Gölgeler Dünyası, دنیای سایه‌ها, Füruğ Ferruhzad, Türkçe, Farsça

gölgeler dünyasıدنیای سایه‌ها
gece, ölük orukta
gölgelerimiz, yokuş aşağı,
bizden kaçarcasına, bizden uzağa,
kayan ay ışığının yatlı kığında

soğuk, ağır asma dallarında
yumuşakça akışır birbirine

gece, ölük orukta
ıparlı toprağın sükûtu içre
sabırsız, dolanır birbirine bazen
gölgelerimiz
dün geceki çiy meyinden esrik çiçeklerleyi
sanki, o acı kaçışlarında bizden,
hiç söylemediğimiz ezgileri;
öfkeyle göğsümüzün sessizliğine sürdüğümüz ezgileri
mırıldanır şevkle

ama uzaklarda o gölgelerden
habersiz gönül bağlarının öyküsünden
ayrılıklarından ve kavuşmalarından
yorgun bedenlerimiz kendi durgunluğu içre
biçim verir yaşama
gece, ölük orukta
ah, kaç kez sordum kendime
yaşam, gölgelerimizde mi esrinir?
azı biz de kendi gölgelerimizin gölgeleri miyiz?

ey karaŋı dalgalarla değremde değzinen
binlerce avare ruh
hani gölgem?
korkunun nuru parıldıyor suskun çığlığımın bolurunda
hani gölgem?
hani gölgem?

istemem
kendimden bir an cüda kalsın gölgem
istemem
uzağımda süzülsün, geçitler üzre
azı yorgun ağır düşsün
yoldan geçenlerin ayakları altına
o niçin kendini bulma yoluna koyulsun

yüz yüze gelsin
kapıların mühürlü dudaklarıyla?
niçin dürtsün tenini
evlerin kapı duvarına?
niçin umutsuzluktan
tumlu, yad bir diyara varmalı?
ah, ey güneş
gölgemi niçin benden dûra koydun
sana ayıtırım
karanlık taŋ mı bengi mi?

sın bir zindan mı azı bir özgürlük öŋü mü?
gecenin imiri nedir?
gece,
hangi kara tının gölgesidir?

ne der?
ne söyler?
yorgun, aylak, aygın
koşuyorum sonsuz sorular oruğunda



Ad-: Aklı karışık olmak, kafası karışmak; değişmek, başkalaşmak. Yakın anlamlıları: Adın- (şaşırmak, sarsılmak), Alvır- (delirmek, kafası karışık olmak).
Ayıtmak (Ayıt-): Sormak, bilgi almak, danışmak, izin istemek; söylemek, anlatmak Sözlä- (söylemek, anlatmak)
Azı, Azu veya, yoksa, ya da
Bengi (Mäŋi / Mäŋü): Sevinç, mutluluk, Ögrünč (sevinç, neşe)
Bolur (Kristal): Moğolca kökenli olarak billur veya kristal
Tägzin (dönmek, dolaşmak), Ävril- (dönmek, çark etmek). Çizginmek: Bir şeyin etrafında dönüp durmak, tereddüt etmek
Değre (Tägrä): Çevresinde, etrafında, çevresi, dört bir tarafı; çevre, etraf.
Dûr: Sanskritçe dūra kelimesinden gelen “uzak” manasındaki kavramdır; Eski Türkçe karşılığı ırak (uzak) sözcüğüdür.
Esrik (Äsür-): Sarhoş, sarhoş olmuş; mest olmak, hayran kalmak. Yakın anlamlıları: Südremek (sarhoş olmak, esrimek), Mun- (şaşkın olmak).


شب به‌روی جادۂ نمناک
سایه‌های ما ز ما گوئی گریزانند
دور از ما در نشیب راه
در غبار شوم مهتابی که میلغزد

سرد و سنگین بر فراز شاخه‌های تاک
سوی یکدیگر بنرمی پیش میرانند

شب به‌روی جادۂ نمناک
در سکوت خاک عطرآگین
ناشکیبا گه به یکدیگر میآویزند
سایه‌های ما …
همچو گلهائی که مستند از شراب شبنم دوشین
گوئی آنها در گریز تلخشان از ما
نغمه‌هائی را که ما هرگز نمیخوانیم
نغمه‌هائی را که ما با خشم
در سکوت سینه میرانیم
زیر لب با شوق میخوانند

لیک دور از سایه‌ها
بی‌خبر از قصهٔ دلبستگی‌هاشان
از جدائیها و از پیوستگی‌هاشان
جسمهای خستهٔ ما در رکود خویش
زندگی را شکل می‌بخشند
شب به‌روی جادۂ نمناک
ای بسا من گفته‌ام با خود
«زندگی آیا درون سایه‌هامان رنگ میگیرد؟
یا که ما خود سایه‌های سایه‌های خویشتن هستیم؟»

ای هزاران روح سرگردان
گرد من لغزیده در امواج تاریکی،
سایهٔ من کو؟
«نور وحشت میدرخشد در بلور بانگ خاموشم»
سایهٔ من کو؟
سایهٔ من کو؟

من نمیخواهم
سایه‌ام را لحظه‌ای از خود جدا سازم
من نمیخواهم
او بلغزد دور از من روی معبرها
یا بیفتد خسته و سنگین
زیر پای رهگذرها
او چرا باید به راه جستجوی خویش

روبرو گردد
با لبان بستهٔ درها؟
او چرا باید بساید تن
بر در و دیوار هر خانه؟
او چرا باید ز نومیدی
پا نهد در سرزمینی سرد و بیگانه؟!
آه …. ای خورشید
سایه‌ام را از چه از من دور میسازی؟
از تو میپرسم:
تیرگی درد است یا شادی؟

جسم زندانست یا صحرای آزادی؟
ظلمت شب چیست؟
شب،
سایهٔ روح سیاه کیست؟

او چه میگوید؟
او چه میگوید؟
خسته و سرگشته و حیران
میدوم در راه پرسشهای بی‌پایا



İmirt / İmir: Karanlık, kasvetli; karanlık, alaca karanlık, şafak, tan, gün ağarması.
Karaŋı (Karaŋgu): Karanlık, koyu
Kığ: toz
-Leyi (-Layu / -Cileyin): Tarz, benzetme, “… gibi”, “… kadar” işlevlerinde kullanılan yapıdır; “altunlayu” (altın gibi) veya “bencileyin” (benim gibi) Osuglug (gibi, benzer), Täg (gibi).
Mey: Şarap, : Bor (şarap), Süci (şarap).
Oruk: Yol, dar yol, patika, geçit.
Ölümek: Islanmak. Yakın anlamlıları: Öli- (ıslanmak, nemli olmak)
Öŋ: çöl, kar çölü, el değmemiş bölge, ıssızlık;
Taŋ: Dert, keder, sıkıntı, can sıkıntısı, .
Tın: Nefes, soluk, ruh, nefes alış, hayat, yaşam;
Tumlu (Tumlıg): Soğuk, buz gibi; devamlı soğuk kalan, soğukluk
Türtmek (Türt-): Sürtmek, üstüne sürmek, merhem sürmek, yaymak; sıvıyı çalkalama aletiyle karıştırmak.).
Yad : yabancı
Yatlı (Yatlu): Kötü, şom, adi, fena




Bir Cevap Yazın

Altinok Translation sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin