| gölgeler dünyası | دنیای سایهها |
| gece, ölük orukta gölgelerimiz, yokuş aşağı, bizden kaçarcasına, bizden uzağa, kayan ay ışığının yatlı kığında soğuk, ağır asma dallarında yumuşakça akışır birbirine gece, ölük orukta ıparlı toprağın sükûtu içre sabırsız, dolanır birbirine bazen gölgelerimiz dün geceki çiy meyinden esrik çiçeklerleyi sanki, o acı kaçışlarında bizden, hiç söylemediğimiz ezgileri; öfkeyle göğsümüzün sessizliğine sürdüğümüz ezgileri mırıldanır şevkle ama uzaklarda o gölgelerden habersiz gönül bağlarının öyküsünden ayrılıklarından ve kavuşmalarından yorgun bedenlerimiz kendi durgunluğu içre biçim verir yaşama gece, ölük orukta ah, kaç kez sordum kendime yaşam, gölgelerimizde mi esrinir? azı biz de kendi gölgelerimizin gölgeleri miyiz? ey karaŋı dalgalarla değremde değzinen binlerce avare ruh hani gölgem? korkunun nuru parıldıyor suskun çığlığımın bolurunda hani gölgem? hani gölgem? istemem kendimden bir an cüda kalsın gölgem istemem uzağımda süzülsün, geçitler üzre azı yorgun ağır düşsün yoldan geçenlerin ayakları altına o niçin kendini bulma yoluna koyulsun yüz yüze gelsin kapıların mühürlü dudaklarıyla? niçin dürtsün tenini evlerin kapı duvarına? niçin umutsuzluktan tumlu, yad bir diyara varmalı? ah, ey güneş gölgemi niçin benden dûra koydun sana ayıtırım karanlık taŋ mı bengi mi? sın bir zindan mı azı bir özgürlük öŋü mü? gecenin imiri nedir? gece, hangi kara tının gölgesidir? ne der? ne söyler? yorgun, aylak, aygın koşuyorum sonsuz sorular oruğunda Ad-: Aklı karışık olmak, kafası karışmak; değişmek, başkalaşmak. Yakın anlamlıları: Adın- (şaşırmak, sarsılmak), Alvır- (delirmek, kafası karışık olmak). Ayıtmak (Ayıt-): Sormak, bilgi almak, danışmak, izin istemek; söylemek, anlatmak Sözlä- (söylemek, anlatmak) Azı, Azu veya, yoksa, ya da Bengi (Mäŋi / Mäŋü): Sevinç, mutluluk, Ögrünč (sevinç, neşe) Bolur (Kristal): Moğolca kökenli olarak billur veya kristal Tägzin– (dönmek, dolaşmak), Ävril- (dönmek, çark etmek). Çizginmek: Bir şeyin etrafında dönüp durmak, tereddüt etmek Değre (Tägrä): Çevresinde, etrafında, çevresi, dört bir tarafı; çevre, etraf. Dûr: Sanskritçe dūra kelimesinden gelen “uzak” manasındaki kavramdır; Eski Türkçe karşılığı ırak (uzak) sözcüğüdür. Esrik (Äsür-): Sarhoş, sarhoş olmuş; mest olmak, hayran kalmak. Yakın anlamlıları: Südremek (sarhoş olmak, esrimek), Mun- (şaşkın olmak). | شب بهروی جادۂ نمناک سایههای ما ز ما گوئی گریزانند دور از ما در نشیب راه در غبار شوم مهتابی که میلغزد سرد و سنگین بر فراز شاخههای تاک سوی یکدیگر بنرمی پیش میرانند شب بهروی جادۂ نمناک در سکوت خاک عطرآگین ناشکیبا گه به یکدیگر میآویزند سایههای ما … همچو گلهائی که مستند از شراب شبنم دوشین گوئی آنها در گریز تلخشان از ما نغمههائی را که ما هرگز نمیخوانیم نغمههائی را که ما با خشم در سکوت سینه میرانیم زیر لب با شوق میخوانند لیک دور از سایهها بیخبر از قصهٔ دلبستگیهاشان از جدائیها و از پیوستگیهاشان جسمهای خستهٔ ما در رکود خویش زندگی را شکل میبخشند شب بهروی جادۂ نمناک ای بسا من گفتهام با خود «زندگی آیا درون سایههامان رنگ میگیرد؟ یا که ما خود سایههای سایههای خویشتن هستیم؟» ای هزاران روح سرگردان گرد من لغزیده در امواج تاریکی، سایهٔ من کو؟ «نور وحشت میدرخشد در بلور بانگ خاموشم» سایهٔ من کو؟ سایهٔ من کو؟ من نمیخواهم سایهام را لحظهای از خود جدا سازم من نمیخواهم او بلغزد دور از من روی معبرها یا بیفتد خسته و سنگین زیر پای رهگذرها او چرا باید به راه جستجوی خویش روبرو گردد با لبان بستهٔ درها؟ او چرا باید بساید تن بر در و دیوار هر خانه؟ او چرا باید ز نومیدی پا نهد در سرزمینی سرد و بیگانه؟! آه …. ای خورشید سایهام را از چه از من دور میسازی؟ از تو میپرسم: تیرگی درد است یا شادی؟ جسم زندانست یا صحرای آزادی؟ ظلمت شب چیست؟ شب، سایهٔ روح سیاه کیست؟ او چه میگوید؟ او چه میگوید؟ خسته و سرگشته و حیران میدوم در راه پرسشهای بیپایا İmirt / İmir: Karanlık, kasvetli; karanlık, alaca karanlık, şafak, tan, gün ağarması. Karaŋı (Karaŋgu): Karanlık, koyu Kığ: toz -Leyi (-Layu / -Cileyin): Tarz, benzetme, “… gibi”, “… kadar” işlevlerinde kullanılan yapıdır; “altunlayu” (altın gibi) veya “bencileyin” (benim gibi) Osuglug (gibi, benzer), Täg (gibi). Mey: Şarap, : Bor (şarap), Süci (şarap). Oruk: Yol, dar yol, patika, geçit. Ölümek: Islanmak. Yakın anlamlıları: Öli- (ıslanmak, nemli olmak) Öŋ: çöl, kar çölü, el değmemiş bölge, ıssızlık; Taŋ: Dert, keder, sıkıntı, can sıkıntısı, . Tın: Nefes, soluk, ruh, nefes alış, hayat, yaşam; Tumlu (Tumlıg): Soğuk, buz gibi; devamlı soğuk kalan, soğukluk Türtmek (Türt-): Sürtmek, üstüne sürmek, merhem sürmek, yaymak; sıvıyı çalkalama aletiyle karıştırmak.). Yad : yabancı Yatlı (Yatlu): Kötü, şom, adi, fena |
Bir Cevap Yazın