ka < Chin. ᇦ jia (Spätmittelchin. kjaː) Verwandter || akraba
ka kadaš Verwandter2 (auch Äquivalent von Skt. bandhu) || akraba2 (Skt. bandhu’nun da eş değeri)
kabčıgay < Mo. qabčiγai Ufer, Steilhang,
Anhöhe || su kenarı, kıyı, dik yamaç, yükseklik, yokuş
kabın eine bestimmte Art der Steuer || bir
vergi türü; Aussteuer, Mitgift || çeyiz
kabuŋ < Chin. ᇦ㴲 jia feng (Spätmittelchin. kjaː fәwŋ) Biene || arı
kača Geschirr, Gefäß || kap kacak, tabak çanak, kap
kačan wenn, wann, sobald, als || eğer, ne zaman, … -dığında, … -dığı zaman adv
kačan birök || … -dığında, … -dığı zaman, eğer … her … -dıkça
kačanıŋ ~ kačan(ı)ŋ niemals, nie || asla, hiçbir zaman (→ kačan näŋ, kačaŋ) adv
kačan näŋ niemals || asla, hiçbir zaman
kačıg Sinnesorgan (Skt. āyatana, indriya), Durchgangsstätte, Öffnung, Körperöffnung || duyu organı (Skt. āyatana, indriya), geçiş yeri, açma, beden açma
kačıgma fliehend || kaçan
kačıl- (Eigentum) verloren gehen || (mülk) kaybolup gitmek eylemeylem
kačur- verfolgen || izlemek, takip etmek; in
die Flucht schlagen, vertreiben || sürmek, uzaklaştırmak
kad sehr starker Regen, Unwetter || çok
şiddetli yağmur, fırtına
kadag Sünde, Vergehen, Sündhaftigkeit ||
günah, suç, günahkârlık; Not || ihtiyaçlılık, kıtlık, ihtiyaç
kadaglıg Sünden-, mit Sünde, sündig ||
günah …, günahkâr, günahlı kadagsız Sündenloser || günahsız
kadal- Bed. unbekannt || manası belirsiz 1 eylemeylem
kadaš ~ k(a)daš ~ kad(a)š Verwandter, Familienangehöriger (auch Äquivalent von Skt. bāndhava) || akraba, hısım, aile efradı (Skt. bāndhava’nın da eş değeri); Glaubensbruder, Glaubensgenosse, Angehöriger derselben Religionsgemeinschaft || din kardeşi, aynı dinî topluluğa ait kişiler
kadgu Trübsal, Kümmernis, Befleckung, Leidenschaft (Skt. kleśa) || keder, kaygı, lekeleme, ihtiras, tutku (Skt. kleśa) (s./bk. Mo. qayiγu)
kadgur- trauern, Kummer haben, besorgt sein
|| üzülmek, üzüntü çekmek, endişe etmek, kaygılanmak, kederlenmek eylemeylem
kadın Schwieger-, Schwiegereltern || dünür …,
kaynata-kaynana; Verschwägerter || hısım, dünür
kadıŋ Birke, Gefäß aus Birkenrinde, Gefäß ||
huş ağacı, huş ağacının kabuğundan yapılmış kap kacak, kap kacak
1
kadır ~ kad(ı)r (Brauen) gerunzelt || (kaş) çatık; grimmig, grausam, heftig, grob, energisch, wild, schrecklich || öfkeli, zalim, şiddetli, kaba, kızgın, vahşi, korkunç, kötü; Wildheit || vahşilik, yabanilik; Härte, Strenge || keskinlik, sertlik
kadıt- stolz sein || gururlu olmak eylemeylem
kadız Rinde, Baumrinde, Zimt, Zimtrinde (Cinnamomum zeylanicum, Breyn.)
|| kabuk, ağaç kabuğu, tarçın, tarçın kabuğu (Cinnamomum zeylanicum, Breyn.)
kadıra wiederholt || yine, tekrar tekrar adv
kadoš < MP/Parth. kādōš < Syr. qdwš heilig || kutsal
kadrak Schlucht, Bergwindung, Abhang || dağ geçidi, dağ kıvrımı, yamaç
kadrıl- zurückweichen, sich umwenden || geri çekilmek, arkaya dönmek eylemeylem
kadu- (Regen) niedergehen, fallen|| (yağmur) yağmak, düşmek eylemeylem
kadyot < TochB khadyot < Skt. khadyota Glühwürmchen || ateş böceği
kadyot kurt Glühwürmchen || ateş böceği
kagač ~ kakač schmutzig || pis, kirli; Schmutz
(auch Äquivalent von Skt. kheṭa) || pislik, kir
kagal stolz || gururlu; Rute, Geißel || kamçı, kırbaç
kagal bagšal stolz2 || gururlu2
kagal bagšal äriglig barıglıg mit stolzem2
Gebaren2 || gururlu2 tavırlı2
kagrul- busan- bekümmert sein2, grollen2 || dertlenmek2, kin beslemek2 eylemeylem
kagšaš- klirren, klimpern || şıngırdamak, zangırdamak, tıngırdamak eylemeylem
kaguk sızlagka äm adv || mesane ağrısına karşı ilaç
kagur- rösten || kavurmak (s./bk. Mo. qaγur-) kavur-
kagurul- (von Kummer) verzehrt werden, eylemeylem
bedrückt sein || (kaygıdan, kederden) tükenmek, sıkıntı basmak
kaitse < Chin. 㣕ᆀ jie zi (Spätmittelchin. kjaːjˋ tsẓˊ) Senfpflanze || hardal (DLT kıčı, MMo. kiči) kaitse ävini Senfkorn, Senfsaat || hardal tohumu
kak trocken, getrocknet || kuru; Trockenobst ||
kuru meyve; trockenes Land || kuru arazi (s./bk. Mo. qaγ)
kak ot saman getrocknetes Heu und Stroh || kuru ot ve saman
kak yerlär trockene Ländereien || kuru araziler
kakani << Skt. kākaṇa eine bestimmte Art von
Geschwür || yaranın bir türünün adı
kakı- in Wut geraten, zornig werden, sich ärgern || öfkelenmek, sinirlenmek, kızmak eylemeylem
kakıg Hass, Wut || nefret, kin, öfke, kızgınlık
kakıg köŋül Hass, Wut || nefret, kin, öfke, kızgınlık
kakıgu In-Wut-Geraten || öfkelenme 1
kakıla- (onom.) rufen, schreien || (yansımalı kelime) bağırmak, çağırmak, seslenmek eylemeylem
kakıla- ätinä- rufen2, schreien2 || bağırmak2, çağırmak2, seslenmek2
kakılıšmak Gegeneinanderstoßen, Aufeinanderprallen || tokuşma
kakımak In-Wut-Geraten, Zornigwerden, Hassen || öfkelenme, sinirlenme, nefret etme
kakın- bereuen, (Fehler) eingestehen, bekennen || itiraf etmek, tövbe etmek, pişman eylemeylem olmak, açıklamak, günah çıkarmak
kakıtıš- einander (im Scherz) stoßen || (şaka olarak) itişmek
kakıtıš- itiš- einander (im Scherz) stoßen2 || (şaka olarak) itişmek2 eylemeylem
kakrıt- (Glocke, Signalgerät der Mönche)
anschlagen || (çan, rahiplerin işaret aleti) çalmak eylemeylem
kakšaš- stinken (?) || kötü kokmak (?), pis kokmak (?) kakšašu čahšašu yorı- stinkend und (mit den Halsketten) rasselnd umherziehen (indische Asketen) || kötü kokarak ve (gerdanlıkları) şakırdayarak dolaşmak (Hint fakirleri)
kal tollwütig, verrückt, irr || kudurmuş, deli,
çıldırmış; dumm || aptal; Verwirrtheit, Irrtum
|| kafası karışıklık, yanılma; Verrückter, Irrer || çılgın, deli, manyak
kal- ~ k(a)l- bleiben, dableiben, übrigbleiben, eylemeylem
aufhören zu existieren || kalmak, durmak, var olmayı bitirmek
kalmıš äski v(i)rhar verlassenes altes Kloster || terk edilmiş eski manastır
kala- (ein)frieren || donmak, buz tutmak eylemeylem
kalal < TochB kaläl < Skt. kalala Embryo in der
ersten Schwangerschaftswoche || hamileliğin ilk haftasındaki embriyo
k(a)lam < TochA kalām < Skt. kalama Schreibgriffel, Schreibfeder || yazı kara kalemi, kalem
kälim šuk Schreibgriffel2, Schreibfeder2 || yazı kara kalemi2, kalem2
kalan eine bestimmte Art der Steuer || bir
vergi çeşidi; Landsteuer, Grundsteuer || arazi vergisi, gayrimenkul vergisi
kalaŋulad- ins Schweben bringen, sich drehen lassen || (havada) süzdürmek, döndürmek eylemeylem
kalaŋur- schweben, (vor Freude) erhoben eylemeylem
werden, einen Luftsprung machen || süzülmek, (sevinçten) göklere çıkarılmak, havaya sıçramak
kalča < Mo. qalǰa ein Hohlmaß || bir hacim ölçüsü
kalı- ~ k(a)lı- fliegen, schweben || uçmak, süzülmek (s./bk. Mo. qali-) eylemeylem
kalımıš bulıt hochfliegende Wolke || yükselmiş bulut
k(a)lıyu b(a)r- (r) fortfliegen, wegfliegen || uçarak gitmek adv
kalık Stockwerk, Söller, Tribüne, Kuppelgebäude || kat, kule, kürsü, tribün, kubbeli bina; Halle (Skt. prāsāda) || hal, salon (Skt.
prāsāda); Raum im Obergeschoss, Turmzimmer || üst kattaki oda, kule odası; Palast || saray
kalık- sich erheben (?) || ayağa kalkmak (?), yükselmek (?) eylemeylem
kalın dicht, dick, zahlreich, viel, üppig || sık, gür, kalın, sayısız, çok, bereketli, dolgun;
drückend, lastend || sıkıcı, bunaltıcı; dickflüssig || koyu, yoğun; (Schlaf) tief, fest || (uyku) derin; Dicke, Stärke, Dichte || kalınlık, yoğunluk, sıklık; Bevölkerungsreichtum || yoğun nüfusluluk; eine Herde von … || … -nın bir sürüsü
kalınčsız restlos, alle || tam, kalıntısız, bütün
kalınču Rest, Essensrest, Müll, Kot, Exkrement || kalıntı, artık, yemek artığı, çöp, dışkı; Niedergang || çöküş; traditionell || geleneksel; hinterlassen, rudimentär || (geriye) kalan, basit
kalıŋ Brautpreis, Brautgeld || başlık parası 2
kalıŋurmaklıg mit Frohlocken || sevinçli, sevinmeli
kalıŋurt- schweben lassen, frohlocken lassen
|| süzülerek uçurtmak, süzdürmek, sevindirmek eylemeylem
kalısız restlos, ohne Rest, das … ohne Rest, alle
|| kalıntısız, eksiksiz, kalıntısız şey, bütün, tam kalısız barča restlos alle, alle2 || eksiksiz bütün, bütün2
kalısız bir täg restlos2 || bütün2, kalıntısız2 ekekekek adv
kalıt- schweben lassen, auf den Luftweg befördern || havada süzdürmek, hava yolu ile
taşımak; (Banner) hochsteigen lassen || (bayrak, sancak) yukarı kaldırtmak, yükselttirmek, yükseltmek
kalıtı elit- schweben lassen || havada süzdürmek adv
kalk- aufstehen || kalkmak 1 eylemeylem
kalmadın (adv.) unverzüglich || acil, çabuk, ivedilikle, gecikmeksizin
kalŋurga schwankend || sallanan
kalŋurga čäčäklig yertinčü || sallanan çiçek gibi olan dünya (yani, geçici dünya) ekekekekekek
k(a)lp < TochA kalp / < Sogd. klp ~ krp ~ krph ~ kδph < Skt. kalpa Weltzeitalter || dönem, devir, çağ (vgl./krş. TochB kālp, Khotansak. kalpa-, Sogd. kδpʾ, Mo. galab, galb, γalab, Tib. bskal pa)
k(a)lp bašlagı Anfang des Kalpas, Anfang eines Kalpas || çağ başlangıcı
kaltı ~ k(a)ltı < TochA kuyalte nämlich, auf
diese Weise || yani, demek ki, şu şekilde, bu şekilde adv
kaltı birök näčätä erst wenn || ilk …-dığında
k(a)ltı näčük wenn nämlich || eğer yani
kaltı … täg wie … (Äquivalent von Skt. yathā) || … gibi adv
k(a)ltı yänä ~ kaltı y(ä)nä in dieser Weise || bu şekilde
k(a)ltı ymä || örnek olarak
k(a)ltı ymä … täg ähnlich wie … || … -ya benzer
kalva Gemüse || sebze
kalvalık Gemüsegarten || sebze bahçesi
kalyan < TochB kalyān < Skt. kalyāṇa edel || soylu
1
kam Magier, Schamane, religiöser Spezialist || büyücü, şaman, dinî mütehassıs
kam bügülängüči Zauberer und Beschwörer || büyücü ve ruh çağırıcı
kamlar ulugı der Oberste der Schamanen || şamanların en yükseği
2
kam < Chin. 嗅 kan (Spätmittelchin. kham) Schrein || sandık, dolap
kam- niederstrecken, zu Fall bringen || yere sermek, düşürmek eylemeylem
kamag ~ kam(a)g ~ k(a)m(a)g alle, gesamt,
alles || bütün, tüm, hepsi, her, her şey; Gemeinsamkeit || ortaklık, bütünlük
kamag birlä insgesamt || hepsi birden
kamag ogšatıg Gemeinsamkeit und Ähnlichkeit || ortaklık ve benzerlik
kamag törlüg alle, alle Art || bütün, her çeşit adv
kamag üdün die ganze Zeit || tüm zaman
kamag yomkı alle2 || bütün2, tüm2
kamagda yeg allerbeste(r, -s) || en iyi(si), en birinci
kamagdın sıŋar in allen Richtungen || her yöne, her yönden
kamagta baštınkı zuallererst, in höchstem Maße || her şeyden önce, büyük ölçüde
kamaglıg gemeinsam, allgemein, allen zur
Verfügung stehend, generell || birlikte, ortak, genel, bütün, herkesin emrine amade olan
kamagu alle insgesamt || hepsi birden, bütünü, hepsi (→ kamugu) adv
kamagu barča alle insgesamt2 || hepsi birden2
kamagun alle gemeinsam, alle || hep birlikte, hepsi, bütünü (→ kam(a)g(ı)n) adv
kamagunča wie viele auch immer || ne kadar (varsa) adv
kamagunča … bar ärsär … wie viele … es auch gibt … || ne kadar … varsa
kamgak Queller, Gipskraut, Salzkraut (Salsola collina) || dikenli çöven (Salsola collina); Ackerwinde || kuzu sarmaşığı
kamgı verdreht, verbogen, verkrüppelt ||
şaşkın, kafası dağınık, yamuk, çarpık, eğri, sakat; pervers || sapık
kamıč ~ k(a)mıč Schöpflöffel, Schöpfkelle || kepçe
kamıčak Kaulquappe || iribaş, dufayda
kamıčak kurtk(ı)ya Kaulquappe || iribaş, dufayda
kamıl- ~ k(a)m(ı)l- zusammenbrechen, niederstürzen, umfallen || yere yığılmak, aşağı yıkılmak, yere düşmek eylemeylem
kamılu tüš- zusammenbrechen, umfallen || yere yığılmak, yere düşmek adv
kamıš üzä čıt Zaun aus Bambus || kamıştan çit adv
kamıšlayu wie Schilf, wie Rohr, wie Zuckerrohr || kamış gibi, şeker kamışı gibi
kamıt- umfallen, verderben || yere düşmek, bozulmak eylemeylem
1
kamla- (m)schamanisieren || şamanlık yapmak eylemeylem
kamša- ~ k(a)mša- erbeben, zittern || sarsılmak, titremek; sich bewegen || hareket etmek eylemeylem
kamšamaz unerschütterlich || sarsılmaz
kamšančs(ı)z unerschütterlich || sarsılmaz
kamšat- zum Zittern bringen, schütteln, eylemeylem
erschüttern || titretmek, sallatmak, sarsmak; stören || rahatsız etmek
kamtın < Mo. qamtu zusammen || birlikte adv
kan ät tanču Blut- und Fleischteilchen (Bez.
einer Embryonalphase) || kan ve et parçacığı (embriyonal bir evrenin adı)
kan öŋlüg die Farbe von Blut habend || kan renkli
kan tomur- bluten, eine Blutung haben || kanamak, kanaması olmak eylemeylem
kan- zufrieden sein (auch Äquivalent von Skt. tṛp-), (Wunsch) erfüllt werden, sich erfüllen || eylemeylem memnun olmak (Skt. tṛp-’ın da eş değeri), (isteği) yerine getirilmek, gerçekleşmek, kanmak, doymak, tatmin olmak; genug haben, zufrieden sein || yetmek, memnun olmak (s./bk. Mo. qan-, qanu-) kan- büt- (Wunsch) erfüllt werden2, sich erfüllen2 || (isteği) yerine getirilmek2, gerçekleşmek2
kana- Blut abzapfen, zur Ader lassen || kan almak (s./bk. Mo. qana-) eylemeylem
kanag Aderlass || kan alma
kanča wohin? || nereye? adv
1
kančı Blutsauger || kan emici
kančı kurt Blutegel || sülük
kančı kurtlug arıg || sülük ormanı
kančımak Gierigsein || açgözlü olma, hırslı olma eylemeylem
kangusuz nicht zufrieden || doyulmaz, hoşnutsuz, memnun değil
kanımlıg bolmak Zufriedensein (Äquivalent
von Skt. °niyama) || memnun olma (Skt. °niyama’nın eş değeri)
kanımlıg törö Zufriedenheit || memnuniyet
kanımsız(ın) (adv.)unablässig, unaufhörlich ||
durmadan, durmaksızın, sürekli, aralıksız
kanınčsız unersättlich || doyumsuz, doymak bilmez
kanınčsız köŋül Unersättlichkeit || doyumsuzluk
kanınčsız köŋülin (adv.) auf unersättliche
Weise, unaufhörlich || doyumsuz bir şekilde, sürekli, aralıksız
kan(ı)t- (das Herz) zufrieden machen, zufrieden sein || (gönlü) memnun etmek, memnun olmak eylemeylem
kan(ı)tu täp- voll Zufriedenheit schreiten || memnuniyetle adım atmak
2
kanlıg (Basiswort kan < Chin. 䯃 jian, Spätmittelchin. kjaːn) aus … Einheiten bestehend
(Zählwort für Häuser) || … birimlerden oluşan (evler için sayı sözcüğü)
kanmaksızın (adv.) unersättlich || doyumsuz, doymak bilmez
1
kanpo < Chin. ᇈᐳ guan bu (Spätmittelchin.
kuan puə̆ˋ; Yuan: kɔn puˋ) Stoff von offiziellem
Format (als Tauschmittel) || (değiş tokuş malzemesi olarak) resmi ölçülerdeki kumaş
2 kanpo < Tib. mkhan po Abt || manastırın baş rahibi
kanta ~ k(a)nta woher? wo? weshalb? wohin? adv
|| nerden?, nerede?, niçin?, nereye?; wo auch immer || nerede olsa, nerede olursa olsun
kantaran von woher? wie? || nereden?, nasıl? adv
1 kantik < Skt. Name eines Festes || bir kutlamanın adı, bir bayramın adı
2
kantik << Skt. kaṇṭaka Stachel, Dorn || büyük diken, diken
kantur- (Wünsche) erfüllen, befriedigen || eylemeylem
(istek) yerine getirmek, memnun etmek; löschen || söndürmek
kanu kanu wer wohl? || kim? adv
kanurmak Bed. unklar || manası belirsiz eylemeylem
kanya < Skt. kanyā Name eines Sternbildes (Jungfrau) || bir burç adı (Başak)
kaŋ ~ k(a)ŋ Vater || baba; (m) göttlicher Vater || baba; ilahi baba; der männliche Aspekt einer (tantrischen) Gottheit || bir (Tantrist) tanrının erkek görünüşü
kaŋıč Väterchen, lieber Vater || babacık, sevgili baba
tärgän < Mo. terge(n) Wagen || araba
kaŋsıla- (Vögel) zwitschern || (kuş) ötmek eylemeylem
kaŋsıla- čırına- (Vögel) zwitschern2 || (kuş) ötmek2 eylemeylem
kaŋsız vaterlos, jemand ohne Vater || babasız, yetim
1 kap < Chin. Ῥ ke (Spätmittelchin. kh ap) Schlauch, Wasserschlauch, Lederschlauch, Ballon || tulum, su tulumu, deri tulum, balon; Sack, Beutel || kese, torba; eine Maßeinheit (ein kap = 30 tämbin; auch Entsprechung von Chin. ᯇ dou ca. 8,4 Liter) || ölçü birimi, hacim ölçüsü (bir kap = 30 tämbin; Çince ᯇ dou’nun da eş değeri = yaklaşık 8,4 litre); eine Art Steuer (in Form von Wein in Schläuchen) || bir vergi çeşidi (tulumlarda şarap şeklinde); Paket || paket; Behälter || kap, depo; Hodensack || haya torbası
3
kap < Chin. ⭢ jia (Spätmittelchin. kjaːp) Schild || kalkan; erstes Glied der Shigan-Reihe (himmlischer Stamm) || Shigan dizisinin birinci halkası (gök soyu); Dekade || onluk, onlu zaman dilimi (→ qyap)
kap- ~ k(a)p- fassen, packen, ergreifen, zuschnappen (Schlange), fangen || tutmak,
yakalamak, kapmak (yılan); schwingen || sallamak eylemeylem
kapa- einpferchen || kapamak, toplamak eylemeylem
kapagu Einpferchen || kapama, toplama, tıkıştırma
kapala < Skt. kapāla Schädelschale || kafa tası kâsesi (s./bk. Mo. gabala)
kapan < Chin. (°pan < Chin. pen; Spätmittelchin. pɦun) Becken, Taubecken
|| havuz, havza, çiy havuzu; Teller || tabak; große gemusterte Schale || büyük desenli kâse
kapgır eine Art Stoff oder Bekleidung (gelber
Seidenstoff) || bir çeşit kumaş veya giysi (sarı ipekli kumaş)
kapıla- (br) Bed. unklar || manası belirsiz eylemeylem
kapırčak Behälter, Schatulle, Schrein || kap, küçük sandık, ziynet kutusu, dolap (s./bk. Mo. qayirčaγ)
kapız Schatulle || küçük sandık, ziynet kutusu; Sarg, Sarkophag || lahit, tabut
kapız- ergreifen lassen || tutturmak eylemeylem ekekekekek
kapir << Skt. karpūra Kampferbaum, Kampferlorbeer (Cinnamomum camphora) || kâfur ağacı (Cinnamomum camphora) (s./bk. Pāli kappūra) (→ karpur)
2
kaplıg Gebärmutter- || döl yatağı …
kaprıg Schaufel, Spaten || kürek
kapyari ~ kapiyari < TochB kapyāre < BHS kapyāri Diener, Arbeiter (Äquivalent von Skt. celaka), Pförtner (im indischen Kloster) || hizmetçi, işçi (Skt. celaka’nın eş değeri), (Hint manastırında) girişi kontrol eden görevli, kapıcı
1
kar- überfluten || su basmak eylemeylem
2
kar- durcheinander werfen, vermischen || karmak, karıştırmak eylemeylem
1
kara ~ k(a)ra schwarz, dunkel || kara, siyah, esmer; (Soldat) einfach || (asker) basit;
einfaches Volk, Volk || sıradan halk, halk; (m) das dunkle Prinzip, die Finsternis || karanlık
prensibi, karanlık; Leichnam || ceset; Begräbnis, Trauerfeier || defin töreni, cenaze töreni;
Vieh, Besitztum || hayvan, davar, mal; Haupt- || baş …; schwarze Wolle || siyah yün; Teil von
1
kara- schauen, betrachten || bakmak, görmek (s./bk. Mo. qara-) eylemeylem
karabaš ~ k(a)rabaš ~ k(a)r(a)baš Sklave || esir, köle
karačıg Völkchen, kleines Volk || halkçık, küçük bir halk
1
karaču < Mo. qaraču Volk, Bevölkerung || halk, nüfus
karaču bodun Volk2, Bevölkerung2 || halk2, nüfus2
karaču el Volk2, Bevölkerung2 || halk2, nüfus2
1
karagu ~ k(a)ragu blind, (Auge) getrübt || kör, karartılmış (göz)
k(a)ragu közlüg
karagu sıčgan Maulwurf || kör sıçan, köstebek, yer sıçanı
karak ~ kar(a)k Auge, Pupille, Augapfel || göz, göz bebeği, göz yuvarlağı
karakčı ~ k(a)rakčı Bandit, Räuber, Dieb || eşkıya, haydut, soyguncu, hırsız
karakı Stock || sopa
karakuš Geier (auch Äquivalent von Skt.
gṛddhra) || akbaba (Skt. gṛddhra’nın da eşdeğeri); Adler || kartal
kar(a)lag schwärzlich || siyahımsı 1
karam << Skt. karman Tat || iş, eylem (s./bk. Baktr. manS krm, qrm) (→ karim, karman)
karamtı ~ k(a)ramtı schwärzlich, verdunkelt,
dumm || siyahımsı, kararmış, aptal
karamuk Körnchen || tanecik
karaŋgu ~ k(a)r(a)ŋgu finster, dunkel || karanlık, koyu; Finsternis, Dunkelheit, einer der
drei guṇas in der indischen Sāṃkhya-Schule (Skt. tamas) || karanlık, Hindistan’daki
Sāṃkhya ekolündeki üç guṇadan biri olan (Skt. tamas) (s./bk. Mo. qarangγu, qarangγui, qarangqui)
k(a)rarıg ~ kararıg finster, verfinstert || karanlık, kararmış; Finsternis || karanlık
karat(a)š (syrS) Bruder || erkek kardeş
karaža ~ k(a)raža < Sogd. krʾzʾkh < Skt. kāṣāya das ockerfarbene Mönchsgewand, Mönchsrobe (Skt. cīvara) || aşı boyası renkli rahip elbisesi, rahip cüppesi (Skt. cīvara) (vgl./krş. TochA kāṣāri, kāṣār, TochB kaṣār, Khotansak. kāṣāya-, Mo. karša, γarša) k(a)raža ton Mönchsrobe, Mönchsgewand || rahip cüppesi, rahip elbisesi
k(a)rčaŋ < Neupers. karčang Name eines Sternbildes (Krebs) || bir burç adı (Yengeç)
karga tapıgsakınča köŋül Gehorsam wie bei den Krähen üblich || kargalarda olduğu gibi itaat etme adv
karga- fluchen, verfluchen || küfretmek, beddua etmek, lanet etmek eylemeylem
kargan- verfluchen, fluchen, verwünschen ||
küfretmek, beddua etmek, lanet etmek, ilenmek eylemeylem
kargaša Streit || kavga, münakaşa
kargat- verfluchen || beddua etmek eylemeylem
kargıš Fluch, Verfluchung, Zauberformel || beddua, lanet, büyü sözcüğü, büyü formülü
kargu (br) Beobachtungsturm || gözetleme kulesi
kargučı Wächter || nöbetçi, bekçi
3
karı Elle (Maß, z. B. für Stoffe, ca. 30 cm) ||
arşın, endaze (ölçü, örneğin yaklaşık 30 cm olan kumaş); (m) Maßangabe in einem
geistigen Drogenbuch || bir ruhani ilaç kitabındaki ölçü birimi; Armspanne || kol karışı
karı karı Elle für Elle || arşın arşın
karı- ~ k(a)rı- altern, alt werden || yaşlanmak, ihtiyarlamak, kocamak eylemeylem
karı- öl- tay- yaşlanmak, ölmek ve (daha kötü varlık şeklinde) aşağı kaymak
karıl- sich einlassen (mit), durcheinander geworfen werden, sich vermischen, sich vermengen || karışmak, harman olmak eylemeylem
karıla- ~ k(a)rıl(a)- (Stoff usw.) nach Ellen abmessen || arşınlamak eylemeylem
k(a)rıl(ı)n- sich vereinigen || uzlaşmak, birleşmek eylemeylem
karıltarak Spange, Armreif || toka, bilezik (→karılturuk)
karılturuk Spange, Armreif || toka, bilezik (→ karıltarak)
karım Graben, Festungsgraben || hendek, kale
hendeği, çukur (bir müstahkem mevki etrafındaki koruma hendeği)
karın Bauch, Leib, Magen (auch Äquivalent von Skt. koṣṭha) || karın, mide (Skt. koṣṭha’nın
da eş değeri); Kleines, Junges || küçük, genç, yavru; Gemüt || duygu, huy, his
karınčlıg abgeneigt, überdrüssig, unglücklich
|| isteksiz, bıkkın, üzgün; Abneigung || hoşlanmama, tiksinti, isteksizlik
karınču Flut, Sturzbach || suların kabarması, sel
karıntur- etwas sich mischen lassen || bir şeyi karıştırtmak eylemeylem
karıš- zuwiderhandeln, entgegenstehen, sich widersetzen, sich vergehen, im Gegensatz stehen (zu), sich streiten || aykırı hareket etmek, karşı durmak, karşı koymak, suç işlemek, yasaları çiğnemek, (bir şeye) uymamak, atışmak; sich verbinden, sich sammeln, sich vermischen || birleşmek, toplanmak, karışmak; in Konjunktion stehen || bir araya gelmek, kavuşmak
karik << Skt. kārikā Werktitel (Kurzform für Abhidharmakośakārikā) || bir metnin başlığı
(Abhidharmakośakārikā’nın kısa şekli); Merkvers, Vers (oft mit philosophischem Inhalt) || (felsefi konularlardaki) mısra
k(a)rik(a)dan < Sogd. qrqδδn < Syr. qarkeδāna Amethyst || ametist
karim << Skt. karma Rechtshandlung, das Formular der Rechtshandlung || hukuki eylem,
hukuki eylemin formu (→ 1 karam, karman)
karkad << Skt. karkaṭa Name eines Sternbildes
(Krebs) || bir burç adı (Yengeç) (s./bk. Mo. gargada
k(a)rkrogn < Sogd. krkrwγn Ghee, geklärte Butter || arındırılmış yağ
karkumi < Neupers. qarqumi Brokat || brokar, sırma kumaş (s./bk. Mo. qarγam
karkumi barčın Brokat2 || brokar2, sırma kumaş2
karkumi barčın šünkim Brokat3 || brokar3, sırma kumaş3
karmala- plündern, rauben, zerstören || yağmalamak, gasp etmek, zorla almak, yıkmak eylemeylem
karman < Skt. karman Tat, Handlung || eylem, amel, iş (s./bk. Khotansak. karma-) (→ 1 karam, karim)
kars (ursprünglich wohl *harse < Chin. 㽀ᆀ he zi; Spätmittelchin. xɦat tsẓˊ) Wollstoff, grober
Stoff || yün kumaş, çuval gibi kumaş (s./bk. Gāndhārī karci, Sogd. rzγy, rγzy)
karsak Steppenfuchs || karsak, korsak tilkisi, bozkır tilkisi (s./bk. Mo. kirsa)
karsın alter Mann (?) || yaşlı adam (?) 1
karšapan << Skt. kārṣāpana ein Münzwert || bir sikke değeri (s./bk. Mo. garšabani)
1
karšı (möglicherweise < TochB kerccī) Palast || saray (s./bk. Mo. qarsi)
karšınıŋ küntüni die Südseite des Palastes || sarayın güney tarafı
2
karšı ~ k(a)rš(ı) gegenteilig, feindlich, zuwider, entgegengesetzt, konträr, uneins, entzweit, widrig, widersprechend || aksi, düşmanca, nahoş, zıt, muhalif, araları açık, araları açılmış, ters, aykırı, mütehalıf; Streit habend, streitlustig || kavgacı, kavgayı seven; abtreibend || çocuk düşürten; Gegenteiliges, Widerspruch, Gegensatz, Opposition (Planeten) || aksi, karşı koyma, karşı, (gezegenler) karşı konum; Gegenmittel, Heilmittel || çare, ilaç; Widrigkeit, Widriges || terslik, aksilik, ters bir şey, aksi bir şey; Bedrängnis, Not, Gefahr || sıkıntı, darlık, tehlike; Gegner, Widerpart || muhalif, muteriz, muarız, hasım (s./bk. Mo. qarši)
karšısız ohne Streit, ohne Feindschaft, nichtgegenteilig || kavgasız, tartışmasız, düşmanlıksız, muhalifsiz
karšur- sich kreuzen, changieren (Farben) ||
karşılaşmak, çatışmak, kesişmek, yanardöner olmak (renkler) eylemeylem
kart Geschwür, Geschwulst, Schwellung || ülser, yara, çıban, tümör, şişme, şişkinlik
kart baš Geschwür und Wunde || çıban ve yara
kart bäz Geschwür2, Schwellung2, Geschwulst2 || ülser2, çıban2, tümör2, şişme2, şişkinlik2
karte < Sogd. kʾrtʾk ~ kʾrtk < Skt. gṛhastha
Laienanhänger, Hausvorstand || rahip olmayan erkek Budist, ev idari heyeti (vgl./krş.
TochB kattāke, TochA kātak, kātäk, Khotansak. ggāṭhaa
kartı albern || ahmak, aptal
karun < TochA kāruṃ / < TochB karuṃ < Skt. karuṇā Mitleid || merhamet, acıma
karva- anfassen, berühren, fest packen, erfassen || dokunmak, sıkı tutmak, yakalamak, kavramak eylemeylem
karvayu bürt- umfassen || sarılmak, sarmalamak adv
kas Schale, Rinde || kabuk 2
1
kasa < Syr. ksʾ (c) Kelch (in der Liturgie) || (lituryadaki) çanak
kasa < Arab./Neupers. qaẓā Unfall || kaza
1
kasan allein, einsam (?) || yalnız, kimsesiz, yapayalnız (?)
kasıg Kiefer, Unterkiefer, Kinn, Mundhöhle || çene, alt çene, ağız boşluğu
kasıg agrıg Kieferschmerzen || çene ağrısı
kasıg agrıg äm Mittel gegen Kieferschmerzen || çene ağrısına karşı ilaç
kasıg srikvan Kiefer2 || çene2
kasık Schale (einer Frucht oder eines Eis) || (bir meyvenin veya bir yumurtanın) kabuğu;
Schlangenhaut (vermutlich nur die beim Häuten abgestreifte Haut) || yılan derisi (muhtemelen deri yüzmedeki yüzülmüş deri)
3
kaš Jade || yeşim (taşı) (s./bk. Mo. qas, qaš)
kaš bölöki Jade-Splitter || yeşim parçası
kaš čäčäk tegli ordo || ,yeşim çiçeği‘ adlı saray
kašan- urinieren || işemek, idrar yapmak
kašanmıš yer Intimbereich, Urethralbereich || genital bölge, cinsel bölge eylemeylem
kašanıg Urin || idrar, sidik
kašanıg ičtäči Trinker von Urin (eine Dämonenklasse) || idrar içici (bir şeytan sınıfı)
kašar << Skt. kṣāra Alkali, Pottasche, Ätzmittel || alkali (→ kšara)
k(a)šay < TochB kaṣāy < Skt. kaṣāya Dekokt,
Aufguss || bitkilerin ilaç yapımı için kaynatılması, enfüzyon
kašga mit Blesse || akıtmalı
kašga ud Rind mit Blesse || akıtmalı sığır
kašgalak kleiner Wasservogel, Wasserhuhn || küçük su kuşu, su tavuğu
kašgalak bašlıg kaz Gans mit dem Kopf eines Wasserhuhns || su tavuğu başlı kaz
kašıksız ohne Brechstange, ohne Spitzhacke || levyesiz, külünksüz
kašınčıg furchtbar, sehr, außerordentlich || korkunç, çok, fevkalade; Furchtbarer || korkunç bir kişi ?????????
kašınčıg ıdok sehr heilig || çok kutsal
kašınčıg taŋısok außerordentlich wunderbar || olağanüstü harika
kaši << Skt. kaśā Peitsche || kamçı, kırbaç
k(a)šiša < Syr. qšyšʾ (c) Priester || papaz
1
kat ~ k(a)t Schicht, Stockwerk || kat, katman; (Stoff) Lage || (kumaş) kat; Mal || kez, defa; Haufen || yığın; Stelle || mevki; Falte (auch
Äquivalent von Skt. puṭa), Hautfalte (Äquivalent von Skt. balī) || büklüm (Skt. puṭa’nın da eş değeri), deri kırışıklığı (Skt. balī’nın eş
değeri); Schlucht || dağ geçidi; -fach, -stöckig || … katı, … katlı; zerklüftet || yarıklarla dolu, yarılmış adv
2
kat Frau (Schreibung katdım ,meine Frau‘) ||
kadın, eş (katdım yazımı ise, ,benim eşim‘)
3
kat Beere || (çilek, dut, böğürtlen gibi meyvelerin) tanesi
1
kat- steif werden, hart werden, sich verfestigen, erstarren, verdorren, (Zunge) belegt
sein || sertleşmek, donmak, katılaşmak, (dil) tutulmak (s./bk. Mo. qata- eylemeylem
2
kat- hinzufügen, applizieren, vermischen, mischen, durcheinander werfen || eklemek,
ilave etmek, uygulamak, karıştırmak; zusammenfassen || toplamak, özetlemek eylemeylem
1
kata Mal, … -mal (auch Äquivalent von Skt. -kṛtvā) || kez, … defa (Skt. -kṛtvā’nın da eş değeri)
kata kata immer wieder, wieder und wieder || tekrar tekrar adv
katal << Skt. kadalī Bananen(staude) (Musa sapientum) || muz (otsul bitkisi) (Musa sapientum) (→ katali)
katali << Skt. kadalī Bananen(staude) (Musa
sapientum) || muz (otsul bitkisi) (Musa sapientum) (s./bk. Mo. gadali, kandali) (→ katal)
katar- umdrehen || döndürmek eylemeylem
katarıl- umkehren || geri dönmek eylemeylem
kataru zurück, nach hinten || geri, geriye adv
katčıgsız restlos || kalıntısız, eksiksiz
katčıgsızın (adv.) restlos || tamamen, bütünüyle, kalıntısı
katge ~ k(a)tge << Skt. khaḍga Nashorn || gergedan; auch eine von zwei Kategorien der
Pratyekabuddhas || Pratyeka-Buda’nın iki kategorisinden de biri
katgı rau, barsch, schlecht gelaunt || kaba, pürüzlü, keyifsiz, kötü, neşesiz; arrogant || kibirli, küstah; (Körper) aufrecht || (vücut) dik
katgur- laut lachen, (Brauen) hochziehen || sesli gülmek, (kaşları) kaldırmak eylemeylem
katgura streng || ciddi, sert adv
katgura közlüg mit strengem Blick || ciddi bakışlı, sert gözlü
katgurt- laut lachen lassen, zum Lachen bringen || sesli güldürmek, güldürmek eylemeylem
katguruš- gemeinsam laut auflachen, gemeinsam lachen || birlikte sesli kahkahayı patlatmak, birlikte gülmek, gülüşmek eylemeylem
katguruš- külüš- gemeinsam lachen2 || gülüşmek2
katıg hart, fest || sert, katı, sağlam; laut || yüksek sesli; streng || sert, katı; widerstandsfähig, stark || karşı koyma yeteneği olan, güçlü; (Worte) schneidend || (söz) keskin; entschlossen || kararlı; tapfer, heroisch || cesur, yürekli, kahramanca; deutlich || açık, belirgin; (Wind) heftig || (rüzgâr) şiddetli; schwierig || zor, güç; (adv.) sehr || çok; Festigkeit, Standhaftigkeit, Strenge, Entschlossenheit, Nachdruck || katılık, sağlamlık, sertlik, kararlılık, vurgu; Festes || katı şey (s./bk. Mo. qataγu(n))
katıg tı deutlich2 || açık2, belirgin2
katıg tıgrak fest2, hart und fest || katı2, sert ve katı
katıg köŋül Entschlossenheit || kararlılık
katıglan- sich bemühen, sich anstrengen, streben (nach), sich ins Zeug legen (auch Äquivalent von Skt. prayat-, vyāyam- und upakram-) || gayret etmek, çabalamak, çaba sarf etmek (Skt. prayat-, vyāyam- ve upakram- ’ın eş değeri) eylemeylem
katıglıg vermischt (mit), verbunden (mit), gemischt, versetzt (mit) || (bir şeyle) katıklı,
(bir şeyle) bağlı, karışık, (bir şeyle) karıştırılmış, birleşik; unrein, nicht gediegen (Gold) || temiz olmayan, saf olmayan (altın); Mühsal || zahmet
katıgtı ~ k(a)t(ı)gtı (adv.) stark, heftig || güçlü, kuvvetli, şiddetli; fest || katı, sıkı; deutlich || açık, belirgin (s./bk. Mo. qataγuda)
katıl- sich vermischen, sich (sexuell) vereinigen, sich einlassen (mit) || karışmak,
(cinsel) birleşmek, (bir şeye) karışmak; partizipieren, sich anschließen || katılmak; sich
einmischen || karışmak, katılmak; (Lehre) annehmen || (öğretiyi) almak, kabul etmek; in
Kontakt kommen (mit) || (biriyle) görüşmek, iletişime geçmek, iletişim kurmak eylemeylem
katılıš- miteinander vermischt sein, vermengt sein, sich vereinigen (auch sexuell), sich vermischen || birbirine katılmak, (cinsel) birleşmek, birbirine karışmak; durcheinander sein || karmakarışık olmak
katın (adv.)wiederholt, des Öfteren, mehrmals || tekrar tekrar, birkaç defa; (adj.) schwülstig, weitschweifig || çok süslü, uzun uzun
katın katın (adv.) wiederholt, mehrmals, des Öfteren, immer wieder, Lage für Lage ||
tekrar tekrar, birkaç defa, sürekli katın sav schwülstige Worte || çok süslü söz; weitschweifige Worte || uzun söz, çok ayrıntılı söz
katın- (für sich) hinzufügen || (kendisi için) eklemek eylemeylem
katna- wiederholen, nochmals tun || tekrar etmek, tekrarlamak eylemeylem
katnap wiederholt, … Mal || tekrar tekrar, defa, kere, kez adv
katnayu wiederum, erneut, nochmals || yeniden, tekrar, bir (kere) daha adv
katrun- (sich ein Herz) fassen, sich anstrengen || gayret göstermek, didinmek eylemeylem
katse katse < Chin. ᷦᆀ jia zi (Spätmittelchin. kjaːˋ tsẓ´) Bücherregal || kitaplık, kitap rafı
1
katur- (sich ein Herz) fassen, (ver)härten || (cesarete) kapılmak, katılaştırmak, sertleştirmek eylemeylem
2
katur- beimischen || eklemek eylemeylem
kau-čau < Chin. 公ᤋ gui zhao (Spätmittelchin.
kyj´ tʂiaw) Geisterbeschwörung || ruh çağırma
kau-čau kıl- eine Geisterbeschwörung durchführen || ruh çağırmak eylemeylem
1
kav < Chin. ਸ ge (Spätmittelchin. kap) Deziliter || desilitre (bir litrenin onda biri
hacminde bir ölçü birimi); ein Getreidemaß || bir zahire ölçüsü
2
kav < Chin. ㇻ qie (Spätmittelchin. kh jiap) kleiner Behälter || küçük kap
3
kav < Chin. ᮉ jiao (Spätmittelchin. kjaːw) Meister || üstat, usta
kav bahšı Meister2 || üstat2, usta2
5kav Zunder || kav, fitil, kaytan 6
kav- < Chin. 亗 gu (Spätmittelchin. kuә̆ˋ) blicken (auf), sich kümmern (um) (oder Var.
von → 1 kay-) || (bir şeye) bakmak, (bir şeyle) meşgul olmak (veya → 1 kay-’ın bir varyantı) eylemeylem
kavagu Zunder || kav, fitil, kaytan
k(a)vgak Bezug, Überzug || örtü, kılıf
kavgın ~ kavkın Bed. unklar || manası belirsiz
kavık Spreu || saman çöpü; Kleie || kepek; Reisig, Zunder || çalı çırpı, kav
kavır- sammeln,zusammenfügen, zusammenbringen, zusammenfassen || toplamak, bir
araya getirmek, birleştirmek, özetlemek; bestrafen || cezalandırmak eylemeylem
kavıra eng, kurzgefasst, summarisch, zusammenfassend || dar, sıkı, kısa, özlü, özet adv
şeklinde, özet olarak; fest || katı, sert; Zusammenfassung, Resümee, Sammlung || özet, toplama
kavırasınča kurzgefasst || kısa, kısaca adv
kavırasınča yıg- kurz zusammenfassen || kısaca özetlemek eylemeylem
kavıš- zusammenkommen, sich treffen || buluşmak, birleşmek; sich einlassen mit, sich
anschließen || karışmak, katılmak; (Zähne) aufeinander gepresst sein || (dişler) birbiri
üstüne bastırılmış olmak; sich (sexuell) vereinigen || (cinsel) birleşmek; vermischt werden || karışık olmak; (Sternbilder, Planeten) in Konjunktion stehen || (takım yıldızları, gezegenler) bir araya gelmek, kavuşmak; sich wiedersehen || kavuşmak, yeniden görüşmek eylemeylem
kavıšgu Vereinigung, Zusammenhang, Zusammentreffen || birleşim, birleşme, ilişki, bağlantı, karşılaşma, buluşma
kavıšgu birikgü Vereinigung2 || birleşim2, birleşme2
kavıšıg Treffpunkt, Zusammenführung || buluşma noktası, buluşma yeri, buluşturma
kavıšıgsa- zusammentreffen wollen || kavuşmak istemek eylemeylem
kavıšıš- sich zusammenfinden || buluşmak, toplanmak eylemeylem
kavi < TochA/B kāvvi < Skt. kāvya Dichtung, Versdichtung || şiir, şiir yazma; Bericht || rapor
kavi darre << Skt. kāvyadhara Kenner der Kāvyas || Kāvyaların bilirkişisi
kavi nom Kāvya-Text || Kāvya metni
kavla- einzwängen, hineinpressen || tıkıştırmak, tıkmak, içeri doğru bastırmak eylemeylem
kavla- sık- einzwängen2, hineinpressen2 || tıkıştırmak2, tıkmak2, içeri doğru bastırmak2
kavlal- gebunden sein || bağlanmak eylemeylem
kavlanıšdur- in Übereinstimmung bringen, vereinigen, harmonisieren || mutabakata getirmek, uzlaştırmak, uyumlu hâle getirmek eylemeylem
kavrıg komprimiert, beschränkt || yoğunlaştırılmış, sıkışık; Beengung, Beschränkung,
Einsperrung, Haft || daraltma, sıkma, kısıtlama, alıkoyma, hapsetme, tutuklama
kavrıl- geröstet werden, brennen || kavrulmak,
yanmak; verdorren, verwelken, geschwächt sein || kurumak, sararmak, solmak, zayıflamış olmak eylemeylem
kavsač ~ ka’vsa’č < Arab. kawsaǧ bartlos (Geomantie: ein Tetragramm) || sakalsız (toprak falı: bir tetragram)
kavša- umgeben || kuşatmak, etrafını çevirmek eylemeylem
kavšat- umringen, umgeben || kuşatmak, ortaya almak, çevirmek; (mit Instr.) umringt
sein (von), umgeben sein || (araç hâliyle) etrafı çevrilmiş olmak, çevrili olmak
kavšayu ringsherum, umgebend || çevrili, çepçevre, her taraftan adv
kavšayu tägirmiläyü ringsherum2, umgebend2 || çepçevre2, her taraftan2, çevrili2 adv
kavšur- (die Hände) falten, zusammenlegen, (Handflächen) aneinanderlegen || (elleri)
kavuşturmak, birleştirmek; zusammenklappen || kaplamak; in Kontakt kommen lassen,
zusammenfügen || (biriyle) görüştürmek, iletişim kurdurmak, birleştirmek eylemeylem
kavšut Vereinigungsstelle, Vereinigung || birleşme noktası, birleşme ekekekekek
kavuš Gürtel, Schal || kemer, boyun atkısı, şal 1
1
kay < Chin. 㺇 jie (Spätmittelchin. kjaːj) Straße || sokak, cadde (s./bk. Mo. γai)
kay bältir Straße und Kreuzweg || sokak ve dört yol ağzı
kay kay sayu jede Straße || her sokak
kay töri Endpunkt (?) der Straße || caddenin sonu (?)
kıyča ärtär yolkı kiši eine auf der Straße vorbeikommende Person || caddeden geçen bir adam yolkı??
2
kay < Chin. 䲾 jie (Spätmittelchin. kjaːj) Stufe,
Sektor, Stockwerk || basamak, aşama, sektör, kat; Stadtviertel || mahalle, semt
1 kay- blicken, zurückblicken, umkehren, sich zurückwenden || bakmak, geriye dönüp bakmak, maziye bakmak, dönmek, geriye dönmek; erweisen || saygıyla eğilerek selam vermek, hürmet etmek, saygı göstermek eylemeylem
2
kaya zurück || geri adv
kaya kör- zurückblicken, sich umblicken || maziye bakmak, geri dönüp bakmak, etrafına bakınmak eylemeylem
1
kayak Sahne, Rahm, Butter, Fett, Staubschicht || kaymak, krema, tereyağı, yağ, toz tabakası
kayakarma (br)< Skt. kāyakarma Tat des Körpers, körperliche Handlung || bedenin ameli, bedensel amel
kayıl Bed. unklar (in Bezug auf Land oder
Boden gebraucht) || manası belirsiz (ülke, arazi veya yer hakkında kullanılmış)
kayımlayu wie kayım (Bed. unbekannt) || kayım gibi (anlamı bilinmiyor)
kayın- sieden, kochen, brodeln || kaynamak, haşlamak, pişmek eylemeylem eylemeylem
kayın- čıvša- brodeln2 || kaynamak2
kayın- čokra- brodeln2 || kaynamak2
kayır eineSchlangenart oder ein anderes
giftiges Tier|| bir yılan türü veya başka bir zehirli hayvan
2
kayır Sekret (des Bibers), Castoreum || (kunduzun) salgı(sı), kunduz hayası
kaylıg mit Stufen, mit Stockwerken || basamaklı, katlı
kaynık Klaue || pençe, (çift tırnaklılarda) tırnak
kayol (Krasis aus → 1 kayu und → 1 ol) und jetzt || (→ 1 kayu ve → 1 ol’un kaynaşması) ve şimdi adv
1
kayu ~ k(a)yu welche(r, -s), was für ein(e) adv
(auch Äquivalent von Skt. katama) || hangi, hangisi, ne (Skt. katama’nın da eş değeri)
kayu ärsär irgendein || herhangi bir
kayu kayu ärsär irgendein || herhangi bir
kayu barınča … ärsär wieviele … auch immer || ne kadar … olursa olsun
kayu näčä wer auch immer, was für, was auch immer für || her kim olursa olsun, nasıl, ne olursa olsun
kayu üdün wenn, zu welcher Zeit … || eğer, ne zaman, … -dığı zaman adv
kayusı … kayusı manche … manche || bazı … bazı adv
kayuta wo, wohin || nerede, nereye; wodurch || ne şekilde
kayuta kayuta wohin auch immer || nereye olsa
kayvılan- zahm werden, gezähmt werden || evcil, uysal olmak, evcilleştirilmek eylemeylem
kayvılanıštur- in wechselseitige Übereinstimmung bringen || karşılıklı mutabakata vardırmak eylemeylem
kayvılıg mit Aufmerksamkeit, mit Beachtung || dikkatle
kayvılıg köŋül Aufmerksamkeit || dikkat
kayvısız dikkatsiz
kazgan- erwerben, ansammeln, sammeln,
(einer Sache) habhaft werden || kazanmak, biriktirmek, toplamak, (bir şeye) sahip olmak,
elinde tutmak; sich bemühen || çabalamak, gayret etmek eylemeylem
kazganč ~ k(a)zg(a)nč Erwerb, Gewinn, Einkommen, Verdienst, Besitz || kazanma, edinme, kazanç, gelir, mal, mülkiyet; Resultat || sonuç
kazı → kazı yagı
kazı yagı Fettgewebe || yağdoku
kazın- (Erde) aufwühlen || (toprağı) karıştırmak; aufwerfen || ortaya atmak, yığmak eylemeylem
kazıš- in die Tiefe gehen, tiefschürfend erforschen || derine dalmak, derinlemesine araştırmak eylemeylem
kazıšu sözläš- tiefschürfend miteinander diskutieren || karşılıklı derinlemesine tartışmak adv
käbitlig Geschäfts- || dükkân …
käč- überqueren, vorbeikommen, übersetzen, hinübergehen, durchlaufen
|| karşıya geçmek, uğramak, karşı kıyıya geçirmek, öteye geçmek, bütün kademeleri geçmek eylemeylem
1
käčän Geschicklichkeit, Stärke, Heftigkeit || yeteneklilik, güç, şiddet
käčig Furt, Übergang || geçit, nehrin geçit yeri
käčig alp yer Furt und gefährlicher Ort || geçit ve tehlikeli yer
käčig köprüg Furt und Brücke || geçit ve köprü
käčinčsiz nicht zu durchqueren || geçilmez, aşılmaz eylemeylem
käd < Sogd. kʾδy sehr, extrem, ausgesprochen, fest || çok, son derece, iyice, pek, tam anlamıyla, devamlı, sürekli; gut, geschickt,
tüchtig, fähig || iyi, yetenekli, becerikli, mahir; weise, hochgelehrt || bilge, çok bilgili; hervorragend || mümtaz, mükemmel; schnell ||
hızlı; reichlich || bol; sorgfältig || özenli, dikkatli; (Milch) nahrhaft || (süt) besleyici; Kapazität, Spezialist, Gelehrter, Koryphäe,
Autorität || âlim, bilgin, uzman, otorite; Gelehrtheit || bilgelik; Fähigkeit, Talent, Geschicklichkeit, Tüchtigkeit || yetenek, kabiliyet, beceriklilik; Heftigkeit || şiddet (vgl./krş. Khotansak. käḍe, Mo. ketü, ketürkei) adv
käd bilgä weise2, allweise || bilge2, her şeyi bilen
käd bol- gedeihen || gelişmek, büyümek
käd käčän Geschicklichkeit2, Geschicklichkeit und Stärke, Heftigkeit2 || beceriklilik2, beceriklilik ve güç, şiddet2
käd köŋül tägür- sich Mühe geben, sich anstrengen || uğraşmak, gayret etmek eylemeylem
käd sözlä- perfekte Reden halten || mükemmel konuşmak adv
käd uz gut2, geschickt2, fähig2, tüchtig2 || iyi2, yetenekli2, becerikli2, ehil2, mahir2
kädgir- stolpern, (metaphorisch) sich an etw.
stoßen, Anstoß nehmen an || sendelemek, tökezlemek, ayağı takılmak, (mecazi olarak)
bir şeye çarpmak, gücenmek; stammeln || kekelemek; vorwärts stürmen || ileri hücum etmek eylemeylem
kädgü Kleidung || kıyafet, giyim
kädgü tonagu Kleidung2 || kıyafet2, giyim2
kädi- gedeihen, kräftig werden || gelişmek, büyümek, güçlü olmak eylemeylem
kädil- angezogen werden, sich kleiden || giyinmek, giydirilmek; sich reinkarnieren, (m) (in eine andere Form) eintreten, (in den Körper von …) schlüpfen || yeniden doğmak, ruh göçü yaşamak, (başka bir vücuda) girmek, (m) (farklı bir şekle) girmek; (von Gefahr) betroffen werden || (tehlikeye) ulaşmak, (tehlikeden) etkilenmek eylemeylem
kädiltür- Bed. unklar || manası belirsiz eylemeylem
kädki letzte(r, -s), endgültig || son, sonuncu, nihai adv
kädki yertinčü letzte Welt || sonuncu dünya
kädlän- tüchtig sein, gewaltig sein || yetenekli olmak, kuvvetli olmak, gözü pek olmak eylemeylem
kädüt Kleid || giysi, elbise
kägšäk schwach || zayıf; Schwacher || zayıf kişi
1
käk Rachedurst, Zorn, Hass || intikam ateşi, öfke, nefret, kin
1
käkä Lehrer, Hochwürden || öğretmen, hazret (s./bk. Mo. gege)
käklä- Zorn oder Hass verspüren || öfke veya nefret hissetmek eylemeylem
käklig rachsüchtig, mit Hass, mit Zorn, Hass-, Zorn- || içi intikam ateşi ile dolu, kinli, öfkeli, kin …, öfke …; Feindschaft || düşmanlık
käkrä eine bittere Pflanzenart || acı bir bitki türü
käkrä otı Käkrä-Kraut || Kekre otu
käksiz ohne Rache, ohne Rachegedanken || intikamsız, intikam düşüncesiz
käkük ~ k(ä)kük Kuckuck || guguk (kuşu); (r)
eine Falkenart || bir doğan türü (s./bk. Mo.
kökege, köküge, kökei, kökegükei)
käl (m) Zauberkraft, Wunderkraft || büyü gücü 1
1
käl- ~ k(ä)l- kommen, herkommen (auch Äquivalent von Skt. avakram-) || gelmek, ileri
gelmek (Skt. avakram-’ın da eş değeri); (Steuern, Abgaben) fällig werden || (vergi,
harç) vadesi gelmek; sich einstellen, aufkommen, (mit birlä) zusammenkommen,
teilnehmen (an) || baş göstermek, (birlä ile birlikte) (biriyle) buluşmak, (bir şeye)
katılmak; gelangen || ulaşmak; Hilfsverb: Dauer einer Handlung; cislokativisch (=
venitiv) || yardımcı fiil: bir hareketin devamı, süreklilik; referans noktasına doğru (s./bk. Mo. kel-) eylemeylem
käläpi ~ käl(ä)pi Schmetterling || kelebek
kälgin Flut || sel, su baskını
kälgin suv Flut, Flutwelle || sel, tsunami
kälgintä čom- bat- in der Flut versinken2 || su dalgasında batmak2 eylemeylem
kälgüsüz ohne Kommen, ohne Geburt || gelişsiz, gelmesiz, doğumsuz
kälgüsüz tuggusuz ohne Geburt2 || doğumsuz2
kälig Kommen, Erscheinen || gelme, görünme,
ortaya çıkma; zauberische Verwandlung || büyülü dönüşüm
käligmä kommend || gelen
käliš Kommen || geliş, gelme
käliš barıš bitig || gelen ve giden mektuplar adv ekekekek sıfat olmuş
kälmäksizin (adv.) ohne Kommen || gelişsiz
kältür- (br) gelangen lassen (Äquivalent von Skt. āpad-) || ulaştırmak (Skt. āpad-’ın eş değeri) eylemeylem
kält(ü)rül- zu kommen veranlasst werden || getirilmek
kälür- ~ k(ä)lür- herbeibringen, bringen, kommen lassen, entgegenbringen, mitbringen, ||
getirmek, getirtmek, göstermek, yanında getirmek; (Kind, Kalb etc.) zur Welt bringen || (çocuk, buzağı vs.) doğurmak eylemeylem
kälürt- bringen lassen || getirtmek
kälüt Kommen, Ankunft || gelme, geliş
käm Krankheit, Gebrechen || hastalık, sakatlık (s./bk. Mo. gem)
käm čär Krankheit2 || hastalık2
kämiš- ~ k(ä)miš- werfen, schleudern, fortwerfen, verwerfen || atmak, fırlatmak;
(mit: … ičintä) hineinwerfen || (… ičintä ile birlikte) (içine) atmak; niederwerfen || yere
sermek; aufgeben (auch Äquivalent von Skt. nikṣip-) || bırakmak (Skt. nikṣip-’in de eş
değeri); (Saat) ausstreuen || (tohum) atmak; (Gerücht) in die Welt setzen, verbreiten ||
(dedikodu) yaymak; (Speichel, Rotz) ausspucken || (tükürük, sümük) çıkarmak,
tükürmek; herausschöpfen || dışarı boşaltmak; (etw.) dulden, hinnehmen || (bir şeyleri) hoş görmek, katlanmak, kabullenmek; (Hilfsverb) etw. schnell bzw. in heftiger Weise tun,
Perfektivmarker || (yardımcı fiil) bir şeyleri hızlı veya daha şiddetli yapmak, bitirme fonksiyonu eylemeylem
kämišil- geworfen werden, abgeworfen werden, hineinstürzen, abfallen, aufgegeben werden || atılmak, bırakılmak, vazgeçilme
kämištür- (Gebäude usw.) errichten || (bina vb.) kurmak, yapmak eylemeylem
kämlän- krank sein, erkranken || hasta olmak, hastalanmak eylemeylem
kämlig krank || hasta
kämräk geizig || cimri
kämrök Lücke || boşluk; lückenhaft,
mangelhaft || eksik, noksan, kusurlu ekekekekekek
kämsiz ohne Krankheit, gesund || hastalıksız, sağlıklı; Gesunder || sağlıklı kişi
kämsizin (adv.) ohne Krankheit || hastalıksız
kämür < Mo. gemür bedauerlich, traurig ||
acınacak, üzücü, üzüntülü; Kummer, Trübsal || keder, kaygı
kämür čimür bedauerlich2, traurig2 || acınacak2, üzücü2, üzüntülü2
känč ~ k(ä)nč < Sogd. knc ~ qnc jung, klein || genç, küçük; Kleines, Embryo, Baby || küçük,
embriyo, bebek; Liebe(r) || sevgili; Kindheit, Jugend || çocukluk, gençlik (s./bk. Sogd. kncʾk, Mo. kenǰe)
känčik Kindchen, kleines Kind || yavrucuk, çocukcağız, küçük çocuk
känčk(i)yä Kleines, Embryo, Neugeborenes || küçük, embriyo, yeni doğmuş bebek, yeni doğan
känčük Mädchen (?) || kız (?)
k(ä)ni < Parth./MP kanīg Mädchen || kız, kız çocuğu
k(ä)nig rošn < Sogd. knygrwšn < Parth./MP
kanīgrōšn ~ kanīg rōšn (m) Lichtjungfrau (eine Göttin) || Işık Bakiresi (bir tanrıça)
k(ä)nig rošn t(ä)ŋri (m) die göttliche Lichtjungfrau || kutsal Işık Bakiresi
känt ~ k(ä)nt < Sogd. knδ(h) Stadt, Stadtmauer, Wall || şehir, kent, sur, duvar
(s./bk. Spätkhotansak. kathā, Khotansak. kanthā-, kaṃthā)
känt ägir- mit einem Wall umgeben || bir duvar ile çevirmek eylemeylem
känt sozak Städte und Dörfer, Stadt2 || şehirler ve köyler, şehir2
känt tokıt- eine Stadtmauer (aus Lehm) errichten || (kilden) bir sur inşa etmek
käntir ~ k(ä)ntir Hanf, Flachs || kendir, kenevir, keten (s./bk. Mo. kenčir)
käntir sık Hanfstängel || kendir sapı
käntir urugı Hanfsamen || kendir tohumu
käntirkä tayaklıgın köntül- || (kuzu sarmaşığı) kendire dayanarak yukarı doğru büyümek
k(ä)ntü ~ käntü selbst, eigen || kendi, öz
k(ä)ntü k(ä)ntü je eigen, jeder selbst || herkes kendisi; jeweilig || her defaya mahsus, ilgili adv
k(ä)ntü ~ käntü özi selbst, persönlich, von selbst (auch Äquivalent von Skt. svayam) || kendi, kişisel, özel, kendiliğinden (Skt. svayam’ın da eş değeri) adv
k(ä)ntü özi yügärü persönlich und gegenwärtig || kişisel ve bugünkü
käntün ~ k(ä)ntün von selbst || kendi kendine, kendiliğinden
käŋäs Haufen (?) || küme, yığın (?)
käŋäš- sich beraten, beratschlagen || danışmak, müzakere etmek (→ keŋäš-, keŋgäš eylemeylem
käŋäšig Übereinkunft || uzlaşma, fikir birliği
käŋgiläš- einander verabscheuen || birbirinden nefret etmek, tiksinmek eylemeylem
käŋirsig verbrannt || yanık, yanmış (s./bk. Mo. ekekekekek
käŋirtsiz ohne Grollen, ohne Reue || kinsiz, pişmanlıksız
käŋräk eine Art Trommel (auch Äquivalent
von Skt. murava) || bir davul çeşidi (Skt. murava’nın da eş değeri) (s./bk. Mo. kenggerge(n
käŋräk üni
käŋrän- ~ k(ä)ŋrän- ~ käŋr(ä)n- grummeln, klagen, sich beklagen, murren || söylenmek,
yakınmak, şikâyet etmek, homurdanmak; bereuen, beichten, bekennen || pişman olmak,
günah çıkarmak, itiraf etmek; seufzen || inlemek, iç çekmek eylemeylem
käŋräš- sich streiten || kavga etmek
käŋräš- yüntüš- sich streiten2 || kavga etmek2 eylemeylem
käŋšäš- sich beraten, untereinander beratschlagen, disputieren || danışmak, müzakere
etmek, müzakerede bulunmak, tartışmak (→ keŋšäš-) eylemeylem
käŋšäš- sözläš- disputieren2 || müzakerede bulunmak2, tartışmak2
käŋši < Chin. ㎩㒄 juan zhi (Yuan: kjɛnˋ tʂi˘) ein
Stoff (Seide) || bir kumaş (ipek) (s./bk. DLT känzi)
käpäk Kopfschuppen || saçtaki kepek; Kleie || kepek (s./bk. MMo. kebeg)
käpäz < TochA kappās / < Sogd. kpʾs <
Mittelind. kappāsa < Skt. karpāsa Baumwoll- (pflanze) || pamuk (bitkisi); Rohbaumwolle ||
ham pamuk; auch als eine Art Steuer || bir vergi çeşidi olarak da (s./bk. Khotansak. kapāysä)
kär Augenblick || an
kär- ausbreiten, spannen || germek eylemeylem
käräčäk Brotrinde || ekmek kabuğu
1
käräkü ~ k(ä)räkü Zelt || çadır; Scherengitter
|| akordiyon şeklinde çit; Wasserblase || su kabarcığı
käräkü tiktür- ein Zelt errichten lassen || bir çadır kurdurmak eylemeylem
käräkülän- wie Scherengitter sein || akordiyon şeklinde çit gibi olmak eylemeylem
käräm Keller || kiler (s./bk. Mo. kerem)
käräm saŋ Keller und Vorratsraum || kiler ve ambar odası
käräšü Räucherwerk || tütsü, üzlük
käräšü yürüŋ küši Käräšü, (das heißt) weißes Räucherwerk || Käräšü, (yani) beyaz üzlük
kärčin Bed. unbekannt || anlamı bilinmiyor
k(ä)rgä- wünschen, bedürfen || istemek, dilemek, ihtiyacı olmak, gereksinim duymak, gerekmek
1
k(ä)rgäk ~ kärgäk ~ kärg(ä)k notwendig, nützlich || lazım, gerek, faydalı; mangelhaft || eksik, kusurlu; essentiell || esansiyel, temel; Notwendigkeit, Bedarf, Bedürfnis || gereksinim, gereklilik, ihtiyaç, istek (s./bk. Mo. kereg) (→ käräk)
k(ä)rgäklä- notwendig sein, nötig sein, brauchen, bedürfen, wünschen, erfordern || lazım
olmak, gerekli olmak, ihtiyacı olmak, gerekmek, istemek, talep etmek (s./bk. Mo. keregle-) eylemeylem
k(ä)rgäkläp sicherlich, bestimmt || kesin, şüphesiz
k(ä)rgäklätil- benötigt werden, Bedarf haben || ihtiyaç duydurmak, gereksinim duymak
k(ä)rgät- mangeln lassen, fehlen lassen || eksik kalmak, yoksun kılmak eylemeylem
kärgü Pfahl, Pflock, Holzpfahl || kazık, bir odun kazık (s./bk. Tuw. kärgi); Vorhang, Paravent, Bespannung || perde, paravan, örtü kärgü kazgok Pflock2 || kazık
1
kärig expandiert, gestreckt || genişletilmiş, germiş; separiert || ayrılmış; entfernt, fern ||
uzak; Folterbank, (c) Streckbalken = Kreuz ||işkence sandalyesi, (H) yayma çubuğu =
çarmıh; Vorhang, Paravent, Bespannung || perde, paravan, örtü; Signal || sinyal
käril- ausgestreckt sein, sich recken, sich
spannen || gerilmek; sich niederwerfen || secde etmek eylemeylem
käriš ~ k(ä)riš Streit || tartışma, kavga
kärki Beil || balta
kärki bigin Beil2 || balta2
kärläg Stickerei (?) || işleme (?) (s./bk. Mo. kerle-)
kärpič ~ k(ä)rpič < Sogd. krpyc Ziegel || tuğla, kerpiç (s./bk. Mo. kerbiš)
1
kärti (br) Laube (Äquivalent von Skt. maṇḍapa)
|| kameriye (Skt. maṇḍapa’nın eş değeri)
käs- ~ k(ä)s- (durch)schneiden, abschneiden,
zerteilen, zerschneiden, aufschneiden || kesmek, keserek ikiye ayırmak, kesip koparmak, bölmek, (parça parça) kesmek, yarmak;
zerbeißen (Maus) || (fare) ısırarak parçalamak; abmähen, (Baum) fällen || orak ve tırpanla biçmek, (ağaç) kesmek eylemeylem
1
käsäk Stück, Stückchen, Teil || parça; Barren || külçe (s./bk. Mo. keseg)
käsdäm Stück, Anteil || parça, pay; Moment || an ekekekekekek
käsdämi (als Postp.) nahe … || (…-a) yakın adv
käsgöklä- anschirren, an die Kandare nehmen || koşum takmak, eğerlemek eylemeylem
käsgü Schneidemesser || kesme bıçağı
käsilgü Eidechse || kertenkele
käsilgü kudrukı Eidechsenschwanz || kertenkele kuyruğu
käsin Textabschnitt || metin bölümü 2 ekekekekekek
käsinčsiz ununterbrechbar || kesintisiz
käsiš- sich gegenseitig abschneiden || karşılıklı
birbirini kesmek; festlegen, festsetzen || belirlemek, saptamak eylemeylem
käsö[k] Stück, Teil || parça
k(ä)ši ~ käši < TochA käṣṣi Lehrer, Meister || öğretmen, muallim, üstat (s./bk. TochB kässi)
k(ä)ši ačari bäg Lehrer2, der Herr Lehrer2 || öğretmen2, muallim2, Öğretmen2 Bey
käšig < Mo. kešig (Rückentlehnung) Wache, Leibwache || bekçilik, özel kuruma (→ 1 käzig)
käšig bägi Herr der Wache || bekçilik beyi
käšin Jahreszeit, Doppelmonat || mevsim, çifte
ay, iki aylık zaman periyodu
1
kätän Leinwand(kleid) (?) || keten (bezi) (?)
2 kätän Askese || dünyadan el çekme, münzevilik
käv- schwächen || zayıflatmak eylemeylem
käv- bas- schwächen und bezähmen || zayıflatmak ve itaat altına almak
käv- küčsirät- schwächen2 || zayıflatmak2 eylemeylem
käväl Zuchtpferd, Rennpferd || yetiştirilen at, yarış atı
kävči < Sogd. kpcʾkk ~ kpcky ein Löffelvoll (Maß) || bir kaşık dolusu (ölçü)
kävgäk stumm || dilsiz
kävgin schwach, kraftlos || zayıf, güçsüz
kävig zerstört (?) || yok olmuș, yıkılmış (?)
kävig yersig zerstört2 (?) || yok olmuş2, yıkılmış2 (?)
kävigäd- verwüstet sein || harap olmak eylemeylem
kävil- schwach werden, geschwächt werden, ermatten || (güç) azalmak, zayıflamak, zayıf düşmek eylemeylem
kävil- alkın- schwach werden und schwinden || zayıflamak ve yok olmak
kävil- arta- (Kraft) schwach werden2 || (güç) azalmak2, zayıflamak2
käviz Wollteppich, Decke, Teppich || kilim, örtü, yorgan, halı; Filzstoff || keçe kumaşı (s./bk. Mo. kebis)
kävräk zerbrechlich || kırılgan; Gebrechlichkeit || zayıflık, zayıflık hâli
kävšän- sich schwach zeigen, sich als schwach erweisen || kendini zayıf göstermek, zayıf olarak görülmek eylemeylem ekekekekek
käy Titan || titan 2
2
käy arm, elend || fakir, yoksul; Not, Kummer ||
kıtlık, zorluk, dert, sıkıntı; Reue, Bedauern || pişmanlık, üzüntü; Askese || dünyadan el çekme, münzevilik
1
käyik ~ käy(i)k Wildtier || yabani hayvan,
vahşi hayvan; Hirsch || geyik; wild || vahşi, yabani
käyiklä- Wild jagen || yabani hayvan avlamak eylemeylem
1
käz Augenblick, Moment, Zeit, Mal || an, zaman, defa, kez
käztä yügärü ukmak momentanes Verstehen (Skt. ekābhisamaya) || şu andaki idrak (Skt. ekābhisamaya)
käz- durchstreifen, durchlaufen, durchziehen || dolaşmak, gezip dolaşmak, gezmek
käzä käl- der Reihe nach kommen || sırasıyla gelmek
käzä yapa videš bošgut al- reihum2 (bei den Lehrern) Belehrung2 erwerben || (öğretmenlerden) sırayla2 eğitim2 almak adv eylemeylem
käzä yapa yorı- überall umherstreifen || her tarafta serserilik etmek
käzä- (Pfeil) auf die Sehne legen || (oku) yayın iki ucu arasındaki esnek bağa yaymak eylemeylem
käzdä sofort, unmittelbar, dringlich || hemen, derhâl, doğrudan, vasıtasız, önemli adv
käzgü Bed. unklar || manası belirsiz 1
1
käzig Reihe, Reihenfolge, (jahreszeitliche) Abfolge, (spirituelle) Abstammungslinie || dizi,
sıra, saf, (ruhsal) soy sırası; Abschnitt || bölüm; Rang, Position, Klasse || derece, pozisyon, sınıf;
Formation || nizam, dizi; Ort || yer; Lebensabschnitt, Phase, Zeitdauer || hayatın bölümü, evre, aşama, müddet, süre; Arbeitsdienst,
Schichtdienst, umschichtig erhobener Arbeitssdienst (Lehnbedeutung nach Chin. ⮚
fan), Wache || iş gücü hizmeti, vardiyalı iş gücü (Çince ⮚ fan’ın ödünçleme manası), bekçilik (s./bk. Mo. kešig) (→ käšig)
käzig tizig Reihe2, (spirituelle) Abstammungslinie2, Reihenfolge2, Abfolge2 || sıra2, (ruhsal) soy sırası2, dizi2
käzigčä der Reihe nach || sıraya göre adv
käzigčä tizigčä tur- aufgereiht2 sein || sıralanmış2 olmak, sıralı2 olmak adv eylemeylem
käzigčä tizigčä yorıdačı
käziglig mit Reihe, mit Reihenfolge, (jahreszeitliche) Abfolge-, der Reihe nach || sıralı, dizili, (mevsimlik) sıra …, sıraya göre
käzigsiz außer der Reihe, außergewöhnlich || sırasız, olağanüstü
1
käzik Fieber || ateş (s./bk. Mo. kešig)
käzik ig Fieberkrankheit || ateşli hastalık
käzik ig kegän
käzik isig Fieber2 || ateş2
käzlik kleines Messer || küçük bıçak
käzük Weberschiffchen || dokuma mekiği
käzükči Weber || dokumacı
3ke < Chin. ㏃ jing (Spätmittelchin. kjiajŋ) Schrift, Sūtra || yazı, Sūtra
kebär- schwellen, anschwellen || kabarmak, şişmek (s./bk. MMo. qabar-) eylemeylem
kebit < Sogd. qpyδ Geschäft || dükkân (s./bk. Mo. kebid)
keč spät, lange her, lange || geç, uzun (süre) adv
keč tuš- erst spät (mit j-m) zusammentreffen || (biriyle) geç karşılaşmak eylemeylem
keč üdün für lange Zeit || uzun zaman için adv
kečtäbärü seit Langem || uzun zamandan beri
keč- überqueren || geçmek 2 eylemeylem
kečä nachts, abends || geceleyin, geceleri, akşamleyin; Abend || akşam
kečä bolu nachts || geceleyin dostun olu yanındayım alal olarak adv
kečä küntüz Tag und Nacht (adv.) || gece ve gündüz
kečä taŋda abends und morgens || akşamleyin ve sabahleyin
kečälig Nacht-, Abend-, Spätnachmittag- || gece …, akşam …, akşam üzeri …
kečin (adv.) lange, lange Zeit || uzun zaman, uzun süre; langsam || yavaş
kečin t(ä)rkin
kedin hinten, zurück, westlich || geride, arkada, geri, batıya doğru; Westen, West- || batı, Batı …; hinterer Teil, Hinterseite || arka taraf adv
kedin ak bars || batının beyaz kaplanı (bir ara varlığın adı
kedin kün batsık Westen2 || batı2
kedin sim Westgrenze || batı sınırı
kedin tagdın buluŋdakı in nordwestlicher Richtung befindlich || kuzeybatı tarafındaki
kedin yıŋak Westen || batı
kedinki hinten, westlich, spätere(r, -s) || arka, batı, sonraki adv next alal
kedinki ellär die westlichen Länder || batı ülkeleri
kedintä (Postp.) hinter || (sontakı) arkasında
kedirdin im Westen || batıda
kedirti hinten, nach hinten || arka, arkasına; westwärts || batıya doğru adv -tı zarf eki mi ????????
kegän Krankheit || hastalık
kegänsiz ohne Krankheit || hastalıksız
kekinč Antwort || cevap, yanıt
kekinč ber- antworten, eine Antwort geben || cevaplamak, cevap vermek
kelän unicorn < Chin. 哂哏 qi lin (Spätmittelchin. kɦi
lin) Einhorn (eines der vier glückverheißenden Tiere der chin. Mythologie) || tek
boynuz (Çin mitolojisine göre şans müjdeleyen dört hayvandan biri) (s./bk. Mo. kiling)
kälän käyik müyüzi Horn des Einhorns || tek boynuzun boynuzu
kelän käyik Einhorn || tek boynuz
kele < Chin. ᮜ jing li (Spätmittelchin. kiajŋˋ liaj) Verehrung || saygı, hürmet
keleläš- verehren || saygı göstermek eylemeylem
keleläšmäk Verehrung, Verehren || saygı, hürmet, saygı gösterm
ke-luk < Chin. ㏃䤴 jing lu (Spätmittelchin.
kjiajŋ lywk) Titelverzeichnis, Kanonkatalog || başlık listesi, Kanon kataloğu
ken nachdem, später, (Postp. mit Lok.) nach,
nachdem || -dan sonra (lokatifle birlikte sontakı olarak), sonra, son; künftig, spätere(r,
-s) || gelecekteki, sonraki; das Folgende, das Spätere || sonraki
ken käligmä zukünftig || gelecek zamandaki
ken käligmä üdki zukünftig, zur Zukunft gehörig || gelecek zamandaki
ken kälir üd Zukunft || gelecek
ken kälir üdün in Zukunft || gelecekte
ken kältäči zukünftig || gelecek zamandaki
ken soŋkı das Spätere2 || sonraki2
ken temin erst später || sonra adv
ken tüpintä schließlich, am Ende || sonunda adv
ken yänä später dann, nachdem … dann || daha sonra, sonra …
kenäd- zu spät kommen, sich verspäten, später kommen || geç gelmek, gecikmek eylemeylem
kendük Vorratsgefäß für Mehl || un koymak için kap
kenintä später || sonunda, daha sonra, sonraki 1 adv
keniŋä später, danach, schließlich || sonunda, (daha) sonra
kenki spätere(r, -s), letzte(r, -s), nachfolgende(r, -s), zukünftig || sonraki, daha sonraki, adv
sonradan gelen, gelecekteki, gelecek zamandaki; nachfolgende Person || sonradan gelen kişi; das Spätere || sonraki
1
keŋ < Chin. ᔓ guang (Spätmittelchin. kuaŋˊ) reichlich, weit, ausgedehnt, breit, ausführlich, umfassend, weithin, weit verbreitet || bol, uzun, ayrıntılı, kapsamlı, geniş, geniş alana yayılmış; einfach, leicht || basit, hafif, kolay; Breite, Weite, Ausdehnung || genişlik, en, uzaklık, genişleme, açılım; Weitschweifigkeit || uzunluk, aşırı ayrıntıya girme
keŋ alkıg reichlich2, umfassend2, ausgedehnt2, ausführlich2 || bol2, geniş2, ayrıntılı2
keŋdä keŋ sehr weit || çok geniş
keŋin alkıgın (adv.) weit und breit || geniş2 adv
keŋä- sich ausbreiten || genişlemek, yayılmak
keŋä- yadıl- sich ausbreiten2 || genişlemek2, yayılmak2 eylemeylem
keŋät- verlängern, ausweiten || uzatmak, genişletmek eylemeylem
keŋät- bošun- (das Leben) verlängern und sich befreien || (hayatı) uzatmak ve kurtulmak eylemeylem
keŋin (adv.) weit, breit || uzun, geniş
keŋirsig verbrannt || yanmış (→ käŋirsig)
keŋišlig mit Diskussion || tartışmalı
keŋrösinčä (br) (adv.) ausführlich || ayrıntılı adv ekekekekek
keŋrül- sich verbreitern, verbreitet werden, erweitert werden, sich erweitern, sich vergrößern || genişlemek, yayılmak, genişletilmek, büyümek
keŋrül- bädü- sich erweitern und vergrößern || genişlemek ve büyümek eylemeylem
keŋšä- beraten || danışmak eylemeylem
keŋü- breit werden || genişlemek
keŋü- bädü- breit und groß werden || genişlemek ve büyümek eylemeylem
keŋül- sich erweitern, sich verbreitern || genişlemek eylemeylem
keŋür- interpretieren || yorumlamak; erweitern, verbreitern, verbreiten || genişletmek, yaymak eylemeylem
keŋürt- verbreitern, erweitern (Lehrtext) || (öğreti metnini) genişletmek; interpretieren, kommentieren || yorumlamak, tefsir etmek
1
keŋürü weit, ausgedehnt, überall || uzun, adv
geniş, her yerde; ausführlich (auch Äquivalent von Skt. vistara), umfassend || ayrıntılı,
ayrıntısıyla (Skt. vistara’nın da eş değeri), kapsamlı; ausführliche Fassung (eines Rituals),
ausführliche Version (einer Erzählung) || (bir ritüelin) ayrıntılı şekli, bir (hikâyenin) ayrıntılı versiyonu
keŋürü ača yada (adv.) ausführlich3 || ayrıntısıyla3
keŋürü ay- ausführlich mitteilen|| ayrıntısıyla bildirmek eylemeylem adv
keŋürü ulatı und weiterhin || ve bundan başka
keŋüt- weit machen, verbreiten || genişletmek, yaymak eylemeylem
kep Vorbild, Muster || model, örnek; Form || kip
şekil; Art || tür; Blockdruck || basma eser; (Blockdruck) Blatt, Folio || (basma eser) yaprak; Siegel || damga, mühür (s./bk. Mo. keb, TochB kapci)
kertgün- glauben || inanmak eylemeylem
kertgünč Glaube, Vertrauen || inanç, din, güven
kertgüntür- zum Glauben veranlassen, glauben lassen || inanmasını sağlamak, inandırmak eylemeylem
kertlig mit Bewachung (?) || koruması olan (?)
kertü wahr, wahrhaftig, echt, aufrichtig || gerçek, hakikat, doğru, candan, samimi;
Wahrheit, Wahrhaftigkeit, Wirklichkeit, Daseinsfaktor (Skt. tattva; gemäß der
Sāṃkhya-Lehre) || gerçeklik, hakikat, doğruluk, mevcudiyet faktörü (Skt. tattva; Sāṃkhya öğretisine göre); Substanz (Skt. dravya; gemäß der Lehre der Vaiśeṣikas) || madde (Skt. dravya; Vaiśeṣika öğretisine göre)
kertü töz die wahrhaftige Wesenheit || hakiki varlık
kertü tüp töz Wesen der letzten Wirklichkeit (Skt. bhūtakoṭi) || gerçek son varlık
kertü yol (m) der rechte Weg || doğru yol
kertüdä kertü ärtöktäg töz || çok doğru ve olduğu gibi olan öz
kertün (adv.) in Wahrheit, wahrhaftig, genau, getreulich || gerçekte, gerçekten, tam olarak, hakikaten
kertün tut- (m) (Gebote) genau einhalten || (emirlere) tam olarak uymak eylemeylem
kertüsinčä (adv.) wahrheitsgemäß, gemäß seinem Wahrheitsgehalt || gerçeğe uygun, gerçek niceliğine göre
kertüsüz unwahr || yanlış, gerçek dışı
kerüki westlich || batı
1
kesar < TochA/B kesār < Skt. kesara das Innere einer Blüte, Staubgefäße
|| bir çiçeğin içi, erkek organ (çiçek) (s./bk. TochB kesara, Mo. kisar, kiser-e, kesara)
2
kesar < TochA kesār < Skt. kesarin Löwe || aslan (→ kesari)
kesar arslan Löwe2 || aslan2
kesar arslan änüki Löwen2-Junges || aslan2 yavrusu
kesari << Skt. kesarin Löwe || aslan (vgl./krş.
Khotansak. kyesara-, Altkhotansak./Eski Khotansak. kesarä, kesara, TochA kesār, Mo. kisari)
kesrä später, danach || sonra, bundan sonra adv
kesrä käl- später kommen || sonra gelmek eylemeylem
keš Köcher || okluk
1
ket- gehen, verlustig gehen, (mit Abl.) entgehen, sich entfernen, verschwinden, sich trennen, hinausgehen, verlassen, fortgehen || (ayrılma hâliyle) gitmek, ayrılıp gitmek,
uzaklaşmak, kaybolmak, (birbirinden) ayrılmak, çıkmak, terk etmek; beseitigt werden ||
yok edilmek; Hilfsverb (mit einem vorangehendem Konverb auf –(ı)p): perfektivierende Funktion || yardımcı fiil (önde kul- lanılan –(ı)p zarf-fiil ile birlikte): bitirme veya intiha fonksiyonu
ketär- entfernen, beseitigen, eliminieren, jäten || gidermek, uzaklaştırmak, çıkarmak, ortadan kaldırmak, ayıklamak; (j-n) abbringen (von), abhalten (von) || (birisini bir şeyden) vazgeçirmek, (bir şeyden) alıkoymak; (Augen, Blick) abwenden || (gözleri, bakışları) kaçırmak; (Reuse) auslegen || (balık avlamada kullanılan sepeti) yaymak; (Kopfschmuck) ablegen || (kafa süsü) çıkarmak eylemeylem
ketiš- sich trennen (von), sich voneinander trennen || (bir şeyden) ayrılmak, birbirinden ayrılmak eylemeylem
ketmän Grabstock, Hacke || kazma, çapa
ketso < Chin. ㏃㯿 jing zang (Spätmittelchin.
kjiajŋ tsɦaŋˋ) Sūtraspeicher, Klosterbibliothek || Sūtra deposu, manastır kütüphanesi
ketu << Skt. ketu mythischer Planet, der
Mond- und Sonnenfinsternis verursacht || ay ve güneş tutulmasına sebep olan efsanevi gezegen
ketu grah der Planet Ketu || Ketu gezegeni
kewan ~ kew(a)n < Sogd. kywʾn Saturn (einer der sieben Planeten) || Satürn
kewan p(a)harlıg unter dem Planeten Saturn || Satürn gezegenli
kew(a)n tözlüg (r) von der Natur des Saturn || Satürn yapılı
kıčın von hinten (?) || arkadan (?) 1 adv
kıčmık Atom, Staub || atom, toz 2
kıčmıkk(ı)ya ein (Körnchen) Staub, kleines Atom || bir tanecik toz, küçük atom
kıčur- schadenfroh sein || başkasının zarara uğramasına sevinmek; billigen || haklı bulmak eylemeylem
kıčur- tapla- billigen2 || haklı bulmak2; schadenfroh sein und gutheißen || başkasının zarara uğramasına sevinmek ve hoşnutluk getirmek
kıdıg Ufer, Rand, Grenze || kıyı, kenar, sınır; Extrem || aşırılık; Radkranz || çark çevresi; Klima (geografisch) || (coğrafi) iklim
kıdıgsız grenzenlos, uferlos, ohne Ufer, endlos || sınırsız, kıyısız, kenarsız, sonsuz
kıdıgsız buluŋsuz bučgaksız || sınırsız, açısız ve köşesiz
kıdu- < Mo. qidu- < Atü. kıd- vernichten || yok etmek, ortadan kaldırmak eylemeylem
kıg Mist, Staub, Schmutz, Exkremente || gübre, toz, kir, dışkı; befleckt, besudelt || pis, lekeli
kıg ävini Staubkorn || toz tanesi, toz zerresi
kıg ügmäk || gübre yığını
kıkır- rufen, schreien, brüllen || bağırmak, çağırmak, seslenmek, haykırmak, anırmak eylemeylem
kıkır- alakır- schreien2 || bağırmak2
kıkır- čogıla- schreien2 || bağırmak2
kıkırt- ausrufen lassen || çağırtmak, bağırtmak (tellal) eylemeylem
kıkla- Bed. unbekannt || anlamı bilinmiyor eylemeylem
kıkrıš- ~ kıkırıš- einander zurufen || birbirine bağırarak söylemek, bağrışmak eylemeylem
kıkırıšu alakır- einander zurufen || birbirine bağırarak söylemek
kıl Haar, Tierhaar, Seil || kıl, saç, hayvan kılı, ip, hala
kıl ıšıg Seil2 || ip2, halat2
kılča täŋlig in der Größe eines Haares || bir kılın boyunda, bir kıl uzunluğunda
1
kıl- tun, machen, schaffen, ausführen || etmek, yapmak, kılmak, yaratmak, gerçekleştirmek; hervorbringen, zeigen || oluşturmak, göstermek; vollbringen, praktizieren, verrichten, (Opfer) darbringen || başarmak, becermek, uygulamak, yerine getirmek, (kurban) etmek; herstellen, bereiten || üretmek, hazırlamak; anwenden || kullanmak; sich betätigen, aktiv sein || çalışmak, aktif olmak; anhäufen, ansammeln || yığmak, biriktirmek; (Wunde) zufügen || (yara) açmak; (Brief) schreiben, (ein Schriftstück) aufsetzen || (mektup) yazmak, (yazı) kaleme almak eylemeylem
kıl- b(ä)lgürt- schaffen und hervorbringen || yaratmak ve oluşturmak
kıl- et- tun2, machen2 || etmek2, yapmak2
kıl- išlä- tun2, machen2 || etmek2, yapmak2
kılgusuz unausführbar || uygulanamaz
kılı alt, altehrwürdig, erfahren, senil, betagt ||
yaşlı, yaşlı ve saygın, tecrübeli, bunak, yaşlanmış
kılıč Schwert || kılıç
kılıč čap- das Schwert ziehen (zum Kampf) || (savaş için) kılıç çekmek eylemeylem
1
kılık Charakter, Verhalten, Benehmen, Tun, Handeln
|| huy, karakter, tabiat, davranış, tutum, yaradılış
kılık ärig Charakter2, Benehmen2 || huy2, karakter2, davranış2
kılık čarit Charakter2 || huy2, karakter2
kılıklıg ~ kılık(lıg) mit Charakter, mit … Gebaren || karakterli, … tutumlu
kılık äriglig mit Charakter2 || karakterli2
kılıl- geboren werden, getan werden, gemacht werden || doğmak, dünyaya gelmek, yapılmak eylemeylem
kılımsın- so tun, als ob man … macht || gibi yapmak, … -mış gibi yapmak eylemeylem
kılın- sich verhalten, versuchen, sich betragen || davranmak, tavır takınmak, denemek; sich (an etw.) machen, sich anschicken (zu) || (bir
işe) başlamak, (bir şeyi) yapmaya koyulmak; (Gestalt) annehmen || (biçim) almak; geschaffen werden || yaratılmak eylemeylem
kılın- etin- sich verhalten2 || davranmak2 başlamak anlamında kullanılır
1
kılınč Tat (Skt. karma), Gestaltung (Skt. saṃskāra), Vergehen, Handlung, (schlechte)
Tat || amel, iş (Skt. karma), tasarım (Skt. saṃskāra), suç, eylem, davranış, (kötü) davranış;
Charakter || huy, karakter (s./bk. Mo. kilinča, kilinče, qilinč, qilinča)
kılıš Wirken || çalışma, faaliyet gösterme, etkinlik
kılıš- gemeinsam tun, gemeinsam eine Handlung vollziehen || birlikte yapmak, ortaklaşa bir davranış gerçekleştirmek eylemeylem
kılmagu täg unmöglich, undurchführbar || olanaksız, imkânsız, uygulanması imkânsız ????? adv
kımırašur erregend || etkileyici, heyecan verici
kımra- sich langsam bewegen|| yavaş yavaş hareket etmek eylemeylem
2
kın || (kılıç için) kın
3
kın Aussehen, Gesichtsfarbe, Äußeres || görünüş, beniz, yüz rengi, dış görünüm
kın kırtıš Aussehen2, Gesichtsfarbe2 || görünüş2, beniz2, yüz rengi2
4
kın Abgaben, Beitrag || ödeme, katkı
kın- wünschen, sich sehnen, streben || istemek, arzu etmek, çalışıp çabalamak eylemeylem
kıın- katıglan- streben und sich anstrengen || çalışıp çabalamak ve gayret etmek
kın- küsä- wünschen2 || istemek2
kına- bestrafen || cezalandırmak; kritisieren, tadeln || eleştirmek, kınamak eylemeylem
kınagučı Strafknecht || ceza yardımcısı, ceza hizmetkârı
kınagučı bukagučı Strafknecht und Gefängniswärter || ceza yardımcısı ve gardiyan
kınan- bestraft werden, bedauern || cezalandırılmak, üzülmek eylemeylem
kınıg hart, entschlossen, intensiv || sert, katı, kararlı, yoğun; Entschlossenheit, Streben,
Eifer || kararlılık, çaba, gayret, arzu, istek; Nachdruck || önem, vurgu
kınıg katıg Entschlossenheit2, Nachdruck2 || kararlılık2, önem2, vurgu2
kınıg katıg köŋül Hartherzig2keit, Entschlossen2heit || katı2 yüreklilik, kararlı2lık
kınıg köŋül Standfestigkeit, Entschlossenheit || sabitlik, kararlılık
kınımlıgın (adv.) mutig, entschlossen || cesur, yürekli, kararlı
kınımsız nicht eifrig, nicht entschlossen || gayretsiz, tembel, kararsız
kınlık ~ k(ı)nlık Gefängnis, Kerker, Folterkammer, Verlies || tutukevi, hapishane, cezaevi, işkence odası, zindan
kınmak Sehnen, Streben (nach), Wünschen,
Sichbemühen || özlem duyma, (bir şeye) gayret etme, arzu etme, isteme, çabalama
kıntur- (Interesse, Bedürfnis) wecken, Sehnsucht hervorrufen, Verlangen entstehen
lassen, anspornen, animieren, lenken || (ilgi, ihtiyaç) uyandırmak, özleme sebep olmak,
özlem oluşturmak, özendirmek, teşvik etmek, canlandırmak, yönetmek, zahmete katlanmak eylemeylem
kıntur- evtit- anspornen2 || özendirmek2, teşvik etmek2
kıŋ (Blick, Auge) scheel, streng || (bakış, göz) şaşı, ciddi, sert
kıŋırtı (Blick, Auge) scheel || (bakış, göz) şaşı
kıŋırtı yavlak közin kör- || şaşı ve kötü bakışla bakmak adv eylemeylem
1
kır Aussehen, Erscheinung || görünüş
kır kırtıš Aussehen2, Erscheinung2 || görünüş2
2
kır Haufen || yığın
3
kır Ecke || köşe
kır- zerbrechen, ausreißen, zerkleinern || kırmak, sökmek, küçük küçük parçalamak eylemeylem
kıra < Mo. kir-a Steppe, Brachfeld || bozkır, nadasa bırakılmış tarla;
kıragu Rauhreif, Reif || kırağı (s./bk. Mo. kiraγu(n))
kıragu salkım Reif und Tau || kırağı ve çiy
kıragu tüš- bereift werden || kırağı düşmek
kırgılad- ergrauen || kır düşmek, kırlaşmak eylemeylem
kırguy Sperber || atmaca (s./bk. Mo. kirγui) 1
1
kırı sinnlos, nutzlos, leer || anlamsız, manasız, faydasız, boş
kırı bıtadı sinnlos2, nutzlos2 || anlamsız2, manasız2, faydasız2
kırı luvlan sinnlos2 || anlamsız2, faydasız2
2
kırı Vergnügen, Belustigung || eğlence, zevk
kırıl- zerstört werden (scil. sterben) || yıkılmak, kırılmak (yani, ölmek) eylemeylem
kırk- scheren || kırkmak, kırpmak eylemeylem
kırkın Mädchen, Tochter, Jungfrau || kız,
bakire; Dienerin || kadın hizmetçi; Sklavin || cariye
kırkın t(ä)ŋri (m) Electa || seçkin rahibe
kırlıg Markierungslinie, mit … Ecken || işaret çizgisi, … köşeli
kırma Raub || gasp, soygun, yağma eylemeylem
kırmalaš- gemeinsam plündern, gemeinsam
ausrauben || beraber yağmalamak, beraber soymak eylemeylem
kırmalaštur- zum gemeinsamen Plündern eylemeylem
veranlassen || beraber yağmalamayı yapmasını sağlamak, beraber yağmalattırmak
kırmalayur zerstörerisch || yıkıcı
kıršal- aufgekratzt werden || kaşınmak ve yırtılmak, değip sıyırmak eylemeylem
kırtıš ~ k(ı)rtıš Teint, Haut, Gesichtsfarbe ||
yüzün rengi, bet beniz; Aussehen || görünüş; Gesicht || yüz, çehre; Oberfläche || yüz, yüzey; Haut || cilt
kırtıš ät kan tat(ı)g || cilt, et, kan ve serum
kırtıšlıg mit (schöner) Gesichtsfarbe || (güzel) yüz renkli
kırtıšsız ohne (schöne) Gesichtsfarbe || (güzel) yüz renksiz
kırtkırt- abgeschnitten werden (?) || biçilmek, kesilmek (?) eylemeylem
kıs (onom.) ~ schmatzend || (yansımalı kelime) hapır hupur, şapır şapur
kıs kus (onom.) ~ schmatzend2 || yansımalı kelime) hapır hupur2, şapır şapur2
kıs- einzwängen, drücken, pressen || sıkarak içine sokmak, basmak, sıkmak eylemeylem
kıs- taŋ- einzwängen2 || sıkarak içine sokmak2
kıs- tokı- pressen und schlagen || sıkmak ve vurmak
1
kısa Schmelzofen || maden fırını, eritme ocağı
kısada arı- (Gold) im Schmelzofen reinigen || (altını) maden fırınında temizlemek eylemeylem
2
kısa (adv.) zusammenfassend, summarisch || özetle, özet olarak, kısaca
kısakčı Kutscher, Fuhrmann || faytoncu, arabacı
kısdur- einzwängen || sıkarak içine sokmak 1 eylemeylem
1
kısga kurz, beschränkt || kısa, sınırlı; Unzulänglichkeit, Beschränktheit || kusur, noksanlık, darlık
kısga kavıra kurz2, kurz und bündig || kısa2, kısa ve öz adv
kısga özlüg yašlıg kurzlebig2 || kısa ömürlü2
kısgar- verkürzen, in die Schranken weisen || kısaltmak, haddini bildirmek eylemeylem
kısgar- käv- verkürzen und schwächen || kısaltmak ve zayıflatmak
1
kısıg eng, beengt, fest || dar, sıkı, sıkıca; Beengung, Beschränkung, Einsperrung, Haft
|| daraltma, sıkma, kısma, sınırlama, hapsetme, tutuklama
kısag taŋag Beengung2 || daraltma2, sıkma2
kısıgsız ohne Beengung, ohne Bedrängnis ||
daraltmasız, sıkmasız; freigebig || cömert, eli açık
kısıl Schlucht, enges Tal || dağ geçidi, dar vadi
kısıl aranyadan Kloster in einer Schlucht || dağ geçidindeki bir manastır
kısıl kısmık Schlucht und Felsspalte || dağ geçidi ve kaya aralığı
kısıl- bedrückt werden, beengt werden, (Organ usw.) sich zusammenziehen || sıkılmak, darlaşmak, (organ vb.) kısalmak, büzülmek;
(Geschwür) zusammenschrumpfen || (ülser, yara) küçülmek; kurz sein || kısa olmak; heiser werden || ses kısılmak eylemeylem
kısmık Felsspalte || kaya aralığı
kısuŋ Bed. unbekannt || anlamı bilinmiyor
kısur- verkürzen, kurz machen || azaltmak, kısaltmak eylemeylem
kısur- kısga kıl- verkürzen2 || azaltmak2, kısaltmak2
1
kıš Winter || kış
kıš bašlagı tuŋči || kış başlangıcı, kıştaki gün dönümünün olduğu ay
kıšak Stechgeige || telli bir müzik aleti, keman
kıšga weißlich, fahl || beyazımsı, beyazımtırak, solgun, soluk
kıškı winterlich || kış gibi, kışlık; Winter- || kış … olarak adv
kıškı ton kışlık giyim
kıškı tumlıg winterlich kalt || kış gibi soğuk
kıškı üd Winterzeit || kış mevsimi
kıšlag ~ kıšl(a)g Winter- || kış …; Winterquartier || kışla
kıšlık Winterquartier || kışla; Aufenthaltsraum für den Winter, beheizter Raum (auch
Äquivalent von Skt. agniśāla) || kış için kalınacak yer, ısıtılmış yer (Skt. agniśāla’nın da eş değeri)
1
kıtay ~ k(ı)tay ~ kıt(a)y Reich der Kara-Kıtay || Kara Kıtay ülkesi; Name einer Dynastie || bir
hanedanlığın adı; Nord-China || Kuzey Çin; chinesisch || Çin; Chinese || Çinli
1
kıv Majestät, Glück, Heil || haşmet, mutluluk, kut, saadet, kurtuluş
kıvadmak Glück, Freude || mutlu olma, sevinme, mutluluk, sevinç eylemeylem
kıval edel || asil
kıvır glücklich, charismatisch || mutlu, karizmatik
kıvır kutlug glücklich2, charismatisch2 || mutlu2, karizmatik2
kıvırkak neidisch, geizig || kıskanç, cimri; Gier,
Neid, Habsucht, Geiz || hırs, kıskançlık, haset, açgözlülük, cimrilik
kıfırkak saran Neid und Geiz || hasis ve cimri; Geiz2 || cimrilik2
kıvırkak köŋül Neid, Habsucht || kıskançlık, haset, açgözlülük
kıvırkaklan- knauserig sein, geizen || pinti olmak, cimri olmak, pintilik etmek eylemeylem
kıvırkaklanmak Knauserig-Sein || pinti olma
kıvırkaklanmaklıg Geizigsein- || cimri olma …
kıvırkaklıg mit Geiz, mit Neid, neidisch || cimrilikle, kıskançlıkla, kıskanç
kıvırkanmak Geizigsein || cimri olma
kıvlıg charismatisch, gesegnet || mutlu, mesut, bahtiyar, kutsal
kıvrak ansprechend, hübsch || güzel, şık, yakışıklı; flink, behende || kıvrak
kıvsız ohne Glück, ohne Heil || mutluluksuz
kıvtu < Chin. 䢨࠰ jiao dao (Spätmittelchin. kjaːw´ taw) Schere || makas
kıy- anspitzen || sivriltmek eylemeylem
kıyık schief, verdreht, pervers, verkehrt,
unehrlich || çarpık, eğri, şaşkın, sapık, ters, yanlış
kıyıl- zu Ende gehen, zur Neige gehen, vergehen, sterben, versterben, zusammenbrechen || tükenmek, geçmek, kaybolmak, ölmek, çökmek, yıkılmak, kıyılmak eylemeylem
kıyım mutlos || cesaretsiz; verwirrt || kafası karışık, şaşkın
kıyım kuyum verwirrt2 (Skt. ākula) || kafası karışık2, şaşkın2 (Skt. ākula)
kıyım kuyum köŋöl (br) Mutlosigkeit und Schüchternheit || cesaretsizlik ve utangaçlık
kıyıma Hackfleisch, Hack, Gehacktes || kıyma, kıyılmış et
kıyıt (offenbar erstarrter Pl. von → kıyn, da als kıyıtlar belegt; s. aber kıyn kıyıt) Not, Pein, Bestrafung, Strafe || sefalet, eziyet, ceza, cezalandırma
kıyıt- fällen lassen || kestirmek eylemeylem
kıymalayu wie Hackfleisch || kıyma gibi, kıyılmış et gibi
kıyn ~ kıy(ı)n Strafe, Bestrafung, Pein, Leiden,
Schläge || ceza, cezalandırma, eziyet, acı, keder, dert, dayak
kıynčı Quäler, Peiniger (Dämon), Folterknecht
|| işkence çektiren kişi, işkenceci (şeytan), işkence uşağı, işkence işcisi
1
kız Mädchen, Tochter, Jungfrau || kız, kız
(evlat), bakire; auch eines der sieben Juwelen || yedi mücevherden biri de
kız ašı Hochzeitsmahl || düğün yemeği
2
kız beschränkt, geizig || sınırlı, dar, cimri; kurz || kısa; Geiz || cimrilik; Knappheit || darlık,
yokluk; Hungersnot || açlık; Not || sefalet, kıtlık; Teuerung || zam, pahalılık
kızgač Deichsel || araba kağnı oku, ok
kızgak neidisch, habgierig || kıskanç, açgözlü
kızgak köŋül Neid || kıskançlık, kıskanma
kızgan rosig, rosa || pembe, gül renginde
kızgan sazgan rosa2, rosig2 || pembe2, gül renginde2
kızgan- geizen, knausern || cimrilik etmek, esirgemek eylemeylem
kızgıl rot, rötlich (auch Äquivalent von Skt. rakta), gerötet || kırmızı, kırmızımsı (Skt. rakta’nın da eş değeri), kızıl
1
kızgur- erröten lassen, beschämen, Missvergnügen bereiten || kızartmak, utandırmak, hoşnutsuzluk oluşturmak eylemeylem
2
kızgur- bestrafen || cezalandırmak
kızgurmak Bestrafung || cezalandırmak eylemeylem
kızgut Strafe, Folter || ceza, işkence; Strafgeld || para cezası
kızgut ber- Strafe zumessen || ceza isnat etmek
kızgutla- strafen, foltern || cezalandırmak, işkence yapmak eylemeylem fine alal
kızgutlamak Bestrafen, Strafen || cezalandırma
1
kızıl rot, rotglühend || kırmızı, kızıl; (Fleisch)
wild, roh || (et) çiğ, işlenmemiş; Menstruationsblut (= weibliche Zeugungssubstanz) || âdet kanı (= dişilerin üreme özü)
kızkan- geizen || cimrilik etmek
kıznak < Mitteliran. Vorratshaus, Schatzhaus,
Speicher || hazine odası, depo, ambar (vgl./krş. Baktr. γαζνο, γαζανο) (→ kaznak)
2
ki (br) roh, unreif (Äquivalent von Skt. āma) || çiğ, ham, kelek (Skt. āma’nın eş değeri)
1
kičig ~ kič(i)g klein, jung (auch Äquivalent von Skt. daharas) || küçük, genç (Skt.
daharas’ın da eş değeri); jugendlich || genç; niedrig, wertlos || alçak, değersiz; subaltern || alt aşamadaki; unbedeutend || önemsiz; untergeordnet, sekundär || tali; jüngerer Bruder || küçük erkek kardeş; Jugend, Kindheit || gençlik, çocukluk; Geringer || düşük (kişi); Schüler, Novize || öğrenci, acemi; für kurze Zeit || kısa bir süre için; Bez. für einen Monat mit neunundzwanzig Tagen || yirmi dokuz günlü bir ayın adı (s./bk. Mo. küčüg)
kičig ärŋäk kleiner Finger || küçük parmak
kičig bačag (m) kleines (kurzzeitiges) Fasten || küçük (kısa süreli) oruç
kičig ini jüngerer Bruder2 || küçük erkek kardeş2
kičik Jucken || kaşınma, kaşıntı
kičin- jucken || kaşınmak eylemeylem
1
kidin Marktviertel, Stadtviertel, Geschäft, Bazar || semt, mahalle, dükkân, pazar, satış yeri
kidin kebit Geschäft2 || dükkân2
kidinlik Gebäudekomplex || yapı kompleksi
kidiz Filz, Filzstoff || keçe, aba
kigä ~ kegä Speiche || tekerlek parmağı (s./bk.
TochA kekär, Mo. kegesü(n))
kigäysiz unbegrenzt || sınırsız
kigäysiz ädrämlig mit unbegrenzten Tugenden || sınırsız erdemli
kigür- hineinführen, einführen, hineintreiben,
führen, betreten lassen || içeriye sokmak, sokmak, girdirmek; übertragen || aktarmak;
bringen, hineinbringen, unterbringen || getirmek, yerleştirmek; (zu sich) rufen lassen ||
(yanına) çağırtmak; ordinieren || rahipliğe atamak; servieren, darbringen || hizmet etmek,
servis yapmak, arz etmek, sunmak; zuschreiben || atfetmek, yüklemek; darbringen || sunmak
kigürt- (Petition am chin. Hofe) vorbringen lassen, einreichen || (Çin sarayına dilekçe)
sundurmak, sunmak; hineinführen lassen || içeriye sokturmak eylemeylem
kigürüšdür- (Musik) spielen || (müzik) yapmak eylemeylem
kigüt Pachtzins || kira faizi
kigüt Pachtzins || kira faizi
kikrištür- (jemanden) zum Zurufen veranlassen, veranlassen, dass (der eine dem anderen) zuruft || karşılıklı çağırttırmak eylemeylem
kikšür- aufhetzen || kışkırtmak, tahrik etmek eylemeylem
kikšürü sözlä- aufhetzen || kışkırtmak, kışkırtıcı sözler söylemek
kileš << Skt. kleśa Befleckung || kirletme,
pisletme, lekeleme (s./bk. Khotansak. kleśa-, klaiśa-)
kileš nizvani Befleckung2, Kleśa2 || kirletme2, pisletme2, lekeleme2, Kleśa2
1
kim wer, welcher, jemand, irgend jemand, irgend welcher || kim, herhangi biri, ne,
hangisi; (Konj.) dass (auch Äquivalent von Skt. yad), da, so dass, wie, wenn || (bağlaç) ki (Skt.
yad’ın da eş değeri), … -dığı için, öyle ki, … – dığında, … -dığı zaman, eğer adv
kim ärsär jemand, (mit Neg.) niemand || biri, kimse, (olumsuz) hiçbiri
kim birök wer nun, wenn jemand … || eğer birisi
kim inčip wenn || eğer, şayet, … -dığında
kim kayu ) || herhangi bir, her kim olursa olsun
kim kim wer alles || kim
kim kim mä (mit Neg.) niemand || (olumsuz) hiçbiri
kim kim mä ärsär (mit Neg.) niemand || (olumsuz) hiçbiri
kim yimä (mit Neg.) niemand || (olumsuz) hiçbiri
2
kim < Chin. ⩤ qin (Spätmittelchin. kɦim)
Zither || kanuna benzeyen bir çalgı (s./bk. Mo. kin)
kimkäŋ (Krasis aus kimkä → 1 kim + 2
näŋ) niemandem || (kimkä → 1 kim ve → 2 näŋ’in kaynaşması) hiç kimseye
1
kimko < Chin. 䠁ࢋ jin gang (Spätmittelchin. kim kaŋ) Vajra || Vajra
kimpak < Chin. 䠁㇄ jin bo (Spätmittelchin. kim pɦak) Blattgold || altın yaprak
kimpak yapšur- Blattgold ankleben || altın yaprak yapıştırmak eylemeylem
kimpaklıg mit Blattgold || altın yapraklı
kimšu < Chin. 䥖㍃ jin shu (Spätmittelchin.
kimˊ ʂyə̆) Bed. im Kontext unklar || bağlamda manası belirsiz
1
kin < Chin. yan (Spätmittelchin. jiamˊ, Etymologie unsicher) Querbalken, Sturz || travers, tabanlık tahta
2
kin Moschus || misk
kin yıpar yıdlıg nach Moschus2 duftend || misk2 kokulu
kindik Nabel || göbek; Radnabe || tekerlek göbeği
kindikdäki auf dem Nabel befindlich, im Nabelbereich befindlich || göbekteki
kindiklig mit Nabel || göbekli; mit Radnabe || tekerlek göbekli
1
kinlig mit Schutzseidenbändern (bei amtlichem Stoff als Zahlungsmittel) || şeritli, bağlı,
koruma ipek şeritli (resmî mevzuda ödeme aracı olarak
kinsusuz ohne Fehler (?) || kusursuz (?)
kiŋšu << Skt. kiṃśuka Name eines Baumes,
Malabar-Lackbaum (Butea frondosa Roxb.) || bir ağacın adı (Butea frondosa Roxb.) (→ kinšuk)
kinšuk kiŋšu << Skt. kiṃśuka ein roter Edelstein
(meist der Rubin) || kırmızı değerli bir taş (çoğunlukla yakut); Name eines Baumes,
Malabar-Lackbaum (Butea frondosa Roxb.) || bir ağacın adı (Butea frondosa Roxb.) (→ kiŋšu)
kintare < TochB kindare < Skt. kiṃnara Name
eines indischen Alphabets || bir Hint abecesinin adı; eine Klasse von Genien || efsanevi
bir ara varlığın sınıfı (s./bk. Sogd. kynntr, knntr) (→ kinare, → k(i)nt(a)r)
kint(i)- (Pferd) striegeln || (at) tımar etmek, tımarlamak, kaşağılamak eylemeylem
kintsu < Chin. Fehler (?), Sünde (?) || kusur (?), yanlışlık (?), günah (?)
kipar Bed. unbekannt || anlamı bilinmiyor 1
1
kir Schmutz (auch Äquivalent von Skt. mala), geringere Befleckung (Skt. upakleśa) || kir,
pislik (Skt. mala’nın da eş değeri), ufak leke (Skt. upakleśa) (s./bk. Mo. kir, kkir)
kir- eintreten (auch Äquivalent von Skt. praviś-), betreten, eingehen (in), (Mönch,
Nonne) werden || girmek (Skt. praviś-’in de eş değeri), ayak basmak, (rahip, rahibe) olmak;
(Wehen) einsetzen || (doğum sancısı) çekmek; (in Sünde) geraten || (günaha) girmek; sich eylemeylem
einstellen || baş göstermek; (für j-n) eintreten || (bir kimsenin) tarafını tutmak; (Waffen) eindringen || (silahlar) zorla girmek
kirip käl- betreten || ayak basmak
kiran << Skt. kiraṇa Staub || toz
kirate << Skt. kirāta pejorative Bez. für Angehörige von Hirtenvölkern in Nordindien ||
Kuzey Hindistan’daki göçebe toplumdan olanların pejoratif adı
kirate ugušluglar die Angehörigen der Kirātas || Kirātaların soyundan olanlar
kiräk Waschkrug || testi, su testisi
kirgin Gereiztheit der Tiere zur Paarungszeit
|| hayvanlarda çiftleşme anı kızgınlığı; Brunft || (hayvanlarda) çiftleşme isteği, (hayvanlarda) çiftleşme kızgınlığı
kirgü Eintreten || girme
kirgü üngü Eintreten und Hinaustreten || (içeri) girme ve (dışarı) çıkma
kirgür- eintreten lassen || girdirmek eylemeylem
kirigsä- eintreten wollen || girmek istemek
kirik- beschmutzt werden, schmutzig werden || kirlenmek
kirikar << Skt. kriyākāra Vorschrift || kural
kirikar törö Vorschrift2 || kural2
kirikdür- beschmutzen, verunreinigen, besudeln || kirletmek, pisletmek, lekelemek
kirikmäk Beschmutztwerden, Besudelung || kirlenme, pisletme, bulaşıklık eylemeylem
kirima < Tib. ʾkhris ma Name einer Ader (im Tantra) || (Tantrizm’de) bir damarın adı
kirima tamır die ʾKhris ma-Ader || ʾKhris ma damarı
kiriš Bogensehne, Saite || ok kirişi, yay teli, tel, kiriş
kiriš oyunı Musik (für) Streichinstrumente || yaylı saz (için) müzik
kiriš- miteinander eintreten, enthalten sein || birlikte girmek, (birbirine) girmek, (içinde) olmak, bulunmak eylemeylem
kiriši passend, geeignet, geziemend, entsprechend || uygun, münasip, yararlı adv
kiriši yarašı passend2, geeignet2, geziemend2, entsprechend2 || uygun2, münasip2, yararlı2 adv
kirištür- hervorkommen lassen || öne çıkartmak; einfügen || sığdırmak, eklemek; harmonisieren || uyum sağlamak eylemeylem
kirit < TochA kiriṭa < Skt. kirīṭa Diadem, Tiara || alın çemberi, alın bağı, taç
kirt kirt onom.: (Lachen) ,ha, ha‘ || yansımalı kelime: (gülme) ,ha, ha
kirusuma < Tib. ʾkhris gsum ma Name einer Ader || bir damarın adı
kirusuma tamır die ʾKhris gsum ma-Ader || ʾKhris gsum ma damarı
kirür Eintreten || girme
kirži < Skt. kṛṣi Ackerbau || tarım, ziraat
kiš Zobel, Zobelfell || samur, samur derisi 2
kišanlıgča für einen Moment, im Maße eines
Kṣaṇa || bir an için, bir anlık, bir Kṣaṇa ölçüsünde
kišatirya < Skt. kṣatriya Krieger, Mitglied des Adelsstandes || savaşçı, soylular sınıfının bir
üyesi (vgl./krş. Sogd. kšʾtry, TochA kṣatri, TochB kṣatriye, Khotansak. kṣattria-)
kišä- hemmen || kösteklemek; (Pferd) mit Fußfesseln versehen, anbinden || (at) ön bacak
zinciriyle bağlamak, bağlamak eylemeylem
kišägü spät || geç
kišän Fessel, Vorderbeinfessel (bei Pferden), (Hosen-)Band || zincir, bağ, (atlarda) ön bacak zinciri, uçkur
kišän bag || ön bacak zinciri ve bağ, zincir2
kišänläl- gefesselt sein, gefesselt werden || bağlanmak, bağlanmış olmak
kišänlän- gefesselt sein || bağlanmak
kiši ~ k(i)ši Mensch, Person, Menschen-,
menschlich || insan, kişi, şahıs, insan …, insani; Name einer Klasse von Wesen (Skt. manuṣya) ||
bir varlık sınıfının adı (Skt. manuṣya); Statue || heykel; jemand || birisi, bir kimse
kiši ärmäz Nicht-Mensch (Skt. amanuṣya) || insan değil (Skt. amanuṣya)
kiši yalŋok Mensch2 || insan2
kiši yaŋlıg in Menschen-Form, wie ein Mensch aussehend, menschlich || insan kılığında, insan gibi görünen, insani
kišili yılkılı Mensch(en) und Tier(e) || insan(lar) ve hayvan(lar)
2
kiši Frau, Ehefrau || kadın, eş
kiši süti Muttermilch || anne sütü
kiši yutuz Ehefrau2 || eş2
kišidäki in einer Person, bei einer Person || kişideki şahsi??
kišidira < Skt. kṣetra Feld || alan, saha (s./bk. Khotansak. kṣīra-, kṣittra-, kṣaittra-)
kišidira tarıglag Feld2 || alan2, saha2
kišilän- heiraten, zur Frau nehmen || evlenmek, eş olarak almak, nikâhı altına almak eylemeylem
kišinä- wiehern || kişnemek eylemeylem
kiv (br)< Chin. 㧺 ju (Spätmittelchin. kiwk) Chrysantheme || kasımpatı, krizantem
kivčik < Chin. (°čik < Chin. 㑮 ji; Spätmittelchin.
tsiajk)Name einer Stoffart || bir kumaş çeşidinin adı
kivinmäk Bed. unklar || manası belirsiz eylemeylem
kiwin Bed. unklar || manası belirsiz 2
kizlä- verbergen, verheimlichen, verstecken, beerdigen || gizlemek, saklamak, gömmek eylemeylem
kizlä- batur- verbergen2, verheimlichen2 || gizlemek2, saklamak2
kizlä- bäklä- beerdigen2 || gömmek2
kizlä- yašur- verbergen2, verheimlichen2 || gizlemek2, saklamak2
kizläg esoterisch, geheim || bâtıni, gizli; intim
|| cinsel, özel; Scham- || edep …, utanma …;Geheimnis || sır
kizläg kölüŋü das esoterische Fahrzeug (Skt. tantrayāna) || bâtıni araç
kizläg oron Schamgegend (Lehnprägung nach Tib. gsaṅ gnas) || edep yeri
kizlägligin (adv.) insgeheim, heimlich || gizli gizli, gizlice
kizläl- verborgen werden || gizlenmek, saklanmak eylemeylem
kizlän- sich verbergen, sich verstecken || gizlenmek, saklanmak eylemeylem
kizlänčü heimlichtuerisch, esoterisch, geheim
|| bâtıni, gizli, saklı; Schatzhaus || hazine odası, ambar
kizlätil- versteckt werden, verborgen werden || gizletilmek, gizlenmek eylemeylem
knbra (c) Held || kahraman
koburga Kauz || alaca baykuş 1
koč Widder || koç (s./bk. Mo. quča(n))
kočuŋar Schafbock, Widder || koç
kočuŋar siki Harn eines Widders || koç idrarı
1
kod- || koymak, reddetmek, bırakmak, kabul etmemek, rehin bırakmak, geriye koymak;
|| terk etmek, ayrılmak; || belirlemek, saptamak; || (bir şeye) devam etmemek, (bir işe) ara vermek; || ihmal etmek, ihmalkâr olmak; || (bir şeye göz) atmak; || (yardımcı fiil olarak) tamamen yapmak, detaylı yapmak eylemeylem
kodın- hinterlassen, deponieren || (geride) bırakmak eylemeylem
kodiräk ein Juwel || bir mücevher (s./bk. Skt. koṭīra
kodtur- abhalten || birisini bir işten alıkoymak
kodtur- tıd- abhalten2 || birisini bir işten alıkoymak2 eylemeylem
kodul- aufgegeben werden || bırakılmak
kodul- titil- aufgegeben werden2 || bırakılmak2 eylemeylem
1
kodur- niederschreiben || yazmak, kaleme almak eylemeylem
2
kodur- ~ kutur- über die eigenen Grenzen
hinausgehen || kendi sınırlarını aşmak; außer sich sein || kendinden geçmiş olmak; verblendet sein || aklı başından gitmiş olmak eylemeylem
kodurt- (Text)kopieren lassen, niederschreiben lassen || (metni) kopyalatmak, yazdırmak eylemeylem
koduru ~ kuturu ausführlich, vollständig,
gründlich, sehr, intensiv, stark || ayrıntılı, bütün, eksiksiz, detaylı, titiz, yoğun, güçlü
koduz Frau || kadın
1
kog Atom, (wörtl.) Staub (zur Bedeutung
Staub = Atom s. Sogd. prδβʾnʾk) || atom, toz (tozun = Atom anlamı için bk. Sogd. prδβʾnʾk) (s./bk. Mo. qoγ)
kog ävini Staubkorn || toz tanesi, toz zerresi
kog kıčmık Atom2 || atom2
kog kıčmıkk(ı)ya kleines Atom2 || küçük atom2
kogla- verkünden || bildirmek eylemeylem
kogša- schwach werden, geschwächt sein, (im
Glauben) schwankend sein || zayıflamak, (inanışta) zayıf olmak; kränkeln || hastalıklı olmak eylemeylem
kogša- ämirkäš- schwach sein und kribbeln || zayıflamak ve kaşınmak
kogša- savıkla- geschwächt sein und dahinschwinden || zayıflamak ve yok olmak eylemeylem
kogšak weichlich, zurückhaltend, schwächlich, geschwächt (auch Äquivalent von Skt. dainya), schwach, nachlässig || zayıf, çekingen, çelimsiz, gevşek, güçsüz (Skt. dainya’nın da eş değeri)
kogšal- verletzt werden || yaralanmak eylemeylem
kogšat- schwächen, weich machen || zayıflatmak, zayıf düşürmek
koguš Fell, Leder, Trommelfell || deri, post, davul derisi; Lederschlauch || deri hortum; ledern, Leder- || deriden, deri …
koguš kap Ledersack, Lederschlauch || deri kese, deri hortum
kok- duften || kokmak 2 eylemeylem
kokuz Abgrund (auch für Skt. pātāla und
prapāta) || uçurum (Skt. pātāla ve prapāta’nın da eş değeri); Tal, Schlucht || vadi, yar;
Schaden, Schädigung || zarar, kayıp; Spalte || yarık, aralık (s./bk. Mo. qoγosun
1
kol Arm, Hand || kol, el; Flügel || kanat; die Seite || taraf, yan
kol but Arme und Beine || kollar ve bacaklar
kolın yet- j-n am Arm führen || … kolundan tutmak
kolların kämišmäk kıl- mit den Armen gestikulieren || kollarıyla jestler yapmak eylemeylem
kol- wünschen || istemek; erflehen || yalvarmak; erbitten, erbetteln, betteln || dilemek,
talep etmek, dilenerek elde etmek, dilenmek eylemeylem
kol- koltgula- erbetteln2, betteln2 || dilenerek elde etmek2, dilenmek2 eylemeylem
kolbıč Achselhöhle || koltuk altı
koldamla- mit den Armen rudern, die Arme
bewegen || kollarla kürek çekmek, kolu hareket ettirmek; (Getreide) worfeln || (harman) savurmak eylemeylem ekekekekek
kollaš- sich an den Armen fassen, sich unter
die Arme greifen || birbirinin kolunu tutmak eylemeylem
1
kolmak das Bitten, das Flehen || rica, yalvarma, istek
koloksuz Bed. unklar || manası belirsiz
kolončaŋ (br) erbittend || dileyen, talep eden adv ekekek ????
koltgula- betteln || dilenmek eylemeylem
koltgulamak Betteln || dilenme
koltık Achselhöhle, Achsel || koltuk altı, koltuk
kolti < Sogd. kwrty < Skt. koṭi eine hohe Zahl || yüksek bir sayı (vgl./krş. Sogd. kwrtty, kwtʾy,
kwty, kwtty, TochA kor, TochB kor, koṭ, Khotansak. kūla-, kūlu-, kūlā-, kūlä-, Mo. költi) (→ kort, koti)
koltur- erbitten lassen || dilendirmek 1 eylemeylem
1
kolu Zeitpunkt, Zeit, Moment || zaman, vakit; Maß, Ausmaß, rechtes Maß || ölçü, miktar
kolu täŋ Maß2, Ausmaß2, rechtes Maß2 || ölçü2, miktar2
kolula- bedenken, reflektieren, erwägen || düşünmek, düşünceye dalmak, ilgi duymak, mülahaza etmek eylemeylem
kolula- sakın- bedenken2, erwägen2 || düşünmek2, düşünceye dalmak2
kolulayu kör- reflektierend betrachten || ilgiyle bakmak eylemeylem
kolulayu ülgüläyü bulguluksuz nicht zu erwägen und nicht zu ermessen || düşünülmez ve kavranmaz
kolulaguluksuz nicht auszudenken || tasavvur edilmez
kolum Gabe || sunu, hediye, bağış, sadaka
kolumlug (br) mit Gabe || bağışlı, sadakalı
kolun- für sich wünschen, für sich erflehen,
geloben || kendisi için istemek, yalvarmak, dilenmek, ant içmek eylemeylem
kolunč Erflehen, Bitten, Gelübde || yalvarış, yalvarma, isteme, ant, yemin
kolunmak Erflehen, Bitten, Gelübde || yalvarış, yalvarma, isteme, ant, yemin
kolusuz maßlos, unzählbar, unendlich, unmessbar || aşırı, sayısız, çok sayıda, sonsuz,
sınırsız, ölçülemez, ölçüsüz, hesapsız
kolusuz ärüš üküš maßlos und zahlreich2 || ölçüsüz ve çok2
kolusuz üküš unendlich viele || pek çok
koluš Bitte || istek, rica
kolvatun < Syr. klbtwn Zange, Pinzette (in der
Liturgie der Apostolischen Kirche des Ostens)
|| (,Nesturi‘ kilisesinde lituryada) kerpeten, cımbız
kom Packsattel (bei Kamelen) || (develerde) semer (s./bk. Mo. qom, Mandschu komo)
komı- sich begeistern || coşmak, heyecanlanmak, aşka gelmek eylemeylem
komımak Begeisterung || coşku, heyecan
komımakın komı- sich mit Begeisterung begeistern, sich sehr begeistern || coşkuyla heyecanlanmak, çok heyecanlanmak
komıt- begeistert werden || coşturulmak eylemeylem
kon- sich niederlassen || konmak, yerleşmek (s./bk. Mo. qonu-) eylemeylem
kon- yurtla- sich niederlassen2 || konmak2, yerleşmek
konak Hirse || darı (s./bk. Mo. qonuγ)
konak meni Hirsemehl || darı unu
konak tögisi Hirse || darı
konašı benachbart || komşu
konašı eliglär benachbarte Könige || komşu krallar
kongu Aufenthaltsort, Wohnsitz, Wohnung || yerleşim yeri, oturulan yer
konok Sitz, Wohnort || oturulacak yer, yerleşim yeri (s./bk. Mo. qonuγ)
konšı Nachbar || komşu; Nachbar- || komşu …; Nachbarschaft || komşuluk; || bitişik durum || bitişik, komşu, yakın
kontı- < TochB kāntä – polieren || parlatmak eylemeylem
kondı- arıt- polieren und reinigen || parlatmak ve temizlemek
kontımıš kurč közüngü polierter und harter Spiegel || parıltılı ve sert ayna
kurč hart || katı, sert; Härte || katılık, sertlik; Stahl || çelik (s./bk. Mo. qurča)
kurč közüngü Stahl-Spiegel || çelik ayna
kontu- bilä- polieren und schärfen || parlatmak ve bilemek eylemeylem
kontıglıg poliert || parıltılı; glänzend || parlak
kontur- (Text)etablieren || (metni) kurmak,
yerleştirmek; zum Sesshaftwerden bringen || yerleşik hayata geçirmek eylemeylem
konuk Sorghum || sorgum, süpürge darısı 2
konur Stadtmauer || sur
koŋragu Schelle, Glocke || çan, çıngırak
koŋratmak Läuten || çalma eylemeylem
koŋruk- (Magen) knurren || (mide) guruldamak eylemeylem
koŋrul- herausgerissen werden, entwurzelt
werden, (Zähne) ausfallen || koparılmak, sökülmek, kökünden sökülmek, (dişler) dökülmek eylemeylem
koŋrulup ün- herausgerissen werden || koparılmak, sökülmek
koŋur kastanienbraun || kestane renkli
koŋur ud kastanienbraunes Rind || kestane renkli sığır
koŋur- herausreißen || koparmak, sökmek eylemeylem
koŋuz Käfer, Wurm, Insekt || kın kanatlılar, böcek, kurt, solucan
koŋuzlug mit Käfern || kın kanatlı
kookun ~ koogun (koo° vielleicht < Chin. ݹ guang; Spätmittelchin. kuaŋ) Funke || kıvılcım
koolıčak Ärmchen || küçük kol, kolcuk 1
koollug mit Nabe || tekerlek göbekli, poyralı
1
kop alle, gesamt, sämtliche, viele || bütün,
hep, çok; (adv.) ganz, vollständig || tamamen; Fülle || bolluk
kop kamag alle2 || bütün2
kop küsüšüg köŋül eyin kanturdačı || bütün arzuları istenilen miktarda yerine getiren adv
kop törlüg alle möglichen || her türlü
kop törlüg ugrın in jederlei Hinsicht || her türlü bakımdan adv
kop ugrın in jeder Hinsicht || her bakımdan
kop- sich erheben, auffliegen || yükselmek, havalanıp uçmak, kalkmak eylemeylem
kopa tur- aufsteigen || yükselmek
kopup(a)n b(a)r- (r) auffliegen || havalanıp uçmak
kopdar- hochreißen, hochziehen || yukarıya çekmek
kopdaru tut- hochreißen || yukarıya çekmek eylemeylem
kopdın überall … befindlich || her yerden, her taraftan adv
kopdın sıŋar in jeder Richtung || her yönde
kopdın sıŋgarkı in jeder Richtung befindlich || her yöndeki
kopıkla- sich erheben || yükselmek eylemeylem
kopugma auffliegend || havalanıp uçan
kopur- anheben, hochheben || yükseltmek, kaldırmak eylemeylem
kopurt- aufstellen lassen || diktirmek 1 eylemeylem
kopuz Laute || kopuz, telli Orta Asya çalgısı (s./bk. Mo. quγur)
kopuzlı kıšaklı Laute und Stechgeige || kopuz ve keman
1
kor Schaden (auch Äquivalent von Skt. anartha), Schädigung, Verderbnis, Ausgabe,
finanzielle Belastung || zarar (Skt. anartha’nın da eş değeri), ziyan, bozulma, masraf; Steuer,
Abgabe || vergi; Niederlage (im Krieg) || (savaşta) yenilgi, bozgun (s./bk. Mo. qoor, qoor-a, qor)
koor kokuz Schaden2, Schädigung2, Verderbnis2 || zarar2, zarar verme2, kokuşma2
koor köŋüllüg verdorben || bozulmuş
kor bul- eine Niederlage erleiden (Armee) || (ordu) yenilgiye uğramak
kor kıl- Schaden zufügen || zarar vermek eylemeylem
korlı asıglı Schaden und Nutzen || zarar ve yarar
1
kora- Schaden nehmen, verdunsten, abnehmen, schwinden, zugrunde gehen || zarar
görmek, buharlaşmak, azalmak, yok olmak, kaybolmak (vgl./krş. Mo. qoro-) eylemeylem
koran- Fleisch verlieren (bei Krankheit) || (hastalıkta) kilo kaybetmek eylemeylem
korduŋ Bodensatz || rüsup
korgu leichtfertig, unachtsam || dikkatsiz, düşüncesiz
korgu yenig leichtfertig2, unachtsam2 || dikkatsiz2, düşüncesiz2
korgu yenig kılık unachtsames und leichtsinniges Verhalten || dikkatsiz ve düşüncesiz davranış
korgu yenig köŋül Leichtfertig2keit ||dikkatsiz2lik, düşüncesiz2lik
korgu yorıklıg kišilär || dikkatsiz yaşam tarzlı kişiler
1
korı- (einen Ort) umgeben, einfrieden || (bir
yerin etrafını) çevirmek; behüten, beschützen || korumak (s./bk. Mo. qori-
korıg tabuisiert || tabu kabul edilen;
Tabuisierte(r), Harems- || tabulaştırılan kişi, harem … (s./bk. Mo. qoriγ)
korıg hatun Haremsdame || harem kadını
korıg iyälig uzuntonlug verheiratete Haremsdame || evli harem kadını
korıg kırkın Haremsmädchen, Konkubine || harem kızı, metres
korıg kız Haremsmädchen, Konkubine || harem kızı, metres
korıglıg ~ korıgl(ı)g tabuisiert, mit einem Tabu belegt, mit Einschränkung, Harems- || tabu kabul edilen, tabuyla dolu, kısıtlamalı, harem … korıgl(ı)g iyälig uzuntonlug || harem2 kadını, tabu kabul edilen ve evli kadın
korıt- eskortieren, schützen || eşlik etmek, korumak eylemeylem
kork- sich fürchten, erschrecken, furchtsam sein || korkmak, ürkmek eylemeylem
kork- ayın- sich fürchten2 || korkmak2
kork- äymän- sich fürchten2 || korkmak2
kork- bäliŋlä-
kork- bäz-
kork- bez- titrä-
kork- sezin- sich fürchten und sich sorgen || korkmak ve endişelenmek
kork- uyad- sich fürchten und sich schämen || korkmak ve utanmak
kork- ürk- sich fürchten2 || korkmak2
korkgu täg furchtbar || korkunç adv ekekekek ???????
korkınč Furcht, Angst, Befürchtung, Furchtsamkeit || korku, korkaklık, ödleklik, endişe, çekingenlik; Gefahr || tehlike
korkınčta tur- in Furcht verharren || korku içinde olmak adv korku içinde eylemeylem
korkınčıg furchtbar, furchteinflößend,
schrecklich, fürchterlich || korkunç, korkutucu, ürkütücü, müthiş
korkınčıg kašınčıg || ürkütücü ve korkunç
korkınčlıg ~ korkınčl(ı)g mit Furcht, furchtsam || korkak
korkınčlıgın (adv.) furchtsam || korkak
korkınčlıgın busušlugın (adv.) furchtsam und besorgt || korkak ve kaygılı
korkınčsız furchtlos || korkusuz;
korkınčsız äyinčsiz köŋül || korkusuz2luk
korkınčsız köŋül Furchtlosigkeit (Skt. abhaya ) || korkusuzluk
korkınčsızın (adv.) furchtlos || korkusuz
korkıt- in Angst versetzen, erschrecken || korkutmak
korkıt- ürkit- erschrecken2 || korkutmak2 eylemeylem
korkız- in Angst versetzen, erschrecken || korkutmak eylemeylem
1
korklık Furcht || korku
korklık turkıg Furcht2 || korku2 eylemeylem
korkmakka tägin- in Furcht geraten || korku içinde olmak eylemeylem
korklıg (br) verzagt, ängstlich (wohl eine
fehlerhafte Form) || ürkek, korkak (tahminen hatalı bir şekil)
korsuz schadlos, ohne Schaden || zararsız
kort < Sogd. kwrty < Skt. koṭi eine hohe Zahl || yüksek bir sayı (→ kolti, koti)
korug eine Art Steuer || bir vergi çeşidi 2
korul- verfallen, Schaden nehmen, vergehen || çökmek, zarar görmek, yok olmak eylemeylem
koral- arta- verfallen2, vergehen2 || çökmek2, yok olmak2
korul- örlätil- Schaden nehmen und gequält werden || zarar görmek ve ızdırap çektirilmek
korultur- verfallen lassen, Schaden nehmen
lassen, schädigen || çöktürmek, zarar gördürmek, zarar vermek
korum Fels, Felsbrocken || kaya, kaya parçası;
Haufen || yığın; haufenweise || küme küme, yığınla
korum kaya Fels2 || kaya2
korum üküš haufenweise2 || küme küme2, yığınla2 adv
1
koš Paar, Zwillings-, Doppel- || çift, ikiz … (s./bk. Mo. qos, qoos)
kooš altun yartmak zwei Goldmünzen || iki altın sikke
kooš lenhwa Doppellotus || çift nilüfer
koš koš dicht, geballt || yoğun, sıkı, toplu adv
koš körši Metapher || mecaz adv
1
koš- laufen || koşmak
košap bar- davonlaufen || kaçmak eylemeylem
2
koš- verbinden, hinzufügen, zusammenfügen, vereinigen || bağlamak, katmak, eklemek, birleştirmek;
anschirren, (an einen Wagen) anspannen || koşum vurmak, (atları arabaya) koşmak; dichten || şiir yazmak eylemeylem
kooša bıšırun- gemeinsam meditativ verwirklichen || birlikte meditasyon sırasında gerçekleşmek koşa adv
koša < Skt. kośa Schatzhaus || hazine; Werktitel || bir metnin başlığı
košlun- (Wagen) anspannen, (Pferde, an den
Wagen) angebunden sein || (araba) koşulmak, (atlar arabaya) bağlanmak eylemeylem
košomok << Skt. kṣaumaka ~ kṣomaka Gewand aus Leinen || ketenden yapılmış elbise
košomok böz Leinengewänder || keten elbise
1
košug Dichtung, Verse || koşuk, şiir, mısralar;
Bindung (Skt. saṃyojana) || bağ (Skt. saṃyojana); Verbindung || bağlantı
košug bag Bindung2 || bağ2
košug toor Bindung2 || bağ2
košug Ärger || kızgınlık
koti < Sogd. kwty < Skt. koṭi eine hohe Zahl || bir büyük sayı (→ kolti, kort)
kotišvar < TochA koṭiśvar < Skt. koṭīśvara
Millionär, reicher Mann || milyoner, zengin adam
kotišvar bayagut reicher Mann2 || zengin adam2
kotur Grind || uyuz, deri kabuklanması
kotur ämi Mittel gegen Grind || uyuza karşı ilaç
kotur- kopieren, drucken || kopya etmek, basmak eylemeylem
koturt- kopieren lassen, drucken lassen || kopya ettirmek, bastırmak eylemeylem
kotuz Yak || Tibet öküzü, yak (→ kotaz)
kotuz ingäk Yakkuh || yak ineği
kotuz öküz Yakbulle || yak öküzü, yak boğası
kov- verfolgen, jagen || kovalamak, avlamak; treiben, scheuchen || sürmek, itmek; j-n bedrängen || birisini sıkmak eylemeylem
kov- sık- taŋ- j-n bedrängen3 || birisini sıkmak3
kova edär- verfolgen || kovalamak adv
kov- yedär- verfolgen2, jagen2 || kovalamak2, avlamak2
kovı unglücklich || mutsuz, kutsuz; ohne Verdienst || sevapsız; hohl, leer, wüst || oyuk, boş, tenha; die Leerheit || boşluk
kovı süŋök hohle Knochen || oyuk kemik
kovır- ausgetrocknet sein, vertrocknet sein, vertrocknen || kurumuş olmak, kurumak eylemeylem
kovıt- verfolgt werden || izlenmek, takip edilmek eylemeylem
kovla- Gerüchte verbreiten || dedikodu yapmak, iftira etmek (s./bk. Mo. qobla-) eylemeylem
kovša- glätten || düzeltmek, cilalamak,
pürüzünü gidermek; abmähen || hasat etmek, ekini orakla veya tırmıkla biçmek eylemeylem
kovšaš- wimmeln || kaynaşmak eylemeylem
1
kovuk Höhle, Raum || mağara, kovuk, oda, vüsat; Mutterleib || rahim; etwas Leeres, Leerheit (Skt. śūnyatā), leerer Raum || boş şey,
boşluk (Skt. śūnyatā), boş vüsat; Gewölbe || kubbe; hohl, leer || oyuk, boş
kovok bolmak (br) Hohlheit || oyukluk, boşluk
kovuša- geglättet sein || düzlenmiş olmak, düzlemek eylemeylem
1
koy Brust, Busen || göğüs; Brusttasche || göğüs cebi, iç cep
koygu Lassen || bırakma
1
koyn Schaf, Widder || koyun, koç; Name eines
zyklischen Jahres || bir yıl adı; Name eines zyklischen Tages
koyn tartar sıgun tartar kaŋlı tarafından yok hiç adv ??????? ekekekek
koyug dickflüssig || koyu, ağda gibi, kıvamlı
koyug suvık arıgsız dickflüssige und flüssige Exkremente || koyu ve akıcı dışkı
koz Kohle, Kohlenglut, Kohlen- || kömür, kömür koru, kömür …
kooz ootı Kohlenfeuer || kömür ateşi
kozlug oy Kohlengrube || kömür madeni, kömür ocağı
kozlug yagmur Kohlenregen || kömür yağmuru
köč Migration || göç; Lasttier || yük hayvanı; Stunde || saat
köč kon Migration und Ansiedlung || göç ve yerleşme
köč kölök Satteltier2, Lasttier2 || eyer vurulan hayvan2, yük hayvanı2
köčin bar- fortziehen || göç etmek
köč- migrieren, nomadisch umherziehen || göçmek, göçebe yaşamak eylemeylem
köčür- (eine Stadt) verlegen, verlagern || (bir
şehrin) yerini değiştirmek, taşımak; zum Nomadisieren bringen, zum Weiterziehen zwingen || göçmeye zorlamak, göçürmek eylemeylem
köčür- kontur- (r) zum Nomadisieren bzw. zum Sesshaftwerden bringen || göçmeye veya yerleşmeye zorlamak
ködrüm (Körper) Seite, Flanke || (vücut) yan, böğür
kögün Wildente || yaban ördeği
kögürčgän Taube || güvercin
kögürčgän atayı Taubenjunges || güvercin yavrusu
kögüš- Bed. unklar || manası belirsiz1
1
kök blau, grau, fahl, grün || mavi, gri, boz,
soluk, yeşil; Himmel, Blaues || gök, gökyüzü, mavi bir şey (s./bk. Mo. köke)
kök ayaz blauer Himmel || mavi gök
kök bagır Milz || dalak
kök boymul tog(a)n kuš (r) grauer Falke mit weißer Färbung am Hals || boynunda beyaz renk olan gri doğan
kök boz at graues2 Pferd || gri2 at
kök kalık Himmel, Firmament, Äther (auch als eines der fünf Elemente), leerer Raum, Luftraum (Skt. ākāśa) || gökyüzü, esir, uzay, sema (Skt. ākāśa)
2
kök Film, Membran, Augentrübung || ince zar,
ince tabaka, göz bebeklerinin perdelenmesi; Naht || dikiş
3 kök Wurzel || kök
kökäd(i)l- zum Himmel reichen || göğe ulaşmak eylemeylem ekekekekek
kökädtür- preisen, in den Himmel loben || övmek, methetmek, göğe çıkarmak eylemeylem
kökär- blau werden, blauen || göğermek, maviye kaçmak, morarmak (s./bk. Mo. kökere-) eylemeylem
kökär- tatar- (Leiche) blau werden2 || (ceset) morarmak2
1
köklä- zubinden || bağlamak, bağlayarak kapamak eylemeylem
kökläš- zusammengebunden sein, miteinander verbunden sein || birbirine bağlı olmak
kökmän bläulich || mavimsi, mavimtırak
kökmän tag der bläuliche Berg || mavimsi dağ
köküš tiefblau || koyu mavi
köküš öŋlüg tiefblau || koyu mavi
1
köküz Brust, Herz, Busen, Gemüt, Verstand, Auffassungsgabe || kalp, gönül, yürek, göğüs,
idrak, kavrama yeteneği; Zentrum, Kernland || merkez, kalpgâh, özyurt (s./bk. Mo. kökü(n))
köküz agrıg Brustschmerzen || göğüs ağrısı
köküz yiz Wirbelsäule, Brustwirbelsäule || omurga yiz???
köküzin bas- sich an die Brust schlagen || göğse basmak
köküzmäk Schürze, Jacke || önlük, ceket
1
köl See, Teich || göl, gölcük, gölet (s./bk. Mo. köl)
köl öläŋ See und Teich || göl ve gölet
1
köl- binden, anbinden, (Ochsen) anschirren ||
bağlamak, (öküze) koşum vurmak (s./bk. Mo. köl-) eylemeylem
kölär- fallen, sich (mit Tränen) füllen || düşmek, (gözyaşıyla) dolmak eylemeylem
kölgän Fahrzeug || taşıt, araç (s./bk. Mo. kölge(n))
köli- Schatten spenden || gölgelemek; beschirmen || savunmak eylemeylem
köligä Schatten, Abbild || gölge, suret
köligä iz Schatten und Spur || gölge ve iz
köligälik kušatre Schirm2 || güneşlik2
kölit- behüten || korumak; beschatten, in den
Schatten stellen, einen Schatten werfen || gölge etmek, gölgelemek, gölgelendirmek eylemeylem
kölitil- beschattet werden || gölgeye getirilmek
kölmäk Hemd || gömlek
kölmän See, Teich || göl, gölcük, küçük göl
kölmän suv See || göl
kölmän suvluk Teich2 || gölcük2, küçük göl2
1 kölök Band, Binde, Fessel || bağ, zincir
2
kölök Reittier, Lasttier || binek hayvanı, yük
hayvanı; Fahrzeug || taşıt, araç; Ladung || yük, kargo (s./bk. Mo. kölüg, külüg)
kölökkä agtın- ein Fahrzeug besteigen || taşıta binmek eylemeylem
kölöklä- (ein Reittier, einen Wagen) besteigen || (bir yük hayvanına, bir araca) binmek eylemeylem
kölün- angeschirrt werden, anhalten, zum
Halt kommen, einen Wagen besteigen || hayvana koşum vurulmak, durmak, bir araca binmek eylemeylem
kölündäči Reiter || atlı, binici
kölündür- (Pferd an einen Wagen) anschirren || (atı arabaya) koşumlamak eylemeylem
kölüŋ Wasseransammlung, Teich || su birikintisi, göl
kölüŋü ~ kölüngü Fahrzeug (Skt. yāna) || araç, taşıt (Skt. yāna) (s./bk. Mo. kölge(n))
kölür- (Fahrzeug) besteigen, anspannen || (araca) binmek, koşumlamak eylemeylem
köm- begraben, graben || gömmek, kazmak; bearbeiten || üzerinde çalışmak
köm- kizlä- begraben und verstecken || gömmek ve gizlemek eylemeylem
1
kömän Zaubererscheinung, Zaubertrug ||
büyü görünüşü, büyü, sihir, hayal, aldanma
kömtür- begraben lassen || gömdürmek
kömüglüg vergraben || gömmüş
kömüglüg oot glimmende Asche || köz
kömül- eintauchen, begraben sein, verschüttet werden, (mit Dat.) bedeckt sein (mit)
|| (yönelme hâliyle) gömülmek, (yönelme hâliyle) (bir şeyle) örtülmüş olmak eylemeylem
kämül- basıl- verschüttet werden2 || gömülmek2, örtülmek2
kömür Kohle, Holzkohle || kömür, odun kömürü
kömür ootı Holzkohlen-Feuer || odun kömürü ateşi
kön Leder, Haut || deri, cilt (s./bk. Mo. köm) 2
kön- gerade sein || düz olmak; anerkennen || tanımak eylemeylem
könä suvı Quecksilber || cıva (s./bk. MMo. künesün)
könäk Eimer, Gefäß || kova, kap (s./bk. Mo. köneg, könüg)
1
köni wahr, echt, recht (auch Äquivalent von
Skt. saṃyak), aufwärts gerichtet, erhaben, gerade, richtig, korrekt, wahrhaft, aufrichtig ||
doğru, gerçek (Skt. saṃyak’ın da eş değeri), yukarı yönde, yüksek, yüce, düz, gerçek,
samimi; Wahrheit || hakikat; das Wahre || gerçek, doğru (şey); (adv.) wahrhaftig, genau,
vollständig || gerçekten, hakikaten, tam, tamamen, bütün; vorschriftsmäßig || kuralına uygun
köni ärmäz Falsches || yanlış
köni ätözin mit aufgerichtetem Körper || dimdik bedenli adv
köni ätözin olur- eylemeylem
köni bošgut die wahrhaftige Doktrin || doğru öğreti
köni oŋaru wahr2 || gerçek2
köni oŋaru bošgut die wahre2 Lehre || gerçek2 öğreti
köni yarašı wahr und angemessen || doğru ve uygun adv
könisinčä bilinmäk könisinčä öglänmäk adv || gerçeğe göre bilme ve gerçeğe göre hatırlama
könisinčä oŋarusınča wahrheitsgemäß2 || gerçeğe göre2, doğruya göre2, gerçeğe uygun2 adv
könisinčä yorıt- regeln, in Ordnung bringen || düzenlemek, uydurmak eylemeylem
könitä köni überaus wahr || son derece doğru
könilig wahrhaftig || gerçekten, hakikaten
könimän wahrhaftig || gerçekten, hakikaten; adv ekekekekek???????????????????
kurz und bündig || kısa ve öz; Wahrheit || gerçek, hakikat
könin (adv.) wahrhaftig, in Wahrheit || adv
hakikaten, gerçekten, gerçekte, aslında könin ärmäk (m) Wahrhaftig-Sein || hakikaten olma, gerçekten olma
köntägü Halskette, Halsband || gerdanlık
köntül- aufgerichtet werden, sich aufrichten, gestreckt werden, (Krankheit) geheilt werden, besser werden || doğrutulmak, doğrulmak,
uzatılmak, (hastalık) tedavi edilmek, iyileşmek
köntül- oŋarıl- (Krankheit) besser werden2, geheilt werden2 || (hastalık) iyileşmek2, tedavi edilmek2 eylemeylem
köntür- aufrichten, einrichten, auf den rechten Weg bringen, berichtigen, korrigieren,
richtig ausrichten, begradigen || doğrultmak, doğru yola getirmek, düzeltmek, doğru düzeltmek; (Boden) glätten, einebnen || (yeri)
düzeltmek, düzleştirmek; (Zweifel) ausräumen || (şüpheleri) ortadan kaldırmak eylemeylem
köntür- bas- auf den rechten Weg bringen und regieren || doğru yola getirmek ve yönetmek
kön(ü)ndi Wachtturm auf der Stadtmauer || surdaki gözetleme kulesi
kön(ü)ndi ükäk Wachtturm auf der Stadtmauer2 || surdaki gözetleme kulesi2
köñül- von Hitze versengt werden || ısıdan alazlanmak eylemeylem
köŋlä- über etwas nachdenken || (bir şeyi) düşünmek eylemeylem
köŋül Herz || gönül, yürek; Absicht || niyet; Wunsch, Entschluss, Wille, Willenskraft || arzu,
istek, karar, irade; Auffassungsgabe, Gemüt, Geist (Skt. citta), Verstand, Aufmerksamkeit,
Bewusstsein (Skt. vijñāna), Sinn, Mut, Gesinnung, psychische Disposition (Skt. āśaya),
Befinden || kavrayış yeteneği, ruh, zihin (Skt.
citta), akıl, dikkat, uyanıklık, bilinç (Skt. vijñāna), duyu, his, cesaret, zihniyet, hatır,
eğilim (Skt. āśaya); Denken || düşünme, kavrama; Bedürfnis || ihtiyaç; bildet Abstrakta der
Gemütsbewegung || coşkuların soyut şeklini oluşturur adv ???????
köŋül ay(ı)t- nach dem Befinden fragen || hatır sormak eylemeylem
köŋül ärklig Denkorgan || düşünme organı
köŋül b(ä)lgüsi Absicht || niyet
köŋül ötün- nach dem Befinden fragen || hatır sormak
köŋül bilig birlä yaratılmıš oron || bilinçle2 yaratılmış yer adv
köŋül bol- Lust haben || istek duymak eylemeylem
köŋül eyin nach Belieben, nach Wunsch || isteğe göre, arzuya göre adv
köŋül üzä bar- gehen, wohin man will || istediği yere gitmek adv
köŋülčä nach Belieben || isteğe göre, arzuya göre
köŋülčä tapča nach Belieben2 || isteğe göre2, arzuya göre2 adv
köŋülin adın kišiniŋ ädgüsiŋä azlanmamak || gönülle başka kişinin üstünlüklerini arzulamama2 adv
köŋülinčä nach Belieben, nach Herzenslust || istediği kadar, gönlünce
köŋültäki taplag geistige Neigung (Skt. abhiprāya) || zihnî eğilim (Skt. abhiprāya)
köŋülgär- bedenken || düşünmek, hesaba katmak eylemeylem
köŋülgärmäk Denken, Überlegung (Skt. manasikāra) || düşünme, düşünce (Skt. manasikāra
köŋüllän- ~ köŋül(l)än- nachdenken, aufpassen, achtsam sein || düşünmek, dikkat etmek, dikkatli olmak eylemeylem
köŋülländür- nachdenken lassen, zu denken geben || düşündürmek
1
köp zahlreich, viel, reich an, reichlich (auch
Äquivalent von Skt. nicita) || pek çok, çok, bol (Skt. nicita’nın da eş değeri); (Bart, Wald) dicht
|| (sakal, orman) sıkı, sık; stark || güçlü; alle (eventuell durch Einfluss von → 1 kop) || hepsi
(belki → 1 kop’un etkisiyle); der größte Teil (von) || …-nın çoğu adv
köp kalın zahlreich2 || pek çok2
köp k(a)mag alle2 || hepsi2
köp yaŋšamaklıg stark reflektierend || çok yansıtan
köp yigi dicht2 || sık2
2
köp Reduplikationssilbe || pekiştirme hecesi
köp köni ganz gerade || tamamen düz
köpäd- mehr werden, sich mehren, zahlreich werden, zahlreich sein, reichlich vorhanden
sein || çoğalmak, artmak, sayıca çoğalmak, bolca mevcut olmak eylemeylem ekekekekek
köpik Schaum || köpük; (Kamel) Geifer || (deve) salya
köpik käräkük(i)yälär die Schaumbläschen || köpük kabarcıkları
köpiklän- schäumen || köpürmek, köpüklenmek eylemeylem
köpir- schäumen, zum Schwellen bringen || köpürmek, kabartmak
köpirt- (eine Flüssigkeit) schäumen lassen || (bir sıvıyı) köpürtmek
köplüg zahlreich (?) || pek çok, bol (?)
köprüg Brücke || köprü
kör- sehen, schauen, ansehen (als), betrachten, in Betracht ziehen || görmek, bakmak, (olarak) görmek, seyretmek, dikkate almak;
mustern, beobachten, beaufsichtigen || gözden geçirmek, süzmek, gözlemlemek, bakmak;
besichtigen || ziyaret etmek; wahrnehmen, erkennen, perzipieren, verstehen, realisieren
|| anlamak, algılamak, kavramak; (Leid, Unterdrückung) erfahren, erdulden || (dert, keder,
baskı) çekmek, dayanmak; (Freude) empfinden, erleben || (sevinç) hissetmek; gehorchen
|| söz dinlemek, itaat etmek; (ein Orakel) befragen, konsultieren || (kehanet) sormak,
istişare etmek; (Traum) auf j-n hindeuten || (rüya) birisini işaret etmek; Hilfsverb (mit Konverb auf –(y)u): versuchen, sicherstellen,
dass eine Handlung ausgeführt wird || yardımcı fiil (-(y)u zarf-fiil ile birlikte): denemek, bir işin yapılacağını garanti etmek eylemeylem
kör- adırtla- erschauen und unterscheiden || görmek ve ayırmak
kör- adkan- perzipieren2 || algılamak2 eylemeylem
kör- bak- sehen2, schauen2 || görmek2, bakmak2
kör- bil- wahrnehmen2, erkennen2 || algılamak2, anlamak2
kör- kolula- adırtla- betrachten, erwägen
und unterscheiden || bakmak, düşünmek ve ayırmak eylemeylem
körgäli aklančıg abscheulich anzuschauen || bakması iğrenç
körgäli ärklig Der des Schauens mächtig ist
(= Bodhisattva Avalokiteśvara) || bakması güçlü
körgäli bulguluksuz unsichtbar || görünmez, görünmeyen, görülmeyen
körgäli kanınčsız (so schön,) dass man sich nicht sattsehen kann || bakmaya doyulamayan, görmeye doyulmaz ekekekek adv
körgäli kanınčsız körtlä so schön, dass man sich nicht sattsehen kann || bakmaya doyulamayan kadar güzel
körgäli körklä sehenswert schön (Calque nach TochA lkātsi kāswe) || görülesi güzel, görülmeye değer güzel
körgäli yeläyü ätöz durch Zauber sichtbarer Körper || büyüyle görünen beden
körü ešidü kanınčsız (so schön), dass man sich nicht sattsehen und satthören kann || bakmaya ve işitmeye doyulamayan (kadar güzel) adv
körü kanınčsız (so schön), ) || bakmaya doyulamayan
körü kanınčsız tokılıg ıdok || bakmaya doyulamayan kadar güzel ve kutsal
körü kolulayu yetinčsiz nicht wahrnehmbar und nicht zu erwägen || algılanmaz ve kavranmaz
körüp olurgučı Garant || garantör, kefil
körüp tut- nachsehen, nachschlagen || gözden geçirmek, kitapta bir şey aramak eylemeylem
körgä Schüssel, Teller || çanak, kâse, tabak
körgit- ~ körkit- zeigen, darlegen, manifestieren, an den Tag legen || göstermek, sunmak, eylemeylem ekekekek
beyan etmek; beweisen || kanıtlamak; (Leid) erfahren lassen, erleben lassen, zufügen ||
(dert, sıkıntı, acı ve keder) çektirmek, yaşatmak; verkünden, lehren, demonstrieren ||
bildirmek, öğretmek, göstermek; prophezeien || kehanette bulunmak
körgit- ay- verkünden2, prophezeien2 || bildirmek2, kehanette bulunmak2
körgit- bälgürt- zeigen2, manifestieren2 || göstermek2, beyan etmek2
körgit- bošgur- lehren2 || öğretmek2
körgittür- ~ körkittür- präsentieren lassen || takdim ettirmek eylemeylem
körgü Betrachten (auch Äquivalent von Skt. vyavalokana) || bakma (Skt. vyavalokana’nın da eş değeri)
1
körgüči Zuschauer, Betrachter, Augenzeuge || seyirci, izleyici, görgü şahidi
körgüči bakgučı Zuschauer2, Betrachter2, Augenzeuge2 || seyirci2, izleyici2, görgü şahidi2
1
körgülük Wahrnehmungsumfang || algı alanı, algı ölçüsü
körgülüksüz unsichtbar, nicht wahrnehmbar || görülmez, algılanamaz
körgür- zeigen, sehen lassen || göstermek, gördürmek eylemeylem
körgüsüz ohne Wahrzunehmendes || algılamasız olan, anlamasız olan eylemeylem
körgüsüz tuygusuz bilgüsüz ohne Wahrzunehmendes und ohne zu Erkennendes2 || algılamasız ve bilmesiz olan2
körk (schöne) Gestalt (Skt. saṃsthāna) || (güzel) görünüş, endam, şekil (Skt. saṃsthāna); äußere adv
Erscheinung, Aussehen || dış görünüş, dış görünüm, görünüş; Schönheit || güzellik;
Standbild, Statue, Bildnis, Darstellung, Abbild (Skt. pratirūpa), Illustration || heykel, portre,
temsil tasvir, suret (Skt. pratirūpa), resim; Gegenstand || nesne (s./bk. Mo. körg)
körk b(ä)lgü Illustration2, Gestalt und Merkmal || resim2, şekil ve işaret
körk küvänč Schönheit und Stolz || güzellik ve kıvanç
körk mäŋiz
körk mäŋiz tägšürmäk
körk ogšatıg
körk tüš- || bir suret yansıtmak, bir suret tasvir etmek eylemeylem
körkin ač- seine Gestalt enthüllen || şeklini göstermek eylemeylem
körkädmäklig mit Gestaltannahme || biçim almalı, şekil almalı
körkädmäk eylemeylem
körkdäš Schattenwesen, Freiseele || gölge varlığı, özgür ruh; Bildnis, Figur, Abbild,
Ebenbild, Spiegelbild, Reflexion || portre, figür, şekil, yansıma, model, hayal, suret
körkdäš körki Spiegelbild || aynadaki görüntü, yansıma
körkdäš soo Bildnis2, Figur2, Abbild2 || portre2, figür2, suret2
1
körklä schön, prächtig || güzel, görkemli, muhteşem
körklä kız kälür- ein schönes Mädchen zur Welt bringen || güzel bir kız dünyaya getirmek, güzel bir kız doğurmak eylemeylem
körklä kövšäk tokılıg schön, sanft und sittsam || güzel, zarif ve terbiyeli
körklä- verschönern || güzelleştirmek eylemeylem
körklän- ~ körkl(ä)n- schön sein, schön werden, prangen, glänzen (auch im übertragenen
Sinne) || güzel olmak, güzelleşmek, parlamak, parıldamak (mecazi mana olarak da) eylemeylem
1
körklüg in der Gestalt (von), Gestalt habend, – gestaltig || şeklinde, şekilli, … şekilli; schön || güzel
körklüg körksüz körk schöne und hässliche Gestalt || güzel ve çirkin şekil
körklüg mäŋizlig schön2 || güzel2
körmäk üzäki yügärü ukmak || görme hakkında anlayış
körp Grube, Fallgrube || çukur, tuzak çukuru
körp kaz- eine Grube graben, eine Fallgrube ausheben || çukur kazmak, tuzak çukuru kazmak eylemeylem
körplär karımlar Gruben und Gräben || çukurlar ve hendekler
1
körpä Decke, Panzer || örtü, zırh
körpälän- Früchte tragen, bedeckt sein || meyve vermek, örtülü olmak, kapalı olmak eylemeylem
körši gegenüberstehend, gegenüberliegend || karşıda duran, karşılıklı; (Postp.) gegenüber || (sontakı) karşı (s./bk. Mo. körši(n)) adv
gör – ş- i
körtgür- zeigen, darlegen, demonstrieren || göstermek, ortaya koymak, sunmak, kanıtlamak (→ görtgür-) eylemeylem
körtgür- bošgur- zeigen und lehren || göstermek ve öğretmek
1
körtlä schön, prächtig, angenehm || güzel, fevkalade güzel, şahane, hoş
körtük Verwandter, Bekannter || akraba, tanıdık
1
körü (Postp.) folgend, gemäß || (sontakı) sonraki, takip eden, göre, uygun olarak adv
körügsä- (j-n) zu sehen wünschen, sehen wollen, sich sehnen, (nach j-m) Sehnsucht
haben || görmek istemek, özlemek; begehren || arzulamak eylemeylem
1
körük Sinnesbereich, Objekt, Meditationsobjekt, Wahrnehmungsbereich || duyu (organı)
alanı, nesne, kavrama alanı; (meditative) Vergegenwärtigung || (meditasyon sırasında)
göz önünde canlandırma; Erscheinung || görüntü, görünüm, görünüş (s./bk. Mo. körüg)
1
körüm Ansicht, Anschauung (Skt. dṛṣṭi), Schauen (Skt. darśana) || görüntü, görüş (Skt.
dṛṣṭi), bakış (Skt. darśana); Los, Orakel || kader, kehanet, fal
körüm bitigi Orakelbuch || kehanet kitabı, fal kitabı
körümlä- betrachten, ansehen, eine Ansicht hegen || bakmak, niyet beslemek eylemeylem
körümlän- betrachten, ansehen, eine Ansicht hegen || bakmak, niyet beslemek
körün- sichtbar sein || görünmek, gözükmek 2 eylemeylem
körünč zahlreich, viele || sayısız, pek çok; Spektakel || oyun, temaşa
körünč üküš zahlreich2 || sayısız2, pek çok2
körünč yaŋı kün Spektakel2 || oyun2, temaşa2
körünčči Zuschauer || seyirci
körünčlä- betrachten, beobachten, entgegensehen || seyretmek, bakmak, beklemek eylemeylem
körünčlägülük kalık Schautribüne || seyirci tribünü
körünčlüg Audienz- || huzura kabul …
körünčlük Tribüne, Loge, Aussichtsterrasse, Estrade || tribün, seyir yeri, loca, seyir terası
körünügmä sichtbar seiend, sichtbar werdend || görünür olan
körüŋ Kralle || pençe, tırnak
körüšgü Zusammentreffen, Aufeinandertreffen || görüşme, yüz yüze gelme, karşı karşıya gelme
kösä schwach (?) || zayıf (?)
kösiglig mit … Gestaltannahme || … biçim almalı, … şekil almalı
gözüklü????
kösön Kraft, Macht, Autorität || güç, kudret, otorite
kösönlüg mächtig, kräftig, kraftvoll, stark, mächtige Person || güçlü, kudretli, kuvvetli, güçlü kiş
kösönsüz machtlos, ohne Kraft || güçsüz, kuvvetsiz
kösül- sich ausstrecken, seine Beine ausstrecken || uzanmak, bacaklarını uzatmak eylemeylem
kösülüp suna yat- sich ausgestreckt niederwerfen || uzanıp yatmak
kösülüp yat- sich ausgestreckt niederlegen || uzanıp yatmak
1
kösür < Mo. köser Land, Boden || toprak, yer
2
kösür Rippe || kaburga
köši- beschirmen, abschirmen || korumak, himayesi altına almak, korumak (s./bk. Mo. köši-) eylemeylem
köšik Verhüllung, Vorhang || örtü, örtünme, perde (s./bk. Mo. köšige(n))
köšik tıdıg Verhüllung und Hindernis || örtü ve engel
köšiklig mit Verhüllung, verhüllt || örtülü
köšit- verhüllen, bedecken || örtmek, kapamak; verwirren, täuschen || şaşkına çevirmek, şaşırtmak eylemeylem
köšitil- bedeckt werden, verhüllt werden, behindert werden || örtülmek, engellenmek
köšitmäk Bedecken, Verhüllen || kapatma örtme; das Schattenspenden || gölge verme, gölge yapma
kötän Steiß, Rectum || kıç, makat
kötän ig Krankheit des Rectums || makat hastalığı
köti- ~ ködi- aufsteigen, emporsteigen || yükselmek, çıkmak, kalkmak; duften || kokmak, kokular yaymak
kötiyü tur- emporsteigen, aufsteigen || yükselmek, çıkmak eylemeylem
kötit- erhaben sein, hoch sein || yüce olmak, ulu olmak, yüksek olmak; (Duft) aufsteigen
lassen || (koku) yükselttirmek; sich aufwölben || kubbelenmek eylemeylem
kötit- kötrül- erhaben sein2 || yüce olmak2, ulu olmak eylemeylem
kötitmiš čoglug || yüce parıltılı (kişi)
kötitdür- zum Vorschein kommen lassen || meydana çıkarmak; (Gesinnung) entstehen lassen || (zihniyet) oluşturmak eylemeylem
kötki erhöht, hochgelegen || yüksek, tümsekli; Erhebung, Hügel, Haufen, Berg || yükseklik, tepe, küme, yığın, dağ; Gewalt || güç, kudret
kötki kopı erhöht2, hochgelegen2 || yüksek2, tümsekli2
kötki yer Bodenerhebung || tümsek
kötkir- sich erheben, als Erhebung erscheinen || yükselmek, yükselti olarak görünmek eylemeylem
kötkisiz ohne Erhebung || yükseltisiz, tümseksiz
kötrül- erhaben sein, erhoben werden, gepriesen sein, sich erheben || yüceltilmek, yükselmek, övülmek eylemeylem
kötrülmä erhaben || yüce, ulu
kötrülmäklig mit Verehrung, mit Huldigung || saygılı, hürmetli
kötrülmiš erhaben || yüce, ulu; Erhabener || yüce kişi, ulu kişi
kötrünčsüz unerträglich, nicht auszuhalten || çekilmez, dayanılmaz
kötür- tragen, ertragen || taşımak, dayanmak; heben, aufheben, hochheben, erheben || kaldırmak, yukarı kaldırmak; (Gedanken) hegen
|| (düşünce) beslemek; vollbringen, verrichten || yerine getirmek, gerçekleştirmek; fördern || desteklemek eylemeylem
kötürü al- emporheben || yukarı kaldırmak
kötürü tut- tragen || taşımak
kötürgü Sänfte, Bahre || tahtırevan, sedye
kötürmäk Ertragen || dayanma
kötürt- hochhalten || yukarı kaldırmak eylemeylem
kövdöŋ Rumpf, Körper, Leib || gövde, beden, vücut; Leichnam, Leiche, Skelett || ceset, naaş, iskelet
kövdöŋ ätöz Körper2, materieller Körper, Leichnam2 || vücut2, beden2, materyal beden, naaş2, ceset2
kövrä Gebeine, Mumie, skelettierter Leichnam
(s. TochB kwrāṣ, kwrāṣe ,Skelett‘) || kemikler, mumya, iskeletleşmiş naaş (bk. TochB kwrāṣ, kwrāṣe ,iskelet‘)
kövrä ätöz Mumie || mumya
kövrä ätözlüg Mumien- || mumya …
kövräŋ Rumpf || gövde
kövräŋ kövdöŋ Rumpf2 || gövde2
kövrü schwach || zayıf, güçsüz
kövrü toruk schwach und abgemagert || güçsüz ve zayıf
kövšäk sanft, milde, zart || zarif, yumuşak,
ince (s./bk. Mo. kübšeg)
kövšäk köŋül Sanftmut, sanftes Herz || uysallık, yumuşaklık, yumuşak gönüllü
kövšäk köŋüllüg sanftmütig || uysal, yumuşak huylu
köy- brennen || yanmak
köy- örtän- brennen2 || yanmak2
köy- örtän- erinčkä- brennen2 und bemitleiden || yanmak2 ve acımak
köy- susa- brennen oder dürsten || yanmak veya susamak eylemeylem
köydür- verbrennen || yakmak eylemeylem
köygän brennend || yanan, yakıcı, yakan
köygän kuyaš brennende Sonnenhitze || yakıcı güneş sıcağı
köymäk Brennen || yanma, kavrulma, alevlenme
köymäk örtänmäk erinčkämäk Brennen2 und Bemitleiden || yanma2 ve acıma
köymäklig mit Brennen || yanmalı, kavrulmalı
köyök brennend || yanan, yakıcı, yakan
köyük Bereich (der Sinne) || (duyunun) alan(ı)
köyür- ~ köy(ü)r- in Brand setzen, verbrennen, (etw.) verbrennen, sengen, (Räucherwerk) abbrennen
|| yakmak, alazlamak, yakmış olmak, tütsülemek eylemeylem
köyürgü Räucherwerk || tütsü
köyürgür- verbrennen (?) || yakmak (?)
köyürül- verbrannt werden || yakılmak eylemeylem
1
köz Auge(n) (auch Äquivalent von Skt. īkṣaṇa,
cakṣus und nayana) || göz(ler) (Skt. īkṣaṇa, cakṣus ve nayana’nın da eş değeri); Blick || bakış
köz ämči Augenarzt || göz doktoru
köz ärklig Augen-Organ, Augen-Sinn (Skt. cakṣurindriya) || görme organı, görme duyusu (Skt. cakṣurindriya)
köz kačıg Augensinn, das Sinnesorgan Auge || görme duyusu, göz duyu organı
köz karak Auge2 || göz2
köz oron Augen-Basis (Skt. cakṣurāyatana) || göz temeli (Skt. cakṣurāyatana)
köz sakı- das Auge täuschen || göz yanıltmak
köz uguš Augen-Sphäre (Skt. cakṣurdhātu) || göz sahası (Skt. cakṣurdhātu)
2 köz Kohlenglut, Kohle || kömür ateşi, kömür 3
közägü Feuerhaken || itfaiyeci kancası, ateş kancası
közäk (br) Feuerbrand (Äquivalent von Skt. alāta) || kundaklama, yangın (Skt. alāta’nın eş değeri) ekekekekek
közgünč Schatz || hazine ekekekekek
közgüt Schatz || hazine ekekekekek
közkiš- (Text) kollationieren, revidieren || (metni) kontrol etmek, gözden geçirmek, tashih etmek eylemeylem ekekekekek
közkiš- kör- (Text) revidieren2 || (metni) tashih etmek2 eylemeylem
közl(ä)- (r) sich umblicken, umherblicken || gözlemek, etrafına bakınmak eylemeylem
1
köznäk Reflexion, Widerschein || yansıma, yankı, akis ekekekekek
köznäklig mit Maschen || ilmikli
köznäklig toor Netz mit … Maschen || … ilmikli ağ
közönčlük (br) als Zeichen der Anerkennung || takdirin kanıtı olarak, kabul işareti olarak
közsüz ohne Augen, blind || gözsüz, kör; (metaphorisch) grundlos || (mecazi) asılsız; Blindheit || körlük
közsüz alsızaltagsız blind und ohne Hilfsmittel2 || kör ve araçsız2
közül- legen (auf) || koymak eylemeylem
közün- sich zeigen, sichtbar werden, erscheinen, sich einfinden, in Erscheinung treten,
auftreten || görünmek, gözükmek, ortaya çıkmak, hazır bulunmak, toplanmak, belli olmak;
gesehen werden, zur Audienz erscheinen, vorstellig werden || görünmek, huzura kabul için görünmek, (birine) başvurmak eylemeylem
közünč Präsent, Geschenk, Schatz || armağan, hediye, hazine; Audienz || huzura kabul
közünč artut Präsent2 || armağan2, hediye2
közünčkä elt- einbestellen, einberufen || çağırmak
közüngü ~ köz(ü)ngü Spiegel || ayna; beispielhaft || örnek, örneklik (→ gözg(ü)ng)
közüngü bilgä bilig Spiegel-Wissen (Skt. ādarśajñāna) || ayna bilgisi (Skt. ādarśajñāna)
közüngü yüzi Spiegelfläche || aynanın yüzü, aynanın yüzeyi
közünmäzin (adv.) unsichtbar || görünmez, görünmeyen
közünök ~ közün(ö)k Wunde, Öffnung, Loch,
Rauchloch, Fenster, Masche || yara, ağız, çukur, delik, baca, pencere, ilmik (s./bk. Mo. kösünüg)
közüntür- erscheinen lassen, veranlassen sich zu zeigen || göründürmek, görünmeye yönlendirmek eylemeylem
közünügmä gegenwärtig, anwesend, scheinbar, (magisch) erscheinend || bugünkü,
mevcut, görünen, (sihirli) görünen, (büyülü) görünen
közünür gegenwärtig, manifest, sichtbar || bugünkü, mevcut, belli, görünen; Gegenwart || bulunma, şimdiki zaman; Wahrnehmung (als Erkenntnismittel = Skt. pratyakṣa) || algı (anlayış aracı olarak = Skt. pratyakṣa)
krtik << Skt. kṛttikā Plejaden || Ülker, yedi
yıldızdan oluşan takım; Name des dritten Mondhauses || Ay’ın Dünya’nın çevresinde
dolaşırken geçtiği üçüncü istasyonun adı (s./bk. TochB kertik, Mo. kirtka, kirtika)
kšan ~ kš(a)n < TochA/B kṣaṃ (~ TochB kṣāṃ) / < Sogd. kšn < Skt. kṣaṇa Moment, Augenblick
|| an, lahza (s./bk. Sogd. ʾkšn, Man.-Sogd. ʾxšn, Khotansak. kṣaṇa-, Mo. kšan)
kšan käz Moment2, Augenblick2 || an2, lahza2
kšan kšan sayu von Augenblick zu Augenblick, jeden Augenblick, in jedem Moment || andan ana, her an, her anda
kšan üd Moment, Augenblick || an, lahza
kšan üdki momenthaft, zu einem Moment gehörig || anlık, anki
kšan üdün turmıš köŋül das in einem Moment entstehende Bewusstsein || bir anda oluşmuş bilinç
kšanlar lavlar muhurtlar Kṣaṇas, Lavas und Muhūrtas || Kṣaṇa, Lava ve Muhūrtalar
kšanik << Skt. kṣaṇika momenthaft, flüchtig, von kurzer Dauer (Pratītyasamutpāda)
|| anlık, geçici, kısa süreli (Pratītyasamutpāda) (vgl./krş. TochB kṣaṇak)
kšanti < TochA/B kṣānti / < Sogd. kšʾʾnty < Skt.
kṣānti Sündenvergebung, Sündentilgung, Sündenbekenntnis, Reue || günahların affı, günahların itirafı, tövbe; Geduld (die dritte der Pāramitās und auch die dritte Stufe der Nirvedhabhāgīyas) || sabır (Pāramitāların üçüncüsü ve Nirvedhabhāgīyaların üçüncü basamağı); Werktitel || bir metnin başlığı; Kapiteltitel (Altun Yaruk) || bir bölüm başlığı (Altun Yaruk) (s./bk. Mo. gšanti)
kšanti kıl- ökün- ein Sündenbekenntnis ablegen und bereuen || tövbe etmek ve pişman olmak eylemeylem
kšara < Skt. kṣāra Ätzlauge || yakıcı eriyik (vgl./krş. TochB kṣāranadī, Khotansak. kṣāra, kṣāra-natä, kṣārīṃjā-) (→ kašar)
kšatrik Krieger, Mitglied des Adelsstandes, zu den Kṣatriyas gehörig
|| savaşçı, soylular sınıfının üyesi, Kṣatriyalara ait (vgl./krş. Skt. kṣatriya, Sogd. kšʾtry, TochA kṣatri, TochB kṣatriye, Khotansak. kṣattria) (→ kišatirya)
kšay < TochB kṣai (in der Bedeutung ,Tuberkulose‘ || ,tüberküloz‘ manasında) < Skt. kṣaya Schwund, Auszehrung || hastalıktan erime, zayıf düşme, zayıflama
kšudra (br) < Skt. kṣudra klein || küçük
kuan < Chin. 䋛 guan (Spätmittelchin. kuanˋ)
Münzschnur (tausend Kupfermünzen) || sikke ipi (bin bakır para)
kuaŋ miŋ < Chin. ᇈ≁ guan min (Spätmittelchin. kuan mjin) Offizielle und einfaches Volk,
Beamte und einfache Leute || resmî ve basit halk, memur ve basit halk
kubı < Mo. qubi Anteil, Zuteilung || pay, hisse kup alal kupu alal
kuč- umarmen, umfassen, an sich drücken,
umklammern || kucaklamak, sarılmak, sımsıkı sarılmak eylemeylem
kuča tut- fest umarmen || sıkıca kucaklamak adv eylemeylem
kučak Umarmung || kucaklama, sarılma
kučakla- umarmen, in sich aufnehmen || kucaklamak, içine almak eylemeylem
kučgundı Zwiebel || soğan
kučugsa- umarmen wollen || kucaklamak istemek eylemeylem
kučumsın- gleichsam umarmen || sözde sarılmak, sarılıyormuş gibi yapmak eylemeylem
kučuš- einander umarmen || kucaklaşmak 1 eylemeylem
kud- gießen (auch bei Kultbildern usw.), ausgießen, schütten || dökmek (kült resimler
konusunda vb.), boşaltmak; einflößen || içirmek, uyandırmak; fallen lassen || düşürmek;
einlagern || depolamak, stoklamak; emanieren, aus sich entlassen || sudur etmek, yaymak eylemeylem
1
kudaš Gefährte, Verwandter || yoldaş, eş, arkadaş, akraba
kuddur- gießen lassen, schmelzen lassen || döktürmek, erittirmek eylemeylem
kudı hinunter, hinab || aşağıya; unten || aşağı; adv
erniedrigt || alçaltmış; niedrig || alçak; zu niedrig || çok alçak; nördlich || kuzey;
herabhängend || sarkan, sarkık; sehr || çok; Niedriges, Unten || aşağı, alçak (şey)
kudı asıra kiši niedrige2 Person || alçak2 kişi adv
kudı asıra oron niedriger2 Platz || alçak2 yer
kudı äŋit- sich tief verbeugen || eğilerek selam vermek
kudı bar- untergehen || batmak
kudı bol- unterlegen sein || kuvvetçe aşağı olmak
kudı čök- hinabsinken, absinken || düşmek, azalmak, inmek
kudı en- absteigen, hinabsteigen, (Sonne) untergehen, sinken || inmek, aşağıya inmek, düşmek, (güneş) batmak
kudı ıd- ablegen, auf den Boden legen || çıkarıp bir yere bırakmak, yere bırakmak; || (dönüşlük zamiri ile birlikte) çökmek
kudı irklä- absteigen, hinabsteigen || inmek, aşağıya inmek eylemeylem
kudı kıl- erniedrigen, in den Schatten stellen || alçaltmak, gölgede bırakmak
kudıgar- herabwürdigen, erniedrigen || alçaltmak, küçültmek eylemeylem
kudıgar- učuzla- erniedrigen und geringschätzig behandeln || alçaltmak ve küçümser davranmak
kudıgartdur- herabsetzen lassen, herabwürdigen lassen || alçalttırmak, küçük düşürttürmek eylemeylem
kudıiči Magen || mide
kudıkı ~ kud(ı)kı niedrig (gestellt), gering, ordinär, gering angesehen, minderwertig ||
alçak, düşük, bayağı, düşük değerli; bescheiden, demütig || mütevazı, alçak gönüllü;
Niedriger, Geringer, Niedriggestellter || alçak kişi, düşük kişi; Nachteil || dezavantaj adv
kudıkı asrakı yavız y(a)vlak niedrig2 und böse2 || alçak2 ve kötü2
kudıkı äränlär niedrige Männer || alçak erkekler
kudıkı bilig ädrämlär niedere Wissenschaften || düşük bilimler, alçak ilimler
kudrılanmak Bed. unklar || manası belirsiz eylemeylem
kudtur- eingießen lassen || döktürmek 1 eylemeylem
kudugun ~ kudukun Name einer Hundertschaft Hundertschaft || yüz kişilik birliğin adı
kudul- sich ergießen, fließen, ausgegossen werden, ausgekippt werden, geschüttet werden
|| dökülmek, akmak, boşaltılmak; herabregnen || aşağıya yağmak eylemeylem
kudultur- herabfließen lassen, herabregnen lassen || aşağı akıttırmak, aşağı yağdırmak eylemeylem
kudulturu yagıt- es wie aus Kübeln regnen lassen || badyadan gibi yağdırmak
kuduluš- sich ergießen, emanieren || dökülmek, yayılmak, sudur etmek; zusammenströmen || bir noktada birleşerek akmak eylemeylem
kuduluš- akılıš- sich ergießen2, emanieren2 || dökülmek2, yayılmak2, sudur etmek2; zusammenströmen2 || bir noktada birleşerek akmak2
kudun Strom, Bach || akıntı, küçük akarsu
kugur- trocknen, austrocknen, dörren (tr.) || kurutmak eylemeylem
kugur- sogur- austrocknen2 || kurutmak2
kugursak Magen || mide, karın; Magenschmerzen || mide ağrısı, karın ağrısı (→ kurugs(a)k)
kuitan < Chin. ᙚ䃅 guai dan (Spätmittelchin.
kwaːjˋ tɦanˋ) seltsam, fremd (Attribut eines Sternes) || acayip, yabancı (bir yıldızın sıfatı) kuytan alal kuytan şeytan
1
kuk < Chin. 䕲 gu (Spätmittelchin. kəwk) Nabe
(des Rades) || (arabanın) poyra(sı), dingil başlığı
2
kuk < Chin. ഻ guo (Spätmittelchin. kuə̆k)
Reich, Land || imparatorluk, memleket, ülke (→ 1 kuu)
1
kuk-ši < Chin. ഻ᑛ guo shi (Spätmittelchin.
kuə̆k ʂṛ) ein Titel = ,Reichslehrer‘ || bir unvan = ,imparatorluk öğretmeni‘ (→ gwıšı)
kukši (br) < Skt. kukṣi Bauch || karın
1
kul Sklave || esir, köle, kul; Abhängiger || bağlı ve bağımlı kişi
kul bol- versklavt werden || köle olmak
kul küŋ Sklave und Sklavin || köle ve cariye
kul küŋüg išlät- als Sklaven oder Sklavin arbeiten lassen || köle ve cariye olarak çalıştırmak eylemeylem
kula eine Farbe || bir renk
kulač Klafter, Armspanne || kulaç
kulač ediz bodlug in der Höhe2 eines Klafters || bir kulaç yüksekliğinde2
kulačča yaruk || kulaç genişliğindeki parıltı adv
kulamkule < TochB kulaṃkule < Skt. kulaṃkula einer, der in verschiedenen Familien (bis zur
Erlösung) wiedergeboren wird || (kurtuluşa kadar) farklı ailelerde yeniden doğacak biri
kulak tüpi Ohrläppchen || kulak memesi
kulnačı fohlend || tay doğuran
kulnačı bol- Fohlen zur Welt bringen || tay doğurmak eylemeylem
kulŋa kulŋa Spross, Sprössling, Schößling, Zweig || filiz, fidan, dal
kulŋala- sprießen, treiben, Zweige bekommen
|| bitmek, topraktan çıkmak, sürmek, dallanmak, filizlenmek eylemeylem
kulŋalıg (br) mit Sprossen versehen || filizli
kulum Name einer Blütenpflanze || bir çiçekli bitkinin adı
kulunčak kleines Fohlen, Füllen || küçük tay, güre
kulunla- fohlen, ein Fohlen zur Welt bringen || tay doğurmak eylemeylem
kulut Sklave, Diener, unterwürfige Selbstbezeichnung || köle, hizmetçi, hizmetkâr,
itaatkâr ifade şekli; (mit Poss. 3. Sg.) ich || (3. tekil şahıs iyelik ekiyle) ben
kulutı kul kiši Sklave2, Diener2 || köle2, hizmetçi2
1
kum Sand, Sandkorn, Sandwüste || kum, kum tanesi, kum çölü (s./bk. Mo. qumaγ)
kum alaŋ Sanddüne || kumul, kum yığını
kum sanınča zahlreich wie Sandkörner || kum sayısınca pek çok
kuma zweite Frau (eines Mannes) || (bir erkeğin) ikinci eşi, kuma
kumare << Skt. kumāra n. pr. (Beiname des indischen Kriegsgottes Skanda) || Hint savaş
tanrısı Skanda’nın lakabı; n. pr. (ein König) || bir kralın adı; Junge || oğlan, erkek çocuk
1
kumaru Vermächtnis || vasiyet, vasiyetname
kumaru sav Testament, Weisung || vasiyet, talimat, buyruk
kumaru y(a)rlıg hinterlassene Weisung, Testament || geriye bırakılan buyruk, vasiyet
kumgan Krug || testi (vgl./krş. Mo. qumqa(n)) 2
kumlayu wie Sand || kum gibi
kumlayu saylayu wie Sand und Wüstensand || kum ve sahra kumu gibi
kumursga (r) Ameise || karınca
kumut ~ kum(u)t < TochB kmut < Skt. kumuda
Weißer Nachtlotus (Nymphaea esculenta) || beyaz gece nilüferi (Nymphaea esculenta)
(vgl./krş. Khotansak. kumuda-, Mo. kumuda); n. pr. (ein Bodhisattva) (eigentlich = Skt.
guhyagupta) || bir Bodhisattva’nın adı (aslında = Skt. guhyagupta) (s./bk. Mo. kümüd)
kun- rauben, stehlen || çalmak, gasp etmek eylemeylem
kun- al- stehlen2, rauben2 || çalmak2, gasp etmek2
kun- al- ogurla- stehlen3, rauben3 || çalmak3, gasp etmek3
1
kunčik << Skt. kuñcikā Name verschiedener Pflanzen || farklı bitkilerin adı
kunčik << Skt. kuñcikā Schlüssel || anahtar günçük kunçuk alal
kunčlug (mit kıl-) schädigen || (kıl- ile) zarar vermek eylemeylem
1
kunčuy < Chin.ޜѫ gongzhu (Spätmittelchin. kǝwŋ tʂyă) Dame, Prinzessin, Königin, Ehefrau
|| kadın, prenses, kraliçe, eş; im Pl.: weibliche Personen (auch Äquivalent von Skt. °nāryaḥ) ||
çoğulda: kadın cinse mensup kişiler (Skt. °nāryaḥ’ın da eş değeri); Bestandteil eines Titels ||
unvanın bir bölümü (s./bk. Mo. güngǰü)
kunčuy bäg edle Dame || asil kadın
kunčuylug Gemahlin-, Ehefrau- || eş …, karı …, zevce …
kunčuylar igi Krankheit der Frauen (Menstruation) || kadınların hastalığı (adet)
kundu < Chin.(°du < Chin. 䉶 dou; Spätmittelchin. tɦǝw`) eine Erbsen- oder Bohnenart || bir bezelye veya fasulye türü
kunkumu < Skt. kuṅkuma Safran (Crocus sativa,
Linn.) || safran (Crocus sativa, Linn.) (s./bk. Mo. gurgum, gürgüm) (→ kürküm)
kunkumu kürküm Safran2 || safran2
kunsuk- sich rauben lassen, beraubt werden
(kunsukmıš = Skt. muṣita) || çaldırılmak, soyulmak (kunsukmıš = Skt. muṣita) eylemeylem
kunsukmaksız nicht zu rauben || çaldırılamaz
kuntur- (sich) rauben lassen (?) || çaldırılmak (?) eylemeylem
kunuš Raub || soygun, yağma
kunuš kırma Raub2 || soygun2, yağma2
kunuš- plündern || yağmalamak eylemeylem
kuŋhau < Chin. ㇌ㇼ kong hou (Spätmittelchin. kh əwŋ xɦəw) Laute, Harfe || kopuz, lavta, harp
kuŋhau ätiz- Laute spielen, Harfe spielen || kopuz çalmak, harp çalmak
kuŋhov sıbızgu Harfe und Rohrflöte || harp ve ney
kuŋhaučı Harfenist || harpist
kuon < Chin. 㿰 guan (Spätmittelchin. kuan) Tempel || tapınak kuğon kuğun alal
1
kup << Skt. kūpa Brunnen || kuyu, çeşme (→ 1 küp)
2
kup Reduplikationssilbe || pekiştirme hecesi
kup kurug ganz leer || kupkuru, bomboş
kupčır < Mo. qubčiri eine Art Steuer || bir vergi çeşidi
kupčır kümüš Kupčır-Silber || Kupçır gümüşü
1
kur Rang, Stellung, Status, Position, Platz ||
sınıf, aşama, durum, pozisyon, yer; Formation || nizam; Gürtel || kemer
kur käzig Rang2, Stellung2, Position2, Formation2, Platz2 || sınıf2, aşama2, durum2, pozisyon2, nizam2, yer2
kur kuurlag Gürtel2 || kemer2
2
kur < Chin. ハ ku vHöhle, Grotte || mağara, oyuk
kur v(i)rhar Höhlenkloster || mağara manastırı
kur- (Bogen) spannen || (yay) kurmak, (yayı) germek eylemeylem
1
kura völlig, ganz || tamamen, tamamıyla adv
kurak < TochA kurak Einzäunung || bir yerin çevresini çitle çevirme
kurb(a)na < CSogd. qwrbnʾ < Syr. qûrbānâ (c)
Eucharistie, Opferhandlung || Hristiyanların şaraplı ekmek yeme töreni, Efkaristiya, kurban verme
kurb(a)načı (c) an der Eucharistie teilnehmende Person || Efkaristiya’ya katılan kişi
kurč hart || katı, sert; Härte || katılık, sertlik; Stahl || çelik (s./bk. Mo. qurča)
kurč közüngü Stahl-Spiegel || çelik ayna
kurekar < TochA kurekār < Skt. kūṭāgāra Obergeschoss, Söller, Kuppelgebäude, kleiner
Tempel || üst kat, kule, kubbeli bina, küçük tapınak (vgl./krş. TochB kwrakar, kutakar,
Man.-Sogd. kwnʾkʾr(h), Khotansak. kulāra-, Prakrit kūḍāgāra-) (→ kutakar)
kurekar kalık Kuppelgebäude2, kleiner Tempel2 || kubbeli bina2, küçük tapınak2
kurgak Trockenes, Erde, Festland || kurak, kara, toprak
kurgan Festung, Befestigung || kale, hisar2
kurgun Flügel(knochen) (die Bedeutung ,Kralle‘ ist wohl aufzugeben)
|| kanat (kemiği) (,tırnak‘, ,pençe‘ manası muhtemelen bırakmalı) (s./bk. Mo. quruγun)
kurgun kanat Flügel2 || kanat2
kurı Westen || Batı
kurı- ~ kur(ı)- trocken werden, austrocknen, vertrocknen (auch Äquivalent von Skt. śuṣund °śoṣakara)
|| kurumak, körelmek (Skt. śuṣve °śoṣakara’nın da eş değeri); abmagern || zayıflamak
kurı- kat- || kurumak ve sertleşmek, kurumak ve katılaşmak, kurumak ve suyu çekilmek eylemeylem
kurı- sogul- (Wasser) || (su) kurumak ve toprağa sızmak
kurılmaksız nicht verfallend, unzerstörbar, unvergänglich || bozulamaz, tahrip edilemez, sonsuz
kurılmaksız bäk mäŋü ätöz || sonsuz, daimi ve ebedi beden
kurılmaksız čın mäŋi unvergängliche, wahre Freude || sonsuz, gerçek mutluluk
kurınč Trockenheit, Dürre || kuraklık, kuruluk
kurıt- trocknen lassen || kurutmak eylemeylem
kurk(ı)ya kurze Zeile || kısa satır 1
kurla Mal || kere, defa 2 adv
kurlug mit Gürtel, mit Gurten || kemerli
kuroš < TochA kroś < Skt. krośa Längenmaß,
Entfernungsangabe = Rufweite || uzunluk
ölçüsü, uzaklık ifadesi = ses erimi (s./bk. Mo. koroš)
kurša- umgeben || sarmak, kuşatmak, çevirmek; umgeben sein || sarılmış olmak, çevrilmiş olmak eylemeylem
kuršan- sich gürten, den Gürtel anlegen || kuşak takmak, kuşak sarmak eylemeylem
kuršangu umgebend (?) || etrafını çeviren (?), etrafını saran (?
kuršangu bol- umgeben (?) || etrafını sarmak (?) eylemeylem
kuršanmak Sich-Gürten || kuşak takma, kuşanma
kuršatıl- umgeben sein || sarılmış olmak eylemeylem
kuršatıl- kavzatıl- umgeben sein2 || sarılmış olmak eylemeylem
kuršayu rundherum || çepeçevre 1 adv ayrıntılı
kurt Wurm || kurt; Zahnfäule, Karies || diş çürüğü, çürük
kurt koŋuz Würmer2, Würmer und Käfer || kurtlar2, kurtlar ve kınkanatlı böcekler
kurtav < Chin. (?) Bed. unklar || manası belirsiz 1
kurtga Greisin, alte Frau || yaşlı kadın
1
kurug trocken (auch Äquivalent von Skt. śuṣka, saṃśuṣka) || kuru (Skt. śuṣka, saṃśuṣka’nın da eş değeri), yaş olmayan; bloß, blank || yalın; leer (Skt. śūnya) || boş (
nutzlos || yararsız; verdorrt, kahl || kurumuş, çıplak; eigenschaftslos || özelliği olmayan,
özelliksiz; unbewohnt, verlassen, menschenleer || ıssız, terk edilmiş; haltlos, unbegründet
|| sebatsız, asılsız; umsonst || boşuna; Leerheit (Skt. śūnyatā; auch als Name eines Samādhi) || boşluk (Skt. śūnyatā; bir Samādhi’nin adı olarak da kullanılır); Festland || kara
kurug arıg bolguluksuz töz || boş, temiz ve var olmayan varlık
kurug asıgsız nutzlos2 || yararsız2
kurug äligin bargu das Gehen mit leeren Händen || boş ellerle gitme
kurug eligin mit leeren Händen || boş ellerle adv
kurug yala unbegründeter Verdacht, grundlose Verleumdung || yersiz şüphe, asılsız iftira
kurugınta är- (Bogen, Armbrust) gespannt sein || (yay, Tatar yayı, arbalet) gergin olmak adv eylemeylem
2 kurug Spannung || gerilim, germe
kurugdakı tınlaglar auf dem Festland lebende Wesen || karadaki canlılar
kurugs(a)k (r) Magen || mide, karın (→ kugursak)
kurugsuz unfehlbar, unbedingt || yanılmaz, şaşmaz, mutlak
kurugsuz kördäči Der unfehlbar Schauende (Übersetzung von → amoga-darši) || yanılmaz bakan
kurum (br) < TochB kurm (~ gurm ~ kwarm) < Skt. gulma Tumor, Geschwulst || tümör (vgl./krş. Sogd. kwrt) (→ kürüm)
kurum yumgak Tumor2, Geschwulst2 || tümör2
kurun Ruß || kurum, is
kurunlug rußig, mit Ruß, rußverschmiert || kurumlu, sisli
kurut Käse, getrockneter Quark || peynir, kurutulmuş lor peyniri, kurut
kurvı verschlagen || kurnaz, açıkgöz
1
kus (onom.) schmatzend || (yansımalı kelime) şapur şupur, hapır hupur
kus- spucken, sich erbrechen, sich übergeben (auch Äquivalent von Skt. chardi) || kusmak (Skt. chardi’nin de eş değeri)
kus- yarsı- sich erbrechen und sich ekeln || kusmak ve iğrenmek eylemeylem
kusalıŋ Kardamom (?) || kakule (?)
kusgak jemand, der an Erbrechen leidet || kusmadan acı çeken kişi; Erbrechen || kusma
kusıt- zum Erbrechen bringen || kusturmak eylemeylem
kusıtgu Erbrechenlassen || kusturma
kusıtgu äm Brechmittel || kusturacak ilaç
kusok Erbrochenes || kusmuk
kusok ašlıg Fresser von Erbrochenem (eine Dämonenklasse) || kusmuk yiyen (bir şeytan sınıfı)
kusrı bunt || renkli
kusumba < Skt. kusumbha kultivierter Safran
(Carthamus tinctorius, Linn.) || işlenmiş safran,
hasbir, aspir (Carthamus tinctorius, Linn.) (s./bk. Mo. küsümbeg)
kuš Vogel || kuş
kuš čızıglıg (Orakel) aus der Vogel(spur)- Zeichnung || kuş (izi) işaretinden (okunan fal)
kuš kušla- Vögel jagen || kuş avlamak eylemeylem
kušal < TochA/B kuśal < Skt. kuśala gut, heilsam (Klassifizierung von Taten) || iyi, faydalı,
yararlı (işlerin sınıflaması) (s./bk. Khotansak. kuśala-, kuśśala-, kūśala-) (→ kužal)
kušal ädgü kılınč Kuśala, (also) gute Tat || Kuśala, (yani) iyi iş
kušatre < TochB kuṣātre ~ kuṣāttre ~ kṣātre ~
kṣāttre < Skt. chattra Schirm, Baldachin, Tempelfahne || güneşlik, şemsiye, tente, tapınak
sancağı (s./bk. Khotansak. kṣatra-, kṣattra-) (→ kušatare, kužatre)
kušgač Sperling, Spatz, kleiner Vogel || serçe, küçük kuş
kušgač örük čäčäki Sperlings-AprikosenBlüte (Übersetzung für Skt. śirīṣa) || serçe kayısı çiçeği (Skt. śirīṣa için tercüme)
kušla- ~ kušl(a)- die Beizjagd betreiben, Vögel
jagen (auch von Greifvögeln gesagt) || av kuşuyla avcılık yapmak, kuş avlamak eylemeylem
1
kut Majestät || hazret, haşmet; Heil, (königliches) Charisma, Würde, Rang || sağlık, hayır,
kurtuluş, (krala ait) karizma, şeref, rütbe; Glanz, Pracht || parlaklık, ihtişam, görkem;
Heilsziel || kurtuluş amacı; (c) Gnade || rahmet, acıma; Schutzgeist || koruyucu ruh; Seele || ruh; Glück || şans, talih, mutluluk; (c) Segen || bereket; Glückszeichen || şans işareti, şans getiren işaret; Verdienst (Skt. puṇya) || sevap (Skt. puṇya); Gelübde, religiöser Vorsatz || adak, dinî niyet; Element (auch in Datierungen nach chin. Vorbild) || element, öge (Çin örneğine göre tarihlemede de); Wert, Qualität || değer, kalite; (Quasisuffix) bildet Abstrakta = –schaft || (bir ek gibi kullanılır) soyut terimler oluşturur (s./bk. Mo. qut, qutuγ)
kut alkıš (c) Gnade und Segen || rahmet ve hayır dua
kut bul- || kurtuluşa (yani, Arhatlık) ulaşmak
kut bulmadok yalŋok || kurtuluş bulmamış insan (yani, Skt. pṛthagjana)
kut bulmak ülüšlüg hwa čäčäk Blume2 eines Heilsanteils (Metapher) || kurtuluş paylı çiçek2 (mecaz)
kut << Skt. kūṭa Name einer Hirschart || bir geyik türünün adı (→ kuut)
kutad- die Königswürde übermitteln, mit
Glück gesegnet sein, mit Glück beschenken, Glück bringen, prosperieren || kraliyet payesi
iletmek, şansla kutlu olmak, kutlu kılmak, şansla sevindirmek, şans getirmek, büyümek, ilerlemek eylemeylem
kutad- asıl- Glück bringen und zunehmen || şans getirmek ve artmak
kutad- tusul- Glück bringen und nützen || şans getirmek ve yararlı olmak eylemeylem
1
kutadmıš gesegnet || kutsanmış, kutsal, bahtiyar
kutadtur- beglücken, glücklich machen ||
(birisini) mutlu etmek; segnen, weihen || kutsamak, takdis etmek
kutakar < TochB kutakar < Skt. kūṭāgāra kleiner Tempel || küçük tapınak (→ kurekar)
kutgar- befreien, retten, herausholen || kurtarmak, çıkarmak
kutgar- arıla- retten und als Fürsprecher auftreten || kurtarmak ve tarafını tutmak
kutgar- ičgär- retten und bekehren || kurtarmak ve döndürmek eylemeylem
1
kutlug ~ kut(lug) Charisma besitzend, heilig, charismatisch, glücklich, glückverheißend,
vom Glück gesegnet, mit Glück || kutsal, kutlu, bahtlı, mutlu, şanslı; hochwohlgeboren || pek muhterem; Verdienst-, mit Verdienst || sevap …, sevaplı; dem Element … zugehörig, mit dem Element … || … elementli; Heiliger, Verstorbener, charismatische Person || kutsal (kişi), rahmetli (kişi), karizmatik kişi; Wunder || mucize; Heiligkeit || kutsallık
kut buyanlıg kutu Verdienst2feld (Skt. puṇyakṣetra) || sevap2 alanı
kut buyanlıg okıgčı Verkünder von Heilszeichen || kurtuluş işaretini tebliğ eden
kutlug kıvlıg atlıg maŋgallıg vom Glück gesegnet4, glücklich4 || kutsal4, kutlu4, mutlu4
1
kutluk Würde, Erhabenheit || heybet, mehabet
kutrul- sich befreien, befreit werden, freikommen, sich retten || kutrulmak, kendini kurtarmak eylemeylem
kutrulgu Erlösungs-, Befreiungs- || kurtulma …, kurtuluş
kutrulgu yıltız Befreiungs-Wurzel || kurtuluş kökü
kutrulgu yol Weg der Erlösung || kurtuluş yolu
kutrulgu yol yıŋak Erlösungs-Weg2, Weg2 der Erlösung || kurtuluş yolu2
kutrulmaklag didim pasak Diadem2 der Befreiung (Metapher) || kurtuluş alın çemberi2 (mecaz)
kutrun- aggressiv sein, sich extravertiert betragen || agresif olmak, dışa dönük davranmak eylemeylem
kutsıra- unglücklich werden, des Glücks beraubt sein || mutsuz olmak, mutluluğu elinden alınmış olmak
kutsıra- arta- unglücklich werden und zerfallen || mutsuz olmak ve yıkılmak eylemeylem
kutsıratıl- ins Unglück gestürzt werden, des Glücks beraubt werden || mutsuzluğa atılmak, mutluluğu çalınmış olmak
kutsuz ohne Heil, ohne Verdienst, unglücklich, glücklos, ohne Glück, ohne Charisma ||
kurtuluşsuz, sevapsız, mutsuz, şanssız, karizmasız, bahtsız; Unglück || mutsuzluk, talihsizlik
1
kutu Klasse || sınıf; Feld (Skt. kṣetra) || alan (Skt. kṣetra); Schachtel || sandık, kutu
1
kuu < Chin. ഻ guo (Spätmittelchin. kuə̆k;
Yuan: kuj˘) Reich || imparatorluk, ülke (→ 2 kuk)
kuurlag Gürtel || kemer
kuvatse < Chin. ᢓᆀ (Spätmittelchin. kh əwˊ tsẓˊ) Knoten || düğüm
kuvra- sich versammeln || toplanmak (s./bk. Mo. quriya-) eylemeylem
1
kuvrag ~ kuvr(a)g Gemeinschaft, Gemeinde (Skt. saṅgha, saṃnipāta; auch Äquivalent von Skt. pariṣad), Mönchsgemeinde
|| cemaat (Skt. saṅgha, saṃnipāta; Skt. pariṣad’ın da eş değeri), rahip topluluğu; Versammlung, Konvent
|| topluluk, içtima, meclis; Schar, Herde, Gesellschaft, Angehörige, Familie || sürü, topluluk, üye, aile; Gefolge || maiyetteki kişiler,
heyet; Ansammlung (Skt. kāya) || toplanma, birikme (Skt. kāya); (Text)sammlung || (metin)
külliyat(ı); Teil (eines Buchs) || (kitabın bir) bölüm(ü) (s./bk. Mo. quvraγ, quvaraγ)
kuvrag terin Gemeinde2 || cemaat2; (m) Schar2 || sürü2
kuvragka säviglig Der der Gemeinde lieb ist (Skt. Gaṇatoṣana = Buddhaname) || cemaate sevgili olan yok mu????? ekekek adv
kuvraglıg Gemeinde-, mit Gemeinde, mit Anhängerschaft, mit Angehörigen, mit Familie,
Schar- || cemaat …, cemaatli, üyeli, aileli, sürü …; Versammlungs- || topluluk …; versammelt || toplu
kuvramak Versammlung || toplanma, toplantı, topluluk
kuvramaknıŋ ornı Versammlungsort || toplantı yeri, topluluk yeri
kuvran- sich versammeln || toplanmak eylemeylem
kuvrat- anhäufen, sammeln, ansammeln || yığmak, toplamak, biriktirmek
1
kuyag Rüstung, Panzer || zırh (s./bk. Mo. quyaγ)
2
kuyag Flussbett, Kanal || nehir yatağı, kanal
kuyag ögän Kanal2 || kanal2
kuyaš sonnig || güneşli; Sonnenhitze (auch Äquivalent von Skt. uṣṇa), Mittagshitze ||
güneş ısısı (Skt. uṣṇa’nın da eş değeri), öğle sıcağı; Mittagssonne || öğle güneşi
kuyaš tumlıg Sonnenhitze und Kälte || güneş ısısı ve soğuk
kuykadakı im Gefieder || tüylerdeki
kuysuk- (Elefant) scheuen, scheu werden || (fil) korkmak, ürkmek eylemeylem
kuyum schüchtern || utangaç; verwirrt || kafası karışık, şaşkın
kuz Norden || kuzey
kuz- unterbrechen || ara vermek
kuz- yantur- unterbrechen und aufgeben || ara vermek ve terk etmek eylemeylem
kuzdın nördlich gelegen || kuzeyde bulunan
kuzdın ~ kuztın yıŋak Norden || kuzey
kuzgun Rabe, aasfressender Vogel, Vogel || kuzgun, karga, leş yiyen kuş, kuş
kuzgun tag säŋräm das Raben-Berg-Kloster (hier für Skt. gṛdhrakūṭa stehend) || kuzgun dağı manastırı (Skt. gṛdhrakūṭa için)
kuzı Lamm, Schäfchen || kuzu (s./bk. Mo. kuriγan)
kuzlug ~ kuzluk nördlich (?) || kuzeydeki (?)
kuzunč[suz] ununterbrechbar || kesintisiz
kužal < TochA/B kuśal < Skt. kuśala gut, heilsam (Klassifizierung von Taten) || iyi, yararlı (işlerin sınıflandırması) (s./bk. Khotansak. kuśala) (→ kušal)
kužal ädgü gut2, heilsam2 || iyi2, faydalı2
küžäl ädgü kılınč gute2 Tat || iyi2 iş
kužešay < TochA kuśeśaiy ~ kuśeśaiyä < Skt. kuśeśaya Seerose || nilüfer, su zambağı
1
kü- behüten, bewachen, beschützen, wachen || korumak, muhafaza etmek, dikkat etmek
kü- küzät- behüten2, beschützen2 || korumak2
küyü küzädü tut- dauernd behüten2 || sürekli korumak2 adv eylemeylem
1
küč Kraft, Stärke (auch Äquivalent von Skt.
bala), Macht, Autorität, Gewalt || güç (Skt. bala’nın da eş değeri), yetki, kudret, otorite,
zor; Dienst, Tat, Geschäft || hizmet, iş; Hilfe || yardım; Wirksamkeit || etkinlik, etkililik;
Fähigkeit (Skt. sāmarthya) || kabiliyet (Skt. sāmarthya) (s./bk. Mo. küčü(n))
küč azu- Kräfte versagen || güç yetmemek eylemeylem
küč ärk Macht2, Kraft2 || güç2
küč basut Hilfe2 || yardım2; Kraft und Hilfe || güç ve yardım
küčin mit Gewalt (auch Äquivalent von Skt. sahasā) || zorla
küčin üntür- seine Kräfte mobilisieren (militärisch), sich anstrengen || çabalamak, (askerî) gayret etmek eylemeylem
küčä- Kraft aufwenden, Gewalt anwenden, stark sein, kräftig sein, erstarken || güç sarf
etmek, güç kullanmak, zor kullanmak, güçlü olmak, kuvvetli olmak, güçlenmek eylemeylem
küčäp elit- mit Gewalt hinbringen || zorla götürmek
küčäyü kun- gewaltsam rauben, mit Gewalt entwenden || zorbaca çalmak, zorla çalmak adv
küčäd- mächtig werden, an Kraft zunehmen, erstarken, stark werden, stark sein || güçlü olmak, kuvvetli olmak, güçlenmek eylemeylem
küčäd- küčlüg bol- stark und kräftig werden || güçlü ve kuvvetli olmak
küčäg ~ küčäk gewalttätig, erregt, aggressiv, wild || zorba, kızgın, agresif, vahşi; mächtig, stark || kuvvetli, güçlü; Kraft || güç, kuvvet
küčän- sich abmühen, sich anstrengen || çabalamak, gayret etmek; Herrschaft ausüben || iktidar sürmek, hüküm sürmek
küčän- küčlän- sich anstrengen2 || gayret etmek2; Herrschaft ausüben2 || iktidar sürmek2, hüküm sürmek2 eylemeylem
küčängü Anstrengung || gayret, çaba
küčgün ~ köčgün Bed. unklar || manası belirsiz
küčintä (Postp.) wegen, durch, kraft, vermöge || (sontakı) için, aracılığıyla, vasıtasıyla, sayesinde küčintä tüšintä (Postp.) wegen2, durch2, kraft2, vermöge2 || (sontakı) için2, aracılığıyla2, vasıtasıyla2, sayesinde2 adv
küčiŋä (r) (Postp.) wegen, durch, kraft, vermöge || (sontakı) için, aracılığıyla, vasıtasıyla, nedeniyle adv
küčlän- an Kraft zunehmen, kräftig werden || kuvvetli olmak, güçlü olmak; sich anstrengen
|| gayret etmek, çabalamak; Herrschaft ausüben || iktidar sürmek, hüküm sürmek eylemeylem
küčläntür- kräftigen, mit Kraft ausstatten, ermächtigen, erstarken lassen || güçlendirmek, kuvvetlendirmek, yetki vermek
küčländür- üklit- erstarken und zunehmen lassen || güçlendirmek ve artırmak eylemeylem
küčlüg ~ küč(lüg) kräftig, mächtig, stark, kraftvoll, mit Stärke, mit Kraft || güçlü, kuvvetli (Skt. balin’in de eş değeri); ergiebig || verimli, bereketli; (Wind) heftig || (rüzgâr) şiddetli, güçlü; Machthaber || iktidar sahibi; Starker || güçlü kişi
küčsirä- schwach werden, geschwächt sein, ermatten || zayıf olmak, zayıflamış olmak, yormak eylemeylem
küčsirä- kävil-
küd- warten, erwarten, abwarten || beklemek,
umut etmek, kollamak; (Tiere) hüten || (hayvan) gütmek eylemeylem
1
küdän fremd || yabancı; Gast, Außenstehender || misafir, konuk, dışındaki
küdän dentar (c) Gast-Priester || misafir papaz
küdän kiši Gast || misafir, konuk
küdän nizvanilıg kkir der Schmutz der frem
küdänläyü wie ein Gast || misafir gibi
1
küdmäk Warten, Erwarten || bekleme
2
küdmäk Schutzdämme || set, koruma bandı
küdtür- warten lassen || bekletmek eylemeylem
küdüg Tat, Tätigkeit, Aktivität, Sache, Geschäft || iş, faaliyet, şey; Karma || Karma; übernatürliche Fähigkeit || doğaüstü yetenek
küdüglüg mit Werken, mit Tat, Tat- || işli, iş …
küdügsüz ohne Tat, ohne Tätigkeit || işsiz, faaliyetsiz
küdümlüg geduldig, wartend || sabırlı, bekleyen
1
küg < Chin. ᴢ qu (Spätmittelchin. kh ywk) Lied, Melodie || şarkı, melodi, nağme; (m) Hymnus ||
ilahi; Geräusch, Klang || ses, ton; Gesang || şarkı (s./bk. Mo. kög)
küg ägzig Melodie2 || melodi2, nağme2
küg ögdir (m) Hymnus und Lobpreis || ilahi ve övgü
küglärig ätiz- Melodien spielen || müzik çalmak
2
küg Rost, Fleckchen || pas, lekecik
kügči Wächter, Beschützer || nöbetçi, bekçi, koruyucu
kügči küzädči Wächter und Beschützer || nöbetçi ve koruyucu
kügki zur Melodie gehörig || besteye ait; Melodie || beste, melodi, ezgi adv
küglä- brünstig sein, geil sein || cinsel isteği uyanmış olmak, şehvetli olmak eylemeylem
küglüg behütet, beschützt || korumuş, korunmuş
küglüg küzätiglig behütet2, beschützt2 || korumuş2, korunmuş2
kügsirät- Rost entfernen, entrosten || pas gidermek eylemeylem
kügüč Panzer (einer Schildkröte) || (kaplumbağa) kabuğ(u
kügürüštür- (Edelsteine) einlegen || (kıymetli taşlar) kakma yapmak eylemeylem
kügüy Tante mütterlicherseits || teyze
küin ~ küen < Chin. ধ juan (Spätmittelchin. kyanˊ) Buchrolle || kitap rulosu; Abschnitt || bölüm; Exemplar || nüsha küyün alal küyen alal
küinlüg aus … Buchrollen bestehend || … kitap tomarlı
küisuk < Chin. 公ᇯ gui su (Spätmittelchin. kyjˊ siwk) Stern im Sternbild des Krebses || yengeç burcunun yıldızı
küisuk yultuz der Gui Su Stern || Gui Su yıldızı
kük- berühmt sein || ünlü olmak, meşhur olmak
kük- čavık- berühmt sein2 || ünlü olmak2, meşhur olmak2 eylemeylem
kükrä- donnern || gök gürlemek; brüllen || kükremek, bağırmak
kükrä- čıkra- donnern und krachen || gök gürlemek ve çatırdamak eylemeylem
kükrägä Donner || gök gürlemesi, gök gürültüsü
kükrägä t(ä)ŋri Donner-Gott || Gök Gürültüsü Tanrısı
kükrämäk Donnern, Donner || gök gürültüsü, gök gürlemesi
kükrän- donnern || gök gürlemek eylemeylem
kükrät- brüllen || kükremek, bağırmak
kükrät- čıkrat- brüllen2 || kükremek2, bağırmak eylemeylem
kükrüš Donnern || gök gürültüsü, gök gürlemesi
kükü < Chin. 㖏㖏 gu gu (Yuan: ku˘ ku˘) eine
Kopfbedeckung mongolischer Frauen || Moğol kadınlarının bir başlığı
kükül- berühmt sein, berühmt werden, gerühmt werden || meşhur olmak, ünlü olmak, övülmek eylemeylem
kükül- čavık- berühmt sein2, gerühmt werden2 || ünlü olmak2, övülmek2
kükül- kötrül- gerühmt und erhoben werden || övülmek ve yükseltilmek
kükülmiš gelobt, berühmt || ünlü, meşhur
kükülmiš taŋlančıg körklä berühmt, wunderbar und schön || ünlü, harika ve güzel
kükürt Donner || gök gürültüsü, gök gürlemesi; donnernd || gök gürültüsü gibi
kül Asche || kül
kül kömür Asche und Kohle || kül ve kömür
kül- lachen, lächeln || gülmek, gülümsemek, tebessüm etmek
kül- askančula- lachen und verspotten || gülmek ve alay etmek
kül- katgur- lachen2 || gülmek2
kül- yal- strahlend lächeln2 || ışıl ışıl gülümsemek2 eylemeylem
külä- loben, preisen || övmek, methetmek
külä- yad- preisen und verbreiten || övmek ve yaymak
külä- yaltrıt- preisen und strahlen lassen || övmek ve parlatmak
küülä- kötür- preisen und erhöhen || övmek ve yüceltmek eylemeylem
küläl- gepriesen sein, gepriesen werden, gelobt werden || övülmüş olmak, methedilmek
küläl- čavık- gepriesen und berühmt sein || övülmüş ve ünlü olmak
küläl- kötrül- gepriesen sein2 || övülmüş olmak2 eylemeylem
külän- gelobt werden, gepriesen werden || övülmek, methedilmek eylemeylem
külär lächelnd, lachend || gülümseyen
külär yüzin mit lachendem Gesicht || gülümseyen yüzle adv
küläš Lob || övgü
külätil- gelobt werden, gepriesen werden || övülmek, methedilmek
külätil- kötrül- gelobt und erhoben werden || övülmek ve yükseltilmek eylemeylem
küläy Brachfeld (?) || işlenmemiş, sürülmemiş tarla (?)
külčir- lächeln || gülümsemek eylemeylem
külčirä lächelnd || gülümseyen
külčirä yüzin mit lächelndem Gesicht || gülümseyen yüzle adv
külčirgä Lächeln || gülümseme; lächelnd ||
gülümseyen, mütebessüm; Name eines Göttermädchens || bir tanrı kızının adı
gülčirgä yüüzlügin (adv.) mit lächelndem Gesicht || gülümseyen yüzle
küldür- lachen lassen, zum Lachen bringen || güldürmek
küldür- katgurt- eylemeylem
külmäk(lig) possenreißerisch || kaba şakalı, eşek şakalı
kültirä- tosen || çağlamak, uğuldamak
kültirä- tigilä- kükrä- čıkra- tosen, lärmen, donnern und krachen || çağlamak, gürültü yapmak, gök gürlemek ve çatırdamak eylemeylem
1
külüg ruhmreich, berühmt, bekannt || tanınmış, meşhur, ünlü, bilinen (s./bk. Mo. külüg)
külüg körtlä (m) berühmt und schön || tanınmış ve güzel
külünčlüg lustig, lächerlich || komik, gülünç
külüš- gemeinsam lachen || gülüşmek eylemeylem
külüšmäk gemeinsames Lachen || gülüşme
külüšügin (adv.) lachend || güle güle, gülerek ekekekekekek???????????
kümäk Behüten, Fürsorge || muhafaza etme, koruma, şefkat, yardım
kümäk küzädmäk Behüten2 || muhafaza etme2, koruma2
kümän haufenweise, massenhaft || yığınla, küme küme, kitle halinde
1
kümüš Silber, Silbergeld || gümüş, gümüş para
kümüš butıklıg mit silbernen Zweigen || gümüş dallı
kümüš čanak Silberschale || gümüş çanak
kümüš ırŋak ırgak silberner Haken (Kalligrafie) || gümüş çengel (kaligrafi)
kümüšlüg keš silberner Köcher || gümüş okluk
1
kün Tag (auch Äquivalent von Skt. °aha) || (muhtemelen Toharcada bir Türkçe alıntı)
gün (Skt. °aha’nın da eş değeri); tags || gündüz (vgl./krş. TochA koṃ, TochB kauṃ)
kün küniŋä Tag für Tag, von Tag zu Tag || günden güne (vgl./krş. TochA ārts-koṃ konaṃ, koṃ koṃ, kona-koṃ)
kün sayu jeden Tag || her gün
kün tuga bei Sonnenaufgang || güneşin doğuşunda
künkä täglich, am Tag || her gün adv
künün tagsüber || gündüzleri, gündüzün 2 adv
2
kün < TochA koṃ / < TochB kauṃ (möglicherweise auch türk. Lehnwort im Tocharischen) Sonne (auch Äquivalent von Skt. arka)
|| (aynı zamanda muhtemelen Toharcada bir Türkçe alıntı) Güneş (Skt. arka’nın da eş değeri)
kün batgu Sonnenuntergang || Güneş batması
kün batsık Westen, Sonnenuntergang || batı, gün batımı, gün batışı
kün batsıkdın sıŋar im Westen || batıda
kün burunı ~ burnı der obere Rand der Sonne, Sonnenrand || Güneş’in üst ucu
kün čogı Sonnenhitze || Güneş ısısı
kün orto Mittag, mittags || öğle, öğleyin
kün tapa kurıt- an der Sonne trocknen lassen || güneşte kurutmak adv
kün t(ä)ŋrisi kırtıšı das Anlitz der Sonne || güneşin çehresi
kün t(ä)ŋri tilgäni täg tägirmi y(a)ruk || güneş tekeri gibi yuvarlak ışığı
kün tugar Osten || doğu
kün tuggu Sonnenaufgang || güneş doğması, güneşin doğuşu
kün tugsuk yıŋak Osten || doğu ekekekekek adv
3
kün < Chin. 䯛 kun (Spätmittelchin. kh unˊ) hinterer Palast, Wohnbereich der Frauen || iç saray, kadınların oturduğu yer
kün(ä)š (r) Sonne, Sonnenschein, sonniger Platz || Güneş, güneş ışığı, güneşli yer
2
künči Bed. unklar || manası belirsiz
1
künčit < TochA/B kuñcit < Khotansak. kuṃjsata- Sesam || susam, küncü (s./bk. TochB, kuñcīta, Mo. künǰid)
künčit ävini Sesamkorn || susam tanesi
künčit yagı
kündäm sonnengleich || güneş gibi däm tanrıdäm däm gündem adv ekekekek ???????
kündülülüg (kündülü° entstellte Form << Skt.
kuṇḍala) mit Ohrring, mit Ohrschmuck || küpeli
küngäy Süden || güney
küni neidisch || kıskanç; Gier, Neid (auch für Skt. īrṣya), Eifersucht || hırs, haset (Skt. īrṣya için de), kıskançlık
küni kıvırkak Neid2, Gier2 || haset2, hırs2
küni kıvırkak köŋül Neid2 || haset2
küni kıvırkak övkä kakıg köŋül Neid2 und Hass2 || haset2 ve kin2
küni kıvırkanmak köŋül Neid2, Eifersucht2 || haset2, kıskançlık2
küni košug die Bindung ,Neid‘ (Skt. īrṣyasaṃyojana) || ,haset‘ bağı
küni köŋül Neid, Eifersucht || haset, kıskançlık
küni sakınč Neid, Eifersucht || haset, kıskançlık
küniči eifersüchtig || kıskanç
küniči yagıčı köŋül Eifersucht und Streitsucht || kıskançlık ve kavgacılık
künilä- beneiden, eifersüchtig sein || imrenmek, gıpta etmek, kıskanç olmak
küünilä- öpkälä- eifersüchtig sein und Hass empfinden || kıskanç olmak ve nefret hissetmek eylemeylem
küniŋä (adv.) täglich, an bestimmten Tagen || her gün
küniŋäki täglich || her gün adv
künki täglich, Tag- || her gün, gün daily alal adv
künsi < Chin. 䡎ᰘ jun zhi (Spätmittelchin.
kəwŋ tʂiˊ) Dekret, Anordnung || kararname, yönerge
1
küntäki im Harem befindlich, Haremsbewohner(in) || haremdeki, harem içindeki
küntämäk täglich || her gün ekekekekekekek
küntämäk tı täglich und ständig || her gün ve devamlı
küŋ Sklavin, Dienerin || cariye, halayık, hizmetçi kadın
küŋ kul Sklavin und Sklave || cariye ve köle
küŋ kul kıl-
küŋüt kulut cariyeler ve köleler ekekekekek adv ???????
küŋtselıg (küŋtse < Chin. ᤡᆀ gong zi, Spätmittelchin. kywŋˊ tsẓˊ) mit Bögen, mit Arkaden || kemerli, kıvrımlı, kubbeli
1
küp < Neupers. kūb Fass, Krug, Vorratsgefäß, Lehmgefäß, Topf || kap, küp, balçıktan kap, tencere
küp bert Fasssteuer || fıçı vergisi, küp vergisi
1
kür Trug || hile, yanıltma
2
kür tapfer || cesur, yürekli; stark || kuvvetli, güçlü
kür bugra starker Kamelhengst || güçlü erkek deve
kür luular ärkligi elig han || kuvvetli ejderha hâkimi hükümdar2
1
kürä- vergraben, begraben || gömmek, defnetmek
kürä- kaz- vergraben2, begraben2 || gömmek2, defnetmek2 eylemeylem
2
kürä- desertieren, fliehen || askerden kaçmak, firar etmek, kaçmak eylemeylem
küräg Flüchtling || kaçak, mülteci
küräg kiši Flüchtling || kaçak, mülteci
kürägür- stolz sein, arrogant sein, Prahlerei hervorrufen || gururlu olmak, kibirli olmak, gösteriş yapmak eylemeylem
küragür- bagragur- stolz und aggressiv sein, arrogant sein2 || gururlu ve agresif olmak, kibirli olmak2
kürägürmäk Stolz, Eitelkeit, Arroganz || görkem, gurur, kibir, kibirlilik, kurumluluk
küräš- miteinander kämpfen || güreşmek, birbiriyle savaşmak (vgl./krş. Khotansak. gūrāś-) eylemeylem
küräšči Ringer || güreşçi
küräšmäk das Miteinanderkämpfen || güreşme, birbiriyle savaşma
kürät- zum Ehebruch anstiften || zinaya sevk etmek eylemeylem
1
küri Scheffel || ölçek; ein Hohlmaß (für Getreide; zehn küri = ein šık) || (tahıl için) bir
hacim ölçüsü (on küri = bir šık) (s./bk. Mo. küri) küri kürilik Scheffel und Malter || ölçek, tahıl için ölçü birimi
2
küri Lärm, Donner || gürültü, gök gürlemesi
küri čogı Lärm und Getöse || gürültü ve patırtı
küri tüpi Lärm und Schneesturm, Donner und Schneesturm || gürültü ve tipi, gök gürlemesi ve tipi
kürküm < Khotansak. kurkum(a) ~ Sogd. kwrkwm < Skt. kuṅkuma Safran (Crocus sativa, Linn.) || safran (Crocus sativa, Linn.) (vgl./krş. Pahlavi kwlkm, Sogd. kwrknph, TochB kurkamäṣṣe (= adj./sıfat), Mo. gurgum, gürgüm) (→ kunkumu)
kürküm öŋlüg safranfarben || safran renkli
kürlä- sich betrügerisch verhalten || aldatıcı davranmak eylemeylem
kürlüg betrügerisch, täuschend, listenreich || aldatıcı, hileli, kurnaz
kürsüz ohne Trug, ehrlich || hilesiz, yalansız, samimi
kürtük Wüste, Schneewüste, Waldeinsamkeit, Wildnis || çöl, yaban, el değmemiş bölge
kürtüštäki in der Wüste befindlich(Äquivalent von Skt. jāṅgalaja) (vielleicht alter
Fehler für → kürtüktäki) || çöldeki (Skt. jāṅgalaja’nın eş değeri) (muhtemelen → kürtüktäki için eski bir hata)
kürülü- zusammenhäufen || yığmak, toplamak eylemeylem
kürüm < TochB kurm (~ gurm ~ kwarm) < Skt.
gulma Tumor || tümör (vgl./krş. TochB kwaram, Sogd. kwrt) (→ kurum)
kürüm yumgaklıg Tumor-2 || tümör2 …
küsä- wünschen, begehren, verlangen, streben (nach) || istemek, arzu etmek, çabala-mak (s./bk. Mo. küse-) eylemeylem
küsä- edär- streben2 (nach) || (… -ya) çabalamak2
küsä- k(ä)rgä- wünschen2 || istemek2
küsä- yalbar-
küsämiš küsüš || dilenmiş dilek
küsäyü k(ä)rgäkläyü sehnsüchtig2, wünschend2 || özlem dolu2, sabırsız2, hasret dolu2 adv
küsägülüksüz wunschlos || arzusuz, isteksiz
küsägülüksüz tilägülüksüz adkanguluksuz || arzusuz2 ve bilinç objesi olarak alınmayacak
küsämäk Wünschen, Wunsch || arzu etme, arzu, istek
küsämäk sakınmak Wünschen und Denken || arzu etme ve düşünme
küsänčig erwünscht, geliebt, ersehnt ||
istenen, istenir, sevgili, özlenen; günstig || uygun; Wunsch || istek, arzu
küsänčig ıdok erwünscht und heilig || istenen ve kutsal
küsänčigsizin (adv.) ohne Wünsche zu haben || arzusuz olarak adv
küsätil- ersehnt werden || candan arzulanmak eylemeylem
küskü Maus, Ratte || fare, (büyük) sıçan; Name
eines zyklischen Jahres || dönemsel bir yıl adı; Name eines zyklischen Tages || dönemsel bir günün adı
1
küsüš Wunsch, Absicht, Begehren (Skt. kāma),
Gelübde, Wunschgelübde, religiöser Vorsatz || istek, arzu, niyet, dilek, şehvet (Skt. kāma), adak, dinî niyet
küsüš köŋül Wunsch2 || istek2
küsüš örit- einen Wunsch erwecken, einen Wunsch entstehen lassen || istek uyandırmak eylemeylem
küsüš sakınč Wunsch2 || istek2
küsüš tilik Wunsch2 || istek2
küsüšlüg mit Wunsch, wünschend, begierig,
Wunsch-, mit Gelübde || istekli, arzulu, çok istekli, istek …, adaklı
küsüšlüg kün čogı || arzu güneşinin parıltısı
küše < Chin. ৫㚢 qu sheng (Spätmittelchin.
kɦyə̆ˋ ʂiajŋ) fallender Ton (im Chin.) || (Çincede) düşen ton
1
küü zauberisch || büyülü gibi, büyüleyici
küü käl öz (m) Zauberkraft-Selbst || büyü gücü özü
küü kälig || büyü gücü
küü kälig ädräm(lär) Zauberkräfte, Zaubermacht (Skt. abhijñā) || büyü güçleri, büyü gücü (Skt. abhijñā)
2
küü Ruhm, Leumund, Ruf || ün, şöhret
kü käd Ruhm (?) und Fähigkeit || ün (?) ve yetenek
küü čav Ruhm2, Ruf2 || ün2, şöhret2 (s./bk. Mo. kü čau)
3
küü < Chin. 䋤 gui (Spätmittelchin. kyjˋ) teuer,
wertvoll, kostbar || değerli, kıymetli, pahalı
küülüg ruhmreich, mit Ruhm, Ruhm besitzend || şöhretli, ünlü, şanlı
küvä- Bed. unbekannt || manası belirsiz eylemeylem
küvädtür- preisen || övmek, methetmek eylemeylem
küväk Stroh || saman
küvän- stolz sein || gururlu olmak
küvän- sävin- stolz sein und sich freuen || gururlu ve mutlu olmak eylemeylem
küvänč Hochmut, Arroganz, Stolz (Skt. māna),
(berechtigter) Stolz || gurur, kibir, kurum (Skt. māna), kıvanç; hochmütig, stolz || kibirli, gururlu
küvänč košug || ,gurur‘ bağı
küvänč köŋül Hochmut || gurur, kibir
küvänč sävänč köŋül || gurur ve kendini beğenme
küvänčäŋ stolz, arrogant, hochmütig || gururlu, kibirli, mağrur
küvänčäŋ köŋül || kibirli ruh durumu
küvänčäŋ köŋüllüg kibirli, gururlu, mağrur
küvänčäŋ sävinčäŋ köŋüllüg || kibirli2, gururlu2, mağrur
küvänyük stolz, hochmütig || gururlu, kibirli ekekekek adv ?????
küvänyük bilig Stolz, Hochmut || gurur, kibir
küvänyük köŋül Stolz, Hochmut || gurur, kibir
1
küväz stolz || gururlu; Stolz || gurur; Stolzer,
Stolze (Name eines Göttermädchens) || gururlu (kişi), gururlu kız (bir tanrı kızının adı)
küväz ärkligsiz ohne die Macht des Stolzes || kibrin gücü olmadan
küväz bagšal stolz2 || gururlu2
küväz kagal stolz2, hochmütig2 || gururlu2, kibirli2
küväz katkı köŋüllüg hochmütig2 || kibirli2
küväzlän- hochmütig sein, stolz sein, von Stolz erfüllt sein || gururlu olmak, kibirli olmak, kibirle dolu olmak eylemeylem
*küväzlänmäk Hochmut, Stolz || gurur, kibir
küvič Schale, Bettelschale (Skt. pātra) || kâse, (rahiplerin) dilenci kâsesi, dilenci çanağı (Skt. pātra)
küvič ayak Schale2, Bettelschale2 || kâse2, (rahiplerin) dilenci kâsesi2, dilenci çanağı2
1
küvrüg Trommel, Pauke || davul, kös; Name
eines Vajra-Göttermädchens (im Tantra) || (Tantrizm’de) bir Vajra tanrı kızının adı (s./bk. Mo. kögerge)
küvrüg tigisi Trommel-Ton || davul sesi
küvrüg üni Trommel-Ton || davul sesi
küvrügüg yaŋkurtı tokı- die Trommel widerhallend schlagen || davulu yankılandırarak çalmak eylemeylem
küvüz Kranich || turna
küzäč Topf || tencere; Opferkessel || … kurban kazanı
küzäč kulkaklıg yol Topfhenkel-Weg (n. loc.) || tencere kulplu yol (bir yer adı)
küzäčläyü wie ein Topf || tencere gibi
küzäd Wache, Nachtwache (dient der Zeiteinteilung) || nöbet, gece nöbeti (zaman yönetimi olarak kullanılır)
küzäd üdi Zeit der Nachtwache || gece nöbeti zamanı
1
küzäd- ~ küzät- behüten, beschützen, hüten,
bewahren || korumak, muhafaza etmek, saklamak, muhafaza etmek; (Versprechen) halten,
befolgen || (söz) tutmak, yerine getirmek; auflauern || pusu kurmak; erwarten || umut etmek, ummak eylemeylem
küzäd- ö- beschützen und sich annehmen || korumak ve bir şeyi üzerine almak eylemeylem
küzädči Wächter, Beschützer (auch nicht ganz
passende Übersetzung von Skt. gupti ,Schutz‘)
|| bekçi, muhafız wachhabend || nöbetçi, nöbetçi olan
küzädig Schutz || koruma
küzädig čakir (im tantrischen Buddh.) Schutz-Rad || (Tantrizm’de) koruma tekerleği
küzädil- behütet werden, beschützt werden || korunmak, muhafaza edilmek eylemeylem
küzädin- sich hüten, sich schützen || sakınmak, kendini korumak eylemeylem
küzädlik Hängebrücke, Passage (in einer
Schlucht) || (bir dağ boğazındaki) asma köprü, geçit; Pass || geçit, yol
küzätig Einhaltung (einer Vorschrift), Observanz || riayet
küzätindür- sich zurückhalten lassen || kaçındırmak, sakındırmak eylemeylem
1
küži < Chin. 俉ނ xiang er; . xiaŋ ri (Etymologie etwas unsicher) Weihrauch, Räucherwerk || tütsü, buhur (s./bk. Mo. küǰi, küǰü)
küši tamtur- Weihrauch anzünden, Räucherwerk abbrennen || tütsü yakmak, buhur yakmak eylemeylem
küži tütsüg Weihrauch2, Räucherwerk2 || tütsü2, buhur2
kyian ~ kiyan < Chin. ᒮṸ ji an (Spätmittelchin. kiˋ ʔanˋ) Schreibtisch || yazı masası
Bir Cevap Yazın