıkarmak, itiraf etmek.
  • Öküntür-: İtiraf ettirmek, günah çıkarttırmak.
  • Öl-: Ölmek.
  • Öläntür-: Döndürmek.
  • Ölçer- (Ölçermek): Sönmekte olan ateşi, lambayı canlandırmak.
  • Öli-: Islanmak.
  • Ölit-: Islatmak, sulamak, nemlendirmek.
  • Ölitil-: Islatılmak, nemlendirilmek.
  • Ölök-: Çevirmek, döndürmek, inançlı yapmak (?).
  • Ölür-: Öldürmek.
  • Ölürt-: Öldürtmek.
  • Ölürüš-: Karşılıklı birbirlerini öldürmek, birbirini öldürmek.
  • Ölütlä-: Cinayet işlemek.
  • Ömäl(ä)-: Birini ziyarete gitmek.
  • Ömgäklä-: (Yerde) sürünmek.
  • Öneş- (Öneşmek): İnat etmek.
  • Öŋäd-: İyileşmek, (hastalıktan) kurtulmak.
  • Öŋädtür-: İyileştirmek, tedavi etmek.
  • Öŋlä-: Boyamak.
  • Öŋsirä-: Rengi atmak, solmak, sararmak.
  • Öŋür-: Yaklaşmak, yakınlaşmak.
  • Öp- (Öpmek): Öpmek.
  • Öpäl-: Manası belirsiz.
  • Öpiš-: Öpüşmek.
  • Öpügsä-: Öpmek istemek.
  • Öpün-: (Bir şeyi) yutmak, içine atmak.
  • Öpüš-: Karşılıklı birbirini öpmek, öpüşmek.
  • Ör-: (1) Oluşmak, ortaya çıkmak, kalkmak; yükselmek; büyümek, gelişmek, filizlenmek, (topraktan) çıkmak. (2) Dokumak, örmek; birleştirmek, sarmak, bağlamak.
  • Örgän-: Bulanmak, her yanı bir şeyle kaplanmak.
  • Örit-: Uyandırmak, oluşturmak, (zihniyet) meydana getirmek; yükseltmek; geliştirmek.
  • Öritdür-: Uyandırtmak.
  • Öritgür-: Uyandırtmak.
  • Öritür-: Uyandırtmak.
  • Örk- (Örklemek): Hayvanları otlamaları için uzun bir iple çayıra bağlamak.
  • Örlä-: (Güneş, ay) doğmak, yükselmek.
  • Örlän-: Yükselmek.
  • Örlät-: Izdırap etmek, eziyet etmek, kızdırmak, taciz etmek, rahatsız etmek.
  • Örlätil-: Eziyet edilmek, ızdırap edilmek.
  • Örlätür-: Izdırap etmek, eziyet etmek.
  • Örtä-: Yakmak, ateşe vermek, kundaklamak.
  • Örtän-: Yanmak, yangın çıkmak, alevlenmek; endişe etmek, tasalanmak.
  • Örtür-: Yetişmek, geliştirmek, (topraktan) çıkarmak.
  • Öşet- (Öşetmek): Büyüklendirmek, kabartmak, böbürlendirmek.
  • Öt-: Girmek, geçmek, nüfuz etmek, sızmak, akmak, vâkıf olmak, hakkında iyi bilgisi olmak.
  • Ötä-: (Suç, borç vb.) ödemek, geri ödemek.
  • Ötäglä-: Borcu kapatmak, borcu ödemek.
  • Ötgün- (Öykünmek): Taklit etmek.
  • Ötgür-: Nüfuz etmek, tamamıyla anlamak, mal mülk devretmek, geçip gitmek.
  • Ötkün-: Anlatmak, bildirmek.
  • Ötül-: Öksürmek.
  • Ötün-: Konuşmak, söylemek (aşağı dereceli biri tarafından); sunmak, dilemek, istemek, yalvarmak; şefaat istemek, niyaz etmek.
  • Ötündürül-: İstenilmek.
  • Ötüntür-: Konuşturmak, rica ettirmek.
  • Ötüntürül-: İstenilmek.
  • Ötür-: (1) Nüfuz etmek, tamamıyla anlamak. (2) Hatırlatmak. (3) İshal olmak (ötürük).
  • Ötürlä-: Manası belirsiz.
  • Övkälä- (Öpkelä-): Nefret duygularıyla dolu olmak, nefret hissetmek, öfkelenmek.
  • Övkälämsin-: Kendine öfke görünüşünü vermek.
  • Övkälän-: Öfkelenmek, öfkeli olmak.
  • Övkälät-: Öfkelendirmek.
  • Öyün-: Bir derdi olmak, üzülmek.
  • Özä- (Özemek): Yoğurt, pekmez vb. koyu şeyleri suyla inceltmek, sulandırmak.
  • Özirkä-: (Birine) iltifat etmek (?).
  • Özirkän-: Kendinin olarak saymak, kabul etmek, asimile etmek.
  • Özümsin-: Haksız iddia ve talepte bulunmak, cüret etmek.

p-r
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
P Harfi İle Başlayan Fiiller:

  • Parla-: (Çince par/po ismine -la ekinin getirilmesiyle) (Suyla) ıslatmak, damla damla üzerine akıtmak.
  • Parvešlan-: (Sanskritçe pariveṣa [hale, nur halkası] ismine -lan ekinin getirilmesiyle) Halesi olmak, haleli görünmek.
  • Peula-: (Çince peu/biao ismine -la ekinin getirilmesiyle) Bir istekte bulunmak, dilekçe yazmak.
  • Püšär-: Pişirmek.

R Harfi İle Başlayan Fiiller:
Belgelerde “R” harfi maddesi altında listelenen bağımsız bir fiil kökü veya gövdesi (örneğin rakşala- vb. gibi) bulunmamaktadır. Eylem bildiren ifadeler, yalnızca alıntı yabancı isimlerin Türkçe yardımcı fiillerle birleşik eylem kurmasından ibarettir:

  • Rabnaz kıltur-: Kutsamak.
  • Ridi tašgar-: Büyü gücü oluşturmak.

s
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa

Verilen kaynaklarda S ve Ş harfleriyle başlayan fiil kökleri eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:

S Harfi ile Başlayan Fiiller

  • sa-: Saymak, düşünmek, dikkat etmek.
  • saç- / s(a)ç-: Saçmak, dağıtmak, serpmek; tohum ekmek; su serpmek, fışkırtmak; yaymak; (zihnini) dağıtmak; fırlatmak; (harman) savurmak.
  • saçıl-: Saçılmak, yayılmak, sızmak, serpilmek, atılmak; dikkati dağılmış olmak, zihni dağınık olmak.
  • saçra-: Sıçramak, yerinden sıçramak, dışarı sıçramak.
  • saçrat-: Dışarı sıçratmak, gözleri oymak.
  • sag-: Sağmak.
  • sagur(u)l-: Aşağıya doğru çekilmek.
  • sak-: Düşünmek, hesap etmek.
  • sakı-: (Göz) yanıltmak.
  • sakın- / s(a)kın- / sak(ı)n-: Düşünmek, düşünceye dalmak; düşünce beslemek; üzerinde durmak; (gibi) görmek, kavramak; arzu etmek, dilemek, amaçlamak, ümit etmek; tasavvur etmek; endişe etmek, tasalanmak.
  • sakıt-: Birini şaşkına çevirmek, şaşırtmak.
  • saklan-: Korumak; sakınmak.
  • saklantur- / s(a)klantur-: Dikkat ettirmek; uyandırmak.
  • sal-: Vurmak, hareket ettirmek, kol sallamak; koymak; kök salmak; hakaret etmek; fırlatmak, atmak, salmak.
  • saldur-: Kurban etmek, koymak.
  • salın-: Sarkmak; aşağı inmek; (gözler) dışarı çıkmak.
  • salıntur-: Sarktırmak.
  • san-: Sayılmak, ait olmak.
  • sana- / s(a)na- / s(a)n(a)-: Saymak, hesap etmek.
  • sanç- / s(a)nç-: Delmek, sokmak, delik açmak, saplamak, şişlemek; paramparça etmek; düşmanı yenmek; sancımak.
  • sançıl-: Sokulmak; inmek.
  • sançış-: Birbirini şişlemek, birbirini delmek.
  • sançıt-: Yenilmek, şişlenmek, delinmek, bıçaklanmak, kendilerini yendirmek.
  • sangar-: Hesap etmek, hesaplamak, saymak, atfetmek, bir şeye değer vermek.
  • sanış-: Bir şeye ait olmak, birbirine ait olmak, bağlı olmak.
  • sap- / s(a)p-: Onarmak, tamir etmek, restore etmek; iletmek; sıralamak, dizmek; birleştirmek, kurmak, inşa etmek.
  • sapal-: Ortasından sokmak.
  • sapanla-: Pulluk ile işlemek.
  • sapıl-: Rivayet anlatılmak; birisinin tarafını tutmak, ait olmak, sıralanmak, girmek; bağlı olmak, izlemek, takip etmek; katılmak, uymak; (his) yayılmak; saplanmak; birleştirilmek; nasip olmak.
  • sapla-: Oku yay kirişine yerleştirmek.
  • saranlan-: Cimri olmak.
  • sargar-: Sararmak.
  • sargart-: Sarartmak.
  • sarıl-: Heyecanlanmak, kızgın olmak, üzgün olmak; asılı olmak; sarmalanmış olmak.
  • sarın-: Etrafında vızıldayarak uçmak.
  • sarış-: Birbirine sövmek, karşılıklı birbirini azarlamak, kınamak.
  • sarkın-: Çekilmek (?).
  • sarma-: Sarmak.
  • sars-: Kaba olmak, sövmek, lanet okumak, beddua etmek.
  • sası-: Kötü kokmak.
  • sasıt-: Kokutmak.
  • saş-: Kafası karışık olmak, yanılmak, karıştırmak, karşıt yapıda olmak; değiştirmek; aklını karıştırmak, şaşırtmak.
  • saşıltur-: Aklını karıştırmak, şaşırtmak, ayartmak, yoldan çıkarmak.
  • saşıt-: Şaşırmak, şaşkına dönmek, yanılmak; ahlakını bozmak.
  • saşur-: Kesişmek, birleşmek; aklını karıştırmak, şaşırtmak; boşluk bırakmak.
  • sat- / s(a)t-: Satmak, elden çıkarmak.
  • sataş-: Karşılıklı bastırmak, sıkıştırmak.
  • satga-: Ayaklar altına alarak ezmek, bir yerden geçip gitmek, sıkmak, sıkıştırmak; hor bakmak.
  • satgat-: Hor baktırmak.
  • satıglaş-: Ticaret yapmak, takas ticareti yapmak.
  • sav-: Uzanmak, yayılmak.
  • savıl-: İzlemek, takip etmek; eğilmek, bükülmek; etki altına alınmak, büyülenmek.
  • savır-: Dağıtmak, saçmak.
  • savla-: Konuşmak, söylemek.
  • savlaş-: Birbiriyle konuşmak, sohbet etmek, söyleşmek.
  • savrıl-: Akmak, çağlamak, çağlayarak akmak, şarıl şarıl akmak, gözyaşı akmak.
  • savur-: Savurmak; dalgalandırmak.
  • sayga-: İçki koymak, içki dağıtmak.
  • säç-: Seçmek.
  • säçil-: Kendini göstermek, beğenip seçilmek.
  • sämirt-: Semirtmek.
  • sämri- / s(ä)mri-: Semirmek, şişmanlamak, kilo almak.
  • sämrit- / s(ä)mrit-: Semirtmek; devleti genişletmek, büyütmek.
  • sär-: Çekmek, dayanmak, katlanmak; sebat etmek, oyalanmak, kalmak.
  • särgür-: Tahammül etmek, dayanmak, katlanmak; durdurmak; sınırlamak, set çekmek; engellemek; korumak, iletmek.
  • säril-: Dinlenmek; üzerinde durmak, kalmak; sakinleşmek, yatışmak, son bulmak, gözden kaybolmak; nefsine hâkim olmak.
  • särin-: Sabırlı olmak, sabretmek, çekmek, dayanmak, katlanmak.
  • särit-: Eritmek.
  • särmä-: Süzmek, filtreden geçirmek.
  • säv- / s(ä)v-: Sevmek, tahmin etmek, çok saymak, hoşlanmak, uygun görmek.
  • sävil- / s(ä)vil-: Sevilmek.
  • sävin-: Sevinmek.
  • sävinçlän-: Minnettar olmak; sevinçli olmak.
  • säviniş-: Birlikte sevinmek.
  • säviş-: Sevişmek, karşılıklı sevgi duymak; birlikte sevinmek.
  • sävit-: Sevdirmek; sevilmek, sevilmiş olmak.
  • sävitil-: Sevilmek; övülmek.
  • sekri-: Sıçramak, atlamak, fırlamak; kazan fıkırdamak; iç organlar kıvranmak; hızlı geçip gitmek.
  • sekrit-: Harekete geçirmek.
  • semäklä-: Hazırlık yapmak, hazırlamak, aktif olmak, zanaat ile uğraşmak.
  • semäklättür-: Elbise ürettirmek.
  • semla-: Toz hâline getirmek.
  • sezik kılımsın-: İnançsızlığı temsil ediyormuş gibi yapmak.
  • sezin-: Endişelenmek, sakınmak, korumak, temkinli davranmak; şüphelenmek; soru sormak.
  • sı-: Kırmak, parçalamak, yarmak; pulluk ile işlemek; emirleri çiğnemek, ihlal etmek, kabahat işlemek; ordu mahvetmek, eritmek, yıkmak; reddetmek; çürütmek; yenmek; davul çalmak; toplanmak.
  • sıdır-: Sıyırmak.
  • sıg-: Uymak, sığmak, girmek, intibak etmek; bir dine girmek; kalp dokunmak.
  • sıgın-: Çare aramak, kaçmak, sığınmak.
  • sıgınış-: Bitişmek.
  • sıgıntur-: Sığındırmak.
  • sıgış-: Sığışmak, yeterli yeri olmak.
  • sıgta-: İnlemek, sızlamak, ağlamak.
  • sıgtaş-: Birlikte inlemek, karşılıklı ağlamak, sızlanmak, yakınmak.
  • sıgtat-: Ağlatmak, feryat ettirmek.
  • sıgtatur-: Ağlatmak, feryat ettirmek.
  • sıgur-: Sığdırmak, eklemek; ihata etmek, içine almak; sarılmak, kendine çekmek, kucaklamak, sarmalamak; doldurmak, dökmek; hoşlanmak, beğenmek; yakalamak, tutmak; kabul etmek.
  • sıguruş-: İç içe sığmak, birbirine eklemek, birbirine bağlamak.
  • sıguş-: Anlaşmak, konuşmak.
  • sık-: Sıkmak, basmak, bastırmak, sarf etmek, çabalamak; üzmek, acıtmak.
  • sıka-: Ovmak, masaj yapmak, okşamak, dokunmak.
  • sıkan-: Elbise kolu sıvamak, cemrelemek, tüyleri okşamak.
  • sıkıl-: Sıkıntı basmak, sıkılmak, eziyet edilmek, acı çektirilmek, yıkık olmak, üzülmek vb..
  • sıktur-: Şarap sıkıp suyunu çıkartmak.
  • sıl-: Teori çürütülmek.
  • sıla-: Övmek, methetmek, saygı göstermek, davet etmek.
  • sımala- / sımanla-: Manası belirsiz.
  • sımta-: İhmal etmek, ihmalkâr olmak, savsaklamak; kabul etmek, onaylamak, hoş görmek, riayet etmemek, göz yummak, katlanmak, kabullenmek.
  • sımtal-: İhmal edilmek, ihmalkâr olmak.
  • sın-: Kırılmak, parçalanmak; bedensel olarak sonda olmak, canı boğazına gelmek; çok çaba sarf etmek, gayret etmek.
  • sına-: Test etmek, denemek, kuvvetleri ölçmek, keşif yapmak, öğrenmek, haber almak, malumat toplamak, iğva etmek, sınamak, imtihan etmek.
  • sınan-: Araştırmak, sınamak.
  • sınaş-: Ölçüşmek, boy ölçüşmek, güçleri ölçmek.
  • sıŋarla-: Yardım etmek, destek olmak; ölçmek, tartmak, hesap etmek.
  • sırla-: Boyamak, sırlamak, cilalamak; zararsız hâle getirmek.
  • sırna-: Israrlı olmak.
  • sış-: Şişmek.
  • sışılış-: Birlikte şişmek.
  • sıtur-: Kırdırmak, parçalattırmak.
  • sıvga-: Ok isabet etmemek.
  • sız-: Sızmak, erimek; güçsüz olmak; acı çekmek.
  • sızgur-: Eritmek.
  • sızıl-: Erimek.
  • sızlat-: Izdırap vermek, acı çektirmek, yaralamak, sızlatmak.
  • sid-: İşemek, idrarını yapmak.
  • sikä-: İşemek, idrarını yapmak.
  • sil-: Sürmek.
  • sili-: Temiz olmak.
  • silin-: Temizlenmek, arınmak.
  • silit-: Temizlemek.
  • silk-: Silkelemek, sallamak, silkeleyerek temizlemek, çan çalmak.
  • silkin-: Silkinmek, sallanmak.
  • silktür-: Çan çalmak.
  • simir-: Höpürdeterek içmek.
  • siŋ-: Batmak, çökmek, içine çökmek, girmek, dalmak.
  • siŋär-: İçine sokmak.
  • siŋilä-: Yakınmak, sızlanmak.
  • siŋir-: Yalayıp yutmak, tıkınmak, yutmak; sindirmek; soğurmak, absorbe etmek, emmek; zehri zararsız hâle getirmek; batırmak; kaplamak; sindirmek.
  • siŋirt-: Yutulmak.
  • siŋiş-: Kaynaşmak, birleşmek.
  • sipir-: Süpürmek.
  • sogı-: Soğumak, ateş düşmek.
  • sogın-: Soğumak.
  • sogış-: Tamamen soğumak.
  • sogul-: Su sızmak, suyu çekilmek, buharlaşmak, soğulmak; yok olmak.
  • sogur-: Suyunu boşaltmak, içine atmak, şapırdatarak yemek; kurutmak; buharlaştırmak; günahlardan kurtarmak.
  • sok-: Sokmak; gagalamak; mahvetmek, yıkmak; parçalamak, yarık açmak, havanda dövmek, ezmek; içine doldurmak; akla almak, eklemek; sıkıştırmak; çarpmak, itmek, tokat atmak; dövmek; ateş çakmak.
  • sokçı-: Gagalamak.
  • sokdur-: Biletmek.
  • soktur-: Tahrip ettirmek.
  • sokul-: Kırılmak, koparılmak.
  • sokun-: Göğse dövünmek.
  • sokuş-: Birbirine vurmak, vuruşmak; karşılaşmak, rastlamak.
  • sokuştur-: Karşılaştırmak.
  • sola-: Bağlamak, kapamak, tıkamak; zincirlemek, demirlemek.
  • solal-: Zincirli olmak.
  • solan- / sol(a)n-: Zincirlenmek, kuşatılmak; kapanmış olmak, kilitlenmiş olmak.
  • solaş-: Birbirine bağlanmış olmak, birbirine bağlı olmak.
  • solaştur-: Zincirle bağlamak.
  • sor-: Emmek; sormak, soru sormak, soruşturmak.
  • soruk-: Tecrübeli olmak, ünlü olmak.
  • sorul-: Danışmak, bilgi edinmek.
  • soy-: Soymak, derisini yüzmek; elbise çıkarmak; koparmak; açmak.
  • soyul-: Soyulmak, et soyulmak.
  • soyurka-: Merhametli olmak, acımak, merhamet etmek.
  • soyurkat-: Pişman olmak.
  • södrü-: Sürüklemek, tartmak, çalmak.
  • södür-: Çalmak ve yağmalamak.
  • söglün-: Kavrulmak, kızartılmak.
  • söglüntür-: Kızartmak.
  • sögül-: Kızartmak, kavurmak.
  • sök-: Yırtmak, sökmek, söküp çıkarmak, birdenbire çıkmak, yerle bir etmek, yıkmak; sövmek, beddua etmek, küfretmek, eleştirmek, kınamak; diz çökmek; ishal olmak, müshil etkisi yapmak.
  • sökit-: Parçalamak, kıymak; ishale sebep olmak.
  • sökül-: Kırılmak.
  • söküt-: Diz çökmek, dizleri bükmek.
  • sön-: Azalmak, sönmek, geçmek, dinmek, bitmek.
  • sötrör-: Manası belirsiz (kıyafetle ilişkili).
  • söyän-: Bir şeye dayanmak.
  • söyäş-: Birbirini desteklemek, birbirine dayanmak.
  • sözlä-: Söylemek, konuşmak, tartışmak; anlatmak, haberdar etmek; ilan etmek; tarif etmek, bahsetmek, söz etmek, incelemek, dile getirmek, açıklamak; propaganda yapmak.
  • sözläş-: Birbiriyle konuşmak, haberleşmek, müzakere etmek, söyleşmek, tartışma yapmak, tartışmak, fikir danışmak; anlaşmak, uzlaşmak.
  • sözlät-: Söyletmek, sözlerle ifade ettirmek.
  • sözlätil-: Bildirilmek, söylenmek, konuşulmak.
  • sözsirä-: Susmak, söylememek, sessiz olmak.
  • suçı-: Kıvrım kıvrım kıvranmak; yüksek atlamak; kazan kaynamak, fokurdamak.
  • suçın-: Damarlar atmak; ürkmek.
  • suçlun-: Çekip koparılmak, koparılmak.
  • suçul-: Dudak bükmek, elinden zorla almak, elbise çıkarmak, soyunmak, kıyafet/zırh çıkarmak.
  • sud-: Tükürmek, tükürüp atmak.
  • sudlan-: Arka arkaya gelmek.
  • sugun-: Yıkanmak, saçları yıkamak, banyo yapmak.
  • sugundur-: Yıkatmak, banyo yaptırmak.
  • suk-: Fiske vurmak.
  • sukı-: Fiske vurmak.
  • sukın-: Memnun edilmek, tatmin edilmek.
  • suklan-: Hırslı olmak, hırslı davranmak, istemek, arzulamak, çabalamak.
  • suklun-: İçine düşmek, çökmek, batmak, takılıp kalmak, içine dalmak.
  • suksın-: Israrla istemek.
  • suksıntur-: Arzu ettirmek, arzu uyandırmak.
  • sun-: Sunmak, kol ve ayak germek, uzatmak, vermek, takdim etmek, tutmak, yakalamak; hizmete hazır olmak; yere kapanmak, secde etmek.
  • sus-: Su çekmek, kaşıklamak.
  • susa-: Susamak.
  • suva-: Sulamak, su vermek; boyamak, sürmek, sıvamak; kartonpiyer yapmak; sarmak, örtmek.
  • suvat-: Sıvatmak, kartonpiyer yaptırmak.
  • suvı-: Birisini yıkamak.
  • suvış-: Sulanmak.
  • suvsa-: Susamış olmak, susamak.
  • sü-: Yükseltmek, arttırmak, geride kalmak (?).
  • süŋ-: Defetmek, kovmak, silmek.
  • süŋüş-: Birbiriyle savaşmak, birbiriyle kavga etmek.
  • sür-: Sürmek, sürüklemek, hızlandırmak; sürdürmek, devam ettirmek, yapmak, davranmak; yerine getirmek; cezalandırmak.
  • sürç-: Kaymak, ayağı kayıp düşmek, tökezlemek.
  • sürçit-: Kaydırmak.
  • sürdür-: Götürtmek, sürdürmek; atmak; göndermek.
  • sürt-: Ovuşturmak, sürtmek, ovmak, ovarak yaymak; kurulamak; silmek.
  • sürtün-: Sürtünmek.
  • sürüş-: İşletmek, yapmak, uygulamak; kin beslemek.
  • süs-: İtmek, sürüklenmek, çarpmak.
  • süülä-: Savaşmak, sefere başlamak, sefer yapmak.
  • süz-: Temizlemek, berraklaştırmak, arındırmak; seçip almak, beğenip ayırmak, ayırt etmek; inanmak.
  • süztür-: Suyu süzdürmek.
  • süzlün-: Dindar olmak.
  • süzül-: Temizlenmek; gök açılmak; inançlı olmak, inanmak.
  • süzüştür-: Uyumlu hâle getirmek (?).

Ş Harfi ile Başlayan Fiiller

  • şanla-: Övmek.
  • şavşaş-: Birbiriyle tartışmak.
  • şäş-: Karmakarışık olmak; çözmek, çözümlemek.
  • şäşil-: Çözülmek, ayrılmak; geçmek.
  • şıla-: Su ıslatmak; zenginleştirmek, çoğalmak, süslemek; teşvik etmek.
  • şılal-: Islatılmak.
  • şılan-: Nemlenmek.
  • şılatıl-: Islatılmak.
  • şılda-: Bahane uydurmak, sebep aramak.
  • şırpa-: Karışmak, birbirine dolanmak.

t
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa

Kaynak metinlerde yer alan “T” harfi ile başlayan fiil kökleri eksiksiz ve alfabetik olarak aşağıda listelenmiştir:

Ta – Tä (Te)

  • tagık-: Dağa kaçmak.
  • tagıl-: Dağılmak.
  • tagonla-: Alay etmek.
  • tak-: Bağlamak, takmak.
  • takıl-: Takılmak.
  • takšur-: Şiir yazmak, yakınmak, yalvarmak, acımak, üzülmek vb..
  • tal-: Bayılmak, bayılarak yere düşmek.
  • talaš-: Kavga etmek, dalaşmak.
  • talgokla-: Çivi çakmak.
  • talık-: İtilmek, itilmiş olmak.
  • talpı-: Uçuşmak, titremek, sarsılmak vb..
  • talpır-: Uçuşmak.
  • talpıt-: Uçuşturmak.
  • talula- / t(a)lula-: Seçmek.
  • talulat-: Seçtirmek.
  • talvırt-: Uçuşturmak, silkmek, sallamak.
  • tam-: Damlamak, yavaş yavaş akmak.
  • tamgala- / t(a)mgala-: Mühürlemek, damgalamak, kazımak vb..
  • tamgalal-: Damgalı olmak, mühürlü olmak.
  • tamıt-: Yanmak, alevlenmek, yakılmak.
  • tamız-: Damlatmak.
  • tamtul-: Alevlenmek, alev almak.
  • tamtur-: Yakmak, tutuşturmak, aydınlatmak, propaganda yapmak.
  • tan-: İnkâr etmek, şaşkın olmak, kafası karışmak vb..
  • tančga-: Parçalamak, parça parça etmek.
  • tančgala-: Isırıp parçalamak.
  • tančgat-: Parçalanmak.
  • tančula-: Isırıp parçalamak, küçük küçük parçalara ayırmak.
  • tangar- / t(a)ngar-: Tanıklık etmek, adamak, ant içmek.
  • tangarıš-: Birbirini adamak, birbirine söz vermek.
  • tanu-: Farkına varmak, ayırmak, tanımak.
  • tanukla-: Tanık göstermek, tanıklık etmek, gerçekleştirmek vb..
  • tanuklal-: Tanıklanmak.
  • tanuklaš-: Birbirine tanıklık etmek, birbirini onaylamak.
  • tanuklat-: Tanıklık ettirmek.
  • taŋ-: Sık(ıştır)mak, basmak, bağlamak, içeri götürmek vb..
  • taŋıl-: Sıkıştırılmak, sıkışmış hissetmek.
  • taŋırka-: Hayret etmek, şaşmak, hayran olmak.
  • taŋırkan-: Hayret etmek, şaşmak.
  • taŋız-: Şişmek, süt vermek.
  • taŋla-: Şaşırmak, hayret etmek; gün ağarmak, şafak sökmek.
  • taŋlan-: Gün ağarmak, şafak sökmek.
  • t(a)ŋl(a)r- / taŋlar-: (Gün) ağarmak, (şafak) sökmek
  • taŋlat-: Şaşırtmak.
  • tap-: Bulmak, elde etmek, kazanmak.
  • tapın- / t(a)pın-: Hizmet etmek, ağırlamak, saygı göstermek vb..
  • tapıntur-: Hizmet ettirmek, hürmet ettirmek.
  • tapırkan-: Onaylamak, kabul etmek, hoşuna gitmek.
  • tapırkanıl-: Kabul edilmek, onaylanılmak.
  • tapıš-: Buluşmak, karşılaşmak, rast gelmek, keşfetmek vb..
  • tapla- / t(a)pla-: Haklı bulmak, onaylamak, istemek, tercih etmek vb..
  • taplan-: Özlemek, çabalamak; kabul etmek, onaylamak.
  • taplaš-: Anlaşmak, uzlaşmak, karşılıklı onaylamak.
  • taplat-: Kabul edilmek, onaylanmak; kabul ettirmek.
  • taplatıl-: Sevilmek, değer verilmek, kabul edilmek.
  • tapšur-: Teslim etmek, aktarmak, bırakmak, tahsis etmek vb..
  • tar-: Dağıtmak, saçmak, zorla birbirinden ayırmak.
  • tara-: Dağıtmak, serpmek, yaymak.
  • taral-: Dağılmak, kafası karışık olmak.
  • taraldur-: Saçtırmak.
  • tarı- / tar(ı)-: Ekmek, yetiştirmek, işlemek.
  • tarık-: Kaybolmak, geçmek, uzaklaşmak, sönmek vb..
  • tarın-: Kendisi için yetiştirmek.
  • tarıt-: İşlemek, ekmek, yetiştirmek.
  • tarma-: Yırtıp ayırmak, parçalamak, tırmalamak.
  • tarman-: Uzanmak, yayılmak, serilmek.
  • tarmaš-: Karşılıklı birbirini parçalamak, yırtmak.
  • tart-: Çekmek, sürüklemek, silmek, tartmak, (çit vb.) kurmak, (trompet) çalmak.
  • tartdur-: Çektirmek, çekip çıkartmak, gerdirmek vb..
  • tartıl-: Çekilmek; yayılmak.
  • tartın-: Yardımsever olmak, sevilen olmak.
  • tartınlaš-: Karşılıklı etkilemek.
  • tartıš-: Karşılıklı etkilemek.
  • tartıt-: Çekilmek; çektirmek.
  • tartız-: Çektirmek.
  • tartla-: Taslak çizmek.
  • tarttur-: Çektirmek, (çit) yaptırtmak.
  • taru-: Daralmak, küçülmek, dar olmak.
  • tarut-: (Kol uçlarını vb.) birleştirmek (?).
  • taš-: Akıp gitmek, üzerinden akmak, taşmak.
  • tašgar-: Çıkarmak, çekip çıkarmak, (büyü gücü) göstermek.
  • tašık-: Çıkmak, dışarı çıkmak, belli olmak, ortaya çıkmak.
  • tašu-: Taşımak, nakletmek, yollamak.
  • tašur-: Yaydırmak, yaymak; taşmak.
  • tat-: Tadına bakmak, denemek, tatmak.
  • tatar-: (Ceset) morarmak, rengi atmak.
  • tatga-: Tatmak, tadına bakmak.
  • tatgan-: Lezzetli bulmak, güzel bulmak, zevk almak.
  • tatıgsıra- / tat(ı)gs(ı)ra-: Tadını kaybetmek, tatsız olmak.
  • tatın-: Tatmak, tadına bakmak.
  • tatur-: Tattırmak, yemlemek.
  • tavran-: Çabalamak, gayret etmek, acele etmek.
  • tavranıš-: Acele etmek.
  • tavrantur-: Teşvik etmek, gayrete getirmek, cesaret vermek.
  • tavraš-: Birlikte çabalamak, gayret etmek.
  • tavrat- / t(a)vrat-: Gayrete getirmek, teşvik etmek, özendirmek.
  • tay-: Kayıp gitmek, düşmek, sapmak, kaybetmek, geri adım atmak.
  • tayan-: Dayanmak, itimat etmek, güvenmek.
  • tayanıš-: Dayanışmak.
  • tayanıšdur-: Dayanıştırmak, birbirine dayandırmak.
  • tayantur-: Dayandırmak.
  • tayıt-: Kaydırmak, caydırmak.
  • taytur-: Kaydırmak, kaybettirmek.
  • täg- / t(ä)g-: Varmak, ulaşmak, erişmek, elde etmek, değmek, saldırmak vb..
  • tägil-: İnmek; körleşmek, körlenmek, kafası karışık olmak.
  • tägin-: Saygıyla yapmak, başarıyla sonuçlanmak, hissetmek, kendini adamak vb..
  • tägintür-: Elde ettirmek, ulaştırmak, ceza ölçmek, vermek vb..
  • tägiš-: Birlikte almak, ulaşmak, rastlaşmak, buluşmak.
  • tägläl-: Kör edilmek.
  • täglär-: Kör etmek.
  • tägläš-: Birbirini kör etmek.
  • tägriklä-: Sarmak, çemberlemek, etrafını çevirmek, kuşatmak.
  • tägriklän-: Çevrili olmak, kuşatılmış olmak.
  • tägriklät-: Çevrili olmak.
  • tägrül-: Getirilmek.
  • tägšil- / t(ä)gšil-: Değişmek, dönüşmek, tekrarlamak, yeni canlı doğmak vb..
  • tägšildür-: Değiştirtmek.
  • tägšür-: Değiştirmek, başkalaştırmak, mübadele etmek, dönüştürmek, çevirmek.
  • tägšürt-: Değiştirtmek.
  • tägšürüš-: Değiştirmek, değiş tokuş yapmak.
  • tägür-: Değdirmek, ulaştırmak, eriştirmek, (tehlikeye) atmak vb..
  • tägürt-: Göndermek, yollamak, getirmek, getirilmek.
  • tägürtür-: Getirtmek, göndertmek, çektirmek.
  • tägzin-: Dönmek, dolaşmak, topaç gibi dönmek, arkasını dönmek.
  • tägzinčlän-: Çevrilmiş olmak, dönmüş olmak, dönmek.
  • tägzintür-: Döndürmek, gezdirmek.
  • täl-: Delmek, içine geçmek, nüfuz etmek, delik deşik etmek, oymak.
  • tälgän-: Heyecanlanmak, tarumar olmak, heyecanlanmış olmak.
  • tälin-: Delinmek, çatlamak, açılmak.
  • tälmir-: Göz kırpıştırmak, titremek, huzursuz bakmak vb..
  • täŋäš-: Denk olmak, karşılaştırmak.
  • täŋgär-: Tartmak, ölçüsüne uymak.
  • täŋik-: Eşit olmak, yaklaşmak.
  • täŋirt-: Bir araya getirmek, toplamak (?).
  • täŋlä- / t(ä)ŋlä-: Denemek, sınamak, tahmin etmek, ölçmek, eleştirmek, karşılaştırmak vb..
  • täp- / t(ä)p-: Tepmek, vurmak, tekme atmak, ezmek, dans etmek, gitmek.
  • täpär-: Titremek, sarsılmak.
  • täpin-: Tepinmek, şiddetli hareket etmek, suda ayak çırpmak (yüzmek).
  • täpiš-: Karşılıklı tepinmek, tepişmek.
  • täpit-: Ayaklar altında ezdirtmek, çiğnettirmek.
  • täpländür-: Ezdirtmek.
  • täprä-: Hareket etmek, titremek, sarsılmak, başlamak, aktif olmak vb..
  • täprän-: Başlamak, baş göstermek (hastalık).
  • täpräš-: Titreşmek, birlikte titremek, hareket etmek.
  • täprät-: Titretmek, hareket ettirmek, sarsmak, çalmak (müzik vb.).
  • täprätil-: Titretilmek, sarsılmak.
  • täptür-: Ezdirmek, ayak bastırmak.
  • tärit- / t(ä)rit-: Terlemek.
  • tärkišlän-: Kızgın olmak, öfkeli olmak, saldırgan olmak.
  • tärklä-: Acele etmek, acele ile gitmek.
  • tärklät-: Hızlandırmak, kovalamak.
  • tärlä-: Terlemek.
  • tärsik-: (Hastalık) kötüleşmek.
  • tärsiktür-: Ayartmak, yoldan çıkarmak, akıl karıştırmak.
  • tärtär- / t(ä)rtär-: Terletmek, terlettirmek.
  • täš-: Deşmek.
  • täšil-: Patlamak, yarılmak.
  • tätrül-: Yanıltılmak, yolu şaşırtılmak, akıl karıştırmak.
  • tätrültür-: Yolu şaşırtmak, aldatmak, yanıltmak, ayartmak.
  • tätür- (tetür-): Söyletmek, konuşturmak; bir işin aslını aramak, analiz etmek.
  • täv-: Şişe dizmek.
  • tävin-: Hareket ettirmek, sallamak.
  • tävir-: Çevirmek, döndürmek, (sevap) tevcih etmek, yöneltmek.
  • tävlä- / t(ä)vlä-: Aldatıcı davranmak, aldatmak, kandırmak.
  • tävril-: Dönmek.
  • tävšil-: Ufalanmak.
  • tävšin-: Aktif olmak, çok çalışkan olmak, ilgilenmek, önem vermek.
  • tävšintür-: Aktif olmasını sağlamak, aktifleştirmek, ilgilendirmek.
  • täz- / t(ä)z-: Kaçmak, koşup gitmek, kaçınmak.
  • täzgür-: Bozguna uğratmak, kovmak, ortadan kaldırmak.
  • te-: Demek, söylemek, adlandırmak.
  • tenlä-: Tarlalarda sıralamak.
  • ter-: Toplamak, derlemek, kendini toplamak.
  • teril- / t(e)ril-: Birleşmek, toplanmak, birikmek.
  • teriliš-: Birleşmek, toplaşmak.
  • terin-: Toplanmak.
  • teš-: Sözleşmek, tartışmak, müzakere etmek, konuşmak.
  • tet-: Denilmek, ismi olmak; olmak.
  • tetigär-: Akıllı olmak, akıllı olarak görülmek.
  • tetiglä-: Zeki olmak, tanımak, farkına varmak.
  • tetin-: Cesaret etmek, cüret etmek, kalkışmak.

Tı – Ti

  • tıd-: Engel olmak, tıkamak, engellemek, sakınmak, dizginlemek vb..
  • tıdıl-: İhtiyatlı davranmak, kendine hâkim olmak, engellenmek vb..
  • tıdılıš-: Karşılıklı engellenmek.
  • tıdın-: Çekinmek, içtinap etmek, engellenmek.
  • tıdıntur-: İçtinap ettirmek, sakındırmak.
  • tıgra-: Sağlam olmak, sert olmak.
  • tıgran-: Güçlü olmak.
  • tıgrat-: Sertleştirmek, katılaştırmak, pekiştirmek, cesaretlendirmek.
  • tık-: Tıkmak, tıkamak, fırlatmak, sıkmak, doldurmak vb..
  • tıkıl-: Tıkılmak, tıkıştırılmak, sıkılmak, bunaltılmak, yığılmak.
  • tılaŋur-: Hitabet yeteneği olmak.
  • tılta-: Bahane aramak.
  • tıltan-: (İşle) meşgul olmak.
  • tın-: Nefes almak, soluk almak, dinlenmek, mola vermek; bildirmek, duyurmak.
  • tınla-: Dinlenmek.
  • tınlan-: Kendine gelmek, ayılmak.
  • tınsıra-: Bayılmak.
  • tınsırat-: Bayıltmak.
  • tıntur-: Dinlendirmek, dindirmek, nadasa bıraktırmak.
  • tıŋla- / tıŋl(a)-: Dinlemek, duymak, işitmek.
  • tıŋšan-: Dinlemek, işitmek.
  • tırman-: Tırmalamak, yırtmak.
  • tıšla-: Dişlemek, ısırmak.
  • tıt-: Yırtıp ayırmak, parçalamak, yırtmak; çırpmak.
  • tıtın-: Yırtılmak, parçalanmak.
  • tigilä-: Gürültü yapmak, patırtı yapmak, uğuldamak.
  • tigilän-: Sesi çıkmak, duyulmak, tınlamak.
  • tigiläš-: Çınlamak, tınlamak, gürültü yapmak.
  • tigrät- / tigr(ä)t-: Sebep olmak; yankılandırmak, takırdatmak; sarsmak.
  • tik-: Sokmak, ısırmak, dikmek; kurmak, koymak, ekmek.
  • tikilin-: Dikilmek, doğrulmak.
  • tikiš-: Karşılıklı sokmak, birbirini ısırmak.
  • tikit-: Isırılmak, sokulmak.
  • tiktür-: Dikiş diktirmek; tohum ektirmek; (bayrak vb.) diktirmek.
  • til-: Parça parça kesmek, dilmek, dilimlemek.
  • tilä- / til(ä)-: Aramak, hedef almak, istemek, dilemek vb..
  • tilät-: Araştırtmak, aratmak.
  • tiliklä-: Dilemek.
  • tilin-: Dönmek, dolaşmak, deveran etmek.
  • timä-: Süslemek, bezemek, tertip etmek, hazırlamak.
  • tirä-: Yığılmak, desteklemek, yukarı basmak.
  • tiräš-: Savaşmak, kavga etmek, tartışmak.
  • tirgür-: Diriltmek, canlandırmak, hayat vermek.
  • tiril-: Canlanmak, dirilmek, hayatta olmak.
  • titrä-: Sarsılmak, titremek.
  • titrät-: Titretmek.
  • tiz-: Dizmek, sıralamak.
  • tizil-: Dizilmek, dizili olmak, düzenlenmek.
  • tiziltür-: Sıraya dizdirmek, sıraya sokturmak.

To – Tö

  • to-: (Arzular vb.) gerçekleşmek.
  • tod-: Tok olmak, memnun olmak, usanmış olmak.
  • todgur-: Beslemek, yem vermek, doyurmak, memnun etmek.
  • toduntur-: Memnun etmek.
  • todur-: Memnun etmek, doyurmak; bıkmak.
  • todurt-: Yem vermek, doyurmak, memnun etmek.
  • togra-: Doğramak, kesip parçalamak, dilimlemek.
  • togrul-: Patlamak, yırtılmak, kesilmiş olmak, parçalanmak.
  • togur-: Aşmak, karşı tarafa geçmek.
  • togurčuklan-: Tomurcuklanmak.
  • tokı-: Dövmek, vurmak, dokumak, kurmak, karıştırmak vb..
  • tokıl-: Dövülmek.
  • tokılan-: Süslenmiş olmak, güzel olmak, parlamak.
  • tokılandur-: Dekore ettirmek, süslendirmek, güzelleştirmek.
  • tokın-: Karşı karşıya gelmek, dövülmek, uğramak, zahmet çekmek.
  • tokıš-: Birbirine vurmak, vuruşmak, karşılaşmak.
  • tokıt-: Dövülmek, çaldırmak, kazıtmak vb..
  • tokıtıl-: Dövülmek, vurulmak, sürüklenilmek vb..
  • tokla-: Saçları kökünden tıraş etmek.
  • tol-: Toplanmak, dolmak, gerçekleşmek, süresi dolmak.
  • tolga-: Sarmak, döndürmek, çevirmek.
  • tolgan-: Kıvrılmak, daire çizerek dönmek, zahmet çekmek.
  • tolgat- / tolg(a)t-: İşkence etmek, eziyet etmek, incitmek.
  • tolgur-: Doldurmak, yerine getirmek, tüketmek, başarmak.
  • tolgurul-: Doldurulmuş olmak, doldurulmak.
  • tolın-: Dolanmak, kıvranmak, dönmek.
  • toltur-: Doldurmak.
  • tolulat-: Tamamlamak, bitirmek.
  • tolunad-: Ağzına kadar dolmak.
  • toŋ-: Donmak, donarak ölmek, üşümek.
  • toŋıt-: Eğilmek, reverans yapmak.
  • toŋla-: Dövmek, vurmak, kamçılamak.
  • toŋtal-: Çevresi/ekseni etrafında döndürülmek.
  • toŋtar-: Çevirmek, döndürmek, aşağı basmak, arka çevirmek.
  • toŋtarıl-: Etrafında dönülmek.
  • toŋur-: Üşütmek, soğuğa maruz bırakmak.
  • topol-: Derinleştirmek, tamamıyla anlamak, tahlil etmek, saldırmak vb..
  • torla-: Ağ ile asmak.
  • toru-: Zayıflamış olmak, bir deri bir kemik kalmak.
  • toš-: Dolmak, doluşmak, doldurulmak.
  • tošgur-: Doldurmak, yerine getirmek, bitirmek, tamamlamak.
  • tošgurt-: Yerine getirtmek, bitirtmek.
  • toyla-: Toplanmak, bir araya gelmek.
  • toylaš-: Toplanmak, toplaşmak, şenlik yapmak.
  • toylaštur-: Bayram düzenlemek.
  • toz-: Tozlu olmak, tozutmak, yükselmek.
  • tozgur-: Çiğnemek, ayağıyla ezmek.
  • tögnä-: Koterize etmek, dağlamak.
  • tök-: Püskürtmek, saçmak, dökmek, dökerek boşaltmak.
  • töklün-: Kesip çıkarılmak.
  • tökül-: Saçılmak, dökülmek, akmak, fışkırmak.
  • töküntür-: Döktürmek.
  • tölä-: Ödemek, tazmin etmek; yavrulamak.
  • tölät-: Ödeme talimatı vermek.
  • töl(ä)t-: Avutmak, teselli etmek.
  • töltä-: Yaymak, sermek, döşemek.
  • töltäl-: Örtülü olmak, kıtıklı olmak.
  • tön-: Dönmek, arkasını dönmek.
  • töŋitdür-: Eğdirmek.
  • törü-: Doğmak, türemek, oluşmak, meydana çıkmak vb..
  • törüt-: Kurmak, inşa etmek, meydana getirmek, yaratmak.
  • töšä-: Yaymak, sermek, döşemek.
  • töšän-: Örtülmek, açılmak, yayılmak, döşenmek.
  • töšnäklä-: Cinsel eğlenmek.
  • töt-: Titremek.
  • tötüš-: Tartışmak, kavga etmek, kavgalı olmak.
  • tötüštür-: Kavga ettirmek, dalaştırmak, dövüştürmek.

Tu – Tü

  • tu-: Kilitlemek, kapatmak, engellemek.
  • tug-: Doğmak, dünyaya gelmek, filizlenmek, görünmek vb..
  • tugur-: Doğurmak, vücuda getirmek, ortaya koymak.
  • tugurt-: Doğurtmak, meydana getirtmek.
  • tugurul-: Doğurulmak, meydana getirilmek.
  • tul-: (Alevler) dışarı vurmak.
  • tumıl-: Soğumak, sönmek.
  • tumlı-: Soğumak, sönmek, soğuk olmak, soğutmak.
  • tumlıt-: Soğutmak.
  • tun-: Kapanmış olmak, kilitlenmek, tıkanmak, engellenmiş olmak.
  • tur-: Durmak, bulunmak, kalmak, oturmak, kefil olmak vb..
  • turala-: Takmak, bağlamak.
  • turalan-: Takmak, bağlamak.
  • turgur-: Neden olmak, oluşturmak, dikmek, inşa etmek, yetiştirmek vb..
  • turıt-: Çekinmek.
  • turkıglan-: Çekinmek.
  • turuk-: Durmak, ara vermek, mola vermek.
  • turul-: Sakin olmak, durgun olmak, berraklaşmak.
  • turultur-: Sakinleştirmek, zaptetmek, durdurmak, bastırmak.
  • turuš-: Direnmek, karşı karşıya gelmiş olmak; yaşamak.
  • tusalaš-: Birbirinden yararlanmak.
  • tusul-: Yaramak, yararlı olmak.
  • tusula-: Yaramak, yararlı olmak.
  • tuš-: Rastlamak, buluşmak, karşılaşmak, uğramak.
  • tušgar-: Buluşturmak, karşılaştırmak.
  • tušgur-: Buluşturmak, isabet ettirmek, nişan almak.
  • tušık-: İlgili olmak, bulaşmış olmak, kibirli olmak.
  • tušul-: Buluşmak.
  • tušuš-: Buluşmak, karşılaşmak, rastlaşmak, düşünmek.
  • tut-: Tutmak, kapmak, yakalamak, algılamak vb..
  • tuta-: Horlamak, hakaret etmek, sövmek, eleştirmek vb..
  • tutat-: Hor görülmek, küçümsenmek, aşağılanmak.
  • tutsuk-: Tutulmak, yakalanmak, hapsedilmek.
  • tutul-: Tutulmak, kavranmak, yakalanmak, saymak vb..
  • tutuldur-: İçinde bulundurmak, kaçındırmak, tutturmak.
  • tutur-: İdrak ettirmek, tutturmak, bekçilik ettirmek.
  • tuturkan-: Değersiz bulmak.
  • tutuš-: Birbirini tutmak, tutuşmak, arkadaş kazanmak vb..
  • tutuštur-: Bağlatmak, tutuşturmak.
  • tutuz-: Teslim etmek, tahsis etmek, emretmek vb..
  • tutuzuš-: Birbirine emanet etmek, güvenmek.
  • tutyaklan-: Yapışmak, yapışık kalmak.
  • tuvır-: Katılaşmak, sertleşmek (buz).
  • tuy-: Farkına varmak, anlamak, tanımak, idrak etmek, algılamak.
  • tuytur-: Farkına vardırmak, idrak ettirmek.
  • tuyul-: Aydınlatılmak, aydınlanmak.
  • tuyun-: Uyanmak, aydınlanmak, aklı başında olmak, itiraf etmek.
  • tuyuntur-: Aydınlatmak.
  • tuyur-: Farkına vardırmak, idrak ettirmek.
  • tuyurka-: Farkına varmak, fark etmek.
  • tuyuz-: Algılatmak, bildirmek, dinletmek, duyurmak.
  • tuz-: Şakacı olmak.
  • tuzgula-: (Hediye olarak) sunmak.
  • tüg-: Düğümlemek, çatmak, sıkmak, birleştirmek vb..
  • tükä-: Bitmek, tamamlamak, gerçekleşmek.
  • tükän-: Kaybolmak.
  • tükät-: Tamamlamak, bitirmek, mükemmelleştirmek.
  • tültrün-: Dövülmek, vurulmak, eziyet çekmek.
  • tültür-: Vurmak, çalmak.
  • tülüklän-: Manevi güç kazanmak, güçlü olmak.
  • tümä-: Süslemek, dekore etmek, hazırlamak.
  • tümän-: Süslenmek, (ordu) mevzilemek, hazırlanmak.
  • tümgär-: Aptallaşmak.
  • tünä-: Gecelemek, konaklamak, mola vermek.
  • tünät-: Konaklatmak, geceletmek.
  • tüpgär-: Nüfuz etmek, tamamıyla anlamak.
  • tüpir-: Fırtına çıkmak, uçurmak, savurmak.
  • tüplä-: Şehir kurmak.
  • tüpsirät-: Temel çıkarmak.
  • tüpük-: Bitmiş olmak, son bulmak.
  • tüpükdür-: Bitirmek, tamamlamak.
  • tür-: Bükmek, yığmak, dürmek, ürpermek.
  • türt-: Sürtmek, merhem sürmek, çalkalama aletiyle karıştırmak; dokunmak, değmek.
  • türtün-: Sürünmek (merhem vb.).
  • tüš-: Düşmek, inmek, dökülmek, çökmek, yansıtmak vb..
  • tüšä-: Rüya görmek.
  • tüši-: Nakletmek, teslim etmek, tevdi etmek.
  • tüšinä-: Yerleşmek, oturmak.
  • tüšit-: Nakletmek, teslim etmek.
  • tüšsirä-: Verimsiz olmak, meyvesiz olmak.
  • tüštür-: Düşürmek.
  • tüšül-: Çökmek, yıkılmak.
  • tüšür-: Düşürmek, (ağaç) kesmek, indirmek vb..
  • tüšürül-: Düşürülmek, terk edilmek, atılmak.
  • tüšütlän-: Meditasyon yapmak, uygulamak, düşünmek.
  • tüšütlänil-: İyice düşünülmek.
  • tütit-: Parfüm sürmek.
  • tütitil-: Parfüm sürülmek.
  • tütnä-: Tütmek.
  • tütüz-: Tütsülemek.
  • tüvri-: Katılaşmak, donmak, sertleşmek.
  • tüz-: Düzlemek, düzeltmek, uyum sağlatmak, ayarlatmak.
  • tüzgär-: İncelemek, araştırmak, bağdaştırmak, düzeltmek.
  • tüzük-: Ahenkli olmak, sadık olmak.
  • tüzüksirä-: Uyumsuz olmak.
  • tüzül-: Ahenkli olmak, barış yapmak, tertip edilmek.

u ü
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
U Harfi ile Başlayan Fiiller

  • u-: Yapabilmek, -abilmek, muktedir olmak; dayanmak, tahammül etmek.
  • uč-: Uçmak, uçup gitmek; görülmek, görünmek.
  • učın-: Cinlenmiş olmak, büyülenmiş olmak, şeytana tutulmuş olmak, büyülenmek.
  • učlan-: Büyük abdest yapmak.
  • učuk-: Bitmek, hitam bulmak, son bulmak.
  • učuktur-: Sona erdirmek.
  • učur-: Uçurmak; yollamak, nakletmek; (duyuları) kandırmak, uyarmak; döndürerek yükseltmek.
  • učuzla-: Kötülemek, aşağılayıcı davranmak, tahkir etmek, alay etmek; hor görmek, değersiz görmek.
  • učuzl(a)n-: Kendini küçümsemek.
  • ud-: Takip etmek.
  • udı-: Uyumak; koyulaşmak, pıhtılaşmak.
  • udıkla-: Uyumak, hafif uyumak, uyuklamak.
  • udlan-: (Bir şeyin) hasretini çekmek.
  • udul-: Manası belirsiz (fiil).
  • udun-: Hizmet etmek, saygı göstermek, hürmet etmek, ağırlamak.
  • udunturul-: Saygı gösterilmek, hürmet ettirilmek.
  • uduz-: İletmek, sevk etmek, götürmek, yol göstermek, yönetmek; (sevap) tevcih etmek.
  • uduztur-: Eşlik ettirmek, refakat ettirmek.
  • uduzul-: Çıkmak; yönetilmek; anlatılmak, izah edilmek.
  • ugra-: Planlamak, tasarlamak, niyet etmek, niyetlenmek, çabalamak; bir şeyi yapmaya koyulmak.
  • ugrat-: Çabalatmak.
  • ugutlan-: Filizlenmek.
  • ugutlantur-: Filizlendirmek.
  • uk-: Anlamak, idrak etmek, kavramak, bilmek; duymak; hükmetmek, hâkim olmak; tasavvur etmek.
  • ukıt-: Haber vermek, bildirmek, öğretmek, açıklamak, anlatmak, göstermek, işaret etmek, izah etmek, tanımlamak.
  • ukıtıl-: Anlatılmak, izah edilmek.
  • uktur-: İdrak ettirmek, bildirmek, haber vermek, öğretmek.
  • ukul-: Anlaşılmak, tanınmak, bilinmek.
  • ukun-: Anlaşılır olmak, (günahı) kabul etmek.
  • ula-: İletmek, aktarmak, devam etmek, sürdürmek; (hayatı) uzatmak; izlemek, katılmak; bağlamak; düzenlemek, düzeltmek.
  • ulal-: İletilmek, aktarılmak, devam edilmek; izlemek, arkasından gelmek, ayakta kalmak; ulanmak, sıralanmak, bağlanmak.
  • ulalıš-: Birbirine bağlı olmak.
  • ulalıštur-: Birbirine bağlı oldurmak.
  • ulaltur-: Nakletmek, aktarmak, geçirmek.
  • ulat-: Yaymak, başkasına vermek, elden ele dolaştırmak.
  • ulgad-: Büyümek, serpilmek, yetişmek.
  • ulı-: (Sesli) yakınmak, inlemek, feryat etmek, (köpek) ulumak.
  • ulıš-: Birlikte yakınmak, birlikte ağlaşmak, birlikte sızlanmak.
  • ulıt-: Sızlanmak, yakınmak.
  • ulunlantur-: Filizlendirmek.
  • um-: Ümit etmek, ummak.
  • umıl-: Yüzmek, suda sürüklenmek.
  • umsın-: Sahte davranmak, aldatmak.
  • umugsırat-: Umutsuzlaştırmak.
  • umun-: Umut etmek, ümit etmek, ummak, güvenmek, inanmak.
  • un-: Köle gibi çalışmak, eşek gibi çalışmak, çabalamak, gayretli olmak.
  • una-: Razı olmak, rıza göstermek, tasvip etmek, uygun görmek, onamak, muvafakat etmek, memnun olmak.
  • unat-: Tasvip ettirmek, kabul ettirmek.
  • unıt-: Unutmak.
  • ur-: Koymak; (taç, alın çemberi) takmak; içine batırmak; vermek; bir işi kuvvetle gerçekleştirmek.
  • urgur-: Koydurmak, saklatmak.
  • urıl(a)n-: Dünyaya bir erkek çocuk getirmek.
  • ursuk-: İsabet ettirilmek, yaralanılmak, vurulmak.
  • ursukuš-: Karşılıklı vurulmak, dövülmek.
  • urtur-: Yükletmek, vurdurmak; yaptırmak.
  • urul-: Koyulmak, vurulmak, kullanılmak, ilaç içirilmek.
  • urun-: Koymak, yerleştirmek, göstermek; (takı) takmak; dövüşmek.
  • uruš-: Birbiriyle savaşmak, dövüşmek; birlikte koymak.
  • us-: Susamak.
  • usuk-: Susamış olmak.
  • uša-: Ufalanmak.
  • ušal-: Kıyılmak, öğütülmek.
  • ut-: Yenmek, daha üstün olmak, galip gelmek, daha iyi olmak, kazanmak.
  • utrun-: Karşı durmak, direnmek; muhalefet etmek.
  • utruš-: Birbiriyle savaşmak, mücadele etmek.
  • utsuk-: Yenilmek, kaybetmek, mağlup olmak.
  • utuz-: Terk etmek, vazgeçmek, kaybetmek, yenilmek.
  • uv-: Ezmek.
  • uvšan-: Kırılmak, ufalanmak.
  • uvšat- / ušat-: (Değirmende) öğütmek, küçük küçük parçalara ayırmak, ezmek, kırmak.
  • uvtan-: Utanmak.
  • uya-: Utandırılmak.
  • uyad-: Utanmak.
  • uyak-: (Gök cismi, yıldız) batmak, sönmek, kaymak.
  • uyala-: Yuva yapmak.
  • uza-: Uzun sürmek; uzamak; uzanmak.
  • uzan-: Mahir olmak, becerikli olmak.
  • uzat-: Uzatmak, temdit etmek; vermek, onaylamak, yerine getirmek.
  • uzlan-: Esnaflık yapmak, zanaat yapmak.

Ü Harfi ile Başlayan Fiiller

  • üdirä-: Artmak, büyümek.
  • üdrül-: Ayrılmak, bağımsız olmak; boşanmak; seçilmek, seçilmiş olmak.
  • üdrültür-: Ayırmak, ayırt etmek, çıkartmak.
  • üdür-: Ayırmak, seçmek.
  • üdürün-: Seçilmek, seçilmiş olmak.
  • üg-: Yığmak, biriktirmek.
  • ügšür-: (Bacak bacak) üstüne atmak.
  • ügül-: Yığılmak.
  • ükdür-: Bükmek, eğmek.
  • ükli-: Çoğalmak, büyümek, artmak, yükselmek.
  • üklit-: Çoğaltmak, yükseltmek, artırmak, semirtmek, ilerletmek, kayırmak, büyütmek.
  • üklitdür-: Büyüttürmek, geliştirtmek.
  • üküšläš-: Toplanmak, buluşmak.
  • ülä-: Dağıtmak, bölmek, bölüştürmek.
  • üläš-: Paylaşmak, bölmek.
  • ülät-: Paylaştırmak.
  • ülgülä-: Tartmak; ölçmek, hesap etmek; eleştirmek; karşılaştırmak.
  • ülüglä-: Dağıtmak, bölmek.
  • ün-: Yükselmek, yukarı çıkmak, öne çıkmak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak; serbest bırakılmak; hareket etmek, gitmek; uzaklaşmak; çiçek açmak, filiz sürmek.
  • ünäš-: Yankılanmak.
  • ündürüš-: Birlikte bir şeyleri açığa kavuşturmak.
  • üniš-: Birlikte yükselmek, birlikte ortaya çıkmak.
  • üntä-: Bağırmak, haykırmak, feryadı basmak, çağırmak, seslenmek; (inek) böğürmek.
  • üntür-: Kaldırmak, yükseltmek; öne çıkarmak, belirtmek; yukarı çıkarmak; çıkartmak; kaçırmak, rehin almak, serbest bırakmak vb..
  • üntürt-: Yukarı getirtmek.
  • ür- (1): Çalmak, üflemek, şişirmek, hava vermek, (rüzgâr) esmek.
  • ür- (2): Havlamak, ulumak.
  • ürgür-: Katılmak, ilave edilmek; vaktinde yetişmek, vaktinde gelmek; (olumsuz) geç gelmek.
  • ürgürmäkläš-: Yarışta koşmak.
  • üriš-: Kabarmak, şişmek.
  • ürk-: Korkmak, ürkmek.
  • ürkün-: Korkmak, ürkmek.
  • ürpär-: (Tüyler) diken diken olmak, ürpermek.
  • ürt-: Zarflamak, örtmek, gizlemek, saklamak; aşağı basmak.
  • ürtül-: Örtülü olmak, gizlenmiş olmak, sarmalanmış olmak; (bulutlar) bulutlanmak.
  • ürtün-: Örtünmek, bürünmek.
  • ürül-: Kabarmak, şişmek, şişirilmek, kabartılmak.
  • ürüš-: Kabarmak, şişmek.
  • üstä-: Eklemek, çoğaltmak, büyütmek.
  • üstäl-: Artmak, çoğalmak, güçlenmek, kuvvetlenmek.
  • üš- (1): (Yaylı matkap) ateş yakmak.
  • üš- (2): Toplanmak, bir araya gelmek, üşmek, yerleşmek.
  • üši-: Üşümek, donmak.
  • üšün-: Toplanmak, konsantre olmak.
  • üšüš-: Toplanmak, itişmek.
  • üšüt- (1): Üşütmek, der Kälte aussetzen.
  • üšüt- (2): Birleştirmek (?).
  • üt-: Bağırmak, çağırmak, ötmek.
  • ütlä-: Fikir vermek, öğüt vermek, ihtar etmek, öğretmek, tavsiye etmek; yalvarmak.
  • ütlän-: Heyecanlı olmak, heyecanlanmak.
  • ütläš-: Karşılıklı uyarmak, karşılıklı öğüt vermek.
  • ütlätil-: Öğretilmek, ders verilmek.
  • ütüglä-: Ütülemek.
  • üvä-: Bastırmak, basmak; şişirmek; (ruhunu) çok çabalamak.
  • üväl-: Sıkıntı basmak, sıkılmak; (bilgi ile) doldurulmuş olmak.
  • üz- (1): Kesip koparmak, bölmek, ayırmak; yıkmak, yok etmek; söndürmek; kırmak; koparmak, yırtmak; dövmek, ezmek; vazgeçmek; (kanun) karar vermek.
  • üz- (2): Yüzmek.
  • üzlün-: Yok olmak, geçmek, sona ermek, bitmek, kırılmak.
  • üzmälä-: Yırtıp ayırmak, koparmak, yıkmak, kökünü kazımak, çıkarmak.
  • üzmälätdür-: Yok ettirmek.
  • üznä-: İnkâr etmek, kabul etmemek, şiddetli bir şekilde tartışmak; ayaklanmak, baş kaldırmak, karşı koymak, direnmek.
  • üztür-: Gidermek, (bir şeyden) vazgeçirmek, engellemek.
  • üzül-: Kesilmek, koparılmak, kırılmak; bitirilmek, tükenmek, son bulmak; (umut) kaybetmek; çözülmek; yok edilmek.
  • üzülüš-: Uzlaşmak, anlaşmak.
  • üzüš- (1): Birbirini kesmek, karşılıklı kesişmek.
  • üzüš- (2): Anlaşmak, uzlaşmak, söz birliği etmek.

V Harfi ile Başlayan Fiiller

  • viveš-: (Birbirini) karşılıklı desteklemek, karşılıklı yardımlaşmak, korumak.

Y Harfi ile Başlayan Fiiller

  • yad-: Yaymak, sermek, döşemek, (güneşlik) gererek açmak, (eller) germek, uzanmak; göstermek, ortaya koymak, izhar etmek, sudur etmek; (su) serpmek; (balık tutma sepeti) yaymak.
  • yada-: Zayıf olmak, zayıflamak, zayıflamış olmak; yapamamak.
  • yadıl-: Yayılmak, dağılmak, gezmeye çıkmak, uzanmak; tesis edilmiş olmak.
  • yadın-: İtiraf etmek, açıkça söylemek, ifade etmek.
  • y(a)dr(a)t-: Yere uzandırmak.
  • yadtur-: Yaymak, yayarak duyurmak.
  • yag- / y(a)g-: (Yağmur) yağmak.
  • yaga-: Kurban etmek.
  • yagıd-: Düşman olmak.
  • yagıla-: Düşmanca davranmak; savaşmak, dövüşmek.
  • yagılaš-: Birbirine düşman olmak, birbirine düşmanca davranmak.
  • yagıt-: Yağdırmak.
  • yagu-: Yaklaşmak.
  • yagur-: Yaklaşmak.
  • yagut-: Yaklaştırmak.
  • yahšın-: İşlemeli olmak; (zırh, elbise vb.) giymek, örtünmüş olmak, omuzların üzerine atılmak.
  • yak-: (1) Yanmak. (2) Yapışmak, yapışık kalmak; iliştirmek, tutturmak, koymak, uygulamak; donatmak, süslemek; ilgilenmek, önemsemek; barış sağlamak. (3) Yaklaşmak, yakınlaşmak; uymak, uygun olmak.
  • yakar-: Yalvarmak, yalvarıp yakarmak.
  • yakčır-: Yükselmek, havalanıp uçmak.
  • yakčırt-: Uyandırmak, ayıltmak; uğramak, maruz kalmak.
  • yakıl-: Yaklaştırılmak (?).
  • yakılt-: Getirmek (?).
  • yaktur-: Basmak, bastırmak, (baskıyı kâğıda) çıkarmak, baskı kütüğünü oydurmak, baskı kalıbına yazı oydurmak.
  • yal-: Yanmak; ışıl ışıl gülümsemek.
  • yala kod-: İftira atmak, iftiralar çıkarmak.
  • yala ur-: Söylenti çıkarmak.
  • yalala-: İtham etmek, yanlış yere suçlamak, söylenti çıkarmak.
  • yalga- / y(a)lg(a)-: Okşamak, yalamak.
  • yalgan-: (Dudak) yalamak.
  • yalgantur-: İltifat etmek, gönlünü okşamak, kandırmak; (gerçek niyetini) göstermemek; yalatmak.
  • yalgat-: Yalatmak.
  • yalın-: Soymak.
  • yalına- / yal(ı)na-: Parlamak, parıldamak, tutuşturmak, alevlenmek, ışıldamak.
  • yalınat-: Parlatmak, alevlendirmek.
  • yalınla-: Alevlenmek.
  • yalk-: Aşağılamak, iğrenmek, tiksinmek.
  • yalkık-: Hor görülmek.
  • yaltrı-: Parlamak, ışıldamak, pırıldamak.
  • yaltrıš-: Birlikte parlamak.
  • yaltrıt-: Aydınlatmak, ışıklandırmak, parlatmak.
  • yalvar-: Yalvarmak.
  • yama-: Tamir etmek, onarmak, yama yapmak.
  • yamıraš-: Buluşmak, rastlaşmak, bir araya gelmek; karışmak.
  • yan-: (1) Dönmek, geri dönmek, geri gelmek; (bir yere) sapmak; uzaklaşmak; (inanç) sarsılmak. (2) Tehdit etmek.
  • yanč-: Sıkıştırmak, ezmek, yok etmek, havanda dövmek.
  • yančıl-: Ezilmek, (kaygıdan/üzüntüden) sıkılmış olmak.
  • yančıš-: Birbirini ezmek.
  • yantur-: Arkasını dönmek, alıkoymak; uzaklaşmak, terk etmek; çevirmek, döndürmek; geri döndürmek, iade etmek.
  • yaŋıl-: Yanılmak, yolunu şaşırmak, yolunu yitirmek, aldanmak, hataya düşmek.
  • yaŋıltur-: Aldatmak, kandırmak, baştan çıkarmak, şaşırtmak.
  • yaŋkur-: Tınlamak, çınlamak.
  • yaŋkurt-: Tınlatmak, tıngırdatmak; (müzik) işitilmek, tınlamak.
  • y(a)ŋra-: Fısıldamak, mırıldanmak.
  • yaŋša-: Gevezelik etmek, havadan sudan konuşmak.
  • yaŋšaš-: Yansıtmak.
  • yap- / y(a)p-: (1) Örtmek, kapamak; yapmak, yaratmak, inşa etmek. (2) Aylaklık etmek, dolaşmak, daire çizerek dönmek.
  • yapıl-: Kapanmak, kilitlenmek.
  • yapın-: (Eller) birleştirmek, (dudaklar) birbirini sıkmak.
  • yapır-: Yıkmak, tahrip etmek, düzeltmek, düz hâle getirmek; örtmek, kapamak.
  • yapıš-: Yapışmak, takılmak; bir yere takılıp kalmak.
  • yapıšdur-: Sıkı sıkı sarılmak, bağlanmak.
  • yaprıl-: Yapışmak, yapışkan olmak, takılmak.
  • yapšın-: Sinmek, büzülüp saklanmak; yapışmak.
  • yapšıntur-: Yapıştırmak.
  • yapšur-: Bağlamak, tespit etmek, takmak, yerleştirmek, iliştirmek, üzerine yapıştırmak, asmak; yapışmak.
  • yar- / y(a)r-: (1) Kırarak açmak, bıçakla açmak, kırmak, parçalamak; deşmek, söküp çıkarmak; bölmek; (sevgili) ayartmak; bildirmek, açığa vurmak, açıklamak, anlatmak. (2) Karar vermek.
  • yara- / y(a)ra-: Uygun olmak, münasip olmak, yakışmak, yaramak, faydası olmak; başarılı olmak.
  • yaran-: Hoşuna gideni aramak.
  • yaraš- / y(a)raš-: Uymak, yakışmak, yaraşmak, uygun olmak, layık olmak; (ilaç) etkisini göstermek.
  • yaraštur-: Uyum sağlamak; uyarlamak, uydurmak; hazırlamak.
  • yarat- / y(a)rat- / y(a)r(a)t-: Hazırlamak, süslemek, bezemek, donatmak, kurmak, inşa etmek, yapmak, yaratmak, oluşturmak; düzeltmek.
  • yaratdur-: Yaptırmak, hazırlatmak; tercüme ettirmek.
  • yaratıl-: Hazır olmak, tedarikli olmak, donanmış olmak, yaratılmak, üretilmek.
  • yaratın-: Süslenmek, hazırlanmak; bilgisi olmak; kendini (bir şeye) vakfetmek, çabalamak, aktif olmak.
  • yaratındur-: Hazırlandırmak.
  • yargašın-: Uygun olmak (?).
  • yarıl-: Patlamak, yırtılmak, açılmak; (yara) yarılmak; parçalanmak; (elbise) delinmek; (çiçek) açılmak; ortaya çıkmak; (yürek) sızlamak.
  • yarıš-: Bir şey için yarışmak.
  • yarıšmalaš-: Karşılıklı savaşmak.
  • y(a)rlıka- / yarlıka-: Buyurmak (yüksek seviyedeki birisi için); emir vermek; vaaz vermek; konuşmayı buyurmak; oturmak, bulunmak, olmak; acımak, merhamet etmek; (Nirvana’ya veya bir yere) gitmek, yönelmek.
  • yarlıkat-: Göründürmek, görünmeye yönlendirmek.
  • yarman-: Tırmanmak, yukarı tırmanmak, tepeye ulaşmak; sıkıca tutmak, sarılmak, kucaklamak; yapışmak.
  • yarm(a)ntur-: Tırmandırmak.
  • yarpad-: Güçlenmek, dinçleşmek.
  • yarplaš-: Birlikte sağlamlaştırmak, birlikte kuvvetlendirmek.
  • yarsı-: Aşağılamak, hakaret etmek; nefret etmek, iğrenmek, tiksinmek.
  • yart-: Yazmak (?), kazımak (?).
  • yaru- / y(a)ru-: Parlamak, parıldamak, ışık saçmak, ışıldamak; sevinmek.
  • yarut- / y(a)rut-: Işıklandırmak; aydınlatmak, parlatmak, ışıtmak; propaganda yapmak.
  • yarutıl-: Aydınlatılmak, parlatılmak.
  • yarutuš-: Karşılıklı aydınlatmak, birbirini aydınlatmak.
  • yas-: Bırakmak, salıvermek, (kanat) sermek.
  • yasa-: İnşa etmek.
  • yasaš-: Birlikte düzenlemek, düzene koymak.
  • yasat-: İnşa ettirmek.
  • yasta-: Yaslanmak.
  • yastan- / yast(a)n-: Kendine yastık hazırlamak, dayanmak.
  • yaš-: Saklanmak, gizlenmek, ortadan kaybolmak; çıkmak.
  • yaša-: Yaşamak, … yaşında olmak; tadını çıkarmak.
  • yašar-: Yeşermek, yeşillenmek, tazelemek.
  • yašart-: Yeşertmek.
  • yašat-: Yaşatmak.
  • yašı-: Parlamak.
  • yašına-: Şimşek çakmak, parlamak.
  • yašınat-: Şimşek çaktırmak.
  • yašu-: Parlamak, pırıldamak, ışık yaymak.
  • yašur-: Gizlemek, saklamak.
  • yašut-: Aydınlatmak, ışıtmak, parlatmak.
  • yat-: Yatmak, uzanmak, geceyi geçirmek.
  • yatgur-: Yatırmak, koymak.
  • yatıka-: Uzak olmak, uzaklaşmak, yabancılaşmak.
  • yatla-: Ayrılmak, sapmak.
  • yatlan-: Büyü yapmak, sihir yapmak.
  • yaval-: Huzurlu olmak, sakin olmak, yumuşak olmak, evcilleşmiş olmak, hayırsever olmak.
  • yavaltur-: Yumuşatmak, disiplin altına almak, yola getirmek, yenmek, zaptetmek; zayıflatmak, hafifletmek; birinin dinini değiştirmek.
  • yavızla-: Kınamak; kötü bulmak, kötümsemek.
  • yavızlan-: Kendini kötü hissetmek.
  • yavlaklan-: Kötülemek, kötü davranmak.
  • yavrı-: Zayıf olmak, güçsüz olmak, zayıflamak.
  • yavrıt-: Zayıflatmak.
  • yay-: (1) Kovmak, sürükleyerek götürülmek, sürmek. (2) Yaymak (?).
  • yayı-: Sarsmak, sallamak, silkelemek.
  • yayıl-: Sallanmak, titremek, sarsılmak, heyecanlanmak.
  • yayıt-: Sarsılmak, heyecanlandırılmak, hareket ettirilmek; dağılmak, yayılmak.
  • yayka-: Sallamak, silkmek.
  • yaykal-: Kıyıya çarparak kırılmak, sallanmak, titremek.
  • yaykan-: Kıyıya çarparak kırılmak, coşmak, kaynamak, sallanmak, titremek.
  • y(a)yl(a)-: Yazı geçirmek.
  • yaz-: (1) Yanılmak, günah işlemek, hata yapmak, itaat etmemek, göz yummak. (2) Suda eritmek.
  • yaza-: Düzeltmek.
  • yazıl-: (Hastalık) geçmek, iyileşmek; rahatlamak, gevşemiş olmak; açılmak; eğlenmek.
  • yazıltur-: Gerilimi almak, gevşetmek.
  • yazın- / yaz(ı)n-: Günah işlemek, suç işlemek; cinsel suç işlemek.
  • yazıš-: Birlikte kaçırmak, birlikte yolu şaşırtmak.
  • yazokla-: Günah işlemek; günahları cezalandırmak.
  • yänäläš-: Yenileşmek, yenilenmek.
  • ye-: Yemek, yiyip bitirmek; tadını çıkarmak; tüketmek; yaşamak; (ilaç) almak; (kamçı vb.) yemek.
  • yegäd-: Yenmek, daha üstün olmak, galip gelmek; başarmak, başarılı olmak, yücelmek, kutsanmak.
  • yegäddür-: Daha iyi yapmak, övmek.
  • yegädmäkläš-: Yarışmak.
  • yeglä-: (Daha) iyi bulmak, tercih etmek.
  • yegsä-: Yemek istemek.
  • yelpi-: Yellemek, yelpazelemek.
  • yeltir-: Esmek.
  • yeltrit-: Estirmek, dalgalandırmak.
  • yelvilä-: Büyü yapmak, sihir yapmak, büyülemek.
  • yelvik-: Şeytana tutulmuş olmak, cinlenmiş olmak, büyülenmiş olmak.
  • yemir-: Kırmak, ezmek, mahvetmek, yıkmak, paramparça etmek, doldurmak.
  • yemril-: Yıkılmak, çökmek, devrilmek; tahrip edilmek; (buz) erimek.
  • yemriltür-: Yıktırmak, çöktürmek.
  • yemšä-: Otlamak, otlanmak.
  • yeni-: Hafiflemek, hafif olmak.
  • yeniglä-: Kötülemek, hakaret etmek, aşağılamak, değersiz görmek.
  • yeŋištür-: Anlamı belirsiz.
  • yerčilä-: İdare etmek, yönetmek, rehberlik etmek.
  • yerčilät-: Rehberlik yaptırmak, rehberlik ettirmek.
  • yerik-: Yerleşmek.
  • yeril-: Parçalanmak; ayrılmak.
  • yeriŋü-: Şikayet etmek, yakınmak; üzgün olmak, üzülmek, kederlenmek; duygulanmak.
  • yerit-: Hor görülmek, küçümsenmek, aşağılanmak.
  • yertür-: Nefret ettirmek.
  • yeš-: Birbirini yemek, karşılıklı yemek, yiyişmek.
  • yet-: Yetmek, yetişmek, erişmek, ulaşmak, arkasından yetişmek; tutmak, birdenbire almak.
  • yetgür-: Eriştirmek, yetiştirmek, yardımda bulunmak; (sevap) bağışlamak.
  • yetil-: Yenilmek; varmak, gelmek.
  • yetiš-: Birlikte yetişmek, karşılıklı ulaşmak.
  • yetür-: (1) Yedirmek, beslemek. (2) Ulaştırmak, yaklaştırmak.
  • yev-: Donatmak, döşemek, vermek.
  • yevät-: Donatılmak, süslenmek, teçhiz edilmek; donatmak, hazır hale getirmek.
  • yevätür-: Donattırmak.
  • yevil- / yev(i)l-: Donanmış olmak, donatılmak.
  • yevin-: Donanmış olmak, donanmak.
  • yıdı-: Pis kokmak, kokmak.
  • yıdırkan-: Koklamak.
  • yıdıška-: Koklamak, koklayarak algılamak, kokusundan tanımak.
  • yıdıt-: Kokutmak.
  • yıdla-: Koklamak.
  • yıg-: Toplamak, biriktirmek, yığmak; göz önünde canlandırmak; (elbise) büzmek, drape etmek; (minder) katlamak; geri çekmek; istif etmek; kendini toplamak.
  • yıgdur-: Yığdırmak, toplatmak.
  • yıgıl-: Toplanmak, yığılmak, buluşmak, bir araya gelmek.
  • yıgılıš-: Toplanmak, toplaşmak.
  • yıgın-: Toplanmak, konsantre olmak; sakınmak, çekinmek, (dilini) tutmak; (yaka, elbise) kıvırmak.
  • yıgıntur-: Yakayı geri attırmak, elbiseyi kıvırtmak; içtinap ettirmek.
  • yıgla-: Ağlamak, inlemek, iç çekmek, hıçkırmak, feryat etmek.
  • yıglamsın-: Ağlamayı ileri sürmek, yalandan ağlamak.
  • yıglaš-: Ağlaşmak, birlikte ağlamak.
  • yıglat-: Ağlatmak, feryat ettirmek.
  • yıgrıl-: Bir araya sıkıştırılmak, kıvrılmak, üst üste yığılmak.
  • yık-: Fırlatmak; yıkmak, bozmak, yok etmek.
  • yılın-: Isınmak, ilgi duymak, istekli olmak, hevesli olmak.
  • yılıt-: Isıtmak.
  • yıltızlar-: Kök salmak, kökleşmek.
  • yır-: Çekmek, koparmak, yırtıp ayırmak, parçalamak, sürüklemek.
  • yırga-: Sevinmek, memnun olmak, hoşnut olmak.
  • yırgan-: (Yer) titremek, sarsılmak.
  • yırla-: Şarkı söylemek.
  • yırt-: Yırtmak, parçalamak, parça parça etmek.
  • yırtıl-: Yırtılmak, bölünmek, parça parça edilmek.
  • yırtızka-: Kazmak, çapalamak, bellemek, kazımak.
  • yıv-: Övmek, methetmek.
  • yigil-: Sıkıştırılmak, yığılmak.
  • yilin-: Yapışmak, yapışıp kalmak, yakalanmak, kapılmak.
  • yilintür-: Yapıştırmak.
  • yilkä-: Bulandırmak, karıştırmak.
  • yinčir(i)l-: Eğilmek, reverans yapmak, secde etmek.
  • yinčül-: Artmak.
  • yinčür-: Eğilmek, reverans yapmak, secde etmek; çevirmek, yöneltmek; (bir şeye) yönelmek, kendini adamak.
  • yint-: (1) Aramak. (2) Yenmek, galip gelmek, üstün olmak, daha iyi olmak.
  • yintsik-: Bulunmak, keşfedilmek, erişilmek.
  • yirägür-: Gevezelenmek, gevezelik etmek.
  • yirü-: Çürümek, bozulmak; yok olmak.
  • yišän-: İşemek, idrarını yapmak.
  • yit-: Kaybolmak, ölmek, yok olmak.
  • yitdür-: Kaybetmek, yitirmek; unutmak, unutturmak.
  • y(i)tidil-: Bilenmek.
  • y(i)tilän-: Keskin olmak, yakıcı olmak.
  • yitin-: (Kendisi için) bırakmak.
  • yitit-: Bilemek.
  • yitlin-: Kaybolmak, geçip gitmek, yok olmak; yozlaşmak, dejenere olmak.
  • yitlintür-: Yok etmek, kaybetmek.
  • yitrül-: Kaybolmak.
  • yittür-: Kaybetmek; ihmal etmek; çıkarmak; yok etmek; öldürmek.
  • yitür-: Öldürmek; kaybetmek; düşürmek, boşuna sürdürmek, ulaşamamak.
  • yod-: Silmek, çözülmek.
  • yodul-: Bağlı olmak; lekelenmek.
  • yodun-: Silmek.
  • yogrul-: Çamurla birleşmek, yoğrulmak, hamur şekline girmek.
  • yogučla-: Karşıya geçmek.
  • yoguna-: Kalınlaşmak, yoğunlaşmak.
  • yogunad-: Kalınlaşmak, yoğunlaşmak.
  • yogur-: (1) Katetmek, geçmek, aşmak. (2) Yoğurmak, karıştırmak.
  • yogurkan-: Şaşmak, hayret etmek.
  • yokad-: Mahvolmak, yok olmak, azalmak, kaybolmak, çözülmek, geçip gitmek, ortadan kalkmak.
  • yokadtur-: Öldürmek, yok etmek, yıkmak, öldürtmek, yok ettirmek.
  • yokla-: (1) Artmak, çıkmak, yükselmek, tırmanmak, çoğalmak, büyümek, gelişmek. (2) Kaybetmek, kaçırmak.
  • yoklan-: Üstüne tırmanıp çıkmak.
  • yoklat-: (Yükseğe) kaldırmak, yükseltmek.
  • yola-: Yola koyulmak, bir yerden geçip gitmek, gitmek.
  • yolat-: Duymasını sağlamak, işittirmek.
  • yolı-: Dönmek.
  • yoluk-: Buluşmak, rastlamak, rast gelmek, karşılaşmak.
  • yomdar-: Toplamak, birleştirmek, bir araya getirmek.
  • yomıt- / yom(ı)t-: Toplanmak.
  • yon-: Kesip parçalamak, doğramak; kesip koparmak, oymak; yontmak.
  • yontdur-: Oymak.
  • yoŋa-: Aşağılamak, hakaret etmek.
  • yoŋaš-: Birbirini aşağılamak.
  • yorı-: Gitmek, hareket etmek, adım atmak, yürümek; sürmek; (suda) bata çıka yürümek; yaşamak; davranmak, çalışmak, tatbik etmek; alıştırma yaparak ustalaşmak; (hukuka göre) geçerli olmak; tanınmak; çözülmek.
  • yorıl-: (1) Gidilmek. (2) Yorulmak.
  • yorıt-: Yürütmek, harekete geçirmek; (nasihat) vermek.
  • yorıtıl-: Yürütülmek, ayak basılmak, itaat edilmek, uyulmak.
  • yorıttur-: Yürüttürmek.
  • yort-: Geçit töreni yapmak, yürütmek; yola çıkmak.
  • yorttur-: Geçit töreni yaptırmak, yola çıkarmak.
  • yošuk-: Yanıltılmak, yolu şaşırtılmak, akıl karıştırılmak.
  • yov-: Hile yapmak, aldatmak, yanıltmak.
  • yölä-: Dayamak, desteklemek, payandalamak, yardım etmek.
  • yölämsin-: Destekliyor gibi davranmak, destekliyor gibi görünmek.
  • yölän-: Dönmek; dayanmak, desteklenmek; yöneltim yapmak; (bir şeye) çare aramak.
  • yöläš-: Dayanışmak.
  • yöläštür-: Karşılaştırmak.
  • yöläšür-: Karşılaştırmak, benzemek.
  • yölät-: Desteklenmek.
  • yör-: Yorumlamak, izah etmek, açıklamak, tefsir etmek; çözmek.
  • yörgä-: Sarmak, etrafını sarmak, bürümek, bağlamak.
  • yörgäl-: İçine sarılmak, dolanmak, bağlanmak, bağlı olmak; (ipek böceği) koza örmek.
  • yörgältür-: Halkalandırmak, kıvrıltmak.
  • yörgän-: Kıvranmak; sarılmış olmak.
  • yörül-: Çözülmek.
  • yu-: Yıkanmak, yıkamak, temizlemek.
  • yublun-: (Saç şekli vb.) açılmak, çözülmek.
  • yuk-: Yapışmak, yapışık kalmak, (başkasının malına) tecavüz etmek; arta kalmak.
  • yuklun-: Artık olarak kalmak; kirlenmiş olmak.
  • yukul-: Yapışmak, yapışıp kalmak, lekelenmek.
  • yukur-: Üstüne leke sürmek, sürmek.
  • yul-: Almak, satın almak, geri satın almak, kurtarmak, rehinden kurtarmak.
  • yulı-: Soymak.
  • yulun-: Çalınmak, alıp götürülmek; karşılaşmak, buluşmak.
  • yum-: Kapatmak, kilitlemek.
  • yumbur-: Yıkmak.
  • yumgakla-: Hap yapmak, yuvarlak biçime koymak, yumaklamak.
  • yumša-: Görevlendirmek; tahsis etmek, teslim etmek.
  • yumšat-: (1) (Göreve) yollamak, görevlendirmek. (2) Yumuşatmak.
  • yumul-: (Göz) kapanmak.
  • yumur-: Hor bakmak; ezmek.
  • yumurt-: Hor baktırmak.
  • yumz[a]-: Anlamı bilinmiyor.
  • yumzul-: (Bir şeye) sarılmak, bürünmek.
  • yun-: Yıkanmak, temizlenmek, arınmak.
  • yunčı-: Fenalaşmak, kötüleşmek.
  • yuŋla-: Tüketmek, yemek, kullanmak, harcamak.
  • yupan-: Gözünü yummak; gizlenmek, saklanmak.
  • yupat-: Gizlenmek.
  • yurčkula-: Anlamı bilinmiyor.
  • yurtla-: Konmak, yerleşmek.
  • yuš-: (Belirsiz okuma).
  • yuv-: Yuvarlamak.
  • yuvgad-: Husumet göstermek.
  • [y]uvgala-: Ahlak ve edebe aykırı olarak muamelede bulunmak.
  • yuvul-: Yuvarlanmak, aşağı düşmek.
  • yuyul-: Kaldırılmak, arındırılmak.
  • yüd-: Yüklemek, taşımak, nakletmek.
  • yüdtür-: Yükletmek, vurdurmak.
  • yüdün-: Yüklenmek.
  • yüdür-: Yüklemek.
  • yügärü bol-: Peyda olmak, belirmek, kendini göstermek, kavramak.
  • yügärü kıl-: Ortaya koymak, meydana çıkarmak, izhar etmek, canlandırmak.
  • yügür-: Koşmak, yürümek, gitmek; tesir etmek; aktif olmak; ileriye hareket etmek; kaçmak; akmak.
  • yügürt-: Koşturmak, yürütmek; (ruh) dolaştırmak; yaymak.
  • yügürüš-: Hep beraber koşmak, koşuşmak, yola koyulmak.
  • yük-: Bayılmak.
  • yüklä-: Yüklemek.
  • yükül-: Yükselmek, daha yüksek olmak.
  • yükün-: Eğilmek, reverans yapmak, hürmet etmek.
  • yüküntür-: Hürmet ettirmek.
  • yüküntürül-: Saygı gösterilmek, ağırlatılmış olmak.
  • yüli-: Tıraş etmek.
  • yülit-: Tıraş ettirmek, (saç, sakal) kesmek.
  • yümčiklä-: Göz kırpmak.
  • yüntüš-: Kavga etmek.
  • yüntüt-: Yaralanmak.
  • yüüzläntür-: Döndürmek.
  • yüz-: Atış yapmak.
  • yüzit-: Yüzdürmek.
  • yüzlän-: Yüz çevirmek, yönelmek.

ž Harfi ile Başlayan Fiiller

  • ženla-: Sıkıştırmak, ezmek, havanda dövmek

Bir Cevap Yazın

Altinok Translation sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin