U Harfiyle Başlayan Kelimeler
1
u- können (auch Äquivalent von Skt. śak-), vermögen, in der Lage sein
|| yapabilmek (Skt. śak-’ın da eş değeri), -abilmek, muktedir olmak; aushalten, ertragen || dayanmak, tahammül etmek eylemeylem
udačı bol- können || -abilmek
ugu täg möglich, durchführbar || mümkün, kabil, yapılabilir, yapılması mümkün adv ?????
umıšınča nach Kräften || kudrete göre, kuvvete göre
ubuisi < Chin. ↖ۉሪ wu bei si (Yuan: ʋuˇ pujˋ
sẓˋ) Rüstungshof, Rüstkammer (eine Behörde)
|| silah ve savaş gereçleri deposu (bir devlet kurumu)
1
uč Ende, Spitze || uç, son, hudut, doruk;
Endpunkt || aşırı uç, son nokta; Grenze || sınır;
Extrem || abartma, aşırılık; Gipfel || zirve;
(Krone) Zacken || (taç) ucu; Außenbezirk || kenar mahalle, varoş
uč buluŋ Spitze2 || uç2
uč büt Grenze2, Ende2 || sınır2, son2
uč kıdıg Grenze2 || sınır2; Extrem2 || abartma2, aşırılık2
uč tüp Gipfel2, Spitze2 || zirve2, tepe2, üst2
uč- fliegen, davonfliegen || uçmak, uçup gitmek; (Meteor, Sternschnuppe) zu sehen sein, sichtbar werden, erscheinen
|| (akanyıldız, göktaşı, meteor, yıldız kayması) görülmek, görünmek eylemeylem
uč- ärt- fliegen und emporsteigen, davonfliegen und hinter sich lassen || uçmak ve yükselmek, uçup gitmek ve arkasında bırakmak
uč- kalı- fliegen2 || uçmak2
uča käl- heranfliegen || … -ya doğru uçmak, yakınına uçmak eylemeylem
učugma tınl(ı)g fliegendes Lebewesen, die Vögel || uçan canlı, kuşlar
uča Rücken, Kreuz || sırt, arka (s./bk. Mo. uγuča)
uča arka Rücken2 || sırt2, arka2
učanı köndür- den Rücken gerade halten || sırtı dik tutmak eylemeylem
učagur < Mo. uǰaγur ursprünglich || asli, birincil, esas (s./bk. Mo. iǰaγur) adv ekekekekek
učar fliegend || uçan
učık Fieberdämon || ateş şeytanı
učık yelpik Fieberdämon2 || ateş şeytanı2
učın- besessen sein, von Magie betroffen sein,
behext sein, behext werden || cinlenmiş olmak,
büyülenmiş olmak, şeytana tutulmuş olmak, büyülenmek eylemeylem
učlan- defäkieren || büyük abdest yapmak eylemeylem
učlanguluk batıg Fäkaliengrube, Latrine || dışkı çukuru, tuvalet, hela, kenef
učlug mit Spitze, pointiert || uçlu, iyi ve etkileyici ifade; extrem || son derece, aşırı
učlug yörüg extreme Bedeutung || aşırı mana
učmak Fliegen || uçma
učmak kalımak Fliegen2 || uçma2
učmak kalımak ädräm Fähigkeit zu fliegen2, (magische) Flug2fähigkeit || uçma2 erdemi, (sihirli) uçma2 yeteneği
učmaklı yorımaklı Fliegen und Laufen || uçma ve koşma
1
učrug Banner, Flagge || bayrak, sancak
učurugug kalıt- das Banner hochsteigen lassen || bayrağı yukarı kaldırtmak eylemeylem
učruglug mit Banner, mit Flagge, mit Standarte || bayraklı, sancaklı; flatternd || dalgalanan
učrul- aufgewirbelt werden || yükseltilmek, uçurulmak eylemeylem
učruldur- fliegen lassen, schweifen lassen || uçurmak, dolaştırmak eylemeylem
učrum gefährlich, abgründig || tehlikeli,
uçurumlu; Abgrund, Schlund (in einer Höhle) || uçurum, (bir mağarada) uçurum
učrum adalıg yol gefährlicher2 Weg || tehlikeli2 yol
učrumlarda kokuzlarda tüš- in Abgründe und Spalten fallen || uçurumlara ve yarıklara düşmek
1
učsuz grenzenlos, endlos, unermesslich || sınırsız, uçsuz, hudutsuz, sonsuz
učsuz uzun yagız yer || sınırsız ve geniş kara toprak
učugma fliegend, flugfähig || uçan, uçuşa elverişli, uçma yeteneği olan
učugma bagrın yorıgma tınl(ı)glar || uçan veya karında sürünen varlıklar
učugma kuš kuzgun Vögel2 || kuşlar2
učuk- enden, am Ende sein, sich vollenden || bitmek, hitam bulmak, son bulmak eylemeylem
učukguluk yaŋ das sich vollendende Ritual || son bulan ritüe
učukguluk yaratıg die sich vollendende Verrichtung (im Ritual) || (ritüelde) son bulan uygulama
učuktur- zuende bringen || sona erdirmek eylemeylem
učum kurzes Auffliegen (?) || kısa uçuş (?) 1
učun Funke || kıvılcım
učun ootı Funken-Feuer || kıvılcım ateşi
učur- fliegen lassen, aufflattern lassen ||
uçurmak; befördern || yollamak, nakletmek;
(Sinne) betören, (Herz, Sinn) stimulieren ||
(duyuları) kandırmak, (kalbi, duyuları) uyarmak; aufwirbeln || döndürerek yükseltmek eylemeylem
učurmak Fliegenlassen, Anregen, Kultivieren || uçurma, kışkırtma, heyecanlandırma, yetiştirme
učuz verachtenswert, abstoßend, gering, erniedrigend || aşağılık, alçak, tiksindirici,
iğrenç, ufak, küçük düşürücü; leicht, einfach || kolay, hafif, basit; wertlos || değersiz; leicht
zugänglich || kolay anlaşılır, kolay ulaşılabilir; Niedrigkeit, Gemeinheit, Verächtlichkeit || adilik, alçaklık adv
učuz bol- beschämt werden || utandırılmak eylemeylem
učuz bulguluk einfach zu bekommen || kolay bulunan, kolay alınan
učuz oŋay leicht2, einfach2 || hafif2, kolay2, basit2
učuz tut- für gering achten || hor görmek, değersiz görmek, değer vermemek
učuz yenig leicht2 || hafif2, kolay2
učuz yenig köŋül Gering2schätzung, Leicht2- sinn || aşağılama2, düşüncesizlik2
učuzın (adv.) leicht, auf einfache Weise || kolay, hafif, basit, basit şekilde adv
učuzın oŋayın (adv.) leicht2, auf einfache Weise2 || kolay2, hafif2, basit2, basit şekilde2
učuzk(ı)ya leicht, einfach, schön || kolay, hafif, basit, güzel
1
učuzla- schlechtmachen, geringschätzig behandeln, verspotten || kötülemek, aşağılayıcı
davranmak, tahkir etmek, alay etmek; für gering halten, für gering achten || hor görmek, değersiz görmek, değer vermemek eylemeylem
učuzla- askančula- geringschätzig behandeln2, verspotten2 || aşağılayıcı davranmak2, tahkir etmek2, alay etmek eylemeylem
učuzl(a)n- sich geringschätzen || kendini küçümsemek eylemeylem
ud Rind, Ochse, Kuh || sığır, öküz, inek; Name
eines zyklischen Jahres || dönemsel bir yıl adı;
Name eines zyklischen Tages || dönemsel bir
günün adı; Name einer Stunde || bir saatin adı
ud koyn ditir tävä Rinder, Schafe, männliche und weibliche Kamele || sığır, koyun, erkek ve dişi deve
ud siki Kuhurin || sığır idrarı, inek idrarı
ud sokgučı Rinderschlächter || sığır kasabı
1
ud- folgen || takip etmek
udu bar- folgen || takip etmek
udu barmak Folgen || takip etme eylemeylem
2
udan < TochB udāṃ < Skt. udāna Aphorismus,
Bez. für ein Genre der buddh. Literatur || aforizma, vecize, Budist edebiyatın bir türünün adı
udan šlok
1
udana < Skt. uddāna Inhaltsangabe, Resümee || hülasa, özet
udana ävdimä das Resümee || Uddāna2, Uddāna, (yani) bir özet
1
uday < TochA uday < Skt. udaya Sonnenaufgangsberg (in der indischen Kosmologie) || (Budist kozmolojide) güneşin doğuşunun dağı
uday tag Sonnenaufgangsberg || güneşin doğuşunun dağı
udayagir << Skt. udayagiri Sonnenaufgangsberg || güneşin doğuşunun dağı (vgl./krş. Khotansak. udaya-gara)
udčı Rinderhirte, Kuhhirte || sığırtmaç, sığır çobanı
udčı är Hirte, Rinderhirte || çoban, sığırtmaç, sığır çobanı
udčı kız Hirtenmädchen || çoban kız
udgak Anhänger, Getreuer || taraftar, sadık kişi, mürit; Gefolge || maiyet ekekekekek
udı- schlafen || uyumak; gerinnen || koyulaşmak, pıhtılaşmak eylemeylem
udıgu üd Schlafenszeit || yatma zamanı, uyku vakti
udıgan schläfrig, zur Müdigkeit neigend || uyku basmış, uykusu olan ekekekekek
udıgm(a) (r) Schlafende(r) || uyuyan kişi
udıgm(a)g odgur- (r) den Schlafenden wecken || uyuyan kişiyi uyandırmak
udıgu Schlafen || uyuma, uyku
udık Schlaf, Schlummer, Trägheit (Skt. styāna)
|| uyku, hafif uyku, uyuklama, tembellik, üşengeçlik (Skt. styāna)
udıkla- schlafen, schlummern || uyumak, hafif uyumak, uyuklamak eylemeylem
udımak Schlafen || uyuma
udlanmak Sehnen || … hasretini çekme eylemeylem
udluk Schenkelknochen, Schenkel || uyluk kemiği, uyluk
udmak Diener, Gefolgsmann || hizmetçi, taraftar
udpati < Skt. utpatti Entstehung || teşekkül, oluşma, ortaya çıkma
1
udu gemäß, entsprechend || göre, uygun, denk; folgend, in der Folge || takip eden, devamında, ondan sonra
udu eyin gemäß2, entsprechend2 || göre2, uygun2, denk2
1
udug Dienst, Bedienung, Verehrung || servis, hizmet, saygı, hürmet
udugčı Diener, Bediensteter || hizmetçi, hizmetkâr
udugčılıg mit Dienern, mit Bediensteten || hizmetçili, hizmetkârlı
uduglug mit Dienst, mit Verehrung, ehrerbietig || hizmetli, saygılı
udul- (br) Bed. unklar || manası belirsiz eylemeylem
udulug mit Erhebungen, mit Hügeln || tümsekli, yükseltili, yığınlı
1
udun- dienen, verehren, kultisch bedienen,
bewirten || hizmet etmek, saygı göstermek, hürmet etmek, ağırlamak eylemeylem
udun- tapın- verehren2 || saygı göstermek2
udunmaklıg verehrungsvoll || saygılı
udunturul- zur Verehrung veranlasst werden, zur Verehrung angehalten werden || saygı gösterilmek, hürmet ettirilmek eylemeylem
uduz Krätze || uyuz (hastalığı); Ausschlag, Ekzem (auch Äquivalent von Skt. dadrū) || döküntü, mayasıl, egzama (Skt. dadrū’nun da eş değeri)
uduz- führen, anführen, ausrichten, leiten,
den Weg zeigen, anleiten, eine Anleitung geben || iletmek, sevk etmek, götürmek, yol
göstermek, yönetmek; (Verdienst) zuwenden || (sevap) tevcih etmek (s./bk. MMo. uduri-, Mo. udurid-) eylemeylem
uduz- ävir- (Verdienst) zuwenden2 || (sevap) tevcih etmek
uduz- bašgar- führen2, anführen2 || yönetmek2
uduz- bašla- führen2, anführen2 || götürmek2, yönetmek2
uduz- čälk- führen2, den Weg zeigen2 || yönetmek2, yol göstermek2 eylemeylem
uduz- elt- geleiten2 || yol göstermek2
uduz- öŋtün yort- anführen2 || yönetmek2
uduz- tutuz- den Weg zeigen und überantworten || yol göstermek ve teslim etmek
uduz- yerčilä- führen2, geleiten2 || yönetmek2, yol göstermek2, eşlik etmek2
uduzup elt- geleiten || eşlik etmek
uduzgak Führer, Anführer, Leiter || lider, kumandan, önder
uduzgaklatdur- zu einem Führer machen lassen || kumandan yaptırmak eylemeylem
uduzgaklıg mit Führer, mit Geleit || lideri olan,
liderli, refakatçisi olan; das Geleit (?), die Führung (?) || koruma (?), refakat (?),
uduzgaklıg kertlig das Geleit (?) und die
Bewachung (?) || koruma (?) ve gözetleme (?)
uduzgaklıgın kertligin mit Geleit und mit Bewachung (?) || refakatçi ve koruma ile birlikte (?) yeklerliğin
uduzgan führend, leitend || yol gösteren, yöneten; Befehlshaber || komutan
uduzgu Führen, Geleiten || götürme, yol gösterme
uduzgu yerčilägü Führen2, Geleiten2 || götürme2, yol gösterme2
uduzmak Führen, Geleiten, Anleitung || götürme, refakat etme, yol gösterme, talimat
uduztur- geleiten lassen || eşlik ettirmek, refakat ettirmek eylemeylem
uduzul- führen zu (intr.) || çıkmak; geführt
werden || yönetilmek; erklärt werden, erläutert werden || anlatılmak, izah edilmek eylemeylem
ug Zeltstange, Scherengitter || çadır direği, akordiyon şeklinde çit; Radspeiche || tekerlek parmağı
ug yurt Scherengitter und Jurte || çadır direği ve yurt
ugak < Sogd. ʾwγʾʾk Mörser || havan
ugaklıg Mörser- || havan …
ugan mächtig, zaubermächtig, göttlich || güçlü, kuvvetli, ilahi, tanrısal; Mächtiger, Herr,
Heiliger, Held || güçlü kişi, bey, aziz, kahraman; Seher (Skt. ṛṣi) || kâhin (Skt. ṛṣi); Gott || Tanrı; Macht || güç, kuvvet
ugan alp Held2 || kahraman2
ugan arži göttlicher Seher (Skt. devarṣi) || ilahi kâhin (Skt. devarṣi)
ugan sıgan Macht2 || güç2, kuvvet2
ugra- beabsichtigen, planen, anstreben ||
planlamak, tasarlamak, niyet etmek, niyetlenmek, çabalamak; Hilfsverb: sich an etw.
machen, sich anschicken zu …, beinahe … sein, kurz davor sein zu … || yardımcı fiil: bir şeyi yapmaya koyulmak eylemeylem
ugrap käl- auf j-n zukommen, auf j-n zusteuern, auf j-n zustreben || birisine yaklaşmak, birisine yönelmek, birisi için uğraş vermek
ugrag Ziel, Absicht, Intention || niyet, amaç, kasıt
ugraglıg mit Ziel, mit Absicht || niyetli, amaçlı
ugramak Planen, Beabsichtigen || planlama, niyet etme, tasarlama
ugrat- erstreben lassen || çabalatmak eylemeylem
ugrayu (erst.) speziell, besonders, extra, ganz || (kalıplaşmış) bilhassa, özel, özellikle,
tamamen, büsbütün; in richtiger Weise || doğru şekilde; sicher, genau, richtig, gerade ||
kesin, tam, doğru; schnurstracks, geradewegs || doğrudan doğruya, doğruca adv
ugrayu soka sicher2, speziell2, besonders2 || kesin2, özel2, özellikle2 adv
ugrınta (Postp.) bei Gelegenheit, wegen, auf
Grund von || (sontakı) fırsat düşerse, … dolayı, … nedeniyle adv
ugrıntakı (Postp.) angelegentlich || (sontakı) ehemmiyetle
ugunmak Ohnmächtigwerden, Bewusstloswerden || bayılma, kendinden geçme
ugur Gelegenheit, Zeit, (günstiger) Zeitpunkt
|| fırsat, vesile, zaman, uygun zaman; Möglichkeit || imkân; Aspekt (Skt. ākāra), Hinsicht,
Eigenschaft || görünüş (Skt. ākāra), görüş açısı, özellik, nitelik; Ursache, Grund, Veranlassung || sebep, neden, vesile adv
ugur täŋ Gelegenheit2, Möglichkeit2 || fırsat2, imkân2
ugur yık Gelegenheit2, (günstiger) Zeitpunkt2, Zeit2 || fırsat2, (uygun) zaman2, zaman2
ugur yık käzig Zeit2 und Phase || zaman2 ve devre
ugurka aus dem Grund || sebepten adv
ugurdakı bei der Gelegenheit || fırsattaki
ugurlug mit Gelegenheit, mit Aspekt || fırsatlı, görüş açılı; glückverheißend || şans müjdeleyen
ugursuz ohne Gelegenheit || fırsatsız; unbegründet, grundlos || asılsız, temelsiz; unzeitig || zamansız
ugursuz täginčsiz ohne Gelegenheit2 || fırsatsız2
ugursuz tärs körüm || asılsız sapkın görüş
ugursuz yıksız unzeitig2 || zamansız2
ugusuz unerträglich,(mit vorangehendem Konv.) unmöglich zu … || dayanılmaz, çekilmez
ugusuz särgüsüz unčsuz kötrünčsüz unerträglich4 || dayanılmaz4, çekilmez4 unčsuz??????
ugusuz yavız unerträglich und schlimm || dayanılmaz ve fena
1
uguš Stamm, Sippe, Familie, Clan, Geschlecht,
Gruppe, Kaste, Klasse (Skt. jāti), Verwandtschaft, Herkunft, Abstammung, Abstammungslinie, Stand (Skt. varṇa), Art, Spezies ||
soy, kabile, aile, asıl, nesil, grup, kast, zümre (Skt. jāti), akrabalık, köken, nesep, sınıf (Skt.
varṇa), nevi, tür; Element, Bereich, Sphäre (Skt. dhātu) || element, saha, alan, çevre (Skt. dhātu)
uguš tarıg Abstammung2 || köken2
uguš töz Stamm und Wurzel || soy ve kök; Herkunft2 || köken2
ugušlarıg bölmäk adırtlamak || elementleri sınıflandırma2
ugušdakı im Bereich befindlich || alandaki
ugušıntakı im Element des … befindlich, in der Sphäre des … befindlich || … elementindeki, … sahasındaki
ugušlug aus dem Geschlecht … stammend,
zum Stamm von … gehörend, zur Klasse …
gehörend, dem … Stand zugehörig || …
soylu, … soya mensup, … sınıfa mensup, …
zümresine ait olan; Angehöriger eines Standes
(Skt. varṇa), zur Familie … gehörend, zur Art …
gehörig || bir sınıfın (Skt. varṇa) üyesi, …
ailesine üye, … soyuna ait; von guter Abstammung, von hoher Geburt || iyi soydan, yüksek doğumdan
ugušsuz ohne Sphäre, ohne Bereich || sahasız, alansız
ugut Hefe, Ferment (auch Äquivalent von Skt.
kiṇva) || maya, ferment (Skt. kiṇva’nın da eş değeri
ugutk(ı)ya kleine Frucht || küçük meyve
ugutlan- keimen || filizlenmek eylemeylem
ugutlanmak Keimen || filizlenme
ugutlanmıšı Keimen || filizlenme ekekekekek
ugutlantur- keimen lassen || filizlendirmek eylemeylem
ugutlantur- yašart- keimen und grünen lassen || filizlendirmek ve yeşertmek
uho < Chin. ⲷ huang (Spätmittelchin. xɦuaŋ) kaiserlich || imparatora ait
uho han(ım) ein Titel || bir unvan
uk- verstehen, erkennen, begreifen, wissen ||
anlamak, idrak etmek, kavramak, bilmek; erfahren || duymak; beherrschen || hükmetmek,
hâkim olmak; sich (etwas) vorstellen || (bir şeyi) tasavvur etmek (s./bk. Mo. uqa-) eylemeylem
uk- äšid- erfahren und hören || duymak ve işitmek
uk- bil- erkennen2, verstehen2, beherrschen2 || tanımak2, anlamak2, hükmetmek2
uk- kör- tuy- verstehen3, erkennen3 || anlamak3, tanımak3
uk- oŋar- verstehen2, erkennen2, begreifen2 || anlamak2, idrak etmek2, kavramak2
uk- ötgür- verstehen und durchdringen || kavramak ve tamamıyla anlamak eylemeylem
uk- tuy- verstehen2 || anlamak2
uk- tuy- oŋar- verstehen3 || anlamak3
ukaŋw-a < Tib. bkaṅ ba Erfüllen (Anhalten der Luft in der Meditation) || doldurma (meditasyonda nefesi tutma)
1
ukıt- mitteilen, lehren, beibringen, zeigen,
demonstrieren, aufzeigen, hinweisen, darlegen, erläutern, manifestieren, zu erkennen
geben, definieren || haber vermek, bildirmek, öğretmek, açıklamak, anlatmak, göstermek,
işaret etmek, (birisinin) dikkatini çekmek, izah etmek, ihsas etmek, tanımlamak eylemeylem
ukıt- körgit- lehren2, demonstrieren2 || öğretmek2, göstermek2
ukıtıl- erklärt werden, erläutert werden || anlatılmak, izah edilmek eylemeylem
ukıtılmak Belehrtwerden (Äquivalent von Skt. upadeśa) || öğretilmek
ukıtmak Bericht, Erzählung || rapor, izahat,
anlatı, öykü; das Mitteilen, Mitteilung ||
bildirme, haber verme, haber; Erklären ||
açıklama, anlatma; Lehre, Belehrung, Unterweisung (auch Äquivalent von Skt. prajñapti und Skt. upadeśa) || öğreti, talimat
ukıtmak körgitmäk Unterweisung2 || öğreti2, talimat
ukıtmakıg tıd- || (ayrıntılı mutlakiyeti) açıklamayı engellemek
ukıtmaklıg ~ ukıtmak(lıg) Lehren-, Unterweisen-, Vijñapti- || öğretme …, Vijñapti …
ukıtmaz nicht zu erkennen gebend (Skt. avijñapti) || ihsas etmez (Skt. avijñapti)
ukıtmaz öŋ nicht zu erkennen gebende
Materie, nicht manifestiert habende Form (Skt. avijñaptirūpa) || ihsas etmez madde, açığa vurmaz form (Skt. avijñaptirūpa)
ukıtur zu erkennen gebend (Skt. vijñapti) || ihsas eden (Skt. vijñapti)
ukla < Arab. ʿuqla Bindung (Geomantie: ein Tetragramm) || bağlama (toprak falı: bir tetragram)
ukmak Verstehen, Verständnis || anlayış, kavrayış
ukmak oŋarmak Verstehen2, Verständnis2 || anlayış2, kavrayış2
ukmaklıg mit Verstehen, Verstehens- || anlayışlı, kavrayışlı, anlayış …
ukmaklıg noš tatıg Nektar2 des Verstehens (Metapher) || anlayışın iksiri2 (mecaz
1
ukmaz unverständig, nicht einsichtig || idrak etmeyen, budala, anlayışlı değil
ukmaz tuymaz munuk ein unverständiger2 Verwirrter || idrak etmeyen2 aklı karışık kişi
1
uktur- verstehen lassen, wissen lassen, mitteilen, lehren || idrak ettirmek, bildirmek, haber vermek, öğretmek eylemeylem
ukugsak lernwillig, zu verstehen wünschend || öğrenmeye hevesli, öğrenmeye istekli ekekekekek
ukul- klar werden, einsichtig sein, bekannt sein, erkannt werden || anlaşılmak, tanınmak, bilinmek
ukul- bilil- erkannt werden2 || tanınmak2, bilinmek2 eylemeylem
ukul- közün- klar und einsichtig sein || açık ve anlaşılır olmak
ukulmak Einsicht || idrak, kavrama
ukun- einsichtig sein, (Sünden) bekennen || anlaşılır olmak, (günahı) kabul etmek eylemeylem
ukunčsuz Unbegreifliches || anlaşılmaz (şey)
ukunčsuzın (adv.) nicht begreifend || kavramayan
ukušsuz unvorstellbar || anlaşılmaz, düşünülemez, tahayyül edilemez
ul Fußsohle || ayak tabanı; Radkranz || tekerlek çemberi (s./bk. Mo. ula)
ul kıdıg Radkranz2 || tekerlek çemberi2
1
ula- überliefern, übermitteln, weitergeben,
weitertradieren, weiterführen, fortsetzen ||
iletmek, aktarmak, devam etmek, sürdürmek;
(Leben) verlängern || (hayat) uzatmak; sich
anschließen || izlemek, katılmak; binden ||
bağlamak; in Ordnung bringen || düzenlemek, düzeltmek eylemeylem
ula- keŋürt- fortsetzen und ausbreiten || devam etmek ve yaymak, sürdürmek ve yaymak
ula- sap- weitertradieren2, überliefern2 || iletmek2, aktarmak2; in Ordnung bringen2 || düzenlemek2, düzeltmek2
ulayu al- (als Erbe) übernehmen || (miras olarak) almak adv eylemeylem
ulayu sapa tut- (als Erbe) übernehmen2 || (miras olarak) almak2
uladačı Tradent, Überlieferer, Bewahrer || aktaran, anlatıcı, ileten, kaynak kişi, geleneği devam ettiren, muhafaza eden kişi
uladačı sapdačı Tradent2, Überlieferer2, Bewahrer2 || aktaran2, anlatıcı2, ileten2, kaynak kişi2, geleneğe devam eden2, muhafaza eden kişi2
1
ulag Reihe, Abfolge, Überlieferung, Tradition,
Verbindung, Kontinuum, Fortsetzung, endlose Folge, Nachfolge, Sukzession || sıra, dizi,
gelenek, anane, bağlama, bağlantı, süreklilik,
devam, sonsuz diziliş, yerine geçme, halefiyet;
Reparatur, Wiederherstellung || onarım, tamir,
onarma, iade; Lasttier, Relaistier || yük hayvanı, posta zincirindeki hayvan (s./bk. Mo. ulaγa(n))
ulag sapag nom Lehre (von der) Reihe2 (scil. der Pratītyasamutpāda) || sıra2 öğretisi
ulag sapıg || sıra2, dizi2, gelenek2, bağlama2, bağlantı2, süreklilik2, sonsuz diziliş2
ulagčı Postbediensteter, Kurier || postacı,
kurye, ulak; j-d, der die Relaispferde versorgt
|| posta zincirindeki atı sağlayan; Stallknecht || seyis, at uşağı (s./bk. Mo. ulaγači(n), ulaγčin, ulači)
ulal- überliefert werden, tradiert werden, sich
anreihen || iletilmek, aktarılmak, devam edilmek; folgen (auf), fortbestehen || izlemek,
arkasından gelmek, ayakta kalmak; angereiht
werden || ulanmak, sıralanmak, bağlanmak; fortgesetzt werden || devam edilmek eylemeylem
ulal- akıl- überliefert werden und sich verbreiten || aktarılmak ve yayılmak
ulal- sapıl- fortgesetzt werden und erneuert werden, tradiert werden2 || devam edilmek ve yenilenmek, aktarılmak2
ulal- yadıl- tradiert werden und sich ausbreiten || devam edilmek ve yayılmak
ulalu käl- aufeinander folgen || birbirini izlemek adv
ulalıš- miteinander verbunden sein || birbirine bağlı olmak eylemeylem
ulalıštur- miteinander verbunden sein lassen || birbirine bağlı oldurmak eylemeylem
ulalma Abfolge || sıra, dizi
ulalmak Überlieferung || gelenek
*ulalmalıg mit Abfolge || sıralı
ulalmaklıg ~ ulalmak(lıg) Überlieferungs-, mit Abfolge || gelenek …, sıralı
ulalmaklıg sapılmaklıg käzig Überlieferungs2- Kette || gelenek2 zinciri
ulalmıšı Überlieferung, Tradierung || gelenek, rivayet
ulaltur- überliefern || nakletmek, aktarmak, geçirmek eylemeylem
ulam weiter, ferner || fazla olarak, bundan başka; für immer, ständig, ständig gültig || daima, sürekli, daimi, sürekli geçerli; || devam etme (s./bk. Mo. ulam)
ulam y(a)rlıg ständig gültiger Erlass || sürekli geçerli kararname adv ekekekekekek
ulamak Weitergabe, Übermitteln, Weitertradierung, Tradierung || başkalarına verilme, gelenek, rivayet; Fortsetzung || devam etme, sürdürme
ulamak keŋürtmäk Fortsetzung und Ausbreitung || devam etme ve yayılma, sürdürme ve yayılma
ulamaklıg ~ ulamak(lıg) mit Tradierung, Tradierung- || gelenekli, gelenek …; mit (Fähigkeit) … fortzusetzen, Fortsetzungs- || ….
devam etme (kabiliyeti), … sürdürme (kabiliyeti)
ulamak üklitmäklig ädräm (öğretiyi gelecek nesiller için) aktarma ve çoğaltma erdemi
1
ular Königshuhn (Tetraogallus sp.) || urkeklik, ürkeklik, Hazar kekliği (Tetraogallus sp.)
ularnıŋ meyisi Hirn eines Königshuhns || urkekliğin beyni
ulašu (adv.) ununterbrochen || durmaksızın adv
ulat- verbreiten, weitergeben || yaymak, başkasına vermek, elden ele dolaştırmak eylemeylem
1
ulatı ~ ul(a)tı usw., etc., beginnend mit, weiterhin, und andere, und die übrigen || vesaire,
ve benzeri, de başka, müteakiben, ve diğerleri, ilaveten adv
ulatı …-ka tägi (br) bis hin zu … (Äquivalent von Skt. ā) || … kadar (Skt. ā’nın eş değeri
ulatı keŋürü und weiter || ve daha fazlası
ulatı yänä und ferner, und weiterhin || ve buna ilaveten, bundan başka adv
ulgad- groß werden, wachsen, heranwachsen || büyümek, serpilmek, yetişmek eylemeylem
ulgad- bädü- groß werden2, wachsen2 || büyümek2, serpilmek2
ulı- (laut) klagen, heulen, jammern, (Hund) jaulen || (sesli) yakınmak, inlemek, feryat etmek, (köpek) ulumak (s./bk. Mo. uli-) eylemeylem
ulı- ačı- klagen und trauern || yakınmak ve kederlenmek
ulı- müŋrä- (laut) klagen2 || (sesli) yakınmak2
ulı- sıgta- klagen und seufzen || yakınmak ve inlemek
ulıg Klage || feryat, yakınma (s./bk. Mo. uliγa(n))
ulımak Klagen, Heulen, Weinen, Jammern || yakınma, inleme, ağlama, feryat etme
ulımak(lıg) (mit) Klagen || yakınma(lı), feryat- (lı)
ulınčıg beklagenswert (die Bed. ,kreisend‘ ist
aufzugeben) || acınacak, zavallı, kaygı verici (,dönen‘ manasından vazgeçilmeli)
ulınčıg yarsınčıg üč yavlak yol die beklagenswerten und verabscheuungswürdigen drei schlechten Wege || acınacak ve iğrenç üç kötü yol
ulıš- gemeinsam wehklagen, gemeinsam jammern || birlikte yakınmak, birlikte ağlaşmak, birlikte sızlanmak eylemeylem
ulıt- (sich) beklagen || sızlanmak, yakınmak eylemeylem
ulsuz grundlos, bodenlos, maßlos, endlos, unendlich || temelsiz, nedensiz, dipsiz, aşırı, ölçüsüz, sınırsız, sonsuz
ulsuz tüpsüz alkınčsız tükätinčsiz maßlos2 und unendlich2 || ölçüsüz2 ve sonsuz2
ultuŋ Schuhsohle || taban; Radkranz || tekerlek çemberi, çark etrafı
1
ulug groß, erhaben || büyük, ulu; tief, weit,
bedeutend || derin, geniş, önemli; gewaltig ||
güçlü, kuvvetli; hell (strahlen) || aydınlık (parlamak); alt, betagt || eski, yaşlı; hoch || yüksek;
sehr, außerordentlich || çok, olağanüstü; (Geruch) stark || keskin (koku); grob, dick || kaba,
kalın; Oberster, Vorsteher || en yüksek, yönetici, şef; Leiter, Führer, Mächtiger
|| müdür, komutan, başkan, kudretli; Großer, Vorgesetzter || amir, üst; Guru || Guru; Größe, Höhe
|| ululuk, yücelik, yükseklik; Ausdehnung || genişlik, genişleme; Bez. für einen Monat mit dreißig Tagen || otuz günlük bir ay adı
ulug asıg tusu kılmak großes Nutzen2bereiten (Bez. einer Dhāraṇī) || çok fayda2 olma
ulug ata Großvater || büyükbaba
ulug ädgü ögli köŋül || ulu teveccüh
ulug ärdinin etilmiš lenhwa čäčäklär oron || büyük mücevherle süslenmiş nilüfer çiçeklerinin
yeri (Skt. *padmakeśarakauśabhavana’nın tercümesi)
ulug ärklig t(ä)ŋri der große machtvolle Gott (= Skt. Maheśvara, Viṣṇu) || büyük güçlü tanrı (= Skt. Maheśvara, Viṣṇu)
ulug ärksinmäkkä täggülük oron Ort, an dem man die große Machtvollkommenheit erlangen kann || büyük güce ulaşılabilen yer
ulug ärŋäk großer Zeh || ayak başparmağı; Daumen || başparmak
ulug balık Hauptstadt || başkent
ulug kutun süün mit großem Glück und Segen || büyük mutluluk ve hayır dua ile süü + adv
ulug küčin yorıtač || büyük güçle yürüyen
ulug küčlüg kösönlügin mit großer Kraft2 || ulu güçlü2
ulug küčlüg toŋa yaŋa sehr mächtiger Recke2 || çok güçlü kahraman
toŋa yaŋa
ulug küčlüg utunčsuz yavlak yagılar || çok güçlü, yenilmez ve kötü düşmanlar
ulug r(i)dilıg || ulu büyü güçlü
ulug taloy s(a)mutre (m) Ozean2 || okyanus2
ulug ünin ıgla- mit lauter Stimme weinen || yüksek sesle ağlamak eylemeylem adv
ulugadturmak Groß-werden-Lassen || büyüttürme, büyütme eylemeylem
ulugdı (adv.) groß, sehr, überaus || büyük, çok; weit || geniş, ayrıntılı tı adv
ulugdı ač- (die Lehre) weit öffnen || (öğreti) geniş bir şekilde açıklamak, ayrıntılı bir şekilde açıklamak eylemeylem
ulugı Abt, Ältester eines Klosters || bir manastırın başrahibi, bir manastırın en yaşlığı
ulugrak größer, (Ton, Stimme) lauter || daha büyük, (ses, ton) daha yüksek, daha gür
ulugsıg eitel, scheinbar groß || kibirli, görünüşe göre büyük ekekekekekekek ????????
ulun Stängel, Stamm || sap, ağaç gövdesi ulun butık yapırgak Stängel, Zweig und Blatt || sap, budak ve yaprak
ulun yapırgak hwa Stängel, Blatt und Blume || sap, yaprak ve çiçek
ulunlantur- sprießen lassen || filizlendirmek eylemeylem
ulunlug mit Stängel || saplı
uluš Stamm, Reich, Land || soy, imparatorluk,
memleket, devlet, ülke; Region, Stadt || bölge, şehir; Welt || dünya; Kontinent || kıta; Volk, Bevölkerung || halk, nüfus (s./bk. Mo. ulus
uluš balık Stadt2 || şehir2
ulušlug mit Land || ülkeli
ulyak Einlegesohle (Schuh, Stiefel) || (ayakkabı, çizme) mantar taban
um- hoffen || ümit etmek, ummak eylemeylem
uma << Skt. umā n. pr. (eine Göttin) || bir tanrıçanın adı (→ huma)
uma hatun die Göttin Umā || Tanrıça Umā
umačı Unfähiger || yetersiz kişi, iktidarsız kişi, yeteneksiz kişi
umagu täg unerträglich || dayanılmaz
umagu täg ämgäk unerträgliches Leid || dayanılmaz keder, dayanılmaz acı adv ekekekekekekek ????????????
umak Können, Vermögen, Fähigkeit || istidat, yetenek, yeti, muktedir olma, yapabilme
umaklıg mit Können, Vermögen-, Fähigkeitmit Fähigkeit, fähig || istidatlı, kabiliyetli, yetenek …, yetenekli
umaksız ohne Vermögen || yeteneksiz
umamak Unfähigkeit, Nichtkönnen || yetersizlik, yeteneksizlik, âciz, muktedir olmama, yapamama
1
umay Gebärmutter, Plazenta || rahim, döl yatağı (s./bk. Mo. umai)
umay isigi Kindbettfieber || lohusa hastalığı, albastı
umay iyäsi || döl yatağının kraliçesi
umayta tuggučı || döl yatağından doğan (varlık)
umaz unfähig, inkompetent || yeteneksiz, kabiliyetsiz, yetersiz
umdu eine Art Steuer || bir vergi çeşidi 2
umıl- umhergetrieben werden, schwimmen || yüzmek eylemeylem
umınč Hoffnung || umut, ümit
*umıšı Fähigkeit || kabiliyet, yetenek ekekekekekek ?????
umsın- vortäuschen || sahte davranmak, aldatmak eylemeylem
umšunmak Hoffen || umma
umšunmak küsämäk Hoffen und Wünschen || umma ve arzulama
umug Hoffnung, Zuflucht (Skt. śaraṇa) || ümit, melce, umut, sığınak (Skt. śaraṇa
umug ınag bolgalı udačı || umut ve sığınak olabilen
umug ınag tut- || (bir şeyden) çare2 aramak
umug küzätči Hoffnung und Wächter || umut ve bekçi
umuglug mit Hoffnung, hoffnungsvoll || umutlu; Hoffnung gebend, Hoffnung machend || umut veren
umuglugsuz hilflos, hoffnungslos || çaresiz, umutsuz, ümitsiz
umugsırat- hoffnungslos machen || umutsuzlaştırmak eylemeylem
umugsuz ohne Hoffnung, hoffnungslos || umutsuz, ümitsiz
umugsuz čıgay ädsiz tavarsız || umutsuz, yoksul ve malsız mülksüz2
umugsuz erinž muŋul kal agulug yol || ümitsiz, zavallı, manyak2 ve zehirli yol
umun- hoffen, vertrauen (auf) || umut etmek, ümit etmek, ummak, güvenmek, inanmak eylemeylem
umun- ınan- || umut etmek ve (bir şeyden) çare aramak, umut etmek ve sığınmak, ummak2, güvenmek2
umun- küd- hoffen und warten || umut etmek ve beklemek
umun- küsä- hoffen und wünschen || umut etmek ve arzu etmek
umunč – || umut, güvence, özlem, beklenti, umut …; Ambition || ikbal hırsı; Hochmut, Stolz || kibir, gurur
umunč küsüš üzäki č(a)hšap(a)t || umut ve arzuya dayanan ahlak (Skt. āśāstiśīla) adv
umunč küvänč Hochmut2, Stolz2 || kibir2, gurur2
umunčlug mit Vertrauen, vertraut, hoffnungsvoll, mit Hoffnung || inançlı, güvenli, umutlu
umunčsuz ohne Hoffnung, ohne Erwartung || umutsuz, beklentisiz
umungu Hoffnung || umut
umunmaklıg ~ umunmak(lıg) zum Hoffen (gehörig), in der Zufluchtnahme bestehend || umut etmeli, sığınmalı
un- sich schinden, sich sehr anstrengen, eifrig sein || köle gibi çalışmak, eşek gibi çalışmak, çabalamak, gayretli olmak eylemeylem
un- sın- katıglan- sich sehr anstrengen3 || çok gayret etmek3
una (Interj., Diskursmarker) schau, sieh, wohlan || (ünlem, söylem öğesi) bak, gör, peki, işte
una amtı gerade jetzt || şu anda
una basa gleich danach || hemen sonra
una bo eben dieser || tam bu
una una schau, schau || bak, bak
una- billigen, gutheißen, zustimmen, einwilligen, einverstanden sein, zufrieden sein || razı
olmak, rıza göstermek, tasvip etmek, uygun görmek, onamak, muvafakat etmek, hoşnutluk getirmek, memnun olmak eylemeylem
unačak(ı)ya (Diskursmarker) genau, eben, konkret || (söylem öğesi) tam, doğru, neredeyse
unaglıg gebilligt, mit Billigung, mit Einwilligung || onaylı, teyitli, tasdikli
unakaya bald, beinahe, kurz vor || yakında, hemen hemen, neredeyse, az kalsın
*unat- billigen lassen || tasvip ettirmek, kabul ettirmek eylemeylem
*unat- taplat- billigen lassen2 || tasvip ettirmek2, kabul ettirmek2
unčsız ohne Unterdrückung || baskısız
unčsuz inkompetent || beceriksiz, yetersiz, yetkisiz; unerträglich, nicht auszuhalten || çekilmez, dayanılmaz; aussichtslos || ümitsiz
unčsuz agduk || beceriksiz ve acemi, yetkisiz ve acemi
unıt- vergessen || unutmak eylemeylem
unıt- ıčgın- vergessen und verlieren || unutmak ve kaybetmek
unıt- ırat- vergessen2 || unutmak2
unıt- itdür- || unutmak ve kaybetmek, unutmak2
unıt- tit- || unutmak ve terk etmek
unıtı ıd- völlig vergessen || büsbütün unutmak
unıtıp sal- vollständig vergessen || tamamen unutmak
unıtmaklıg mit Vergessen, Vergessen- || unutmalı, unutma …
unıtmaklıg tooz tuprak Staub2 des Vergessens (Metapher) || unutma tozu2 (mecaz)
unıtmaksız ohne Vergessen || unutmasız
unıtsalıg vergesslich || unutkan ekekekekekekek ??????????
unmada < Skt. unmāda eine Klasse von Dämonen, die Irrsinn verursachen || çılgınlığa sebep
olan bir şeytan sınıfı (s./bk. Mo. udmati) (→ unmat)
unmat << Skt. unmāda eine Klasse von Dämonen, die Irrsinn verursachen || çılgınlığa sebep
olan bir şeytan sınıfı (s./bk. Mo. udmati) (→ unmada)
unmaz unfähig, inkompetent || yetersiz, yeteneksiz, yetkisiz
unmaz yaŋı agduk inkompetent, ungeübt und dilettantisch || yetersiz, acemi ve amatör
unur vermögend, reich || varlıklı, zengin; vornehmer Mann || varlıklı kişi
up Reduplikationssilbe || pekiştirme hecesi
up uzun sehr lang || çok uzun, upuzun
upadeš < TochA upadeś < Skt. upadeśa Belehrung, Unterweisung (auch eine von den zwölf Klassen der buddh. Literatur) || öğüt, nasihat,
açıklama, öğretme, ders (Budist edebiyatın on iki türünden de biri) (vgl./krş. Mo. upadis) (→ upadeša)
upatya < TochA upādhyā ~ upādhyāy < Skt. upādhyāya Lehrer || öğretmen, muallim
(vgl./krş. Sogd. wpʾtyʾy, TochB upādhyāye, Gāndhārī uvajha’a-, upajaya, Mo. ubadyay, ubadiy-a) (→ upadyaye)
1
ur- setzen, stellen, legen || koymak; (Diadem, Krone) aufsetzen || (taç, alın çemberi) takmak; hineinsenken || içine batırmak; auflegen ||
üstüne koymak; hinzufügen || eklemek, katmak; deponieren || (depoya) yatırmak; (Futter) auslegen || (yem) sermek; beladen || yüklemek;
anbringen || takmak; (Gerücht) in die Welt setzen, in Umlauf bringen || (söylenti) çıkarmak, (dedikodu) dolaşmak;
(Überlegung) anstellen || (düşünceye) varmak; schlagen || vurmak, dövmek; (mit einem Geschoss) treffen ||
(bir mermiyle) vurmak; werfen || atmak, fırlatmak; richten || yöneltmek, doğrultmak; (Namen) geben || (ad) vermek; (Maß) festlegen
|| (ölçü) tespit etmek; sich anstrengen || gayret etmek, çabalamak; (Segen) erteilen || (rahmet)
vermek; (Hilfsverb) eine Handlung mit Kraft ausführen || (yardımcı fiil) bir işi kuvvetle gerçekleştirmek eylemeylem
ur- közül- legen2 || koymak2
ur- sın- sich anstrengen2 || gayret etmek2, çabalamak2
ur- yon- schlagen und zerschneiden || vurmak ve kesip parçalamak
urdun ~ ürdün Amboss || örs 1
1
urgu Sprießen || topraktan çıkma
urgu bolgu Sprießen und Werden || topraktan çıkma ve olma
2
urgu Sitzmatte (?) || oturma minderi, hasırı (?)
urgur- deponieren lassen || koydurmak, saklatmak eylemeylem
1
urı Jüngling, junger Mann || delikanlı, oğul, genç adam (s./bk. Mo. ori)
urıl(a)n- (r) einen Sohn zur Welt bringen || dünyaya bir erkek çocuk getirmek eylemeylem
urısız ohne Söhne || oğlu olmayan, oğulsuz, çocuksuz
urmak Schlagen || vurma, dövme; Hinlegen, (Futter) Auslegen || koyma, (yem) serme; Ringkampf (Skt. sālambha) || güreş (Skt. sālambha)
urna < Skt. ūrṇā Wollflocke, Haarwirbel (eines
der zweiunddreißig Schönheitszeichen des
Buddha) || kıvrık saç, saç kıvrımı (Buda’nın otuz iki Lakṣaṇa’sından biri) (→ urun)
urŋu General || general; Banner || sancak (wegen Mo. oroŋγa möglicherweise orŋu zu
lesen) || (Mo. oroŋγa’dan dolayı muhtemelen orŋu olarak okunmalı) (→ uruŋut)
urŋu učrug Banner2 || sancak2
ursuk- getroffen werden || isabet ettirilmek, yaralanılmak, vurulmak eylemeylem
ursuk- bärtin- getroffen und verletzt werden || vurulmak ve yaralanmak
ursukuš- gegeneinander geschlagen werden || karşılıklı vurulmak, dövülmek eylemeylem
uršlıšmak gemeinsames Lachen || gülüşme
uršlıšmak külüšmäk gemeinsames Lachen2 || gülüşme eylemeylem
urtur- aufladen lassen || yükletmek, vurdurmak; bauen lassen || yaptırmak eylemeylem
uru << Skt. uru n. pr. (ein Dämon) || bir şeytanın adı
urub < Arab. rubʿ Viertel, ein Teil (von vier
Teilen) (als Steuer) || çeyrek, (dört parçanın) bir parçası (vergi olarak)
1
urug Saat, Samen, Saatgut, (Frucht) Stein, Spross, Beere, Korn || tohum, ekin, (meyve) çekirdeğ(i), filiz, fidan, üzüm cinsinden meyve
tanesi, tane; Nachkomme, Nachfahre || evlat, sonradan gelen (soy, nesil); Verwandter || akraba (s./bk. Mo. uruγ)
urug äk- Saat säen, Samen ausstreuen || tohum saçmak, tohum ekmek eylemeylem
urug ävin Samenkorn2 || tohum tanesi2
urug kadaš Verwandter2 || akraba2
urug tarıg tıltag Same2 und Ursache || tohum2 ve sebep
uruglug mit Samen, mit Nachkommen, Person mit … Samen (Äquivalent von Skt. °bīja) || tohumlu, evlatlı, … tohumlu kişi (Skt. °bīja’nın eş değeri)
urugsuz ohne Samen, ohne Nachkommen || tohumsuz, evlatsız, çocuksuz
urugsuz bat- ohne Nachkommen sterben || evlat bırakmadan ölmek, evlatsız ölmek eylemeylem
uruk Lasso, Schlinge || hayvan yakalama ipi, halka, ilmik
uruk salmak Werfen eines Lassos || hayvan yakalama ipi atma
urukš < TochB rukäṣ ~ rukṣ < Skt. rūkṣa unwirsch, rau || ters, abus, düzgün olmayan,
pürüzlü; Trockenheit (des Auges) || (gözün) kuruluğu (s./bk. auch Khotansak. lukṣa-, Spätkhotansak. lokṣa(’))
1
urul- gesetzt werden, gelegt werden, appliziert werden || koyulmak, vurulmak, kullanılmak, ilaç içirilmek eylemeylem
urum < Neupers. rūm << Gr. Ῥώμη Byzanz, Ostrom || Bizans (→ from)
urun < TochA urṇ < Skt. ūrṇā Wollflocke, Haarwirbel (eines der zweiunddreißig Schönheitszeichen des Buddha)
|| kıvrık saç, saç kıvrımı(Buda’nın otuz iki Lakṣaṇa’sından biri) (s./bk. Mo. urun) (→ urna)
urun lakšan || saç kıvrımı işareti
urun- einsetzen, an den Tag legen || koymak, yerleştirmek, göstermek; (Schmuck) anlegen || (takı) takmak; sich schlagen || dövüşmek eylemeylem
urunčak Pfand, anvertrautes Gut, Depositum, Vermächtnis || teminat, rehin, emanet, depozito, vasiyet, miras (s./bk. Mo. orunčuγ) ekekekekek
urunčak kumaru Vermächtnis2 || vasiyet2, miras2
urunčak tägin- als Pfand in Empfang nehmen || teminat olarak teslim almak eylemeylem
urunčak tut- ein Pfand in Empfang nehmen || teminatı teslim almak
urunčak tutuz- als Pfand übergeben || teminat olarak emanet etmek
urunčak tutuzmak Übergabe eines Pfands || teminat olarak emanet etme
urunčak ye- ein anvertrautes Gut veruntreuen || emaneti zimmete geçirmek
urunčaklıg ~ urunčakl(ı)g zuverlässig, vertrauenswürdig || emin, güvenilir; mit Vermächtnis || vasiyetli
urunčaksız ~ urunčaks(ı)z unzuverlässig || güvenilmez
1
uruŋu Flagge, Banner || bayrak, sancak (s./bk. Mo. orungγ-a)
uruŋu učrug Flagge2, Banner2 || bayrak2, sancak2
uruŋut General || general (→ urŋu)
1
uruš- miteinander kämpfen, sich gegenseitig schlagen || savaşmak, dövüşmek eylemeylem
uruš- tokıš- sich gegenseitig schlagen2 || dövüşmek2
2
uruš- gemeinsam aufstellen || birlikte koymak eylemeylem
us- durstig sein || susamak eylemeylem
usdul << Skt. sthūla grob || kaba, sert, iri
usdul yazok grobes Vergehen (Skt. sthūlātyaya) || kaba günah (Skt. sthūlātyaya)
uskada Bed. unbekannt (med. Kontext) || anlamı bilinmiyor (tıbbi bağlamda
usmak Durstigsein, Durst || susuzluk; Sehnsucht || özlem
usmak isirkämäk ämgäk Durst und HitzeQual || susuzluk ve sıcaklık eziyeti
usmak suvsamak Sehnsucht2 || özlem2
usuk- durstig sein, ausgedörrt sein || susamış olmak eylemeylem
usuz schlaflos || uykusuz
usuz küčsüz schlaflos und kraftlos || uykusuz ve güçsüz
uša- zerrieben werden || ufalanmak eylemeylem
ušakčı Indikation, Anzeichen || alamet, işaret
ušal- zerkleinert werden, zerrieben werden || kıyılmak, öğütülmek eylemeylem
ušiklayu wie der Buchstabe … || … harfi gibi
uštmah < Sogd. wštmʾx Paradies || cennet
1
ut- || yenmek, daha üstün olmak, galip gelmek, daha iyi olmak, galip olmak, kazanmak eylemeylem
ut- adak asra kıl- unterwerfen2, besiegen2 || mağlup etmek2, yenmek2
ut- yavaltur- besiegen und bezähmen || yenmek ve itaat altına almak
utmıš utsukmıš Siegen und Besiegtwerden || yenme ve yenilme
utdačı Sieger || galip
utdačılar üni die Stimme der Sieger || galiplerin sesi
utkarš << Skt. utkarṣa Ansteigen || çoğalma, yükselme
utlı Frucht, Resultat, Ergebnis || meyve, sonuç, netice; || teşekkür, şükran; || ödül, karşılık; || kazanç, kâr, çıkar, yarar; Großmut || cömertlik
utlı sävinč Dankbarkeit2 || şükran2, minnettarlık2
utlı tüš Frucht2, Resultat2, Ergebnis2 || meyve2, sonuç2, netice2
utlı yankı Dankbarkeit2 || şükran2
utlı yantut Dankbarkeit2 || şükran2
utlılıg mit Frucht, mit Resultat, Dankbarkeits- || meyveli, sonuçlu, minnettarlık …
utlılıg köŋüllüg dankbar || minnettar
utlısız undankbar || nankör; Undankbarkeit || nankörlük
utlısız kiši undankbare Person || nankör kişi
utlısız sävinčsiz undankbar2 || nankör2
utmad → utmada, utmade << Skt. utmāda ~ unmāda Irrsinn, Ekphronie || çılgınlık, delilik, mecnunluk; Dämon,
der Irrsinn verursacht || çılgınlığa sebep olan bir şeytan (→ utmada, utmade)
utmak Siegen, Siegreichsein, Sieg || yenme, galip olma, zafer, galebe, galibiyet
utmak utsukmak Siegen und Besiegtwerden, Sieg und Niederlage || yenme ve yenilme, zafer ve yenilgi
utmak yegädmäk Siegreichsein2, Siegen2 || galip olma2, galip olma2, galibiyet
utmak(lıg) mit Sieg, siegreich || başarılı, galip, zaferli
1
utmıš Sieger (Skt. jina) || galip (Skt. jina); siegreich || galip, muzaffer
1
utru nach, zu, gegen, entgegen, gegenüber || – … -ya doğru, karşı, karşısına; gerade erst,
gerade eben || demin; (mit –mıšča) gleich, nachdem … || (–mıšča’yle) hemen, derhâl, … sonra adv
utru bar- entgegengehen, entgegenfließen, sich wenden (gegen) || karşılamaya gitmek, karşılamaya akmak, yürüyerek karşılamak eylemeylem
utru … birlä kurz … nachdem, gleich … nachdem || … biraz sonra, … hemen sonra
utru käl- entgegenkommen || karşılamaya gelmek
utru sekrit- … entgegen in Bewegung setzen || …-ya doğru harekete geçirmek
utru sokuš- begegnen || rastlamak
utru sözlä- erwidern, widersprechen || cevap vermek, itiraz etmek eylemeylem
utru tur- entgegenstehen || aykırı düşmek, muhalefet etmek
utru tuš- begegnen, treffen (auf), stoßen (auf) || rastlamak, buluşmak, karşılaşma
utru tut- hinhalten, entgegenhalten || uzatmak
utru … utru sobald … sogleich || … (yap)ar (yap)maz … derhâl adv
utru ün- (j-m) entgegengehen, (j-n) willkommen heißen || (birisini) karşılamaya gitmek, hoş geldine gitmek; sich erheben || ayağa kalkmak
utru yorıyu käl- entgegenkommen2 || karşılamaya gelmek2
utrun- sich widersetzen || karşı durmak, direnmek; begegnen || muhalefet etmek eylemeylem
utrın- turuš- sich widersetzen2 || karşı durmak2, direnmek2
utrun- öčäš- sich widersetzen und kämpfen || karşı durmak ve savaşmak
utrunmak Widersetzlichkeit, Widerspenstigkeit (auch für Skt. Ānantarya-Vergehen) ||
itaatsizlik, muhalefet etme, söz dinlemezlik, inatçılık (Skt. Ānantarya günahları için de)
utrunuk gegenüber || karşısında adv
utrusınta gegenüber (von …) || … karşısında adv
utruš- einander bekämpfen || birbiriyle savaşmak, mücadele etmek eylemeylem
utsuk- besiegt werden, sich geschlagen geben || yenilmek, kaybetmek, mağlup olmak ekekekekekek ??????? eylemeylem
utsukdačı Besiegter || yenilen, mağlup
utsukdačılar tını der Atem der Besiegten || yenilenlerin nefesi
utsukmak Besiegtwerden, Niederlage (auch Äquivalent von Skt. parājaya) || yenilgi, mağlubiyet (Skt. parājaya’nın da eş değeri)
utsukmaksız unbesiegbar || yenilmez
utsukmaksız kıl- unbesiegbar machen || yenilmez yapmak
utun schamlos, verkommen, unedel, abstoßend, widerlich || utanmaz, edepsiz, bozulmuş, soylu olmayan, adi, tiksindirici; böse
|| kötü; Abgeschmacktheit, Unedles (Äquivalent von Skt. anārya) || tatsızlık, yavanlık, adi (bir şey) (Skt. anārya’nın eş değeri)
utun savlıg mit schamlosen Worten || utanmaz sözlü
utun yavlak verkommen2 || bozulmuş2
utunčsuz unbesiegbar, unüberwindlich || yenilmez, aşılamaz; Name einer Dhāraṇī || bir Dhāraṇī’nin adı; Unbesiegbarer || yenilmez kişi
utunčsuz täpränčsiz || yenilmez ve sarsılmaz utunčsuz yegädinčsiz Unbesiegbarer2 (Skt. Durjaya = Buddhaname) || yenilmez kişi2
uturukı zugewandt || (… -ya) dönük
utut Beamter (?) || memur (?)
utuz- aufgeben, verlieren, besiegt werden || terk etmek, vazgeçmek, kaybetmek, yenilmek, sırtı yere gelmek eylemeylem
utuzmak Verlieren || kaybetme
utuzmaksız unbesiegbar || mağlup edilemez
uulındakı auf der Fußsohle von … befindlich || … ayak tabanındaki
uulyan eine Gemüseart || bir sebze türü
uuntučı Bettler || dilenci
uuntučı koltgučı Bettler2 || dilenci2
uur < Mo. uur Grube || çukur 2
uv- zerquetschen || ezmek eylemeylem
uvšak zierlich, fein || ince, narin; klein, jung || küçük, genç; (Stimme) leise || (ses) alçak, yavaş; gering || ufak, az; Späne || yonga, talaş; ekekekekek
Splitter (ušak auch Äquivalent von Skt. śakala) || parça (ušak Skt. śakala’nın da eş değeri) (s./bk. Mo. ušaγ)
ufšak kılınčlıg mit geringen Taten || ufak işli
ušak kičig klein2 || küçük2
ušak oglan junger Knabe || küçük oğlan, küçük erkek çocuk
ušak togra- klein zerstückeln, kleinschneiden || parçalamak, küçük küçük doğramak eylemeylem
uvšan- zerbrechen (intr.), zerrieben werden || kırılmak, ufalanmak eylemeylem
uvšat- zermahlen, zerkleinern, zerstoßen, zerbrechen || (değirmende) öğütmek, küçük küçük parçalara ayırmak, ezmek, kırmak eylemeylem
ušat- sı- zerkleinern und zerbrechen
uvtan- sich schämen || utanmak 1 eylemeylem
uvut Scham (Skt. hrī) || utanç (Skt. hrī)
uvut bol- sich schämen || utanmak
uvut ıyat Scham2 || utanç2
uvut ıyat ıčgın- die Scham2 ablegen || utancı2 bırakmak, utançtan2 vazgeçmek eylemeylem
uvut ıyat köŋül Scham und Demut || utanç ve huşu
uvut ıyat sakınč Scham und Bescheidenheit || utanç ve alçak gönüllülük
uvut iči innere Genitalien || iç üreme organları, üreme organları içi
uvut yeri Genitalien, Penis || üreme organları, erkeklik organı
uvut yini Schamteil, Penis || edep yeri, erkeklik organı
uvutka tüšür- in Schande stürzen || utanca düşürmek eylemeylem
uvutlug schamhaft (auch Äquivalent von Skt. lajjin), beschämt || çekingen (Skt. lajjin’in de eş değeri), mahcup, utangaç, edepli, terbiyeli
uvutlug ıyatlıg köŋül Schamhaftigkeit2 || utangaçlık2
uvutluk Scham || utanç
uvutsuz schamlos || utanmaz, edepsiz; sexuell || cinsel; sexuelle Begierde || cinsel istek; Schamloser || utanmaz kişi
uvutsuz bilig sür- geil sein, Geschlechtsverkehr haben || şehvetli olmak, cinsel ilişkiye girmek
uvutsuz iš schamlose (sexuelle) Handlung || utanmaz (cinsellikle ilgili) iş
uvutsuz išig sür- sexuelle Handlungen begehen || cinsel ilişkide bulunmak eylemeylem
uya (eventuell < Chin. ベ wo, Spätmittelchin. ʔua) Nest, Hort, Tierbau, Höhle (eines Raubtiers), Stätte || yuva, sığınak, (bir yırtıcı hayvanın) in(i), yer; Geschwister || kardeş
uya- beschämt werden || utandırılmak eylemeylem
uyad- sich schämen || utanmak eylemeylem
uyad- ayın- sich schämen2 || utanmak2
uyad- äymän- sich schämen und ängstlich sein || utanmak ve korkmak
uyadmak ~ uy(a)dmak Scham || utanma, utanç
uyadmak sıkılmak Scham und Empfinden von Unbehagen || utanma ve sıkıntı hissi
uyadmaksız schamlos || utanmaz
uyadmaksız kalın yüz ein schamloses, freches Gesicht || utanmaz ve arsız yüz
uyak- (Himmelskörper, Sterne) untergehen, verlöschen || (gök cismi, yıldız) batmak, sönmek, kaymak eylemeylem
uyakur herabfallend, untergehend || düşen, batan, kayan
uyakur yultuz Sternschnuppe || akanyıldız, yıldız kayması
uyala- nisten || yuva yapmak eylemeylem
uyalıg mit Nest, Nest …, mit Unterschlupf || yuvalı, yuva …, sığınaklı
uyma Wolle || yün
uyma yalması Wollregenmantel || yün yağmurluk
uyok Filzschuh, Strumpf || keçeden ayakkabı, çorap
uyoklug kidiz Filz zur Herstellung eines Schuhs || ayakkabı keçesi
1
uyur mächtig, fähig || güçlü, kudretli, yetenekli; Fähiger, Mächtiger || yetenekli kişi, güçlü kişi
1
uz geschickt || becerikli, kabiliyetli; passend ||
uygun; leicht || hafif; gut, trefflich || iyi, çok iyi,
fevkalade; ordentlich, potent || düzenli, nüfuslu, güçlü; meisterhaft || usta; völlig, voll || tam,
bütünüyle, tamamen; wohlgestaltet, prächtig,
gefällig || iyi biçimli, görkemli, hoş; korrekt,
richtig, zutreffend, zulässig, recht || doğru,
dürüst, kusursuz, hatasız, isabetli, caiz,
yerinde olan; wohl-, in rechter Weise || iyi …,
iyice, doğru şekilde; Geschick, Können ||
yetenek, kabiliyet; Handwerker (auch Entsprechung von Skt. vaiśya) || zanaatçı, zanaat-kâr (Skt. vaiśya’nın da eş değeri); Śūdra ||
Śūdra; Spezialist, Meister || mütehassıs, uzman, usta; Vortreffliches, Herausragendes || fevkalade bir şey, mükemmel bir şey; Passendes || uygun bir şey adv
uz ačılmıš čäčäklig šal sögütlär eligi hanı || tamamen açılmış çiçekli Śāla ağaçlarının hükümdarı
uz al čäviš geschicktes Mittel2 (Skt. upāyakauśalya) || becerikli araç2
uz iš Handwerk || zanaat, el işi
uz kiši Handwerker || zanaatçı
uz közünür t(ä)ŋri yeri || kozmolojide) ,fevkalade görünen‘ (Skt. sudarśana) gök
uz maŋlıg || uygun gidişli
uz oŋay gut und leicht || iyi ve kolay
uz savlarıg körgit- geschickte Worte hervorbringen || ustaca sözleri ortaya koymak eylemeylem
uz takšutlug taloylar || olağanüstü şiir okyanusları (mecaz)
uz ugur passende Gelegenheit, günstiger Zeitpunkt || uygun fırsat, uygun zaman, uygun an
uz uzagut Handwerker2, Spezialist2, Meister2 || zanaatçı2, zanaatkâr2, uzman2, usta2
uz uzagut bahšı Meister3 || usta3
uz uzanmak Geschicklichkeit2 || beceri2, hüner2
uz yarašı passend2, angemessen2 || uygun2 adv
uz yorıdačı maŋdačı Der geschickt voranschreitet2 (Buddhaname) || becerikli ilerleyen2 (kişi) (bir Buda’nın adı)
uzın al- (aus einer Schrift) das Passende herausnehmen || (bir yazıdan) uygun olanı almak eylemeylem
uzınčak(ı)ya gemäß ihrem Geschick, gemäß seinem Geschick || yeteneğine göre
uza- lange währen, lange dauern || uzun sürmek; lang werden, länger werden || uzamak; sich lang machen, sich strecken || uzanmak eylemeylem
uzayu bar- sich ausdehnen || genleşmek, uzamak, genişlemek
uzagut Handwerker, Spezialist || zanaatçı, usta, uzman ekekekekekekek ??????
uzan- geschickt sein || mahir olmak, becerikli olmak
uzan- ıčan- geschickt sein und sich hüten || becerikli olmak ve sakınmak
uzanmak Geschicklichkeit, Geschicktheit, Fähigkeit, Kompetenz, Fertigkeit || beceri, beceriklilik, maharet, yetenek, kabiliyet, yetki, yeterlilik, ustalık
uzanmak al altag || araç(ta)2 maharet, araç(ta)2 beceriklilik
uzanmak täšürmäk b(ä)lgürtmäk || beceriklilik ve sihirli meydana çıkarma täšürmäk????? tägšür-???
uzanmaklıg geschickt, mit Geschicklichkeit,
kompetent, bewandert || becerikli, marifetli,
yeterli, sahibi olmuş; geschickte Person || becerikli kişi
uzanmaklıg töz Kompetenz || yeterlilik
uzat- ausstrecken, verlängern, lang machen || uzatmak, temdit etmek; geben, gewähren || vermek, onaylamak, yerine getirmek eylemeylem
uzatı ıd- ausstrecken || uzatmak
uzatı (adv.) ständig, immer, ununterbrochen (auch Äquivalent von Skt. nityam und pratatam), stets, für lange Zeit, lange,
dauerhaft (auch Äquivalent von Skt. satatam), ausgedehnt || her zaman, devamlı, daima, durmaksızın (Skt. nityam ve pratatam’ın da eş
değeri), uzun süre, dayanıklı (Skt. satatam’ın da eş değeri), uzun müddet; (verneint) nie || (olumsuz) asla, hiçbir zaman
uzatı basa ständig2, immer2 || her zaman2, daima2
uzatı karaŋgu bol- lange Zeit dunkel sein || uzun süre karanlık olmak
uzatı mäŋün stets2, auf ewig2 || daima2, her zaman2
uzatı yertinčütin öŋi bolmadačı || asla dünyadan geri çekilmeyen
uzatı yirägürdäči || sürekli sohbet eden
uzlan- Handwerk betreiben || esnaflık yapmak, zanaat yapmak eylemeylem
uzlangu äd Material für ein Handwerk || zanaat malzemesi
1
uzun lang, weit, ausgedehnt, (Lasttier) weit laufend || uzun, uzak, geniş, yaygın, (yük hayvanı) uzun yürüyen; Länge, Ausmaß ||
uzunluk, büyüklük; lange Dauer, weite Strecke || uzun süre, epeyce yol; stets || daima, her zaman
uzun käzig Prosa || nesir, düz yazı
uzun keč tur- lange2 existieren (der menschliche Körper) || (insan bedeni) uzun süre2 var olmak
uzun keŋürü yad- weit2 verbreiten || uzak bölgelere2 yaymak eylemeylem
uzun öz langes Leben || uzun ömür
uzun öz yaš langes Leben2 || uzun ömür2
uzun tonlug ~ uzuntonlug Frau || kadın
uzun turkaru immer2, stets2 || her zaman2, daima2
uzun turkaru amru immer3, stets3 || her zaman3, daima3
uzun učınta auf lange Sicht, letzten Endes || uzun vadeli, nihayet
uzun üdlüg von langer Dauer || uzun süreli
uzun üdlük für lange Zeit || uzun zaman için adv
uzun üdün für lange Zeit, lange, ewig || uzun zaman için, uzun, sonsuz adv
uzunka bargu äšgäk ulag Relais-Esel für weite Strecken || uzun mesafe için ulak eşeği
uzuntonlugdın arıgın ärmäk || cinsel inziva (kelime kelimesine: kadınlardan temiz olma)
1
užik < Sogd. ʾwjʾk Silbe, Keimsilbe || hece, tohum hece; Buchstabe, (chin.) Schriftzeichen, Zeichen, Alphabet || harf, (Çin) yazı işareti,
işaret, alfabe; Vers || mısra, dize; (mit bitig) Lesen und Schreiben, Schreibkunst || (bitig ile) okuma ve yazma, yazma sanatı, yazı sanatı;
schriftliche Form, Text, Werk, Schrift, schriftliche Fixierung, Wortlaut || yazılı şekil, metin, eser, yazı, hat, kâğıda dökme, metin; Literatur,
Schrifttum || edebiyat; Linie || çizgi; Bez. einer Schriftart (in der chin. Kalligrafie) || (Çin kaligrafisinde) bir yazı türünün adı; Eintrag ||
kayıt; Talisman || tılsım; zivilisiert || uygar, medeni; schriftlich || yazılı (s./bk. Mo. üsüg, üǰüg)
ušik akšar padak Silben2 und Verse || hece2 ve mısra
ušik fuu Talisman2 || tılsım2
užik biltäči bilgä Literatur-Kenner || edebiyat bilen
užik bitiglär schriftliche Texte || yazılı metinler
užik bošgutı Literaturwissenschaft, Etymologie || edebiyat bilimi, etimoloji
užik etig Schrift, grundlegende Schrift (im Gegensatz zum Kommentar) || yazı, (tefsirin aksine) esaslı yazı, temel eser
užik tartıgı Schrift-Duktus || yazı şekli
užik ünläri die Töne der Silben || hecelerin sesleri
užik vy(a)nčan Schriftzeichen2 || yazı işareti2
užiklar p(a)daklar Silben und Verse || heceler ve mısralar
užikları ornat- die Zeichen (an die richtige Stelle) platzieren || işaretleri (doğru yere) yerleştirmek eylemeylem
užikniŋ čızıgı tartıgı Schrift-Duktus2 || yazı şekli2, yazı tarzı2
užiklıg mit Silben, mit Schriftzeichen, Schriftzeichen-, aus … Silben bestehend, Text mit …
Schriftzeichen || heceli, harfli, harf …, … hecelerden oluşan, … harfli metin; (urkundlich) beglaubigt || onaylı, tasdikli
užiklıg etig yaratıg || (hükümdarın yazısı için ad olarak) harflerin süsü2 (harften ibaret olan süs2)
užiksız ohne Silben, ohne Schriftzeichen || hecesiz, harfsiz; ohne schriftliches Dokument || yazılı belgesiz
Ü Harfiyle Başlayan Kelimeler
üč kurla drei Mal || üç defa, üç kere
üč kurlayu drei Mal || üç defa, üç kere adv ekekekekek
üč kutlar die drei Heilsziele || üç kurtuluş amacı
üč kutrulmaklıg kölüŋü die drei Fahrzeuge der Befreiung || kurtuluşun üç aracı
üč öŋ kürtük || üç çöl2
üč uguš yertinčüdin ünmiš || üç alandan2 yükselmiş
üč yolı drei Mal || üç defa, üç kere
üčägü alle drei || üçü, her üçü 2 adv
üčgil Dreieck, dreieckig || üçgen, üç köşeli, üçgen biçiminde
üčläyü drei Mal || üç defa adv ekekekekekek
üčük Pelz, Pelzgewand || kürk 1
1
üčün wegen, für, um … willen, auf Grund von, um, (mit Verbalnomen auf -gu) um zu || için, uğruna, … -dan dolayı, nedeniyle; Ursache || neden
üčünč üzä vibakdi || ,vasıta‘ (adlı) üçüncü durum (yani, vasıta hâl eki)
üčünč vibakdi || üçüncü durum (yani, araç durumu
üčürgü ~ üč(ü)rgü (r) Schweißtuch, das unter
den Pferdesattel gelegt wird || atın eyerinin altına konulan mendil
1
üd Zeit (auch Äquivalent von Skt. velā), Gelegenheit, Moment, Jahreszeit, Stunde || zaman,
vakit (Skt. velā’nın da eş değeri), fırsat, an, mevsim, saat; Zeitraum || süre; Gegenwart, Anwesenheit || bulunma, mevcudiyet; (m) Seite || yön
üd bašlagı Zeitenbeginn || zaman başlangıcı
üd eniši Niedergang der Zeit || zaman çöküşü
üd eyinki koluča der Jahreszeit entsprechend || mevsime göre adv
üd kıl- sterben (wörtl.: ,Zeit machen‘ = Calque nach Skt. kālam kṛ-) || ölmek (kelimesi kelimesine: ,zaman yapmak‘ eylemeylem
üd kolu Zeitpunkt2, Moment2, Zeit2 || an2, zaman2
üd kolular etigi Gerät zur Zeit2(messung) || zaman2 (ölçme) aleti
üd kün Zeit und Tag || zaman ve gün
üdtä basa von der Zeit an … || … zamandan itibaren
üdün üdün immer wieder || tekrar tekrar 2
üdčä beizeiten || zamanında, vaktinde adv
üdinčä zur rechten Zeit || zamanında adv
üdintä (Postp.)angesichts von …, vor … || (sontakı) … karşısına, … önünde adv
üdirä- zunehmen, anwachsen || artmak, büyümek eylemeylem
üdirä- ükli- zunehmen2, anwachsen2 || artmak2, büyümek
üdki auf die Zeit bezüglich, zur Zeit … gehörig || zamanki, … zamanına ait
üdlän- brünstig sein || çiftleşme isteği olmak; froh sein || sevinçli olmak eylemeylem
üdlüg auf die … Zeit bezogen || zamana ait; Zeit- || zaman …; mit Zeit, zeitlich || zamanlı
üdlük für eine Zeit von … || … zamanı için
üdräglig gedeihend, zunehmend || gelişen, artan, büyüyen
üdrül- sich trennen (von), losgelöst sein (von) || (… -dan) ayrılmak, (… -dan) bağımsız olmak;
getrennt werden, geschieden werden || ayrılmak, boşanmak; auserwählt sein || seçilmek, seçilmiş olmak eylemeylem
üdrülmiš Erwählte(r), Electus, Electa || seçkin rahip, seçkin rahibe
üdrültür- abtrennen, herausbringen, herauskommen lassen || ayırmak, ayırt etmek, çıkartmak eylemeylem
üdsüz unzeitig, vorzeitig || mevsimsiz, erken;
ohne Zeit || zamansız, vakitsiz; der Zeitlose, das Zeitlose || zamansız kişi, zamansız şey
üdsüz käzigsiz zur Unzeit und außerhalb der Reihe || zamansız ve sırasız
üdsüz kolusuz unzeitig2 || mevsimsiz2, zamansız2
üdsüz ogul Frühgeburt || erken doğum
üdsüz ölüm unzeitiger Tod || mevsimsiz ölüm
üdtäki zur Zeit von …, zur Zeit gehörig || … zamana ait, zamandaki
1
üdün (adv.) … mal || … defa
üdün üdün von Zeit zu Zeit || zaman zaman;
schrittweise, nacheinander (Skt. pratikṣaṇaṃ) || adım adım, arka arkaya, peş peşe (Skt. pratikṣaṇaṃ)
üdünki zur Zeit von … gehörig || … zamanına ait, zamanki
üdünk(i)yä kurzer Moment, nur ein einziges Mal || kısa bir süre, bir an, bir kerecik
1
üdür- trennen, auswählen || ayırmak, seçmek eylemeylem
üdür- talula- auswählen2 || seçmek2
üdürä (adv.)detailliert || ayrıntılı adv
üdürt Unterschied, Unterscheidung || fark, ayrım, ayrılık, ayırma ekekekekek
üdürtlüg mit Unterschied, detailliert, klar ||
farklı, ayrıntılı, açık; ausgewählt, ausgesucht || seçilmiş, seçkin
üdürün- auserwählt sein || seçilmek, seçilmiş olmak eylemeylem
1
üg- anhäufen || yığmak
yüg- yıg- anhäufen2 || yığmak eylemeylem
1
ügä Weiser, Minister, Kanzler, Ratgeber,
Staatsbeamter, Verwalter || bilge, bilge kişi,
bakan, başkan, danışman, müşavir, devlet
memuru, idare eden, idareci; Rat || nasihat (s./bk. Mo. üge(n))
ügä sözlä- Rat geben, Rat erteilen || nasihat vermek
ügä tegit bäg eši Ratgeber, Prinzen oder Gefolgsleute || nasihat edenler, prensler veya maiyet
ügäyik Ringeltaube || güvercin, üveyik
üggün Haufen || küme, yığın
üggün terkin Haufen2 || küme2, yığın2 ekekekekek ????????
ügi Eule || baykuş
ügsüz ohne Anhäufung (Skt. skandha) || yığmasız, yığınsız, Skandha’sız
ügsüz terkinsiz ohne Anhäufung2 (Skt. skandha) || yığmasız2, yığınsız2, Skandha’sız2
ügšür- (Beine) übereinander schlagen || (bacak bacak) üstüne atmak eylemeylem
ügšürü ur- übereinander legen || üst üste koymak adv
ügšürü sehr || çok
ügšürü ügšürü wiederholt, haufenweise || tekrar, akın akın
ügšürü yänä darüber hinaus || bunun üzerine, ve bundan başka
ügül- angehäuft werden, aufgehäuft werden || yığılmak eylemeylem
ügün Haufen, Ansammlung || küme, yığın, topluluk
ügüz Fluss, Meer, Strom || nehir, deniz, büyük nehir; Gewässer || su
ügüz bügüz Fluss2 || nehir2
ügüz käčig Fluss und Furt || nehir ve geçit
ügüz kıdıgı Flussufer || nehir kenarı, nehir kıyısı
ügüz köl Fluss und See || nehir ve göl
ügüz kušı Flussvogel || nehir kuşu
ügüz suvı Flusswasser || nehir suyu
ügüzlüg Strom-, Meeres- || büyük nehir …, deniz …
ügüztäki im Meer befindlich, in einem Fluss befindlich || denizdeki, nehirdeki
ükäk Turm auf der Stadtmauer || surdaki kule;
Orakel-Figur || kehanet figürü; Schachtel || sandık, kutu (→ yükäk)
ükdür- beugen, neigen || bükmek, eğmek eylemeylem
ükli- zunehmen, anwachsen, sich vermehren || çoğalmak, büyümek, artmak, yükselmek eylemeylem
ükli- asıl- zunehmen2, anwachsen2, sich vermehren2 || çoğalmak2, artmak2, yükselmek2
ükli- bädü- zunehmen2 || çoğalmak2
ükli- etil- wachsen2 || büyümek2
ükli- uza- zunehmen und länger werden || artmak ve uzamak
üklimiš asılmıš || artmış2 (kişi)
ükligülük das Anwachsen, das SichEntwickeln || büyüme, çoğalma, gelişme
üklimä Zunahme, Anwachsen (Skt. aupacayika)
|| artış, büyüme, yükselme (Skt. aupacayika)
üklimäk Zunahme, Zunehmen, Sichvermehren (auch Äquivalent von Skt. utkarṣa) || artış,
çoğalma (utkarṣa’nın da eş değeri)
üklimäk asılmak Zunahme2 || artış2
üklimäk esilmäk Zunahme und Abnahme || artış ve azalış
üklimäklig Zunahme- || çoğalma …
üklimäklig esilmäklig Zunahme- und Abnahme- || çoğalma … ve azalma
üklit- vermehren (üklittiŋ seni üzä Äquivalent von Skt. saṃvardhitaṃ tvayā), anwachsen lassen, mästen, fördern, vergrößern || çoğaltmak
(üklittiŋ seni üzä Skt. saṃvardhitaṃ tvayā’nın eş değeri), yükseltmek, artırmak, semirtmek, ilerletmek, kayırmak, büyütmek eylemeylem
üklit- as- vermehren2, fördern2 || çoğaltmak2, ilerletmek2, kayırmak2
üklitdür- veranlassen wachsen zu lassen || büyüttürmek, geliştirtmek
ükm(ä)n Bed. unklar || anlamı belirsiz
1
üküš viel(e), zahlreich(e), reichlich, üppig || çok, bir sürü, pek çok, bol; übermäßig (Äquivalent von Skt. sāhasa)
|| çok fazla, fazlasıyla, aşırı); ausführlich || uzun boylu, ayrıntılı; Mehrzahl, Menge, Vielzahl || çoğunluk, büyük sayı, kalabalık; das Viele || birçok (şey) adv
üküš az Menge, Anzahl || miktar, sayı, tane
üküš ärüš zahlreich2 || pek çok2
üküš äšidmäklig || oldukça eğitimli
üküš köŋül ay(ı)t- vielmals das Befinden erfragen || defalarca sağlığını sormak
üküš köŋül ayıtu ıd- sich vielmals nach dem
Befinden erkundigen || defalarca sağlığından haber almak adv
üküš köŋül ayıtu ötünü tägin- ergebenst vielmals nach dem Befinden fragen2 || saygıyla defalarca sağlığından sormak2
üküš kurla viele Mal || çok kez
üküš tälim zahlreich2 || pek çok2; Mehrzahl2, Vielzahl2, Menge2 || çoğunluk2, büyük sayı2, kalabalık2
üküš törlüg ugrın in vielerlei Hinsicht || çok farklı açıdan, türlü türlü açıdan
üküš ugrın || çok farklı açıdan, türlü türlü açıdan adv
üküš üdün lange Zeit || uzun süre
üküš üküš ganz zahlreich || pek çok
üküšägü viele || çok adv
üküšinčä größtenteils || çoğunlukla
üküšläš- sich versammeln, sich zusammenfinden || toplanmak, buluşmak eylemeylem
üküšlüg Anhäufung, Übermaß || birikme, yığın, aşırılık, fazlalık
üküšräk oft, meistens, vorwiegend, überaus || çoğunlukla, sık sık, umumiyetle, özellikle, çok, pek çok
üküšti (adv.)häufig, vielmals || sık sık, çok defa
ülä Wegzeichen || yol tabelası, yol işareti
ülä b(ä)lgü Wegzeichen2 || yol tabelası2, yol işareti2
ülä- ~ ül(ä)- austeilen, verteilen, aufteilen, teilen || dağıtmak, bölmek, bölüştürmek eylemeylem
üläyü ber- für j-n aufteilen || birisi için bölüştürmek
ülädäči Verteiler || dağıtan
ülägü Aufteilung, Verteilung || ayırma, dağıtım, tahsis etme, dağılım
ülägü ur- eine Aufteilung vornehmen || bir ayırma yapmak eylemeylem
ülägüči Verteiler || dağıtan
ülälig mit Wegzeichen || yol tabelalı, yol işaretli
ülämäk Austeilen, Verteilen || dağıtma
üläš- untereinander aufteilen, aufteilen || paylaşmak, bölmek eylemeylem
ülät- verteilen lassen || paylaştırmak
ülätü Taschentuch, Seidentuch, Tuch || mendil,
ipek kumaş, kumaş, bez; ein Maß für Stoffe (ca. 6 m) = Chin. ㄟ/⇥ duan || kumaş için bir ölçü
1
ülgü Maß, Ausmaß || ölçü, boyut; Erkenntnismittel || idrak aracı; Rang || rütbe, paye
ülgü kolu Maß2 || ölçü2
ülgü täŋ Erkenntnismittel2, Maß2 || idrak aracı2, ölçü2
ülgü täŋ sakıš san yöläšürüg Maß2, Zahl2 und Vergleich || ölçü2, sayı2 ve karşılaştırma
ülgüsintä artok über das rechte Maß hinausgehend || doğru ölçüyü aşan
ülgülä- abwägen || tartmak; messen, ausmessen, berechnen || ölçmek, hesap etmek, hesaplamak; kritisieren || eleştirmek, tenkit etmek eylemeylem
ülgälä- sana- berechnen2 || hesap etmek2, hesaplamak2
ülgülägülük zu ermessen, zu erwägen || ölçülebilen, tartılabilen
ülgülägülüksüz unmessbar || ölçülemez
ülgülämäk Erwägung, Erwägen || düşünce, düşünüp taşınma
ülgülämäklig mit Erwägung || düşünceli, düşünüp taşınmalı
ülgülänčsiz ~ ülgül(ä)nčsiz unmessbar, unermesslich, unbegrenzt, unendlich, nicht zu ermessen || ölçülemez, sonsuz, hudutsuz, sınırsız, uçsuz bucaksız
ülgülüg mit Maß, im Ausmaß von … || ölçülü, … ölçüde adv
ülgüsüz zahllos, maßlos, unmessbar, unermesslich, unbegrenzt || sayısız, hesapsız, sınır tanımayan, ölçülemez, sonsuz, hudutsuz,
sınırsız; Der Unermessliche (Skt. Amita = Buddhaname) || ölçülemez kişi (Skt. Amita = bir Buda’nın adı)
ülgüsüz üküš zahlreich2 || pek çok2
ülgüsüz üküš ugrın in vielerlei2 Hinsicht || çeşitli2 konuda
ülüg Glück, Anteil, Schicksal || mutluluk, baht, şans, pay, kısmet, kader, felek
ülügdä öŋi Anteil unter den Anteilen (Epitheton Gott Brahmās) || paydan pay
1
ülüglä- verteilen, aufteilen || dağıtmak, bölmek eylemeylem
ülüglüg glücklich, beglückt, charismatisch,
gesegnet, vom Glück begünstigt, mit Glück ||
mutlu, mesut, kutsal, kutsanmış, kısmetli,
kutlu, şanslı, karizmatik, mutluluklu; Anteil habend || payı olan, hisseli
1
ülügsüz ohne Glück, glücklos, ohne Charisma
|| mutluluksuz, şanssız, talihsiz, karizmasız, kısmetsiz, kutsuz
ülügüz (m)Paraklet (?) || paraklit (?)
ülüš Teil, Anteil, Vergeltung, Los, Portion ||
kısım, pay, misilleme, kura, hisse; Kapitel, Abschnitt || bölüm
ülüš ber- aufteilen, verteilen || bölmek, dağıtmak eylemeylem
ülüš bitig Testament || vasiyet, vasiyetname
ülüš bölök Kapitel2 || bölüm2
ülüš kılıp kod- durch Erbteilung hinterlassen || miras taksimiyle bırakmak eylemeylem
ülüš ur- aufteilen, Anteile zuweisen || bölmek, dağıtmak
ülüščäk(i)yä gemäß einem kleinen Anteil || küçük bir paya göre adv
ülüšlüg mit Anteil, zu Teilen mit …, in gemeinsamem Besitz befindlich || paylı, …
parçalı, bölümlü, ortak mülkiyetteki, ortak sahipli
ülüšsüz ohne Anteil, ohne Teile || paysız, parçasız
üm Unterkleidung, Hose || pantolon
üm kišäni Hosenband || uçkur
ümüg Büschel || demet, perçem 1
1
ün Stimme, Laut, Ton, Klang, Geräusch,
Geschrei, (Huhn) Gackern, (Insekt, Biene)
Summen || ses, seda, ton, nağme, gürültü,
patırtı, bağırma, (tavuk) gıdaklama, (böcek, arı) vızıltı, vızıldama
ün ägzig üzä yegädmiš || sesle2 sivrilmiş adv
ün ätin Ton2, Stimme2 || ses2, ton2
ün bäklänmäk Konstriktion der Stimme (ein Todessymptom) || ses daralması
ün büt- die Stimme verlieren || sesi kaybetmek eylemeylem
ün tavıš Geräusch2, Stimme2 || gürültü2, ses2
üni ägzigi üzä yörüntäk boldačı || sesi2 ilaç olan
1
ün- sich erheben, emporkommen, hervorkommen, erscheinen, in Erscheinung treten,
auftauchen || yükselmek, yukarı çıkmak, öne
çıkmak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak;
herauskommen, freikommen || çıkmak, serbest bırakılmak; aufbrechen, fortgehen ||
hareket etmek, gitmek, ayrılmak; sich entfernen || uzaklaşmak; blühen, sprießen, wachsen || çiçek açmak, çiçeklenmek, filiz sürmek,
büyümek, yetişmek; (Duft) emporsteigen ||
(güzel koku) yükselmek; (Geschwür) aufgehen,
aufplatzen || (ülser) açılmak, patlamak; (Musik)
erklingen || (müzik) duyulmak, çınlamak;
(Flammen) herausschlagen || (alevler) dışarı
vurmak; Hilfsverb (mit einem vorangehenden
Konverb auf –(X)p): inchoative Aktionsart,
translokativisch (= andativ) || yardımcı fiil (önceki –(X)p zarf-fiille): başlama belirten bir
fiil (bir durumun başlangıcına atıfta bulunan bir fiil), referans noktasından uzağa (→ yün-) eylemeylem
ün- öŋi üdrül- sich entfernen2 || ayrılmak2
ün- yaŋkurt- (Musik) erklingen2 || (müzik) duyulmak2, (müzik) çınlamak2
ünmiš kirmiš oron || (iğne ve ipliğin) dışarı çıktığı ve içeri girdiği yer
ünmiš kirmiš tın sınamak sakınč || nefes alma ve verme dikkati2 (Skt. ānapānasmṛti)
ünüp bar- aufbrechen, (von einem Ort) aufbrechen, heraustreten, verlassen || hareket
etmek, çıkmak, terk etmek, ayrılmak; hinaufsteigen || yukarı çıkmak, tırmanmak
ünüp käl- hervorkommen, herauskommen, sich erheben || ortaya çıkmak, yükselmek eylemeylem
ünäš- widerhallen || yankılanmak eylemeylem
ündürmäklig Heraufbringen- || yukarı getirme …
ündürüš- gemeinsam etwas ans Tageslicht bringen || birlikte bir şeyleri açığa kavuşturmak eylemeylem
üngü Heraustreten || ortaya çıkma
üniš- sich gemeinsam erheben, gemeinsam
herauskommen || birlikte yükselmek, birlikte ortaya çıkmak
1
ünlüg ~ ün(lüg) mit Stimme, mit Ton, Stimme-, Ton- || sesli, tonlu, ses …, ton …
ünmäk Sicherheben, Herauskommen || dışarı
çıkma; (Flammen) Entgegenschlagen || (alevleri) vurarak çıkarma; Verlassen || bırakma,
terk etme; In-Erscheinung-Treten || görünme
ünsüz tonlos, lautlos, geräuschlos, stumm,
still, ohne Diskussion || sessiz, sedasız, gürültüsüz, dilsiz, sakin, tartışmasız
ünsüzin (adv.) stillschweigend, ohne einen Ton || ayrıca belirtmeden, sessizce, zımnen
ünsüzin nä ärsär temädin lautlos, ohne etwas zu sagen || sessizce, bir şey söylemeden adv
üntä- schreien, aufschreien, rufen, zurufen ||
bağırmak, haykırmak, feryadı basmak, çağırmak, seslenmek, ünlemek; (Kuh) muhen || (inek) böğürmek eylemeylem
1
üntür- heben || kaldırmak, yükseltmek; hervorbringen, erscheinen lassen, manifestieren
|| öne çıkarmak, belirtmek; heraufholen ||
yukarı çıkarmak; herausbringen, herausholen
(auch Äquivalent von Skt. āvṛh-; üntürdäči
auch Äquivalent von Skt. nairyāṇika) ||
çıkartmak (Skt. āvṛh-’ın da eş değeri; üntürdäči
Skt. nairyāṇika’nın da eş değeri); gehen lassen,
entführen, wegführen, hinausziehen lassen,
hervorziehen, entlassen, hervorkommen lassen, herauskommen lassen || kaçırmak, rehin
almak, serbest bırakmak, çıkartmak, çıkarılmak; (Blut) herausfließen lassen || (kan) dışarı
çıkarttırmak; (Medizin) verabreichen || (ilaç)
vermek; steigen lassen || yükseltmek; (List)
gebrauchen || (tuzak, hile) kullanmak, istifade
etmek; (Opfer) darbringen || (kurban) etmek;
überwinden (auch Äquivalent von Skt. niryā-)
|| kendine hâkim olmak, aşmak (Skt. niryā-’nın da eş değeri) eylemeylem
üntürmäk Herausbringen, Retten || çıkarma, kurtarma
üntürmäk ozgurmak Herausbringen2, Retten2 || çıkarma2, kurtarma2
üntürt- heraufbringen lassen || yukarı getirtmek eylemeylem
ününčsüz (Weg) verschlungen, ohne Entkommen || kaçışsız (yol), kaçıp kurtulmasız
ünüš Entkommen, Herauskommen, Aufstieg,
Sicherheben, Entstehen || kaçıp kurtulma, çıkış, yükselme, meydana gelme, oluşma, yükseliş
ünüš bolmak Entstehen und Werden || oluşma ve olma
ünüšlüg mit Entkommen (Skt. saniḥsaraṇa), Entkommen- || kaçıp kurtulmalı (Skt. saniḥsaraṇa), kaçıp kurtulma …
ünüšsüz ohne Entkommen || kaçıp kurtulmasız; Ausweglosigkeit || çaresizlik
1
üŋür Höhle, Grotte || mağara, oyuk; Wohnhöhle || yaşam mağarası; Höhlung (Gewand) || oyuk, delik (kıyafet) (s./bk. Mo. ünggür)
üŋür agzı Höhleneingang || mağara ağzı
üŋür avaz Höhle2 || mağara2
üŋür ügüz ara Höhle, Fluss und der Raum dazwischen || mağara, nehir ve arası
üpgük Wiedehopf || ibibik
üpüp kuš Wiedehopf || ibibik
1
ür lange her, lange || uzun zamandır, epeyden beri, epeydir, uzun zaman, müddet, süre adv
ür ırak lange zurückliegend || uzun zaman önce olan
ürkäč üdlärkätägi bis in ewige2 Zeiten || sonsuza2 dek
ür keč ~ ürkeč lange her2, lange2 lange her, lange || epeyden beri2, uzun zaman2
ür keč temin öglän- erst nach langer Zeit2 zu sich kommen || uzun zaman2 sonra kendine gelmek
ür keč uzun üdün für lange3 Zeit || uzun3 zaman için
ür keč üdtä bärü seit Langem2 || çoktan beri2, uzun zamandır
ür üdün lange Zeit || uzun zaman
ürdinbärü seit jeher, seit alter Zeit || ezelden
1
ür- (Horn, Trompete, Schneckenhorn) blasen,
aufblasen, aufpumpen, (ein Medikament)
hineinblasen (z. B. ins Nasenloch, zu med.
Zwecken), (Wind) wehen || (boru, trompet,
müzik aleti olarak kullanılan salyangoz kabuğu) çalmak, üflemek, şişirmek, hava
vermek, (bir ilaç) (örneğin, tıbbi amaçlı olarak burun deliğinin) içine hava üflemek, (rüzgâr) esmek eylemeylem
2
ür- bellen, heulen || havlamak, ulumak eylemeylem
ürdök Bellen || havlama ekekekekekekek ????????
ürgür- dazu kommen || katılmak, ilave edilmek; rechtzeitig erreichen, rechtzeitig kommen || vaktinde yetişmek, vaktinde gelmek;
verneint: zu spät kommen || olumsuz: geç gelmek (→ ergür-) eylemeylem
ürgürmäkläš- im Wettlauf laufen || yarışta koşmak eylemeylem
ürgürü rechtzeitig || tam zamanında adv
ürgüt (adv.) lange, ständig, immer, stets ||
uzun zaman, uzun süre, daima, her zaman (s./bk. Mo. ürgülǰi) adv
ürgüt tutčı ständig2 || daima2, her zaman2 adv
üriš- anschwellen || kabarmak, şişmek eylemeylem
üriš- kebär- anschwellen2 || kabarmak2, şişmek2
ürk- sich fürchten, erschrecken || korkmak, ürkmek (s./bk. Mo. ürgügde-) eylemeylem
ürkä lange || uzun zaman adv
ürkä üzüksüz lange und ohne Unterbrechung || uzun zaman ve aralıksız
ürki frühere(r, -s), vergangene(r, -s) || önceki, geçmiş
ürkmäk … korkmak Angst und … Furcht || korku ve … dehşet
ürkün- sich erschrecken || korkmak, ürkmek eylemeylem
ürlüg lange, lange dauernd || daimi
ürlük Ewigkeit, Beständigkeit || ebediyet, sonsuzluk, dayanıklılık
ürlük apamuluk Ewigkeit2, Beständigkeit2 || ebediyet2, sonsuzluk2, dayanıklılık2
ürlükli ürlüksüzli Ewigkeit und Vergänglichkeit || ebediyet ve geçicilik
ürlüklüg ewig || sonsuz, ebedi; Ewiges || ebedi bir şey
ürlüklüg mäŋü ewig2 || sonsuz2, ebedi2
ürlüklüg ürlüksüz Ewiges und Vergängliches || ebedi ve geçmiş bir şey
ürlüksüz vergänglich, unbeständig || geçici, fâni; Unbeständigkeit, Vergänglichkeit || geçicilik, istikrarsızlık, fânilik
ürlüksüz mäŋü ärmäz unbeständig2, vergänglich2 || geçici2, fâni
ürmäk Blasen || üfleme
ürpär- (Haare) zu Berge stehen, sich sträuben || (tüyler) diken diken olmak, ürpermek eylemeylem
ürt- verhüllen, bedecken, verbergen || zarflamak, örtmek, gizlemek, saklamak; hinunterdrücken || aşağı basmak eylemeylem
ürtgök Decke || örtü
ürtgün Heuhaufen, Reisighaufen || samanlık,
ot yığını, tınaz, harman; Tenne (auch Äquivalent von Skt. khala) || harman yeri (Skt.
khala’nın da eş değeri); Arena, ebener Platz || Arena, düz alan (→ yürtgün)
ürtgünläyü wie einHeuhaufen || samanlık gibi, ot yığını gibi
ürtök Gebell, Gejaule || havlama, yakınma ekekekekekekekek ??????
ürtüg Verhüllung, Bedeckung, Verstrickung || örtme, kapama, karmaşıklık
ürtüg bag Verstrickung2 || karmaşıklık2
ürtüg köšik Bedeckung2, Verhüllung2 || kapama2, örtme2
ürtüg yapıg Bedeckung2 || kapama2, örtme2
ürtüglüg gehüllt (in), verhüllt, bedeckt, verdeckt, verborgen, verstrickt || örtülü, kaplanmış; geheim || gizli
ürtüglüg kizläglig bedeckt2, verhüllt2, verborgen2, geheim2 || örtülü2, kaplanmış2, gizli2
ürtüglüg solaglıg verdeckt und verschlossen || örtülü ve kilitli
ürtügsüz y(a)rlıgsız unverhüllt und neutral (Skt. anivṛtāvyākṛta) || gizlenmemiş ve tarafsız (Skt. anivṛtāvyākṛta)
ürtül- bedeckt sein (ürtülmiš auch Äquivalent
von Skt. supraticchanna), verhüllt sein, verhüllt werden, eingehüllt sein, kryptisch sein ||
örtülü olmak (ürtülmiš Skt. supraticchanna’nın
da eş değeri), gizlenmiş olmak, örtülmek,
sarmalanmış olmak, gizli olmak; (Wolken)
aufziehen, sich bewölken || (bulutlar) gezinmek, bulutlanmak (→ yürtül-) eylemeylem
ürtül- kizläl- verhüllt sein2, kryptisch sein2 || gizlenmiş olmak2, gizli olmak2 eylemeylem
ürtün- sich bedecken, sich verhüllen || örtünmek eylemeylem
ürtün- kizlän- sich verhüllen und verbergen || örtünmek ve gizlenmek
ürüg stets, ständig, immer, lange, ewig ||
daima, sürekli, her zaman, uzun, sonsuz, ebedi; ruhig, friedlich || sakin, huzurlu adv
ürüg amal yiltizlig küsänčig bilgä Der erwünscht Weise mit friedlichen2 Wurzeln
(Bodhisattvaname) || huzurlu2 köklü arzu edilen bilge
ürüg amıl tigisiz ruhig2 und still || sakin2 ve sessiz
ürüg uzatı stets2, ständig2, immer2 || daima2, sürekli2, her zaman2
ürüg uzatı b(ä)k katıg yazınčsızın arıg (adv.) || sürekli2, katı2, günahsız ve temiz
ürüg ürgüt ständig2, lange2 || daima2, sürekli2, uzun zaman2
ürüg ürgüt ständig2, lange2 || daima2, sürekli2, uzun zaman2
ürül- aufgebläht sein, aufgebläht werden, anschwellen (auch Äquivalent von Skt. ādhmāna)
|| kabarmak, şişmek, şişirilmek, kabartılmak (Skt. ādhmāna’nın da eş değeri) eylemeylem
ürüš- anschwellen || kabarmak, şişmek eylemeylem
üstä- hinzufügen, vermehren, vergrößern || eklemek, çoğaltmak, büyütmek eylemeylem
üstägülüksüz nicht zu vermehren, nicht zu vergrößern || çoğaltmaz, çoğaltılmaz, büyütülmez
üstäk Zusatz || ek
üstäl- zunehmen, anwachsen, sich verstärken || artmak, çoğalmak, güçlenmek, kuvvetlenmek
üstäl- bal- sich verstärken und fest werden (Liebe) || (sevgi) artmak ve sağlamlaşmak
üstälmäk Zunahme || çoğalma
üstäm Verzierung, Harnisch || süs, süsleme, zırh; Gürtelschmuck || kuşak süsü
1
üstäŋ vortrefflich || mükemmel, fevkalade; Vortrefflichkeit || fevkaladelik
üstün oben || üstte, yukarıda, üst; (mit Lok.)
mehr (als) || (bulunma hâli ekiyle) (… -dan)
daha fazla; hoch || yüksek; (mit Abl.) älter (als)
|| (ayrılma hâliyle) (… -dan) daha yaşlı; allerbeste(r, -s) || en iyi; der obere Teil || üst bölüm;
Rücken || sırt, arka; Norden, Zenit || kuzey, doruk, zirve, en üst nokta
üstün altın oben und unten || yukarıda ve aşağıda, yukarı ve aşağı; Zenit und Nadir || zirve ve ayakucu adv
üstün yıŋak Zenit || doruk, zirve, en üst nokta
üstünki oben befindlich, obere(r, -s) hoch, allerbeste(r, -s), höchste(r, -s) im Zenit befindlich, Ober- || üstteki, yukarıdaki, en yüksek, en iyi, en üsteki, zirvedeki, üst; ausgezeichnet, exzellent || mükemmel, harika, fevkalade; Höchster || en yüksek (kişi)
üstünki köni tuymak die höchste und wahre
Erleuchtung (Skt. samyaksaṃbodhi) || en yüksek ve gerçek aydınlanma
üstünräk (mit Lok.) höher (als), lauter (als) ||
(bulunma hâli ekiyle) (… -dan) daha yüksek,
(… -dan) daha yüksek sesli; bildet Komparative || (sıfatlarda) karşılaştırma derecesini oluşturur; in höchstem Maße || son derecede
üstünräk tut učuz noch verachtenswerter2 || daha aşağılık2
üstürti von oben, nach oben || yukarıdan, yukarıya; oben || yukarıda adv
üsdürti kudı von oben herab || yukarıdan aşağı
1
üš- (Feuer) bohren || (yaylı matkap ateşi) yakmak eylemeylem
2
üš- sich sammeln, sich niederlassen || toplanmak, bir araya gelmek, üşmek, yerleşmek eylemeylem
üšgäk Ahle, Pfriem || tığ, kunduracı bizi
üši- frieren || üşümek, donmak eylemeylem
üšüyü toŋa frierend und erstarrend|| üşüyerek ve donarak
üšümäk Kälte || soğukluk
üšümäk(lig) Kälte- || soğukluk …, soğuk …
üšün- sich sammeln, sich konzentrieren || toplanmak, konsantre olmak eylemeylem
üšüš- sich sammeln, sich drängen || toplanmak, itişmek eylemeylem
1
üšüt- der Kälte aussetzen, frieren lassen || üşütmek
üšüt- toŋur- der Kälte aussetzen und gefrieren lassen || üşütmek ve dondurmak
2
üšüt- vereinigen (?) || birleştirmek (?)
1
üt Ermahnung, Anordnung, Rat, Ratschlag || öğüt, emir, tavsiye, nasihat; Erziehung || eğitim, terbiye
üt ärig Rat2, Ratschlag2 || öğüt2, nasihat2; Erziehung2 || eğitim2, terbiye2
üt bilig Rat und Weisheit|| öğüt ve bilgelik
2
üt Loch, Öffnung || delik, açıklık; Höhle,
Grotte || mağara, oyuk; Durchgang || geçit; Pore, Körperöffnung || gözenek, beden açma; leere Stelle || boş yer
üt yarmık Loch und Spalte, leere Stelle2 || delik ve yarık, boş yer2
üt- rufen, schreien, krähen || bağırmak, çağırmak, ötmek eylemeylem
ütči Ratgeber, Berater, Ermahner || öğüt veren kimse, danışman, öğütçü
ütig (br) Ruf, Vogelschrei, Gackern (Äquivalent von Skt. ravitaka) || ses, kuş sesi, gıdaklama (Skt. ravitaka’nın eş değeri)
ütk(i)yä kleines Loch || küçücük delik
ütlä- beraten, ermahnen, unterweisen, instruieren, empfehlen, anempfehlen || fikir vermek,
öğüt vermek, ihtar etmek, öğretmek, tavsiye etmek; flehen || yalvarmak eylemeylem
ütlä- t(a)vrat- kat(ı)glantur- ermahnen und anspornen2 || ihtar etmek ve teşvik etmek2 eylemeylem
ütlä-tutuz- empfehlen und überantworten,
anempfehlen2 || tavsiye etmek ve teslim etmek, önemle tavsiye etmek2, tembih etmek2
ütlän- aufgeregt sein || heyecanlı olmak, heyecanlanmak eylemeylem
ütlän- sävinčlän- aufgeregt und dankbar sein || heyecanlı ve minnettar olmak
ütläš- sich gegenseitig ermahnen, sich gegenseitig beraten || karşılıklı uyarmak, karşılıklı öğüt vermek eylemeylem
ütläšmäk gegenseitiges Ermahnen || karşılıklı uyarma, öğütleşme
ütläšmäk tavratıšmak gegenseitiges Ermahnen und Anspornen || karşılıklı öğütleşme ve karşılıklı teşvik etme
ütlätil- unterwiesen werden || öğretilmek, ders verilmek eylemeylem
1
ütsüz ohne (religiöse) Ermahnung, ohne Belehrung || (dinî) öğütsüz, eğitmesiz
ütsüz är(i)gsiz ohne (religiöse) Ermahnung2, ohne Belehrung2 || (dinî) öğütsüz2, eğitmesiz2
2
ütsüz ohne Loch (?) || deliksiz (?)
ütsüz kapak Deckel ohne Loch || deliksiz kapak
ütüg Bügeleisen || ütü
ütüglä- bügeln || ütülemek eylemeylem
üvä- unterdrücken, drücken || bastırmak, basmak; aufblasen || şişirmek; (seinen Geist) ,aufblasen‘ (sich sehr anstrengen)
|| (ruhunu) ,şişirmek‘ (çok çabalamak) eylemeylem
üväl- bedrückt werden || sıkıntı basmak, sıkılmak; (mit Wissen) vollgestopft werden || (bilgi
ile) doldurulmuş olmak eylemeylem
üvgä schnell (?) || hızlı (?)
üvgä yäl(i)š at ein schnelles Traber-Pferd || hızlı tırıs koşu atı
1
üyür Korn, Hirse (Panicum miliaceum), Kolbenhirse || tahıl, darı (Panicum miliaceum)
üyür tögisi Hirse || darı 2
üyürkän Name einer Pflanze (Agriophyllum arenarium) || bir bitkinin adı (Agriophyllum arenarium)
1
üz Hass, Hass- || nefret, nefret …; hasserfüllt || kin, nefret dolu
üz boz Hass2 || nefret2
üz boz bilig (m) Hass2 || nefret2
üz boz köŋül Hass2 || nefret2
üz boz öč käk köŋül Hass2 und Zorn2 || nefret2 ve öfke2
üz boz sakınč Hass2gefühle || nefret2 düşüncesi, nefret2 hissi
üz boz yavlak sakınč Hass3gefühle || nefret3 düşüncesi, nefret3 hissi
3
üz taub (auch Äquivalent von Skt. °kṣaya im
Kompositum śrutikṣaya) || sağır, duymaz (śruti- kṣaya tamlamasında Skt. °kṣaya’nın da eş değeri); Tauber || sağır kişi
üz igi Taubheit || sağırlık
yüüz šakšı taub2 || sağır2, duymaz2
1
üz- abschneiden, zerteilen || kesip koparmak,
bölmek, ayırmak; vernichten, entfernen || yıkmak, yok etmek, ortadan kaldırmak; tilgen ||
söndürmek; brechen || kırmak; abreißen, zerreißen || koparmak, yırtmak, parçalamak,
yırtıp ayırmak; zerstoßen, pulverisieren ||
dövmek, ezmek, toz haline getirmek; (auf
Essen) verzichten (Asket) || (münzevi) (yemekten) vazgeçmek; aufgeben || terk etmek;
(über Gesetze) entscheiden, (Gesetze) durchsetzen || (kanunlar hakkında) karar vermek, (kanunları) koymak eylemeylem
üz- iskä- abreißen2 || yıkmak2, koparmak2
üz- öčür- vernichten2 || yıkmak2, yok etmek2
üzä bıča yırt- in Stücke2 reißen || parçalara2 ayırmak, parçalamak2 adv eylemeylem
2
üz- schwimmen || yüzmek (→ 1 yüz-) eylemeylem
üzgülük kap Schwimmballon || yüzme balonu
yüz- bat- schwimmen oder untergehen || yüzmek veya batmak
üzä auf || üstünde, üzerinde; mit, mittels,
durch (Postp.) || ile, sebebiyle (sontakı); oben || yukarıda; in der Grammatik: Instrumental || dil bilgisinde: vasıta hâli adv
üzä … asra … oben … unten … || yukarıda … aşağıda … adv
üzäsintä … turgur- (etwas) darauf setzen, (etwas) auf die Spitze (von etwas) setzen || (bir şeyi bir şeyin) üzerine koymak, (bir şeyi bir şeyin) tepesine koymak
üzäki gelegen (auf), auf … befindlich, bezüglich, beruhend (auf) || (üstünde) bulunan, …
üstündeki, … üzerine, (… -ya) dayanan; bestehend (aus) || (…-dan) oluşan adv
üzäläyü obendrein, zusätzlich, in erster Linie || üstelik, üstüne üstlük, ek olarak, ilaveten, her şeyden önce adv
üzäläyü yänä obendrein || üstelik
üzäliksiz unübertrefflich, allerhöchste(r, -s),
beste(r, -s) || aşılamaz, olağanüstü, mükemmel, en yüksek, en iyi, en üstün
üzäräk höher || daha yüksek, daha üstün
üzäsintä auf, über ihn || üzerine adv
üzlüg Hass-, Zorn- || nefret …, öfke …
üzlüg bozlug öčlüg käklig köŋül Hass2- und Zorn2-Gesinnung || nefret2 ve öfke2 zihniyeti
üzlün- schwinden, sich legen, zerbrechen
(intr.) || yok olmak, geçmek, sona ermek, bitmek, kırılmak eylemeylem
üzlünč Ende (Geomantie: ein Haus) || son (toprak falı: bir ev)
üzlünčü Ende, Tod, Beendigung, letztes Ziel,
Endpunkt || son, ölüm, bitirme, tamamlama, son verme, en son hedef, nihai, bitiş noktası
üzlünčü küni Todestag || ölüm günü
üzlünčü töz das letzte Prinzip || son ilke
üzlünčü tüp letztes Ziel2 || en son hedef2
üzlünčü üdtäki zur Zeit des Endes gehörig || son zamandaki
üzlünčü y(a)rl(ı)g endgültige Lehre (des Buddha) || (Buda’nın) nihai öğretisi
üzlünčülüg mit Ende, bis zum Ende reichend, abschließend (mit), vergänglich || sonlu, sona kadar ulaşan, geçici
üzlünčüsüz ohne Ende || sonsuz
üzmäk Vernichtung, Abschneiden || yıkma, yok etme, kırpma
üzmälä- herausreißen, abreißen, ausrotten,
ausmerzen (üzmälämiš = Skt. prahita) || yırtıp
ayırmak, koparmak, yıkmak, kökünü kazımak, çıkarmak (üzmälämiš = Skt. prahita) eylemeylem
üzmälägü Vernichtung, Unschädlichmachen || yok etme, zararsız hâle getirme
üzmälämäk Ausrotten || kökünü kazıma
üzmälätdür- veranlassen, dass man vernichtet || yok ettirmek eylemeylem
üzmämäk Nichtabschneiden || kırpmama
üznä- widersprechen, scharf diskutieren ||
inkâr etmek, kabul etmemek, şiddetli bir
şekilde tartışmak; rebellieren, sich widersetzen || ayaklanmak, baş kaldırmak, karşı koymak, direnmek eylemeylem
üztür- beseitigen, abhalten von || gidermek, (bir şeyden) vazgeçirmek, engellemek eylemeylem
1
üzük Fingerring || yüzük (→ 1 yüzük)
üzük bilärzök Fingerring und Armband || yüzük ve bilezik
2
üzük ~ üzök Ende, Unterbrechung || son, ara
verme, kesinti; das Zerrissene || yırtık şey; Entscheidung || karar; Zurückweisung, Rejektion || reddedilme, reddetme
üzük y(a)rl(ı)g || bir başvuru dilekçesinin reddedilme kararı, reddetme kararı
üzük y(a)rl(ı)g y(a)rlıka- || reddetme kararı çıkarmak
üzükdäki an einer Entscheidung beteiligt || bir karara iştirak eden, karardaki
1
üzüklüg mit Ring || yüzüklü
2
üzüklüg ~ üzöklüg bruchstückhaft || bölük pörçük, parça parça
üzüksüz ~ üzöksüz ohne Unterlass, ohne Unterbrechung, ununterbrochen, ungebrochen || durmadan, aralıksız, kesintisiz
üzüksüz käsöksüz ununterbrochen2 || kesintisiz2
üzüksüz tutčı ununterbrochen und ständig || kesintisiz ve sürekli
üzüksüz(in) ~ üzöksüz(in) (adv.) unablässig || sürekli, aralıksız
üzüksüz kanmaksızın (adv.) unablässig und unersättlich || sürekli ve doyumsuz
üzül- abgeschnitten werden, unterbrochen werden, abgebrochen werden || kesilmek,
koparılmak, kırılmak; beendet werden, zuende gehen, getilgt werden, geklärt werden, (mit seinen Kräften) am Ende sein, enden,
aufhören || bitirilmek, sona erdirilmek, bitmek, tükenmek, (gücünün) sonunda olmak, sona ermek, son bulmak; (Hoffnung) verlieren
|| (umut) kaybetmek; (Fragen, Probleme) gelöst werden || (soru, problem) çözülmek; vernichtet werden, beseitigt werden || yok edilmek eylemeylem
üzül- alkın-
üzül- öč-
üzülmäz unvergänglich, ewig || kalıcı, ölmez, ebedi
üzülmäz üräg unvergänglich und ewig, ewig2 || kalıcı ve ebedi, ebedi2 adv
üzülüš- übereinkommen || uzlaşmak, anlaşmak eylemeylem
üzüm Weintrauben || üzüm (s./bk. Mo. üǰüm, üzüm, üsüm)
üzünčsüz ununterbrechbar || kesintisiz; Ununterbrochenes || kesintisiz şey
üzünčsüz käsinčsiz ununterbrechbar2 || kesintisiz2
üzünčsüz kuzunč[suz] ununterbrechbar2 || kesintisiz2
1
üzüš- sich gegenseitig abschneiden, einander abschneiden || birbirini kesmek, karşılıklı kesişmek eylemeylem
2
üzüš- übereinkommen, sich einigen || anlaşmak, uzlaşmak, söz birliği etmek eylemeylem
üzüt Seele, Leben || ruh, can; Geist, Zwischenwesen || cin, ara varlığı
üzüt sını (m) Seelen-Glied || ruhun parçası
üzütlüg lebendig, mit … Seele, Seelen-, spirituell || … ruhlu, … canlı, ruh …, ruhsal; geschätzt || değerli
üzütsüz ohne Seele, seelenlos || ruhsuz
üžikk(i)yä ein kurzes Schreiben || kısa bir ya
V Harfiyle Başlayan Kelimeler
vačar ~ v(a)čar < TochA/B vājär ~ wājär < Skt. vajra Vajra, Donnerkeil || Vajra, yıldırım şeklinde bir silah (s./bk. Sogd. βzʾyr, Man.- Sogd. βjyr, ʾβjyr, Khotansak. vaśära-, vījarīnaa-, vīśa’rīnaa-) (→ v(a)čir, 1 v(a)čira, v(a)šir, 1 v(a)žir, 1 vižir) v(a)čir ~ vač(i)r ~ v(a)č(i)r
v(a)črazan ~ vačrazan < TochA vajrāsāṃ ~ vajrāsaṃ / < TochB vajrāsaṃ ~ wajrāsaṃ < Skt. vajrāsana Diamantthron || elmas tahtı, elmas taht; Name des Throns, auf dem der Buddha die Erleuchtung erlangte || Buda’nın aydınlandığı tahtın adı (s./bk. Khotansak. vajrāysana-)
vačrazan örgün der Vajrāsana-Thron || Vajrāsana tahtı
vad << Skt. vāda Diskussion, wissenschaftlicher Disput || tartışma, bilimsel tartışma
vadta ut- yegäd- in der Diskussion siegen2 || tartışmada yenmek2 eylemeylem
v(a)gdane < Sogd. βγδʾnʾk (~ βγδʾny) (c) Kirche || kilise
v(a)ht < Frühneupers. waxt < Arab. vaqt Zeit || zaman (→ vakt)
vaiduri << Skt. vaiḍūrya Beryll, Lapislazuli || beril, lacivert taşı, lazurit
(s./bk. Khotansak. värūliā-, vīrūliā-, Mo. baidur, baiduri, baiduriy-a, bayiduriy-a, biduri, vaiduri, viduri, viiduriy-e) (→ vaitur
vairak < TochB vairāk < Skt. vairāga Leidenschaftslosigkeit, Weltekel || tutkusuzluk, dünya tiksintisi
vairam << Skt. vairambha Name eines heftigen Windes || bir şiddetli rüzgârın adı
vaišam << Skt. vaiśākha Name eines Sternbildes (?) || bir burç adı, Vaiśākha burcu (?)
vaitur << Skt. vaiḍūrya Beryll || beril (s./bk.
Khotansak. värūliā-, vīrūliā-, Mo. baidur, baiduri,
baiduriy-a, biduri, vaiduri, viduri, viiduriy-e) (→ vaiduri) baytur alal
1
vam <Sogd. βʾm Morgendämmerung, Morgen || tan vakti, sabah
vam täŋri (m) Gott der Morgenröte (scil. der Große Baumeister) || Tan Tanrısı (yani, büyük usta)
vamal der Pamir || Pamir Dağları
vardi << Skt. vṛtti eine literarische Gattung der
buddh. Scholastik = Kommentar || Budist Skolastik felsefenin edebî türü = yorum, tefsir
varši << Skt. varṣā Regenzeit || yağmur mevsimi
varšik ~ v(a)ršik << Skt. varṣika ~ vārṣika Arabischer Jasmin (Jasminum sambac) || Ful yasemini, Arap yasemini (Jasminum sambac)
vasdu << Skt. vastu Ding, Gegenstand, Sachverhalt, Substanz || şey, nesne, durum, madde
vasdulug mit Substanz, mit Sachverhalt, mit Gegenstand (Skt. vastu) || maddeli, durumlu, nesneli (Skt. vastu)
vasdusuz ohne Substanz, ohne Gegenstand, gegenstandslos || maddesiz, durumsuz, nesnesiz, soyut
vasti << Skt. vasti Blase, Harnblase || sidik torbası, mesane
vašir < TochA waśir / < TochB waśīr / < Sogd. *βẓʾyr (vgl./krş. βẓʾyrnʾk, βjyrnyh) < Skt. vajra Diamant, Vajra || elmas, Vajra (s./bk. TochA vājar, TochA/B vājär, wājär, Khotansak. vaśära) (→ v(a)čar, v(a)čir, 1 v(a)čira, važir, 1 vižir)
1
v(a)žir < TochA waśir / < TochB waśīr / < Sogd. *βẓʾyr < Skt. vajra Diamant, Vajra
|| elmas, Vajra; Name eines Ghees = Bez. einer Ölzubereitung zu mediz. Zwecken || bir arındırılmış yağın adı (= sarı yağ) = tıbbi amaçlar için yağ hazırlamanın adı (TochA vājar, TochA/B vājär, wājär; Khotansak. vaśära) (→ v(a)čar, v(a)čir, 1 v(a)čira, vašir, 1 vižir)
ved < TochA/B ved < Skt. veda Veda || Veda; (m) übernatürliche Fähigkeit, übernatürliches Wissen || doğaüstü kabiliyet (s./bk. Mo. ved)
vedirlig (Basiswort vedir << Skt. vedra) aus Bambus bestehend || bambudan
ven < Chin. 䲒 yuan (Spätmittelchin. yanˋ) Halle, Hof, Kolleg, Zelle || hol, büyük salon, avlu, kolej, hücre (→ wen)
venu << Skt. venu Bambus || bambu (s./bk. Mo. vinu)
venu kamıš Bambus und Schilf || bambu ve kamış
vetar << Skt. vetāla ~ vetāḍa Leichendämon || ceset şeytanı (s./bk. Mo. bitar, vitar)
vibakti << Skt. vibhakti Kasus, Kasussuffix || hâl, hâl eki
vič(a)rčik << Skt. vicarcikā eine Geschwulst am Fuß || ayaktaki tümör, ayaktaki şişlik
vičay << Skt. vijaya eine Zeiteinheit (Skt. muhūrta) || bir zaman birimi ; ein Himmel (in der buddh. Kosmologie) || (Budist kozmolojide) bir gök katı
vidanak ~ vidan(a)k << Skt. vyavadānaka rein || temiz
2
vid(a)ŋ < Parth./MP widang (m) Kummer, Sorge || üzüntü, sıkıntı, ızdırap, zahmet
vid(a)ŋ bul- in Bedrängnis sein || sıkıntı içinde olmak, sıkıntı bulmak eylemeylem
videš << Skt. upadeśa Unterweisung, Instruktion, Belehrung || talimat, öğretim, direktif, uyarı, öğüt
videš al- Unterweisungen erhalten || öğretim almak eylemeylem
videš ber- Unterweisungen erteilen || öğretim vermek eylemeylem
videš bošgut al- Belehrung2 erwerben || eğitim2 almak
vidvag < Sogd. wyδβʾγ Kapitel, Unterteilung || bölüm, bölümleme; Kommentar || yorum, tefsir
vidvag kıl- erklären, kommentieren || açıklamak, bildirmek, yorumlamak eylemeylem
vidyan < TochA/B vijñāṃ < Skt. vijñāna Bewusstsein || bilinç (s./krş. Khotansak. vijñāna-, viñāna-) (→ vitnan, vityan) şinas
vigne << Skt. vighna Hindernis (personifiziert) || engel (kişileştirilmiş) defend bane
1
vimala << Skt. vimalā die Reine (Name der zweiten Bhūmi) || temiz (ikinci Bhūmi’nin adı)
vimali < Skt. vimala fleckenlos (Teil eines Werktitels) || lekesiz (bir metnin başlığının bölümü)
viman < TochA/B wimāṃ / < TochB vimāṃ < Skt. vimāna himmlischer Palast -men mental
|| göksel saray, semavi saray (s./bk. Khotansak. vamāna, vamāna-, vamā˓na-, vimāͅna-, Mo. viman, biman)
vinay < TochB vinai ~ winai < Skt. vinaya Ordensdisziplin || tarikat disiplini (vgl./krş. TochA winaya, Mo. vinai) (→ vinaya
2
vir < Chin. ㅶ bi (Spätmittelchin. pit) Schreibpinsel || mürekkep fırçası (→ pier, 1 pir)
virak (br) << Skt. virāga Abneigung || tiksinti,v(i)rhar ~ virhar ~ v(i)rh(a)r < Sogd. βrγʾr < Skt. vihāra Kloster || manastır; Stūpa, Schrein, Heiligtum || Stūpa, türbe, kutsal yer (vgl./krş. TochA wyār, Khotansak. vihāra-, Mo. buqar) (→ buhar)
v(i)rharlıg Kloster-, zum Kloster gehörig || manastır …, manastıra ait
višal << Skt. viśālā Gurke || salatalık
višay < TochA viṣay / < TochB viṣai < Skt. viṣaya
Sinneswelt, Objektbereich, Sinnesbereich, Sinn || duyu dünyası, nesne alanı, duyu alanı, duyu (s./bk. Mo. višai)
vižay köyük Sinnesbereich2 || duyu alanı2
višaylıg Sinnes- || duyu …
vit << Skt. vidhi Wunder || mucize (→ viti)
viti < Skt. vidhi Ritus, Ritual, Regel, Methode || ritüel, seremoni, tören, kural, yöntem, metot (→ vit)
vityan < TochA/B vijñāṃ < Skt. vijñāna Bewusstsein || bilinç (s./bk. Khotansak. vijñāna-, viñāna-) (→ vidyan, vitnan)
viveš- sich gegenseitig unterstützen, sich gegenseitig helfen, || (birbirini) karşılıklı desteklemek, karşılıklı yardımlaşmak, (birbirini) korumak eylemeylem
1
vižir < TochA/B vājär ~ wājär / < Sogd. *βẓʾyr (vgl./krş. βẓʾyrnʾk, βjyrnyh) < Skt. vajra Diamant, Vajra || elmas, Vajra (→ v(a)čar, v(a)čir, 1 v(a)čira, vašir, 1 v(a)žir)
vrčik << Skt. vṛścika Name eines Sternbildes (Skorpion) || bir burç adı (Akrep)
vriš << Skt. vṛṣabha Name eines Sternbildes (Stier) || bir burç adı (Boğa)
vrnt << Skt. vṛnta Stängel || sap
vršaba ~ vrš(a)ba < Skt. vṛṣabha Stier, Bulle || boğa
vrš(a)ba tärisi üzä ädärlig yügönlüg || boğa derisinden eyerli ve at başlıklı adv
vusante < Sogd. βwsndy ~ βwsʾnty ~ βwsʾntk << Skt. upavasatha (m) Fasten || oruç (vgl./krş. Khotansak. upavāysa-)
vus(a)nte olur- das Fasten durchführen, fasten || oruç tutmak eylemeylem
vyakarana < Skt. vyākaraṇa Grammatik ||
gramer, dil bilgisi; eine von den zwölf Klassen der buddh. Literatur || Budist edebiyatın on iki
türünden biri) (s./bk. Khotansak. vyāgaraṇā-, vyātaraṇa-, Mo. vivangirid) (→ vyakaran)
vyakrit ~ vy(a)krt < TochA/B vyākarit < Skt. vyākṛti Prophezeiung
|| kehanet; Grammatik || gramer, dil bilgisi (s./bk. Mo. viyagirid, wiyagirid, vivinggirid, vivangirid, viyanggirid)
avrakit kıl- prophezeien || öngörmek, önceden bildirmek, kehanette bulunmak eylemeylem
vyakyan < TochB vyākhyāṃ < Skt. vyākhyāna Kommentieren, Erläutern || yorumlama, izah etme, tefsir; Erklärung, Erläuterung || açıklama, yorum
vyančan ~ vy(a)nčan < TochB vyañjaṃ < Skt. vyañjana Laut, Silbe, Schriftzeichen || ses, hece, karakter; bildlicher Ausdruck || mecaz
W Harfiyle Başlayan Kelimeler
1
w(a)hm(a)n ~ w(a)hman < Sogd. whmn < Parth./MP wahman (m) Nous || nous
wahš < Sogd. wʾxš (m) Geist || ruh 2
w(a)hšik ~ wahšik < Sogd. wʾxšyk < Parth. wāxšīg Schutzgeist || koruyucu ruh
wan ~ w(a)n < Chin. ॽ wan Swastika, Hakenkreuz || svastika, gamalı haç
w(a)n užik Swastika-Zeichen || svastika işareti, gamalı haç işareti
w(a)nhan < Sogd. wnxʾn Mars (einer der sieben Planeten) || Mars (yedi gezegenden biri)
1
waŋ < Chin. ⦻ wang (Spätmittelchin. yaŋ) Prinz || prens; König || kral (s./bk. Mo. vang) (→ 2 oŋ)
w(a)rž < Sogd. wrz (~ wrzʾ) Wunder, Zauber || mucize, hayret, büyü, sihir
w(a)rž ba- Wunder wirken, einen Zauber bewirken, einen Zauber anwenden || büyü yapmak, büyü uygulamak eylemeylem
wasti (br) << Skt. vasti Klistier || lavman, şırınga
wen < chin. 䲒 yuan (Spätmittelchin. yanˋ) Halle, Hof, Kolleg || hol, avlu, ders takriri, yüksek okul (→ ven)
w(e)pinče < Sogd. wpʾnckʾ (m) Schalttage || artık günler
wıtse < Chin. 䕯ᆀ yu zi (Spätmittelchin. jyă tsẓˊ) Sänfte || tahtırevan
wıtse kötürgü Sänfte2 || tahtırevan2
wičin ~ w(i)čin Fackel || meşale; Blitz || şimşek, yıldırım
vičin oot Fackelfeuer || meşale ateşi
wičinig yarut- yaltrıt- Fackel glänzen lassen2 || meşaleyi parlatmak2 eylemeylem
w(i)hezišn < MP wihēzišn (m) Gebet, Bitte || dua, rica; Bewegung || hareket
Bir Cevap Yazın